Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
Yazışmalar


Siz de Sual Gönderebilirsiniz...
Sual:
Popüler iki hoca arasında ihtilaf mevzuu olan Regâib gecesi namazı hakkında ne söylersiniz?

Cevap;
Evvelemirde söylemek gerekir ki, terâvih, hüsûf ve küsûf (ay ve güneş tutulması) dışındaki nâfile namazlar, cemaatle kılınmaz. Üç kişinin kimseye ilan etmeden cemaatle kılması câizdir. Dört kişinin ihtilaflıdır. Regâib namazının da cemaatle ve herkese duyurarak kılmanın bid’at olduğu anlaşılıyor.

Regâib gecesi namazı için ulema farklı farklı söylemiştir. En güzel ve net sözü Hanefî mezhebinin en kıymetli fıkıh kitaplarından İbni Âbidin söylüyor: “Receb ayının ilk Cuma gününde kılınan Regâib namazı için toplanmanın kerih ve bid’at olduğu anlaşılmaktadır”. Şu halde cemaatle ve herkese duyurarak olmadıktan sonra 1000 rek’atlik Regâib ve başka nâfile namazları kılmakta mahzur yoktur. Kazâsı olanın zaten nâfile kılması uygun değildir. Daha hayırlı bir işle, meselâ ilim veya emr-i marufla meşgul olmak, çoluk çocuğuna faideli bir iş yapmak, mesela ders okutmak, bu nâfileden de hayırlıdır.

Öte yandan Regâib gecesi ve namazı ile alakalı hadis, mevzu hadis değil, ama zayıf hadis olabilir. Nevâfil ve fadâilde bunlarla amel caizdir. İmam Gazalî, İslâm ulemasının en büyüklerindendir ve kitapları çok kıymetlidir. Hizmeti ise pek çoktur. Bütün sonra gelen İslam uleması ve müslümanlar bunu söylemiştir. Onun kitabına alıp yazdığı hadislere çalakalem mevzu dememelidir. En fazla zayıf olabilir ki nâfileler için zayıf hadis ile amel edilir. Farz veya haram, zayıf hadisle değil, (Hanefî’de) tek kişinin bildirdiği sahih hadis ile bile sâbit olmaz.

Amellerde, muhaddislerin değil, fakihlerin sözü muteberdir. Bir hadîs-i şerif için sahih, hasen, zayıf ve mevzu diyen âlimler olabilir. Bu bir ictihad ve tercih meselesidir. Her hadis âliminin, hadislerin kritiği için tesbit ettiği farklı kriterler olabilir. Biri müteşeddid (ağır); diğeri mutavassıt (orta); bir diğeri de daha mütesâhil (hafif) kıstaslar arayabilir. Bir hadis âlimi, sened veya metin tedkiki ile, bir hadisin mevzu olduğunu söylerse, bu benim mezhebime (ictihadıma) göre mevzudur demek ister. Bu sözü, başka âlimleri bağlamaz. Bu, usul-i hadis meselesidir. İmam Ebu Hanife’nin sahih görüp, üzerine farz veya haram bina ettiği nice hadis-i şerifler vardır ki, İmam Şâfiî mezhebinde farz veya harama delil alınmamıştır. Aksi de vâriddir. Bir fakih, bir hadis-i şerifi kitabına yazmışsa ve ona bir hüküm bina etmişse, buna itibar olunur.

İmam Gazâlî hazretlerinin fıkıh ve kelâmda büyük bir müctehid olduğu herkesçe müsellemdir. Böyle bir zâtın, hadis ilminde, hele nakd-i ricâlde zayıf olduğunu söylemek aklın kabul edeceği bir şey değildir. Bir kere ictihad tecezzi kabul etmez, yani bölünmez. Fıkıhta müctehid olan, hadis ilminde haydi haydi müctehid sayılır. Zira müctehid fakihin derecesi, muhaddisten elbette yüksektir. Nitekim A’meş’in İmam Ebu Hanife’ye söylediği, “Biz muhaddisler eczacı gibiyiz; siz fakihler ise tabib gibisiniz. Yani tabib olmadan eczacının ilacı ne işe yarar?” sözü meşhurdur.

30 Ağustos 2015 Pazar

    Geri Dön