Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
KARADENİZ ile HAZAR DENİZİ ARASINA OSMANLI KANALI

12 Mart 2018 Pazartesi

Osmanlılar, Karadeniz ve Hazar Denizi’ni bir kanal açarak birleştirmeye teşebbüs etmişti. Böylece Rusya’nın ilerleyişi durdurulacaktı. İşte XVI. asrın bu muazzam projesinin hikâyesi…


Seneler evvel Taşkent’te Emir Timur heykelini görünce, Ruslar, hem de Sovyetler buna nasıl göz yummuşlar demiştim. Sonradan Rusya’nın doğuşunda Emir Timur’un rolünü öğrenince, sebebini anladım.

XV. asır başında bugünki Rus ve Ukrayna topraklarında Cengiz soyundan, ama Türkleşmiş Müslüman Altınordu Devleti hüküm sürüyordu. Bunun hâkimiyetinde de küçücük Moskova ve Kiev prenslikleri vardı. Bütün dünyaya hâkim olmak ihtirâsındaki Timur’un bir takım hissi sebeplerle 1391 ve 1395 senelerinde Altınordu Devleti’ne indirdiği darbeler neticesinde, bu büyük hanlık yıkıldı. Bununla kalmadı; tarihçi Peçevî’nin de dert yandığı üzere, Harzem’den Kırım’a kadar olan mıntıkada yaşayan Türk ve Tatar kabilelerini kırıp kaçırdı. [Tatar, Kıpçak Türklerine verilen isimdir.]

Türk tarihinin en büyük felâketlerinden biri olan bu hâdiseler üzerine, Osmanlıların Deşti Kıpçak Hanlığı dediği Altınordu toprakları üzerinde küçük ve ehemmiyetsiz Kazan, Kasım, Sibir, Ejderhan (Astırhan) ve Kırım Hanlıkları kuruldu. Moskova ve Kiev prenslikleri bu vaziyetten istifade etti. Böylece Fransa İmparatoru Napoléon’un Ren Konfederasyonu’nu teşkil ederek Birleşik Almanya’ya yol açtığı gibi; Rusya’nın teşekkülünde en mühim rolü Timur’un oynadığını meşhur tarihçiler söyler.


Ya Vaftiz ya Ölüm!

İşte Moskova prensi Büyük İvan, bu zeminden istifade etti. Bir Bizans prensesi ile evlendiği için kendisini Bizans vârisi gördü; çift başlı Bizans kartalını sahiplendi. Altınordu’dan medeniyet dersi alırken; bir yandan da bu hanlıklarla mücadeleye girişti.

Korkunç İvan diye bilinen IV. İvan ise 1546’da kendisini Rusya Çarı (imparator) ilan etti. 1552’de Kazan ve 1557’de Ejderhan Hanlıklarını yutup, Hazar Denizi’ne dayandı. 1656’de Sibir ve 1681’de de Kasım Hanlığı düştü. Artık Rusların Sibirya ve Orta Asya’ya ilerlemesinin önünde engel kalmadı. Bu tehlikeyi evvelden sezen Kırım Hanlığı, Osmanlı himayesine girerek kurtuldu ve varlığını 1783’e kadar devam ettirdi.

Binlerce Tatar ya öldürüldü; ya da kaçmak mecburiyetinde kaldı. Zorla vaftiz edilen Tatar asilzâdeleri, Rusya’nın büyüklüğünü hazırlayan mühim işler yaptılar. Napoléon’u yenen General Kutuzov, romancı Gogol ve Turgenyev, bestekâr Rimsky Korsakov ve Rahmaninov, çarın eniştesi ve Rasputin’i öldüren Prens Felix Yusupov, balet Rudolf Nureyev bunların en meşhurlarıdır. Rusya’nın hukuk, vergi, posta ve ordu sistemi, hep Altınordu tesiri altında inkişaf etti. Geçenlerde Putin’in dile getirdiği Rus atasözü şöyle der: “Hangi Rus’u kazısan, altından Tatar çıkar.”

Osmanlılar, bu vahâmete sessiz kalamadılar; müthiş bir projeye teşebbüs ettiler. Sultan II. Selim, Don ve Volga nehirleri arasında bir kanal açarak, Karadeniz ile Hazar Denizi’ni birleştirmek istedi. Böylece Ejderhan Hanlığı kurtarılacak; Kırım Hanlığı tehditlerden korunacak; Kafkasya ve Türkistan hem Rus, hem de İran tecâvüzünden mahfuz kalacaktı. Rivayete göre bu işi ilk Sultan Kanuni düşünmüş; ama sıra gelmemişti.


Soğuğun Gücü

Sokullu Mehmed Paşa’nın sadâret zamanına tesadüf eden bu iş, Defterdar Kâsım Paşa’ya havâle edildi. Mıntıkaya hemen mühendisler yollandı. Don ile Volga arasındaki en kısa mesafe, bugünki Volgagrad (Çariçin, Stalingrad) şehri karşısında 6 deniz mili ölçüldü. Ağustos 1569’da 8000 yeniçeri, 20 bin tımarlı sipahi, 3000 amele gitti. Kırım Hanı, 30 bin süvari ve bir o kadar da amele yolladı. Bir yandan Ejderhan kuşatıldı; bir yandan kanal hafriyatına başlandı. Korkunç İvan, Prens Serebranov kumandasında 15 bin kişilik bir kuvvet gönderip, hafriyata hücum ettirdi ise de püskürtüldü.

Ortada daha erzak ve maişet endişesi yokken, amele arasında, “Buranın kışı üç ay evvel gelir; dokuz ay sürer. Herkesin eli ayağı donar; soğuktan taşlar bile çatlar. Yazın da geceler üç saat sürdüğünden, yatsı ile sabah namazı arasında uyku zamanı kalmaz” dedikodusu yayıldı. Bunu, kanal bitince, mıntıkadaki Osmanlı hâkimiyetinin güçlenmesiyle, kendi kısmî istiklallerinin tamamen ortadan kalkacağından korkan bazı Kırımlıların yaydığı hakkında bir rivayet vardır.

Kuşatmayı baştan lüzumsuz bulan Kırım Hanı Devlet Giray, çözülmeyi engelleyecek destek ve dirâyeti gösteremedi. Zira serdarlığın kendisine verilmesini umuyordu; Kâsım Paşa gibi askerlikten yetişmemiş bir bürokratın otoritesini tanımayı reddetti. İşi, böyle kıdemsiz birine havâle etmek, Sokullu’nun hatası olarak gösterilir.

Kuşatmanın Ağustos gibi geç bir tarihte başlaması hataydı. Bir yandan düşman korkusu, bir yandan bu dedikodular askerin maneviyatı bozdu. Bu sırada fırtına ve yağmurlar başladı. 15-20 gün süren Ejderhan kuşatması 20 Eylül’de kaldırıldı.  Askerler, nakli mümkün olmayan cephaneyi toprağa gömerek geri çekildi. Amele ise kazma küreği gömmeye bile bırakmayıp savuştular.


Kıssadan Hisse

Böylece üç ay kadar kazılıp; kanalın üçte biri bitmişken, proje akim kaldı. O kadar emek, masraf levâzım ve asker heder olup gitti. Sultan Kanuni’den, Sultan II. Selim’e intikal eden bu umumî ve millî fikir, Türklük ve Müslümanlığın istikbalini değiştirebilecek kadar parlak bu ideal, imkânsızlık ve biraz da sahipsizlik sebebiyle çöktü.

İşi yakından takip eden ve neticeye fevkalâde müteessir olan padişah, hesabı damadı Sokullu’dan sordu; onu, “Cümle masraflar ve zâyiat görülüp, senden tazmin olunmalıdır” diye azarlayacak kadar hiddetlendi.

Projeden çok korkan Korkunç İvan, rahatladı. Gerçi hâlâ Kırım Hanı’nın tehdidi altındaydı; hatta 4 ay sonra bile Kırım birlikleri Moskova’ya akın tertiplemişti. Ama Osmanlı tehlikesi bertaraf edilmişti. Yemen meselesinin ehemmiyet kazanması üzerine, Kanal Projesi rafa kaldırılmış; bir daha ele alınamamıştır. Ruslar bu projeyi, 4 asır sonra 1952’de tamamlayabildiler.

Bazı Osmanlı müverrihleri ve ezcümle cumhuriyet devrinin milliyetçi tarihçileri, biraz da şuur altındaki devşirme düşmanlığı sâikiyle, bu işten Sokullu Mehmed Paşa’yı mesul tutarlar. Kâtib Çelebi bu hâdise hakkında der ki: “Kıssadan hisse budur ki, küçük adamla büyük işe girişmek caiz değildir. İşin başında münasib biri olmalıdır. Bu işe bir padişah zamanında girişirse uhdesinden gelebilir. Bu gibi işler gayretli padişah işidir. Vezirlerin ve kumandanların işi değildir.” Akim kalsa bile bu proje, Osmanlı Devleti’nin o zaman ki gücü ve vizyonunu göstermek cihetiyle ehemmiyet taşır.

 


 Önceki Yazılar
14.05.2018 - GÖĞE YÜKSELEN KAPALI ODA

07.05.2018 - HABERİM YOKTU BENİM HİÇBİR ŞEYDEN!

30.04.2018 - KANA BOYANAN REŞAD ALTINLARI…

23.04.2018 - ANKARA MECLİSİ DUALARLA, KURBANLARLA AÇILMIŞTI

16.04.2018 - MEZARLARI BİLE OLMAYAN OSMANOĞULLARI

09.04.2018 - BİR ZAMANLAR KAÇ-GÖÇ VARDI… Harem ve Selâmlık

02.04.2018 - Sabah kayak, öğleden sonra deniz... LÜBNAN NOTLARI

26.03.2018 - SULTAN ABDÜLHAMİD'İN ZAMANA DİRENEN SAATLERİ

19.03.2018 - Hükümetin Sesi: SAAT KULELERİ

05.03.2018 - TÜRK MÜSLÜMANLIĞI - OSMANLI İSLÂMI

Diğer makaleler için tıklayınız...