Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
SARAY DİLİ, DİLSİZ DİLİ

12 Kasım 2008 Çarşamba
Gazete küpürünü görmek için tıklayınız!

Bugün bakanlar kurulunda sağır-dilsiz memurlar vazife yaparlar. Devlet işlerinin mahremiyetinin muhafazası için bu usul yerinde görülmüştür. Ama bunun da çok eskiye giden bir mazisi vardır.


 

Saraydaki bir bîzeban

ŞİMDİ OLSA SESSİZ SİNEMA OYNARLARDI..

Dilsizlere, daha ziyade farsçada aynı manaya gelen bîzebân denirdi. Saray’da padişahın çalışma ofislerinin bulunduğu iç kısımda, yani Enderûn’da Fâtih Sultan Mehmed zamanında istihdam edilmeye başlandı. XVII. asır sonlarında Enderûn koğuşlarında dilsizlerden on tane vardı; ama zâbitliğe (subaylığa) çıkamazlardı.
Bunların anlaşmak için kendilerine mahsus işaretleri ve el hareketleri vardı. Bunlara “dilsiz dili” denirdi. Bütün saray halkı bu dili öğrenmişti. Padişahın huzurunda konuşmak ayıp sayıldığı için saraylılar bu dille anlaşırlar, hatta başka zamanlarda bile bu dille birbirlerine hikâyeler anlatırlardı. Dilsiz dili sarayda neredeyse moda olmuştu.

Sağır-dilsiz görevliler Tanzimat’ın ilanından sonra kurulan meclislerde ve Heyet-i Vükelâ denilen bakanlar kurulunda da kullanıldı. Devletin son günlerinde bile Bâbıâli’de dört tane emektar dilsiz kalmıştı. Bunlar senelerden beri heyet-i vükelâda hizmet etmişti. Tarihî vak’aları, meşhur simaları, kendilerine mahsus işaretleri ve hoşsohbet adamları gölgede bırakacak ifadelerle hikâye ederlerdi. Bunlarla anlaşabilmek için sadrâzam ve nâzırlar ile maiyetlerindeki sivil ve askerî memurlar, bunların şifreli dilini öğrenmek mecburiyetinde idiler. Bugün de meclis ve bakanlar kurulu toplantılarında sağır-dilsiz memurlar hizmet etmektedir.

KÜTÜPHANE CÜCELERE EMANET

Bîzebanlar, son derece hassas ve zeki kimselerdi. Hâfızalar çok güçlüydü. Şahit oldukları hâdiseleri en ince teferruatına kadar büyük bir zevkle dinletirlerdi. Bu vak’alara ait meşhur şahsiyetleri tek bir işaretle mükemmel surette karikatürize etmekte ve canlandırmakta emsalsiz birer sanatkârdılar.

Sözgelişi, sağ ellerini parmakları açık tuğ gibi başlarına götürdüklerinde padişahı, sağ ellerini yumup başparmağı “birinci” der gibi dimdik yukarı kaldırdıklarında sadrâzâmı kasdettikleri anlaşılırdı. Şeyhülislâm demek isterlerse, sağ kollarının yenlerini tutup sol eli arşınlar gibi aşağı doğru indirirler ve şeyhülislâmların giydikleri cüppelerin diz kapaklarına kadar uzanan yenlerini tasvir ederlerdi. Ayrıca bu hareketten sonra sağ elin şahadet parmağını başlarının üzerine sarık sarar gibi birkaç kere dolaştırırlardı. Harbiye Nâzırı sağ kolu silah omuza edilinr gibi şiddetle kaldırarak sol omuz üzerine koymak suretiyle tarif edilirdi. Sağ elin ayası yukarı gelmek üzere bu elle ufkî (yatay) olarak tutulup üzerine yelken gibi üflenirse bundan Bahriye Nâzırı’nın kasdedildiği anlaşılırdı. Dâhiliye Nâzırı’nın işareti, sağ eli boş, böğün üzerinde uğuşturur gibi dolaştırmak ve vücudun iç uzuvlarını hatırlatmaktan ibaretti. Hâriciye Nâzırlığı, ecnebilerle ve Avrupa devletleriyle alâkadar bir makam olduğu için, iki elin şahadet parmaklarına birbirileri üzerine çaprazvâri konarak bir haç şekli verildikten sonra bu haç işaretini alnın ortasına getirmek suretiyle Hâriciye Nâzırı denmek istenirdi. Adliye Nâzırı’nın işareti bir terazi tutar gibi, polis müdürününki iki bilek yan yana getirilerek kelepçelenmiş vaziyette idi.

Bir de cüceler vardı. Bunlar Enderun’daki Seferli Odası’na mensup idi. Daha ziyade bedenî mükemmeliyet gerektirmeyen işlere bakarlardı. Meselâ Enderûn’da hâfızülkütüblük, yani kütüphâne memurluğu yaparlardı. Kabiliyetli olanları pars kethüdâlığına yükselerek ülkedeki hastahânelerin gelir ve masraflarına bakardı. Hoş sohbeti, tatlı dili, hatta umumî kültürür ile padişahın nedimi demek olan musâhibliğe çıkanları da vardı.

 


 Önceki Yazılar
14.08.2017 - NEREDE O ESKİ YAZLAR… O ESKİ SICAKLAR…

07.08.2017 - NİKÂHTA KERÂMET VARDIR!

31.07.2017 - BİR TAS ÇORBA UĞRUNA: FEHİME SULTAN’IN ACIKLI SONU

24.07.2017 - BEYAZ RUSLAR İSTANBUL’DA…

17.07.2017 - YANGINA NE DAYANIR…

10.07.2017 - BİR DARBE TEŞEBBÜSÜNÜN HATIRLATTIKLARI…

03.07.2017 - ZELZELEDEN KAÇIŞ YOK MU?

26.06.2017 - UNUTULMAYAN BAYRAM HATIRALARI

19.06.2017 - KAŞGARÎ DERGÂHI’NDAN RAMAZAN HATIRALARI

12.06.2017 - BU KATAR NEREYE GİDER?

Diğer makaleler için tıklayınız...