Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
ANKARA MECLİSİ DUALARLA, KURBANLARLA AÇILMIŞTI

23 Nisan 2018 Pazartesi

23 Nisan 1920’de vatanı düşmandan, padişahı esaretten kurtarmak üzere açılan Ankara Meclisi, birkaç sene sonra padişahın da ipini çekmişti.

1918, Osmanlı Devleti’nin felâket yılıdır. Ordu mağlup olmuş; İstanbul ve bazı Anadolu şehirleri fiilen işgal edilmiş; meclis feshedilmiştir. Halk galeyan hâlinde; düşmana mukavemet için cemiyetler toplamaktadır. Saray, bu cemiyetleri tek elden idare ederek, müttefiklere karşı elinde bir koz tutmayı düşünmektedir. Bu işi yapmak için Anadolu’ya gönderilmek üzere seçilen kişi, padişahın yaverlerinden, yani askerî müşavirlerinden Mustafa Kemal Paşa’dır.

Anadolu mukavemeti, Müdafaa-ı Hukuk Cemiyeti adıyla birleşti. Sivas Kongresi’nde Kemal Paşa riyasetinde bir temsil heyeti seçildi. Ankara hükümetinin nüvesi budur. Ayrıca seçimlerin yenilenmesi kararı çıktı. Ancak temsil heyeti, içten içe seçime karşıydı. Zira yeni meclis toplanınca, temsil heyetinin işi bitecekti. Bu sebeple Kemal Paşa, meclisin İstanbul’da değil, işgal edilmemiş merkezî bir şehir olan ve demiryolu geçen Ankara’da toplanmasını ister; fakat muvaffak olamaz. Başka bir yol izler.


Planlı bir oyun

1919’da yapılan seçimlerde, Ankara’daki yeni hareket, İttihatçılarla anlaşarak kendi yandaşları dışında kimsenin seçime katılmasına izin vermedi. İki kişi dışında, 140 mebusun hepsi Ankara’nın namzetiydi. Mustafa Kemal, meclise seçildi; ama gitmedi.

İstanbul’da toplanan Meclis-i Meb’usân, vatanın her ne şekilde olursa olsun müdafaasına dair meşhur Misak-ı Millî’yi kabul edince, 16 Mart 1920’de İngilizler meclisi dağıttı. Aslında bu, Mustafa Kemal Paşa’nın planlı bir oyunundan başka bir şey değildi. Nitekim Mustafa Kemal Paşa, İngilizler'in meclisi dağıtacağını gayet iyi biliyordu. Böylece meclisin Ankara'da toplanması üzerinde hiçbir tereddüt ve münakaşa kalmayacaktı. Nitekim Mustafa Kemal Paşa'nın Istanbul meclisine gönderdiği mebus Rauf Orbay hatıralarında, canını ortaya koyarak İngilizler'i Meclis i Mebusanı basmaya ikna ettiğini ve bunu Mustafa Kemal Paşa ile önceden kararlaştırdıklarını söylemiştir.

İşi, Ankara’dan gönderilen Rauf Bey (Orbay) yürütmüştü. Böylece İngilizler tahrik edilmiş; meclis dağıtılmıştır. Mebusların ileri gelen birkaçı İngilizlerce Malta’ya sürülmüş; bir kısmı Ankara’ya kaçmıştır. Ankara’nın istediği de budur. Böylece Ankara, mukavemetin merkezi; Mustafa Kemal de münakaşasız lideri hâline gelmiştir. Bir yandan padişaha hürmetkâr; ama İstanbul hükûmetlerini ağır itham eden bir politika takip edilmiş; böylece Anadolu vilâyetleri, yavaş yavaş Ankara’ya bağlanmıştır.


Meşveret ile

Bu sefer meclis, 23 Nisan 1920’de,  Ulus’taki İttihat ve Terakki Lokali olan iki katlı yeni binada 115 kişiyle toplandı. Meclisin açılışı mübarek Cuma gününe getirildi.  Açılmadan evvel, Hacıbayram Câmii’nde namaz kılınıp, dua edildi. Kurbanlar kesildi, Buhariler okundu. Meclis salonunun duvarında, “Onların işi meşveret iledir” mealindeki âyet-i kerime asılıydı.

Meclisin reisliğine Mustafa Kemal getirildi. İlk konuşmasında, padişahı öven ve kendilerinin onun itaatkâr kulları olduğunu beyan eden bir konuşma yaptı: “İnşaallah padişah-ı âlempenah efendimiz hazretlerinin sıhhat ve âfiyetle ve her türlü kuyûdât-ı ecnebiyyeden âzâde [ecnebi baskısından kurtulmuş] olarak taht-ı hümâyunlarında dâim kalmasını eltaf-ı ilahîden tazarru eylerim [Allah’tan dilerim].”

Böylece hareketin bir isyan olduğuna dair bazılarının şüphesi de giderildi. Meclis, 1921 tarihli Teşkilat-ı Esasiyye Kanunu ile yasama ve yürütme gücünü elinde tuttuğunu deklare etti. Bunda olmayan meseleler için, Osmanlı Kanun-ı Esasî’si tatbik olunuyordu. Meclisin, İstanbul’dakinin devamı gibi davrandığı şuradan bellidir ki, ilk olarak, önceki meclisin tamamlayamadığı ağnam vergisi ile alâkalı teklifi görüşmeye açmıştır.

Meclis Hükümeti adı verilen bu sistemde, parlamento güçlüdür; meclis çatısı altında faaliyet gösteren bir komisyon, kabine gibi icra işlerini yürütür. Ayrıca hükümet ve devlet reisi yoktur. Rousseau’nun tesirindeki Kemal Paşa, kuvvetler ayrılığına şiddetle karşıdır.


Neo-İttihatçılık

Meclis mensuplarına artık mebus değil, milletvekili denilmektedir. Bunların bir kısmı dağıtılan İstanbul meclisinin âzâlarıdır. Bir kısmı da taşralardan tayin veya seçim suretiyle gelmiştir. Seçildiği halde gelmeyen veya gelemeyenler de vardır. Mecliste, silah mukabili Ruslara devredilen, Batum temsilcileri bile vardır.

İttihat ve Terakki diktatörlüğünden yeni çıkıldığı için, taşrada yalnızca bu fırka teşkilatlanma imkânı bulmuştur ve güçlüdür. Bu sebeple milletvekillerinin tamamına yakını bu zihniyettedir. Ankara Hareketi, bir manada Yeni-İttihatçı bir hareket olarak görülmüştür. İstanbul’un Ankara’ya karşı temkinli duruşunun ve halkın bitmez tükenmez isyanlarının bir sebebi de budur.

Meclisin % 13’ü sarıklıdır. Ama bunların ekserisi İttihatçı veya Modernist olduğu için, inkılapçılıkta diğerleriyle yarışmışlardır. Mesela saltanatın kaldırılması teklifini veren bir tekke şeyhidir. Nüfusun hâlâ mühim bir kısmını teşkil ettiği halde, bir tane bile gayrımüslim milletvekili yoktur. Bu da meclisin demokratikliğine gölge düşüren başka bir husustur.

İlk mecliste siyasî partiler mevcut değildir. Ama mecliste Mustafa Kemal’e sadık Birinci Grup ile şahıs diktatoryasına karşı çıkan İkinci Grup vardır. Resmî tarihin aksine bu ikinciler, muhafazakâr ve cumhuriyet düşmanı değildir. Olabildiğince liberal ve demokrattır. Cumhuriyet devri muhalefetinin nüvesini teşkil eder. Terakkiperver Fırka, Serbest Fırka, Demokrat Parti, hep bunlar arasından yeşermiştir.


Kız gibi meclis

1921’de askerî vaziyet kritikleşince, meclisin salâhiyetleri başkumandan sıfatıyla Kemal Paşa’ya devredilmiş; 1922’deki üçüncü uzatmadan sonra bu salâhiyeti geri almak isteyen meclise meydan okuyarak devletin fiilî hâkimi hâline gelmiştir. Böylece duvardan “Onların işleri meşveret iledir” âyeti indirilip, yerine “Hâkimiyet milletindir” yazısı asılırken, gerçekte aksi gerçekleşmiştir.

Böylece 23 Nisan 1920’de vatanı düşmandan, padişahı esaretten kurtarmak üzere açılan Ankara Meclisi, birkaç sene sonra padişahın da ipini çekmiş; sivil bir darbeyle rejimi tamamen değiştirmiştir. 29 Ekim 1923’te de cumhuriyetin ilanıyla, İstanbul’daki halifenin devletin başı olmadığı deklare edilmiştir.

Buna rağmen, sonradan Halk Partisi adını alacak olan Birinci Grup, zaman zaman o kadar sıkıştırılmıştır ki, saltanatın kaldırılması, Lozan’ın kabulü çok zor olmuştur. Muhalifler bazen tehditle, bazen yok edilerek sindirilebilmiştir. Nitekim II. Grup lideri Trabzon milletvekili Ali Şükrü Bey, muhafız alayı kumandanı Topal Osman tarafından öldürülmüştür.

Bundan yılan Mustafa Kemal Paşa, kız gibi bir meclis istemiş; 1920 meclisi “yıprandığı” gerekçesiyle feshedilerek, 1923’te isimlerini Halk Partisi’nin tesbit ettiği yeni bir meclis toplanmış; ertesi sene de yeni bir binaya taşınmıştır. Büyük Önder’in talimatları istikametinde inkılâpları yapacak olan meclis, artık budur.


 Önceki Yazılar
14.05.2018 - GÖĞE YÜKSELEN KAPALI ODA

07.05.2018 - HABERİM YOKTU BENİM HİÇBİR ŞEYDEN!

30.04.2018 - KANA BOYANAN REŞAD ALTINLARI…

16.04.2018 - MEZARLARI BİLE OLMAYAN OSMANOĞULLARI

09.04.2018 - BİR ZAMANLAR KAÇ-GÖÇ VARDI… Harem ve Selâmlık

02.04.2018 - Sabah kayak, öğleden sonra deniz... LÜBNAN NOTLARI

26.03.2018 - SULTAN ABDÜLHAMİD'İN ZAMANA DİRENEN SAATLERİ

19.03.2018 - Hükümetin Sesi: SAAT KULELERİ

12.03.2018 - KARADENİZ ile HAZAR DENİZİ ARASINA OSMANLI KANALI

05.03.2018 - TÜRK MÜSLÜMANLIĞI - OSMANLI İSLÂMI

Diğer makaleler için tıklayınız...