Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
SUALLER - CEVABLAR

"Seferilik" kelimesi için sonuçlar gösterilmektedir
Sual:
Bayramın ilk iki günü seferî olup da kurbanını kesen bir kimse, üçüncü günü mukim olsa tekrar kurban kesecek midir?

Cevap;
Kesecektir. Çünki kendisine kurban vâcib olmadığı halde kesen kimsenin bu kurbanı nâfile olur. Sonra vâcib olsa, tekrar kesmesi gerekir. Ancak müteahhirîn ulemâsına göre kestiği kurban kâfi gelir. Mutemed kavil de budur. (İbn Âbidin, Kurban bahsi.) Kurban bayramının üçüncü günü fakir olacağını veya sefere çıkacağını bilen kimseye, birinci günü kurban kesmek vâcib olmaz. Üçüncü günü zengin olacağını bilenin, kurban kesmesi, Zilhicce’nin onuncu günü, yani bayramın birinci günü fecr vaktinde vâcib olur. Bayramın birinci günü zengin veya fakir ve mukim veya misâfir olmağa bakılmaz.

Sual:
Annem-babam Erenköy’de iken ben doğmuşum. Sonra ailem Bursa’yı vatan-ı aslî edinmiş. Erenköy benim vatan-ı aslîm midir?

Cevap;
Vatan-ı aslîniz Erenköy idi. Bir kimsenin doğduğu yer vatan-ı aslîsidir. Sonra başka yere yerleşmek niyetiyle ayrılırsa orası vatan-ı aslî olmaktan çıkar. Babanız Bursa’yı vatan-ı aslî edindiği için sizin de vatanınız Bursa olur. Çünki bir kimse ailesini ve eşyasını başka bir yere taşır, doğduğu yerde kimsesi kalmazsa, malı mülkü olsa bile, yeni yerleştiği yer vatan-ı aslî olur. Fıkıhta tâbi’ metbuya göre seferî olur veya olmaz. Nitekim İbn Âbidîn diyor ki: “Varacağı yere iki günlük mesafe kalırsa sahih kavle göre bülûğa eren çocuk gibi namazlarını tamam kılar” diyor. Çünki çocuğun niyetine ittibar yoktur. Babasının niyeti mühimdir. Çocuk babasına tâbidir. Nafakasını o verir. Talebe hocasına tâbidir; çünki nafakası ona aittir. Âkıl baliğ olan ve babasının yanında yaşayan çocukla babası dahi evleviyetle bunun gibidir.” Dolayısıyla babası bir yere temelli yerleşirse, çocuğun vatan-ı aslîsi orası olmak gerekir. Yine İbn Âbidîn, “Vatan-ı aslî: Kişinin doğduğu veya evlendiği yahut yerleştiği yerdir. İlk vatanında kimsesi kalmadığı zaman bu vatan yalnız misli bir bâtıl olur. İlk vatanında ailesinden kalanlar varsa bâtıl olmaz. Her iki vatanda namazlarını tamam kılar” diyor. Demek ki doğduğu yer olan vatan-ı aslîde kimsesi kalmayınca, çocuğun vatan-ı aslîsi olmaktan çıkıyor. Mebsut’ta da, “Vatan-ı aslî neş’et ettiği, yani doğup büyüdüğü yerdir” diyor. Dolayısıyla bir kimsenin anne ve babası bir memlekette oturuyorken, doğum için veya misafirlik yahud memuriyet sebebiyle başka bir memlekete gidip burada çocukları dünyaya gelse, çocuğun vatan-ı aslîsinin hiç alâkası bulunmayan bu memleket olduğunu söylemek abes olur.

Sual:
Vatan-ı aslîm Yalova, vatan-ı ikametim Mecidiyeköy’dür. Vatan-ı aslîmden dönerken önce Yenibosna’daki teyzemi ziyaret etmek istedim. Mecidiyeköyü’nden geçtim. Mukim oldum mu?

Cevap;
Hayır. Vatan-ı aslîye gitmek vatan-ı ikameti bozar. Niyet teyzeye gitmek olunca buradan geçince seferîsiniz. Ama niyet Mecidiyeköyü’ne gelmek olsaydı, sefer biter; buradan Yenibosna’ya gitseniz mukim sayılırdınız.

Sual:
Seferiyken, seferi olduğunu bilmediğimiz imama son oturuşta uysak kaç rek’at kılarız?

Cevap;
İmamın seferi olduğunu bilmiyorsanız, ama imam namazı bitirince ben seferiyim demişse iki kılarsınız. Bilmiyorsanız, hele şehirde ise, mukim olduğu kabul edilir ve dörde tamamlanır. (İbn Âbidîn, Misafirin namazı babı.)

Sual:
Kurban bayramı süresince seferi olan biri kestiği kurbandan vacib sevabı alabilmek için kurbanı nezr etse, o kurban vâcib olmuş olur mu?

Cevap;
Buna gerek yoktur. Kurbanı sefere çıkmadan kesebilir. Nezr olan şeyin vâcib olmasıyla, kurbanın vâcib olması aynı şey değildir. Nezrin vücubu, kesilmesi mutlaka lâzım olan demektir. Sevaplarının aynı olduğu söylenemez. Vacibi yaparken ne mekruhlar, hatta ne haramlar işleniyor. Belki de kesmemek hayırlıdır. Kaç sevaptan girme günaha demişler.

Sual:
Giriş çıkış günleri hariç 4 günlüğüne Mısır’a giden; 3 tam gün Kâhire’de kaldıktan sonra sefer mesâfesindeki İskenderiye’ye gidip dönen kimsenin vaziyeti nedir?

Cevap;
İskenderiye’ye gidip döneceği önceden bellidir. Vatan-ı süknâ, sefer niyeti ile yola çıkmakla bozulur. İsterse gece orada kalmasın. Vatan-ı süknâyı vatan-ı ikameti bozan her şey bozar. Vatan-ı süknâyı sefere niyet ederek yola çıkmak veya sefer mesafesinden kısa bile olsa başka bir vatan-ı süknâya gitmek (gece orada kalmak şartıyla) bozar.

Sual:
Bir Hanefî, 10 gün kalmak niyetiyle İstanbul'dan Ankara'ya gidiyor. Seferi olarak öğlenin farzını kılmaya başlıyor. Birinci rek’attayken, 20 gün kalmaya karar veriyor. O namazı mukim olarak 4 rek’at mı kılmalı? Eğer namazı bitirdikten sonra karar verirse iade eder mi? Vakit çıktıktan sonra karar verirse kaza eder mi?

Cevap;
Namazdan önce veya namazı kılarken fikrini değiştirip mukim olmaya karar verse, mesela 20 gün kalmaya karar verse, hemen tam kılar. Ama kıldıktan sonra karar verirse iade etmez. Çünki kıldığında seferî idi.

Sual:
Hanefî mezhebinde biri 20 günden fazla kalmak niyetiyle İstanbul'dan Ankara'ya gitti. Mukim olarak öğlenin farzını kılmaya başladı. Birinci rekâttayken, arkadaşı geldi, acilen İstanbul'a geri dönüyoruz, namazı kıl hareket ediyoruz dedi. O namazı seferi olarak iki rekât mı kılmalı? Eğer 3. veya 4. rek’atte bu durum olursa ne yapar? Namazı kıldıktan sonra olsa iade eder mi? Vakit çıktıktan sonra olsa kaza eder mi?

Cevap;
15 gün kaldıktan sonra namaz esnasında seferiliğe karar verirse, namazı tam kılar. 15 günden önce ise kasr eder. Üç ve dördüncü rekate kalkmışsa, yapacak bir şey yok. Tamamlar, ancak kasden böyle kılmadığı için mekruh olmaz, iade de gerekmez.

Sual:
Bir kişi yazlıkta evlense, 6 ay yazlıkta, 6 ay da şehirde otursa, bu kişinin vatan-ı aslîsi şehirdeki evi mi olur, yoksa yazlığı mı?

Cevap;
Vatan-ı aslîsi hangisi ise orasıdır. Bu ise kişiden kişiye değişir. Vatan-ı aslî oturma müddeti ile değil, niyet iledir. Artık çıkmamak üzere yazlık evine yerleşse orası vatan-ı asli olur.

Sual:
Fıkıh kitaplarında: Bayramın 3. günü sefere çıkan zengin, kurban kesmese günaha girmez yazıyor. O halde zengin, kurban bayramının birinci veya ikinci günü sefere çıkarsa, seferde olduğu için üçüncü gün kurban kesmesi ona vacib olmaz, ama üçüncü günü yani kurban vacib olduktan sonra sefere çıkarsa, borçtan kurtulmuş olmaz. Demek ki, kurban bayramının üçüncü günü, imsak vaktinden sonra sefere çıkan zengin, kurban borcundan kurtulmuş olmaz, çünkü şer’i gün imsak vaktiyle başlar. Vacib olmadan, yani kurban bayramının üçüncü günü, imsak vaktinden önce sefere çıkarsa o zaman borçlu kalınmaz. Doğru mudur?

Cevap;
Burada bir yanlış anlama olduğu anlaşılıyor. Her ibadetin bir ilk, bir de son vakti bulunmaktadır. Zengine kurban üçüncü günün sonunda kurban alıp kesecek kadar bir vakitte vâcib olur. Üçüncü günü bu vakitten evvel sefere çıksa veya fakir olsa, kurban vâcib olmaz. Nitekim İbni Abidin der ki: Kurbanın kesiminin vakti, şehir dışında ise birinci gün şafağın doğumundan, şehirde ise bayram namazı kılındıktan sonradır. Sonu da üçüncü günün güneşin batımından hemen öncesidir… Kurban kesim günlerinden son gün bir çocuk doğmuş olsa, onun üzerine kurban kesmek vacibtir. Eğer kurbanın son gününde, kurban kesmeden ölürse, onun üzerine kurban vacib değildir. (Kurban bahsi). Görülüyor ki üçüncü günü doğan bir çocuğa zengin ise kurban kesmek vâcib oluyor; ölen kimseye de vâcib olmuyor. Halbuki bunlar üçüncü güneş doğduktan sonra doğmuş veya ölmüştür. Kurbanın vâcib olmasının son vakti üçüncü gün güneş doğduktan sonra olsaydı, doğan çocuğa vâcib olmaz, ölene vâcib olurdu.

Sual:
Seferîlik mesafesi (mil olarak) ile alâkalı bir fetvâ bildirebilir misiniz? 47.5 milden (76 km),  57 mile (91.7 km) kadar okumuştum. Bu ikisi arasındaki bir mesafeye seyahat edecek olan seferî midir? Ayrıca, mesafeyi nasıl ölçeriz? Mesela otoban evime daha yakın, daha çabuk ulaşabiliyorum, fakat daha uzun;   "A" yolu ise evime daha uzak, daha uzun müddet alıyor, fakat mesafe daha kısadır.

Cevap;
Seferilik mezheplere göre farklılık arzeder. Çünki gerek mesafe, gerekse mesafe ölçüleri hakkında farklı rivayetler vardır. Hanefi mezhebinde 18 fersah=54 mil (104 km), Mâlikî, Şafiî ve Hanbelî mezheplerinde 16 fersah=48 mil (80 km.) dir. Bir yere iki yol olsa, biri bu mesafeden uzun, diğeri kısa olsa, uzundan giden seferi olur; kısadan giden seferi olmaz.

Sual:
Kadın, İslâm hukukuna göre, yanında mahremi olmadan seferden yalnız dönebilir mi?

Cevap;

Hazret-i Peygamber “Allahü teâlâya ve âhıret gününe inanan kadının üç günlük yola ancak zevci veya nikâh düşmeyen mahreminden biri ile gitmesi helâl olur” buyurdu. “Yâ Resûlallah! Zevcem hacca gidiyor. Ben cihâda gidiyorum. Yanında bulunamayacağım” denildi. Buna “Cihâdı bırak! Zevcen ile birlikde hac yap!” buyurdu. Bir veya iki erkeğin bile sefere gitmesi mekruhtur. Üç erkeğin gitmesi mekruh olmaz. Dört erkeğin gitmesi ve içlerinden birini emir (başkan) seçmeleri sünnettir. Yolda biri hastalansa veya yaralansa, biri hastayı bekler, diğeri doktor ve ilaç getirir, eşe dosta haber verir. Ölse dinî usullere göre cenazesiyle alâkadar olur, bir muamele veya cinayet olsa şahitlik yapar. Hazret-i Peygamber yalnız seyahate çıkmayı tavsiye etmemiştir. (İmam Şa’rânî, Uhûdü’l-Kübrâ)
İbni Âbidin hülâsaten der ki: Kadının mahremsiz sefere çıkması câiz olmadığı gibi, yabancı erkeklerin ve mahremleri ile giden kadınların da bir kadını sefere götürmeleri câiz değildir. Kadının hacca gitmesi için de yanında mahremi bulunması lâzımdır. Enişte ve kayınbirader kadının mahremi değildir. Mahremin emin, akıllı ve bâliğ olması lâzımdır. Müslüman da, Ehl-i kitap olmak şartıyla gayrımüslim de olabilir. Müslüman bir kadın, ateist veya putperest olan mahremi ile ve emin olmayan mahremi ile ve bâliğ olmamış akıllı çocuk mahremi ile sefere çıkamaz. Bâliğa olmamış gösterişli kız da kadın gibidir. Yani mahremsiz sefere çıkamaz. Şâfiî mezhebinde, kadının mahremi olmadan, emin kadınlarla birlikte, yalnız hacca gitmesi câizdir. Hanefî kadın, Şâfiî mezhebini taklid ederek böyle hacca gidemez. Çünki mezheb taklidi ancak emrolunan bir iş yapılırken, sıkıntı olduğu zaman bu sıkıntıdan kurtulmak için yapılır. Mahrem bir erkeği bulunmayan kadının hacca gitmesi farz değildir ki, Şâfiî mezhebini taklid etmesi lâzım olsun. Hacca götürecek erkeği olmayan bir kadının, hacca gidebilmek için, hacca gitmekte olan bir erkek ile evlenmesi ve hacdan gelince boşanması da, muvakkat nikâh olduğu için câiz değildir.
İslâmiyet, bir kadının, üç günlük yola (104 km) mahremsiz gitmesini haram kabul ettiği gibi; bir günlük yere (34,5 km) mahremsiz gitmesini de mekruh kabul etmiştir. Hindiyye’de “Bir günden az mesâfeye bir hacet için salih erkekler arasında mahremsiz gidebilir” diyor. İbni Âbidin, “Kadın ihtiyar bile olsa yalnız başına sefere çıkamaz. Çünkü deliller mutlaktır. Şair, ‘Mahallede her düşenin vardır bir kaldıranı, her malın da vardır bir alanı’ demiştir. Yani ihtiyar kadının da peşinden giden ihtiyar zampara bulunur, demek istemiştir” diyor.
Hindiyye’de kadının, mürâhık (12 yaşını doldurup da bâliğ olmamış) erkek mahremi ile sefere gidebileceği; Kâdihan’da da kadının sâlih cemaat ile sefere gidebileceği yazmaktadır. İhtiyaç hâlinde bu iki kavl ile amel etmek câizdir. Meselâ sefer mesafesindeki babası hasta olup bakacak kimsesi de bulunmayan kadının, refakat edecek mahremi yoksa bu kavillerden istifade edebilir. Veya kadın bir mahremi ile yola çıkmış, ama mahremi ölmüş veya hastalanmış yahud tevkif edilmiştir. Yahud kadının bulunduğu yerde mahremi kalmamış, bu yer de düşman tarafından işgal edildiği için kadının hicret etmesi gerekmiş olabilir. Kadın hastalanmış, tedavi için başka şehre gitmesi gerekmiş olabilir.
Hayrü’r-Remlî’nin Fetâvâ-i Hayriyye kitabında vekâlet bahsinde, “Zevcesini, sefer uzaklığında bulunan babasının [veya mahreminin] yanından alıp getirmek için, zevcin kendi kardeşini veya yabancı bir erkeği vekil etmesi câizdir. Onlar, zevcenin bu vekil ile gitmesine mâni’ olamaz. Mâni’ olmaları günahtır” diyor. Bu fetvâya istinaden kadınların kocasının yanına mahremi olmadan dönebileceğini söylemek doğru değildir. Fetâvâ-yı Hayriyye nihayet bir fetvâ kitabıdır. Fetvâ kitapları mezhebin asıl metinlerine aykırı olamaz. Böyle görünüyorsa istisnaî hüküm bildirdiği anlaşılır ve zaruret hâline hükmedilir. Nitekim koca gidip zevcesini babasının yanından getiremiyorsa, baba da götürmüyorsa, güvendiği birini vekil tayin ederek zevcesini getirtebilir. Bunun zaruret hâline münhasır olduğu açıktır. Çünki yukarıda bildirilen zayıf kavillerden birine göre verilmiştir. İbni Âbidin hazretleri “Bir kadın mahremi ile hacca giderken mahremi ölse veya bir suçtan dolayı hapsedilse yahud kocası kendisini boşasa, salih cemaat ile mahreminin yanına yalnız dönebilir” diyor. Yine İbni Âbidin hazretleri, “Bir kadın kocasının vekil edip gönderdiği mahremi olmayan biri ile kocasının yanına dönmekten kaçınırsa, nafakaya hak kazanır. Çünki mahremi olmadan kadının sefere çıkması câiz değildir” diyor. Bu sebeple bir kadın zevci veya mahremi ile beraber sefer uzaklığında bir başka şehre gitmesi ile dönmesi arasında hiçbir fark yoktur. Yalnız başına sefere gitmekteki mahzurların aynısı dönerken de mevzubahistir. Fıkhın bütün emir ve yasaklarının nice hikmetleri vardır.  Bunlardan biri de kadının seferde bir mahremi tarafından himaye ve muhafaza edilmesidir.



Sual:
Seferî imam, dört rek’atlik bir namazda unutup üçüncü rek’ate kalkarsa, ona uyan mukim nasıl hareket eder?

Cevap;
Eğer üçüncü ve dördüncü rek’atlerde imama uyarsa, namazı bozulur. Zira farz kılanın nâfile kılana uyması sahih değildir. Hayreddin Remlî der ki: "Misafir imam hataen veya kasden üçüncü rekâte kalkarsa, muktedi, imama uymaksızın kendi başına üçüncü ve dördüncü rek’atleri kılarsa sahih olur". (İbni Âbidîn, Salâtı Müsâfir bâbı)


Sual:
Seferîlikte bir yere giriş ve çıkış günleri ikamet müddetinden sayılır mı?

Cevap;
Hanefî mezhebinde sefer müddeti uzaklığa (104 km) giden bir kimse, gittiği yerde 15 günden az kalırsa misafir sayılır ve 4 rek’atlik namazlarını kasreder. İbni Âbidin hazretleri misafirin namazı bahsinde, “Yarım aydan bir saat bile az olursa seferî olur” buyurmaktadır. Buradan anlaşılan giriş ve çıkış günleri ikamet müddetinden sayılmamaktadır. Şer’î gün güneşin batmasıyla başlar, güneşin batmasıyla sona erer. İkamet için fıkıh kitapları tam 15 gün aramaktadır. Dolayısıyla seferî olmak niyetiyle gittiği yere vardığı gün güneş batana kadar hesaba katılmaz. Güneş batmadan önce dönmek üzere hareket ederse, önceki günün güneş batışından itibaren hesaba katılmaz. 14 gün kalırsa ve 15. gün güneş batmadan evvel oradan ayrılırsa seferîdir. Baştan sefer niyetiyle çıkıp, 15 günden fazla kalsa ve bugün çıkarım, yarın çıkarım diye aylarca kalsa hep seferîdir. Ama baştan sefer mesafesi bir yere gidip orada giriş-çıkış günleri hariç 15 gün kalmaya niyet etmişse, yolda namazları kasreder, ama orada tam kılar. Meselâ Pazartesi öğlen üzeri bir şehre girerse, ikamet müddeti akşam güneş batışından itibaren hesab edilir. Pazartesi güneş batana kadar giriş günü olup hesaba katılmaz. İki hafta sonraki Salı günü (üçüncü Salı) güneş batmadan evvel hareket ederse, seferî sayılır. Salı günü güneş battıktan sonra hareket ederse, mukim sayılır. Çünki artık Çarşamba başlamıştır ve 15 gün dolmuştur.
Mâlikî ve Şâfiî mezheblerinde de, sefer mesafesinde (üç günlük yol=80 km) gittiği yerde seferî olup 4 rek’atlik namazları 2 rek’at kılmak için giriş-çıkış günleri hariç 3 gün kalması lâzımdır. 4 gün kalmaya niyet etmiş ise mukim sayılır.
Mâlikî mezhebinde bu zaman zarfında kendisine 20 vakit namazın farz olmaması da lâzımdır. Zaten 4 gün kalmak, 20 vakit namazın kendisine farz olması demektir. Ancak bazen 20 vakit namaz farz olur ama tam 4 gün kalmaz; yahud da tam 4 gün kalır ama 20 vakit namaz farz olmaz. Nitekim Pazartesi ikindiden evvel, ama henüz öğleyi kılmadan girse, Cuma günü sabah namazını kıldıktan sonra çıkmaya niyet etmiş ise, seferîdir. Her ne kadar bu beldede kendisine 20 vakit namaz farz olmuşsa da, 4 tam gün kalmamıştır. 3 gün kalmıştır. Cumartesi sabah namazından evvel bir beldeye girmişse, Çarşamba günü yatsı vakti girdikten ama yatsı namazını kılmadan çıkmaya niyetlenmişse, burada 4 tam gün kalmış olmakla beraber, kendisine 20 vakit namaz farz olmamıştır.
Giriş ve çıkış günleri ikamet müddetinden sayılmaz. Çünki bunlar eşyalarını yerleştirme ve yükleme hazırlıkları içindir. Mâlikî mezhebinde fecrden evvel girmişse o gün fecre kadar, fecrden sonra girmişse, o gün ertesi fecre kadar hesaba katılmaz.
Pazartesi fecrden (sabah namazı vaktinin başlamasından) sonra girmişse, Cuma güneş battıktan sonra çıkmaya niyet etmişse seferîdir. Çünki Salı gününün fecrine kadar giriş günüdür. Hesaba katılmaz. Salı, Çarşamba ve Perşembe (üç gün) ikamet günleridir. Cuma günü fecrden Cumartesi günü fecre kadar çıkış günüdür. Hesaba katılmaz. Ama Cumartesi fecrden sonra çıkmaya niyet etmiş olsaydı, tam 4 gün kalmış olduğundan mukim sayılırdı, seferî olmazdı.
Cumartesi günü zeval (öğle) vaktinde girse, Perşembe zeval vaktinde çıkmak niyetinde olsa, mukimdir, namazları tam kılar. Cumartesi zeval vaktinden Pazar fecr vaktine kadar giriş günüdür, ikametten sayılmaz. Perşembe zevalden evvel çıkmak niyetiyle girse idi, seferî sayılırdı. Çünki Çarşamba zeval ile Perşembe fecr arası çıkış günüdür. Tam üç gün kalmış olur.
Salı fecrden evvel (yatsı vakti çıkmadan) girmişse, Cuma günü güneş battıktan sonra çıkmaya niyet etmişse, seferîdir. Pazartesi fecrden Salı fecre kadar giriş günüdür, hesaba dâhil edilmez. Cuma fecrden itibaren de çıkış günüdür. Hesaba katılmaz. Binaenaleyh Salı, Çarşamba ve Perşembe olmak üzere üç gün kalmış ve kendisine 18 vakit namaz farz olmuştur. Akşamı kılsa bile 19 vakit eder. Yatsı vakti girdikten, ama yatsıyı kılmadan çıkmaya niyetli olsa yine seferîdir. Yatsıyı kılmaya veya yatsı vakti çıkmaya niyetli ise hem dört gün kalmış hem de 20 vakit namaz üzerine farz olmuş olur. Seferîdir.
Dört gün dört gece kalmışsa, mukimdir. Dört gün üç gece kalmışsa veya üç gün dört gece kalmışsa seferîdir. Namazları kasredebilir ve cem edebilir.
Bu günler için Şâfiî mezhebinde ikamet yerine girdiği andan itibaren takriben 24 saat olarak itibar edilir. İkindi vaktinde girmişse, ertesi gün ikindi vaktine kadar giriş günüdür. Sonraki üç gün ikindi vaktinden ikindi vaktine hesab edilir. Dördüncü gün ikindi vaktinden itibaren sonraki günün ikindi vaktine kadar çıkış günüdür. Sonraki günün ikindi vaktinden sonraya kalırsa, dört tam gün kalmış olur ve seferî sayılmaz. Mestlerin hükmü gibidir.
(Mevâhibü’l-Celîl; Muğni’l-Muhtâc; el-Fıkhu ale’l-Mezâhibi’l-Erbaa)

Sual:
İlmihallerde diyor ki: “Mukim, eda ederken ve kaza ederken de, misafire uyabilir. Misafir, dört rek’atli olan farzları edâ ederken, mukime uyabilir. Yetişemediği rek’at olursa, imam selâm verdikten sonra dörde tamamlar. Çünki mukim imama vakit içinde uyan misafirin namazı değişerek, imamın namazı gibi dört rek’at olur. Kazayı iki rek’at kılması lâzım olduğundan, mukim imama uyamaz. Çünki oturması ve okuması farz olan, nâfile olana uymuş olur”. Bu son cümleden ne anlaşılması gerekir?


Cevap;
Mukim ile misafir birbirine imam olabilir. Mukim imam olursa, misafir o namazı dört rek’at olarak kılar. Misafir imam olursa, mukim kalkıp o namazı dörde tamamlar.  Ancak mukim ve misafirin dört rek’atlik aynı namazı kazaya kalırsa ve cemaatle kılmak isteseler, misafir mukime uyamaz. Vakit çıktığı için misafirin o namazı üzerine iki rek’at olarak farz olmuştur. Mukim imam olursa, ilk oturuş ve son iki rek’atte kıraat imama farz değildir. Nâfileden kasıt budur. Halbuki ilk oturuş ve son iki rek’atte kıraat misafir için farzdır. Çünki bu namazın ilk iki rek’ati farz, sonraki iki rek’ati nâfiledir. Kazaya kalmış namazlarda misafirin namazı değişerek imamın namazı gibi olmaz. Çünki değişme sebebi olan vakit çıkmıştır. (İbni Âbidin, Misafirin Namazı bâbı)


Sual:
Deniz aşırı ülkelere uçakla giderken, namaz vakitlerini neye göre ayarlamalıyız? Uçak içinde yer olmadığı zaman oturarak namaz kılsak geçerli olur mu?

Cevap;
Namaz vakitlerinden anlayan birisine üzerinden geçilecek memleketlerin namaz vakitleri ve tayyarenin irtifasına göre bunların ne kadar değişebileceği sorulur. Tayyarede ayakta kılamayan, oturarak kılar. Secde edemiyorsa rüku’ ve secde için biraz eğilir. Koltuğunda kılamazsa tuvalette kılar. Oturarak kılamıyorsa ayakta başını eğerek ima eder.

Sual:
Yolculukta vasıta içinde namaz nasıl kılınır?

Cevap;
Gemi, tren, tayyare gibi vâsıtalarda ayakta namaz kılınabilir. Bu mümkün değilse veya otobüs, otomobil gibi vâsıtalarda namaz zarureti doğarsa, koltukta namazda oturur gibi ayaklarını altına alarak oturulur; başı ile ima eder. Secde için eğilmesi, rükû için eğilmesinden az olmamalıdır.
Vâsıtada namaz kılmaya sebep olan özürler, malının, canının, vâsıtanın tehlikede olması, inince vâsıtanın veya vâsıtadaki veya yanındaki malın çalınması, yırtıcı hayvan, düşman, yerde çamur olması, yağmur olması, hastanın, inerken, binerken, iyi olmasının gecikmesi veya hastalığının artması, arkadaşlarının beklemeyip tehlikede kalması, indikten sonra, vâsıtaya yardımcısız binememek gibi özürlerdir. Vâsıtada namaz kılarken, mümkün olduğu kadar kıbleye dönülür. Mümkün olmazsa her hangi bir yöne veya gidiş istikametine göre kılınır.

Sual:
Bir kadın üç günlük yolun bir günlük kısmını yalnız, kalanı ise bir mahremi ile gitse câiz olur mu?

Cevap;
Yola çıkarkenki niyeti mühimdir. Üç günlük yola gitmek üzere evden çıkan kadın seferîdir. Hadis-i şerifte, bir kadının yanında mahremi olmadan bir günlük (takriben 35 km) ve bir başka rivayette ise üç günlük yola (takriben 104 km) yalnız gidemeyeceği buyrulmuştur. Ulemâ bir günlük yola yalnız gitmenin tahrimen mekruh; üç günlük yola yalnız gitmenin haram olduğunu söyler. Buna dair hadis-i şerifler vardır. Bir günlük yoldan az mesafeye ise güvenilir yol arkadaşları ile mahremsiz olarak gidebilir. Üç günlük yola mahremi ile giderken, yolda mahremi ölür, tutuklanır veya hastalanır ise, kadın emniyetli Müslümanlarla memleketine, mahreminin yanına dönebilir. (İbni Abidin)

Sual:
Tatil sebebi ile tayyare bileti aldım. Almanya saati ile 13:40’da tayyare inmiş olacak ve o gün 14:40’da ikindi vakti giriyor. Namazı cem-i te’hir etsem, ikinci namazı da kılıp bitirinceye kadar yolculuğun devam etmesi gibi şartın gerektiğini işittim. Ben vatanım olan Dortmund şehrine gelmiş olacağım ve yolculuğum bitmiş olacak. Bu durumda ne yapmam gerekir?

Cevap;
Cem-i te’hirde birinci namaz vakti yolda çıkmışsa, çıkmadan cem'e niyet etmek şartıyla, ikinci vakit içinde varacağı yere varmış olsa bile namazı cem edebilir.

Sual:
Eldeki veya yüzdeki bir yara kanadığında yara bandı ile kapatılıp üzerine mesh ederek hemen abdest alınabilir mi, yoksa kanın durmasını veya vaktin sonunu beklemek gerekir mi? Seferînin durumu da aynı mıdır?

Cevap;
Yaraya band veya sargı konulunca, akması durur. Meshedilip abdest alınır. Durmaz devam ederse, özür sahibi olup olmamasına göre hüküm verilir.

Sual:
Seferi olan dört rekâtlı namazları iki rekât kılması gerekirken dört rekât kılsa son iki rekât nafile oluyor? Bu iki rekât öğle ve yatsının son sünneti yerine geçer mi?

Cevap;
Hayır. Çünki ayrı niyet ve tekbir alınması gerekir.

Sual:
Kitaplarda (Seferde müekked sünnetler gayri müekked sünnet hâline gelir) buyuruluyor. Öğle namazının ilk oturuşunda salli barikler, üçüncü rekâtın başında da sübhaneke olur mu demek bu?

Cevap;
Hayır. Hükmü böyle olur demektir. Şekli değişmez.

Sual:
Seferde dört rek’atlik namazı iki rek’at kılması gerekirken dört rek’at kılan bir kimse ilk teşehhüde oturmayı da unutmuş olsa, terk etse farzı eda etmiş olur mu?

Cevap;
Olmaz. İade gerekir.

Sual:
Hanefî mezhebindeyim. Şâfiî mezhebini taklid ediyorum. Seferde namazımı kısaltıp iki rek’at olarak kıldım. Ancak teşehhüdde sadece ettehıyyatüyü okuyup selâm verdim. Şâfiî mezhebini taklid ederek kıldığım bu farzı eda etmiş oldum mu?

Cevap;
Son oturuşta salavat okunması gerektiği için kerahatle sahih olur.

Sual:
Seferî imam; yanlışlıkla kalktığı üçüncü rek’atin secdesini yapmadan o şehirde 15 gün kalmaya niyet etse ne yapması lâzım gelir?

Cevap;

Seferî kimse, dört rek’atlik namazları iki rek’at olarak kılar. Yanlışlıkla üçüncü rek’ate kalkarsa; ilk oturuşta oturmuşsa, namazı iki rek’at olarak sahihtir. Fazlası nâfiledir. İlk oturuşta oturmamışsa; üçüncü rek’atin secdesinde ikamete niyet etmişse, kıyâm ve rüku’u tekrarlar; çünki nâfile olarak yapılmıştır. Secdeden başını kaldırmadan ikamete niyet etmişse, namazı dörde dönüşür ve İmam Muhammed’e göre farz olarak sahih olur. Sahih kavil de budur. İlk oturuşta oturmadıysa ve üçüncü rek’atin secdesinden başını kaldırdıktan sonra ikâmete niyet etmişse, bu namaz nâfile olur. (İbni Abidin)



Sual:
Misafir imam; üçüncü rek’atin secdesini yaptıktan sonra o şehirde 15 gün kalmaya niyet edebilir mi?

Cevap;
İlk oturuşta oturduysa, 4 rek’at kılar. Farz yerine geçer. İlk oturuşta oturmadıysa, bu namaz nafile olur. İade gerekir. (İbni Abidin)

Sual:
Gemi, [feribot] uçak, otobüs, tren gibi vasıtalarda ihtiyaç halinde İki namazı Cem etmek, imam-ı Züfer hazretlerinin ictihadına uyarak oturup ima ile etmekten önce mi gelir? Bu önceliğe riayet edilmezse namaz kabul olur mu?

Cevap;
İmam Züfer’e göre ima etmeli, üç mezhebden birine göre de cem etmeli. İkisinden birini yapsa da olur. Sıraya dikkat etmese ed olur. Zira kavl-i Züfer mezhebin zayıf kavli olmakla beraber, tahmin ediyorum, cem’de kıyam, rükû ve sücud olduğu için, büyükler, cem’i imaya tercih etmiştir. İstisnai bir haldir.

Sual:
Gemi, [feribot] uçak, otobüs, tren gibi vasıtalarda kıbleye dönmek mümkün olmazsa veya kıbleyi tesbit edemezse iki namazı cem mi eder. İki namazı Cem etme imkânı da olmayan bir kimse namazı gücü yettiği herhangi bir tarafa doğru kılması caiz olur mu?

Cevap;
Gidiş istikametine veya kolayına geldiği cihete dönerek ima ile kılar.

Sual:
Ayakları sarkıtarak namaz kılmanın dinimizde caiz olmadığı kitaplarda bildiriliyor. Gemi, [feribot] uçak, otobüs, tren gibi vasıtalarla yolculuk yapıyoruz. Bazen sabah namazına denk geliyor. Sabah namazını cem etme imkânı olmadığı içinde kazaya kalabiliyor. Bu vasıtalarda İmam-ı Züfer hazretlerinin kavline uyarak bağdaş kurarak veya diz üstü oturak namazlarımı kılacağım ama hanımların koltukta diz üstü oturması veya bağdaş kurması garip karşılanıyor. Yaşlıdır veya rahatsızlığı vardır, diz üstü oturamıyordur, bağdaş kuramıyordur. Bir rahatsızlığı olmamasına rağmen bazı insanlar diz üstü oturamıyor, bağdaş kuramıyordur. Diz üstü oturarak veya bağdaş kurarak oturmak namaz kılmak dikkat çektiğinden fitneye sebebiyet vermesinden korkuyordur. Belirttiğim sebepler namazın kazaya kalmaması için vasıtada ayaklarını sarkıtarak koltukta namaz kılmak için özür olur mu? Yoksa kaza mı edecek?

Cevap;
Dizleri sarkıtarak kılınan namaz sahih, fakat tahrimen mekruhtur. Ayaklarını altına alamayan, sarkıtarak kılar.

Sual:
Bir ilmihalde Mâlikî ve Şâfiî de sadece seferde değil mukimken, hastalıkta ve ihtiyarlık sebebiyle iki namaz cem edilebilir, diye yazıyor. Dinimizde kime ihtiyar denir? Belli bir yaşı var mıdır? İhtiyarın açık bir hastalığı görülmesi gerekir mi ki bu hükümden istifade etsin? Bu hükme göre genç veya ihtiyar hasta kimsenin her namaz için ayrı ayrı abdest alıp ayakta durması zor oluyorsa, meselâ karın ağrısı, diş ağrısı, böbrek ağrısı, sinüzit, migren gibi rahatsızlıkları varsa bu rahatsızlıklar sebebiyle ayakta durması zor oluyorsa, Hanbelî, Şâfiî veya Mâlikî mezhebini taklid ederek mukimken iki namazını cem edebilir mi?

Cevap;
Abdest alması, necaset temizlemesi, namaza kalkması ağır hareketleri gerektiren, zorlanan, düşme tehlikesi olan, zor yürüyen, ağrısı olan veya artan ihtiyar veya hasta mukimken de namazını cem edebilir.

Sual:
Mâlikî mezhebinde seferde cem caizdir. Fakat deniz seferinde cem caiz değildir. Cem için ihtiyaç hâsıl olursa diğer üç mezhepten birisi taklid edilir. Hanefî mezhebindeyim. Feribot, gemi, tekne, yat veya herhangi deniz vasıtası ile deniz seyahati yaparken, bu vasıtaların içerisinde Mâlikî mezhebine uyarak cem edilemez mi?

Cevap;
Hayır. Şâfiî veya Hanbelî taklid edilebilir.

Sual:
Hanefî mezhebindeyim. İhtiyaç halinde mukimken Hanbelî mezhebini, seferde iken Mâlikî mezhebini taklid ederek namazlarımı cem ediyorum. Her iki mezhebi de ihtiyaç halinde taklid eden bir kimse, su olmadığı zaman, öğle namazını teyemmümle kılmış olsa, ikindiyi de cem ederek kılmak için yeni bir teyemmüm yapacak mı? Velev ki teyemmüm gusül için veya abdest için alınmış olsun. İki namazı bir teyemmümle cem edip kılmak caiz olur mu?

Cevap;
Teyemmüm Mâlikî mezhebinde vakit çıkınca bozulur.

Sual:
Herhangi bir vasıtada [uçak, tren, vapur, otobüs] namaz kılarken kıbleye dönmek farzdır. Kıbleye dönemeyen gidiş istikametine veya kolayına geldiği tarafa dönerek namazı kılar. Böyle yapmak yerine selâmete çıkınca kıblesi belli olan bir yerde iki namazı cem etsek olur mu?

Cevap;
Her ikisi de mümkündür.

Sual:
Mukimken veya seferde Hanbelî veya Mâlikî mezhebini taklid ederek öğle namazını ikindi namazı vaktine tehir ederek cem eden bir kimse, ikindi vakti girince önce ikindiyi sonra öğleyi kılmış olsa, yani tertibe riayet edilmemişse, cem sahih olur mu? Böyle kılan biri vaziyeti nasıl telâfi etmesi lâzımdır? İadesi veya kazâsı lâzım gelir mi?

Cevap;
Cem-i tehirde tertip lâzım değildir.

Sual:
Mukimken veya seferde Hanbelî veya Mâlikî mezhebini taklid ederek ikindi namazını öğle vaktine çekip [takdim ederek] cem eden bir kimse öğle vakti girince önce ikindiyi kılsa, sonra öğleyi kılsa yani tertibe riayet edilmemişse cem sahih olur mu? Böyle kılan biri vaziyeti nasıl telâfi etmesi lâzımdı? İadesi ve kazâsı lâzım gelir mi?

Cevap;
Cem-i takdimde tertip lâzımdır. İade veya kazâ lâzımdır.

Sual:
Hanefi mezhebindeyim maliki mezhebini taklid ediyorum. Mâlikî’de deniz seferlerinde cem câiz olmayacağını, seyahat boyunca bu vâsıtaların içerisinde Mâlikî mezhebine uyarak cem edilemeyeceğini, bu gibi hallerde Hanbelî ve Şâfiî mezheplerinden birini taklid etmek lâzım geldiğini nakletmiştiniz. Cem, deniz aracında değil karaya çıkınca yapacağım. Deniz yolculuğunda Mâlikî’yi taklid ederek cem’e niyet etmiş olmamın bir mahsuru var mı? Velev ki karaya varınca seferiliğim devam etsin veya mukim olayım?

Cevap;
Denizde giderken cem yapılmaz. Seferin bir kısmıdenizde, diğer kısmı karada olursa, karadaki kısmında cem caizdir.

Sual:
Bir hadis-i şerifte, hac veya cihad dışında, deniz vâsıtalarına binilemeyeceği; çünkü denizin altında ateş, ateşin altında da deniz olduğu söyleniyor. Bu iki iş dışında, meselâ seyahat için gemiye binmek, câiz değil midir?

Cevap;
Dünyalık için kendisini tehlikeye atmanın uygun olmadığı bildiriliyor. Gezmek için gemiye veya uçağa binmek caizdir.

Sual:
Deniz aşırı ülkelere uçakla giderken, namaz vakitlerini neye göre ayarlamalıyız?

Cevap;
Tayyarenin havadaki yerine göre ayarlanır. Meselâ aşağıda akşam vakti girmiş olsa bile, güneşi görüyorsa, akşamı kılamaz.

Sual:
Tayyare içinde yer olmadığı zaman oturarak namaz kılsak sahih olur mu?

Cevap;
Evet.

Sual:
Bütün yolculuklarda namazları cem-i takdim ve cem-i tehir yaparak kılmak gerekir mi?

Cevap;
Namazı vaktinde kılmak mümkün değil ise, cem edilir. İhtiyaten cem-i takdim etmeli; ikinci vakit içinde imkân olursa ikinci namazı vaktinde kılmalıdır.

Sual:
Alafranga tuvalette (klozette) idrar sıçratmadan ayakta bevl etmek günah mıdır?

Cevap;
Ayakta bevl etmek mekruhtur. Seferde veya hastalıkta veya avret yeri açılmasın diye câizdir. Sünnete uygun olan alaturka tuvalettir. Alafranga tuvalete zaruret olmadan oturmak uygun değildir.

Sual:
Hanefî mezhebindeki bir kimse 15 günden az bir sefere çıksa, vardığı yerde herhangi bir akıntıdan dolayı veya başka bir ihtiyaçtan dolayı [mesela cem etmek gibi] Mâlikî mezhebini taklid etmesi gerekse, Hanefî mezhebine göre olan seferîlik müddeti devam eder mi? Yoksa Mâlikîyi taklid ettiği için seferîlik müddeti bu mezhebe göre değişmiş mi olur?

Cevap;
Mâlikî mezhebine göre seferî sayılmadığı için, Mâlikî mezhebine göre aldığı abdest ile namazı kasredemez (kısaltamaz); tam kılar. Özrü bitince Hanefî gibi davranır, namazı kasreder (kısaltır). Çünki Mâlikî mezhebinde seferîlik, giriş-çıkış günleri hariç 3 gündür.

Sual:
21:30’da yatsı namazı vakti giriyor. Otobüs (veya tren) ile 22.30’de hareket edilecektir. Evden garaja gidiyorum. Bizim evin karşısında ufak bir mezarlık vardır. Orayı da geçtim. Garaja vardım. Garajdaki câmide yatsı namazını iki rek’at olarak mı kılacağım, dört rek’at olarak mı kılacağım? Yani evden çıkar çıkmaz mı seferî olurum? Yoksa yolculuğa başlayış saatim olan 22:30 itibariyle mi seferî olurum?

Cevap;
Seferî olma hâli herkesin yaşadığı şehre göre değişir. Oturduğu şehir, kasaba veya köyün evleri bitecek, mezarlık, depo, kışla, harman, bostan, dere gibi yerler finâdır, burayı da geçince seferîlik başlar. Evden çıkınca -bedevîler hariç- hiç seferî olunmaz.

Sual:
İstanbul’dan Ankara’ya gitmek üzere yola çıktım. Bolu’ya gelince öğle oldu. Öğle namazını iki rek’at olarak kıldım. Namazdan çıkınca Ankara’ya gitmekten vazgeçtim. Bolu’daki işlerimi bitirdim. Ben Bolu’da iken ikindi vakti oldu. Bolu’da ikindi namazını 2 rek’at mi, 4 rek’at mi kılacağım?

Cevap;
Sefer devam etmektedir. İstanbul’a dönene kadar seferîdir. Çünki sefer mesafesi gitmiştir. Binaenaleyh kasredecektir, yani 2 rek’at kılacaktır.

Sual:
Sefer mesafesi gitmeden geri dönmeye niyet eden, o anda misafirlikten çıkıp mukim olur deniyor. Bir kimse Ankara’ya gitmek üzere yola çıksa, İzmit’e gelince Ankara’ya gitmekten vazgeçerse, İzmit sefer mesafesinde olduğu halde, İzmit’te ve geri dönüş yolunda mukim mi oluyor?

Cevap;
Sefer mesafesi gitmeden vazgeçse idi, seferîlik biterdi. Şu halde seferîdir.

Sual:
Bir kimse vatan-ı ikametten, sefer mesafesi olmayan bir yere gitmiş olsa, orada bir müddet kalsa, buradan da sefer mesafesine ulaşan bir yere gitmeye niyet etse, ancak o mesafeye gitmeden önce vatan-ı ikametine uğrasa, vatan-ı ikamette seferî olacak mıdır?

Cevap;
Vatan-ı ikametten sefer mesafesi olmayan bir yere gidip, burada sefere niyet etse, sefer mesafesi gitmeden vatan-ı ikamete uğrasa, mukim olur.

Sual:
Hanefî mezhebindeyim. Vatan-ı aslîm Amasya’dır. Vatan-ı ikametim Fatih’dir. Fatih’den sefer mesafesi olmayan bir yere, mesela Bakırköy’e gittim. Bakırköy’de bir müddet kaldım. Sonra Adapazarı’na gitmek niyetiyle Bakırköy’den çıktım. Bir işim sebebiyle önce Fatih’e uğradım. Vatan-ı ikametim olan Fatih’de seferî olur muyum?

Cevap;
Fatih’te seferî olmaz. Çünki vatan-ı ikametten sefer mesafesi olmayan bir yere gidip, burada sefere niyet etse, sefer mesafesi gitmeden vatan-ı ikamete uğrasa, seferî olmaktan çıkar, mukim olur.

Sual:
Seferî olan dört rekâtlı namazları iki rek’at kılması gerekirken üçüncü rek’ate kalkarsa secde-i sehv lâzım oluyor. Sehven, unutarak üçüncü rek’ate kalkan bir kimse üçüncü rekâtın hemen başında fatihadan önce veya kıyamın her hangi birinde, rükû’unda veya secdesinde bu hükmü hatırlamış olsa selâm verip namazdan çıkar mı? Yoksa normal dört rekât kılıp selam mı verir?

Cevap;
İster tamamlar, ister geri dönüp selam verir. Sehv secdesi yapar.

Sual:
Misafir mukim imama uysa, fakat sonra imamın namazının sahih olmadığı anlaşılsa, misafir namazı dört rek’at olarak mı iade eder, iki rek’at olarak mı?

Cevap;
İki rek’at olarak iade eder.

Sual:
Mahremi olmadan tek başına üç günlük yola çıkan bir kadın, yolda namazlarını cem edebilir mi?

Cevap;
Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelî mezhebinde günah olan seferde, namazı kısaltmak ve cem etmek câiz değildir.

Sual:
Kamyonu ile içki taşıyan bir kimse, yolda buna tövbe etse, namazı cem edebilir mi?

Cevap;
Namazı kısaltmanın hükümleri anlatılırken, günah maksat için yola çıkan kimsenin yolda tövbe etmesi hâlinde namazı kısaltabileceği yazıyor. Cem de buna kıyas edilse bile, tövbenin şartlarına uygun yapılması şarttır. Kamyoncunun bu işten hemen vazgeçmesi lâzımdır. Şu kadar ki zaruretler bazen memnuları mübah kılar.

Sual:
İstanbul’da doğdum. Babamın memleketi olan Gümüşhane’ye gittiğimde 4 rek’atlık farzları nasıl kılmalıyım? Nerelisin diye sorulunca, Gümüşhaneliyim diyorum.

Cevap;
Doğup büyüdüğünüz yer (İstanbul) vatan-ı aslîdir. Burada namazlar tam kılınır. Bunun dışında neresi olursa olsun 15 günden az kalmaya gidilmişse ve arada sefer mesafesi (104 km) de varsa 4 rek’atlik farzlar 2 rek’at olarak kılınır.

Sual:
Evlenmemiş bir kız, vatan-ı aslî tayininde doğduğu yeri mi esas alır, yoksa babasına mı tâbi olur?

Cevap;
Evlenmemiş kızın vatan-ı aslîsi doğup büyüdüğü yerdir. Bülûğa ermeden ailesi bir başka yeri vatan-ı aslî edinince, orası onun da vatan-ı aslîsi olur. Bülûğa erdikten sonra ailesi (babası) ile yaşıyor ise, yine onlara tâbidir. Nitekim İbni Abidin, âkıl-bâliğ olup ailesiyle yaşayan ve nafakası bunlar tarafından karşılanan çocuğun vatanı, ailesine tâbidir diyor.

Sual:
Bir kimse sefer mesafesi uzaklıktaki bir yere 20 gün kalmak üzere yola çıksa, sefer mesafesi yol gittikten sonra başka bir şehirde 3 gün veya 15 gün kalsa bu şehirde namazları nasıl kılar?

Cevap;
Yolda namazlarını kısaltır. Sefer mesafesi gitsin veya gitmesin, seferde olduğu ve nihaî menzil sefer mesafesinde olduğu için 3 gün kaldığı yerde de kısaltır. 15 gün kalmışsa tam kılar. Mâlikî ve Şâfiî mezhebinde giriş ve çıkış günleri hariç 4 gün ve daha çok kalacaksa tam kılar. Baştan 3 kalmaya niyetli olup bugün çıkarım yarın çıkarım diyerek uzun kalsa veya baştan ne kadar kalacağını bilmiyorsa, aylarca kalsa bile hep hep kısaltır. Mâlikî ve Şâfiî mezhebinde ise bu halde 18 güne kadar kısaltır. Sonra tam kılmaya başlar.

Sual:
Denizliliyim. İstanbul’da yüksek tahsil talebesiyim. Senenin takriben 9 ayını burada geçiriyorum. Bir haftalığına Fethiye’ye tatile geldim. Sonra bir haftalığına İstanbul’a gidip tekrar Fethiye’ye döneceğim. İstanbul’da seferî olur muyum?

Cevap;
İstanbul vatan-ı ikamet olduğundan, sefer ile bozulur. Dönüşte bir hafta kalınacaksa burada seferî olunur.

Sual:
Seferî olmak için niyet etmek gerekir mi? Seferîlik ne zaman başlar?

Cevap;
Kişi, Hanefî mezhebinde üç günlük (104 km) mesafeye gitmeye karar verip bulunduğu şehir/kasaba/köyün kenarından ayrıldığı andan itibaren seferî olur. Gittiği yerde giriş-çıkış günü hariç 15 günden az kalacaksa orada da seferîliği devam eder. Dönüşte de yolda seferî olur. Seferîlik, yalnız seferîliğe niyet etmekle olmaz; bu mesafede yola gitmek için yaşadığı şehrinden kenarından ayrılmakla olur.

Sual:
Kişinin babasının memleketi vatan-ı aslî midir?

Cevap;
Kişinin doğup büyüdüğü, ya da evlendiği veyahud çıkmamak üzere yerleşmeye karar verdiği yer vatan-ı aslîdir. Baba veya dede vatanı, yukarıdaki şartlardan biri yoksa, tek başına vatan-ı aslî sayılmaz. Sefer mesafesi uzakta ise ve 15 günden az kalınacaksa namazlar kısaltılır.

Sual:
Talebenin kaldığı talebe yurdu vatan-i aslî sayılır mı?

Cevap;
Vatan-ı aslî bir daha çıkmamak niyetiyle yerleşilen yerdir. Talebe anne babasının nafakasıyla geçinir. Bu sebeple niyeti muteber değildir. Doğup büyüdüğü yer vatan-ı aslîsidir. Yurdun olduğu yer vatan-ı ikamettir. Vatan-ı aslîye gidip, tekrar bir-iki günlüğüne buraya gelirse seferî sayılır.

Sual:
Vatan-ı aslîm Erzurum, vatan-ı ikametim Bursa’dır. Sık sık bir-iki günlüğüne İstanbul’a gidiyorum. Bursa’ya döndüğümde 15 günden az kalıyorum. Namazları nasıl kılmam gerekir?

Cevap;
Bir kimsenin vatan-ı aslîsinden çıkıp 15 günden fazla yaşamak üzere geldiği yere vatan-ı ikamet denir. Talebelerin, memurların, işçilerin ebediyen yerleşmeyi düşünmedikleri yer de vatan-ı ikamettir. Vatan-ı ikamet, sefer niyetiyle çıkmakla veya vatan-ı aslîye yahud başka bir vatan-ı ikamete gitmekle bozulur. Bursa’ya tekrar dönüşte 15 günden az kalınırsa, namazları kasretmek, yani 4 rek’atlı farzları 2 rek’at kılmak gerekir. İstanbul’da da 15 günden az kalınca aynı şekilde yapılır. Böyle ömür boyu namazları kasretmek muhtemeldir.

Sual:
Seferîlik bakımından kaç çeşit vatan vardır?

Cevap;

Üç çeşit vatan vardır:

1-Vatan-ı aslî, insanın doğup büyüdüğü veya evlendiği (zevcesiyle beraber yaşadığı) veya başka yere yerleşmemek, orada hep kalmak niyeti ile yerleştiği yerdir. Zevcesi ölse veya boşansa, burada yaşamaya devam ediyorsa, orası yine vatan-ı aslîdir. Buradan ayrılıp bekâr olarak başka yere yerleşir veya bir yerde evlenirse burası yeni vatan-ı aslîsi olur. Çocuğun anne ve babası başka yere taşınırsa, çocuğun vatan-ı aslîsi burası olur. Bulûğa ermiş çocuğun, anne ve babasıyla yaşadığı yer vatan-ı aslîsidir. Bulûğa ermiş çocuk, maişetini kendi kazanıyorsa bir başka yere yerleşirse veya bir başka yerde evlenirse burası vatan-ı aslîsi olur. Vatan-ı aslîsi olmayan kimse yoktur. Bir kimse, vatan-ı aslîsine girince, on beş günden az bile kalacak olsa mukîm sayılır. Vatan-ı aslî, başka bir vatan-ı aslî ile bozulur. Sefere çıkmakla bozulmaz. Farklı yerlerde birden çok zevcesi olan kimse için bu şehirlerin hepsi vatan-ı aslî sayılır. Sene içinde zevcesiyle farklı evlerde (sayfiye vs) oturuyorsa, ekseriyetle oturduğu yere bakılır.

Vatan-ı aslîye sebebiyet veren evlenme (tezevvüc), nikâhlanma veya zifafa girmek demek değildir. Kaynaklarda zifaf veya nikâhtan değil, tezevvücden bahis olunmaktadır. Bu da evli olmak, zevcesiyle beraber yaşamak demektir. Zira zifaf evlilik için şart olmadığı gibi, her evlilik hastalık, iktidarsızlık, çocukluk gibi zifaf ile neticelenmeyebilir. Meselâ fıkıh kitaplarında “Zevcesini bir yerde yerleştirip, sonra kendisi başka yere yerleşse, ikisi de vatan-ı aslî olur” diyor. Bu meselede zifaf veya nikâh yeri hiç mevzubahis değildir. Bir kimse, balayı için gittiği yerde nikâh kıysa veya zifafa girse, belki bir daha hiç uğramayayacağı bir yeri vatan-ı aslî saymak, şeriatın maksatlarına aykırıdır.

2-Vatan-ı ikâmet, geçici vatandır. Giriş ve çıkış günlerinden başka Hanefî’de onbeş, Mâlikî ve Şâfi’î’de dört gün veya çok devamlı kalıp, sonra çıkmaya niyet edilen yerdir. Bir yere on beş gün kalmak niyetiyle gidip, bu müddet içinde buradan sefer mesafesi uzaklıkta veya daha yakın başka yerde gece kalmaya ve tekrar buraya dönmeye niyet edilirse, burası vatan-ı ikamet olmaz. Meselâ 15 günlüğüne hac niyetiyle Mekke’ye giden kimse, bu onbeş içinde hep Mekke’de kalmayacağı, Mina’da birkaç gece kalacağı için Mekke vatan-ı ikamet olmaz. Burada seferîdir, mukim değildir. Geceleri burada, gündüzleri başka yerde kalmağa niyet ederse, burası vatan-ı ikâmet olur. Okumak için veya vazife yapmak için bir yerde senelerce kalıp muayyen zaman sonra çıkmaya niyet ederse burası vatan-ı ikâmet olur. Burada çıkmamak niyeti ile yerleşseydi veya zevcesiyle beraber devamlı otursaydı, vatan-ı aslî olurdu.

Vatan-ı ikâmet üç şeyle bozulur: Birincisi, başka bir vatan-ı ikâmete gidince, sefer niyeti ile çıkmamış olsa ve aralarındaki uzaklık üç günlük yoldan az olsa bile, önceki vatan-ı ikâmet bozulur. Yani bir günlük mesafedeki bir başka şehirde on beş günden fazla kalmak niyeti ile giderse, vatan-ı ikamet bozulur. İkincisi, vatan-ı aslîye gidince bozulur. Üçüncüsü sefere (üç günlük yola) niyet ederek çıkarsa bozulur. Vatan-ı ikâmetten sefer niyetiyle bile çıkıp, sefer mesafesi gitmeden herhangi bir sebeple vatan-ı ikâmete uğrarsa, burada mukîm sayılır. Çünki sefer mesafesi gitmeden vatan-ı ikamet bozulmaz.

Bir kimse niyetsiz olarak sefer mesafesi bir yere giderse veya bugün çıkarım yarın çıkarım diye senelerce otursa burada mukîm olmaz. Şâfiî’de bir yerdeki işinin dört günden önce bitmeyeceğini bilirse, niyet etmese de, oraya girince mukîm olur. Müddetini iyi bilmezse, onsekiz gün sonra mukîm olur.

3-Vatan-ı süknâ (vatan-ı sefer), onbeş günden az kalmak için niyet edilen yahud yarın çıkarım diyerek senelerle oturulan yerdir. Vatan-ı aslî veya vatan-ı ikametten sefer mesafesi gittikten sonra varılan vatan-ı süknâda dört rek’atli farzlar hep iki rek’at kılınır. Sefer mesafesi gidilmemişse, burada mukîm olur. Bir köye veya şehre gelince, on gün kalmağa niyet edip, on gün sonra, bir hafta daha kalmaya niyet ederse mukîm olmaz. Vatan-ı süknânın bozulması vatan-ı ikâmet gibidir. Vatan-ı süknâda bulunmak, vatan-ı ikâmeti bozmaz. (Mevkufat, s. 118).



Sual:
Erzurum’da doğdum. Ankara’da evlendim. Memuriyet sebebiyle İzmir’de hanımımla beraber yaşıyorum. Vatan-ı aslîm neresidir?

Cevap;
İzmir’dir.

Sual:
Annem bir seyahat sırasında beni Bilecik’te dünyaya getirmiş. Sonra ailemle beraber yaşadığımız Erzincan’a geldik. Burada büyüdüm. Vatan-ı aslîm neresidir?

Cevap;
Erzincan’dır.

Sual:
Babam ve annem Rize’de evlenmişler. Ben orada dünyaya gelmişim. Sonra ailem ticaret sebebiyle Trabzon’a yerleşti. Vatan-ı aslîm neresidir?

Cevap;
Trabzon’dur. Buluğa ermeyen çocuk, seferîlik hususunda anne ve babasına tâbidir.

Sual:
Samsun’da dünyaya geldim. Tahsil sebebiyle İstanbuldayım. 20 yaşındayım. Vatan-ı aslîm neresidir?

Cevap;
Samsun vatan-ı aslî, İstanbul vatan-ı ikamettir.

Sual:
Diyarbekir’de doğup büyüdüm. Ankara’da yüksek tahsil yaptım. Şimdi Konya’da memurum. 25 yaşında ve bekârım. Vatan-ı aslîm neresidir?

Cevap;
Diyarbekir’dir. Eğer temelli yerleşmeye niyet ettiyseniz Konya’dır.

Sual:
İstanbul’da doğup büyüdüm. Babam aslen Kastamonuludur. Burada nikâhlandım.  Akçakoca’da gerdeğe girdik. Şimdi hanımımla beraber Bursa’da yaşıyorum. Vatan-ı aslîm neresidir?

Cevap;
Bursa’dır.

Sual:
Afyon’da doğup büyüdüm. Denizli’de evlendim. İki yıllık muvakkat bir vazife için Ankara’dayım. Hanımım çocuklarla beraber Denizli’de kaldı. Vatan-ı aslîm neresidir?

Cevap;
Denizlidir. Ankara, vatan-ı ikamettir. Zevcenizle beraber gelip yaşasaydınız, Ankara vatan-ı aslî olurdu.

Sual:
Babam ben küçükken Düzce’den Almanya Frankfurt’a çalışmak üzere geldi. Hepimizi de getirdi. Ben Düzce’ye gidip orada evlendim. Bir hafta sonra hanımımı da alıp Almanya’ya geldim. Bir gün memlekete dönmek niyetimiz mevcuttur. Vatan-ı aslîm neresidir?

Cevap;
Frankfurt’tur. Türkiye’ye hicret edince, yerleştiğiniz yer vatan-ı aslî olur.

Sual:
Bir kimse ölünceye kadar yaşamak niyet ettiği bir yerde ev yaptırmaya başlasa, bu yer artık vatan-i aslîsi midir, yoksa oraya yerleşmesi mi gerekir?

Cevap;
Bir kimsenin hanımıyla devamlı olarak yaşadığı yer vatan-ı aslîsidir.

Sual:
Bir kimsenin evlendiği yer vatan-ı aslî olmaktadır. Burada evlenmekten kasıt, nikâh akdi midir, zifaf mıdır?

Cevap;

Ne akid, ne zifaftır. Kişinin zevcesiyle beraber yaşadığı yerdir. Bir başka deyişle ikametgâhıdır. Fıkıh kitaplarında evlendiği yerdir ibaresindeki “evlenmek” kelimesi için “tezevvüc” veya “teehhül” deniyor. Nikâh veya zifaf kullanılmıyor. Bu iki kelime “evli bulunmak”, “zevcesi olmak” ma’nâsına gelir. Nikâh mektup, vekil veya haberci ile kıyılabilir. Bu takdirde taraflardan biri bir şehirde, diğeri başka şehirde olabilir. Ayrıca her evlilik zifafla neticelenmeyebilir. Eşlerden biri veya ikisi küçüktür; yahud çok yaşlıdır; veya başka sebeplerle eşler zifafa girmeyebilir. Bu takdirde evlilik yok mu sayılacaktır? Burası erkeğin vatan-ı aslîsi olmayacak mıdır? Veya eşler balayında zifafa girip, sonra evlerine gelseler, vatan-ı aslî birkaç gün kaldıkları, belki bir daha hiç gitmeyecekleri bir şehir mi olacaktır?
Mevkufat’ta diyor ki: “Malum olsun ki vatan üçdür: Evvelkisi vatan-ı aslîdir. İkincisi vatan-ı ikamettir. Üçüncüsü vatan-ı seferdir. Vatan-ı aslî insanın doğduğu yahud onda teehhül eylediği mekândır. Ve vatan-ı ikamet, onda en az on beş gün ikamete niyet eylediği mekândır. Şu şartla ki orası onun mevlidi (doğduğu yer) ve onda onun zevcesi olmaya. Vatan- süknâ, onda on beş günden az ikamet eylediği mekândır. Şu şartla ki orası onun mevlidi (doğduğu yer) ve onda onun zevcesi olmaya.” Demek ki bir yerde zevcesi olmak, vatan-ı aslî için kâfidir. Dürer’de de diyor ki: Vatan-ı aslî meskendir. Mesken, sâkin olunan, oturulan yerdir. İbni Abidin’de de diyor ki: İki yerde zevcesi olan, o şehirlerin herbirine gidince, o yer, vatan-ı aslî olur. Zevcesini bir yerde yerleştirip, sonra kendisi başka yere yerleşse, ikisi de vatan-ı aslîsi olur. Görülüyor ki, bir şehirde zevcesi olmak veya bir şehre zevcesini yerleştirmek vatan-ı aslî için yetiyor. Zifaf veya nikâh kıyıldığı yerden bahis yoktur. Memurun ailesi ile birlikte yerleştiği yer vatan-ı aslîsi olur. Bekâr olan memurun niyeti ile vatan-ı asli değişmez.
Zifaf, mehr-i muacceli verilmemiş bir kadının kocasıyla sefere çıktığı zaman, seferîlik hususunda kocasına tâbi olup olmaması meselesinde mühimdir. Nitekim Fetâvâ-i Hindiyye’de diyor ki: Yolculukta, kocası ile beraber olan bir kadın, niyeti ile mukim olmaz. Kendisine, mehr-i muaccele ödenmiş ise kocasına tabi olur. Mehr-i muacceli verilmemiş kadın, zifafa girmiş ise kocasına tâbidir.



Sual:
Abdestte Mâlikî veya Şâfiî mezhebini taklid eden birisi, 90 km uzağa 4 günden az kalma niyeti ile gitse, namazlarını nasıl kılar?

Cevap;
Hanefî’ye göre seferî olmadığı için kısaltmaz, tam kılar. Zira Mâlikî veya Şâfiî mezheblerinde seferde namazı kısaltmak sünnettir.

Sual:
Abdestte Mâlikî veya Şâfiî mezhebini taklid eden birisi, 104 km uzağa gidip 10 gün kalmaya niyet etse, namazlarını nasıl kılar?

Cevap;
Taklid ettiği mezheblere göre seferî sayılmadığı için namazlarını kısaltmaz, tam kılar. Hanefî mezhebinde kısaltmak vâcibdir; ama bu mezheblere göre kısaltmak haramdır. Ağır olan hüküm tercih edilir.

Sual:
Bir kimse meselâ 70 km uzağa 10 gün kalmak üzere giderse, yolda ve orada namazlarını nasıl kılar?

Cevap;
Seferî olmadığı için hep tam kılar.

Sual:
104 km uzağa 15 günden fazla kalmak niyetiyle giden birisi, yolda ve burada namazlarını nasıl kılar?

Cevap;
Yolculuk sırasında seferîdir, namazlarını kısaltır. Yani 4 rek’atlik farzları 2 rek’at olarak kılar. Gittiği yerde hepsini tam kılar. Namazları kısaltmak iki halde olur: 1-104 km ve daha uzağa gitme niyetiyle beldesinden çıkan kimse, yolda kısaltır. 2-104 km uzakta 15 günden az kalacaksa, orada da kısaltır.

Sual:
Bir kimse sefer mesafesi uzağa gitmek üzere yola çıksa, bindiği otobüs mesela kırkıncı kilometrede mola verse, seferîliğe zarar verir mi?

Cevap;
Evinden çıkarken yaptığı niyet mühimdir. Mola ve yolda geceleme sefere zarar vermez.

Sual:
Vatan-i aslî mevzuunda kadın evliyse kocaya, bekârsa babaya tâbi olacağını biliyorum. Kadınların ve kızların kocaları ve babalarının ölümü hâlinde vatanları neresi olur?

Cevap;
Nafakalarını verene tabidir. Nafakalarını kendileri kazanıyorsa, erkek gibidir. Yani yerleşmek niyetiyle oturduğu yer, vatan-ı aslîsi olur.

Sual:
Anneannem sağlıklı ve dul, ama çamaşır ve mutfak işlerini göremeyecek kadar yaşlı olduğu için dönüşümlü olarak annemlerde ve teyzemlerde kalıyor ve kendi evi yok. Büyükbabamdan kalan emekli maaşı var. Bunun vatan-ı aslîsi neresi olur?

Cevap;
Yılın ekserisinde kaldığı yerdir.

Sual:
Memuriyet icabı Kırşehir’de ikamet ediyorum. Memleketim Kayseri’dir ve burada bir evim vardır. Kayseri’ye bir iş için gelip gitsem, misafir olur muyum? Ayrıca seferîlik mesafesi Kırşehir ile Kayseri il sınırları mıdır?

Cevap;
Zevcenizle oturduğunuz yer vatan-ı aslîdir. Kırşehir böyledir. Kayseri’ye giderseniz, iki şehir merkezi arasında 104 km'den fazla mesafe varsa, yolda ve 15 günden az kalacaksanız varış yerinde seferî olursunuz. Bekârsanız ve bir yere yerleşmeye karar vermediyseniz, vatan-ı aslîniz Kayseridir. Seferîlik şehrin finâsından başlar. Yani şehrin evleri bitip, mezarlık, depo, fabrika, kışla, bostanlar vs finâ sayılır.

Sual:
Kadın sefere fâsık olan mahremiyle gidebilir mi?

Cevap;
İbni Abidin der ki: Kadının beraber yolculuk yapması gereken mahremi zimmî olabilir; ama fâsık olamaz. Çünki böylesinden kadını koruma beklenmez.

Sual:
Bir insan İstanbul’a gelip 7 gün Küçükçekmece’de, 10 gün de Maltepe’de kalmaya niyet etse, seferî olur mu?

Cevap;
Her ikisinde de seferidir. Arada sefer mesafesi olmasa bile başka bir vatan-ı ikamet, vatan-ı ikameti bozar. Nitekim hacılar Mekke’de birkaç gün kalıp, sonra birkaç kilometre uzaklıktaki Mina’da geceledikleri için hepsinde cem’an 15 günden fazla kalsa bile, Mekke’de ve Mina’da seferî olur. (İbni Abidin)

Sual:
Farklı ilmihal kitaplarında seferîlik mesafesinin farklı bildirilmesinin sebebi nedir?

Cevap;
Hadîs-i şeriflerde, seferîlik için iki yer arasındaki mesafe bildirildiğinden, bu iki yer arasındaki mesafenin ne kadar olduğu hususunda ihtilaflar mevcuttur. Ayrıca o devirde kullanılan mesafe ölçülerinin, bugün hangi ölçülere tekabül ettiği (karşılık geldiği) hususunda da mezhebler arasında ihtilaf vardır. Sefer müddeti Hanefî’de 104, Şâfiî’de 80 kilometredir. Aynı mesele zekât nisabı için de mevcuttur.

Sual:
Seferi olan kaldığı yerde bir özrü yokken oruç tutmasa ve cum'a namazına gitmese günah olur mu?

Cevap;
Olmaz. Efdal olan tutmak ve yapmaktır.

Sual:
Hanefî olan seferî, öğle namazını uyuyarak geçirse, kaç rek’at kılar?

Cevap;
İki rek’at kılar. Zira bu namaz üzerine iki rek’at farz olmuştur. Sahib-i tertib ise ikindiden evvel; değilse her zaman, güneşin batmaya döndüğü kerahat vakti hariç, kılabilir.

Sual:
Evi, bir şehir, kasaba veya köy içinde değil de, kırın ortasında olan kimsenin seferîliği nerede başlar?

Cevap;
Göçebeler gibidir. Bunlar çölde (sahrada, kırda) ikamete niyet ederlerse, esah kavle göre mukim olur. Yanlarında ikamet müddetince kendilerine yetecek kadar su ve o yerde çimen bulunursa fetva bununla verilir. Çünkü mukim olmak asıldır. Onların çadırları, şehir hükmündedir. Bu kişinin seferîliği çadırından (evinden) çıkınca başlar. Çadırın (evin) kapısında biter. Birkaç ev bir arada ise, evlerden ayrılmak esastır. (İbni Abidin)

Sual:
Varacağı yer aynı şehirde olduğu halde, sefer mesafesinden uzun süren seyahatte, yolculuğu yapan kişi seferî sayılır mı?

Cevap;
Sefer, bulunduğu şehir, kasaba veya köyün finâsından (sınırlarından) çıktıktan sonra başlar ve ancak iki şehir (kasaba, köy) arasında olur. Bir kimse, mesela Bilecik’ten çıkıp, birkaç köy, kasaba dolaştıktan sonra tekrar Bilecik’e dönse, yolda sefer mesafesini geçmiş olsa bile, seferî olmaz. Zira seferînin nihaî bir hedefi vardır. Ama mesela Bakırköy’den İzmit’e gitmek üzere çıkıp, İzmit’e gitse, orada işini bitirip akşam Bakırköy’e dönse, giderken yolda, İzmit’te ve dönerken yolda hep seferîdir. Zira Bakırköy ile İzmit arası sefer mesafesidir. Mesela Beylikdüzü’ndeki evinden çıksa, İstanbul’un muhtelif kaza, köy ve semtlerini dolaşsa, sonra da Beylikdüzü’ne dönse, bu dolaşmaları sırasında sefer mesafesi kadar yol yapsa bile seferî olmaz. Ancak, Çatalca'dan çıksa, Bakırköy'e sefer mesafesi olacak şekilde muhtelif yerleri dolanarak gitse, seferî olur.

Sual:
Yol arkadaşı bulunmadığı zaman yalnız başına seyahate çıkmak câiz midir?

Cevap;
Dört kişiyle seyahate çıkmak müstehab, üç kişiyle çıkmak câiz, iki kişiyle veya tek başına sefere çıkmak mekruhtur. “İnsanlar yalnızlıktan gelen zararı bilselerdi, tek başına seyahate çıkmazlardı” buyuruldu. (Buhari). Yalnız başına bir evde yatmak da böyledir. Hiç arkadaş bulamazsa, tek başına seyahate çıkmak veya yalnız başına bir evde yatmak özürdür. (Berika, Âfâtü’l-Kadem)

Sual:
Nerelisin diye sorulduğunda, vatan-ı aslîye göre mi cevab vermek lâzımdır?

Cevap;
Doğup büyüdüğü veya babasının mensup olduğu yer anlaşılır. Örfe bakılır, dinî bir mesele değildir.

Sual:
Seferî imam kasten veya yanılarak üçüncü rekate kalksa ve secdeyi de yapsa, buna uyan seferîlerin namazı ne olur?

Cevap;
Buna uyanların üçüncü rek’ate kalkmayıp imamı sübhanallah gibi zikr sözler ile ikaz etmeleri; imam geri dönmezse de dördüncü oturuşu yapıp selâm verene kadar beklemeleri icab eder. İmamla beraber selâm verirler. İmamın, vâcib olan selâmı geciktirdiği için sehv secdesi yapması lâzımdır. İmam sehv secdesi yapmasa bile uyanların namazı kerahetsiz tamamdır. Eğer imamla beraber üçüncü rek’ate kalkar ve secdeyi de yaparlarsa namazları mekruh olarak sahih olur. Üçüncü rek’ate imam veya cemaat kasten kalkmışlarsa, vakit içinde namazı iade etmeleri gerekir.

Sual:
Mâlikî mezhebini taklid eden Hanefî seferde yanlışlıkla 2 rek’atli namazı 4 rek’at kılsa sahih olur mu?

Cevap;
İlk oturuşta oturmuşsa, zararı yoktur. Oturmamışsa, iade gerekir.

Sual:
Sefere çıkan kimse, o gün orucunu bozabilir mi?

Cevap;
Üç günlük yola [104 kilometreye] gitmek için niyet ederek yola çıkan misâfir, orucunu ertesi gün bozabilir ve Ramazan’dan sonra kazâ eder ise de, zarar etmezse, tutması efdaldir. Yolda ve onbeş günden az kalacağı yerde tuttuğu orucu bozarsa, kefâret lâzım olmaz. Misâfirliği bitip evine gelince veya gittiği yerde onbeş gün kalmağı niyet edince, tutmadığı günleri kazâ eder. Sefere çıkmaya niyet eden kimse, oruca niyet etmemiş olsa bile sefere çıkmadan orucu yiyemez. Bir şey yiyip içmese ve oruca niyet zamanı geçse, oruç tutması lâzım olduğundan, bundan sonra sefere çıksa bile, o gün için orucunu bozamaz. Niyet zamanı içinde oruca niyet etmese veya etse bile bir şey yiyip içmese, vakit çıkmadan da sefere çıksa, bu kimseye oruca başlamak farz olmadığından, orucu bozabilir ve kazâ eder. [Hindiyye] Sefere çıktığı gün, orucunu bozamayan kimse, sefer mesafesi gittiği yerde, giriş ve çıkış günleri hariç 15 günden az kalacaksa, burada oruç tutmayabilir. Gündüz sefere çıkan kimse, o gün orucu yiyemez ise de, eğer yolculuğu [Avrupa’dan araba ile Türkiye’ye gelen işçiler gibi] iki-üç gün sürüyorsa, yolda oruç tutmayabilir. Nimet-i İslâm’da der ki: Sâim, mukim iken, sefere karar verip, yemek veya cimâda bulunmak kazâyı icab ettirir. Zikrolunan iki surette, orucu bozmak helâl değil ise de, sefer şüphesine mebni, keffâret sâkıttır [kefarete gerek yoktur]. İkinci surette, keffâretin sukûtu [düşmesi], seferin tahakkuku hâline hâs olup, şayet vatan-ı umrânından infisal etmeden [vatanının finasından ayrılmadan] yer veyahud vatan-ı umrânından ayrılıp, yola çıktıktan sonra, unuttuğu bir şeyi almak için, vatana rücû ederek, orada yer ise, bunlardan birinci surette, sefer daha tahukkuk etmemiş olduğundan ve ikinci surette vatana rücu ile, sefer geri kalmış olmasından, kefaret lâzım gelir.

Sual:
Ailem Çanakkale'de ikamet ediyor. Ben de İstanbul'da avukatım. Bekârım. Bundan sonra temelli olarak İstanbul'da ikamet etmek niyetindeyim. Vatan-ı aslîm neresidir?

Cevap;
İkamete niyet edildiği için İstanbul vatan-ı aslî olmuştur. Çanakkale’de seferîlik müddetinden az kalınca namazları kısaltmak gerekir. Aksi takdirde yani ikamete niyet edilmemişse, evli de olmadığı için, vatan-ı aslî Çanakkale olurdu.

Sual:
Ailem Manisa’da yaşıyor. Ben İstanbul’da talebeyim. İstanbul’a gidip, bir hafta kaldıktan sonra, Adapazarı’na geçeceğim. Orada 2 gün kaldıktan sonra, İstanbul’a geri döneceğim. İstanbul ve Adapazarı’nda seferî olur muyum?

Cevap;
Manisa vatan-ı aslî, İstanbul vatan-ı ikamettir. Her ikisinde de seferi olursunuz.

Sual:
Seyahate otobüsle çıkan birisi, namazlarını nasıl kılar?

Cevap;
Seyahat planını namazlara göre yapar; otobüslerin nerede duracağını öğrenir veya durması için pazarlık eder. Durunca vaktin namazını kılar. Bu mümkün olmuyorsa, öğle ve akşam namazlarında vaktin çıkmasından evvel niyet edip, iki namazı otobüs durduğu zaman cem eder; iki namazı bir arada kılar. İkindiyi öğle, yatsıyı akşam namazında kılmak da olur. Bu da mümkün olmuyorsa, vasıtada abdestli olarak ve ayaklarını altına alıp oturarak, mümkün oldukça kıbleye karşı dönerek veya gidiş istikametine doğru yahud kolayına geldiği yere dönerek ima ile kılar.

Sual:
Bir kimse Yenibosna'dan Silivri'ye gitmek niyetiyle yola çıksa, Silivri'ye varınca burada Tekirdağ'a da gitmeye niyet etse, Tekirdağ'da namazlarını kısaltır mı?

Cevap;
Yenibosna ve Silivri arası sefer mesafesi değildir. Burada seferî olmaz. Namazları tam kılar. Silivri ile Tekirdağ, sefer mesafesi (104 km ve fazlası) ise, seferîlik Silivri'den niyet edip şehrin finasını geçtikten sonra başlar.

Sual:
Yenibosan’da oturan kimse sefer niyetiyle evinden çıksa, Yeşilköy Havalimanı'nda namazını kasr edecek midir?

Cevap;
Evet. E5 veya TEM bağlantı yoluna inince seferîlik başlar. Çünki bunlar şehrin/köyün finasının ötesidir.

Sual:
Bir kimse, vatan-ı ikameti olan Fatih’den, vatan-ı aslîsi olan Beylikdüzü’ne gitse birkaç gün kalsa; sonra tekrar Fatih’e gelse, eşyalarını bıraksa; Bursa’ya gitmeye niyet etse; bir işi için Bayezid’e uğrasa, sonra tekrar Fatih’e ve buradan da Yenikapı’ya gelse, seferîliği nereden başlar?

Cevap;
Vatan-ı aslîye gitmek, vatan-ı ikameti bozar. Sefere nerede niyet etmişse, buradan mesafeye itibar eder. Üç günlük yola (104 km ve fazlası) gitmeye niyet edince oradan itibaren seferî olur.

Sual:
Kumburgaz’da ailemizin evinden çıktık. Eşyamızı Bahçelievler’de kaldığımız eve bıraktık. Sonra Bayezid’e gidip işlerimizi hallettik. Tekrar Bahçelievler’e dönüp eşyamızı aldık. Yenikapı’dan vapura binip Armutlu’ya gittik. Normalde Kumburgaz’dan Yenikapı yoluyla Armutlu’ya gitmek ile seferî olunmuyor. Ama bizim arada yaptığımız yolculuklar seferîliğe sayılır mı?

Cevap;
Kumburgaz’dan sefer niyetiyle çıkılmışsa evet. Vatan-ı ikamet, vatan-ı aslîye gidince bozulur. Bahçelievler vatan-ı ikameti, vatan-ı aslî olan Kumburgaz’a gidince bozulur.

Sual:
Seferde zuhr-i âhir namazı kaç rek’at kılınır?

Cevap;
İki.

Sual:
Mukim biri, seferî imama uysa, ilk teşehüdde imam tahıyyat, salevatlar ve rabbenâ duasını okurken, mukim cemaat ne yapar?

Cevap;
Tehiyyatı ağırca okur, bitince susar veya kelime-i şahadeti tekrar eder.

Sual:
Tek başına yola tek başına çıkmak mekruh iken, bir kimse kendi arabasıyla seyahat çıksa, nasıl hareket etmesi lâzımdır?

Cevap;
Seyahate üç kişi çıkmak sünnettir. Buna imkân yoksa ve seyahat mecburi ise özürdür.

Sual:
Seferîlikte niyet şart mıdır? Niyet etmeden 125 km. mesafeye giden misafir olur mu?

Cevap;
Evet. Bu mesafede bir yere gideceğini bilmek niyettir. Hiç niyet etmeden dünyayı gezse, seferî olmaz.

Sual:
Yazın, bayramlarda memlekete gidip 5-6 gün kalıyoruz. Orada doğup büyümedim, kendimize ait evimiz yok, dedemlerde kalıyoruz. Seferî sayılır mıyım?

Cevap;
Evet.

Sual:
Mahremsiz sefere çıkan bir hanım, seferî olur mu?

Cevap;
Günah olan bir sefere çıkan kimse, Hanefî mezhebine göre seferî olur. Mâlikî mezhebinde olmaz.

Sual:
Vatan-ı aslîsi Almanya olan bir kimse, iki gün Yenibosna'da kaldıktan sonra günübirlik yahut bir gece orada kalacak şekilde Ankara'ya gidip, daha sonra bir ay kalmak niyetiyle Yenibosna'ya yerleşiyor. Yani bu kimse Yenibosna'ya ilk geldiğinde Ankara'ya gideceğini ve daha sonra tekrar buraya dönüp ikamet edeceğini biliyor. Yenibosna'da iki gün kaldığında namazlarını nasıl kılar? Ankara'da gecelemesi yahut günübirlik gitmesi cevaba tesir eder mi? Bu kimse Almanya'dan geldiğinde Ankara'ya gitmek niyetinde olmasa, Yenibosna'da iki gün kaldıktan sonra Ankara'ya gitmeye niyet etse, Yenibosna'dan ayrılmadan evvel namazlarını kasr eder mi?Ankara'da gecelemesi yahut günübirlik gitmesi cevaba tesir eder mi?

Cevap;
Yenibosna'da seferidir. Ankara'da kalsa da kalmasa da seferidir. Sonra Yenibosna'ya yerleşince mukim olur. Yenibosna'ya ikamet niyetiyle gelse, burada 15 gün kalmadan hareket etse, burası vatan-ı ikamet olmaktan çıkar. Yenibosna'yı vatan-ı aslî edinmişse, sefere çıkması vatan-ı asliyi bozmaz.

Sual:
Resmî mecburiyet sebebiyle umreye mahremiyle farklı tayyarede gidilse caiz midir? Yine mahremiyle gitmiş olur mu?

Cevap;
Mahreminin seyahat esnasında beraber bulunması şarttır. Günahtan başka ayrıca umre sevabı da alamaz.

Sual:
Evli bir kimse, İstanbul’da oturuyorken, Afyon'a tayin edilse, ev tutmak için buraya gelse, evi bulduktan sonra taşınacak olsa, bu birkaç gün için Afyon’da seferî midir?

Cevap;
Ev bulup yerleşince vatanı Afyon olur. Zevcesi ile yerleşene kadar burada 15 günden az kalırsa seferîdir.

Sual:
Üzerine kurban vâcib olan kimse, sefere çıkmadan birine vekâlet verse, vâcib sevabı alır mı?

Cevap;
Sefere çıktıktan sonra vâciblik üzerinden düşer; vekil mukim bile olsa, kesilen hayvan nafile kurban olur. Sefere çıkmadan kurban günleri girer de kesip çıkarsa, vâcib sevabı alır. Vekâletin seferde iken verilip verilmemesi mühim değildir. Yani vekâlet verildiği değil, hayvan kesilirken sahibinin vaziyeti mühimdir.

Sual:
İstanbul’dan yaşayan ve memleketi Ordu’ya giden bir arkadaşın hanımı Trabzonlu olsa, bu hanım seferi olur mu?

Cevap;
Kadın kocasına tabidir. Beraber yaşadıkları yer vatan-ı aslîdir. Şu halde İstanbul, vatan-ı aslîdir.

Sual:
4 gün Medine’de, 11 gün Mekke’de kalmak üzere 15 gün umre yapan, münferid kıldığı namazları seferi olarak mı kılar?

Cevap;
Seferî olarak, yani 4 rek’atli farzları 2 rek’at kılar. Zira her bir şehinde 15 günden az kalmaktadır.

Sual:
Gusl abdesti için Mâlikî mezhebini taklid eden bir Hanefî, sefer gidince Mâlikî mezhebindeki müddete mi riayet edecektir?

Cevap;
Evet. 15 gün yerine, giriş-çıkışg ünleri hariç 4 günden az kaldığı yerde seferî olur. Ancak mesafe olarak Hanefî’ye uyar. Hanefî’de 104; Mâlikî’de 80 km kadardır. Zira Hanefî’den çıkmamıştır; ağır olan hüküm tercih edilir.

Sual:
Beyoğlu’nda ikamet eden birisi, Ankara'ya giderken, Esenler otogarında namazlarını seferi olarak mı kılar?

Cevap;
Beyoğlu semtinin tabii sınırlarından çıkınca seferîlik başlar. Otogarda seferî kılar.

Sual:
İstanbul’daki evinden çıkıp, gün boyu 104 km’den fazla dolaşan biri seferî olur mu?

Cevap;
Hayır. Gidiş menzilinin 104 km uzakta olması ve buraya gitmek üzere evinin bulunduğu şehrin veya kasabanın sınırlarından çıkmak lazımdır.

Sual:
Sabah erken İstanbuldan Bursa’ya gittim. Öğleden evvel işimi bitirip dönecektim. Ama işim uzadı. Seferiliğe niyet etmediğim için namazı nasıl kılmalıyım?

Cevap;
İstanbul’dan Bursa’ya gitmek niyetiyle yola çıkmak, seferî olmak demektir. Yolda da, 15 günden az kalacaksa gittiği yerde de 4 rek’atli namazları kısaltır.

Sual:
90 km uzaktaki yere giderken, bir iş için yoldan sapıp, tekrar aynı yola dönüp, gitmek istenen yere varıldığında 90 yerine 110 km yol gidilmiş olduğu görülse seferi olunur mu?

Cevap;
Evet. Kat edilen mesafe mühimdir. Biri kısa diğeri uzun iki yolu olan yere uzundan giden seferî olur.