Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
Yazışmalar


Siz de Sual Gönderebilirsiniz...
Sual:
Meşhur hadisi inkâr küfr müdür?

Cevap;
Her nesilde yalan üzerinde ittifak etmesi mümkün olmayan birden fazla râvînin rivâyet ettiği hadislere, mütevâtir hadîs denir. Bunları inkâr küfrdür. Mahzen-i Ulûm’da da diyor ki: “Hadis-i meşhur, asr-ı evvelde ahaddan mervi olan ve asr-ı sânide iştihar eden hadîs-i şerîfdir. Yani hadis-i meşhur bir kimsenin Resûl-i ekremden sallallahü teala aleyhi ve sellem hazretlerinden ve o kimseden dahi bir cemaatin ve o cemaatten dahi diğer cemaatin istimâ etdiği hadîs-i şerîfler olup, mütemessik olan kimse de intiha edinceye kadar bu veçhiyle rivâyet olunmuşdur ki, o cemaatin kizb üzerine tevâtu ve ittifakı tasavvur olunmaz. Ve o misillü hadis-i şerif ulema-ı kiram hazeratı canibinden telakki-i bilkabul bulunmuşdur. Hadis-i meşhur, hakk-ı amelde ‘haber-i mütevâtir’ menzilesindedir. ‘Hadîs-i mütevâtir’ ile ‘hadîs-i meşhûr’ beyninde olan fark, hadîs-i mütevâtirin câhidine bilittifak küfr nisbet olunmakdan; ‘hadîs-i meşhûr’un câhidine küfr nisbet olunmak sureti ile muhtelifün fih olmakdan ibaretdir. Esâh olan suret ‘hadis-i meşhur’un câhidine dahi küfr nisbet olunmakdan ibaretdir.”
Tecrid-i Sarih şerhinde diyor ki: “Hadis-i meşhurun hükmü ekseriyete göre haber-i aziz ve haber-i garib ile bu nevilere dâhil olmayan haber-i vâhid gibi ilm-i zannî ifade etmektir. Cessas ile Hanefiyyeden bir cemaate göre ilm-i yakîn ifade ederse de bu yakîn nazaridir. Yani bilistidlal hâsıl olur. Bundan dolayı da münkiri ikfâr olunmaz. Bu ihtilaf, haber-i meşhurun mütevâtir aksâmından addedilib edilmemesi hakkındaki ihtilafdan neş’et etmiştir. İmam Muhammed’in ashâbından Îsâ bin Ebân’a göre ise haber-i meşhur ilm-i yakîn değil, ilm-i tümâninet ifade eder. Ve haber-i vâhidin fevkinde ve haber-i mütevâtirin dûnunda bir mertebededir. Kâdi Ebu Zeyd ile âmme-i müteahhirînin de muhtarı budur.”
İbni Âbidin hazretleri “Mesh meşhur sünnetle meşru olmuştur. Binaenaleyh onu inkâr eden bid'atçı, ikinci re'ye göre kâfir olur. Tuhfe nam eserde meshin icmâ' ile, hatta tevâtürle sabit olduğu bildirilmiştir” ibâresini izah ederken meşhur hadis hakkında der ki: “Usul-i hadis ilmine göre, meşhur ravilerin her tabakasında ikiden fazla kimselerin rivayet ettiği, fakat tevâtür derecesine ulaşmayan hadistir. Usul-i fıkh ilmine göre ise; birinci asırda, yani sahabe devrinde haber-i vâhid iken, sonraki asırlarda yalan üzerine ittifakları düşünülemeyen bir cemaat tarafından nakledilen hadistir. Birinci asırda da böyle bir cemaat tarafından rivayet olunursa, o hadis, mütevâtirdir. Birinci ve ikinci asırlarda da bu şekilde rivayet edilmezse, haber-i vâhiddir. Bundan anlaşılır ki, usul ulemasına göre meşhur, haber-i vâhidlerle mütevâtirleri taksim eden bir asıldır. Hadis ulemasına göre ise haber-i vâhidlerin bir kısmıdır ve tevâtür derecesine varmayan hadistir. İnkârcısının bid'atci mi, yoksa kâfir mi sayılacağı hususunda ihtilaf edilen, meşhur usulcülerin ıstılahına göre olan meşhurdur; hadis ulemasına göre olan değildir. ‘İkinci reye göre kafir olur’ ifadesinden murad; meşhur, tevâtürün bir kısmı sayıldığına göredir. Lakin Tahrir'de: ‘Hak şudur ki, meşhurun aslı haber-i vâhid olduğu için, onu inkâr eden bilittifak tekfir edilemez. Onu inkâr, Peygamber aleyhisselâmı yalanlamak değil, müctehidlere hata isnad olduğu için dalâlettir’ denilmiştir.”
Netice itibariyle, mütevatir hadisin inkârının inkârında bile ihtilaf edilmiştir. Dinin zaruriyatını bildiren mütevâtir hadisi inkâr küfr; değilse bid’attir. Bazı usul uleması, meşhur hadisi de, mütevâtir hadise ilhak ettiği için, bunlara göre de meşhur hadisin inkârı, mütevâtir hadisin inkârı gibidir. Ama ekseriyete göre böyle değildir.

    Geri Dön