Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
OSMANLILAR GEOMETRİ BİLMEZ MİYDİ?

16 Temmuz 2019 Salı

Fransız mühendis Baron de Tott, Osmanlı medrese hocalarına bir üçgenin açılarının toplamını sorar. Birinden “Üçgenine göre değişir” cevabını alır. Mal bulmuş mağribi gibi bu cevaba yapışır.

Osmanlı tarihine meraklı olup da Baron de Tott ismini duymayan yoktur. Aslen bir Macar asilzâdesi olan François de Tott (1775-1793), Sultan III. Mustafa devrinde askerî ıslahat programı çerçevesinde Fransa’dan gelmiş bir topçu mühendisi idi. Devrin İstanbul’daki Fransız sefiri olan eniştesi ile beraber 1755’de İstanbul’a geldi.

Burada 8 sene kaldı. Levanten bir ailenin kızıyla evlendi. Biraz Türkçe öğrenerek sefaret tercümanlığı yaptı. Sonra memleketine döndü. 1767’de Kırım Hanı nezdinde vazife yaptı. Burada iken Osmanlı Rus Harbi koptu. 1770’de Çeşme’de Osmanlı donanmasının yakılması üzerine tekrar Osmanlı ülkesine geldi. Çanakkale Boğazı’nın tahkimatında çalıştı.

Sultan III. Mustafa’nın açtığı ve modern usulde tedrisat yapan Mühendishane’de, (yani şimdiki İstanbul Teknik Üniversitesi’nde) geometri hocalığı yaptı. Tophane’yi ıslah ile ağır toplar yerine beygirlerle çekilebilen hafif toplar döktürülmesine yardımcı oldu. Osmanlı birlikleri Ruslara mağlup olup 1774’de Küçük Kaynarca Muahedesi imzalanınca, Baron memleketine çağrıldı. Fransız ihtilalinden sonra İsviçre’ye kaçtı; ardından da anavatanı Macaristan’a yerleşti. Burada vefat etti.


Türkiye Hatıraları

Baron de Tott’un bu zaman zarfında gördüklerini anlattığı Türkiye ve Kırım Hatıraları kitabı, tarihçiler için değerli bir kaynak olarak görüldüğü kadar; burada geçen bazı ifadeler klasik Osmanlı zihniyetini tenkit için bazılarına malzeme teşkil etmiştir. Mesela Baron, İbrahim Müteferrika’nın kurduğu matbaanın hor görüldüğünü ve kısa zamanda kapandığını söyler.

Halbuki 1781-1786 seneleri arasında İstanbul'da bulunan İtalyan rahip Giambattista Toderini (1728-1799), 1787 senesinde Osmanlı literatürü hakkında 3 ciltlik Letteratura Turchesca isimli eseri neşretmiştir. Burada Osmanlı matbaacılığına uzun bir bölüm ayırmıştır. Burada Baron’un iddialarının yanlış olduğunu ispatlar. Matbaa, harp ve başsızlık dolayısıyla bir müddet kapalı kalmış, fakat ilk fırsatta yine faaliyete başlamıştır.

Niyazi Berkes’e göre, asıl işi, Fransa tarafından işgal edildiği takdirde Süveyş dolaylarında lâzım gelecek topografik bilgileri toplamak olan Baron, İstanbul’da yıllar yılı kalmasına rağmen Türkçeyi doğru dürüst öğrenmemiş; buna rağmen Türklerin ne kadar cahil, sersem, ahlâksız, şeref ve haysiyet hislerinden mahrum olduğunu rahatça iddia edebilmiştir. Beraber yaşadığı kişileri hakir gören, hâdiseleri mübalağa eden, icabında yalan söylemekten kaçınmayan ve tarihî hatalar yapan biridir. (The Development of Secularism)


Üçgenine göre değişir

Rivayet odur ki, mühendishane kurulurken, zamanın hendese (geometri) hocalarının buna karşı çıkacaklarını farzederek padişahla gizlice anlaşır. Hocaları bir imtihana tâbi tutar. Gerisi şöyle: “Mühendislere bir üçgenin üç açısının toplamının değerini sordum. Suali tekrar ettirdiler. Bir müddet düşündükten sonra içlerinde en cüretli olanı ‘Üçgenine göre değişir’ cevabını verdi. Böyle saçma cevap vereceğini bilseydim hiç sormazdım.”

Baron’un bu ifadeleri, bazı kesimlerce hiç sorgulanmadan kabul edilmiştir. Halbuki bir üçgenin üç açısının toplamının 180 derece olduğunu Öklid’den beri, yani 14 asırdır mektep talebeleri bile bilir. Peki Osmanlı mühendisleri bu kadar mı câhildi? Tarih boyunca Ebu’l-Vefa ve Nâsırüddin Tûsî başta olmak üzere, içlerinde Osmanlıların da bulunduğu bilginler, üçgenin iç açıları toplamının 180 derece olması keyfiyetinin, müsellesât-ı küreviyyede, yani kürevî üçgenlerde de cari olup olmadığını münakaşa edegelmiştir. Nitekim aynı yıllarda Mühendishane’de hocalık yapan Gelenbevî, üçgenlere dair eserinde mevzuyu enine boyuna ele almıştır. Yani bir küredeki açıların toplamı, içbükey veya dışbükey olmasına göre farklıdır.

Anlatılan diyalog doğru ise, Osmanlı mühendislerinin kibirli Fransız’a verdiği cevap olsa olsa, “Bu kadar basit bir şey de bize sorulur mu? Adam herhalde kürevî üçgenlerden bahsediyor” fikriyle verilmiş olabilir. Daha da garibi, o zamanki ulemanın Baron’a verdiği cevabın doğru olduğu, kürevî geometri (spherical geometry) çerçevesinde sabittir. Bu yeni geometride bir üçgenin iç açılarının toplamı sabit bir sayı olmayıp üçgenine göre değişir.

 Şimdi Osmanlı mühendisinin cevabına mı gülmeli? Öklid geometrisine göre sadece düzlemsel geometriyi bilip, kürevî geometriden haberdar olmayan Baron’un cahilliğine mi? Asırlar sonra hâlâ Baron’a inananlara mı?


 Önceki Yazılar
19.08.2019 - YER İSİMLERİNİ KİM, NİYE DEĞİŞTİRİR?

12.08.2019 - MİSAFİR, EV SAHİBİNİN KUZUSUDUR

05.08.2019 - YENİÇERİ KİMDİR?

29.07.2019 - LOZAN: KİME GÖRE? NEYE GÖRE?

22.07.2019 - ÇİÇEKLERİN DİLİ - Osmanlı bir çiçek medeniyeti idi…

14.07.2019 - MEHMED ŞEVKET EYGİ’NİN ARDINDAN

08.07.2019 - AT BİNENİN KILIÇ KUŞANANIN

01.07.2019 - SARAY’A DAMAT OLMAK…

24.06.2019 - İSTANBUL BELEDİYESİ KİME EMANET?

17.06.2019 - PİRİ REİS’İN İDAMININ PERDE ARKASI

Diğer makaleler için tıklayınız...