Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
AVRUPA’YI DOLAŞAN TÜRK MODASI

28 Ağustos 2017 Pazartesi

Fâtih Sultan Mehmet ile başlayan Garb’ın Şark hayranlığı, 1721’de Osmanlı sefirinin Paris’i büyüleyen ziyaretinden sonra artarak devam etti. Sanattan mimariye, kıyafetten yiyeceklere kadar geniş bir sahada tesirini gösterdi.  

Garb’ın Şark’a alâkası yeni değildir. Haçlı Seferleri’nden beri, gerek savaşçıların, gerek tüccarların, gerekse hacıların o zaman Türklerin eline bulunan beldelere gidiş ve gelişi, bu münasebeti ağır, ama rasyonel bir zeminde yürütmeye yardımcı olmuştur. XIV.asırda Anadolu halıları, ithal edildikleri Fransa’da lüks eşya olarak görülür; sarayları süslerdi. Holbein, Lotto gibi XVI.asır ressamlarının tablolarına bakmak, bu halıların ne kadar tutulduğunu görmeye kafidir.


Rengârenk diplomasi
Ortaçağı kaplayan Türk Korkusu, 1529’daki boşa çıkan Viyana Kuşatması üzerine giderek azalmıştır. 1607’de Fransa’ya gönderilen Osmanlı sefiri, Paris’in güneyindeki Fontainblueau Şatosu’nu ziyaret ettiğinde, soylularda büyük bir merak ve alaka uyandırmıştı. Hatta birkaç sene sonra sahnelenen “Ballet de Monseigneur le duc de Vendosme” isimli eserde, Türk kıyafetli müzisyenler yer almıştı.

Kral XIV.Louis’ye 1669’da gönderilen Osmanlı elçisi Süleyman Ağa’nın kabulünde de enteresan sahneler yaşandı. Kral, elçiyi tesir altında bırakmak üzere hiçbir şatafattan kaçınmamıştı. Halbuki elçi, Kral’ın boynundaki parıltılı elmasın daha büyüğünü, padişahın atının alnında görmüştü. Üstelik Süleyman Ağa, düşük rütbeli bir Osmanlı memuruydu; İstanbul, Güneş Kral’ı küçük görüyordu.


Fransız sefiri Osmanlı kıyafetinde

Buna mukabil asilzâdeler, hemen Türk heyetinin ihtişamlı ve renkli kıyafetlerini taklit etmeye başladılar. Bilhassa maskeli balolarda, Türk modası çok rağbet gördü. Moliere’nin 1702’de sahnelenen “Le Bourgeois Gentilhomme” (Kibarlık Budalası) adlı piyesinde, Türk kıyafetli oyuncuların oynadığı Türk Merasimi sahnesi en alâka çeken kısımdır.

Türk ressamı
Bir zaman geldi ki, XVIII.asrın en meşhur Fransız artistleri birer Türk ressamı olup çıktı. Ömrünün 30 senesini İstanbul’da geçirmiş ressam Van Mour’un (1671-1737) oryantal sahneler çizmiş olması tabiîdir. Ama hayatında Şark’a ayak basmamış ressamların eserlerindeki Türk temaları şaşırtıcıdır.


Kibarlık budalası piyesinin kapağı

Modellerini, XV.Louis’nin hükümdarlığı zamanında 1721’de Fransa’ya gelen ve gerek sarayı, gerekse Paris halkını büyüleyen Osmanlı sefiri Yirmisekiz Mehmed Çelebi ve heyetinden seçmişlerdir. Bunlar çok rağbet görmüş; Fransız kibarları duvarlarını bunlarla süslemeyi tercih etmiştir. Yalnızca tablolara değil, bunlara bakılarak dokunan goblen halılara da mevzu olmuştur.


Türk stili kostümleriyle Avrupalı bir kadın ve bir erkek

Bu heyet Paris’te büyük sükse yapmış; Paris gazeteleri, günlerce sefirden ve onun ekzantrik maiyetinden söz etmişti. Kral, bu yabancıları görmekten hoşlanmıştı. Gerek giyiniş tarzları, gerekse tavırları, o güne kadar yanına yaklaşmasına izin verilen asilzâdelerden çok farklıydı.

Sefiri görmek için, kendisine tahsis edilen saraya akın akın koşan meraklı Paris hanımlarına nezâketle davranışı; gördüğü her şeyle yakından alâkadar oluşu; Düşes d’Orleans’a, ‘Hayatta tanıdığım en nâzik ve anlayışlı adam’ sözünü söyletmiştir. Bundan sonra gelen her Osmanlı sefiri, Parislileri aynı derecede heyecanlandırmıştır.


Türk Bahçesi
Paris, her zaman yabancılardan hoşlanmıştır. Hayranlığın ifadesi olarak da saç tuvaleti ve elbiselerde bu tutkuya uygun bir moda meydana getirmeye muvaffak olmuştur. ‘A la Turque’ (Türk Tarzı) modasının, Sultan’ın sefiri döndükten sonra da uzun yıllar tesiri silinmedi. Turquerie, Turkomanie, Alla Turca gibi isimlerle anılan Batı’nın Doğu hayranlığı, artarak devam etti. Sadece kıyafette değil, sanattan mimariye, hatta yiyeceklere kadar geniş bir sahada tesirini gösterdi.


Paris'te Türk Bahçesi'ndeki bir konser afişi

İstanbul’daki Fransız aileleri, memleketlerine dönüşlerinde, Şark üslubunda bazı eşyalar getirip; krala takdim ettiler. Bazıları ise ağır kumaşlar, nakışlı kıyafetlerle Parislilerin gözlerini kamaştırdı; bunlarla tablolara poz verdiler. Kadın kıyafetinde sarık (türban) en popüler aksesuar oldu.

Artık XVIII. asır Avrupa’sındaki soylular, Türk usulü düğün yapmaya¸ saray ve şatolarında Türk halıları¸ Türk lâlesi, Türk kahvesi, Türk çubuğu, Türk şerbeti bulundurmaya başladılar. Edebiyat, resim, sahne sanatları ve dekorasyon gibi sahalarda Türk temaları rağbet gördü. Bilhassa Türk karakterlerinin yer aldığı romanlar, bale ve operalara çok rastlanmaya başladı. Balolarda Türk kıyafeti giymek; Türk kıyafetiyle portre yaptırmak âdet oldu.


Türk temalı bir tablo

Fransız diplomat Herbette bu devri tasvir ederken, ‘Paris âdeta İstanbul mahallelerinden biri hâline geldi’ der. Avrupa hayatındaki Türk tesiri, önceleri çekinme, sonra merak, sonra taklit ve nihayet Oryantalizmin doğuşu şeklinde devam etmiştir.
Paris’in en meşhur bahçelerinden birisi Jardin Turc, tabloların başlıca arka planı olarak seçiliyordu. Saraylılar, Türk elbiseli portrelerini sipariş ediyor; ressamlar, ekseri Türk figürleri çiziyor; modellerine Türk elbiseleri giydiriyorlardı.


Rondo Alla Turca
Müzikte, mehter temaları, festivallerde, balolarda, yeniçeri kıyafetli müzisyenlerin çaldığı şark havaları çok popülerdi. Mozart, Haydn, Beethoven gibi bestekârlar, mehter temalı eserler bestelediler. Mozart’ın Türk Marşı (Rondo Alla Turca) çok meşhurdur

Avusturya Prensesi Maria Josepha ile Saksonya Prensi Friedrich August’un 1719’daki düğünlerinde Türk bıyıklı ve yeniçeri kıyafetli 315 genç gösteri yaptılar. Yemekler hilal şeklindeki masalarda yendi. Gelini götüren gemi de Osmanlı tarzı dekore edilmişti.


Prenses Victoria,  Türk Stili kostümüyle

Osmanlı-Avusturya harblerinde esir düşenlerin tanıttığı Türk kahvesi, Paris’te çok tutuldu. Türk tarzı bir dekorla bu içeceğin sunulduğu kafeler, entelektüellerin ve kibarların uğrak yeri haline geldi; bir ‘Paris sembolü’ oldu.

Avrupa mimarisi, dekorasyonu, hatta günlük eşyalar bile bu modadan nasibini aldı. Viyana’da Belvedere Sarayı’nın ucu püsküllü bir çadırla örtülmüş gibi görünen köşe kubbeleri veya Karlskirche’nin minareye benzer kuleleri bu tesirin mahsulleridir. 1785’te Schwetzinger Sarayı’nın bahçesinde yapılan câmi ise Şark’a duyulan alâkanın çarpıcı bir misalini teşkil eder.

 Önceki Yazılar
13.11.2017 - ADRİYATİK'TE OSMANLILAR - KARADAĞ SEYAHAT NOTLARI

06.11.2017 - KATALONYA’NIN BİTMEYEN MÜCADELESİ

30.10.2017 - OSMANLI HANEDANI HAYATINI BİR KADINA BORÇLUDUR

23.10.2017 - HAREMEYN’DE OSMANLI MÜHRÜ

16.10.2017 - OSMANLILARIN HAREMEYN’E HİZMETLERİ

09.10.2017 - SUYA AKSEDEN OSMANLI MEDENİYETİ

02.10.2017 - MAZİNİN MAHZUN ŞAHİTLERİ: MEZARTAŞLARI

25.09.2017 - AMAN AĞZIMIZIN TADI BOZULMASIN - Şekerin hikayesi

18.09.2017 - OSMANLI PADİŞAHINDAN, KITLIK ÇEKEN İRLANDA HALKINA…

11.09.2017 - İSTANBUL TIBBİYE MEKTEBİ, AVRUPA İLE BOY ÖLÇÜŞÜYOR

Diğer makaleler için tıklayınız...