Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
Yazışmalar


Siz de Sual Gönderebilirsiniz...
Sual:
"Kızılay, İhlâs vakfı gibi yardım teşkilâtı, dînin (Hibe) ahkâmına tâbi’dirler. Vakf değildirler. Çünki, altın ve kâğıd liralar vakf edilince, kimsenin mülkü olmazlar. Yardım cem’ıyyetlerine teberru’ edilen malları, paraları ise, alâkalı me’mûr kabz edince, cem’ıyyet reîsinin mülkü olur. Cem’ıyyetde çalışan me’mûrlar, cem’ıyyet reîsinin vekîlleridir." Şu halde bir vakfa yapılan teberruyu, o vakıfta çalışan biri teslim alsa, vakfın reisinin mülkü olduğu mu anlaşılır?

Cevap;
Evet. Ama burada kastedilen mülk, şer’î hukuktaki mülk ile birebir aynı değildir. İbareden de anlaşıldığı gibi bu, şartlı hibedir. Dârülharbde İslam hukukuna göre vakfın çalışması kolay olmadığı için, vakıf ve cemiyetler (dernekler), bu usule göre hareket ederler Yani vakfa veya cemiyete yapılan bağış, hükmen cemiyetin veya vakfın reisine yapılmış hibe gibidir. Ancak reis bunu kendi hususi işine harcayamaz; miras bırakamaz. Cemiyetin veya vakfın maksatları çerçevesinde dilediği gibi kullanır. Yeni bir reis seçildiği zaman veya öldüğü zaman bu hibeler yeni reise intikal eder. Eski reis ona devreder. Hakikî mülk olsaydı, miras kalması veya dilediği gibi harcayabilmesi lâzımdı. Beytulmalde halifenin tasarrufu gibidir.

    Geri Dön