Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
SULTAN ABDÜLHAMİD’İN HAŞARI ŞEHZÂDESİ ABDÜLKÂDİR EFENDİ

15 Nisan 2019 Pazartesi

Filmlerde isyankâr bir çocuk gibi tasvir edilen Abdülkâdir Efendi, Sultan Hamid’in belki de en bedbaht şehzâdesidir.

Mehmed Abdülkâdir Efendi (1878-1944), Sultan Abdülhamid’in en makbul haremlerinden Bîdâr Kadınefendi’den dünyaya geldi. Alman İmparatoru İstanbul’a geldiğinde, haremi ziyaret eden imparatoriçeyi kabul etmiş ve zarafetiyle hayran bırakmıştır.


Abdülkâdir Efendi - Lalası Şeker Ahmed Paşa ile

Mutsuz ve umursuz

Abdülkâdir Efendi Almanya’da askerî tahsil gördü. Kayzer’den madalya aldı. Lisana istidatlı olup, birkaç lisanı gayet güzel konuşurdu. Ancak, hiç de beklendiği tarzda ağır başlı bir şehzâde değildi. Sultan Hamid, serkeş tabiatlı gördüğü bu oğlunu çekip çevirmesi için, amcası Sultan Aziz’in kızı Emine Sultan ile evlendirmeyi münasip görmüştü. Fakat Sultan Efendi, kendisinden birkaç yaş küçük şehzâdeyle evlenmeyi kabul etmedi.

Bunun üzerine padişah, huyunu beğendiği saraylı bir hanımla evlendirdi ise de, işe yaramadı. Şehzâde daha sonra birkaç hanım ile daha evlendi ve hayatı hep mutsuz geçti. Umursuz gözüken şehzâde, hep varmayı hedeflediği gayeye varamamanın hayal kırıklığı içinde yaşadı.


Abdülkâdir Efendi'nin çocukluğu

Kemancı

Abdülkâdir Efendi miralay rütbesinde iken, 46 yaşında sürgüne çıktı. 13 kişilik ailesi ve maiyetiyle beraber trenle Budapeşte’ye gitti. Şehzâde’nin iki aylık kızı Bîdâr Sultan, yolculuk tesiriyle soğuk alıp hastalanarak vefat etti. Gurbette ilk vefat eden hânedan âzâsı ve sürgünün ilk kurbanıdır.

Yanlarında götürdükleri az miktarda nakit hemen bitti. Parasızlıktan, ucuz otellere ve nihayet şehir dışındaki ucuz pansiyonlara düştüler. Yok pahasına satılan mücevherler de az bir zaman idare etti. Sürgünde hânedanın maddî ve manevî bakımdan en çok sıkıntı çeken kolu Abdülkâdir Efendi ailesi oldu.

Şehzâde, bir orkestrada kemancılık yaparak hayatını kazanmaya başladı. Cömert yaşamaya alıştığı için çok borçlanmıştı. Birkaç ay içinde yurda döneceklerini umuyor; Musul petrollerindeki hisselerine bel bağlıyordu.

Giderek sıhhatini kaybetti; sık sık hastalanıp yataklara düşmeye başladı; çalışamaz oldu. Peşte’de kalmak imkânsız hâle gelmişti. 1933’te hayatın daha ucuz, Müslüman’ın bol ve memlekete de yakın olduğu Sofya’ya göçtüler.


Rahat nefes?

Bulgar Kralı III. Boris, Şehzâde’yi belediyede kantarcı yaptı. Böylece vaktiyle tâbi olduğu Sultan Hamid’in oğluna hem iyilik yapmış, hem de aşağılamış oluyordu. Yine de aile, bir miktar nefes alabildi.

Şehzâde, imkânsızlıklarına rağmen Sofya’da Bâli Efendi Türbesi’ni yeniletti. Çocuklar, Alman yatılı mektebine yazıldılar. Ardından Ertuğrul Efendi, tıb tahsili için Viyana’ya gitti. Alâaddin Efendi ise Varna’daki kraliyet köşkünde bir memuriyete girdi.

Şehzâde, 16 Mart 1944 tarihinde Amerikan tayyarelerinin bir hava hücumu sırasında sığınakta kalp sektesi geçirdi. İzdiham esnasında ezilerek vefat etti. Eski Osmanlı-Alman dostluğu hatırına, Almanya’nın siyasî maksatlarla kullanması endişesine binaen, Şehzâde’nin müttefiklerin istihbaratı tarafından öldürüldüğü de söylenir.


Peşte kafelerinde maişetini kazanmaya çalışan bir şehzâde

Çocuklar

İkinci zevcesinden olan Mehmed Orhan Efendi, hanedan reisi idi. Nice’de perişan bir hayat yaşayıp vefat etmiş; kimsesizler mezarlığındaki mezarı kaybolmuştur. Doktor olan, ama hep pasaportsuz yaşayan Necib Ertuğrul Efendi, Salzburg’da yaşamış; korkudan çocuklarına şehzâde olduğunu ölmeden az evvel söylemiştir. Abdülkâdir Efendi’nin oğlu Alâaddin Efendi, sosyalistler zamanında toplama kampına kapatılmıştır. Şehzâde’nin yegâne kızı Neslişah Sultan 1952’deki af kanunundan sonra İstanbul’a dönmüştür.


Kızıltoprak'ta Abdülkâdir Efendi Köşkü

Benim namaz kılmayan oğlum olamaz”

Abdülkâdir Efendi, yakışıklı idi. Çok eliaçıktı. Gelip yardım isteyene, elinde ne varsa verirdi. Hatta bunu bilenler, kendisini istismar ederdi. Kibardı, kimseye ağır bir söz söylediği işitilmemişti. Ancak bir anı bir anına uymazdı. Dünyayı ve etrafını mühimsemezdi.

Sultan Hamid, hizmetkâr olarak saray âdetince halayık yerine, Avrupaî tarzda gayrı müslim hizmetçi tutmasını yadırgamış; kendisini ikaz ettiği halde, şehzâde dinlememiştir. Bir defasında da, “Benim namaz kılmayan oğlum olamaz” diyerek kendisine sitem etmişti.

Meşrutiyet’ten sonra da ele avuca sığmaz hareketleri yüzünden gelip gidenler kesilmiştir. Padişahtan izinsiz, Müslüman olan bir Ermeni kızla evlenmeye teşebbüs ettiği için Sultan Reşad tarafından altı ay ev hapsi ile cezalandırılmıştır.

Kardeşi Ayşe Sultan der ki, “Abdülkâdir Efendi gayet serbest bir insandı. Kabına sığmaz, yerinde duramaz derecede her şeyin aşırısına giderdi. Hayatı boyunca böyle yaşamıştır. Babama karşı daima küskün davranır; sosyalist olduğunu iddia ederdi. Burhaneddin Efendi’yi bizden üstün tutuyor, derdi. Kendisine mahsus acaib fikir ve hareketleri vardı. Babamın hiç istemediği hareketi yapmaktan çekinmez, meselâ fesini yana eğerek giyer; babamdan daima tekdir haberleri alırdı. Babam çok defa Mâbeynci Emin Bey’i göndererek nasihat ederdi.”   


Büyükada'da Abdülkâdir Efendi Köşkü'nü, Şehzâde daha İstanbul'da iken satmıştı. Şimdi Alarko'dadır.

Dolandırılan şehzâde

Şehzâde sürgünde iken, Sami Günzberg, Budapeşte’ye giderek, vekâletnâme aldı. Şehzâde’nin sarayın dişçisi olarak tanıdığı için güvendiği Günzberg, Şehzâde’nin itimadından veya gafletinden istifadeyle, “Sattım ve parasını aldım” yazan bir de kâğıt imzalattı. Hemen Feneryolu’ndaki köşkü Mısırlı Prenses İkbal’e sattı; Şehzâde’ye bir kuruş bile göndermedi. Köşkteki antikaları daha evvel çıkarıp iç etmişti.

Uzun bir bekleyişten sonra, Şehzâde zamanın reisicumhuruna çektiği telgraf ile vaziyetten dert yandı. Reisicumhur yakın dostu Günzberg’i çağırıp izahat istedi. “Efendim bunlar dejenere insanlar. Sattım, parasını verdim. İşte parayı aldığına dair imzası!” diyerek işin içinden sıyrıldı.

Günzberg bununla da kalmadı. Şehzâde’nin Musul petrolleri hissesini de, Amerikan Petrol Şirketi’ne devretti. Buna mukabil 10 sene müddetle şehzâdeye bölük pörçük az bir meblağ gönderdi.  Köşk, yeni sahiplerine de uğur getirmedi. Evvela İkbal Hanım, sonra da kızı Atiyye buhran geçirip intihar ettiler. Zamanla ortasından yol geçirilen bahçede apartmanlar yükselmiştir.


 Önceki Yazılar
22.04.2019 - "BEN VÂLİYİM, EŞKIYA DEĞİL!" - OSMANLILAR, ERMENİ MESELESİ İLE NASIL YÜZLEŞTİ?

08.04.2019 - MİLYONLARIN KÂTİLİ İSPANYOL

25.03.2019 - ÇANAKKALE HARBİ EFSANELERİ

18.03.2019 - CEPHEDE ŞEHZÂDELER

11.03.2019 - ESKİDEN BEYOĞLU’NA ÇIKANA KIZ VERİLMEZDİ

04.03.2019 - OSMANLI HÂNEDANININ İTİBARI

25.02.2019 - MUSTAFA KEMAL PAŞA, SARAYA DAMAT OLSAYDI?

18.02.2019 - RUMELİ’Yİ NASIL KAYBETTİK?

11.02.2019 - BİR GAFLETLER MANZUMESİ: BALKAN FÂCİASI

04.02.2019 - TARİHE NASIL İNANILIR?

Diğer makaleler için tıklayınız...