Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
SUALLER - CEVABLAR

"Tazminat" kelimesi için sonuçlar gösterilmektedir
Sual:
İşçi, patron ile anlaşırken, iki taraftan birisi süre dolmadan akde son verirse tazminat ödeyecek, diyebilirler mi?

Cevap;
Böyle bir cezaî şart Hanbelî mezhebinde câizdir. Eğer işçiye iş öğretiliyor, kurs veriliyor, masraf ediliyorsa, ihtiyaç bulunduğundan dolayı Hanbelî mezhebi taklid edilebilir. Aksi takdirde, akdin sonuna kadar işçi çalışmak, işveren maaş ödemek mecburiyetindedir.

Sual:
Kişinin psikolojik durumunun bozulduğundan yahut işini kaybettiğinden yahut meslekî, siyasî, sosyal mevkii sebebiyle, manevî tazminat istenmesi ve bunun için dâvâ açılması uygun mudur?

Cevap;
Müessir fiil dışında, manevî tazminat istemek meşru değildir. Ancak helâlleşmek karşılığı istenebilir. Ulemâ hakkı ıskat yoluyla bedel istenebileceğine fetvâ vermiştir.

Sual:
Acentalar, bir firma için senelerce çalıştıklarını ve bu firmaya bir çok müşteri bulduklarını, dolayısıyla, bir portföy oluşturduklarını iddia edip portföy tazminatı istiyorlar. Bu tazminat istenebilir mi?

Cevap;
Portföy mal değil ise de, bir bilgi bankasıdır. Devri için para istenebilir.

Sual:
İslam hukukuna göre hangi hallerde maddi tazminat alınabilir? Günümüzde açılan tazminat davalarının İslâm hukukuna göre bir hükmü var mıdır? Bilhassa sağlık sektörü bakımından değerlendirir misiniz?

Cevap;

İslam hukukunda tazminat şahsa ve mala karşı olmak üzere iki kısımdır. Mala karşı olanlar gasp ve itlaf hâlinde bahis mevzuu olur. Bir kimse gasp ettiği malı tazmin eder. İtlâf bir başkasının malını telef etmektir. Bunu kasten yapmışsa veya kasıt olmasa bile bizzat sebebiyet vermişse öder.

Şahsa karşı tazminat, şahsın öldürülmesi veya yaralanması hâlinde bahis mevzuu olur. Kasten öldürmede mağdurun yakınları kısas isterse fail idam edilir; isterlerse katilin bunlara bir meblağ ödemesi karşılığında anlaşırlar. Katil kısastan kurtulur. Kasten olmayan öldürmelerde zaten ceza mağdurun yakınlarına diyet adıyla tazminat ödemektir. Uzuv kesme ve yaralamada da kasıt varsa, kısas yapılır. Kasıt yoksa mağdura diyet ödenir. Trafik kazalarında fail kusuru nispetinde tazminat öder. Spor müsabakalarında da böyledir.

Cerrahi müdahalelerde doktor izinle ve aklın ve tıbbın gereklerini yerine getirmişse, mesuliyetten kurtulur. Aksi takdirde tazminat öder. Hacamat, sünnet, kan alma, iğne yapmada da böyledir. İzinsiz veya yanlış yapılmış ise tazminatla mükellef olur. Osmanlı şer’iyye sicillerinde hastaların kendi rızâsıyla ameliyat olduğu ve bu ameliyat neticesinde ölürse doktordan bir şey talep edilmemesi hususunda beyanını hâvi hüccetlere rastlanır.

Tıbbî müdahale, trafik kazası, spor müsabakalarında failin kusuru varsa tazminat (diyet) ödenir. Tazminat (diyet), bedenî kaybın yanında, masrafları ile iyileşinceye kadarki nafakasının karşılığı olarak hesaplanır. Hanefilerden İmam Ebu Yusuf’a göre elem tazminatı adıyla manevi tazminat da ödenir.

Bugün açılan tazminat davalarında gasp ve itlaf hususunda bir mesele bulunmamaktadır. Laik hukuk ile şer’î hukuk arasında bir fark yoktur. Adam öldürme ve yaralama hallerinde kısas ve diyet Hanefî mezhebine göre ancak dârülislâmda tatbik olunabilir. Bu bakımdan laik hukuk sisteminin muteber olduğu bir yerde kısas ve diyet istenemez. İstenmeden verilirse alınabilir. Diğer üç mezhebde dârülharbde de bir müslümanın öldürülmesi veya yaralanması hâlinde diyet ödenir. Bu bakımdan zamanımızda trafik kazası, iş kazası, spor müsâkabaları ve sağlık sektöründe doğan ölüm ve yaralama hallerinde, kusur varsa, mağdura veya yakınlarına ödenecek tazminat diğer üç mezhebe uygun olarak verilebilir ve alınabilir. Suç ve kabahatlerin bir dünyevî ve bir de uhrevî ciheti olduğundan, Hanefî mezhebinde bu tazminatlar, diyet olarak değil, hakkın helal edilmesi karşılığında verilebilir veya alınabilir. Çünki hakkın devri (ferağ) karşılığında bir şey istemek câizdir.


03 Mart 2011 Perşembe

Sual:
Zevcem boşanmak üzere mahkemeye müracaat etti. Ben de boşanmayı kabul etmek istiyorum. Ancak karşı taraf maddî ve manevî tazminat talep ediyor. İslâm hukukunda boşanan tarafın böyle bir tazminat hakkı var mıdır? Şayet mahkeme bunu kabul ederse, ben bu tazminatı öderken mehre niyet edebilir miyim?

Cevap;
İslâm hukukunda taraflar hangi sebeple olursa olsun boşandığı zaman, kadının ödenmemiş mehr, ödenmemiş nafaka ve ayrıca iddet nafakasından başka bir talebi olamaz. Bu bakımdan mahkeme karar verse bile, bu tazminat kadına helâl değildir. Ancak kadın, bu tazminatı almadığı mehr, nafaka ve iddet nafakasına karşılık olarak alabilir; erkek de bu niyetle verebilir. Hanefî mezhebinde, alacağın takası (mahsubu) için aynı cinsten olması şart ise de, diğer mezheplerde şart değildir. Binaenaleyh altın alacağın karşılığı, aynı kıymette kâğıt para olarak takas yapılabilir.

Sual:
İş yerinde çalışan işçilerin yaptığı hatalardan dolayı, malın telef olması halinde işçiden bedelini tazmin etmek caiz mi?

Cevap;
İşçinin kasıt veya ihmali varsa öder.

Sual:
Komşuda yangın çıktı, evimiz de bu yangında büyük zarar gördü. Bizim uğradığımız zararı yangına sebep olan komşu ödemekle sorumlu değil mi?

Cevap;
Yangına kasıt veya ihmal yoluyla sebebiyet vermişlerse öder, yoksa ödemez.

Sual:
Bir kimseye veya malına bakılıp nazar değse, kul hakkına girilmiş olur mu? Zararın tazmini gerekir mi?

Cevap;
Güzel bir şey görünce mâşaallah demek dinin icabıdır. Müslümanın Müslüman üzerindeki haklarındandır. Nitekim Nesâî'deki hadîs-i şerifte şöyle buyurulmaktadır: «Sizden herhangi bir kimse, nefsinden, malından veya kardeşinden bir şeyin hoşuna gittiğini gördüğü zaman bereketle dua etsin. Zira şüphesiz nazar değmesi haktır.» Bereketle dua şöyle demesidir: «Tebârekallahu ahsenü’l-hâlikîn.» (Ya Rabbi, buna bereket ihsan eyle). Bazı âlimlerin dediğine göre bir kişi kötü nazarla bilinmişse ondan sakınmak uygundur. Resmî makamlar onu halkla haşru neşr olmaktan men etmelidir. Evinde oturmaya mecbur etmelidir. Eğer fakirse kendisine yetecek kadar maaş vermelidir. Çünkü bunun zararı sarımsak ve soğan yiyenin zararından daha fazladır. Hazret-i Ömer, bu gibi insanların halka karışmasını yasaklardı (İbni Abidin). Bir kişi güzel bir şey görüp de bereketle dua etmez ve nazarı değerse günaha girer. Ancak zararın tazmini gerekmez. Zira zararın nazar ile meydana geldiği kat’î olarak bilinemez.

Sual:
Bir kimse telef ettiği kıyemî malı tazmin ederken ne zamanki kıymetini esas alacaktır?

Cevap;
Telef ettiği andaki kıymetini altın üzerinden öder.

Sual:
Bâliğ olmamış bir çocuk sokakta oynarken kaza ile bir kimsenin camını kırsa ücreti kim öder?

Cevap;
Çocuğun servetinden ödenir. Yoksa, büyüdüğü zaman servet kazanınca öder.

Sual:
Bir trafik kazası neticesi erkek ölüyor, hanımı ve 1,5 yaşındaki oğlu yaralı olarak kurtuluyor. Ceza ve hukuk davalarında karşı taraf tam kusurlu bulunuyor. Biz de, ölenin hanımı, çocuğu ve anne-babası adına destekten yoksun kalma tazminatı, hem bizzat yaralandıkları tedavi gördükleri ve dahası aynı kazada eşini ve babasını kaybettikleri için eş ve çocuk adına manevi tazminat ve ayrıca ölenin anne-babası derin üzüntüye gark olduğundan manevi tazminat, ölene ait aracın bedelini ve defin masrafını istedik. Neticede davamız kısmen kabul edilip ölenin çocuğu, babası ve anası lehine maddi-manevi tazminata, araç bedeline ve defin masrafına hükmolundu. Keza lehimize kısmî kabulden ötürü hem maddi, hem manevi tazminat yönünden vekalet ücretine hükmolundu. Bahis mevzuu kalemlerden hangilerini almak caiz olur?

Cevap;
Dârülharbde, katilden diyet almak üç mezhebde câizdir. Manevî tazminat (hükümet-i elem) ise İmam Ebu Yusuf’a göre caizdir. Bu kavle göre almak caiz olur.

Sual:
Bir işçinin çalıştığı kurumdan çıktıktan sonra açacağı işçi alacakları davasında aşağıdaki kalemler talep edilmektedir: Haftalık kanunun kabul ettiği saat limitini aşarak çalışmışsa (FAZLA MESAİ ÜCRETİ); haftada bir gün tatil verilmemişse (HAFTA TATİLİ ÜCRETİ); yıllık izin hakları kullandırılmamışsa (YILLIK İZİN ÜCRETİ); bayramlarda izin verilmemişse (BAYRAM TATİLİ ÜCRETİ). Bu kalem alacaklar da kıdem tazminatı gibi kişinin hakkı olmayan alacaklardan mıdır?

Cevap;
Bunların hepsi akden ve örfen işçinin hakkıdır; maaşına dâhildir. Herhangi bir isimle talep edilebilir. Hizmet akdi müddetinden evvel mücbir sebepsiz işten çıkarılan işçi, geri kalan zamanın ücretini de hak eder. İster işçi ayrılsın; ister işveren tarafından işten çıkarılsın, ister hizmet akdi müddeti bitmiş olsun, isterse bitmesin, kıdem tazminatı karşılıksız bir paradır; talep edilemez.

Sual:
Müvekkilim marketten gazoz alıyor. İçinden sinek çıkıyor. Gazoz imalatçısı şirkete dava açmayı düşündük. Yargıtay içtihatları zarar olmadığı için dava açılamayacağı istikametindedir. Biz de şirketi sağlık bakanlığı, savcılık ve alakalı müesseselere şikâyet edeceğimizi ve basına bildireceğimizi beyan ederek tazminat almayı düşünüyoruz. Sağlık cihetinden bazı müeyyideleri olduğundan umumiyetle şirket ödeme yapıyor. Bu yaptığımız caiz olur mu?

Cevap;
Makul sınırlar içinde kalmak gerekir. Şeriatta ayba karşı tekeffül şartları bellidir. Şirket gazozu değiştirir veya ödediği bedeli tazmin eder. Bilmeden içmişse, makul bir tazminat mevzubahis olabilir.

Sual:
Âriyet olarak aldığı malı şartlarına uygun olarak kullanırken kaza yapsa ve 3. şahsın malına zarar verse, zararı kaza yapan mı öder, yoksa mal sahibi de kendi vasıtası kullanıldığı için tazminde ortak olur mu? 

Cevap;
Vasıtayla cezanın alakası yoktur. Suçu ve tazminatı fail üstlenir.

Sual:
Mecelle’nin 13. maddesinde "Mesela, bir kimsenin masası üzerindeki bardakla su içmeye delâleten izin vardır, kırılsa ödemek gerekmez" diyor. Buna misal verir misiniz?

Cevap;
Yemeğe davet eden bir ahbabının masasında yemek yerken, birisi çarpsa ve elindeki su bardağı kırılsa böyledir.