Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
İKİLİ OYUN: ERMENİ MESELESİNİN ARKA PLANI

31 Ağustos 2015 Pazartesi

Osmanlı Ermenileri, bir yandan Rusya’nın politik emelleri için elverişli bir topluluk; öte yandan 19.asırdaki ekonomik güçleri yüzünden Rum, Yahudi ve Kürtlerin düşman olduğu bir halk idi. Bütün bunlar Ermenilerin sonunu hazırladı.

 Ermeni düğünü

19. asır bütün dünyada milliyetçiliğin parladığı bir devirdir. Hâkimiyeti altında çeşitli ırk ve dinlere mensup halkların yaşadığı Osmanlı İmparatorluğu da bu cereyandan nasibini aldı. Osmanlı Avrupa’sında yaşayan 4 Ortodoks halk, Yunan, Romen, Sırp ve Bulgarlar, Rusya’nın yardımıyla otonomi ve istiklâl elde etti. Rusya, 19. asırdan itibaren Osmanlı İmparatorluğu’nun karşısına dişli bir düşman olarak dikilmişti. Ortodoksların hâmisi pozunu takınır; bu bahaneyle, Osmanlı Devleti’ni zaafa uğratarak Akdeniz’e inme emeli taşırdı. Zaten Katolik Avrupa’nın çok da umurunda olmayan Ortodokslar da, Rusya’yı bir kurtarıcı gibi görürdü.

Slav halkları kazandı. Ya diğerleri? Anadolu Ermenileri sayıca çoktu. Ancak ülkenin hemen her yerine dağılmıştı. En yoğun olarak yaşadıkları yerler, Doğu ve Güney’deki birkaç vilayette bile ekseriyeti teşkil etmiyordu.  Bu vilâyetlerden dördü, (Erzurum, Elaziz, Maraş ve Adana), coğrafî olarak Rus sınırından başlıyor, Akdeniz’e kadar uzanıyordu. Rusya’nın planı, hiç değilse bu vilâyetler için Osmanlı hükümetinden otonomi koparmak; sonra bu otonomiyi siyasî istiklâle çevirmekti. Böylece Rusya, himayesi altında bir Ermeni devleti kurmuş olacaktı. Bu sayede Akdeniz’e inecekti.

Fransızlar, 16. asırdan beri Ermeniler arasında misyoner faaliyetinde bulunur; bunlardan az sayıda da olsa Katolikliğe geçenlerin hâmisi pozu takınırdı. Anglo-Amerikan mekteplerinin de esas misyonu, Ermeni talebelere Protestanlık telkininde bulunmak ve ileride Osmanlı bürokrasisinde söz sahibi elemanlar yetiştirmekti.

 Meşrutiyet'in ilanını kutlayan Ermeniler

Osmanlı-Rus Savaşı sonunda (1878) imzalanan Berlin Anlaşması’nda, doğudaki 6 vilâyette Ermeniler lehine reformlar yapılacağı ve bir nevi idarî otonomi tanınacağı hükmü vardı (61.madde). O yıllardaki İngiliz politikası, güçlü olmasa da, Osmanlı Devleti’nin devamından yana idi. Rusya, İngiltere’nin düşmanı pozisyonundaydı. Ermeni Devleti, Rusya’nın avantajınaydı; Londra buna karşıydı. Sultan Hamid, buna güvenerek, Ermeni taleplerine her zaman direndi.

Ancak zamanla İngiliz politikası değişti. Londra, Rusya’ya yakınlaştı. Rusya, Ermeniler arasında milliyetçiliği körüklemeye başladı. Hükümet, muhtemel isyan endişesiyle Ermenilerin elindeki silahları toplayınca, Ermeni halkı, silahlı Kürtlerin tehdidine maruz kaldı. Ermeniler arasında Taşnak ve Hınçak adıyla iki parti teşekkül etti. Bunlardan birincisi silahlı mücadele, ikincisi politik faaliyeti savunuyordu. Taşnaklar, Rusya’dan yardım alarak, gençleri tahrik ediyor, halka silah sağlıyordu. Bunlarla Ermeni halkını bir mütalaa etmek yanlıştır. Taşnaksutyun, profesyonel bir militer cemiyettir. Faaliyetlerinde öncelikli gözettikleri, Ermeni halkının menfaatleri değildir. Ermeni halkı, her şeyden habersiz, kendi içlerindeki Taşnaklarla, Batılı güçlü devletlerin elinde oyuncak olmuş; sonra da dünya yüzünden silinmiştir. Bu bakımdan Ermeni yakın tarihinde, İttihatçılar kadar, hatta daha çok bu iki kesimin rolü dikkate alınmalıdır.

Taşnak teröristleri, İstanbul’da Osmanlı Bankası’nı basarak ve 1905’de de padişaha başarısız bir suikast teşebbüsünde bulunarak güçlerinin derecesini dünyaya gösterdiler. Rus ve İngiliz provakatörler vesilesiyle Maraş, Van, Adana gibi şehirlerde çıkan kargaşalarda, Müslümanlarla Ermeniler çatıştı. Her iki taraftan da ölenler oldu; ev ve dükkânlar yakıldı. Ölenlerin ekserisi Ermeni idi. Böylece Ermeni meselesi, her zaman Rusya, Fransa, İngiltere ve Amerika’nın Osmanlı hükümetine baskı ve tehdit vasıtası oldu.

 Ermeni sürgünler yollarda

Doğuda vergi ihalelerini, sermaye ve mülk sahibi Ermeniler alıyordu. 1840’lardan evvel bu iş, Kürt aşiretleri elindeydi. Ermenilerin bu yola zenginleşmesi, Kürtlerin kendilerine düşman olmasına yol açtı. 1821 Yunan isyanından sonra Rumlar, hükümet nezdindeki tarihî itibarlarını Ermeniler lehine kaybetti. Ermeniler, ülke ticaretini ellerinde tutan ve bankerlik vesilesiyle ordu ve bürokratlara nüfuz edebilen Yahudilerle rekabete başlayarak onları geçtiler. Bütün bunlar, istenmeyen halk hâline gelen Ermenileri, 20. asrın başlarında büyük bir tehlikenin kucağına atıverdi.

Cihan Harbi üzerine İttihat ve Terakki hükümeti, Ermeni politikasını değiştirdi. Önce 24 Nisan 1915’de Sarıkamış Felâketi’nin duyulmasının meydana getirdiği infiali örtbas etmek için Ermenilerin, orduyu arkadan vurduğu söylendi ve Ermenilerin İstanbul’daki siyasî, dinî liderleri ve münevverleri (235 kişi) tevkif edilerek Çankırı ve Ayaş’a sürüldü; bunlardan bir daha haber alınamadı. İkinci safhada, tam Van’da Ermeni isyanı ile Rus işgalinin başladığı günlerde, 14 Mayıs 1915 tarihli kanunla, bahar sonundan sonbahara kadar Anadolu ve Rumeli’deki Ermeniler Suriye’deki toplama kamplarına sürüldü. Kadın, erkek, çoluk, çocuk, genç, ihtiyar, hasta, sağlam, 950 bin kadar sürgünün, yarısı açlık, soğuk, hastalık ve çete baskınlarında öldü. Üçüncü ve son safhada kamptakiler açlıktan ölmeye mahkûm edildi. Ermeni mallarına da el konuldu.

1908 Jön Türk ihtilâline destek veren ve otonomi emellerine mâni gördükleri Sultan Hamid’in tahttan indirilmesini can-ü gönülden destekleyen bir kısım Ermeni sürgünden muaf tutuldu. Sürgün, öteden beri İngiliz safında yer alan Yahudi lobisinin zaferidir. 2 asırlık rekabetten sonra, Ermenilerden boşalan meydan bunlara kalmıştır. Sultan Hamid’e tahttan indirildiğini tebliğ eden meşhur Yahudi milletvekili Emmanuel Karaso, Sadrazam Talat Paşa’nın sırdaşı ve bankeriydi. Paşa kaçarken, servetini buna emanet etmişti. Hükümete, Ermenileri sürmeyi telkin edenlerin başında Karaso geliyordu. Bugün de Yahudiler ve bu arada İsrail, tehcir hususunda Türkiye’nin yanında gözükmektedir. Bunda Ankara’nın yıllardır lobicilik yapmak üzere yabancı Yahudi cemiyetlerine örtülü ödenekten verdiklerinin de rolü vardır. Bu işte Ecnebi devletlerin ikili tavrını başka bir yazıda ele alırız inşallah.


 Önceki Yazılar
23.10.2017 - HAREMEYN’DE OSMANLI MÜHRÜ

16.10.2017 - OSMANLILARIN HAREMEYN’E HİZMETLERİ

09.10.2017 - SUYA AKSEDEN OSMANLI MEDENİYETİ

02.10.2017 - MAZİNİN MAHZUN ŞAHİTLERİ: MEZARTAŞLARI

25.09.2017 - AMAN AĞZIMIZIN TADI BOZULMASIN - Şekerin hikayesi

18.09.2017 - OSMANLI PADİŞAHINDAN, KITLIK ÇEKEN İRLANDA HALKINA…

11.09.2017 - İSTANBUL TIBBİYE MEKTEBİ, AVRUPA İLE BOY ÖLÇÜŞÜYOR

04.09.2017 - TÜRKLERDE KURBAN GELENEĞİ…

28.08.2017 - AVRUPA’YI DOLAŞAN TÜRK MODASI

21.08.2017 - OSMANLI SARAYI’NDA ENGELLİLER VE DİLSİZ DİLİ

Diğer makaleler için tıklayınız...