Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
SULTAN HAMİD'İN TAHTINA MÂL OLAN FİLİSTİN

19 Ağustos 2009 Çarşamba
Gazete küpürünü görmek için tıklayınız!

XIX. asır sonlarında bir grup kavmiyetçi Yahudînin kurduğu Siyonist teşkilâtı, Sultan Abdülhamid‘e müracaat ederek Tevrat’ta kendilerine va’d edilmiş toprak olan Filistin‘de bir Yahudi Devleti kurulması karşılığında, Osmanlı borçlarının tamamını ödemeyi ve amme efkârında lehte propaganda yapmayı teklif etmişti. Padişah, kabul etmediği gibi, bu projeye engel olmak için Filistin’de arâzi satın alarak hazine-i hassa denilen hususî servetine katmıştı.

SİYONİST ZAFERİ

Sultan Abdülhamid’i tahttan indirip iktidarı ele geçiren İttihatçılar, önce hazine-i hassa topraklarını devletleştirdiler. Filistin’e Yahudî iskânına da müsaade ettiler. Turkifikasyon politikası takip ederek Osmanlı milletlerinin hepsinin anasını ağlatmakla beraber, Yahudîlere dokunmadılar. Çünki iktidara gelişlerinde mühim yardım görmüşlerdi. İçlerinde hayli Yahudî, Mason ve Dönme vardı. Talat Paşa’nın dostu Yahudî banker Emanuel Karasu, Sultan Hamid’e tahttan indirildiğini tebliğ eden heyette idi.

Siyonistler 1917 yılında İngiliz hâriciye vekili Arthur Balfour ile anlaştı. Balfour Deklarasyonu ile İngiltere, muhtemelen oyalamak üzere, Yahudîlerin Filistin’de yurt tutmalarını kabul etti. Suriye cephesi çökünce, Filistin İngilizlerce işgal edildi. Kaidedir ki, işgal topraklarında hususî mülkiyete dokunulmaz. Ama devlet arazisi, yeni devletin olur. Böylece Filistin’de Sultan Hamid’e ait arazi, İttihatçılarca devletleştirildiği için, İngilizlere geçti. Bu topraklara Yahudî iskânı giderek arttı. Artık Yahudîler ihyâ ve satın alma yoluyla diledikleri gibi toprak sahibi de olabiliyordu. Araplar, ekonomik bakımdan zor duruma düşürülerek topraklarını satmaya mecbur edildi. Vaktiyle vergi korkusuyla çok sayıda Arap, toprağını kendi adına tescil ettirmemişti. Tapuda devlete ait gözüken bu topraklar da çeşitli yollarla Yahudîlerin eline geçti.

Osmanlılar zamanında Kudüs'teki Mescid-i Aksâ

DENİZE DÜŞEN YILANA SARILIR

Yaklaşan tehlikeyi sezen Kudüs müftüsü Emin el-Hüseynî, İngilizlere karşı Yahudî emellerine engel olacağını düşündüğü Almanlara yanaştı. Hitler ile görüşüp iltifat gördü. Hatta Hitler’in Müslüman olarak Haydar adını aldığı dedikodusunu bile yaydı. Ancak işler tersine döndü. Üste para verseler gelmeyecek bir sürü Yahudî, Hitler sayesinde dünyanın her tarafından Filistin’e akmaya mecbur kaldı. Üstelik Hitler, hayat tarzı çok muhafazakâr olan Doğu Avrupa Yahudîlerini (Aşkenazları) imhâ ederek, dünya Yahudî nüfusunda, belki istemeden, daha modern yaşayan İspanya Yahudîleri (Sefaradlar) lehine bir değişiklik meydana getirdi. Böylece modern İsrail Devleti’nin temelini atmaya bilmeden yardımcı oldu. Belki Amerika’nın istediği de buydu. Nitekim soykırım projesi hayli yol alıncaya kadar Almanların üzerine gitmemesi buna bağlanır. 1948 yılına gelindiğinde Filistin halkının yarıdan fazlası Yahudî ve toprakların da yarıdan fazlası bunlara ait idi. Sıra istiklâle gelmişti. Yahudî çeteler, tedhiş hareketleri ile İngilizleri mıntıkayı boşaltmaya mecbur etti. İngiltere, öteden beri desteklediği Yahudîlerce tongaya düşürülmüş oluyordu.

DÜNYA ANLADI AMA...

Referandumdan Filistin’de bir Yahudî devleti kurulması kararı çıktı. Birleşmiş Milletler laik ve demokratik olmak şartıyla bunu tasdik etti. Yeni devlete Hazret-i Davud‘un hükümdarı olduğu İsrail’in adı verildi. Bu topraklarda yaşayan Araplara her sahada otonomi tanındıysa da, haylisi hicreti tercih ederek, çeşitli mülteci kamplarında feci şartlar altında yaşamaya başladı. Toprakları Yahudîlere kaldı. İsrail’in zaferine bilhassa Hıristiyan Araplar çok içerledi. Ezelî Yahudî nefretinin de tesiriyle Filistin dâvâsını ortaya atan da onlar oldu. Müttefik Arap orduları, 1948, 1967 ve 1973 harblerinde İsrail’e yenildi. Kudüs, Batı Şeria, Gazze, Sina yarımadası, Golan tepeleri kaybedildi. Rusya, Amerika’ya karşı bu fırsatı kaçırmadı. Kuzu postuna bürünmüş kurt olarak gûyâ Arapları destekledi.

Neticede Arap devletleri birer ikişer komünistlerin kucağına düştü. Dünya, Sultan Abdülhamid’in ileri görüşlülüğüne bir defa daha hayran oldu. Bu padişahın Arap ülkelerinde çok sevilmesinin, hutbelerde zikredilmesi boşuna değildir. Siyonistler zafer kazanmıştı. Şu kadar ki, her Yahudî Siyonist değildir. Dindarı, ateisti, ılımlısı, şovenisti vardır. Üstelik bir kısım Yahudîler, devleti ancak kıyamete yakın gelecek Mesih’in kuracağı gerekçesiyle İsrail’e karşıdır. Devlet kurmak, Yahudîlerin de hakkı denebilir. Ama bu, bir milletin felâketi ve dünya dengelerinin bozulması pahasına olmamalıydı. Şurası bir gerçek ki, ne İsrail milyonları bulan bir halkı yok edebilir; ne de Araplar dünyanın desteklediği İsrail’i bu topraklardan söküp atabilir. Mısır, İsrail ile sulh yapan ve kaybettiğini geri alan ilk Arap devleti oldu. Onu Ürdün izledi. Suriye de yoldadır.

SULTAN HAMİD: NİÇİN HİLÂFETİ TERKE ZORLANDIM?

Kendisi de Şâzelî olan Sultan Hamid, Şâzelî şeyhi Ebu’ş-Şâmât Mahmud Efendi‘ye yazdığı 22 Eylül 1329 (1913) tarihli bir mektupta diyor ki: Ben, Hilâfet-i İslâmiyye’yi başka herhangi bir sebep dolayısıyla değil, Jön Türkler adıyla bilinen İttihat Cemiyeti’nin baskı ve tehdidiyle bıraktım. Hilâfet’i terke zorlandım, mecbur bırakıldım. Mukaddes toprak Filistin’de Yahudîler için millî bir devlet kurulmasına muvafakat etmem konusunda ısrar ettiler. Bütün ısrarlarına rağmen, bu teklifi kat’î surette reddettim. Nihayet 150 milyon İngiliz altını va’d ettiler. Bu teklifi de reddettim ve kendilerine şu cevabı verdim: “150 milyon İngiliz altını değil, dünya dolusu altın verseniz, bu teklifinizi asla kabul etmeyeceğim. Ben Millet-i İslâmiyye’ye ve Ümmet-i Muhammed’e otuz seneden fazla hizmet ettim. Atalarımın yüzünü kara çıkarmadım.” Bu kat’î cevabımdan sonra hal’im (tahttan indirilmem) konusunda görüş birliği ettiler ve beni Selânik‘e gönderdiler. Mevlâya hamd ettim ve ediyorum ki, mukaddes toprak Filistin’de bir Yahudî devleti kurulması teklifinden kaynaklanan ebedî ayıbın lekesini Osmanlı Devleti’ne ve Âlem-i İslâm’a sürmeyi kabul etmedim. (Bunun üzerine) olan oldu.


 Önceki Yazılar
20.11.2017 - BİR MUHALİFİN PORTRESİ: MUSTAFA SABRİ EFENDİ

13.11.2017 - ADRİYATİK'TE OSMANLILAR - KARADAĞ SEYAHAT NOTLARI

06.11.2017 - KATALONYA’NIN BİTMEYEN MÜCADELESİ

30.10.2017 - OSMANLI HANEDANI HAYATINI BİR KADINA BORÇLUDUR

23.10.2017 - HAREMEYN’DE OSMANLI MÜHRÜ

16.10.2017 - OSMANLILARIN HAREMEYN’E HİZMETLERİ

09.10.2017 - SUYA AKSEDEN OSMANLI MEDENİYETİ

02.10.2017 - MAZİNİN MAHZUN ŞAHİTLERİ: MEZARTAŞLARI

25.09.2017 - AMAN AĞZIMIZIN TADI BOZULMASIN - Şekerin hikayesi

18.09.2017 - OSMANLI PADİŞAHINDAN, KITLIK ÇEKEN İRLANDA HALKINA…

Diğer makaleler için tıklayınız...