Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
SÜRGÜNÜN SON ŞÂHİDİ

21 Ocak 2019 Pazartesi

Etrafımdaki herkes ağlıyordu. Nezle olmuşlar deniyordu. Altı yaşındaydım. Anormal bir şey olduğunu hissettim.” Böyle diyordu Bilûn Hanımsultan ailesiyle sürgüne gönderilirken.

Sultan Hamid’in çok sevdiği biraderi Burhaneddin Efendi genç yaşta veremden öldü. Yegâne çocuğu İbrahim Tevfik Efendi’yi Sultan Hamid kendi çocuğu gibi büyüttü. Ömrünü sürgünde sefalet içinde tamamlayan Tevfik Efendi’nin de yedi çocuğu vardı. Bunlardan en küçüğü Osman Bayezid Efendi, önceki hanedan reisi idi.

Büyük kızı Fatma Zehra Sultan (1895-1965), 1917’de Sakızlı Kâzım Paşa’nın oğlu diplomat Selâmi Süleyman Bey ile evlenmişti. Plevne gazilerinden Kâzım Paşa, Şam ve Hicaz valisiydi. Selâmi Bey, ailede herkesin sevdiği iyi huylu bir damat idi. Ertesi sene kızları Bilûn Hanımsultan dünyaya geldi. Bilûn (Bülûn), Farsça köle manasına gelir. Tevazu maksadıyla böyle isimler koymak âdettir. Nizârî divanınında da geçen bu ismi, Kâzım Paşa koymuştu.


Müşir Kâzım Paşa ve oğulları


Fatma Zehra Sultan ve ailesi

Nezle olmuşlar

Ailenin saadeti uzun sürmedi. 1924 tarihinde, halifelik kaldırılıp, Osmanlı hânedanı sürgün edildi. Fatma Sultan, zevci, 6 yaşındaki kızları Bilûn Hanımsultan ve çocuğun dadısı Hadice Vedia Kalfa ile gurbete çıktılar. Bîlûn Hanımsultan sürgüne çıkışlarını şöyle anlattı: “Herkes ağlıyordu. Büyükannem, büyükbabam, geride kalan insanlar, hep ağlıyordu. Bana da diyorlardı ki herkes nezle olmuş. Çocuktum ama, hissettim ki bir şey var!”

Bilûn Hanımsultan derdi ki: “2-3 gün mühlet verdiler. Kimse nereye gideceğini bilmiyor. Soracak, danışacak zaman yok.” Onlar da vapurla Köstence’ye, oradan Bükreş’e gittiler. Burada 6 ay oturdular. Paraları bitince, yanlarında getirdikleri kıymetli eşyaları yok pahasına satarak geçindiler.

Bilûn Hanımsultan anlattı: “Ayrılırken, iki sepet gümüşü, bin liraya sattık. Bunları arabayla götürürlerken ağladım. Dadım, sepetten bir tepsi olsun almak için yalvardı; ama kabul etmediler; başımıza iş getirir dediler. Kaç kişi olurlarla olsunlar, her aileye 1000 lira vermişlerdi. Bu para ile bir aile nasıl idare eder? Ben olsam almazdım. Keşki vermeyeydiler” derdi.


Burhaneddin ve İbrahim Tevfik (sağda) Efendi

Kalb dayanır mı?

Dışarı para çıkartmak o zaman çok zordu. Kâzım Paşa, arada bir para gönderdi. Sonra Paris’e geçip 1 sene; ardından Nice’te 1,5 sene kaldılar. Kâzım Paşa, Filistin’deki mülkünün başına gidip oturmalarını teklif edince kabul ettiler. Hicaz Demiryolu, Paşa’nın valiliği zamanında yapılmıştı. Hatta Hayfa’da bir istasyon, paşanın adını taşıyordu. Selâmi Bey’in gençliği burada geçmişti.

O zaman burası İngiliz işgalinde idi. Çok güzel bir Akdeniz şehri olan Hayfa’da Alman Kolonisi denilen mıntıkada oturdular. Fatma Sultan, burada oğlu Yavuz Bey’i doğurdu (1928) ki hayattadır. Bilûn Hanımsultan, Hayfa’da 17 yaşına kadar Dame de Nazareth mektebine devam etti. Almanca yanında, Fransızca da öğrendi.

Bilûn Hanımsultan anlattı: “İngiliz nereye gitse, ayağı uğursuzdur, bir mesele çıkar. Ne zaman Hindistan’a gittiler, darmadağın oldu. ‘Parçala-hükmet!’ prensipleridir”. İngilizler çekilip, mıntıkanın Yahudi kontrolüne geçeceği anlaşılınca rahatları kaçtı. 1939’da ailenin çoğunun yaşadığı Beyrut’a geçtiler. Herkesin sevdiği neşeli Fatma Sultan’ın evi, aile mensuplarının buluşma yeriydi. Damad Selâmi Bey, 1945’te vefat etti.

Hanımların sürgünü 1952’de kaldırıldı. Her fırsatta “İstanbul! Boğaziçi!” diye inleyen Fatma Sultan hemen döndü. 27 Ağustos 1954 tarihinde Türk vatandaşlığına alındı. Kırgınlığını hâlâ muhafaza eden Bilûn Hanımsultan hemen gitmedi. 1965’te annesiyle İstanbul’a gitti. Fatma Sultan, İstanbul’da kaldığı otelde kalpten vefat etti. Sultan II. Mahmud Türbesi hazîresindedir.


Bilûn Hanımsultan

İki sürgün

Bilûn Hanımsultan, vatansız yaşadı; hiç Lübnan vatandaşı olmadı. 1940’ta Kudüs’te Hasan Cârullah ile evlendi. 1948’de boşandı. Bu mevzuda asla konuşmazdı. Çünki, söylemek istediğini söylerdi, istemediğini değil.

Lübnan’da iç savaş çıkınca (1975), Beyrut’u terk etmesini tavsiye edenlere, “İki defa sürgün yaşadım. Üçüncüsü için çok yaşlıyım” dedi ve şehirde kaldı. Tepelerinde bombalar patlarken yaşadılar. Şöyle anlattı: “Bir gün yürüyüşe çıkmıştım. Beyrut fenerine işaret veriyor diye bomba attılar. Bir dakika evvel ben oradaydım. Allah korudu.”

1989’da yerleşmek maksadıyla İstanbul’a gitti; ama kızı Nâhide Hanım’ın vatandaşlık talebi sebepsiz reddedilince çok kırıldı; ağlayarak Beyrut’a döndü. Hiç evlenmeyen kızıyla yaşadı. Kızı da, annesine ihtimamla baktı.

Sürgüne yollanan hânedan ferdlerinden en son vefat eden Bilûn Hanımsultan olduğu gibi, en çok yaşayan ferdi de odur. 17 Ocak’ta 101 yaşında çok sevdiği Beyrut’ta Zarif semtindeki evinde vefat etti. Ertesi gün Basta Câmii’nde kılınan Cuma namazının ardından Bâşûra kabristanına defnedildi. Allah rahmet eylesin. Hastalığında ziyarete gelen ve cenazeye iştirak eden Türk sefirinin alâkası da takdire değerdir.


İnanayım mı?

Açık sözlü, ciddi, ama yerine göre esprili bir hanımdı. Kendisine bu muameleyi reva görenlere olan hıncıyla yaşadı. “Sürgün? Çirkin bir kelime… Osmanlılar bunu hak etmemişti” derdi. Memleketine kırgın olduğunu her fırsatta söyler; “Doğrusunu isterseniz, vatandan bir şey anlamadık ki” derdi.

Birkaç ay evvelki son görüşmemizde bile, hâlâ kırgın olduğunu beyan edip, “Niye böyle yaptılar? Ellerine ne geçti? Sonra her şeyi ellerine yüzlerine bulaştırdılar. Hiçbir şey söyleyemem, ne iyi ne kötü, susayım daha iyi” demişti. “Şimdi sizleri seven çok” dedim de, “İnanayım mı?” diyerek yüzüme baktı. “İnşallah pastırma yazı gibi güzel günler gelir” dedim; “Ona hiç ümidim yok. Olan oldu; daha kötüsü olmasa” diye cevap verdi.


Bilûn Hanımsultan’ın dünyaya geldiği Göztepe’deki köşk. Kâzım Paşa zengindi. Büyükada'daki Splendid Han'ı, kızı Neyyire Hanım’a; Hayfa istasyonu karşısındaki han da Selâmi Bey'e düştü. Göztepe’deki köşk Londra sefiri Ferid Bey’in eline geçti. O da parselleyip sattı. Bilûn Hanımsultan der ki: “İstanbul’a gittiğimde aradım, konak falan kalmamıştı.”


“Sürgünün Son Tanığı” adlı, Kerime Şenyücel’in hazırladığı TRT dokümanterinin galasında Sultanzâde Yavuz Alpan ile Bey ile. Yavuz Bey, 1928’de Hayfa’da dünyaya geldi. Elektrik mühendisliği tahsil etti. 1986’da Türk vatandaşlığına müracaat etti ise de üç sene sonra gerekçesiz reddedildi. Son yıllarda vatandaşlık alabildi.

 

Bilûn Hanımsultan'ın cenazesi


 Önceki Yazılar
24.06.2019 - VAKTİYLE İSTANBUL’DA BELEDİYE İŞLERİ

17.06.2019 - PİRİ REİS’İN İDAMININ PERDE ARKASI

10.06.2019 - SULTAN HAMİD’İN AÇLIKTAN ÖLEN ŞEHZÂDESİ: AHMED NURİ EFENDİ

03.06.2019 - ASIRLAR EVVELİNDEN RESULULLAH’A MEKTUP YAZAN HÜKÜMDAR

27.05.2019 - HAZRET-İ PEYGAMBER’İN MÜTEVAZI MUHTEŞEM SOFRASI

20.05.2019 - “HALANIZ OLAN HURMAYA HÜRMET EDİNİZ!”

13.05.2019 - BERLİN’DE HÂKİMLER VAR

06.05.2019 - BAHAR GELDİ NİHAYET: HIDIRELLEZ

29.04.2019 - CEZAYİR KARŞILAMASI - Fransız sömürgesinden Sovyet peykine

22.04.2019 - "BEN VÂLİYİM, EŞKIYA DEĞİL!" - OSMANLILAR, ERMENİ MESELESİ İLE NASIL YÜZLEŞTİ?

Diğer makaleler için tıklayınız...