Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
“ZAVALLI İSTANBUL’A KÜSKÜNLÜĞÜNÜZ NEDEN?”

12 Ekim 2011 Çarşamba

13 Ekim 1923’te Ankara’nın başşehir yapılması için verilen kanun teklifi görüşülürken, meclis kürsüsünden böyle haykırılıyordu.

Cihan Harbi mağlubiyetinin ardından halk mukavemetini teşkilatlandırmak ve böylece hükümetin elini güçlendirmek için Anadolu’ya gönderilen Mustafa Kemal Paşa, 1919 sonunda Ankara’ya geldi. Ankara o zamanlar eski ve güzel bir vilâyet merkezi olmakla beraber, yakın zamanda geçirdiği yangın ve sâri hastalık gibi âfetler sebebiyle harab vaziyette idi. Ancak mühim bir avantajı vardı: Demiryolu.

Gelecek bayram namazı Ayasofya’da

İstanbul’daki meclisin İngilizlerce dağıtılması üzerine, son Osmanlı meclisinin burada toplanması kararlaştırıldı. Meclisin açılış günü en yaşlı aza sıfatıyla reislik eden Sinop Mebusu Şerif Bey konuşmasında “Meclisin gayesi, padişah-halifenin ecnebi kayıtlardan kurtulması ve ebedî payitaht İstanbul’un işgalden kurtarılmasıdır” dedi. Ankara’daki ilk bayram namazını Hacı Bayram Câmii’nde kıldıktan sonra mebuslar birbirleriyle bayramlaşırken, gözyaşları içindeki Tunalı Hilmi Bey’in “Gelecek bayram namazını Ayasofya’da kılacağız paşam” sözlerine, M. Kemal Paşa “Elbette... Şüphesiz... Yalnız ağlamamak şartıyle…” diye cevap vermişti.

40 bin nüfuslu şehrin 15 kadar taş binadan başka bütün binaları, hatta Hacı Bayram Câmii bile kerpiçtendi. Ne kalacak otel, ne yemek yenecek lokanta, ne de binecek otomobil vardı. Mebuslar heybeleri, çantaları ile ortada kaldığı için şehrin en elverişli binası olan Dârülmuallimin’de (Muallim Mektebi) kalıyordu. Fayton ve merkeple langur lungur meclise gelmeyi göze alanlar Etlik, Keçiören’deki bağ evlerinde otururdu. Memurların çoğunun makam eşeği vardı. M. Kemal Paşa, şehre 20 km mesafede eski İttihat ve Terakki Lokali olan ziraat mektebine yerleşmişti.

Yunanlıların Ankara’ya yaklaşması üzerine, meclisin Kayseri’ye taşınması gündeme geldi ise de, rivayete göre yeni şehirde iyi-kötü bir düzen kuran mebus hanımlarının muhalefeti sayesinde vazgeçildi.

Mikroplar tamamen temizlenmedikçe

Zafer kazanıldıktan sonra 6 Ekim 1923’te İstanbul’un tahliyesi merasimine katılmak üzere Ankara hükümeti bir heyet gönderdi. Heyeti Haydarpaşa’da karşılayan olmadı. Hâdise Ankara’da patırtı koparttı. Zaten İstanbul’a karşı öteden beri bir husumet inkişaf etmişti. Bunun başlıca sebebi İstanbul gazetelerinin Anadolu hareketini bir macera olarak görmesiydi. M. Kemal Paşa, “Böyle heyetleri karşılamak için hususi kanun mu var?” diyerek galeyanı yatıştırmaya çalıştıysa da muvaffak olamadı. Malatya mebusu İsmet Paşa, 10 Ekim’de Ankara’nın başşehir yapılmasını için kanun teklifi verdi. Bu bir anayasa değişikliği manasına geldiği için anayasa komisyonuna havale edildi. Komisyon da bir rapor hazırlayarak, bunun ileride yapılacak anayasada nazara alınmasına karar verdi.

Rapor meclise gelince meşhur muhalif Gümüşhane mebusu Zeki Bey “İstanbul’a bu küskünlüğünüz niye?” diye başlayan bir konuşma yaptı ise de meclisin galeyanını yatıştıramadı. Gelibolu mebusu Celal Nuri Bey Anadolu’nun ortasında yer aldığı için, düşman istilası olursa, mahfuz kalır gibi gerekçeler gösterdi. Eski hocalardan Aksaray mebusu Besim Atalay ise, “Mikroplardan tamamen temizlenmedikçe İstanbul’a gidilmeyeceğini” söyledi. İki sene önce ağlayarak Ayasofya’da bayram namazı kılmayı hayal eden Tunalı Hilmi de teklifin müdafilerindendi.

Hizaya sokulan İstanbul basını

Neticede anayasa komisyonunun raporu 13 Ekim 1923’te oylanarak ekseriyetle kabul edildi. Yalnız kabul edilen sadece rapor olduğundan, bir usul hatası doğdu. Ankara’nın başşehir oluşu, mevzuata aykırı bir şekilde kabul edildi. Üstelik anayasa değişikliklerinde aranan vasıflı çoğunluk da yoktu. Ancak saltanatın kaldırılması ve cumhuriyetin ilanı da vasıfsız çoğunlukla olmuştur. İhtilâllerde işlerin böyle yürümesi normaldir. Böylece yüz sene evvel yaşamış Bitlisli Müştak Baba’nın Ankara’nın başşehir olacağına dair keşfi de gerçekleşmiş oluyordu. Hâdiseyi İstanbullular hayal kırıklığı, İslâm dünyası ise şaşkınlıkla karşıladı. Ankara’nın başşehir olmasının esas sebebi, İstanbul’un muhalif tavrı ve Anadolu’nun bundan çekinmesinden ziyade, Lozan Anlaşması ile İstanbul’un milletlerarası bir idarenin eline verilmesidir.

İki şehrin birbirine soğukluğu bir müddet devam etti. İstanbul gazeteleri Ankara’yı küçümsemeye devam etti. 1925’te Şeyh Said hâdisesi vesilesiyle çıkarılan Takrir-i Sükûn Kanunu ile bu gazeteciler tevkif edilerek hizaya getirildi. İstanbul basını susturuldu. Buradaki çok sayıda gazeteden sadece hükümetle uyumlu iki tanesi bırakıldı. Bundan sonra iki şehir arasındaki münasebetler düzeldi. Reisicumhur M. Kemal Paşa bile gitmeye çekindiği bu şehre, ilk defa 1927 senesinde gitme imkânı buldu ve bir daha da merasimler haricinde ayrılmadı. Sosyal hayattan mahrum mütevazı Ankara’ya, gençliğini geçirdiği canlı ve eğlenceli İstanbul’u, Çankaya’daki basit bağ evine de Dolmabahçe Sarayı’nı haklı olarak tercih etti. Buna rağmen bozkırda Alman şehirlerine benzer mamur, fakat soğuk bir şehir inşa edilirken, eski payitahta bunun binde biri yatırım yapılmadığı için, İstanbul büyükçe bir köy hâline dönüştü.


 Önceki Yazılar
16.10.2017 - OSMANLILARIN HAREMEYN’E HİZMETLERİ

09.10.2017 - SUYA AKSEDEN OSMANLI MEDENİYETİ

02.10.2017 - MAZİNİN MAHZUN ŞAHİTLERİ: MEZARTAŞLARI

25.09.2017 - AMAN AĞZIMIZIN TADI BOZULMASIN - Şekerin hikayesi

18.09.2017 - OSMANLI PADİŞAHINDAN, KITLIK ÇEKEN İRLANDA HALKINA…

11.09.2017 - İSTANBUL TIBBİYE MEKTEBİ, AVRUPA İLE BOY ÖLÇÜŞÜYOR

04.09.2017 - TÜRKLERDE KURBAN GELENEĞİ…

28.08.2017 - AVRUPA’YI DOLAŞAN TÜRK MODASI

21.08.2017 - OSMANLI SARAYI’NDA ENGELLİLER VE DİLSİZ DİLİ

14.08.2017 - NEREDE O ESKİ YAZLAR… O ESKİ SICAKLAR…

Diğer makaleler için tıklayınız...