Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
Yazışmalar


Siz de Sual Gönderebilirsiniz...
Sual:
İrade-i seniyye ile ferman arasında ne fark vardır?

Cevap;
Her ikisi de aynı mânâya kullanılmıştır. İrade-i seniyye, padişahın iradesi demektir. Ferman ise bu iradenin yazıldığı resmî evrakın adıdır. Padişah, icraî kararlarını fermân, bitiğ, hükm-i şerif, irade-i seniyye gibi isimler taşıyan resmî vesikalar vâsıtasıyla ısdâr ederdi. Muhtelif dairelerden sadrâzamlığa gelen tezkireleri sadrâzam uygun bulursa mütâlaasıyla beraber padişaha arzederdi. Padişah da bu arzlara şifâhî ve bazen yazılı cevap vererek iradesini belirtirdi. Yazılı cevap bu mütâlaanın bulunduğu telhisin üzerine imzâsız olarak yazılırdı. Bazen de bir talep olmaksızın re’sen yazılan yazılara beyaz üzerine hatt-ı hümâyun denirdi. Bazen de divan tarafından hazırlanan fermânlara padişah işin ehemmiyetine göre el yazısı ile fermânın içindekileri teyid eden mûcebince amel oluna! gibi yazılar yazardı. Buna hatt-ı hümâyun ile müveşşah fermân denirdi. 1832 senesinden itibaren padişahlar hatt-ı hümâyun ile emir vermekten kaçınmışlar; bunlar sadrâzam tayini, şehzâde veya sultan doğumu gibi çok mahdut hallere inhisar etmiştir. Bu tarihten sonra arz (istizan) tezkiresi denilen sadrıâzam telhisleri, padişaha değil mâbeyn başkâtibine hitâben yazılmış; başkâtib bunu padişaha okuduktan sonra padişahın şifahî iradesini kendi ağzından muhatabına yazmaya başlamış; buna irade-i seniyye denilmiştir. İradeler yalnız sadrıâzamlara değil, alâkalı nâzırlara da tebliğ olunurdu. 1908’e kadar nâzırlar maruzatta bulunup irade-i seniyye tebellüğ edebilirdi; II. Meşrutiyet’ten sonra maruzat münhasıran sadrıâzam tarafından yapılır olmuştur.

23 Aralık 2011 Cuma

    Geri Dön