Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
SULTAN II. MAHMUD: KİME GÖRE GÂVUR PADİŞAH?

01 Ocak 2018 Pazartesi

Osmanlı tarihinin hakkında en çok konuşulan, hizmetleri hakkıyla takdir edilememiş bir şahsiyet Sultan II. Mahmud… Kimine göre gâvur padişah, kimine göre büyük ıslahatçıdır.

Memleketin en buhranlı zamanında tahta çıkan Sultan II.Mahmud, uzun süren saltanatında çok gailelerle uğraştı. Zaman zaman sert icraatıyla devletin çözülmesine mâni olmak kudretini gösterdi. Her sahadaki ıslahat faaliyetleriyle imparatorluğa hayatiyet kazandırdı. Cahil ve mutaassıp bir kesimin reaksiyonunu çekmekle beraber, aklıselim sahipleri tarafından hizmetleri şükranla anıldı; Garb menbalarında bile hürmetle anıldı.

Milli bünye

Sultan II. Mahmud, sadece harbler ve isyanlarla uğraşmadı. Zamanında binlerce bina yapıldı veya tamir edildi. Yollar açıldı veya genişletildi. Köprüler, kuruldu. Buharlı gemi ve makineler alındı.  Harbiye ve tıbbiye mekteplerini; ayrıca memur yetiştiren mektepler kurdu. Tophane’de Nusretiye ve Bahçekapı’da Hidâyet; Arnavutköy sahilinde Tevfikiye; Üsküdar Şemsipaşa’da Adliye Câmilerini; Bayezid Kulesi’ni, Mahmudiye, yani Unkapanı Köprüsü’nü, muhtelif yerlerde çeşmeler yaptırdı. Eyüp Sultan türbesi dâhil, İstanbul’daki bütün sahabe kabirleri, hep Sultan II. Mahmud tarafından yaptırılmıştır. Resulullah’ın kabri üzerine yeşil kubbeyi yaptıran O’dur.

Zamanında ilk gazete neşredildi. Modern posta, karantina, nüfus sayımı, rüşdiye adıyla orta mektep teşkilatı, memurların fes ve setre giymesi gibi yenilikler onun zamanına tarihlenir. Klasik Osmanlı siyasî müesseselerinin çoğu başka isimlerle devam etmiş; artık fonksiyonu kalmayanlar kaldırılmıştır. Mesela defterdar, mâliye nâzırı; reisülküttâb, hâriciye nâzırı adını almıştır.

Bu devirdeki ıslahatla, Jön Türk inkılapları asla birbirine kıyas edilemez. Sultan II. Mahmud’un ıslahatı hep millî bünyeye muvafık olarak cereyan etmiştir. Şer’î hükümlerin ve siyasî an’anelerin haleldar olmamasına hususi ihtimam gösterilmiştir. Fes ile şapkanın, kabil-i kıyas olmadığı âşikârdır. Fes, Anadolu’da asırlardır giyilen, Osman Gazi’den beri Türklerin de giydiği kırmızı keçe külahın tekâmül etmiş hâlidir. İbâdet değil de, âdete bağlı işlerde gayrımüslimlere benzemeyi İslâmiyet men etmemektedir.

Bürokratların inat ve muhalefetini kırmak adına, devlet dairelerine resmini astırması garip karşılanmakla beraber, zaten az zaman sonra terkedilmiştir. Yeniçerilere duyulan alerji, mehterin de kaldırılmasına sebebiyet vermiş; yerine Mızıka-ı Hümâyun kurulmuştur. Kurduğu sistem, şekil itibariyle günümüze kadar gelmiştir. Şu anda işleyen ne müessese varsa, Osmanlı’ya, ezcümle Sultan II. Mahmud devrine aittir.

Sultan II. Mahmud'un gönderdiği Mescid-i Nebi puşidesi

Dinî hassasiyet

Alman müşavir Helmuth von Moltke hatıralarında şöyle der, “Sultan’ın dinî hissiyatı o kadar kuvvetliydi ki, vefatından birkaç gün önce, hemen hemen ölüm halindeyken, Cuma namazı için kendisini Bayezid Câmii’ne taşıtması bunu ispat eder”. Vefatından 2 sene evvel çıkarttığı bir fermanla, Osmanlı memleketinin her yerinde 5 vakit namazda cemaate devam edilmesini emretmiştir. Es’ad Efendi’nin yazdığı Dürr-i Yektâ isimli Türkçe ilmihali bütün şehir, kasaba ve köylere yollatmıştır. İlkmektep tahsilinin bütün Osmanlı vatandaşlarına mecbur kılınması da onun fermanıyla olmuştur.

Kışlada her birliğe cemaatle namaz için tabur imamı ve dinî müşkillerin halli için alay müftüleri tayin etmiştir. Battal Gazi Destanı, Hayber Kalesi Cengi gibi hurafe cinsinden kitaplara alışmış askerlerin okuması için, Hanefî mezhebinin kurucularından İmam Muhammed’in harb hukukuna dair Siyer-i Kebir kitabını Türkçe’ye tercüme ettirmiş; kışlalarda okunmasını emretmiştir.

Vehhâbî isyanını bastırması sebebiyle Sultan II. Mahmud'a gâzi unvanının verilmesine dair fetvâ - 1813

Hekimbaşı Abdülhak Molla der ki: “Yeni süvari birliklerinin teşkili esasında, iki seneye yakın bir müddet Râmi Kışlası’nda bulunan padişah, her geceyi başta kışla câmii olmak üzere, Eyüp, Davud Paşa, Topçular gibi câmilerde zikir, dua ve ilim sohbetiyle geçirmiştir.” Kendisi evvelce amcazâdesi Sultan III. Selim’in tesiriyle Mevlevî muhibbi idi. Mevlevî Halet Efendi’den kurtulunca, muhtemelen temayülü değişmiş ve ağabeyi Sultan IV. Mustafa gibi, Nakşibendî tarikatine girerek, Yahya Efendi tekkesi şeyhi Mehmed Nuri Efendi’ye bağlanmıştır.

Hepsi evlâdımdır

“Ben teb’amdan Müslümanları ancak câmide, Hristiyanları kilisede, Musevileri havrada tanımak isterim. Aralarında başka gûna bir fark yoktur. Cümlesi hakkındaki muhabbet ve adaletim kâvidir ve hepsi hakikî evlâdımdır” diyecek kadar da, İslâmî müsamahaya sahipti. “Herkes kendi içinde yaşasın; ama kanun önünde eşittir” manasına gelen bu sözü, şimdiki tabirle demokrat şahsiyetine delildir.

Kendisine Gâvur Padişah diyenler, Yeniçeri Ocağı ile beraber tekkelerini kapattığı münharif Bektaşîlerdir. 1837 senesinde bir Cuma namazına giderken Galata Köprüsü üzerinde atının önüne çıkan Saçlı Şeyh adında bir meczup, Bektaşi tekkelerini kapattığı için bu şekilde hitap etmiştir.

Hâdiseyi ilk nakleden Ubicini, bu kişinin Bektaşi meczubu olduğunu söylerken; bilahare hâdiseyi nakledenler sözün sahibini “şeriatçı bir hoca”ya dönüştürmüşlerdir. Padişah, tasavvuf erbabı, bütün Osmanlı padişahları gibi, dini bütün bir şahsiyettir. Ancak Bektaşîlerin başlattığı bu aleyhte propaganda, her kesimden insana tesir ederek bugüne kadar gelmiştir. Bektaşîlerin, Osmanlılara ve Nakşibendîlere olan aleyhtarlığı bununla başlar. Meşrutiyet’ten sonra da intikam alma imkânı bulmuşlardır.

Sultan II. Mahmud türbesinin içi

Şefaat ya Resûlallah!

Hücre-i Saadet’e hediye gönderdiği altın şamdan münasebetiyle yazdığı ve Resûlullah’a sevgisini terennüm ettiği na’t pek içlidir:

Şamdan eyledim ihdâya cür’et yâ resulallah.

Muradım dergâh-i ulyâya hizmet, yâ Resûlallah!

Değildir ravdaya şâyeste, destâvîz-i nâçizim.

Kabulünde kıl ihsân inayet, yâ Resûlallah!

Kimim var hazretinden gayri, hâlim eyleyem ilâm.

Cenâbındandır ihsân, mürüvvet, yâ Resûlallah!

Dahîlek, el-emân, sad el-amân, dergâhına düştüm,

Terahhum kıl, bana eyle şefâat yâ Resûlallah!

Dü âlemde kıl istishâb, Hân Mahmûd-ı Adlîyi,

Senindir evvel ü âhirde devlet yâ Resûlallah!

Sultan II. Mahmud'un hattıyla Ya hazret-i Muhammed Behâeddin Şah-ı Nakşibend


 Önceki Yazılar
23.04.2018 - ANKARA MECLİSİ DUALARLA, KURBANLARLA AÇILMIŞTI

16.04.2018 - MEZARLARI BİLE OLMAYAN OSMANOĞULLARI

09.04.2018 - BİR ZAMANLAR KAÇ-GÖÇ VARDI… Harem ve Selâmlık

02.04.2018 - Sabah kayak, öğleden sonra deniz... LÜBNAN NOTLARI

26.03.2018 - SULTAN ABDÜLHAMİD'İN ZAMANA DİRENEN SAATLERİ

19.03.2018 - Hükümetin Sesi: SAAT KULELERİ

12.03.2018 - KARADENİZ ile HAZAR DENİZİ ARASINA OSMANLI KANALI

05.03.2018 - TÜRK MÜSLÜMANLIĞI - OSMANLI İSLÂMI

26.02.2018 - MİLLÎ DİN MODASI

19.02.2018 - SOYAĞACI FURYASI

Diğer makaleler için tıklayınız...