Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
Sabah kayak, öğleden sonra deniz... LÜBNAN NOTLARI

02 Nisan 2018 Pazartesi

Lübnan, coğrafyası, etnik yapısı ve idare tarzıyla Orta Doğu'nun en enteresan ülkelerindendir.

Geçenlerde birkaç günlük bir seyahat için Lübnan’da idim. Coğrafi olarak Suriye’nin parçası olmakla beraber, etnik yapısı itibarıyla hep farklı bir memleket olarak görülmüştür. Osmanlılar zamanında da muhtar bir idareye sahipti. Burada pek çok din ve mezhep mensubu yaşar. Bu sebeple hep sosyal ve politik krizler yaşar.

Yavuz Sultan Selim’in fethettiği Lübnan’a Osmanlılar muhtariyet vermişti. Cihan Harbi zamanında çok acı günler yaşayan Lübnan’da, İttihatçıların kötü politikaları sebebiyle hayli kimse açlıktan öldü; nüfusun çoğu Fransa ve Amerika’ya göçtü. Nihayet 1918’de, Fransızlar tarafından işgal edildi.

Lübnan’da feodal bir yapı vardır. Tanınmış aileler, idarede de söz sahibidir. Politika Lübnan'da bir aile işidir. Sünnî, Şiî, Dürzî, Nusayrî, Marunî, Ortodoks, Ermeni, Katolik ve Protestan halkıyla bir mozaik gibidir. En son 1932’de yapılan nüfus sayımında, halkın %53’ü Hristiyandı. 1943 anayasasına göre, cumhurbaşkanı Marunî, başbakan Sünnî, meclis başkanı Şiî ve başbakan yardımcısı Ortodoks olacaktır. Mezhepler mecliste nüfuslarına göre temsil edilir.

Zamanla Hristiyan nüfus göç sebebiyle azaldı; ama bu nisbet değişmedi. 1975-1989 arası kanlı bir iç harb yaşandı; Beyrut harabeye döndü. Şimdi de 3,5 milyonluk memlekette, ayrıca acıklı bir hayat yaşayan 300 bin Filistinli ve 2 milyon Suriyeli mülteci vardır.

Şimdi nüfusun takriben %40’ı Hristiyan, %5,5’u Dürzî ve %54’ü Müslümandır. Sünnî-Şiîler eşit sayıdadır ama, Filistinliler vatandaş sayılmadığı için, kıymeti yoktur. Harirî, Sünnî olmakla beraber, artık Sünnîlerin gücü iyice azalmıştır. Son asırda en çok acı ve kıyımı da onlar çekmiştir. Şiîlere, İran; Hristiyanlara, Fransa sahip çıkmaktadır. Sünnîler, hâmisizdir.

Memleket, milis gücüne dayanan Hizbullah’ın, dolayısıyla İran’ın kontrolü altındadır. Bilhassa memleketin güneyi, Sur ve Baalbek tamamen Şiî mıntıkasıdır. Beyrut’un tamamen Sünnîlerin yaşadığı en mutena semti Basta, şimdi bir Şiî mahallesidir. Şiîler, bir yandan İsrail’i tahrik edip, öte yandan halkı İsrail tehdidiyle korkutarak hükmünü yürütmektedir.


Sayda Kalesi

Sahile paralel uzanan dağları hep karlı Lübnan’ın. İsmi de buradan geliyor; Leben, süt demek. Bu sebeple sabah Şuf dağlarında kayak yapıp; öğleden sonra Biblos’ta denize girilebilir. Mart ayında hava 27 derece. Yemyeşil dağları süsleyen sedir ağaçları, Lübnan bayrağında sembolize olmuş.


           Sur Harabeleri

Fenike ve Roma harabeleri her yandadır. Biblos ve Baalbek’ten başka Sur harabeleri de görmeye değer. Efes’e benzer. Sur (Tyre), meyve bahçeleri, güzel deniz ve kumsalı ile turistik bir şehir. Fakat İsrail sınırında, şiîlerle meskûn ve tamamen Hizbullah'ın kontrolüne olduğu için turistik sirkülasyonu şimdi zayıflamış vaziyettedir.


    Biblos Çarşısı


  Mecidiye Câmii - Biblos

  Mescidü'n-Nisa (Hanımlar Mescidi) - Biblos

Turistlerin en çok rağbet ettiği şirin sahil kasabası Biblos’ta, muazzam bir kumsal, antik kale ve harabeler, bir yanda da Osmanlı çarşısı; Sultan Mecid’in yaptırdığı zarif câmi; karşısında da ayrıca Mescidü’n-Nisâ (Hanımlar Mescidi) arz-ı endam ediyor.


  Mahalli kıyafetleriyle Dürziler


  Beytüddin'de Dürzi Emirlerinin Sarayı


  Beytüddin Sarayı'nın hamamı

    Sarayda Sultan Hamid'in Tuğrası

   Deyrü'l-Kamer kasabası

Etnik gruplar umumiyetle bir arada yaşamakla beraber, karışık köy ve kasabalar var. Yol üzeninde bir Hristiyan köyüne, oradan Sünnî; sonra Ermeni, sonra da bir Dürzî köyüne uğramak mümkün. Dürzî emirlerinin Deyrü’l-Kamer kasabası ve Beytüddin’deki Emir Sarayı görmeye değer. Bir salonda, sarayı tamir ettiren eden Sultan Hamid’in tuğrası var. Saray, her tarafa yayılmış mozaikleri ile meşhur.


 Beyrut, gece başka bir güzel

Çok acılar yaşadığı için olsa gerek, Lübnanlılar hayatı severler. Beyrut, benim çocukluğumda “Ortadoğu’nun Parisi” diye anılırdı. İç harbde harab olan şehir, şimdi yeniden ayağa kalkmış. Bir Avrupa şehri hüviyetini sürdürüyor.  Kozmopolitinin getirdiği bir serbestlik var. Trafik berbat. Benzin dışında hayat ucuz değil. Asayiş problemi yok.



  İmam Evzai Türbesi


 İmam Evzai Türbesi'nde nakş-ı kadem-i peygamberî

  Yusuf Nebhani'nin kabri

Beyrut’ta fazla tarihî eser bulunmaz. Şimdi başbakanlık olan Osmanlı kışlası ile Memluklerden kalma Ömer Câmiinden başka. İlk devir müctehidlerinden İmam Evzâî’nin türbesini herkes bilir. Başura Kabristanı’nda hayatını modernistlerle ve Vehhabilerle mücadeleye adamış büyük âlim Yusuf Nebhânî’nin kabri var.


Beyrut’a yakın Ci’ta Mağaraları (Jeita Grotto) görmeye değer. İki mağaradan üstteki, rengârenk sarkıt ve dikitleriyle göz alıyor. Su içindeki alt mağarada motorla dolaşılıyor. Beyrut kornişindeki Güvercin Kayaları da mutlaka görülmesi gereken tabiat harikalarıdır.


Sayda'da Eski Vali Sarayı önünde oynayan çocuklar

Vaktiyle vilâyet merkezi olan Sayda (Sidon), şimdi mütevazı bir kasabadır. Trablus gibi Osmanlı kokusunu burada da daha fazla hissetmek mümkündür. Denizin ortasında, dalgaların zaman zaman boyunu aştığı kalesi meşhur. Sayda vâlisinin konağından kalanlar, şimdi kafe olmuş.Öteden beri sabun imalatıyla tanınıyor, hatta Sabun Müzesi bile var.


  Ahmed bin Süleyman Ervadi'nin kabri

Kuzeydeki Trablus, câmileri, hanları, çarşıları, Sultan Hamid'den kalma saat kulesi ve kulenin arkasındaki parkı ile en çok Osmanlı kokan Lübnan şehridir. Halkın çoğu Sünnî. Mevlana Hâlid Bağdadî’nin meşhur halifelerinden Ahmed bin Süleyman Ervâdî’nin kabri burada Diba Mescidi haziresinde.

Lübnan mutfağı, dünyaca şöhret yapmış. Umumiyetle meze ağırlıklı. Şavurma (döner), humus (nohut ezmesi), felâfil (bakla köftesi), kübbe (içli köfte) ve fetuş (kuru ekmekli salata) tercih edilir. Envai çeşit kuru tatlıları da göz alıcıdır. Hasılı Lübnan, Türklerin yemek hususunda asla sıkıntı çekmeyecekleri bir memleket.


Argile (Nargile) bütün Arab memleketleri gibi Lübnan'da da çok tutulur. Lokantalarda bile, nargile dumanından göz gözü görmez.

 


Lübnan'da turistlerin mutlaka uğradığı Baalbek şehrindeki sütunlar tanıdık. Bunlardan 4’ü Ayasofya’da, 1’i de Süleymaniye’dedir. Burayı ziyaret eden Kayzer'in hatırasına Sultan Hamid tuğralı kitabe dikilmiştir.



  Eşrefiye mahallesinde eski köşkler


 Önceki Yazılar
15.10.2018 - İŞ BANKASI VE CHP

08.10.2018 - ŞU OSMANLI BORÇLARI MESELESİ

01.10.2018 - AVRUPA’NIN EN KANLI İÇ SAVAŞI: İSPANYA VE FRANCO

24.09.2018 - ORTAÇAĞ MEKKE’SİNDE BİR CENTİLMENLER KLÜBÜ: HILFܒL-FUDÛL

17.09.2018 - ŞAM YANGININDA BİR OSMANLI HÂNEDAN REİSİ

10.09.2018 - KÖLE BESLEMEK Mİ? İŞÇİ ÇALIŞTIRMAK MI? HANGİSİ DAHA UCUZ?

03.09.2018 - KÖLE SAHİBİ OLMAK, KÖLE OLMAKTIR

27.08.2018 - YALANCIDIR HEP AYNALAR

20.08.2018 - “Eyvah Fesim!" - SULTAN HAMİD’İN KÜÇÜK ŞEHZÂDESİ

13.08.2018 - BİR AVUÇ DOLAR İÇİN

Diğer makaleler için tıklayınız...