Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
MUSTAFA KEMAL PAŞA, SARAYA DAMAT OLSAYDI?

25 Şubat 2019 Pazartesi

Mustafa Kemal Paşa, yaveri olduğu Sultan Vahideddin’in kızıyla evlenmeyi istemiş; ama bir şekilde olmamıştı. Bu evlilik gerçekleşseydi tarihin seyri değişebilirdi.

Tarihte bir damat var ki, hâli, dillere destandır. Manastırlı basit bir ustabaşının oğlu olan ve gözüpekliği sayesinde dağa çıkarak, herkesin titrediği Sultan Abdülhamid’i tahtından eden Enver Bey, siyasî kariyerindeki bu ilk muvaffakiyeti sürdürebilmek için, saraydan bir kız almanın maddî ve manevî faydasına inanırdı.

Enver Bey de bu maksatla o zaman bekâr birkaç sultandan biri olan Sultan Hamid’in kızı Şâdiye Sultan’a talib oldu; fakat babasının felâketine sebep olan bu namzedi Sultan Efendi reddetti. Yılmayan Enver Bey, bu sefer diğer kızı Refia Sultan’ı istedi; o da reddetti.

Bu sefer intikam saikiyle, Sultan Hamid’in oğlu Abdürrahim Efendi ile Naciye Sultan’ın nişanını bozdurup kendisi nikâhladı. Padişahın kardeşinin kızı olan Nâciye Sultan’ı düşündüğünde,  meclis reisi Ahmed Rıza Bey’e bir mektup yazarak (12/VIII/1909), Sultan’ın servetini tahkik etmesini; yoksa daha münasip birini bulmasını istediğine göre, hiç de aşkı için evlenmiş değildir (Şevket Süreyya, Enver Paşa). Ama sonradan birbirlerini sevdikleri anlaşılıyor.

Ne damat ama

İttihatçılar, genç mensuplarını saraya damat yaparak; genç şehzâdeleri de harbiyede İttihatçı hocalar elinde yetiştirerek hânedanı avuçlarının içine almayı planlamışlardı. Enver Bey’den başka, Hakkı Bey, Sultan Murad torunu Behiye Sultan ile evlendi ki, Sarıkamış faciasının Hafız Hakkı Paşa’sı diye bilinir.

Bundan başka Rukiye Sultan, İttihatçıların Mekke şerifi yaptığı Ali Haydar’ın oğlu; Atiye Sultan, Meclis Reisi Ahmed Rıza’nın yeğeni; Şâdiye Sultan, İttihat ve Terakki Fırkası başkâtibi Midhat Şükrü’nün yeğeni; Sultan Reşad torunu Behiye Sultan ise, Said Halim Paşa’nın oğlu ile evlendirildi. Hiç biri bu mevkiyi, Enver Bey kadar kullanabilmiş değildir. Her şeyi batırıp kaçtığı Türkistan’da bile halife damadı unvanını kullanarak saf Müslümanları inandırmaya ve peşinden sürüklemeye muvaffak olmuştur.

Naciye Sultan ve Enver Paşa

Hiç de iyi örnek değil

Enver misali, başka arkadaşlarının da zihninden geçmemiş değildir. Bunlardan biri de Mustafa Kemal Paşa’dır. O, hemşehrisi, arkadaşı ve rakibinden de ileri geçerek bizzat padişahın kızına talib olmuştur. Sultan Vahîdeddin’nin fahrî yaveri idi ve İttihatçı aleyhtarı gözüktüğünden dolayı onun itimadını kazanmıştı. Daha evvel Enver Paşa’yı devirme hususunda birkaç teşebbüste bulunan Mustafa Kemal Paşa için bu ideal bir fırsattı.

Sabiha Sultan, evlenme çağındaki az sayıda sultandan biriydi. Emsalsiz güzellik ve terbiyeye malikti. Bu sebeple çok talibi oldu. İran Şahı Ahmed Kaçar istedi; fakat padişah, Sünnî bir kız, Şiî biriyle evlenemeyeceği mülahazasıyla kabul etmedi. Kendi tabiriyle “bulaşık” olmayan, yani İttihatçılara mensub bulunmayan bir damat arayışına girdi. Gâzi Ahmed Muhtar Paşa’nın yeğeni Londra sefâret kâtibi Mehmed Ali Şevki Bey; Sadrazam Avlonyalı Ferid Paşa’nın oğlu Mübarek Bey, hâriciye müsteşarı Mahmud Kâmil Paşa, Babanzâde Fuad Bey, Yüzbaşı Saffet Efendi [istikbalin Saffet Arıkan’ı], Şamlı Yüzbaşı Subhi Bey talip olduysa da, kabul edilmedi.


Mustafa Kemal Paşa, o günlerde, Avusturya'da

İşte tam bu arada Mustafa Kemal Paşa ortaya çıktı. Bazılarına göre güya Sabiha Sultan kendisini bir defa görüp hoşlanmış; gayet yakışıklı bulmuş; ateş gibi gözleri varmış, alev alev yanıyorlarmış. Ama evlenemezmiş, zira Faruk’u seviyormuş. Halbuki Sabiha Sultan sonradan dünürü olan başbakan Suad Hayri Ürgüplü’ye bu mevzuda, “Evet, istemiş. Benimle konuşmuş değildir. Ben çekindim ve istemedim. Zira önümde hiç de iyi örnek olmayan Enver Paşa ile Naciye Sultan’ın hayatı vardı. Ayrıca onun gibi biriyle bir aile hayatı kurabileceğime inancım yoktu” diyecektir.  

Derken Abdülmecid Efendi’nin oğlu Şehzâde Ömer Faruk Efendi, Sabiha Sultan’a talip oldu. Böylece hânedanın en güzel kızı ile en yakışıklı erkeği 5 Aralık 1919’da Topkapı Sarayı’nda Hırka-i Saadet Dairesi’nde evlendi.


Sabiha Sultan ve Ömer Faruk Efendi'nin düğünü

Tek dostum senmişsin

Yusuf Hikmet Bayur’un, Atatürk, Hayatı ve Eseri adlı kitabında anlattığına göre; Veliahd Vahîdeddin Efendi, musahibini evine yollayıp, kızıyla evlendirmek istediğini söyler. Mustafa Kemal evde yoktur; yaveri Cevat Abbas’a meseleyi açar. Talat Paşa, Fethi ve Rauf Bey, kabul etmesini tavsiye eder. Sultan Reşad ölmek üzeredir; yeni padişahın kızıyla evlenmek büyük fırsat demektir. Bir gece eğlence âleminden dönüşte, Mustafa Kemal, gençlik arkadaşı Dr. Rasim Ferid Talay’a bu meseleyi açar. Talay, “Sen 2 ay içinde her hangi bir kadından bıkarsın. Hem bir sultanla evlilik hayatı merasime tâbidir. Ayrıca eğer evlenirsen, ayıpladığın Enver’e benzersin” der. Bunun üzerine Mustafa Kemal, “Tek dostum sen imişsin; herkes bu işi yapmam için ayak diriyor” diyerek mevzuyu kapatır ve herkese “artık bu işi ağızlarına almamasını” söyler.

Celal Bayar, Ben De Yazdım isimli hatıratında hülasaten der ki: Padişah, Paşa’nın evine yeğeni Münibe Hanım’ı [hânedanda böyle bir hanım yoktur] gönderip damatlık teklif etmiş. Halbuki Meşrutiyet inkılabını vücude getiren genç subaylar gibi padişah damadı olmak hevesi onda yokmuş. Zübeyde Hanım çok istediği için ‘Sabiha Sultan buraya gelsin’ demiş. Olmaz, demişler. Sonra da ‘Annem sarayın şatafatlı hayatına özenebilir. Oğlunun istikbalini düşünebilir. Fakat millete hizmet nasıl sağlanabilir?” diyerek reddetmiş.

Bu son rivayette Vahîdeddin padişahtır; halbuki evvelkinde veliahd idi. Rivâyetler arasındaki tutarsızlıklar bir yana; Sultan Vahîdeddin’in kızına talip olmayı Paşa’ya yakıştıramayan bazı Kemalist yazarlara göre, Padişah, kızını vermek için Mustafa Kemal’in peşinden koşmuş; ama o, reddetmiştir.


Rasim Ferit Talay

Ben sana gösteririm

Padişah’ın musahibi Mazhar Ağa’ya göre, Paşa, Sabiha Sultan’ı araya kimseleri koymadan hükümdardan bizzat istemiş; Padişah da “Sabiha başkasını seviyor” diye gayet samimi bir cevap vermişti. O esnada kapının ağzında bulunan Ağa, odayı terk ederken Paşa’nın ağzından fısıldarcasına “Ben sana gösteririm!” sözünün çıktığını işitmiştir. Kim ne derse desin, hâdisenin gururuna pek düşkün Paşa’nın canını sıktığı açıktır.

Suriye dönüşü Padişah’tan açıkça kendisini Harbiye Nâzırı yapmasını isteyen, ama bu teklifi kabul edilmeyen Paşa’nın, bu vesileyle sembolik hükümdarın gölgesinde, orduyu elinde tutarak (Mussolini gibi) otoriter bir idare kurmak istediği açıktır. Sadi Borak’ın da kitabında müstakil bir başlık altında anlattığı üzere, bu istikamette başka teşebbüsleri de olmuştu. Celal Bayar’ın da hatıratında anlattığı üzere, evlilik gerçekleşmeyince, 4 arkadaş Şişli’deki evde bir komite kurup, darbe yaparak Padişah’ı öldürmeyi kararlaştırmışlarsa da, içlerinden birinin su koyvermesi üzerine vazgeçmişlerdir.

İşin aslında Padişah bu talip hakkında yakınlarına bir rapor hazırlatmış; bu rapor istikametinde, evliliğin saadet getirmeyeceği kanaatine varmıştır. Raporda, namzedin cumhuriyetçi fikirleri yanında; sarayla pek imtizaç etmeyecek dünya görüşü ve hayat tarzı hikâye ediliyordu.

Demek ki, Paşa, bu işi düşünmemiş değildir. Onun en mühim hususiyeti realist, rasyonalist ve oportünist olmasıydı.  Hatta kimine göre, Sultan’a âşık olmuş; hatta evlatlık aldığı Sabiha Gökçen’e bu ismi bilhassa vermişti. Çoklarına göre Sultan’ın kendisini reddetmesinin verdiği psikoloji, padişah ve hânedan hakkındaki fikirlerinde en mühim âmil olmuştur. Nitekim yıllar sonra hânedanı sürgün ederken, sofrada bulunan Talay’a bakıp, bu kararı almasında o izdivaç meselesinin rolü olduğunu söyler.

Son zamanlarda romanlara mevzu bile olan hâdisenin aslı budur. Sabiha Sultan, eğer bu talibi ile evlenseydi, büyük ihtimalle tarihin seyri değişirdi. Saltanat yerinde kalır; hânedan sürgünü yaşamazdı. Nitekim Şehzâde Osman Ertuğrul Efendi halasına “Nolaydı kabul edeydin de, başımıza bu felâketler gelmeyeydi” diye takılırdı.  


 Önceki Yazılar
19.08.2019 - YER İSİMLERİNİ KİM, NİYE DEĞİŞTİRİR?

12.08.2019 - MİSAFİR, EV SAHİBİNİN KUZUSUDUR

05.08.2019 - YENİÇERİ KİMDİR?

29.07.2019 - LOZAN: KİME GÖRE? NEYE GÖRE?

22.07.2019 - ÇİÇEKLERİN DİLİ - Osmanlı bir çiçek medeniyeti idi…

16.07.2019 - OSMANLILAR GEOMETRİ BİLMEZ MİYDİ?

14.07.2019 - MEHMED ŞEVKET EYGİ’NİN ARDINDAN

08.07.2019 - AT BİNENİN KILIÇ KUŞANANIN

01.07.2019 - SARAY’A DAMAT OLMAK…

24.06.2019 - İSTANBUL BELEDİYESİ KİME EMANET?

Diğer makaleler için tıklayınız...