Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
SUALLER - CEVABLAR

"Vasilik" kelimesi için sonuçlar gösterilmektedir
Sual:
Bazı İslâm büyüklerinin insanları imamlık ve müezzinlik yapmaktan, başkasına kefil ve vasi olmaktan men eden ifadelerine rastlıyoruz. Bu ifadelerde ne anlatılmak istenmektedir?

Cevap;
Bunlar veballi işlerdir. Ehliyet ve adalet gerektirir. Herkes bunu beceremez. Kul hakkına ve günaha düşer. Nitekim Hazret-i Ömer, vasi olmak ilk defasında saflık, ikinci defasında ahmaklık, üçüncü defasında hâinlik demektir buyurmuştur. Ancak bu işler yerine göre farz veya sünnet-i kifâyedir. Yapılmazsa, herkes günaha girer veya kerâhate düşer. Onun için kendine güvenenin böyle bir işe girişmesi, girişmeden evvel de fıkıh kitaplarındaki hükümlerini öğrenmesi ve mümkün mertebe adalete riayet ederek vazife yapması gerekir. İmam, müezzin, kadı, kefil, vekil, vasi olmak çok sevaplı işlerdir. Nitekim İmam Ebu Hanife, kendisine yapılan kadılık teklifini adaletle hükmedemeyeceğinden korkarak kabul etmemiş, bu yolda işkencelere maruz kalarak vefat etmiştir. Talebeleri İmam Ebu Yusuf, Züfer ve Muhammed ise kadılık vazifesi kabul edip insanlara faydalı olmayı tercih etmiştir. Herkesin ve her devrin hâli başkadır. Demek ki hakkıyla vazife yapamayacağından korkan kimsenin böyle işleri kabul etmemesi takvâ, etmesi fetvâdır. İhlâsla hareket edene Allah yardım eder. Nitekim "Kim Allah'ın dinine yardım ederse, Allah da ona yardım eder; ayağını sağlam tutar" âyet-i kerimedir.

Sual:
Sefahet (sefihlik), ehliyeti daraltan sebepler arasında sayılıyor. Malını israf eden kimsenin elinden tasarruf hakkı alınıyor, vasinin iznine tâbi kılınıyor. İslâmiyette mülkiyet hakkı esas olduğuna göre, neye dayanarak bu tür bir müdahalede bulunulmaktadır?

Cevap;
Kur’an-ı kerim, rüşd (mallarını harcama hususunda olgunluk) alâmeti görülene kadar çocuklara mallarının verilmemesi emrolunuyor. İmam Ebu Hanife, 25 yaşı bir üst sınır olarak kabul etmiştir. Yani ne olursa olsun, 25 yaşına gelen kimseye malları teslim edilir ve tam tasarruf hakkı tanınır. Diğer hukukçular, ölene kadar rüşd alâmeti görülmezse, malların kendisine verilmeyeceği kanaatindedir.

Sual:
Babanın olduğu hallerde velâyet ve vesâyet onun elindeyken, babanın yokluğunda ikisinin ayrılmasının sebebi nedir?

Cevap;
Veli, bir kimsenin aile hukukuna dair işlerinde söz sahibi olan temsilcidir. Vasi ise mallarında söz sahibi olan temsilcidir. Veli, çocuk ile aynı dinden, akıllı ve bâliğ olmalıdır. Vasi için bunlar yetmez. Reşid, emin ve malî mevzularda ehil olması da lâzımdır. Küçük çocuğun velisi ve vasisi aynı kişidir. O da babadır. Baba, bir başkasını vasi tayin edebilir. Baba ve vasisi yok ise, veli ve vasi dededir. Dede birini vasi tayin edebilir. Tayin etmemişse, mahkeme bir vasi tayin eder. Baba ve dedesi olmayan çocuğun vasisi, baba veya dedenin yahud mahkemenin tayin ettiği vasidir. Ancak veli, baba tarafından en yakın erkek akrabasıdır. Mesela babası ve onun tayin ettiği vasi olmayan çocuğun dedesi varsa, hem veli hem vasi dededir. Ama dede de yoksa, amca varsa, amca velidir; vasi ise mahkemenin tayin ettiği kimsedir. Eğer elverişli ise mahkeme amcayı da vasi tayin edebilir. Anne veli olmaz. Ama baba veya dede yahud mahkeme anneyi vasi tayin edilebilir. Nitekim Osmanlılarda umumiyetle böyledir. Önceki misalde veli amca iken, vasi anne olabilir. Velâyet şahsa ve ailevî münasebetlere, vesayet ise mala bağlıdır. Velinin salahiyeti sadece aile hukukuna ve çocuğun terbiyesine dair az bir takım işe inhisar eder. Vasi ise, daha geniş bir sahada, çocuğun mal varlığında salahiyet sahibidir. Baba ve dedede her ikisinde de çocuğun menfaati bakımından gerekli dikkat ve ihtimamın bulunduğu farzediliyor. Baba ve dede yoksa, velâyetin, aileden birine geçmesinde beis görülmüyor. Ama vesayet ancak maldan anlayan emin birine geçiyor. Çocuğun korunması maksadına matuf bir tatbikattır.

Sual:
Veled-i zinânın, yani gayrı meşru çocuğun velîsi kimdir?

Cevap;
Veled-i zinânın nesebi babasından sâbit olmaz. Mahkeme (kadı) veli olur veya münasip bir kimseyi veli tayin eder. Dârülislâmda velîsi olmayan kimsenin velîsi, veliyyülemr, yani hükümdar ve onun vekilleri olan hâkimlerdir.

Sual:
Veled-i zinanın anne ve babası evlenirse, o çocuğun velisi kim olur?

Cevap;
Evlilik, veled-i zinayı meşru ve sahih nesepli yapar. Babası velisi olur.

Sual:
Bir baba, çocuğunun parasından başkasına borç verebilir mi?

Cevap;
Verebilir; ama kendisi bu borca kefil sayılır. Yani ödenmediği zaman kendisi mesuldür.

Sual:
Bir baba çocuğun para ve altınlarından kendisi adına borç alabilir mi? 

Cevap;
Anne ve baba fakirse çocuğun malından nafaka olarak yiyebilir. Fakir değilse borç alabilir.

Sual:
Bir baba çocuğunun parasını kendisi zengin olsa bile o çocuk için harcayabilir mi? 

Cevap;
Vesâyetin şartları çerçevesinde (mesela fâhiş aldanma olmaksızın) harcayabilir. Mesela çocuğa bisiklet, kompütür, giyecek vs alabilir; mektep masraflarını karşılayabilir.

Sual:
Baba, çocuğunun parasını nasıl muhafaza eder?

Cevap;
Mümkün mertebe zarara uğramayacak şekilde muhafaza eder. Çocuğun vasisidir. Mesuldür. Altın olarak muhafaza etmesi lazımdır. Bu paradan piyasa fiyatından fazla olmamak kaydıyla arsa vs gibi değeri düşmeyecek ve tükenmeyecek mallar da alabilir.