Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
SİYASETİN MEKTEBİ Mİ OLUR?

16 Kasım 2011 Çarşamba

Şark dünyasında tecrübeli devlet adamı ve âlimlerin yazdığı siyasetnâmeler, iyi devlet idaresinin yollarını göstermiştir. Siyasetin mektebi olmadığı zamanlarda, hükümdarlar, bu tavsiyelere kulak vermeyi önemsemiştir.

Siyaset, seyislik ile aynı köktendir. At idaresi ne kadar zormuş ki, devlet idaresine de bu isim verilmiştir. Uydurukçanın revaçta olduğu zamanlarda, siyaset kelimesinin, aslında Farsça se (üç) ve Moğolca yasağ (kanun) kelimesinin birleşmesinden meydana gelen ve yasama-yürütme ve yargıyı ifade eden üç kanun manasına seyasa’dan geldiği safsatasına inanılmış; hatta zamanın ideologlarından birisi Acun Siyasası adıyla bir de kitap yazmıştı. Siyasete Frenkler politika der. Eski Yunanca’da aynı zamanda devlet için de kullanılan polis (şehir) kelimesinden gelir. Politikos, devlet idare etme sanatıdır. Poli (çok) ve tik (yüz işareti) kelimelerini birleştirerek, çok yüzlülük diye, yanlış olmakla beraber, realiteye pek münasip düşen bir mana da verilmiyor değildir.

İlmin en üstünü siyaset

Siyaset bir ilim olmakla beraber, mektebi yoktur. Çocuk yetiştirmek gibi tecrübe ile öğrenilir. Tam bu sanatı öğrendiğinde, elinden kaybeden de çoktur. Siyaset, sadece devlet idaresinde değil, insanlarla geçinmek ve ev idare etmek için de lüzumlu görülmüştür. Bunun için “İlimlerin en üstünü tefsirdir. Bundan da üstünü ilm-i siyasettir. Bunu bilmeyen, arzusuna kavuşamaz” demişlerdir.

Bu sebeple tarih boyu filozoflar, âlimler, hatta tecrübeli devlet adamları, siyaset ehline tavsiyeler ihtiva eden eserler kaleme almaktan geri durmamıştır. Eflatun ve Aristo’nun Politici (Siyaset) adlı eserleri çok meşhurdur. Çin’de MÖ VI. asırda Konfüçyüs, İran’da MÖ I. asırda Beydaba başı çeker. İran’da bu gibi eserlere Pendnâme denir. Pend, nasihat demektir. Beydaba’nın meşhur Kelile ve Dimne’sini Abbasî Halifesi Mansur’un saray nazırı İbnü’l-Mukaffa VIII. asırda Arapçaya tercüme etti.

            Eflatun ve talebesi Aristo

Siyasetnâme adından da anlaşılacağı gibi, İran tesiriyle bu gelenek İslâm dünyasında da devam etti. Hazret-i Peygamber’in, ardından halife Hazret-i Ömer ve Ali’nin vâlilere yazdığı tavsiyeler, bunun ilk numuneleridir. Daha sonra âlimler, iyi devlet idaresinin nasıl olacağı yönünde yazdıkları eserleri, hükümet adamlarına takdim etmişlerdir. Bunlar mevcut devlet teşkilâtı, hukukî hayat ve cemiyet yapısı hakkında etraflı bilgiler verir. Ayrıca devlet ve cemiyet yapısındaki bozukluk ve deformasyonlara cesurca işaret eder. İfadeler âyet ve hadîslerle desteklenir, tarihî hâdiselerden misaller verilir.

Doğru söze ne denir

Daha IX. asırda İbnü’r-Rebi’in Abbasî halifesi Mutasım’ın arzusu üzerine yazdığı Sülûkü’l-Melik fî Tedbiri’l-Memâlik (Hükümdarın devlet idaresinde tutacağı yol) adlı eseri bu türün en eski örneklerindendir. Aynı devirde yaşamış Fârâbî'nin el-Medinetü'l-Fâzıla eseri, ideal bir devletin nasıl olması gerektiğini anlatır. Asırlar sonra İngiliz devlet adamı Thomas More’un meşhur Ütopya adlı eserine ilham kaynağı olmuştur.

                           Farabi

XI. asırda Mâverdî’nin el-Ahkâmü’s-Sultâniye ve Keykâvus’un Kâbusnâme’si zamanın despot hükümdarlarının frenlenmesinde çok müsbet rol oynamıştır. İmam Gazâlî, Kimyâ-yı Seâdet kitabında siyasete uzun bir bahis ayırmıştır. XII. asırda Sühreverdî’nin Nehcü’s-Sülûk ve Şeyzerî’nin Nehcü’l-Meslûk adlı eserleri çok şöhret kazanmıştır.

Türkler de bu hususta Arap dindaşlarından geri kalmamıştır. X. asırda Yusuf Has Hacib’in Kutadgu Bilik ve XI. Asırda Selçuklu veziri Nizâmülmülk’ün Siyasetnâme adlı eserleri tanınmıştır. Kelile ve Dimne ile Kâbusnâme XIV. asırda Türkçeye tercüme edilip zamanın padişahlarına takdime dildi. Amasyalı Hüsameddin Efendi’nin Çelebi Sultan Mehmed'in arzusu üzerine yazdığı Kitâbu Mir'âti’l-Mülûk Osmanlılarda ilk yazılan siyasetnâmedir.

 

 

          Nizamülmülk

Padişahların şehzâdelere nasihatleri de vardır. Ertuğrul Gazi ve Osman Gazi’ye atfedilen iki manzum nasihatten başka, Sultan II. Murad'ın oğlu Fatih Sultan Mehmed'e, Yavuz Sultan Selim'in oğlu Kanunî Sultan Süleyman'a nasihatleri meşhurdur.

Gayeye ulaşmak için her yol mübah

Siyasetnâmelerin Avrupa’daki en eski benzeri XV. asırda Floransalı Machiavelli’ye aittir. Il Principe (Hükümdar) adlı bu eseri Sultan IV. Murad tercüme ettirip okumuştur. Machiavelli, siyaseti, ahlâk ve dinden arınmış bir ilim hâlinde takdim eder. Hatta gayeye ulaşmak için her yolu mübah görmeyi ifade eden Makyavelizm tabirinin de babası sayılır. Siyasetnâmeler ise, idarecilerin işlerinin güçlü bir ahlakî zemine oturtulmasını siyasetin esas prensibi olarak görür. Böyle bir zemin oluşturulmadan ülke idaresinde muvaffak olunamayacağını söyler. Adaleti, devletin temeli olarak takdim eder. Şark hükümdarları, teb’ayı memnun ederek saltanatlarını muhafaza etmek maksadıyla da olsa, her zaman tecrübeli devlet adamı ve âlimlerin tavsiyelerini mühimsemiştir. Doğru söyleyeni domuzlu köyden kovsalar da, hükümdarlar kendilerine dürüstçe söylenen sözlere kulak vermeyi tercih etmiştir.

Ne yazık ki, bizde siyaset ilmini öğretmek iddiasındaki fakültelerde ne siyasetnâmelerden bahsedilir, ne de İslâm ve Osmanlı siyaset geleneği anlatılır. Siyasetçiler, bunlardan habersiz yetişir. Avrupalılar, her iyiliğin, Yunan’da doğup, Roma’da gelişerek Avrupa’da kemale erdiğini düşünür; bunun dışındaki dünyayı görmezden gelirler. Bizim gibi üçüncü dünya ülkelerinde de bu fikir, körü körüne benimsenir.

Siyasetnâmelerden bir anekdot

Fars Meliki Şahpur, sarayının dış sütunlarını altından yaptırmıştı. Bu, halkın ve düşmanların gözünde hükümdarın şanının artmasına sebep olmuştu. Şahpur ölüp oğlu başa geçince, israf olarak gördüğü bu sütunları eritmek istedi. Ancak eritileceği zaman sütunların içinin kum dolu olduğu görüldü. Sütunların sırrı yayılınca, hükümdar halkın gözünden düştü. Düşmanları üzerine saldırmak hususunda cesaretlendirdi. Demek ki devletin gücü ve hükümdarın şanı, hazineyle artmaktadır.


 Önceki Yazılar
20.11.2017 - BİR MUHALİFİN PORTRESİ: MUSTAFA SABRİ EFENDİ

13.11.2017 - ADRİYATİK'TE OSMANLILAR - KARADAĞ SEYAHAT NOTLARI

06.11.2017 - KATALONYA’NIN BİTMEYEN MÜCADELESİ

30.10.2017 - OSMANLI HANEDANI HAYATINI BİR KADINA BORÇLUDUR

23.10.2017 - HAREMEYN’DE OSMANLI MÜHRÜ

16.10.2017 - OSMANLILARIN HAREMEYN’E HİZMETLERİ

09.10.2017 - SUYA AKSEDEN OSMANLI MEDENİYETİ

02.10.2017 - MAZİNİN MAHZUN ŞAHİTLERİ: MEZARTAŞLARI

25.09.2017 - AMAN AĞZIMIZIN TADI BOZULMASIN - Şekerin hikayesi

18.09.2017 - OSMANLI PADİŞAHINDAN, KITLIK ÇEKEN İRLANDA HALKINA…

Diğer makaleler için tıklayınız...