Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
SUALLER - CEVABLAR

"Namaz" kelimesi için sonuçlar gösterilmektedir
Sual:
Namazdan sonra imamın yüksek sesle aşir okuması meşru mudur?

Cevap;
Bir imam her sabah cemaatiyle beraber Ayete'l-Kürsiyi, el-Bakara Sûresi'nin sonunu, Şehidallahu ve benzerini açıkça okumayı adet edinmişse; okuyuşunda herhangi bir beis yoktur. Fakat gizlice okuması daha üstündür. (İbn Âbidîn, Alış-veriş faslı.)

Sual:
Fıkıh kitaplarında bir mescidin altı ve üstü de mesciddir, yazıyor. Bugün bazı apartman katlarında mescidler vardır. Bunlar şer’î mescid sayılır mı? Bunlarda cemaat olmak, Cuma kılmak, i’tikâf etmek sahih midir?

Cevap;
Evlerin alt veya üst katlarının mescid olarak vakfı İmamı A’zam'a göre câiz değildir. Çünki vakıf eserin arza kadar altı ve göğe kadar üstü de o gayrımenkule tâbi’dir. Ancak Bağdad ve Rey şehirlerindeki mesken sıkıntısını gören İmameyn ve diğer üç mezheb imamı, evin bir katının mescid yapılmasına cevâz vermiştir. (İbn Âbidîn.) Ancak bu mescidin, bugünki apartman daireleri gibi ayrı bir kapısı olmalı; mescide gelenler, başka bir evin içinden geçmek zorunda kalmamalıdır. Bunlarda cemaat olunabilir ve Cuma kılınabilir. Beş vakit cemaatle namaz ve Cuma namazı kılınan mescidlerde her çeşit i’tikâf edilebilir. Vakıf mescid inşa edilirken altına veya üstüne, vakfa faydalı depo, dükkân, ev yaptırılabilir. Kirâlanan bir arâzi üzerine yapılan mescid vakıf olabilir.

Sual:
Cuma namazından sonra zuhr-ı âhir denilen namaz bid’at mıdır? Kılınmasa olmaz mı?

Cevap;
Cuma günleri zuhr-ı âhir (âhir zuhr, son öğle) denilen namazın kılınması zaruret sebebiyle kabul edilmiştir. Çünki Cuma namazının sahih olabilmesi için, namazın kılındığı yerin şehir olması, namazı sultanın veya nâibinin kıldırması gibi şartların yanında, bu namazın bir beldede tek bir câmide kılınması gerekir. Bunun için Anadolu’da Cuma namazları şehir ve kasabaların Câmi-i Kebîr (Ulu Câmi) adı verilen en merkezî büyük câmiinde kılınırdı. Rivâyete göre, İmam-ı A’zam Ebû Hanîfe, Cuma günleri Dicle üzerindeki köprüyü kaldırtır, böylece Bağdad iki şehir hâlini alarak her birinde Cuma namazı kılınırdı. Sonraları şehirlerin büyümesi ve müteaddid câmilerde Cuma namazı kılınmaya başlanması üzerine ulemâ Cuma namazının sahih olmaması tehlikesine binâen o günki öğlenin farzı yerine geçecek “zuhr-ı âhir” adıyla dört rek’atlık namaz kılınmasını ictihad etmiştir. Dârülharbde Cuma namazı farz olmamakla beraber Müslümanlar toplanıp kılarsa, sahih olur. Bunu da özürsüz terk etmek câiz olmaz. (İbn Âbidîn).

Sual:
Cemaatle namaz kılındıktan sonra müezzin tesbihat yaptırıyor. Duadan hemen evvel (ve ma erselnâke..) derken euzü çekmesi lazım mı?

Cevap;
Kur’an-ı kerim okumaya başlarken euzü okunur. Âyet-i kerime, kıraat için okunmuyorsa, meselâ ders okumak, fetvâ ve vaaz vermekte okunuyorsa euzü çekmek gerekmez. (Şir’atü’l-İslâm).

Sual:
Mukabelede secde ayetini hem okuyup hem dinleyen kaç kere secde edecektir?

Cevap;
Önce okumuşsa bir kere secde eder. Sonra okumuşsa iki rivayet var. (Hindiyye).

Sual:
Mesbuk ayağa kalktıktan sonra imam secde-i sehv yapsa ne olur?

Cevap;
Kasden kalkmışsa mekruhtur. Her iki halde de sonra kendisi secde-i sehv yapar. (Nimet-i İslâm. Halebî-i Sagîr)

Sual:
Bayramın ilk iki günü seferî olup da kurbanını kesen bir kimse, üçüncü günü mukim olsa tekrar kurban kesecek midir?

Cevap;
Kesecektir. Çünki kendisine kurban vâcib olmadığı halde kesen kimsenin bu kurbanı nâfile olur. Sonra vâcib olsa, tekrar kesmesi gerekir. Ancak müteahhirîn ulemâsına göre kestiği kurban kâfi gelir. Mutemed kavil de budur. (İbn Âbidin, Kurban bahsi.) Kurban bayramının üçüncü günü fakir olacağını veya sefere çıkacağını bilen kimseye, birinci günü kurban kesmek vâcib olmaz. Üçüncü günü zengin olacağını bilenin, kurban kesmesi, Zilhicce’nin onuncu günü, yani bayramın birinci günü fecr vaktinde vâcib olur. Bayramın birinci günü zengin veya fakir ve mukim veya misâfir olmağa bakılmaz.

Sual:
Bayram namazında mesbuk olan nasıl kılar?

Cevap;
İmama birinci rekatte uyan kimse imam tekbir aldıktan sonra ayakta iken yetişirse kendi reyi ile o anda tekbir alır. Tekbir almaz da imam onun tekbirinden evvel rükü’a giderse ayakta tekbir almaz. Lâkin rükü’ eder. Rükü hâlinde tekbir alır. Sahih kavil budur. Zira rükü için kıyam hükmü vardır, Vacibi ifa, sünneti ifadan daha evladır. Şayet bir rek’ate yetişememişse evvela kıraatı okur; tekbirler birbiri ardına gelmesin diye sonra tekbir alır. (İbn Âbidîn.)

Sual:
Bilgisayarda kayıtlı Kur’an-ı kerim var. Yere konabilir mi?

Cevap;
Kur’an-ı kerim yazısı ile karışık kitaplar mushaf hükmünde değildir; ihânet (aşağılama) kasdı olmadan yere konabilir diyen âlimler vardır (İbni Âbidin.) Kaldı ki burada mushaf zâhir (açıkta, ortada) değildir. Nitekim insanlar az da olsa Kur’an-ı kerimi ezbere bilmektedir. Bu halde böyle bir insanın üst katında kimsenin oturmaması lâzım gelir. İçinde yalnız Kur’an-ı kerim kaydı bulunan kaset veya CD böyle değildir. Buna hürmet lâzım ise de, mushaf kadar değildir

Sual:
Namazda euzü besmeleyi açıktan okusa sehv secdesi gerekir mi?

Cevap;
Namazda açıktan eûzü besmele çekse veya âmin dese, sehv secdesi gerekmez. (Hindiyye.)

Sual:
Bir kimse namaz kıldıktan sonra eline bant yapıştığını farketse, ne yapar?

Cevap;
Bandı çıkarıp orayı yıkar ve namazı yeniden kılar. Eski namazları da kaza eder. Nitekim bir kimsenin üzerinde necâset bulunur da avret yerini açmadan yıkaması mümkün olmazsa, necâsetli elbise ile namazını kılar. Zira avret yerini açmak memnudur. Gusül ise emredilmiştir. Memnu ile me'murün bih (haram ile farz) bir araya geldiler mi, memnu ile amel edilir. Bu meselede namazın tekrarı lâzım gelir. Çünkü özür mahlûk tarafından gelmiştir. (İbn Âbidîn, Guslün farzları, Halebî-i Sagîr.)

Sual:
Mâlikî mezhebinde mest üzerine giyilen çoraba mesh edilebilir mi?

Cevap;
İmam Mâlik çoraba mesh olmaz; ancak altı ve üstü deri kaplanmışsa ve bu deri topuk kemiklerine kadar uzanıyorsa câizdir demiştir. Çorap çok ince olup su altına intikal ediyorsa câizdir. Mestin üzerinde çamur gibi bir hâil varsa, meshe manidir. Ayağa giyilen çorabın altı deri kaplanmışsa, buna da mesh câizdir diyenler var. (Muhtasarı Halil Şerhi Mevâhib).

Sual:
İmam fatihayı bitirince âmin der mi?

Cevap;
Evet.

Sual:
Kıyamda fâtiha yerine ettehiyatü, teşehhüdde ettehiyatü yerine fâtiha okunsa ne lâzım gelir?

Cevap;
Kıyamda fâtihadan evvel ettehiyyatü okumak secde-i sehvi gerektirmez; zira senâ mahallidir. Ancak fâtihadan sonra okumuşsa, vâcibi geciktirdiği için esah kavle göre secde-i sehv lâzım olur. İkinci iki rek’atte ettehiyatü okumak secde-i sehvi gerektirmez. Rükû’ ve secdede ettehiyatü okumak secde-i sehv icab ettirmez. Bir kimse, teşehhüd mahallinde kıraate başlamış olsa, sonra da teşehhüdü (ettehiyatüyü) okusa, secde-i sehv lâzım gelir. İlk oturuşta tehiyyat yerine fâtiha okumak da sehv secdesi gerektirir. Son teşehhüdden evvel fâtiha okumak secde-i sehv gerektirir. Son teşehhüdde fâtihayı ettehiyyatüden sonra okumuşsa secde-i sehv gerekmez. (Hindiyye)

Sual:
Tek secde yapsak ne lâzım gelir?

Cevap;
Aklımıza gelince hemen secdeye kapanıp, sonra sehv secdesi yapılır. Namazdan sonra hatırlarsa namazı iade gerekir.

Sual:
İkindi ve sabah namazından sonra da safları bozmak lâzım mıdır?

Cevap;
Farzı kıldıktan sonra cemaatin safları bozarak dağılması sünnet veya müstehabdır. Maksat o anda içeri girenlerin farzın kılındığını anlamalarını temindir. Sabah ve ikindi de böyledir. Sünnet diyenlere göre terki tenzihen mekruhtur. (İbn Âbidîn.)

Sual:
Avret olan bir uzvun dörtte birinin kendi fiili ile olmamak şartiyle bir rükün eda edecek kadar açılması namazı bozar. Kadınla erkeğin aynı imama uyup bir hizada bir rükün durmaları halinde namazları bozulur. Göğsünü bir rükün mikdarı kıbleden çevirirse namazı bozulur. Bir rükün mikdarı ne kadardır?

Cevap;
Bir rükünden maksat, sünnetiyle bir rükün demektir. İmam Ebu Yusuf bu görüştedir. İmam Ebu Hanife ve İmam Muhammed ise bir rüknün üç tesbih (sübhanallah) diyecek kadar olduğunu bildirmiştir. Bu kavil ihtiyat sebebiyle tercih olunmuştur. Bir uzvun dörtte birinin bir rükün eda edilecek miktardan daha az açılması ittifakla namazı bozmaz. Çünkü az zamanda çok açılmak ve çok zamanda az açılmak affedilmiştir. Bir uzuv açık olduğu halde bir rükün edâ edilmesi hâlinde namaz ittifakla bozulur. Bunlar namazda açılma hakkındadır. Namaza başlarken bir uzvun dörtte biri açıksa, namaz bozulur. (İbn Âbidîn, Namazın Şartları Babı)

Sual:
Sünnetlerin terki mekruhtur. Küçük günahlara ısrar da büyük günahı getirir deniyor. Büyük günaha devam eden de fâsık olur. O zaman teheccüd namazını terk eden fâsık mı olur?

Cevap;
Her sünneti terk etmek mekruh olmaz. Teheccüd namazı, terki mekruh olan bir sünnet değildir. Hiç kılınmasa da olur. Çünki müstehabdır.

Sual:
Bir namaz vakti geçip de kılmayınca üzülmeyenin imanı gider. Sürekli günahların içindeyiz. Bunlara dair keşke böyle olmasaydı diye genel bir üzüntü kâfi midir? Yoksa her an buna üzülmek mi gerekir?

Cevap;
Üzülmeyenin, gitgide kalbi kararır ve imanı gider veya bunun farz veya haram olduğuna itikad etmediği için imanı gider, demektir. Devamlı günah işleyenler, buna üzülmezse, zamanla imanını kaybeder. Her günah aynı değildir. Günah işleyeni görüp de beğenenin imanı gider. Böyle günah işleyenleri görüp üzülmemek, günah olur.

Sual:
Kâbede kadın erkek bir hizada namaz kılabilir mi?

Cevap;
Kâbe binâsının içinde farklı cihetlere doğru kılıyorlarsa aynı hizada kılmaları namazı bozmaz.

Sual:
İmam akşam namazında ikinci oturuşu yapmayıp yanılarak dördüncü rek’ate kalksa, bilmeyip uyanın namazı sahih mi?

Cevap;
İmam geri döner. Dönmezse ve secdeleri yaparsa, namaz bâtıl olur ve uyanlarınki de bozulur. (Hindiyye.)

Sual:
Dört rek’atli farzın birinci rek’atinde hiç kıraat etmeyenin namazı sahih mi?

Cevap;
İlk veya son iki rek’atte kıraat ediilmişse, farz yerine geldiğinden namaz tamamdır, secde-i sehv lazımdır. (Hindiyye.)

Sual:
Bir arkadaş babasının yurt dışındaki kemiklerini Türkiye’ye getirdi. Tekrar cenaze namazı kılınabilir mi?

Cevap;
Hanefî ve Mâlikî mezhebinde ancak cenaze namazı kılınmamış cenazeye kabrin başında kılınır. Bir daha kılınması mekruh olur. İmam Ahmed bin Hanbel’e göre cenaze namazını kaçıran, kabri başında bir aya kadar kılabilir. Bu bazı Şâfiî ulemasının da kavlidir. Bazı ulema ölü çürümedikçe kılınır dediler. Ebediyyen kılınır da denildi.

Sual:
Farz namazın önünde ve ardında kılınan namazların hangisi efdaldir?

Cevap;
Sünnetlerin en kuvvetlisi bil ittifak sabah namazının sünnetidir. Ondan sonra ihtilaf vardır. Sonra Dürrü’l-Muhtar’da diyor ki: “Sabahın sünnetinden sonra öğle namazının ilk sünneti gelir. Çünkü hadisi şerifte: «Bu sünneti terk eden benim şefâatime nail olamaz.» buyurulmuştur. Ondan sonra bütün sünnetler müsavidir.” Fethü’l-Kadîr’de de diyor ki: “Sabahın sünnetinden sonra Hulvânî’ye göre akşam namazının iki rek’at sünneti efdaldir. Çünkü Hazreti Peygamber bunu seferde ve hazerde terk etmemiştir. Sonra öğlenin son sünneti gelir. Zira bu namaz bilittifak sünnettir. İlk sünneti bunun gibi değildir. Çünkü bazıları onun ezanla ikamet arasını ayırmak için meşru olduğunu söylemişlerdir. Ondan sonra yatsının son sünneti, daha sonra öğlenin ilk sünneti sonra ikindinin sünneti, sonra yatsının ilk sünneti gelir.” Bazılarına göre yatsının son sünneti, öğlenin ilk ve son sünnetleri ile akşamın sünneti fazilette müsavidir. Öğlenin ilk sünnetinin daha kuvvetli olduğunu söyleyenler de vardır. Çünkü Sevgili Peygamberimizin bu sünnete açık açık devam buyurduğunu nakl, sabah namazının sünnetinden başka sünnetlere devam ettiğini nakilden daha kuvvetlidir. (İbn Âbidîn, Vitr ve Nâfileler babı.)

Sual:
Annem-babam Erenköy’de iken ben doğmuşum. Sonra ailem Bursa’yı vatan-ı aslî edinmiş. Erenköy benim vatan-ı aslîm midir?

Cevap;
Vatan-ı aslîniz Erenköy idi. Bir kimsenin doğduğu yer vatan-ı aslîsidir. Sonra başka yere yerleşmek niyetiyle ayrılırsa orası vatan-ı aslî olmaktan çıkar. Babanız Bursa’yı vatan-ı aslî edindiği için sizin de vatanınız Bursa olur. Çünki bir kimse ailesini ve eşyasını başka bir yere taşır, doğduğu yerde kimsesi kalmazsa, malı mülkü olsa bile, yeni yerleştiği yer vatan-ı aslî olur. Fıkıhta tâbi’ metbuya göre seferî olur veya olmaz. Nitekim İbn Âbidîn diyor ki: “Varacağı yere iki günlük mesafe kalırsa sahih kavle göre bülûğa eren çocuk gibi namazlarını tamam kılar” diyor. Çünki çocuğun niyetine ittibar yoktur. Babasının niyeti mühimdir. Çocuk babasına tâbidir. Nafakasını o verir. Talebe hocasına tâbidir; çünki nafakası ona aittir. Âkıl baliğ olan ve babasının yanında yaşayan çocukla babası dahi evleviyetle bunun gibidir.” Dolayısıyla babası bir yere temelli yerleşirse, çocuğun vatan-ı aslîsi orası olmak gerekir. Yine İbn Âbidîn, “Vatan-ı aslî: Kişinin doğduğu veya evlendiği yahut yerleştiği yerdir. İlk vatanında kimsesi kalmadığı zaman bu vatan yalnız misli bir bâtıl olur. İlk vatanında ailesinden kalanlar varsa bâtıl olmaz. Her iki vatanda namazlarını tamam kılar” diyor. Demek ki doğduğu yer olan vatan-ı aslîde kimsesi kalmayınca, çocuğun vatan-ı aslîsi olmaktan çıkıyor. Mebsut’ta da, “Vatan-ı aslî neş’et ettiği, yani doğup büyüdüğü yerdir” diyor. Dolayısıyla bir kimsenin anne ve babası bir memlekette oturuyorken, doğum için veya misafirlik yahud memuriyet sebebiyle başka bir memlekete gidip burada çocukları dünyaya gelse, çocuğun vatan-ı aslîsinin hiç alâkası bulunmayan bu memleket olduğunu söylemek abes olur.

Sual:
Ayakta duramayan hasta namazını nasıl kılar?

Cevap;

İbni Abidin hazretleri diyor ki: “Bir kimse ayakta durmaktan âciz ise veya hastalığının ziyadeleşmesinden yahut geç düzelmesinden veya başının dönmesinden korkarsa yahud şiddetli ağrı duyarsa veya ayakta kıldığı takdirde sidiğini tutamazsa oturarak dilediği şekilde namazını kılar. Velev ki bir yastığa veya insana dayansın. «Oturarak dilediği şekilde namazını kılar» ifadesinden murad; oturmak zarar vermeksizin nasıl kolayına gelirse öyle kılar. Bağdaş kurar veya başka şekilde oturur, demektir. İmam Züfer; «teşehhüd yapan gibi oturur» demiştir. Fetvâ da bununla verilmiştir. Teşehhüd için oturduğu gibi oturmak başka oturuşlardan daha kolay gelir veya onlara müsavi olursa o şekilde oturmak evlâdır. Aksi takdirde bütün hallerde kolayına geleni seçer” (Hastanın Namazı babı). “Ayakta durmaktan hakikaten âciz kalan kimseden kıyâm sâkıt olur. Hükmen âciz kalırsa meselâ şiddetli ağrılara mübtelâ olur yahud hastalığının ziyadeleşeceğinden korkarsa, kıyam yine sâkıt olur. Yarası akan vesaire özürlüler de hükmen kıyamdan âcizdirler Bazen ayakta durmak imkânı varken kıyam hükmen sâkıt olur. Secdeden âciz kalanın hükmü budur. Hareket halindeki gemide de ayakta durmak imkânı varken oturarak kılmak İmam A'zam'a göre câizdir. Bir kimse yalnız ayakta durmaya yahud onunla birlikte rükü’a imkân bulur da secde edemezse oturarak imâ ile kılması mendup olur. Çünkü oturmak secdeye yakındır. Maamafih ayakta imâ ile kılması da câizdir. İmam Züfer ile diğer üç mezhep imamı ayakta imâ ile kılmayı vâcip görmüşlerdir. Çünkü kıyam rükündür. İmkân bulunduğu takdirde terk edilemez” (Namazın Sıfatı babı).
Bütün bunlardan anlaşılan, ayakta durmaktan veya secde etmekten âciz olan teşehhüdde oturur gibi oturur. Metinde geçen Arapça ka’de kelimesi, teşehhüdde oturur gibi oturmayı ifade eder. Umumî olarak oturma manasına gelen cülus kelimesinin kullanılmaması boşuna değildir. Teşehhüde oturamıyorsa, bağdaş kurar veya dizlerini diker yahud ayaklarını yan tarafa uzatır (teverrük eder) yahud kıbleye karşı uzatır. Yere oturabildiği halde sandalyede namaz kılmak Hıristiyanlara benzemek olduğundan dolayı tahrimen mekruhtur. Yere oturamayanlar, sandalyede oturmamalı; hiç değilse ayakta imâ ile kılmalıdır. Hele kıyamları ayakta yapıp, rükü ve secdede sandalyeye oturarak imâ etmek hiç uygun değildir. Ayakta duramadığı için yere oturarak kılan öne doğru eğilerek rükü eder, sonra secde yapar. Beli veya başı ağrıdığı yahud yüzünde yara olduğu için secde edemeyen yere oturup ima eder; yani öne doğru hafifçe eğilerek rükü eder, biraz fazla eğilerek de secde yapar. Ayağını bükemeyen kıbleye karşı uzatır; ima ile kılar. Yere oturduktan sonra kalkamayan, kıbleye karşı bir kanepeye oturur; namazdan sonra ayaklarını sarkıtarak kalkar. Sandalyede namaz yalnızca kötürüm ve yardımcısız biri için mazur görülebilir.



Sual:
Oturamayan hasta namazını nasıl kılar?

Cevap;
Yatarak ima ile kılar. Yatamıyorsa ayakta ima eder. Oturamayan veya secde edemeyen hasta da ayakta ima edebilir. (İbn Âbidin, Hastanın namazı babı.)

Sual:
Secde edemeyen hasta namazını nasıl kılar?

Cevap;
Teşehhüdde oturur gibi oturup ima ile kılar. Oturması da mümkün değilse ayakta ima eder.

Sual:
Her hangi bir namazı kılarken, vaktin namazını cemaatle kılmaya başlasalar nasıl davranılır?

Cevap;

1. Vaktin farzını kılarken cemaat başlarsa:
a) Öğle, ikindi ve yatsı namazları için; 1. rek’atin secdesini yapmadıysa selam verip namaz bozar ve cemaate uyar. 1. rek’atin secdesini yaptıysa 2 rekat kılıp oturur ve selam verir ve cemaate uyar. 3. rek’ate kalkıp secdesini yapmadıysa ayakda selam verir ve cemaate uyar. 3. rek’atin secdesini yaptıysa 4'ü de kılar, selam verir. İkindi ise cemaate uyulamayacağı için mescidden çıkar, öğle veya yatsı ise cemaate uyar.
b) Sabah ve akşam namazları için; 1. rek’atin secdesini yapmış olsa bile henüz 2. rek’atin secdesini yapmadıysa selam verip bozar ve cemaate uyar. 2. rek’atin secdesini yaptıysa artık namazı tamamlar fakat cemaate uymaz.
2. Nafile (sünnet) kılarken:
a) 4 rek’atli bir nafile kılarken cemaat farza başlarsa namaz bozulmaz. Henüz 3. rek’ate kalkılmamışsa ilk oturuşta selam verilip cemaate uyulur. 3. rek’ate kalkmışsa tamamlar sonra imama uyar.
b) 2 rek’atli nafile kılarken, yapacak birşey yoktur. Nafileyi bitirir, cemaate öyle uyar.
3. Tertib sahibi olup kaçırdığı namazı kılarken;
Önce kendi namazını tamamlar, sonra cemaate uyar. Namazı kaçırdığını unutup cemaate uymuşsa bozmayıp tamamlar, bu kıldığı nafile olur, sonra kaçırdığı namazı kaza eder, sonra da cemaatle kıldığı vaktin namazını kılar. Kazaya kalmış olup o anda kaza ettiği namazını cemaatle kılmaya başlasalar, bu takdirde bozup bunlara uyabilir.
4. Tertib sahibi olmayıp bu namazı kaza eden;
Tertip sahibi olmayan da edâen veya kazâen kıldığı farzı bozup cemaate uyar. Kıldığı kazâ namazını ikiye veya dörde tamamlar.
5. Kazası olmadığı halde sünnet yerine kaza kılan;
Bunun 2. maddeden farkı yoktur. Kazası olmadığı halde, nafileler yerine kaza kılan da bu kazayı duruma göre ikiye veya dörde tamamlar. Sonra cemaate uyar. 3 rek’atlik kaza kılan, bunu iki rek’at olarak tamamlasa, namazı iki rek’atlik nafileye dönüşür. Dolayısıyla akşam kazası kılan, bunu iki rek’at olarak tamamlayabilir. Yatsının son sünnetini vitr kazası olarak kılanın yanında cemaat teşekkül etse, üçüncü rek’ata kalkmaz, ilk oturuşta selam verip imama uyar. Üç veya dört rekatlık kazaya niyetlense, ama kazası olmasa, bunu iki rekate çevirip selam verebilir. Kazası varsa, yine çevirebilir. O iki rekatlik nafile sahih olur, ama kazayı geciktirme günahına katlanır.
6. Kazası olup sünnet yerine kaza kılan tertib sahibi;
3. maddedeki gibidir. Cemaat tertip sahibinin kazasını bozması için özür değildir. Çünki kazaya bıraktığını kaza etmeden sonraki namaz olmuyor.
7. Kazası olup sünnet yerine kaza kılan tertib sahibi olmayan;
2. maddedeki gibidir. Tertip sahibi olmayıp sünnet yerine kaza kılan kimse için cemaat bu kazasını bozmakta özür olur.



Sual:
İmam fâtihayı ve zammı sureyi cehrî okuyacak yerde hafî veya hafî okuyacak yerde cehrî okusa ne lâzım gelir?

Cevap;

Fâtihayı cehrî okuyacakken hafî okusa hatırlayınca baştan okur. Yarıdan fazlasını hafi okumuşsa sehv secdesi yapar. Bir kavle göre baştan okumaz, devam eder.
Hafi okuyacakken cehri okusa hatırlayınca hafiyyen devam eder. Yarıdan fazlasını cehri okumuşsa sehv secdesi yapar.
Zammı sureyi namazın vacibi yerine gelecek mikdarda hafi veya cehri okumuşsa hatırlayınca namazın vacibi yerine gelecek kadar devam eder, sonra sehv secdesi yapar. Sureyi vacib yerine gelmeyecek mikdarda hafi veya cehri okumuşsa, vacib yerine gelecek kadar devam eder, ama sehv secdesi yapmaz. Bunlar İmameyne göredir. İmam Ebu Hanife’ye göre kısa bir ayet de cehrî veya hafî okusa yukarıdaki vaziyete göre devam eder veya baştan okur, ama sehv secdesi lazımdır.
Fatihanın tamamını hafî okuyup, sonra hatırlasa artık tekrar okumaz, zammı sureyi cehrî okur, sehv secdesi yapar.
Cehren okunacak bir namazda tek başına namaz kılana, fatihayı bitirmeden birisi gelip uysa, o kimse imam olmayı arzu ederse fatihayı baştan cehren okur.



Sual:
Özürlü bir kimse namaz kılarken namaz vakti çıksa namazı fasid olur mu?

Cevap;
İmam Ebu Hanife’ye göre olur, İmameyne göre olmaz. Fetva da böyledir. (Nimeti İslam.)

Sual:
Vatan-ı aslîm Yalova, vatan-ı ikametim Mecidiyeköy’dür. Vatan-ı aslîmden dönerken önce Yenibosna’daki teyzemi ziyaret etmek istedim. Mecidiyeköyü’nden geçtim. Mukim oldum mu?

Cevap;
Hayır. Vatan-ı aslîye gitmek vatan-ı ikameti bozar. Niyet teyzeye gitmek olunca buradan geçince seferîsiniz. Ama niyet Mecidiyeköyü’ne gelmek olsaydı, sefer biter; buradan Yenibosna’ya gitseniz mukim sayılırdınız.

Sual:
Seferiyken, seferi olduğunu bilmediğimiz imama son oturuşta uysak kaç rek’at kılarız?

Cevap;
İmamın seferi olduğunu bilmiyorsanız, ama imam namazı bitirince ben seferiyim demişse iki kılarsınız. Bilmiyorsanız, hele şehirde ise, mukim olduğu kabul edilir ve dörde tamamlanır. (İbn Âbidîn, Misafirin namazı babı.)

Sual:
Semi’allahü limen hamideh yerine, dili dönmediği için nimen diyenin namazı bozulur mu?

Cevap;
Limen hamd yerine limel hamd demekle namaz bozulur. Ancak Halebî, «Mahrec yakın olduğu için namazın bozulmaması ümid edilir» demiştir. Anlaşıldığına göre bunun hükmü pelteğin hükmü gibidir. Hulvanî'nin beyânına göre sahabeden bazıları bunu Hazreti Peygamber’den rivayet etmiş; “öyle okumak bazı Arab kabilelerinin lehçesidir” demişlerdir. En'amte, dinüküm, vemenfûşü kelimelerindeki nun'ların lame tebdili ile namazın bozulması lazım gelip gelmeyeceği hususunda ulemanın ihtilaf ettikleri Haddâdî'den nakledilmiştir. (İbn Âbidîn, Namazın adabı bahsi.)

Sual:
Cemaati rükü’ya eğilmek üzere gören hemen olduğu yerde imama uyup rükü’ya mı eğilir, yoksa rüküyü kaçırmak pahasına da olsa safa kadar yürür mü?

Cevap;
İmama hemen uyup rükü’a eğilirse cemaat sevabına kavuşur ise de, mekruh işlemiş olur. Son safa kadar yürüyüp sonra uyması lâzımdır. Mekruhu terk etmek, fazilete yetişmekten evlâdır. Hazreti Ebu Bekr, safa varmadan rükû etmiş. Sonra o halde safa yürümüş; bunun üzerine Hazreti Peygamber kendisine: “Allah hırsını artırsın! Bir daha yapma!” buyurmuştur. (İbn Âbidîn, İmamlık bahsi, Safların tertibi kısmı.)

Sual:
Fıkıh kitaplarında “Müekked sünneti, özrsüz olarak devâmlı terk etmek mekrûh olur. Küçük günâh olur” buyuruluyor. Sabah nemazından sonraki kerahat vaktinde uyumak da böyle midir?

Cevap;
Gündüzün öncesinde, günün ilk saatlerinde [güneş doğarken] uyumak mekruhtur. Akşam ile yatsı namazları arasında da yatıp uyumak mekruhtur. (Fetâvâ-yı Hindiyye.) Şunu her zaman hatıra getirmek lazımdır ki, her mekruh aynı derecede değildir. İbâdetlerdeki mekruhlar ile âdetlerdeki mekruhlar da aynı değildir.

Sual:
Kunut dualarının birincisinde sonundaki kef harfini gaf olarak bugüne kadar okumuşum. Namaza zarar gelir mi? Namaz içinde böyle bir hata yapsa ve secdeye de eğilmiş olduğunda farkına varsa ne yapar?

Cevap;
Mahreçleri yakın olduğu için namazı kurtarır. İlmihalde diyor ki: Bir harfi, başka harf okumakda, harfler çok farklı ise, bozar. Meselâ, sat yerine ta söylemek, sâlihât yerine tâlihât okumak gibi. Harflerin farkı az ise, çok âlimler, ma’nâ değişirse, eğer bilerek okudu ise, bozulur. Ağzından kaçdı ise, bozulmaz dediler. Dat yerine zı demek, sin yerine sat, te yerine tı demek gibi. Fetvâ böyle ise de, ihtiyâtlı olmak lâzımdır. Dâllîn yerine zâllîn okumak böyledir.

Sual:
Namazda rükü’dan kalkarken elleri kaldırmadan iki eli ile pantolonu çekse [diz izi yapmasın diye] nemaz sahih olur mu?

Cevap;
Elleri kaldırmadan çekerse câizdir. İki elini kaldırarak çekerse mekruh olur.

Sual:
Mesbuk olan secdedeki veya tahiyyattaki imama uyacaksa tekbir getirip elleri bağlamadan 2. tekbir getirmeden doğrudan mı uyar, yoksa tekbir getirip elleri bağlar, tekrar tekbirle secdeye veya tahiyyata mı iner?

Cevap;
Tekbir getirip imama uyar. Elleri bağlamadan secde veya tehiyyata gider. İkinci tekbiri söyler. Söylemese de bir şey lâzım gelmez. Birinci tekbir iftitah tekbiri olduğu için, bu tekbiri ayakta getirmek lâzımdır. Eğilirken söylerse namaza girmiş olmaz.

Sual:
Namazda secde ederken dizlerin yerde olması şart mıdır? Annemin dizlerinde problemi yüzünden doktora gitmişti ve doktor dizleri kırma dedi. Bana sordu namaz kılarken nasıl yapaym diye. Dizlerini kırmadan secdeyi yapmak için rükü’dan sonra secde ederken sağ bacağını geriye doğru uzatıyor ve dizi yere değmemiş oluyor. Bu şekilde yapılan secde sahih olur mu? Ben şimdilik oturarak namaz kıl dedim ama ayakta bu şekilde namaz kılmak câiz olur mu?

Cevap;
Secdede dizlerin yere değmesi şarttır. Değdiremeyen kolayına geldiği gibi kılar. Nitekim ima ile kılarken de ne alın, ne burun, ne el yere değer. Vâkıa secdede alnın yere değmesi secdenin sıhhati için şarttır. Diğer uzuvlarda çeşitli ihtilaflar vardır.

Sual:
4 rek’atlik bir namazın 2. rek’atinde oturmayı unutup kalksak ve daha fâtihayı okumadan bunun farkına varsak o zaman ne yapmalıyız?

Cevap;
Devam edilir. Namazın sonunda sehiv secdesi yaparız. Çünki ilk oturuş vâcibdir. Ama kalkınca, yani dizler yerden kesildiği andan itibaren artık geri dönülmez.

Sual:
Bir kimse yatsı namazını kılarken, birisi gelip ona uysa, kıraati nasıl yapmalıdır?

Cevap;
Fâtihayı veya sureyi okuyorsa, baştan cehri olarak fatihaya tekrar başlamalıdır. (Ni’met-i İslâm.)

Sual:
Şâfiî mezhebinde imama birinci rek’atin rükü’unda yetişen, fatihayı okur mu? Fâtihayı unutan ne yapar?

Cevap;
İmama rükü’da yetişen, o rek’atin fâtihasını okumamakta mazurdur. Ancak fâtihayı unutursa, imam rükü’da iken hatırlasa, hemen fâtihayı okur. İlk secdede imama yetişmesi lazımdır. Sonradan hatırlasa yeniden bir rek’at daha kılar. (İmam Nevevî, Minhac, İmamet bahsi.)

Sual:
Ramazanda yatsıyı cemaatle kıldık. Terâvih kılmadık. Vitri cemaatle kılabilir miyiz?

Cevap;
Kılamazsınız. Vitr namazı, yalnız Ramazanda cemaat ile kılınır. Ramazanda yatsının farzını cemaat ile kılmayanlar, toplanıp da terâvihi ve vitri cemaat ile kılamazlar. Çünki terâvih, yatsının cemaati ile kılınır. Yatsının farzını ve terâvihi cemaatle kılanlar, vitri de cemaatle kılar. Farzı yalnız veya başka bir cemaatle veya bu cemaatle kılıp terâvihi kılmayan da vitri bu cemaatle kılabilir. Ama meselâ farzı beraber veya ayrı ayrı cemaatlerde kılanlar bir araya gelip terâvihi cemaatle kılamadıkları gibi, vitri de kılamazlar. (İbn Âbidîn, Teravih namazı bahsi sonu.)

Sual:
İmam ön safta namaz kılan yoksa cemaate döner diyor. Ön safta değil ama arkada varsa yine döner mi?

Cevap;
Ön safta namaz kılan yok ve burası boşsa, arka saflarda da namaz kılan olsa, bu namaz kılanın yüzüne karşı dönmez. Ön saf lafzı, orada adam varsa diyedir. Oradaki kalkmışsa, yeri boşalır. (İbn Âbidîn)

Sual:
Hutbeyi üç basamakta okumanın hükmü nedir?

Cevap;
Hutbeyi Hazreti Peygamber’e uymuş olmak için minber üzerinde okumak sünnettir. Hazreti Peygamber’in minberi, istirahat yeri denilenden başka üç basamaktan ibaretti. Minber mihrabın solunda olmalıdır. (İbn Âbidîn.)

Sual:
İki secdeyi veya rükü’yu unutan kimse ne yapar?

Cevap;
Geri kıyama dönüp rükü’yu ve secdeyi yapar. Yapmadan selâm verirse namazı iade eder.

Sual:
Altı namazı kendisini seferî zannederek kılan bir kimse bunları kaza ederken vitri de kaza edecek mi?

Cevap;
Etmez. Bir kimse yatsıyı kılmadığını unutarak vitiri kılsa da sonra yatsıyı kılsa vitiri tekrarlamaz. Bir kimse yatsıyı abdestsiz, vitirle sünneti abdestli kılsa yatsı ile sünneti tekrar kılar; vitiri kılmaz. Bir kimse ikindiyi kılar da sonra öğleyi abdestsiz kıldığı anlaşılırsa yalnız öğleyi tekrarlar. Çünkü o kimse unutan gibidir. (İbn Âbidîn, Geçmiş namazların kazası bahsi.)

Sual:
Mâlikî mezhebini taklid eden Hanefî, namazda selâm verdikten sonra secde-i sehv yapabilir mi?

Cevap;
Mâlikî mezhebinde selâm rükündür. Ama secde-i sehve mâni değildir. Sehven selâm verdikten sonra aklına gelse secde-i sehv yapar. Namazı eksik kılmışsa da kalkıp tamamlar. Bir rüknü terk ettiğini hatırlamayıp da namazı tamamladığına inanarak selâm verdiği takdirde, aradan örfe göre uzun bir zaman geçerse kişinin namazı bozulur. Namazı tam olarak kıldığına inanıp, selâm verdikten sonra aradan az bir zaman geçince hatırlayacak olursa, bu durumda noksan kıldığı rek'ati lağveder. Yerine bir başka rek'ati kılarak eksikliği tamamlarsa namazı sahih olur. Eğer namazı tam olarak kıldığına inanarak değil de, yanlışlıkla selâm verirse veya hiç selâm vermezse; terk edilen rükün son rek'atte ise onu yerine getirerek namazını tamamlar. Fakat terk edilen rükün son rek'atten başka rek'atlerde ise ve son rek'atin rükûuna da varmamışsa, eksik kalan rek'ati tamamlar. Son rek'atin rükü’una varmışsa eksik kalan rek'ati lağveder, terk edilen rüknü de yerine getirmez. Rükü’un yerine getirilmesi, başın rükü’dan mutmain ve itidalli olarak kaldırılmasıyla olur. Yalnız rükü’un terkinde böyle değildir. Son rek'atin rükü’una gitmek, başı sadece eğmekle yerini bulur. (el-Fıkhu ale’l-Mezâhibi Erbaa, Namazı bozan şeyler.)

Sual:
Kâbe-i Muazzama’yı helikopterle tavaf etmek câiz midir? Revakların üçüncü katından tavaf etmek câiz midir?

Cevap;
Câizdir ama mekruhtur. Nitekim ulemâ Kâbe'nin üzerinde namaz kılmanın mekruh olduğunu söylemişlerdir. (İbn Âbidîn, Namazın mekruhları bahsi.)

Sual:
Elbiseye veya bir uzva hafif necaset bulaşırsa, dörtte birden az ise affedilmiştir deniyor. Burada uzuv ve elbiseden kasıt nedir?

Cevap;
Tenâsül uzvu, (erkekte) husyeler, dübür, göbekle kasık arası ve iki taraftan bunun hizası, (dizle beraber) her bir uyluk, topuklarla birlikte baldırlar, dirseklerle beraber bazular, bileklerle beraber kollar, göğüs, yanlarla beraber karın, omuzlarla beraber sırt, baş, boyun ile (kadında) göğüsler ve kulaklardır. Elbise ise, yen, kol, yaka gibi her bir parçasıdır. Fetvâ böyledir. Ayakkabı da elbise hükmündedir. Mest ve çizmenin konçtan aşağısına itibar olunur.  Bir başka sahih rivayette ise üzerinde bulunan elbisenin ister büyük, ister küçük olsun tamamının dörtte biri itibara alınır. Bu kavli ulemâdan haylisi benimsemiştir. Aksi takdirde bazen küçük bir uzuv veya elbisedeki hafif necâset bir dirhemi bile bulmayacaktır. Halbuki bu miktar galiz necâsette bile affedilmiştir. Bazıları da içinde namaz câiz olarak en basit meselâ peştemal gibi bir elbisenin dörtte birine itibar edilir demişlerdir. (İbni Âbidîn.)
Hafif necâset ile galiz necâset karışık ise, hafif galize tâbi tutulur ve hepsi bir dirhemden çok ise namaza mânidir. Her iki necâset ayrı ayrı yerlerde ve her biri yalnız başına namaza mâni değilse, galiz hafife eşit veya daha azsa, hepsi galiz sayılır. Hafif galizden daha fazla ise, hepsi hafif sayılır. (İbni Âbidin)

Sual:
Namazda zamm-ı sûreyi unuttuğunu rükü’da hatırlayan dönüp okuyor. Kunutu da okur mu?

Cevap;
Sûreyi veya fâtihayı unuttuğunu secdeden önce hatırlayan dönüp okur. Unutulan fâtiha ise sureyi de tekrarlar, çünki tertip vâcibdir. Sonra tekrar rükü eder. Sonra sehv secdesi yapar. Secde etmişse, artık dönüp okumaz; yalnızca sehv secdesi yapar. Kunutu unutursa geri dönüp okumaz, sehv secdesi yapar. Dönüp okursa, rükü’yu tekrarlamaz. Sehv secdesi yapar. Çünki sûre ve fâtiha kıraattir. Kunut kıraat değildir. Rükü ise kıyâmın devamıdır. (İbn Âbidîn, Secde-i sehv bahsi.)

Sual:
Tilâvet secdesinde secdeden sonra ayağa kalkmak lâzım mıdır?

Cevap;
Tilâvet secdesinde başta ve sondaki iki tekbir sünnet; ayakta secdeye gidip sonra ayağa kalkmak müstehabdır. (İbn Âbidîn, Secde-i Tilavet bahsi.)

Sual:
İmam yatsıyı tek başına kılarken kendisine uyulsa, kıraati nasıl yapacak?

Cevap;
Kıraati sessiz yapmışsa, fâtihayı ve sureyi okumuş olsa bile, hepsini tekrar cehren okuyacak. (Ni’met-i İslâm.)

Sual:
Sabah namazını cemaatle kazâ eden açık mı, gizli mi okur?

Cevap;
Açık okur.

Sual:
Giriş çıkış günleri hariç 4 günlüğüne Mısır’a giden; 3 tam gün Kâhire’de kaldıktan sonra sefer mesâfesindeki İskenderiye’ye gidip dönen kimsenin vaziyeti nedir?

Cevap;
İskenderiye’ye gidip döneceği önceden bellidir. Vatan-ı süknâ, sefer niyeti ile yola çıkmakla bozulur. İsterse gece orada kalmasın. Vatan-ı süknâyı vatan-ı ikameti bozan her şey bozar. Vatan-ı süknâyı sefere niyet ederek yola çıkmak veya sefer mesafesinden kısa bile olsa başka bir vatan-ı süknâya gitmek (gece orada kalmak şartıyla) bozar.

Sual:
Birisinden şöyle işittim: “Yatsıyı kıldıktan sonra vitri başka elbise ile kılan, yatsıyı kıldığı elbisenin necis olduğunu görse, vitri de iade eder. Çünkü vitrin vakti, yatsı namazından sonra başlar, sabaha kadar devam eder. Ancak, ben o namazı yani necasetli elbise ile kıldığım yatsı namazını Mâlikî mezhebine göre kıldım diye niyet ederse, iki namazı da iade etmesi gerekmez. Çünkü Mâlikî’de necis elbise namaza mani değildir.” Vitir namazının vakti yatsı namazını kıldıktan sonra mı başlar; yoksa yatsıdan sonra kılınması sadece efdal midir? Önce vitir, sonra yatsı kılınabilir mi?

Cevap;
Vitir namazı yatsıdan sonra ve yatsı vaktinde kılınır. Önce kılınırsa, iade lazımdır. Burada Mâlikî mezhebini taklid için bir ihtiyaç olmadığı gibi, necâsetin namaza mâni olmaması bu mezhebdeki bir kavildir. Her meselede mezhep taklidi gösterilecek olursa, Hanefî fıkıh kitaplarındaki Mâlikî mezhebinden ağır hükümleri kaldırmak lâzım olurdu. Eskilerin yapmadığını yapmamalıdır. Taklid için mutlaka ihtiyaç olması lâzımdır.

Sual:
Bir Hanefî, 10 gün kalmak niyetiyle İstanbul'dan Ankara'ya gidiyor. Seferi olarak öğlenin farzını kılmaya başlıyor. Birinci rek’attayken, 20 gün kalmaya karar veriyor. O namazı mukim olarak 4 rek’at mı kılmalı? Eğer namazı bitirdikten sonra karar verirse iade eder mi? Vakit çıktıktan sonra karar verirse kaza eder mi?

Cevap;
Namazdan önce veya namazı kılarken fikrini değiştirip mukim olmaya karar verse, mesela 20 gün kalmaya karar verse, hemen tam kılar. Ama kıldıktan sonra karar verirse iade etmez. Çünki kıldığında seferî idi.

Sual:
Hanefî mezhebinde biri 20 günden fazla kalmak niyetiyle İstanbul'dan Ankara'ya gitti. Mukim olarak öğlenin farzını kılmaya başladı. Birinci rekâttayken, arkadaşı geldi, acilen İstanbul'a geri dönüyoruz, namazı kıl hareket ediyoruz dedi. O namazı seferi olarak iki rekât mı kılmalı? Eğer 3. veya 4. rek’atte bu durum olursa ne yapar? Namazı kıldıktan sonra olsa iade eder mi? Vakit çıktıktan sonra olsa kaza eder mi?

Cevap;
15 gün kaldıktan sonra namaz esnasında seferiliğe karar verirse, namazı tam kılar. 15 günden önce ise kasr eder. Üç ve dördüncü rekate kalkmışsa, yapacak bir şey yok. Tamamlar, ancak kasden böyle kılmadığı için mekruh olmaz, iade de gerekmez.

Sual:
Fıkıh kitaplarında İmam Ebu Yusuf'un Cuma namazı kıldıktan sonra, abdest aldığı kuyuda fare ölüsü görüldüğü söylendi. “Medîne’deki kardeşlerimize göre guslümüz sahihtir. Çünki, hadîs-i şerîfte, kulleteyn mikdarı suya necâset karışınca, üç sıfatından biri değişmedikçe necs olmaz buyuruldu” dediği ve namazını kurtarmak için başka mezhebi taklit ettiği bir hâdise anlatılıyor. Normalde bir müctehidin başka bir müctehidi taklid etmemesi gerekmez mi?

Cevap;
Müctehid ictihad etmediği bir mevzuda başka bir müctehidi taklid edebilir. İctihad ettiği mevzuda ise, ancak ihtiyaç olursa başka bir müctehidi taklid edebilir. Burada Cuma namazı tekrar kılınamayacağı için İmam Mâlik’i taklid etmiştir.

Sual:
Rükü’yu unutan ve secdeye giden bir kişinin namazı kurtarma şansı var mı? Örneğin rükü’yu unutup secdeye gitse, doğrulup bir rükü’ yapıp sonra secdeleri tekrar etmeden namazı tamamlasa sahih olur mu? Yoksa tertibe de riâyet etmesi gerektiği için secdeleri de tekrar mı yapmalıdır? Eğer rükü’yu yapmadığını başka rek’atte hatırlarsa ne yapar? Namazı bitirdikten sonra hatırlarsa iâde etmesi mi gerekir? Namaz vakti çıktıktan sonra hatırlarsa kazâsı gerekir mi?

Cevap;
Secdeden hemen kıyama kalkıp rükü’ yapar. Sonra secdeleri yapar. En son sehv secdesi yapar. Rükü’yu yapmadığını başka bir rek’atta hatırlarsa, hemen rükü’ ve secdeleri yapar. Yani o rek’ati baştan kılar. Sonra namazına devam eder. Veya namazın sonunda rükü’ ve secdeleri yapıp, o rek’ati tamamladıktan sonra sehv secdesi yapar. Namazdan sonra hatırlasa vaktin içinde iade, vakit çıkmışsa kazâ eder.

Sual:
Üç mekruh vakitte, secde-i tilâvet ve secde-i sehv câiz olmadığına göre, bir kişi ikindiyi kerahat vaktinde kılıyor olsa, secde-i sehv gerektiren bir iş yapsa, namazı secde-i sehv yapmadan mı bitirir? Bu kişi vâcibi terkettiği için o namazı iâde etmesi ona vâcib olmaz mı?

Cevap;
Kerahat vaktinde o vaktin ikindisinden başka bir namazı kılmak mekruh olduğu gibi, bu namazdaki bir vâcibin terkinden dolayı secde-i sehv yapmak da mekruhtur. Kerahat vaktinde secde-i sehv yapmak, namaz içindeki bir vâcibin terkinden doğan mekruhtan daha kerih görülmüştür. Vâcibi kasden terk eden vakti içinde iade eder; vakit çıktıktan sonra iadesi vâcib veya müstehabdır. Sehven terk eden ise iâde etmez. Sehv secdesi yapar. Bunu da unutursa bir şey gerekmez.  Nitekim namazın (abdest almak, necasetten taharet, kıbleye dönmek gibi) şartlarından birini de unutarak veya bunlarda yanılarak namaz kılan kimse için vakti içinde iade farz; vakit çıktıktan sonra müstehabdır.

Sual:
Bir kişi yazlıkta evlense, 6 ay yazlıkta, 6 ay da şehirde otursa, bu kişinin vatan-ı aslîsi şehirdeki evi mi olur, yoksa yazlığı mı?

Cevap;
Vatan-ı aslîsi hangisi ise orasıdır. Bu ise kişiden kişiye değişir. Vatan-ı aslî oturma müddeti ile değil, niyet iledir. Artık çıkmamak üzere yazlık evine yerleşse orası vatan-ı asli olur.

Sual:
Fıkıh kitaplarında "Farzları ve vâcibleri nafile olarak yapmak, müekked sünnetleri yapmakdan daha çok sevap olur" yazıyor. Farzları ve vâcibleri nâfile olarak yapmak ne demektir? Kılmış olduğu farzı iade veya kaza etmesi gerekmediği halde tekrar kılması mı? Eğer öyleyse bu neden müekked sünnetten daha sevap oluyor?

Cevap;
Farz olan hacca gittikten sonra bir daha gitmek, nafile kurban kesmek, öğle ve yatsıyı tek başına kıldıktan sonra cemaate uymak gibi belli hallere münhasırdır.

Sual:
Hutbenin farzı nedir?

Cevap;
Hutbenin farzı İmam Ebu Hanîfe’ye göre elhamdülillah veya subhanallah yahut Allahü ekber gibi bir zikri söylemektir. Yani bunlardan birini söylese şart yerine gelmiş olur ise de bu kadarla iktifa etmek tenzihen mekruhtur. İmameyne göre bu kâfi değildir. Ayrıca bir teşehhüd mikdarı yahud üç ayet-i kerime okuyacak kadar hutbede bulunup hamd, salavat ve mü’minlere dua etmelidir.

Sual:
Bazı fıkıh kitaplarında “Bir müslümana bir farzı öğretmek; haram işlememesi ve kaza kılmaya devam etmesi şartıyla; namaz kazalarına keffaret olur” diyor. Bu emr-i marufa teşvik için söylenmiş bir söz mü, yoksa bir emri maruf ve neyhi münker yapmak gerçekten namaz kazaları dâhil bütün günahların affedilmesini sağlar mı?

Cevap;
Öncelikle emr-i marufu övmek için söylenmiş bir sözdür. Mânâsı da kazâya kalmış namazı kazâ ettikten sonra, kazâya bırakmaktan dolayı hâsıl olan günahı, emr-i maruf siler demektir. Çünki âyet-i kerimede iyiliklerin kötülükleri sileceği buyurulmaktadır.

Sual:
Fıkıh kitaplarında şöyle diyor: "Bir veyâ iki ayağı mestden çıkınca, abdesti, o ânda bozulmaz. Abdestin bozulması şimdi ayaklara sirâyet eder. Yalnız ayaklarını yıkasa, mesh ederek almış olduğu abdesti temâmlamış olur. Mesh müddeti bitince de, yalnız ayaklarını yıkar. Fekat, her iki sûretde de, yeniden abdest almak dahâ iyi olur denildi. Çünki, muvâlât hanefîde sünnet, mâlikî mezhebinde ise farzdır." Burada mesh çıkar çıkmaz yıkamak kastedilmeyip, aradan zaman geçmesi durumunu kastederek tekrar abdest almak iyi olur mu denilmek isteniyor? Çünkü ayaktan meshi çıkardığı gibi ayaklarını yıkasa abdest sahihtir. Eğer anladığım kastediliyorsa o halde abdest ibadetini belli bir zaman diliminde yapmasak da abdest almış olacağımız anlamı çıkmıyor mu? Bir kişi ayaklar hariç bütün abdest azalarını yıkasa, aradan 1 saat geçse sonra ayaklarını yıkasa bu kişi Hanefî'de abdest almış olur mu?

Cevap;
Bir kimse bütün azalarını yıkayıp, mesela ayaklarını bir saat sonra yıkasa abdesti sahihtir. Ancak muvalat sünnetini terk etmiş olur. Şâfiî de Hanefî gibidir. Mâlikî’de ancak unutmuşsa, hatırladığı zaman hemen yıkarsa sahih olur.

Sual:
Sabahı vaktinde kılamayan biri, öğleden önce sabahı sünneti ile birlikte kaza edebiliyor. Peki öğleden önce kılmak zorunda mıdır? Özürsüz öğleden sonra kılamaz mı?

Cevap;
Tertip sahibi ise kılamaz. Tertip sahibi değilse kılabilir ise de hem geciktirme, hem de sünneti terk etme günahı artar. Unutarak kılmışsa günah da olmaz.

Sual:
Bir câmi var. Bunun altında lokanta var. Fakat aralarında merdiven gibi bir bağ yok. Lokanta da câmiden midir?

Cevap;
Girişi ayrı olan ev, dükkân gibi yerler mescidden sayılmaz. Mescidin vakfı bile olsa mescidden sayılmaz.

Sual:
Bir câmi var. Helâsı alt katta, câminin içindedir. Fakat mimarî olarak helânın çatısı, câminin çatısına denk gelmiyor. Yan binanın çatısı altında kalıyor. Burada ihtiyaç gidermek mekruh olur mu?

Cevap;
Mescidin namaz kılınan mahallerinin altında olmadıkça bevletmek mekruh olmaz.

Sual:
Câmiye uyumak niyetiyle giren; fakat girişte sırf uyuması günah olmasın diye itikâfâ niyet eden, uyuyunca mekruh işlemiş olur mu?

Cevap;
İtikâf ibâdet etmek için câmide bir mikdar bulunmaktır. Câmiye itikâf niyetiyle girilir. İki rek’at namaz kılınıp uyunabilir. Mekruh olmaz.

Sual:
Çalıştığım holdingde çeşitli katlarda küçük mescidler vardır. Burada imamın namaz kıldığı seccade mihrab hükmünde midir? Böyle bir mescide itikâfa girilebilir mi?

Cevap;
Böyle küçük mescidler yol mescidleri gibidir. Devamlı belli cemaati olmadığı için mihrabı olamaz. Bunlara da abdestsiz girilmez. Vâcib, sünnet ve müstehab olan üç çeşit itikâf vardır. Birincisi adak sebebiyledir. İkincisi Ramazan ayının son on gününde yapılır. Üçüncüsünde, mescidlere her girişte burada bulunduğu müddet içinde itikâfa niyetlenilebilir. Bu mescidlerde ancak bu üçüncü çeşit itikâf mümkündür. Diğerleri muntazam cemaati olan ve Cuma kılınan mescidlerde yapılabilir. İşyerlerinde çalışanların vakit namazlarını kılması için seccade serilmiş köşe ve odalar ise hiçbir zaman mescid hükmünde değildir. Buraya abdestsiz girilebilir. Bunlar çarşı ve mekteplerdeki namazgâhlar gibidir. (İbn Âbidin)

Sual:
Evde yapılan cemaatin ardından bir başka cemaat olsa ve 2. cemaatin imamı, birinci cemaatin imamının kıldığı yerde dursa, namaz mekruh olur mu?

Cevap;
Bu mekruhluk cemaati muayyen olan mahalle mescidleri içindir.

Sual:
Bir kimse birkaç gün istihareye yatsa fakat hiçbir şey görmese, bu, o kimse için herhangi bir şeye alâmet midir?

Cevap;
İstihare sünnet olduğu için yapılır. Yeşil, beyaz veya su hayra, siyah, kırmızı şerre alâmettir. Bir şey görüp görmemeye çok ehemmiyet verilmez. Bir şey görmese, ama o işi yapmak hususunda kalbinde daha fazla bir istek varsa, istiharenin neticesi müsbettir.

Sual:
Fıkıh kitaplarında iki elin bir hareketi namazı bozar, diyor. Bu ne demektir? Elleri kaldırıp rükü’dan kalkarken pantolon çekmek mekruh mudur?

Cevap;
Düğmesini iliklemek gibi iki el ile yapılması âdet olan bir şey, tek el ile yapılsa bile amel-i kesir olup namazı bozar. Düğmesini çözmek gibi tek el ile yapılması âdet olan bir şey, iki el ile yapılsa bile amel-i kalil olup namazı bozmaz. Ama bu bir kavildir. Zayıf kavil olduğu için fıkıh kitaplarında “bozar denildi” diyor. Namazı bozan hareketler (amel-i kesir) hakkında esah kavil, onu işleyeni görenin, namazda olmadığından şüphelenmesidir. Bu takdirde amel-i kesirdir ve namazı bozar. Tarakla saçını taramak, birini öpmek, özürsüz yürümek, ceketini giymek, kemerini bağlamak gibi namazdan olmayan hareketler böyledir. İki elin bir hareketi de bazen böyledir. Düşen takkesini almak, açılan elbisesini örtmek, alnının terini silmek, secde yerinde rahatsızlık veren hayvanı uzaklaştırmak, bozulan abdesti tazelemeye gitmek bozmaz. Mekruh da olmaz. Bir başka kavil, bir elin bir rükünde üç hareketinin namazı bozmasıdır. Bu kavle göre eliyle üç ayrı defa bir yerini kaşıyan kimsenin namazı bozulur.

Sual:
Secde-i sehv yapması gereken, secde-i sehv yapmayı unutarak namazdan çıkarsa, namazını iade etmesi gerekir mi?

Cevap;
Hayır. Namazın vâcibini kasden terkeden kimse, namazı iade eder. Sehv secdesi namazı kurtarmaz.

Sual:
Mâlikî mezhebini taklid eden bir kimsenin, secde-i sehv yapması gerekirken, unutur; fakat sağ tarafına selâm verdiği esnâda hatırlarsa, ne yapması lazımdır?

Cevap;
Secde-i sehv yapar. Mâlikî mezhebinde selâm rükün ve namazdan çıkmaya sebeptir. Ama secde-i sehve mâni değildir. Yani secde-i sehv selâmdan sonra da yapılabilir.

Sual:
Namazda ard arda olan secdelerden birini yaptıktan sonra kalkan ve hatırlayıp tekrar secdeye yatan, iki secde arasında oturmamış olduğundan, yine ard arda iki secde mi yapar?

Cevap;
Hayır, tek secdeyi yapar. Sonra secde-i sehv yapar.

Sual:
Alkol karışık parfümün uçması temizlenme değil, yıkanması gerekir, deniyor. Fakat orada herhangi bir madde kalmıyor. Bu hususu anlayamadım.

Cevap;
İnsanın elbisesine idrar bulaşsa bile, sonra kuruyor. Bir şey kalmıyor. Bununla necaset geçmiş olmaz. Alkol uçucudur demek, hemen kurur demektir. Sıvı necasetin kuruması, temizlenme yollarından birisi değildir. Yıkanması şarttır. Mamafih alkol karışık parfüm ve kolonya için necis değil diyen âlimler de vardır.

Sual:
Yanlışlıkla secde-i sehv yaptığını anlayan tekrar secde-i sehv eder mi?

Cevap;
Yapar. Sağa selâm verip yapmış ise, vâcib olan selâmı vermiş olacağından yapmasına gerek kalmaz. Ancak vâcib olan selâm konusunda ihtilâf olduğundan, bazı âlimler sola da selâm vermek vâcibdir dediği için, ihtiyaten secde-i sehv yapar.

Sual:
Fıkıh kitaplarında “Resûlullahın ve Eshâb-ı kirâmın ve Tâbi’înin ve hattâ dört imâmın ağız ile niyyet etdikleri işitilmemişdir” dedikten sonra “Ağız ile niyyet etmek, Şâfiî ve Hanbelî’de sünnetdir.” Bu iki cümle birbirini tekzip etmiyor mu? İkinci cümleden ya Resulullah efendimizin ağız ile niyet ettiği veya Eshab-ı kiramdan bu şekilde niyet eden görülüp men edilmemiş olduğu anlaşılmaz mı?

Cevap;
Hazret-i Peygamber sadece hacda ihrama girerken ağzı ile ihrama ve hacca niyet etmiştir. Bazı âlimler diğer ibadetleri buna kıyas ederek, ağız ile niyet sünnettir demişlerdir.

Sual:
Teşehhüdde Allahümme salli duası ne kadar okununca sehv secdesi gerekir?

Cevap;
Sadece “Allahümme salli alâ Muhammed” demekle sehiv secdesi vacip olur. Müftabih olan kavil budur. Bazıları “ve alâ âli Muhammed” demedikçe vacip olmayacağını söylemişlerdir. Bazılarına göre bir rükün edâ edecek kadar geciktirmedikçe sehiv secdesi vacip olmaz. Bazılarına göre ise bir harf ziyade etse bile vacip olur. Bunlar İmam Ebu Hanîfe'nin kavline göredir. İmameynin kavline göre “hamidün mecîd”e kadar okumadıkça secde-i sehiv vacip olmaz. Bu secde-i sehiv salavat için değil kıyâmı te'hir ettiği içindir. Binaenaleyh susmuş bile olsa secde-i sehiv vacip olur (İbn Âbidin)

Sual:
Secde âyetinin tercümesini işitenlere tilâvet secdesi gerekir mi?

Cevap;
İbn Âbidîn’de diyor ki: “Farsça tercümesini bile işitseler secde ayeti olduğu haber verilince secde etmesi vâcip olur. Yahut secde ayetini okuyana uymak şartıyla vâcip olur”.

Sual:
Bazen mescide teşekkül etmiş cemaate rastlıyoruz. İmamın başı açık veya kolu kısa olabiliyor. Buna uymak yerine tek başına kılınabilir mi?

Cevap;
İmam başını örtmeyi unutmuş olabilir. Takke bulamamış olabilir. Takkesiz kılmanın mekruh olduğunu bilmiyor olabilir. Remlî der ki, “İmamdan namazı bozacak bir şey tahakkuk etmedikçe, buna uymak kerahetsiz câizdir. İmam farz, müfsid ve vâciplere riayetkâr ise buna uymak câizdir. Nitekim sahâbe ve tâbiinden birçokları müctehid imamlardı. Halbuki mezhebleri muhtelif olmasına rağmen her imamın arkasında namaz kılarlardı. İmam sünnet ve mekruhlara riayetkâr değil ise, cemaat vâcip veya sünnet-i müekkede olduğuna göre, kerahat-i tenzihiyeye tercih olunur. Bir kimse fâsıkın veya bid'atçının arkasında namaz kılarsa cemaat fazîletine nâil olur. Bunların arkasında namaz kılmanın yalnız kılmaktan evlâ olduğunu gösterir. Lâkin verâ ve takvâ sahibi bir imamın arkasında nâil olduğu sevaba nâil olamaz. Salih başka bir imam varsa buna uymak mekruh olur. Böyle birisini imam yapmak da mekruhtur. (İbn Âbidîn)

Sual:
Bir banyomuz var. Hem banyo, hem de tuvalet şeklinde kullanılıyor. Banyoda konuşmamız mekruh mudur? Eğer içinde tuvalet olmasaydı vaziyet farklı olur muydu?

Cevap;
Tuvalette değil, def-i hâcet ederken konuşmak mahzurludur.

Sual:
Mâlikî mezhebinde yatsı namazını vaktin üçte birinden sonraya geciktirmek günah olduğu için vakit girer girmez hemen yatsının farzına duruyorum. Sonra ilk ve son sünneti kılıyorum. Böyle yapmak doğru oluyor mu?

Cevap;
Yatsının önce sünneti, sonra farzı kılınır. Yatsının vakti dört mezhepte de imsake kadardır. Vaktin ilk üçte birinde kılmamak Mâlikî mezhebinde günah ise de, namazın şartı değildir. Başka mezhebi taklid eden kimse, yalnızca bu mezhebin o amel için aradığı şart ve müfsidlere uyacağı için, gusl, abdest veya namaz için Mâlikîyi taklid eden Hanefî mutlaka gecenin ilk üçte birinde kılmalıdır denemez. Ama mezheplerin ihtilâflı hükümlerine uymak iyi olur. Müstehap olur.
Mâlikîler, vakti, ihtiyarî ve zarurî olmak üzere iki kısma ayırmışlardır. İhtiyarî vakit, mükellefin o vakit içinde edâ etme serbestisine sahib olduğu bir zamandır. Zarurî vakit de bundan sonra gelir. Zarurî denmesinin sebebi, bu vaktin; dalgınlık, hayız görme, bayılma, delirme ve benzeri zaruret hallerine benzemesinden ileri gelmektedir. Bu saydığımız zaruretlere mâruz kimselerin, namazlarını zarurî vakit içinde kılmaları günahkâr olmalarına neden olmaz. Ama bunlardan başka hiçbir özrü olmayan kişilerin bu vakitte namaz kılmaları, günaha girmelerine neden olur. Ancak ihtiyarî vakit içinde bir rek'at namaz kılmış olurlar da namazın geri kalan kısmı zarurî vakte aşacak olursa bundan ötürü günahkâr olmazlar.
Sabah namazının ihtiyarî vakti, fecr-i sâdığın doğmasından itibaren, açık bir aydınlığın meydana gelmesine kadar devam eder. Açık aydınlık, açık havada normal gözün yüzleri görebileceği ve seçebileceği bir aydınlıktır. Sabah namazının zarurî vakti ise bu ihtiyarî vaktin ardı sıra başlayıp güneşin doğuşuna kadar devam eder.
Öğle namazının vakti, güneşin zeval noktasına varmasından hemen sonra başlar. Yani bu vakit, güneşin tam tepeden batıya doğru meyletmesi anında başlayıp her şeyin gölgesinin kendi misline varmasına kadar devam eder. Bu, öğle namazının ihtiyarî vaktidir. Zarurî vaktine gelince bu, ikindinin ihtiyarî vaktinin girmesinden, ikindi namazı sığacak kadar bir zaman müstesna olarak günbatımına kadar devam eder.
İkindi namazının vakti, her şeyin gölgesinin zeval anındaki gölgesine ek olarak kendi mislini aşması anında başlar. Bu ihtiyarî vakittir. Güneşin sararıp batmaya yüz tutmasından batışına kadar da zarurî vakittir.
Akşam namazının vakti, güneş kursunun ufukta kaybolmasıyla başlayıp kırmızı şafağın yine ufukta kaybolmasıyla sona erer. Akşam namazının ihtiyarî vakti, abdest alıp, varsa necâsetten temizlenmek, avret yerini örtmek, ezan okuyup kaamet getirmek gibi şartları ifa edip namazı kılabilecek kadar zamandır. Şu halde bahsi geçen şartları daha önceden yerine getiren kimse, akşam namazını, vaktin başlamasından itibaren bu şartlan ifa etmeye yetecek kadar bir zaman geciktirebilir. Bu geciktirme, mezkûr şartların normal olarak yerine getirilebileceği kadar bir müddetle takdir edilmelidir. Vesveseli bir kişinin uzatmasına itibar yoktur. Zarurî vakit, bu ihtiyarî vaktin peşi sıra başlar ve ufuktaki aydınlığın kayboluşuna kadar devam eder.
Yatsı namazının ihtiyarî vakti, batı ufkundaki kırmızı şafağın kaybolmasıyla başlayıp gecenin ilk üçte birinin sona ermesine kadar devam eder. Zarurî vakti de ihtiyarî vaktin hemen ardı sıra başlayıp fecrin doğuşuna kadar devam eder. Kişi özürlü olmadıkça yatsı namazını zarurî vakte bırakmakla günahkâr olur.
Görülüyor ki, Mâlikî mezhebinde sadece yatsı namazında değil, bütün namazlarda namazın muayyen bir zaman içinde kılınmaması hâlinde günah oluyor. Mâlikîlere göre namazı zarurî vaktinde kılmayan günahkâr oluyor; ancak namazı kazâya kalmış olmuyor. Nitekim Hanefî mezhebinde de ikindi namazını güneş batarken kılmak tahrimen mekruhtur. Akşam namazını da yıldızlar çoğaldıktan sonraya bırakmak böyledir. Ancak hiç birinde namaz kazâya kalmış değildir. Bu vakitlere riayet namazın sıhhat şartı değildir. Namazı zarurî vaktinden sonra kılan kimse Mâlikî mezhebinin şart ve müfsidlerine uymuş demektir.


Sual:
Kadın namaz kılarken eteğinin aşağıdan bakılırsa avret yeri görüleceği için altına uzun bir eşofman ya da benzeri bir kıyafet giymesi gerekir mi?

Cevap;
Arkadan veya yandan yahut yukarıdan başkalarının görmesi mahzurludur. Kendisinin bakınca görmesi veya aşağıdan gözükmesi zarar etmez. (İbni Âbidin)

Sual:
Ramazan ayında yatsıda mesbuk olan kimse, teravihe yetişebilmek için yatsının son sünnetini terkedebilir mi?

Cevap;
Yatsı namazının son sünnetini kılmamış olan bir kimsenin, terâvih kılan kimseye, yatsının sünneti niyyeti ile iktidâ etmesi (uyması) câizdir. Hindiyye.

Sual:
Avret olan bir uzvun dörtte birinin kendi fiili ile olmamak şartiyle bir rükün eda edecek kadar açılması namazı bozar. Burada uzuv ne demektir?

Cevap;
Bu meselede erkeğin uzuvları tenâsül uzvu, husyeler, dübür, göbekle kasık arası ve iki taraftan bunun hizası, (dizle beraber) her bir uyluk olmak üzere altı tanedir. Erkeğin namazda dizi açılsa ama uyluğu açılmasa namaz bozulmaz. Kadında bunlara ilâveten, topuklarla birlikte baldırlar, göğüsler, kulaklar, dirseklerle beraber bazular, bileklerle beraber kollar, göğüs, yanlarla beraber karın, omuzlarla beraber sırt, baş, boyun ve kulaktır. Bir rivayette avuçların üstü ve ayakların altıdır.
Açılma bir uzuvda olursa cüz’ü hesabiyle toplanır. Meselâ, namaz kılan kimsenin bir uyluğunun sekizde biri, diğer uyluğunun da sekizde biri açılsa hesap edilerek iki sekizde bir toplanır ve dörtte bir hâsıl olur. Bu namaza mânidir. Fakat bir uyluğunun sekizde biri diğer uyluğunun sekizde birinin yarısı açılırsa namaza mâni olmaz. Açılma bir uzuvda değilse mesaha (saha) itibariyle toplanır. Toplanan miktar açılan uzuvların en küçüğünün dörtte birini bulursa namaza mâni olur. Meselâ, kadının uyluğundan sekizde birinin yarısı, kulağından da sekizde birinin yarısı açılsa mesaha itibariyle ikisinin toplamı - açılan iki uzvun küçüğü olan - kulağın dörtte birinden fazla olur. (İbni Âbidin, Hindiyye, Ni’met-i İslâm)

Sual:
Bir farz namazı yalnız veya cemaatle kıldıktan sonra bir cemaat teşekkül etse buna uyulur mu?

Cevap;
Öğlen ve yatsı namazını yalnız kılan kimse, sonra teşekkül eden cemaate uyar. Bu namaz nâfile olur ve kaçırdığı cemaat sevabını elde eder. Ancak sabah, ikindi ve akşam namazları böyle değildir. Çünki sabah ve ikindiden sonra nâfile kılınmaz. Üç rek’atlık da nâfile olmaz. Eğer cemaate uymazsa, mekruh işlemiş olur. Bu sebeple ya cemaate uyar; ya da o mahalli terkeder. Ancak bir farzı cemaatle kıldıktan sonra tekrar cemaatle kılınması mümkün değildir. İsterse ikinci cemaat daha çok olsun. İmam Ebu Hânife, Mâlik ve Şâfiî’nin kavli böyledir. Çünki Hazret-i Peygamber, "Bir günde hiçbir namaz iki defa kılınmaz" buyurmuştur. İmam Ahmed bin Hanbel, İshak bin Râhuye ve Dâvud Zâhirî’ye göre câizdir. İkinci namaz nâfile olur. İmam Ahmed yukarıdaki hadîs-i şerîfi “ikinci namazı farz telâkki ederek kılmayınız” mânâsında alır. Nitekim Hazret-i Peygamber’in namazı cemaatle tekrar kılmalarını tavsiye ettiği kimseler olmuş; bunlara “Bu ikinci namaz sizin için nâfile olur” buyurmuştur. (İmam Kurtubî, Tefsirü Sureti’l-Bakara)

Sual:
Fıkıh kitaplarında “Defnden sonra düâ edilir. Sessiz olarak Kur’ân-ı kerîm okunur. Yüksek sesle okumak mekrûhdur” buyuruluyor. Kabristanda yüksek sesle Kur’an-ı kerim okumak mahzurlu mudur?

Cevap;
Bu İmam Ebu Hanîfe hazretlerinin kavlidir. İmam Muhammed hazretleri mekruh olmadığını buyurmaktadır. Fetvâ da böyledir. (Muhîtü’l-Burhânî) Büyüklerimizi kabirde yüksek sesle Kur’an-ı kerim okurken ve okuturken gördük.

Sual:
Mahalle câmimizin imamı Şâfiî mezhebindedir. Vitir namazını üç rek’at olarak kıldırmaktadır. Hanefî mezhebinde vitir vâcib, Şâfiî mezhebinde ise sünnet olduğundan, vâcib kılanın sünnet kılana uyması mahzurlu olması sebebiyle bizim bu imama uyarak vitir kılmamız câiz midir?

Cevap;
İmam vitri üç rek’at olarak kıldırıyorsa, Hanefî mezhebini taklid ediyor demektir. Buna uymak ihtilâfsız câizdir. Şâfiî mezhebinde gece nâfile namazları ikişer rek’at kılındığından ve vitir de 2+1 rek’at olarak kılındığından böyle kıldıran imama Hanefîlerin uyması ihtilâflıdır. Böyle imama uymanın da câiz olduğunu söyleyenler vardır. Bu takdirde imam ikinci rek’attan sonra selâm verse bile buna uyan Hanefî selâm vermeyip vitrin kalanını bu imamla kılar (İbni Âbidin, Vitr ve Nevâfil Bâbı).

Sual:
Bir kimseye Fâtiha'yı veya onun birazını gizli okuduktan sonra birisi gelip buna uysa kıraate gizli olarak mı devam eder?

Cevap;
Fâtiha'yı âşikare olarak tekrarlar. Çünkü cemaat olunca geri kalan kısmını sesle okumak vâcip olur. Bir rekatte kıraatın yarısını sesle yarısını gizli okumak çirkindir. Bu sebeple âşikâre olarak tekrarlanır. Sureyi okuduktan sonra imam olsa hem Fâtiha'yı hem sureyi âşikâre olarak tekrarlar. Baştan beri imam olan da böyledir. Yani imam meselâ fâtihayı sessiz okusa, hatırladığı zaman açıktan tekrarlar. Kendisine sonradan uyulan kimse imamlığa niyet ederse böyledir. Aksi takdirde açıktan okuması gerekmez. Bazıları Fâtiha'nın veya surenin kalan kısmını veya bütün sure kaldı ise tamamını âşikare olarak okuyacağını, aksi takdirde vâcibin geciktirilmiş olacağını söylemiştir. (İbn Âbidin, Namazın âdâbı, Kıraat hakkında bir fasl)

Sual:
Afganistanlı bir arkadaşım var. Afganistan'da teravih tesbihlerini sadece bir kişi okuyor, cemaat de susup dinliyormuş. Malumı âliniz Türkiye'de ise bütün cemaat hep beraber bu tesbihleri okuyor. Bunlardan hangisi doğrudur. Hep beraber okumak bid'at mi oluyor?

Cevap;
Tesbih ve salavatları herkesin kendisinin yapması doğrudur. Müezzinin salavat getirmesi kendisi içindir. Ancak teravihlerde salavat getirmek farz veya vacib olmadığı için Afganistan'da yapılanın namaza bir zararı yoktur. Doğrusu bizdeki gibidir. Bid'at veya mekruh değildir. Efdaldir. Asırlardır İslâm âlimleri, evliya ve salih müslümanların yaptığı, büyüklerimizden de gördüğümüz bu şekildedir.

Sual:
İlmihalde “Güneş doğarken, batarken ve tepede iken namaz kılmak mekruhtur. Güneş batarken, yalnız o günün ikindisi kılınır. Bu üç vakitte önceden hazırlanmış cenâzenin namazı, secde-i tilâvet ve secde-i sehv de câiz değildir. Hazırlanması bu vakitlerde biten cenâzenin namazını, bu vakitlerde kılmak câiz olur” diyor. Güneş batmadan hemen önce kılınan ikindi namazında secde-i sehv icap etse, yapılması mekruh mudur?

Cevap;
Bu vakitlerde kılması mekruh olan namazlardaki secde-i sehv mekruh olduğu gibi, namazı selâmlamadan önce mekruh vakit girerse secde-i sehv yapmak mekruh olur. Güneş batmadan önce yalnız o vaktin ikindisini kılmak mekruh değildir. Ancak ikindiyi bu vakte bırakmak mekruhtur. Namazın kendisi mekruh değildir. Bu namazda secde-i sehv icap ettiği zaman da yapmak mekruh olmaz. Ama bu vakitte meselâ nâfile bir namaz kılsa da secde-i sehv icap etse, namaz mekruh olduğu gibi, secde-i sehv de mekruh olur. (İbni Âbidin, Namaz vakitleri.)

Sual:
İlmihalde “Fâsid olan farzı iâde etmek farzdır. Tahrîmî mekrûh bulunan her nemâzı ve fâsid olan sünnet ve nâfile nemâzları iâde etmek vâcibdir” diyor. Namazı başı açık kılmak mekruh olduğuna göre, böyle iade etmek vâcib midir?

Cevap;
Tahrîmî mekruh bulunan namazdan maksat vâcibin kasden terk edildiği namaz demektir. Böyle bir namazın iadesi vakit çıkmış olsun olmasın vâcibdir. Vakit çıkmamışsa vâcib, çıkmışsa müstehap diyenler de vardır. Namazın mekruhlarından bazısı tahrîmen mekruh olmakla beraber, böyle namazı iade etmek vâcib değil, sünnettir. Cemaatle namaz kuvvetli sünnet ve kasden terki tahrîmen mekruh olduğu halde, ulemâ bunun iadesine vâcib değil sünnet demişlerdir. Vâcibi unutarak terk eden kimse secde-i sehv yapar. Bunu da unutursa bir şey lâzım gelmez. İâde kasden terktedir. Hatta namazın farzlarını bilmeden terk eden kimse de vakit çıkmadan fark ederse iade eder. Vakit çıktıktan sonra iade etmesi müstehaptır. Kasden abdesti sıkışıkken veya resme karşı yahud başı açık kılınan namazın iadesi sünnet veya müstehaptır. Unutarak veya zarureten böyle kılmışsa iade gerekmez.

Sual:
İlmihalde hamamda ve helâya Mushaf ile girmek, burada Kur'an-ı kerim okumak mekruh olduğu yazıyor. Çalıştığım işyerinde ancak banyo veya helâda namaz kılınabiliyor. Yine de mekruh olur mu?

Cevap;
Hamamda yıkanma yerlerinde yüksek sesle Kur’an-ı kerim okursa mekruh, sessiz okursa mekruh değildir. Hamamcının odasında okursa İmam Ebu Hanife’ye göre iki halde de mekruh olmaz. Yüksek sesle tesbih ve tehlil hiç mekruh değildir. Helâda Kur’an-ı kerim okumak mekruhtur. Çünki hamam ve helâ pislik mahallidir. Ancak fıkıh kitaplarındaki hamam ve helâlar ile günümüzdekiler aynı değildir. Bugün hamam ve helâların gideri olduğundan, su döküp gittiği zaman normal bir odadan farkı kalmaz. Bu takdirde burada Kur’an-ı kerim okumak, namaz kılmak, buraya Mushaf ile girmek mekruh değildir. Ama ortada görülen bir necâset varsa, mekruh olur. Zaruret varsa, burada namaz kılınır.

Sual:
İlmihalde “Vâiz ve imam, cemaate öğretmek için mesnûn olan duaları sesle okur. Cemaat de sessiz tekrar eder. Cemaat öğrenince imam da sessiz okumalıdır. Sesle okuması bid’at olur. Ramazanda ve başka zamanlarda cemaat ile hatim duası yapmak mekruhtur. Fakat böyle yapanları men’ etmemelidir” diyor. Câmilerde veya başka meclislerde bir kişi yüksek sesle hatim duası yapıyor. Biz de el açıp âmin diyoruz. Bu mekruh mudur?

Cevap;
Fetâvâ-yı Hindiyye’de “Ramazan ayında, Kur'an-ı kerimi hatmedince dua etmek mekruhtur. Fakat bu şekilde fetvâ verilmez. Kur'an-ı kerim hatmedilince cemaatle beraber dua eylemek mekruhtur. Çünkü bu Peygamber Efendimiz'den naklolunmamıştır. Kur'an-ı kerim hatmedildiği zaman insanların, İhlâs Sûresi’ni açıktan okumak için toplanmalarında bir beis yoktur. Ancak bu halde de birinin okuyup, diğerlerinin onu dinlemesi evlâdır. Hatmin arkasından, üç defa İhlâs Sûresi okumayı da bazı âlimler beğenmiş; bazıları beğenmemiştir” diyor. Cemaat ile hatim duası demek, imamla beraber cemaatin de yüksek sesle dua yapması olsa gerektir. Bu ise Hıristiyanlara benzemek olduğundan mekruhtur. Şu halde cemaat tekrar etmezse mekruh olmayacaktır. Ancak bir kişinin dua edip diğerlerinin âmin demesi böyle değildir. Nitekim yine Hindiyye’de “Bir kimsenin sünnette bildirilmiş bir duayı cemaata öğretmek maksadı ile açıktan okumasında bir beis yoktur. Bu dua okununca cemaat da birlikte dua yapar. Bu, cemaata öğretmek için yapılmışsa böyledir. Şayet cemaata öğretmek için olmazsa, böyle yapmak da mekruhtur” diyor. Büyüklerimizden böyle hatim duası yaptıklarını veya böyle yapılan duaya iştirak ettiklerini gördük. Bir kimsenin Kur’an-ı kerimi hatmedeceği sırada aile efradını davet edip toplaması müstehaptır.  Şir’atü’l-İslâm’da diyor ki “Kur’an-ı kerim hatmini kışın gecenin evvelinde, yazın gündüzün evvelinde yapmalıdır. (Çünki bunlar hafaza meleklerinin nöbet değiştirdiği zamandır. Melekler gün veya gece boyu hatim edenlere hayır duada bulunurlar. Böylece  duaları daha uzun sürmüş olur.) Hatim duasında bulunmayı ganimet bilmelidir. Orada yapılan dua kabul olur. Hadîs-i şerifte “Kur’an-ı kerim hatminde hazır olan kimse, ganimet taksiminde bulunan kimse gibidir” buyurulmuştur.

Sual:
İlmihalde “Namaz kılarken ikinci rek’atte, birincide okuduğundan sonraki bir kısa sûreyi atlayarak, daha sonrakini okumak mekruhtur” diyor. Burada kısa sûreden maksat nedir?

Cevap;
Fıkıh kitaplarında bu bahiste bir açıklık olmamakla beraber, “Sabah ve öğle namazlarında uzun, ikindi ve yatsı namazlarında orta, akşam namazlarında ise kısa sureleri okumak sünnettir. Uzun sûreler Hucurât ile Târık, orta sûreler Târık ile Beyyine, Kısa sureler Beyyine Sûresi’nden sonra gelen sûrelerdir” ifadesinden anlaşılıyor ki, Beyyine Sûresi’nden sonra gelen sûreler kısa sûrelerdir. İkinci rek’atteki sûrenin birinci rek’attekinden üç âyet daha uzun oluşunun tenzîhî kerâhati de böyle kısa sûrelere mahsustur. İkinci rek’ati birinciden üç âyet mikdarı uzatmaya mekruhtur demek, âyetleri uzunlukça birbirine yakın olan kısa sûrelere mahsustur. İlk rek’atta Asr, ikincide Hümeze Sûresi okumak böyledir. Çünki birincisi üç, ikincisi dokuz âyettir. Ama ilk rek’atta A’lâ, ikincide Gâşiye Sûresi okumak böyle değildir. Her ne kadar ikincisi birinciden yedi âyet uzun ise de, bu uzunluk sûrenin yarısından azdır. Bütün bu anlatılanlar farzlar içindir. Nâfilelerde mekruh değildir. (İbni Âbidin, Namazın Âdâbı).

Sual:
Osmanlıların yaptığı gibi mezar taşlarında motiflerin ve desenlerin bulunmasının câiz olmadığını işittim. Osmanlı yaptıysa bir bildiği vardır diye düşündüm. Bunun aslı var mıdır?

Cevap;
İbni Âbidin hazretleri buyuruyor ki: “Kabrin başına eseri kaybolmasın ve tahkir edilmesin diye taş dikip hâcet olursa yazı yazmakta beis yoktur. Bunda amelî icma vardır. Şarktan garba kadar bütün müslüman imamlarının kabirleri üzerine yazı yazılmıştır. Bu, halefin seleften aldığı bir ameldir. Nitekim Rasulullah aleyhisselâm bir taş getirerek onu sütkardeşi Osman bin Mazun'un başı ucuna koydu. ‘Bununla kardeşimin kabrini tanıyacağım ve ailemden vefat edeni bunun yanına defnedeceğim’ buyurdu. Yazı kabri tanımanın yoludur. Ama özürsüz yazı yazmak doğru değildir. Hatta kabrin üzerine Kur'ân-ı kerim veya şiir yahud medhiye mekruhtur.” Bu bakımdan mezar taşı dikmek ve buna mevtayı tanıyabilecek kadar İslam harfleriyle yazı yazmak caizdir. Taş üzerine âyet-i kerîme, mübârek isimler, şiir, medhiye gibi şeyler, Fâtiha kelimesini yazmak, resmini koymak câiz görülmemiştir. Asırlardan beri yazılıyor ise de, kötü bir bid’at olarak vasıflandırılmıştır. Mezar taşına, İslâm harfleriyle ismi ve ölüm hicrî senesi yazılabilir dediler. Mamafih Osmanlı ve daha evvelki Müslüman cemiyetlerin çoğunda mezarlarda nakış ve desen yapılması, çeşitli yazı ve beyitler yazılması âdet olmuştu. Bunun doğru olmadığını söyler, bunu yapanlara söz söylemeyiz. Belki hoş gören âlimler vardır. Osmanlılar sünnet-i seniyyeye uymakta hassas idi. Ancak kimse melek değildir. Hata yapabilir, günah işleyebilir. Osmanlıların yapması da bunun meşru olduğunu göstermez. Mamafih Osmanlıların pek çok iyiliği yanında bu gibi kusurların lafı edilmez.

Sual:
Ezan okunduğunda, bir de abdest alındığında parmakları göze sürmek sünnet olduğuna göre bunları sürüş şekli ve zamanı nedir?

Cevap;
Ezan okunduğu zaman icâbet etmek sünnettir. İcabet câmiye giderek olur. Bir özür sebebiyle gidemeyecek olan ezanı hürmetle dinler ve ezan cümlelerini tekrar eder. “Eşhedü enne Muhammeder resulullah” cümlesinin birincisini işitip tekrar ettikten sonra “sallallahü aleyke ya resulallah” der; ikincisini tekrar ettikten sonra iki elinin baş parmaklarını işaret parmağı ile yumup uc uca getirir ve baş parmağının tırnaklarını öpüp gözlerinin üstüne koyar. Değdirir, fakat sürerek çekmez. “Kurret ayneyye bike ya resulallah” der. Ya Resulallah, iki gözüm seninle görsün, yani Ya Resulallah, sen gözbebeğimsin, iki gözümün nurusun demektir. İmam Ahmed bin Hanbel, İbnü’l-Cevzî, İbni Hacer, Süyûtî bunun hadîs-i şerif olduğunu bildiriyor.  “Allahümme metti’ni bi’s-sem’i ve’l-basari” (Ya rabbi, sen beni görmek ve işitmekle nimetlendir) der. Böyle yapmak sünnetle sabit olup müstehabdır. Bir hadîs-i şerîfde, “Ezân okunurken ismimi işitince, iki baş parmağını gözüne koyanı, kıyâmet günü arar, bulur ve Cennete götürürüm” buyuruldu. Hazret-i Ebû Bekr, ezan okunurken, Resûlullah aleyhisselâmın ismini işitince, iki baş parmağının tırnağını öptü. Sonra gözlerine sürdü. “Niye böyle yaptın?” buyurulunca, “Senin mübârek isminle bereketlenmek için yâ Resûlallah” dedi. “Güzel yaptın. Böyle yapan, göz ağrısı çekmez” buyuruldu.  Bir hadîs-i şerîfte, “Müezzin “Muhammeden resûlullah” deyince, bir kimse iki baş parmağını öper, sonra gözlerine sürer ve “Eşhedü enne Muhammeden abdühu ve Resûlüh, Radıytü billâhi rabben ve bil-islâmi dînen ve bi-Muhammedin sallallahü aleyhi ve selleme nebiyyen” derse, şefâ’atim ona helâl olur” buyuruldu. (Tahtâvî, Merâkı’l-Felâh Hâşiyesi) Abdest aldıktan veya yalnızca el yıkadıktan sonra da baş veya işaret parmakları ıslak bir şekilde gözlere sürerek çeker. “Allahümmahfaz ayneyye mine’l-emrâzi ve nevvirhüm┠(Allahım, iki gözümü hastalıklardan muhafaza et ve onları nurlandır) der. Hazreti Peygamber “El yıkadığınız zaman gözlerinize ikram edin” (Yani suyu ulaştırın) buyurmuştur. Böyle yapmak müstehabdır. (Şir’atü’l-İslâm)

Sual:
Fıkıh kitaplarında: Bayramın 3. günü sefere çıkan zengin, kurban kesmese günaha girmez yazıyor. O halde zengin, kurban bayramının birinci veya ikinci günü sefere çıkarsa, seferde olduğu için üçüncü gün kurban kesmesi ona vacib olmaz, ama üçüncü günü yani kurban vacib olduktan sonra sefere çıkarsa, borçtan kurtulmuş olmaz. Demek ki, kurban bayramının üçüncü günü, imsak vaktinden sonra sefere çıkan zengin, kurban borcundan kurtulmuş olmaz, çünkü şer’i gün imsak vaktiyle başlar. Vacib olmadan, yani kurban bayramının üçüncü günü, imsak vaktinden önce sefere çıkarsa o zaman borçlu kalınmaz. Doğru mudur?

Cevap;
Burada bir yanlış anlama olduğu anlaşılıyor. Her ibadetin bir ilk, bir de son vakti bulunmaktadır. Zengine kurban üçüncü günün sonunda kurban alıp kesecek kadar bir vakitte vâcib olur. Üçüncü günü bu vakitten evvel sefere çıksa veya fakir olsa, kurban vâcib olmaz. Nitekim İbni Abidin der ki: Kurbanın kesiminin vakti, şehir dışında ise birinci gün şafağın doğumundan, şehirde ise bayram namazı kılındıktan sonradır. Sonu da üçüncü günün güneşin batımından hemen öncesidir… Kurban kesim günlerinden son gün bir çocuk doğmuş olsa, onun üzerine kurban kesmek vacibtir. Eğer kurbanın son gününde, kurban kesmeden ölürse, onun üzerine kurban vacib değildir. (Kurban bahsi). Görülüyor ki üçüncü günü doğan bir çocuğa zengin ise kurban kesmek vâcib oluyor; ölen kimseye de vâcib olmuyor. Halbuki bunlar üçüncü güneş doğduktan sonra doğmuş veya ölmüştür. Kurbanın vâcib olmasının son vakti üçüncü gün güneş doğduktan sonra olsaydı, doğan çocuğa vâcib olmaz, ölene vâcib olurdu.

Sual:
Namazda okunacak âyet-i kerimenin asgari mikdarı nedir?

Cevap;
İmam Ebu Hanife’ye göre farz olan kıraatin yerine gelip namazın sahih olabilmesi için lem yelid gibi en az altı harfli olup bir mânâ taşıyan bir âyet okumak gerekir. Esah kavil budur. Kur’an-ı kerimin en kısa âyet-i kerimesi olan Müdhâmmetân gibi tek kelimelik bir âyet-i kerime okumak da İmam Ebu Hanife’den gelen bir rivayette kıraat farzının yerine gelmesi için kâfidir. İmameyn’e göre kıraatın farz olan miktarı üç kısa âyet yahud uzun âyettir. Namazda fâtihadan sonra üç âyet veya üç âyet uzunluğunda bir âyet okumak da vâcibdir.  Üç âyet uzunluğunda bir âyetin asgari mikdarı hakkında ihtilaf vardır. Kur’an-ı kerimde peşpeşe en kısa üç âyet-i kerime Müddessir Suresi’nin 21-23. Ayet-i kerimeleridir. (Sümme nazar. Sümme abese ve besar. Sümme edbere vestekber). Bundan dolayı vâcib olan bu üç âyet-i kerime veya buna denk otuz harflik ve on kelimelik (ve’ler dâhil) uzun bir âyet-i kerime okusa vâcib yerine gelmiş olur. Bir başka kavilde (Lem yelid) âyet-i kerimesinin üç katı uzunluğunda (18) harflik veya en kısa sure olan Kevser Suresi’ne denk bir âyet-i kerime okunması gerektiği de söylenmiştir. (İbni Âbidin-Namazın Vâcibleri-Namazın Âdâbı)

Sual:
Farz namazda fâtihadan evvel yanılarak sûreye başlansa, sonra hatırlayıp fâtiha okunsa ne lâzım gelir?

Cevap;
İbni Âbidin hazretleri diyor ki: Fâtiha'yı sûrenin bütününden önce okumak vâciptir. Hatta Bahr’de ulemanın beyanına göre evvelâ yanılarak sûreden bir harf okur da sonra hatırlayarak Fâtiha'yı ve sûreyi okursa secde-i sehiv yapması lâzım geldiği yazmaktadır. Buradaki harften murad hakikî harf mi, yoksa kelime midir? Bunu Fethu'l-Kadîr sahibi bir rükn edâ edilecek (üç defa sübhanallah diyecek) kadar diye kayıtlamıştır. Demek ki fâtihadan önce sureye başlasa veya başka bir şey okusa, bu da bir rükn mikdarı, yani üç defa sübhanallah diyecek kadar sürse secde-i sehv gerekir.

Sual:
Bir kimsenin namazdan önce bir yeri kanasa ve kanamanın durmasını beklese; durunca namaza başlasa, namazda ya tekrar kanadıysa diye bir şüphe gelse, namazı bitirip selam vererek baktığında kanamadığını görse, bu şüphe hâli Mâlikî veya Hanefî mezhebinde abdesti, dolayısıyla namazı bozar mı?

Cevap;
Her iki mezhebe göre de abdesti ve namazı bozulmamıştır. Hanefî mezhebinde abdest aldığını hatırlasa, fakat bozduğunda şüphe etse, abdesti var kabul edilir. Abdest bozduğunu hatırlasa, ama abdest aldığında şüphe etse, abdesti yok kabul edilir. Mâlikî mezhebinde her iki halde de abdesti yok kabul edilir. Ama abdest aldığını hatırlıyor, bozulduğunu hatırlamıyorsa, Mâlikî mezhebinde de abdesti var kabul edilir. Bir yerinin kanadığında şüphe etmesi, baktığında kanamadığını görse bile şüphe değildir. Bu husus yanlış anlaşılmaktadır. Abdestli olup olmadığını hatırlamak bakımından şüphe abdesti bozar veya bozmaz.

Sual:
Câmide namaz kılarken cep telefonu çalarsa kapatmak namazı bozar mı?

Cevap;
Câmide namaz kılarken cep telefonu çalarsa, bunu mümkün olan en az hareketle kapatmalıdır. Çünki cemaati rahatsız etmek çok mahzurludur. Hatta imamın şaşırmasına sebep olabilir. Hele telefon zili müzik melodisi ise çok daha mahzurludur ki, câmide müzik çalınmasına sebebiyet verilmiş olur. Bu bakımdan cep telefonunun zilini müzik melodisine değil, normal zile ayarlamalıdır. Az bir hareketle cebin üstünden veya elini cebe sokarak telefonu kapatmak namazı bozmaz. Faydalı hareketler mekruh bile değildir. Olsa bile cemaati rahatsız etmek daha büyük kabahattir. İki elin bir hareketi her zaman namazı bozmaz. Dışarıdan bakanda, namaz kılmıyor intibaı uyandıran hareketler namazı bozar. Bunun dışındakiler faydalı değilse, bozmaz, ama mekruh olur. Pantolonu secde giderken iki eliyle yukarı çekmek gibi. Bir elin üç veya iki elin tek hareketinin namazı bozacağı kavli zayıf kavildir. (Nimet-i İslam)

Sual:
Akıntısı olan bir kadın, akıntıya mâni olabilmek için önüne pamuk sokunca, pamuğun iç kısmı ıslanıp dış kısmı ıslanmayınca abdest bozulur mu? Yani abdestin bozulması için pamuğun tamamının mı ıslanması gerekir? Kullanılmasının müstehab oluşu, abdestin bozulmasına engel olduğu için?

Cevap;
Akıntısı olan kadının pamuk veya bez kullanması şart değildir. Ama akıntı gelip çamaşırı ıslanırsa veya pamuk veya bez koyup, bunu ıslak görürse abdesti bozulur. Pamuk içeri sokulur, dışarı akıntı sızmazsa abdest bozulmaz. Müstehab olması içine değil, önüne koymak hakkındadır. Böylece abdestin bozulduğunu rahatça anlayabilir. Vesveseyi önlemek için müstehab olmuştur. Pamuğun içi ıslanıp dışı ıslanmazsa abdest bozulur. Ama içeri konan pamuk ıslanır, pamuğun dış kısmı kuru ise, pamuk dışarı çıkarılmadıkça abdest bozulmaz. İçinin ıslandığını çıkınca anlar ki o zaman bozulmuş olur. Devamlı akıntı varsa, özür sahibi olur veya pamuğu önüne sokarak akıntıyı durdurarak abdest alıp namazını kılar. Akıntı devamlı ise ve önüne pamuk sokmamış ise, namaz vaktinin sonunda önüne bakar; akıntı var ise, özür sahibi olur. Bu halde abdest alıp namazını kılar. Sonraki namaz vaktinde de hiç kesilmezse her vakit için abdest alır.

Sual:
Namaz kılarken salli-barik dualarını okurken ya da ettehıyyatüde hata yapılsa ve başa dönülse secde-i sehv gerekir mi?

Cevap;

Kıraat ve dualarda hata yapınca bu hata namazı bozmayacak bir hata ise dönüp tekrar okunur. Bozacak bir hata ise hemen düzeltilirse namaz bozulmaz. Her iki halde de secde-i sehv gerekmez. Namaz kılarken okunan yanlış kelime mânâyı değiştiriyorsa ve Kur’an-ı kerimde de benzeri yoksa namaz bozulur. Mamafih Arapça bilmeyen ve hâfız olmayan bunu kolay kolay takdir edemez. Arapça olmayan kelimeler veya Arapçaya uymayan kelimeler, mesela mahreçleri birbirinden farklı söylenen kelimeler, Kur’an-ı kerimde o yanlış telaffuzla bile yoksa namazı bozar.  Mesela eshabi’s-sâîr'i eshabi’ş-şâîr okursa bozulur. Bu bile bazı Arap lehçelerine göre câizdir. Sure ve dua ezberleyen bir Müslümanın namazı bu sebeple kolay kolay bozulmaz. Her okunuşun bir kurtaran fetvası vardır. Kafaya takıp vesvese etmemek lâzımdır. Kasden yanlış okumadıkça mesele yoktur.  Bir kelime veya harfin yanlış okunduğu hemen hatırlanırsa, geri dönüp doğrusunu okunur. Mahalli geçmişse tekrar dönülmez. Mesela birinci rek’atta yanlış okunmuşsa, artık tekrar okunmaz. Kıraat sırasında hatırlanırsa dönülür. Sehv secdesi hiç gerekmez. Namazın bozulduğu kat’i ise, tekrar kılınır. Bu ise çok nâdir olur. Namaz bu sebeple bozulmuş olsa bile, kasden yapılmadığı için kazaya bırakma günahı hâsıl olmaz.



Sual:
Necip Fazıl'ın vasiyetinde dediği bir şey var: ''Her ferdin, en aşağı yüz tevhid kelimesi okuyup sevabının mislini bana hediye etmesi... 70 bine dolması lazım'' Bu ne demektir? Tevhid kelimesi nasıl söylenir? Sevabının misli ne demektir?

Cevap;
Kelime-i tevhid, lâ ilâhe illallah demektir. Bunun 70 bin tanesine hatm-i tehlil denir ve imanlı ölmüş ise ölüye çok fayda eder. Azabı varsa kaldırır. Okuyan sevab kazanır. Bu sevabları başkasına hediye ederse, kendisinden azalmamak kaydıyla, bir misli o kimseye yazılır.
19 Aralık 2010 Pazar

Sual:
Necip Fazıl'ın vasiyetinde bahsettiği bir husus var: Herkes arkamdan Necip Fazıl'ın kaza borcuna karşılık beş vakit namaz kılsın ve oruç tutsun. Böyle bir şeyin dinimizde yeri var mıdır?

Cevap;
İbâdetler üçe ayrılır: Birincisi, yalnız mal ile yapılır. Zekât, sadaka böyledir. İkincisi, hem mal ile ve hem beden ile yapılır. Hac ve cihâd böyledir. Üçüncüsü, yalnız beden ile yapılır. Kur’ân-ı kerîm okumak, namaz kılmak, tesbih, tehlil ve tahmid okumak ve dua etmek böyledir. Birincilerin sevabını meyyitlere hediye etmenin câiz olduğunu, sevabın onlara vâsıl olup fayda vereceğini, Ehl-i sünnet âlimleri sözbirliği ile bildirdiler. Üçüncüden dua da böyledir. İkincilerin de böyle olduğunu âlimlerin çoğu bildirdi. Üçüncüden duadan başkası için dört mezheb arasında ayrılık oldu. Hanefî ve Hanbelî mezhebinde, üçüncüler de birinciler gibidir. İmam Şâfiî ve İmam Mâlik, yalnız beden ile yapılan ibâdetlerin sevabları meyyite vâsıl olmaz dediler. Fakat sonradan gelen Şâfiî âlimleri, meyyitin yanında okuyup hediye edince veya uzakta okuyup sonra, “Yâ Rabbî! Okuduğumdan hâsıl olan sevabın mislini vâsıl et!” gibi dua edince, vâsıl olur dediler.

Netice itibariyle bir kimse başkası için hac edebilir, zekât, kefaret ve sadaka verebilir. Eğer meyyit vasiyet etmişse borçtan kurtulur. Etmemişse kurtulması umulur. Ancak bir kimse başkası için namaz kılamaz, oruç tutamaz. Nitekim Nesâî'nin İbni Abbas’tan tahric ettiği bir hadîs-i şerifte: "Hiçbir kimse başkası nâmına oruç tutamaz. Hiçbir kimse başkası nâmına namaz kılamaz. Lâkin onun yerine velisi yiyecek verir" buyuruldu. Mamafih Hanbelî mezhebinde bu mümkündür. Nitekim Buhârî ile Müslim'de yine İbni Abbâs'tan rivayet edildiğine göre şöyle buyurulmuştur: “Peygamber aleyhisselâma bir adam gelerek; ‘Annem üzerinde bir ay oruç borcu olduğu halde öldü. Onun namına bunu ben kazâ edebilir miyim?’ dedi. Resulullah aleyhisselâm ‘Annenin borcu olsa onun nâmına öder miydin?’ diye sordu. Adam, ‘Evet’ dedi. ‘O halde Allah borcu ödemeye daha lâyıktır’ buyurdu”. İmam Ahmed bin Hanbel bu hadîs-i şerife dayanıyor. Diğer üç mezheb ise bu rivâyetin mensuh (neshedilmiş) olduğunu söylüyor. Çünki râvînin (hadîs rivâyet edenin) rivâyetine aykırı fetvâ vermesi nesheden hadîsi rivâyeti gibidir. Necip Fazıl Bey, zaten bunun başka mezheplerde yeri olduğunu söylüyor. İslâmiyette bir kimse başkası için ibâdet edemez. Ancak yaptığı ibâdetlerin sevabını başkasına hediye edebilir. Hanbelî mezhebinde ise bir kimse ölü için namaz kılabilir, oruç tutabilir.


Sual:
Sünnet ile farz namaz arasında dua etmek, tesbih çekmek, üç İhlâs okumak günümüzde yapılan bid’atlardendir. Bursa'daki Ulu Câmi'de sünnet namazından sonra müezzin sesli olarak 3 kere ihlâs-ı şerif ve ardından Sübhane Rabbike âyetini okuyor ve sonunda el-Fâtiha diyor. Sünnet ile farz arasında bir şey okunmayacağını biliyoruz. O halde bizim Fâtiha okumamamız mı gerekir? Bu yüzden Ulu Câmi gibi çok mukaddes bir mabedde cemaatle namaz kılmamamız mı daha uygun olur?

Cevap;
Sünnet ile farz arasında konuşulmaz, dua ve tesbih söylenmez. Sünneti ıskat eder diyenler bile vardır. Ancak Hindüvanî gibi bazı âlimler kısa dua ve tesbihler okunabileceğini, ihtiyaç varsa az konuşulabileceğini söylüyor. Sünnet ile farz arasında üç ihlâs-ı şerif okumak; Fatiha okumak, salâvat söylemek bid’attir. Fıkıh kitaplarında sünnet ile farz arasında 15 âyet-i kerime okuyacak kadar beklenir, sonra farza kalkılır buyuruluyor. Bazıları bunu o kadar âyet-i kerime okunur diye zannetmiş olsa gerektir. Nitekim üç ihlâs-ı şerif, subhane rabbike.. de söylenince 15 âyet oluyor. Müezzin Fâtiha dediği zaman, cemaatin Fâtiha okuması gerekmez. Okusa da bir şey lâzım gelmez. Câhillikle yayılan bid’atleri değiştirmek bazen çok zor olabiliyor. Buna bakmamalı, câmiye gitmelidir. Câmiye gidilmezse, hem cemaatle namaz sünnet-i müekkedesi terk edilmiş olur; hem de çok sevap ve hizmet etme imkânları elden kaçırılır. Müezzinin ameli, cemaate zarar vermez.

Sual:
Namaz kılmış olana, “Allah mübarek etsin” mi denir, yoksa “Allah kabul etsin” mi?

Cevap;
Her ikisi de caizdir. Birincisi daha iyidir. Allah kabul etsin (tekabbelallah), namazın sevablarına kavuşma temennisidir. Hadîs-i şeriflerde namaz için “kabul etmek” lafzı geçer. Allah mübârek etsin (tebârekallah) ise zaten mübarek olan bir ibâdet senin hakkında da mübârek olsun, bereketini gör mânâsına gelir.

Sual:
Seferîlik mesafesi (mil olarak) ile alâkalı bir fetvâ bildirebilir misiniz? 47.5 milden (76 km),  57 mile (91.7 km) kadar okumuştum. Bu ikisi arasındaki bir mesafeye seyahat edecek olan seferî midir? Ayrıca, mesafeyi nasıl ölçeriz? Mesela otoban evime daha yakın, daha çabuk ulaşabiliyorum, fakat daha uzun;   "A" yolu ise evime daha uzak, daha uzun müddet alıyor, fakat mesafe daha kısadır.

Cevap;
Seferilik mezheplere göre farklılık arzeder. Çünki gerek mesafe, gerekse mesafe ölçüleri hakkında farklı rivayetler vardır. Hanefi mezhebinde 18 fersah=54 mil (104 km), Mâlikî, Şafiî ve Hanbelî mezheplerinde 16 fersah=48 mil (80 km.) dir. Bir yere iki yol olsa, biri bu mesafeden uzun, diğeri kısa olsa, uzundan giden seferi olur; kısadan giden seferi olmaz.

Sual:
Yatan ya da uyuyan kişiye karşı namaz kılmak caiz midir?

Cevap;
Sırtına karşı veya yüksekte ise kılmak mekruh olmaz. Hazret-i Peygamber, sedirde yatan zevcesi Hazret-i Aişe’ye karşı namaz kılardı.

Sual:
Mâlikî mezhebini taklit eden kimse, abdestli olduğunu sanarak namaz kılsa, daha sonra abdestini bozduğunu hatırlasa, abdestsiz namaz kıldığı için o namazı kazâ etmesi gerekir mi?

Cevap;
Vakit içinde anlarsa iade eder. Vakit çıktıktan sonra anlarsa kaza etmesi gerekmez.

Sual:
Mâlikî mezhebini taklit eden kimse namaz kılarken ikinci rek’ata oturmayı unutursa secde-i sehv yapar mı? Dördüncü rek’atta tahiyyata oturmayı unutan kimse ne yapar? Namazı bozulur mu?

Cevap;
İlk oturmayı unutarak terkeden sehv secdesi yapar. Çünki bu oturuş vâcibdir. Son oturmayı unutarak terkedip ayağa kalkan, secde etmeden evvel hatırlarsa geri dönüp oturur, sonra sehv secdesi yapar. Secde ettikten sonra hatırlarsa bir rek’at daha kılar. Sehv secdesi yapar. Kıldığı nafile olur. Farzı tekrar kılar. Çünki son oturuş farzdır.

Sual:
Mızraklı İlmihal’de Namazda İmamet bahsinde şöyle bir ibare var: "Lâhık, iftitah tekbirini imam ile beraber almış, fakat sonra kendisine hades vâki olduğundan, abdest alıp, tekrar imama uyana denir. Bu kimse, yine evvelce olduğu gibi kıraatsiz, rükû' ve sücûd tesbihlerini ederek namazını kılar. O kişi, eğer dünya kelâmı söylememiş ise, imamın ardında gibidir. Lâkin câmiden çıktıktan sonra, pek yakın yerden abdestini almalıdır. Zira, çok ileriye giderse, namazı fâsid olur diyen vardır". İleriden kasıt nedir?

Cevap;
Yakın yerde abdest alma imkânı varken uzağa giderse demektir.

Sual:
Mızraklı İlmihal’de "Cum'anın mekruhları beştir: Evveli, hatib efendi hutbede iken selâm vermektir. İkincisi Kur'an-ı Kerim okumaktır. Üçüncüsü ..." diye bir ibare var. Altı çizilen yerde kastedilen nedir?

Cevap;
Hatib hutbede iken, cemaat Kur'an-ı kerim okumaz.

Sual:
Secdeden kalktıktan sonra sol ve sağ ayak birbiri üstünde ve kalça altında olsa, sıkıntı teşkil eder mi? Yani bir ayak yere temas etmiyor, bundan dolayı mekruh işlenmiş olur mu?

Cevap;
Sağ ayak başparmağı kıbleye gelecek şekilde dikilir; sol ayak yere döşenir. Sünnet olan budur. Özür ile bunu yapamıyorsa, mahzuru yoktur.

Sual:
Sarhoş halde bir insanın abdesti geçerli olur mu? Aldığı abdestle namaz kılabilir mi?

Cevap;
Sarhoşun abdesti sahihtir. Sarhoş iken namaz kılamaz. Yürürken sallanacak kadar sarhoş olanın abdesti de bozulur.

Sual:
Namaz kılarken gözümüz bir anlığına yukarı sağa veya sola baksa namazımızı iade etmemiz gerekir mi?

Cevap;
Kasden yaparsa mekruhtur, namazı bozmaz.

Sual:
Bildiğim kadarıyla Mâlikî mezhebinde rükû ve secdede tümânînet farzdır. Rükû’da bir yerimizi kaşısak ya da sağa sola, öne arkaya doğru dengemizi tam kuramadığımız zaman sallansak, secdede biraz hareket etsek, bunlar namazı bozar mı? Hiç hareket etmemek mi gerekiyor?

Cevap;

Bunların tümânînet ile alâkası yoktur. Tümânînet, kıyam, rükü, kavme, celse ve teşehhüdde uzuvların hareketsiz hâle gelmesi demektir. Böylece önceki rükünden bu rükne intikal edildiği anlaşılmış ve böylece rükünler karışmamış olur. Ta’dil-i erkân ise, hiç değilse bir sübhanallah diyecek kadar sâkin durmaktır. Bu ikisinin hükmü ihtilaflı olmakla beraber, vâcibdir. Yoksa o rükün yapılmamış gibi olur.



Sual:
Kıbleye karşı namaza durduğumuzda secdeden kalkarken göğsümüz biraz sağa ya da sola çevrilse, ama yine iki kaşımız arasındaki açı kıbleyi içine alıyor olsa, namaz bozulur mu? Mâlikî mezhebinde hüküm değişir mi?

Cevap;
Bir rükn mikdarından az ise bozulmaz. 45 derece içinde ise hiç bozulmaz. Mâlikî mezhebinde de böyledir.

Sual:
Dişlerimizin arasına sıkışan bir yiyecek oluyor ve çıkaramadığımız zaman namazda üç kere bu yiyeceği dişlerimizin arasında kaldığı için çiğnemiş olsak namaz bozulur mu? Mâlikî mezhebinde hüküm değişir mi?

Cevap;
Nohuttan az ise, bozmaz. Mâlikî’de herhangi bir tane kadar yiyeceği çiğneyerek dahi yutsa namaz bozulmaz. Bir lokma ise bozar.

Sual:
Zammı sureyi okumayı unutunca, rükû’dan geri dönüp, elleri tekrar bağlamadan ve zammı sureyi okuyup tekrar rükû yapıp secde-i sehv mi yaparız; yoksa geri dönemeden namazı bitirip en son secde-i sehv mi yaparız?

Cevap;
Geri dönüp, eller bağlanarak veya bağlanmayarak zammı sure okunur. Namaz bitince sehv secdesi yapılır. Zammı sureyi okumadığını hatırlayıp bilerek dönmemek kabahattir.

Sual:
Kızımın yel sıkıştırma problemi var. Hemen hemen her namazda yel sıkıştırıyor. Hanefî mezhebinde ama gusl sebebiyle Mâlikî mezhebini taklid ediyor. Bazen tutamayıp namazda kaçtığı oluyormuş. Bu hal namazını ve abdestini bozar mı?

Cevap;
Gusl sebebiyle Mâlikî mezhebini taklid etse bile bozar. Ancak bu kişinin abdest alması çok zor veya alsa bile yeniden kaçıp bir namazı doğru dürüst kılamıyorsa, o zaman bu bakımdan da Mâlikî mezhebini taklid edebilir. Gerçi Mâlikî mezhebinde de yel abdesti bozar. Ama eğer elinde olmadan kaçırıyorsa, özürlü sayılacağını söyleyen zayıf bir kavil vardır. Bu kavle göre, istenmeden yel kaçırma, namazda bile olsa, abdesti bozmaz. Tedavi olmak lazımdır. Yemeklerde kimyon yemelidir.

Sual:
Öğle ve yatsıyı tek başına kılan kişi, daha sonra cemaat sevabı için tekrar kılınca tekrar vaktin farzına mı, yoksa nafileye mi niyet edecektir? Belki tek başına kıldığı sahih olmamışsa, nasıl niyet etmeli ki onun yerine geçsin?

Cevap;
Farza ve imama uymaya niyet edecektir. Belki ile olmaz. Namaz ya sahihtir, ya değildir. Bu şüpheyle kılınan namaz sahih olmaz. Sonradan şüphe etmek de caiz değildir.

Sual:
Akşam namazı kazâsı olmadığını çok zanneden biri, akşamın kazâsına niyetle kılarken, ilk rek’atte ayakta iken namazı bozsa, iade etmeliyse kaç rek’at iade etmelidir?

Cevap;
İki rek’at olarak iade edecektir.

Sual:
Dört rek’atlik nafileye niyet eden kimse, namazını, a) ilk iki rek’atte bozsa b) son iki rek’atte bozsa, kaç rekat iade etmelidir?

Cevap;
İki rek’at iade etmelidir.

Sual:
İlmihalde "Bir rek’ati kaçıran kimse, o namazı cemaat ile kılmamış olur. Fakat cemaat sevabına kavuşur" diye yazıyor. Bu ifade ne demektir? Yani böyle bir kişi mescidde iken cemaat hâsıl olsa uyması ya da mescidden çıkması vâcib olur demek midir?

Cevap;
Cemaat ile kılmamış olur demek, mesbuk olmaz; kalan rek’atleri tek başına kılar gibi kılar demektir. Yoksa elbette cemaat sevabı alır. Namazı kılmamış veya tek başına kılmış olan kimse, câmide cemaat kurulursa, cemaate uymalıdır. Uymazsa, câmiden çıkmalıdır. Eğer uymazsa, cemaati terk ettiği için mekruh işlemiş olur. Uymayıp câmiden de çıkmazsa, ikinci bir kabahat işlemiş olur. Eğer cemaate uyması meşru değilse (ikindi gibi), çıkar; mekruh da olmaz. Çıkmazsa mekruh olur. Önceden cemaat ile kılmışsa, uymaz, çıkması da gerekmez.

Sual:
Sabah namazı vakti boyunca nâfile olarak sadece sabahın sünneti kılındığına göre, sünneti kılarken sübha ve tahiyyetülmescid namazlarına da niyet edemez miyiz?

Cevap;
Hayır. Zaten bunu kılınca icabında sübha ve tahiyyetülmescid sevabı da hâsıl olur.

Sual:
Bir sebeple sabahın sadece farzını kılan, işrak vakti gelince sünnetini kılabilir mi? Böylece sabah namazının sünnetine vâcib diyenlerin kavline göre sevab alabilir mi?

Cevap;
Hayır.

Sual:
Mesbuk, abdestinin bozulacağına kanaat getirirse, imamın selâmını veya yanılma secdesini yapmasını beklemeden imamdan önce [teşehhüd miktarı oturduktan sonra] kalkabilir mi? Bu sebep mesbukun imamın selâmından önce kalkması için özür olur mu?

Cevap;
İmam teşehhüd mikdarı oturduktan sonra mesbukun ayağa kalkması caiz ise de, mekruhtur. Bekleyip selamdan sonra kalkmalıdır. Abdesti bozulursa, gidip abdest alır ve namazını tamamlar.

Sual:
Kurban bayramında, 23 vakitten birinde mesbuk olan bir kimse, imama tâbi olma bakımından imamın teşrik tekbirlerini okumasını bekleyip ondan sonra mı kalkar? Yani Kurban bayramında teşrik tekbirlerini imam ile beraber alır, sonra ayağa kalkıp geri kalan rek’atlerini mi tamamlar; yoksa her zaman olduğu gibi gene imamın selâmından sonra mı kalkacak?

Cevap;
Teşrik tekbirini beklemez. Bunların namazla alâkası yoktur. Kalkar, namazını tamamladıktan sonra kendisi söyler.

Sual:
Sitenizde özürle Mâlikî mezhebini taklid eden Hanefîlerin, yatsı namazını gecenin üçte birinde kılmaları müstehab olur diye yazıyor. Geceler uzun olduğunda, yatsıyı kıldıktan sonra boş laf edilebiliyor. Mekruh işlememek için, yatsıyı gece yarısına yakın kılsam uygun olur mu?

Cevap;
Mâlikî mezhebinde yatsının ihtiyarî vakti gecenin üçte birine; bir özürle bu vakit içinde kılamayanlar için zarurî vakti imsak vaktine kadardır. Özürsüz gecenin üçte birine kadar kılamayanlar tahrimen mekruh işlemiş olurlar. Mâlikî mezhebini taklid eden Hanefî, bu mezhebin sadece şart ve müfsidlerine uymakla mükellef olduğundan, yatsıyı gecenin üçte birinden sonra kılabilir ise de, vakti girince hemen ve cemaatle kılmak çok iyidir. Yatsıdan sonra da önce de, sonra da boş laf etmemelidir. Yatsıdan sonra sâlihlerle sohbet, mübah kelâm konuşmak mekruh değildir.

Sual:
Namaz tesbihatından sonra "Lâ ilahe illallahu vahdehü lâ şerike leh lehül mülkü ve lehül hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr" dedikten sonra başka birşey okunur mu? Okunması bid’at mıdır?

Cevap;
Sonra Subhane rabbiyel aliyyil alel vehhâb deyip eller kaldırılır ve dua edilir. Dua edilmese de olur. Başka bir şey okumak bidat olmaz, artık namaz için mesnun olan tesbîhat bitmiştir.

Sual:
Namazı imamdan veya müezzinden evvel bitiren bir kimsenin namaz tesbihatını yapmak için müezzini beklemesi gerekir mi? Kendisi önce başlayabilir mi?

Cevap;
Müezzinin yüksek sesle tesbihat yapması bid’attir. Ancak cemaate öğretmek maksadıyla caizdir. Müezzinin kumandasını beklemek gerekmez. Tesbihat münferiden yapılıp çıkılabilir.

Sual:
Namaz kılan kimse, birinci rek'atte secde âyetini okusa ve secde yapsa, aynı âyeti ikinci, üçüncü rek'atlerde de tekrar okusa, bu şahsın başka secde yapması lazım gelir mi?

Cevap;
İlk secde âyetinden dolayı secde eder de, âyeti tekrar okursa tekrar secde etmesi lâzım gelir. Secde etmemiş ise, her ikisine de tek secde kâfi gelir. (İbni Abidin)

Sual:
Bir kimse, secde âyetini namazda okusa ve secde yapsa; selâm verdikten sonra, bu âyeti, bulunduğu yerde tekrar okusa tekrar secde-i tilâvet yapacak mıdır?

Cevap;
Secde ayetini namazda okur da secde eder ve selâm verdikten sonra secde âyetini tekrarlarsa, eğer konuşmak, en az iki adım yürümek, uyumak, yemek yemek, alışveriş, çocuk emzirmek gibi bir iş yaptıktan sonra okursa secdeyi tekrarlar. Aksi takdirde tekrarlamaz. Yani o yerde uzun zaman oturması, Kur'ân-ı kerim okuması, tesbih ve tehlilde bulunması, bir lokma ekmek veya bir yudum su içmesi, oturarak uyuması, ihtilâflı olmakla beraber otururken kalkması, dururken iki üç adım yürümesi yahut ayakta iken oturması veya yerde iken o yerde bulunan hayvana binmesi böyle değildir. Bunlarla meclis değişmiş sayılmaz. (İbni Abidin)

Sual:
Kur'ân-ı kerim okuyan kimse sağır olsa ve okuduğunu işitmese, yine secde-i tilâvet vâcib olur mu?

Cevap;
Sağır, secde âyetini okursa secde eder. Fakat secde eden bir cemaat görürse onun da secde etmesi lâzım gelmez. (İbni Abidin)

Sual:
Bir kadın, namazda secde âyeti okusa fakat bu secdeyi namazda yapmasa, sonra da hayız olsa, bu kadından secde sâkıt olur mu; kazâ mı etmesi gerekir?

Cevap;
Kadın secdeyi geciktirir de hayz görürse secde sâkıt olur (düşer). (İbni Abidin)

Sual:
İmamdan tilâvet secdesini işiten bir kimse, imamın tilâvet secdesini yapmış olduğu rekâttan başka bir rekâtta imama uyarsa, tilâvet secdesini ne zaman yapar?

Cevap;
Namaz dışında yapılır. Namaz içindeki secde-i tilâvet, namazda okunan secde âyeti içindir.

Sual:
Tilâvet secdelerinde ne söylenir?

Cevap;
Üç defa «Sübhâne Rabbiye’l-a’lâ» denir. Sonra Allahü ekber diyerek kalkar. Kalkarken Semi’nâ ve ata’nâ gufrâneke rabbenâ ve ileyke’l-masıyr demek iyidir. Bunların hiç biri söylenmese de olur.

Sual:
Bir kimse, secde âyetini namazda okuyup secdesini yapsa; selam verdikten sonra, bu âyeti, bulunduğu yerde tekrar okusa tekrar secde-i tilâvet yapacak mıdır?

Cevap;
Evet. (İbni Abidin)

Sual:
Secde âyetini işiten bir kimse bir özürle secde-i tilâveti yapmaktan âciz kalsa ne yapar?

Cevap;
Namaz dışında okunan secde âyeti için secde-i tilâvet fevrî değil müterahidir. Yani hemen yapılması gerekmez. Ömrün sonuna kadar yapılabilir.

Sual:
Bir imâm secde âyetini okuyunca, cemaatinden olmayan bir kimse, bunu dinlemiş olsa, o kimseye de tilâvet secdesi vâcip olur mu?

Cevap;
Evet.

Sual:
Hanefi mezhebinde farz namazda iki secde arasında dua okuyan kimse, vâcibi geciktirdiği için secde-i sehv yapacak mıdır?

Cevap;
İki secde arasında dua okumak caizdir. Secdeyi geciktirmek sayılmaz. Secde-i sehv de gerekmez. Hatta İbni Abidin der ki, iki secde arasında Allahümmağfir-lî demek, Hanbelî mezhebinin hilâfından çıkmak olduğu için iyidir. Rükû’dan kavmeye kalkınca da dua etmek câizdir, ama müstehab değildir.

Sual:
İlk teşehhüdde ettehıyyatünün yarısını okuduktan sonra şaşırıp baştan tekrar okumak secde-i sehv gerektirir mi?

Cevap;
Şaşırarak baştan almak secde-i sehv gerektirmez.

Sual:
Secde-i sehv yaparken hataen bir secde yapan kimsenin nasıl hareket etmesi gerekir?

Cevap;
Selâm bile vermiş olsa, yürümek, konuşmak, kıbleden göğsünü çevirmek gibi namaza muhalif bir iş yapmadıkça o bir secdeyi yerine getirir. Namazdan çıkmışsa, hata olduğu için bir şey gerekmez.

Sual:
Kazâ namazı ne zaman kılınır?

Cevap;
Kerahat vakti olan güneş doğduğu, tam tepede olduğu ve battığı üç vakit dışında her zaman kazâ kılınabilir.

Sual:
Kaf harfini dil kökünden kaf olarak mı okuyacağız yoksa yine aynı yerden gaf olarak mı okuyacağız?

Cevap;
Kaf da değil, gaf da değil. İkisinin arasıdır. Ama gaf'a daha yakındır. Zahmetsizce söylenir. Kaf ise hırıldamaya yakın çıkıyor. Doğru değildir. Ama ğayn harfine yakın okuma tehlikesine mebni bazı hocalar kaf şeklinde talim ediyor. Kef olarak okunursa, mahreçleri yakın olduğu için namaz bozulmaz. Ama böyle okumak doğru değildir. Düzeltmek lazımdır. Bile bile okumak günahı gerektirir.

Sual:
Vaktin namazını kıldıktan sonra abdest alıp almadığından şüphe eden kimse ne yapar?

Cevap;
O vaktin namazı tamamdır. Sonraki namaz için, abdest aldığından emin, bozduğundan emin değilse bir şey gerekmez. Abdestini bozduğunu hatırlayıp, yeniden abdest aldığında şüphesi varsa, abdest alır. Mâlikî mezhebinde de o vaktin namazı tamamdır. Abdest alıp almadığında şüphe eder ve bir tarafa karar veremezse, yeniden abdest alır.

Sual:
Namaz kıldıktan sonra abdestinin bozulup bozulmadığı hususunda şüpheye düşen kimse, abdestsiz olmuş olsa bile abdestli sayılır mı?

Cevap;
Abdestsiz olduğuna karar verirse, namazı iade eder. Karar veremezse, etmez. Vakit çıktıktan sonra anlamışsa kaza gerekmez. O vakit için abdest alır.

Sual:
Fıkıh kitaplarındaki “Abdestli bir kimse abdestli olup olmadığını bilemese namaz kılsa kabul olmaz; ama abdestli olduğunu hatırlarsa namazı kabul olur” ifadesi ile “Abdestsiz olduğunu sanarak namaz kılan sonra abdestinin olduğunu hatırlarsa namazını tekrar kılar” ifadesindeki fark nedir ki birinin namazı kabul olurken diğeri tekrar kılmak durumunda kalıyor?

Cevap;
Birincide şüphe var, ikincide abdestsiz olduğunu kati biliyor.

Sual:
Secdede iken yüzü koyun alnı üzerine yatan kimsenin namazı ve abdesti bozulur mu?

Cevap;
Sünnete uygun şekilde (karnını uyluklarından ayırmak, kollarını iki taraftan açarak) secde ederken uyumak abdesti bozmaz. Secde halinde uyku ihtilâflıdır. Çünki Peygamber aleyhisselam, “Ayakta, rükû’da veya secde halinde uyuyanın abdesti bozulmaz” buyurmuştur. Namaz dışında da secde şeklinde olmak şartı ile sahih kavle göre yine bozulmaz. (İbni Abidin)

Sual:
Namazda uykunun abdesti bozup bozmaması bakımından uykunun galebesi ile kasden uyumak arasında bir fark var mıdır?

Cevap;
Hayır.

Sual:
Hanefi mezhebinde uykunun namazı bozduğu durumlar var mıdır? Varsa nelerdir?

Cevap;
Bir ayağını dikip diğeri üzerine oturmak, bir yere (duvara, yastığa, sandalyenin arkasına) yaslanmak; uzanmak, semersiz hayvan üzerinde yokuş inmek suretinde bozar.

Sual:
Cemaat olan kimse imamından önce teşehhüdü bitirirse ne yapar?

Cevap;
Bilittifak susar. Mesbuk ise imamı selâm verirken bitirmiş olmak için teşehhüdü ağır ağır okur. Bazıları teşehhüdü tamamlayıp susar demiş; bazıları da şehâdet kelimesini tekrarlayacağını söylemişlerdir. (İbni Abidin-Âdâbu’s-salât)

Sual:
Teşehhüdü tekrar okuyana ne lâzım gelir?

Cevap;
İlk oturuşta, teşehhüdü tekrar okumuş olsa, üzerine sehiv secdeleri lâzım olur. Son oturuşta tekrar eden kimsenin sehiv secdesi yapması gerekmez.

Sual:
Kur’an-ı kerim okunurken farkında olmadan sallanmak mahzurlu mudur?

Cevap;
Huşu sebebiyle veya ahenkli okumak için Kur’an-ı kerim okurken sallanmak mahzurlu değildir. Namazda kasden ileri geri veya öne arkaya sallanmak, Yahudilere benzemek olduğundan mekruh görülmüştür.

Sual:
Dünya müslümanları arasında ezan ve ikamette farklılık var mıdır?

Cevap;

Hazret-i Peygamber’in dört müezzini vardı: Bilâl Habeşî, İbni Ümmi Mektûm, Sa’d bin Âbid (yahud Sa’d bin Abdurrahman Kurezî ki Kubâ’da ezan vermiştir) ve Ebû Mahzûre Evs bin Mi’yer Cümahî Mekkî. Bilâl ezanda terci etmez, yani sesini alçaltıp yükseltmezdi. İkamette tekbirleri ikişer, hayye ale’s-salah ve hayye ale’l-felâh’ları birer kere okurdu. Ebû Mahzûre ezanda terci yapar, ikamette tekbirleri dörder, hayye ale’s-salah ve hayye ale’l-felâh’ları ikişer kere okurdu. İmam Ebû Hanîfe ve Irak âlimleri Bilâl’in ezanı ve Ebû Mahzûre’nin ikameti ile, İmam Şâfiî ve Mekke âlimleri Ebû Mahzûre’nin ezanı ve Bilâl’in ikameti ile, İmam Ahmed bin Hanbel Bilâl’in ezan ve ikameti ile amel ettiler. İmam Mâlik tekbirde ve ikamette hayye ale’s-salah ve hayye ale’l-felâh’ları ikişer kere söylemekle Medine ameline uymamıştır.

Hanefîlerin ikamette itibar ettikleri Ebû Mahzûre, İslâmiyet ile Mekke-i Mükerreme’nin fethedildiği sene tanıştı. O sene Resûl-i Ekrem Tâif Muhasarasından Ci’râne'ye dönüyordu. Namaz vakti ge­lince müezzin ezan okumaya başladı. Resûlullah'a karşı büyük bir kin ve düşman­lık besleyen Ebû Mahzûre ile Kureyşli on genç ezan sesini işitince bir yere gizlen­diler ve alaylı bir şekilde müezzini taklit ederek yüksek sesle ezan okudular. İç­lerinden birinin güzel sesli olduğunu farkeden Hazret-i Peygamber onları yanına ça­ğırttı ve kendilerine birer birer ezan okuttu. En son okuyan Ebû Mahzûre'nin se­sini çok beğenerek ona ezanı öğretti; daha sonra namaz vakti gelince elini ba­şına koyup alnını okşadı ve ezan oku­masını emretti. Ebû Mahzûre bu emri isteksiz bir şekilde yerine getirdikten sonra Hazret-i Peygamber ona bir miktar gü­müş para verdi ve kendisine dua etti. Gönlü İslâmiyet'e ısınan Ebû Mahzûre orada müslüman oldu ve Hazret-i Peygamber'den kendisini Mekke'deki Harem-i Şerife müezzin yapmasını istedi. Bu arzusunu kabul eden Hazret-i Peygamber, Mek­ke Valisi Attâb bin Esîd'e gitmesini ve yeni vazifesini ona bildirmesini söyledi. Ebû Mahzûre, Resûl-i Ekrem'in Mek­ke'den ayrılmasına kadar Kâbe'de Bilâl-i Habeşî ile birlikte ezan okudu. Resûlullah'ın okşadığı alnına düşen saçları hiç kestirmedi. 59 senesinde vefatına kadar Mekke'de müezzinlik yaptı. Kendisinden sonra Mescid-i Haram müezzinliğini oğlu ve torunları yüzyıllar­ca devam ettirmişlerdir. Kureyş'in nesebini çok iyi bilen Ebû Mahzûre'den hadîs-i şerifler rivâyet olunmuştur.

Şiî Ca'ferîlerde ezan okunurken iki defa (Eşhedü enne Muhammeder resulullah) dedikten sonra iki defa (Eşhedü enne Aliyyen Veliyyullah) denir. (Şehâdet ederim ki Ali Allah’ın velîsidir, dostudur) demektir.(Hayye ale’l-felâh) dedikten sonra iki defa (Hayya alâ hayri’l amel) denir. (Haydin en hayırlı amele) demektir. Bunun Hazret-i Peygamber zamanında okunduğuna, Hazreti Ömer tarafından kaldırıldığına inanırlar. Ayrıca sabah ezanında (Essalâtü hayrün minen-nevm) demezler. İkamet okunurken de ezanda ilk okunan (Allâhu Ekber) cümleleri iki defa; ezanın sonundaki (Lâ ilâhe illallah) cümlesi de bir defa okunur. (Hayye alâ hayri’l amel) cümlesinden sonra iki defa (Kad kâmeti’s-salâh) cümlesi okunur.



Sual:
Mescidde konuşmak her zaman mekruh mudur?

Cevap;
Câmide, mescidde bir şey yemek, uyumak misafir olmayan için mekruhtur. Misafir ise câmiye girerken i’tikâfa niyet edip, önce tahıyyetü’l-mescid olarak namaz kılar. Bu iki rek’at nâfile veya vakit girmişse vaktin namazı olabilir. Sonra yiyebilir, uyuyabilir ve dünya kelâmı konuşabilir. Câmi’de, alışveriş yapmak, kaybettiği bir şeyi aramak mekruhtur. Nikâh yapmak ise müstehabdır. İbâdet etmeyip câmi’de dünya kelâmı ile meşgul olmak tahrimen mekruhtur. İbâdetten sonra mübah olan şeyleri hafif sesle konuşmak câizdir.  Konuşmak için mescidde oturmağa şer'an izin verilmiştir. (İbni Âbidin)

Sual:
Kadın, İslâm hukukuna göre, yanında mahremi olmadan seferden yalnız dönebilir mi?

Cevap;

Hazret-i Peygamber “Allahü teâlâya ve âhıret gününe inanan kadının üç günlük yola ancak zevci veya nikâh düşmeyen mahreminden biri ile gitmesi helâl olur” buyurdu. “Yâ Resûlallah! Zevcem hacca gidiyor. Ben cihâda gidiyorum. Yanında bulunamayacağım” denildi. Buna “Cihâdı bırak! Zevcen ile birlikde hac yap!” buyurdu. Bir veya iki erkeğin bile sefere gitmesi mekruhtur. Üç erkeğin gitmesi mekruh olmaz. Dört erkeğin gitmesi ve içlerinden birini emir (başkan) seçmeleri sünnettir. Yolda biri hastalansa veya yaralansa, biri hastayı bekler, diğeri doktor ve ilaç getirir, eşe dosta haber verir. Ölse dinî usullere göre cenazesiyle alâkadar olur, bir muamele veya cinayet olsa şahitlik yapar. Hazret-i Peygamber yalnız seyahate çıkmayı tavsiye etmemiştir. (İmam Şa’rânî, Uhûdü’l-Kübrâ)
İbni Âbidin hülâsaten der ki: Kadının mahremsiz sefere çıkması câiz olmadığı gibi, yabancı erkeklerin ve mahremleri ile giden kadınların da bir kadını sefere götürmeleri câiz değildir. Kadının hacca gitmesi için de yanında mahremi bulunması lâzımdır. Enişte ve kayınbirader kadının mahremi değildir. Mahremin emin, akıllı ve bâliğ olması lâzımdır. Müslüman da, Ehl-i kitap olmak şartıyla gayrımüslim de olabilir. Müslüman bir kadın, ateist veya putperest olan mahremi ile ve emin olmayan mahremi ile ve bâliğ olmamış akıllı çocuk mahremi ile sefere çıkamaz. Bâliğa olmamış gösterişli kız da kadın gibidir. Yani mahremsiz sefere çıkamaz. Şâfiî mezhebinde, kadının mahremi olmadan, emin kadınlarla birlikte, yalnız hacca gitmesi câizdir. Hanefî kadın, Şâfiî mezhebini taklid ederek böyle hacca gidemez. Çünki mezheb taklidi ancak emrolunan bir iş yapılırken, sıkıntı olduğu zaman bu sıkıntıdan kurtulmak için yapılır. Mahrem bir erkeği bulunmayan kadının hacca gitmesi farz değildir ki, Şâfiî mezhebini taklid etmesi lâzım olsun. Hacca götürecek erkeği olmayan bir kadının, hacca gidebilmek için, hacca gitmekte olan bir erkek ile evlenmesi ve hacdan gelince boşanması da, muvakkat nikâh olduğu için câiz değildir.
İslâmiyet, bir kadının, üç günlük yola (104 km) mahremsiz gitmesini haram kabul ettiği gibi; bir günlük yere (34,5 km) mahremsiz gitmesini de mekruh kabul etmiştir. Hindiyye’de “Bir günden az mesâfeye bir hacet için salih erkekler arasında mahremsiz gidebilir” diyor. İbni Âbidin, “Kadın ihtiyar bile olsa yalnız başına sefere çıkamaz. Çünkü deliller mutlaktır. Şair, ‘Mahallede her düşenin vardır bir kaldıranı, her malın da vardır bir alanı’ demiştir. Yani ihtiyar kadının da peşinden giden ihtiyar zampara bulunur, demek istemiştir” diyor.
Hindiyye’de kadının, mürâhık (12 yaşını doldurup da bâliğ olmamış) erkek mahremi ile sefere gidebileceği; Kâdihan’da da kadının sâlih cemaat ile sefere gidebileceği yazmaktadır. İhtiyaç hâlinde bu iki kavl ile amel etmek câizdir. Meselâ sefer mesafesindeki babası hasta olup bakacak kimsesi de bulunmayan kadının, refakat edecek mahremi yoksa bu kavillerden istifade edebilir. Veya kadın bir mahremi ile yola çıkmış, ama mahremi ölmüş veya hastalanmış yahud tevkif edilmiştir. Yahud kadının bulunduğu yerde mahremi kalmamış, bu yer de düşman tarafından işgal edildiği için kadının hicret etmesi gerekmiş olabilir. Kadın hastalanmış, tedavi için başka şehre gitmesi gerekmiş olabilir.
Hayrü’r-Remlî’nin Fetâvâ-i Hayriyye kitabında vekâlet bahsinde, “Zevcesini, sefer uzaklığında bulunan babasının [veya mahreminin] yanından alıp getirmek için, zevcin kendi kardeşini veya yabancı bir erkeği vekil etmesi câizdir. Onlar, zevcenin bu vekil ile gitmesine mâni’ olamaz. Mâni’ olmaları günahtır” diyor. Bu fetvâya istinaden kadınların kocasının yanına mahremi olmadan dönebileceğini söylemek doğru değildir. Fetâvâ-yı Hayriyye nihayet bir fetvâ kitabıdır. Fetvâ kitapları mezhebin asıl metinlerine aykırı olamaz. Böyle görünüyorsa istisnaî hüküm bildirdiği anlaşılır ve zaruret hâline hükmedilir. Nitekim koca gidip zevcesini babasının yanından getiremiyorsa, baba da götürmüyorsa, güvendiği birini vekil tayin ederek zevcesini getirtebilir. Bunun zaruret hâline münhasır olduğu açıktır. Çünki yukarıda bildirilen zayıf kavillerden birine göre verilmiştir. İbni Âbidin hazretleri “Bir kadın mahremi ile hacca giderken mahremi ölse veya bir suçtan dolayı hapsedilse yahud kocası kendisini boşasa, salih cemaat ile mahreminin yanına yalnız dönebilir” diyor. Yine İbni Âbidin hazretleri, “Bir kadın kocasının vekil edip gönderdiği mahremi olmayan biri ile kocasının yanına dönmekten kaçınırsa, nafakaya hak kazanır. Çünki mahremi olmadan kadının sefere çıkması câiz değildir” diyor. Bu sebeple bir kadın zevci veya mahremi ile beraber sefer uzaklığında bir başka şehre gitmesi ile dönmesi arasında hiçbir fark yoktur. Yalnız başına sefere gitmekteki mahzurların aynısı dönerken de mevzubahistir. Fıkhın bütün emir ve yasaklarının nice hikmetleri vardır.  Bunlardan biri de kadının seferde bir mahremi tarafından himaye ve muhafaza edilmesidir.



Sual:
Şâfiî mezhebinde fâtiha okumak farz olduğuna göre imama uyan kimse fâtiha okumayı yetiştiremezse ne yapar?


Cevap;
Şâfiî mezhebinde fâtiha okumak farz olduğundan dolayı imama uyan kimse farz namazların her rekatinde fâtiha okur. İmamın hafi (sessiz) okuduğu namazlarda fâtiha ve ardından bir de sure okur. İmamın cehrî (açık) okuduğu namazlarda imamın fâtihayı bitirmesini bekler ve hemen kendisi süratle ve sessizce fâtiha okur. Yetiştiremezse, yarısını okumuşsa, rükü’a gider. İmam rükü’dan doğrulduğu zaman rükü’a eğilse namazı sahih olur. İmam secdeye gittiğinde rükü’a eğilmişse namazı bâtıl olur. Bu bakımdan imamdan iki rükn geri kalmak namazı iptal eder. Cemaate geç gelince, imamla birlikte rükü’a eğilir. Fâtihanın bir kısmını veya tamamını okumayı terkeder.  Meselâ imama birinci rek'atin rükü’unu yaparken yetişse fâtiha okumayıp hemen rükü’a gider. İmama fâtiha okurken yetişip tevcih duası okumayan da böyle yapar. İkinci ve sonraki rek'atlarda mutlaka fâtihayı  okuması gerekir. (İbni Hacer, Tuhfetü'l-Muhtac)

Sual:
Câmide cemaat yaparken imamın mihrabda durması şart mıdır?


Cevap;
İbni Âbidin hazretleri Namazın mekruhları bahsinde buyuruyor ki: Mi'râcü’d-Dirâye'nin imamlık bâbında bildirildiğine göre, Ebu Hanîfe'den rivâyet edilen en sahih kavl, ben imamın iki direk arasında veya bir köşesinde, bir tarafında yahud bir direğe karşı namaza durmasını kerih görürüm. Çünkü bu iş ümmetin ameline muhaliftir, sözüdür. Sünnet olan imamın safın ortası hizâsına durmasıdır. Mihrablar mescidlerin ortalarına dikilerek imamın duracağı yer tayin edilmiştir. Tatarhâniye'de “İmamın mihrabtan başka bir yere durması mekruhtur. Meğer ki zaruret ola!” denilmiştir. Dolayısıyla imam mihrabı terk ederek başka bir yere durursa, burası safın ortası bile olsa, mekruh olur. Ama bu söz mescide resmen tayin edilmiş devamlı imam hakkındadır. Böyle olmayan imam ile yalnız başına namaz kılan hakkında açık değildir.” Buradan da anlaşılıyor ki, câmide tayin olunan (devamlı namaz kıldıran) imamın namaz kıldırırken mihrab dışında durması mekruhtur. Bunun dışındaki cemaatlerde imamın mihrabda durması şart değildir. Sonraki cemaatlerde imam mihrabda durursa, ezan ve kaamet okunmaz; durmazsa okunur.

Sual:
 Kıyamda kıraati bitirmeden rükü’ya eğilmenin hükmü nedir?


Cevap;
Kıyamdan rükü’ya eğilirken tekbir alınır. Tekbir ayakta iken başlar, sırt dümdüz olunca biter. Efdal olan budur. Tekbiri ayakta almak da câizdir. Kıraati tekbire eklemek efdaldir. “Ve emmâ bini'meti rabbike fehaddisillahu ekber” demek gibi. Bazı âlimlere göre sûrenin sonu “ve kebbirhu tekbir┠gibi senâ ile bitirse eklemek; “inne şânieke hüvel ebter” gibi biterse ayırmak evlâdır, buyurmuştur. Kıraatten bir harf veya kelime kalır da onu eğilirken tamamlarsa bazı âlimler göre bunda bir beis yoktur. Kıraati tamamladıktan sonra rükü’ya eğilmelidir. (İbni Âbidîn, Namazın Âdâbı).


Sual:
Bir kimse namaz kılarken kıraatten evvel rükü’ yapsa veya rükü’dan evvel secde yapsa ne lâzım gelir?


Cevap;
Kıyam ile rükü’, rükü’ ile secdeler arasında tertip farzdır. Yani kıyamın rükü’dan, rükü’un da secdelerden evvel yapılması farzdır. Kıyamdan evvel rükü’ yapan dönüp kıyam eder, sonra tekrar rükü’ yapar, namazın sonunda da secde-i sehv yapar. Kıyama dönüp sonra tekrar rükü’ yapmazsa ve namazı tamamlarsa, namazı bozulmuş olur.
Rükü’den evvel secde eden tekrar rükü’ eder, sonra tekrar secdeleri yapar, namazın sonunda da secde-i sehv yapar. Rükü’ya dönüp sonra tekrar secdeleri yapmazsa ve böylece namazı tamamlarsa namazı bozulmuş olur.
Yalnızca secdeleri veya bir secdeyi unutmuşsa, hatırladığı yerde hemen bunları iade eder; namazın sonunda da secde-i sehv yapar.
Son oturuşun bütün rükünlerden sonra olması farzdır.
Kıraat ile rükü’ arasında tertib farz değil, vâcibdir. Binaenaleyh birinci ve/veya ikinci rek’atlerde kıraati unutan, son iki rek’atte kazâ eder. Birinci ve/veya ikinci rek’atin rükü’unu ve secdelerini tekrarlamaz. Ama secde-i sehv yapar.
İki secde arasında tertibe riayet vâcibdir. İkinci secdeyi unutan kimse, bunu hatırladığı yerde yapar; sonra secde-i sehv yapar. Bir rekatin secdesini unutup, sonra gelen kıyam, rükü’ veya secdeden sonra hatırlarsa, o secdeyi kazâ eder ama secdeden önce yaptığı kıyam, rükü’ veya secdeleri tekrar yapmaz. Rükü’ veya ecde hâlinde iken evvelki rek’atin secdesini yapmadığını hatırlarsa, onun secdesini yapar. Ancak secdeyi hatırladığı rükü’ veya secdeleri tekrar yapıp yapmaması ihtilaflıdır. Hidâye’de tekrar etmek müstehabdır; Hâniye’de ise tekrar yapması lâzımdır denmiştir. Mutemed olan Hidâye’de geçendir.
(İbn Âbidîn, Namazın Farzları bahsinin sonu, Namazın Vâcibleri Bâbı, Secde-i Sehv Bâbı)

Sual:
Seferî imam, dört rek’atlik bir namazda unutup üçüncü rek’ate kalkarsa, ona uyan mukim nasıl hareket eder?

Cevap;
Eğer üçüncü ve dördüncü rek’atlerde imama uyarsa, namazı bozulur. Zira farz kılanın nâfile kılana uyması sahih değildir. Hayreddin Remlî der ki: "Misafir imam hataen veya kasden üçüncü rekâte kalkarsa, muktedi, imama uymaksızın kendi başına üçüncü ve dördüncü rek’atleri kılarsa sahih olur". (İbni Âbidîn, Salâtı Müsâfir bâbı)


Sual:
Teşehhüdü (Ettehiyatüyü) yanlışlıkla kıyamda fatihadan evvel veya sonra okuyana ne lâzım gelir?


Cevap;
Teşehhüdü fâtıhadan evvel okumuş ise bir şey lâzım gelmez, çünki Fâtihadan evveli senâ mahallidir. Ama Fâtihadan sonra okumuş ise esah kavle göre secde-i sehv lâzım gelir. Çünki burası sûre okunacak yerdir. Ettehiyatü okununca, vâcibi terk veya tehir etmeye sebep olur. (Fetâvâ-yı Hindiyye, Secde-i Sehv bâbı)


Sual:
Bir kimse son oturuşta teşehhüdden evvel yanlışlıkla fâtiha okusa ne lâzım gelir?

Cevap;
Teşehhüdden evvel yanlışlıkla kıraat etse (meselâ Fâtiha okusa), sonra teşehhüdü okusa, secde-i sehv lâzım olur. Teşehhüdden sonra Fâtiha okusa, son oturuş ise bir şey lâzım gelmez. İlk oturuş ise, secde-i sehv lâzım gelir. İlk oturuşta teşehhüdü bile iki defa okusa secde-i sehv lâzım olur. (Fetâvâ-yı Hindiyye, Secde-i Sehv bâbı)

Sual:
Bir kimse vatan-ı ikâmetten çıkıp sefer müddeti uzaklıkta olmayan bir şehre gelip bir gün kalsalar, buradan da sefer mesafesindeki bir yere gitmek üzere yola çıksalar ve yolda önceki vatan-ı ikâmete uğrasalar, yol boyunca namazları nasıl kılarlar?


Cevap;
Meselâ İstanbul’dan Bağdad’a ve Mekke-i mükerremeden Kûfe’ye 15 gün kalmak niyeti ile giden birer Hanefî, bu vatan-ı ikâmetlerinden çıkarak, Kasr denilen yere gelseler, her ikisi de Kasr’a giderken misafir olmaz. Çünki Kasr denilen yer, Bağdad ile Kûfe arasındadır. Her ikisinden iki günlük yol uzaktır. Kasr’da 15 gün kalmağa niyet ederlerse, Bağdad ve Kûfe, vatan-ı ikâmet olmaktan çıkar. Çünki Kasr şehri, yeni vatan-ı ikâmetleri olur. 15 gün sonra Kasr’dan Kûfe’ye gelseler, misafir olmazlar. Kûfe’den bir gün sonra çıkıp Bağdad’a gitseler, yolda Kasr’dan geçseler, yolda hep misafir olmazlar. Çünki, Kasr, ikisi için de vatan-ı ikâmet idi. İbni Âbidîn hazretleri bu misâli verdikten sonra diyor ki: “Kûfe’de meselâ bir gün kalırlar da sonra Bağdad'a müteveccihen yola çıkar ve Kasr’a uğramak isterlerse, Kasr’a kadar yolda namazlarını tamam kılarlar. Kasr’da ve Kasr’dan Bağdad'a kadar da tamam kılarlar. Çünkü Kasr onların vatan-ı ikâmeti olmuştur. (İbni Âbidîn, Bâbu Salâti’l-Müsâfir, I/556)


Sual:
Kabrin veya ölünün nakledilmesinin hükmü nedir?


Cevap;

İbni Âbidîn hazretleri cenâze bahsinin sonunda der ki: Definden evvel cenazeyi başka yere nakletmek bazılarına göre mutlak surette caizdir. Bir takımları sefer müddetinde aşağı bir yere nakledilebileceğini söylemiştir. İmam Muhammed bunu bir veya iki mil diye kayıtlamıştır. Çünki bir yerin kabristanı çok defa bu mesafeye ulaşır. Onun için fazlası mekruhtur. Nehr sahibi “Zâhir olan budur” demiştir. Definden sonra nakli ise mutlak surette caiz değildir. Bazı sonra gelen âlimlerin şâz takımının buna cevaz vermesine kulak asılmaz. Hazret-i Yakub ve Yusuf aleyhisselamın ecdadının yanında olsun diye Mısır’dan Şam’a nakledilmesi, bizden öncekilerin şeriatidir.

Nitekim bu hâdise Tevrat’ta anlatılmaktadır: Hazret-i Ya’kûb, Mısır’da vefat etmiş, vasıyeti üzerine oğlu Hazret-i Yûsuf babasının cenâzesini Kudüs yakınındaki Nur mağarasına -bugünki Halîl şehri- götürerek orada dedelerinin yanına defnetmiştir (Tekvin 49/29-33, 50/1-14). Hazret-i Yûsuf, vefat ettiğinde Mısır’da defnedilmiş, ancak dört yüz sene sonra Hazret-i Mûsâ İsrâiloğulları ile beraber Mısır’dan ayrılırken O’nun cenâzesini de vasıyeti üzerine yanlarında götürerek aynı yerde babasının yanında defnetmişti (Tekvin 50/24-26, Çıkış 13/19; Yeşu 24/32). Burada Hazret-i İbrâhîm, Hazret-i Sâre, Hazret-i İshak, Hazret-i Ya’kûb ve Hazret-i Yûsuf beraberce medfundur. Bu rivâyetin benzerini İbn Hibbân, Hazret-i Peygamber’den de nakletmektedir.

Bazı fakihler bu hâdiseyi delil alarak cenâzenin bulunduğu yerden başka yere nakledilmesine cevaz vermişlerdir. Bazıları ise bu nakillerin adı geçen peygamberlerin vasıyeti üzerine yapıldığını, peygamberlerin vasıyetine riâyet etmenin ise gerekli olduğunu söylemiştir. Fakihlerin ekserisi ise,  bunun eski şeriatlerde câiz olduğunu; Müslümanlar için de şeriat olması için şartların tamam bulunmadığını söylemiştir. Nitekim Hazret-i Peygamber’in “Katledilenleri öldükleri yerde defnediniz!” hadîsi bunu göstermektedir. Hazret-i Peygamber, Uhud harbi şehidlerinin şehid düştükleri yerde defnedilmesini, hatta cenâzelerini Medine getirmiş olanlara da geri götürmelerini emretmişti. Halbuki Medine-i münevvere kabristanı yakındı. Yine Şam’ın fethinde vefat eden Sahâbîler de burada –toplu olarak değil, şehid düştükleri ayrı ayrı yerlerde- defnedilmişlerdi. Hazret-i Âişe, kardeşi Abdurrahman, Medine’ye on iki mil kadar uzaklıktaki Hubşiyy’de (veya Habeşe) vefat ederek Medine’ye getirildiğinde, kabri başında “Allah’a yemin ederim ki, eğer ben öldüğün yerde bulunsaydım, seni öldüğün yere defnederdim” demişti.

Bununla beraber Sa’d ibni Ebî Vakkas ile Said bin Zeyd, Medine’ye dört mil mesâfedeki Akîk denilen yerde vefat etmişler; cenâzeleri Medine’ye getirilip burada defnedilmişti. Abdullah ibni Ömer de burada vefat etmiş ve kendisinin Seref’de defnolunmasını vasiyet etmişti. Cemel Vaka’sında şehid düşen Hazret-i Talha’nın cenâzesi Medine’ye naklolunmuş; Muaz bin Cebel de bizzat hanımının kabrini açarak cenâzesini nakletmişti. Hazret-i Osman, Mescid-i Nebevî’yi genişletirken buradaki kabirlerin Cennetü’l-Baki’ kabristanına naklini emretmişti. Hazret-i Muaviye’nin de mescidi genişletirken bu yolda hareket ettiği bilinmektedir. Bu iş Sahâbe’nin huzurunda cereyan etmiş ve hiçbiri karşı çıkmamıştı. Hatta Hazret-i Câbir, babasının cesedini bizzat kabrinden çıkarıp bir başka mevkiye naklettiğini haber vermektedir (Tecrid-i Sarih Tercümesi).

Yukarıda da geçtiği üzere Hanefîlere göre henüz defnedilmemiş bir cenâzenin, bulunduğu yerden uzağa nakli câizdir. Bazılarına göre sefer mesâfesinden yakına, bir görüşte de birkaç mil uzağa nakli câizdir. (İbn Âbidîn)

Mâlikîler bu konuda biraz daha geniş düşünmekte ve bir maslahat varsa cenâzenin definden önce de, sonra da başka bir yere nakline cevaz vermektedir. Buna göre cenâze, kabri sel sularının basmasından korkulduğu zaman veya bereketi umulan bir mekâna yahud da âilesinin kolayca ziyaret edebileceği bir mekâna, hürmeti gözetilmek şartıyla nakledilebilir. (Muhtasaru Halîl)

Defnedildikten sonra ise cenâzenin nakli veya yalnız kabrin açılması, bir zaruret olmadıkça câiz değildir. Ancak Abdullah ibni Übeyy, ölümünden sonra Hazret-i Peygamber’in emriyle kabrinden çıkarılmış, Hazret-i Peygamber O’na gömleğini giydirdikten sonra tekrar defnedilmişti. İslâm hukukçuları bundan, bir ihtiyaç ve bir maslahat olduğunda meyyitin definden sonra naklinin câiz olduğu hükmünü çıkarmışlardır.

Hanefî mezhebine göre, ölü yıkanmamışsa veya kıbleye karşı defnedilmemişse yahud başka bir ölüyü de gömmek için kabir sonradan açılamaz. Ancak defn esnasında kabirde kıymetli bir eşya kalmışsa, kefenin başka birisine âit olduğu sonradan anlaşılırsa ve o da satmaya yanaşmıyorsa, kabrin bulunduğu arâzinin başkasının mülkü olduğu anlaşılırsa veya kabrin bulunduğu yer şuf’a yoluyla alınmışsa, su baskınına veya ecnebi istilâsına maruz kalmışsa, düşmanın tacizinden veya soyguncunun kabri açacağından korkulursa, vahşi hayvanların açma tehlikesi varsa meyyitin mezarı açılıp başka yere nakledilebilir. Yine dar olan bir mescidi genişletmek veya yer darlığı sebebiyle bir başka ölü gömmek maksadıyla, artık kemikleri tamamen çürümüş olan bir meyyitin mezarı açılabilir. Kemiklerin çürüyüp çürümediği konusunda o beldede süregelen âdete nazaran zan kâfidir; bir şüphe olursa ehlihibreye mürâcaat edilebilir. Ayrıca bir nizâ sebebiyle, sözgelişi meyyitin cinsiyeti hakkında bir şüphe varsa, bilirkişi (kâif) incelemesi için mezar açılabilir. Yine gebe bir kadının çocuğunun canlı olduğu hakkında bir şüphe varsa mezar açılarak meyyitenin karnı yarılıp çocuk çıkarılır. (İbn Âbidîn) Hazret-i Yusuf’un cenazesinin nakli bizden öncekilerin şeriatidir. Bizden öncekilerin şeraiti neshedilmedikçe bizim de şeriatimizidir ama burada meyyitin öldüğü yere defnolunması hakkında sünnet vâki olmuştur. Önceki şeriatlere uyulamaz.

Şâfiî mezhebi bütün bunlara ilâveten, meyyit yıkanmadan veya kefenlenmeden veya kıbleden başka yere müteveccihen defnedilmişse, ya da vasiyet etmişse cenâzenin nakledilebileceğini söylerler. (Tuhfetü’l-Muhtac, Şirvânî Hâşiyesi)

Mâlikî mezhebi de, bir maslahat varsa defnedildikten sonra ölünün bir yerden bir başka yere naklini câiz görür. (Muhtasaru Hâlîl)

Hanbelî mezhebi, definden sonra cenâzenin nakli hususunda en geniş görüşlere sahip mezhebdir. Ancak bunlar, ölünün defnedildikten sonra, gömüldüğü yerden daha hayırlı bir yere veya iyi bir kimseye yakın gömülmek için nakledilebileceği hükmünden şehidlerin müstesnâ olduğunu söylerler. (İbn Kudâme, el-Muğnî)



Sual:
Seferîlikte bir yere giriş ve çıkış günleri ikamet müddetinden sayılır mı?

Cevap;
Hanefî mezhebinde sefer müddeti uzaklığa (104 km) giden bir kimse, gittiği yerde 15 günden az kalırsa misafir sayılır ve 4 rek’atlik namazlarını kasreder. İbni Âbidin hazretleri misafirin namazı bahsinde, “Yarım aydan bir saat bile az olursa seferî olur” buyurmaktadır. Buradan anlaşılan giriş ve çıkış günleri ikamet müddetinden sayılmamaktadır. Şer’î gün güneşin batmasıyla başlar, güneşin batmasıyla sona erer. İkamet için fıkıh kitapları tam 15 gün aramaktadır. Dolayısıyla seferî olmak niyetiyle gittiği yere vardığı gün güneş batana kadar hesaba katılmaz. Güneş batmadan önce dönmek üzere hareket ederse, önceki günün güneş batışından itibaren hesaba katılmaz. 14 gün kalırsa ve 15. gün güneş batmadan evvel oradan ayrılırsa seferîdir. Baştan sefer niyetiyle çıkıp, 15 günden fazla kalsa ve bugün çıkarım, yarın çıkarım diye aylarca kalsa hep seferîdir. Ama baştan sefer mesafesi bir yere gidip orada giriş-çıkış günleri hariç 15 gün kalmaya niyet etmişse, yolda namazları kasreder, ama orada tam kılar. Meselâ Pazartesi öğlen üzeri bir şehre girerse, ikamet müddeti akşam güneş batışından itibaren hesab edilir. Pazartesi güneş batana kadar giriş günü olup hesaba katılmaz. İki hafta sonraki Salı günü (üçüncü Salı) güneş batmadan evvel hareket ederse, seferî sayılır. Salı günü güneş battıktan sonra hareket ederse, mukim sayılır. Çünki artık Çarşamba başlamıştır ve 15 gün dolmuştur.
Mâlikî ve Şâfiî mezheblerinde de, sefer mesafesinde (üç günlük yol=80 km) gittiği yerde seferî olup 4 rek’atlik namazları 2 rek’at kılmak için giriş-çıkış günleri hariç 3 gün kalması lâzımdır. 4 gün kalmaya niyet etmiş ise mukim sayılır.
Mâlikî mezhebinde bu zaman zarfında kendisine 20 vakit namazın farz olmaması da lâzımdır. Zaten 4 gün kalmak, 20 vakit namazın kendisine farz olması demektir. Ancak bazen 20 vakit namaz farz olur ama tam 4 gün kalmaz; yahud da tam 4 gün kalır ama 20 vakit namaz farz olmaz. Nitekim Pazartesi ikindiden evvel, ama henüz öğleyi kılmadan girse, Cuma günü sabah namazını kıldıktan sonra çıkmaya niyet etmiş ise, seferîdir. Her ne kadar bu beldede kendisine 20 vakit namaz farz olmuşsa da, 4 tam gün kalmamıştır. 3 gün kalmıştır. Cumartesi sabah namazından evvel bir beldeye girmişse, Çarşamba günü yatsı vakti girdikten ama yatsı namazını kılmadan çıkmaya niyetlenmişse, burada 4 tam gün kalmış olmakla beraber, kendisine 20 vakit namaz farz olmamıştır.
Giriş ve çıkış günleri ikamet müddetinden sayılmaz. Çünki bunlar eşyalarını yerleştirme ve yükleme hazırlıkları içindir. Mâlikî mezhebinde fecrden evvel girmişse o gün fecre kadar, fecrden sonra girmişse, o gün ertesi fecre kadar hesaba katılmaz.
Pazartesi fecrden (sabah namazı vaktinin başlamasından) sonra girmişse, Cuma güneş battıktan sonra çıkmaya niyet etmişse seferîdir. Çünki Salı gününün fecrine kadar giriş günüdür. Hesaba katılmaz. Salı, Çarşamba ve Perşembe (üç gün) ikamet günleridir. Cuma günü fecrden Cumartesi günü fecre kadar çıkış günüdür. Hesaba katılmaz. Ama Cumartesi fecrden sonra çıkmaya niyet etmiş olsaydı, tam 4 gün kalmış olduğundan mukim sayılırdı, seferî olmazdı.
Cumartesi günü zeval (öğle) vaktinde girse, Perşembe zeval vaktinde çıkmak niyetinde olsa, mukimdir, namazları tam kılar. Cumartesi zeval vaktinden Pazar fecr vaktine kadar giriş günüdür, ikametten sayılmaz. Perşembe zevalden evvel çıkmak niyetiyle girse idi, seferî sayılırdı. Çünki Çarşamba zeval ile Perşembe fecr arası çıkış günüdür. Tam üç gün kalmış olur.
Salı fecrden evvel (yatsı vakti çıkmadan) girmişse, Cuma günü güneş battıktan sonra çıkmaya niyet etmişse, seferîdir. Pazartesi fecrden Salı fecre kadar giriş günüdür, hesaba dâhil edilmez. Cuma fecrden itibaren de çıkış günüdür. Hesaba katılmaz. Binaenaleyh Salı, Çarşamba ve Perşembe olmak üzere üç gün kalmış ve kendisine 18 vakit namaz farz olmuştur. Akşamı kılsa bile 19 vakit eder. Yatsı vakti girdikten, ama yatsıyı kılmadan çıkmaya niyetli olsa yine seferîdir. Yatsıyı kılmaya veya yatsı vakti çıkmaya niyetli ise hem dört gün kalmış hem de 20 vakit namaz üzerine farz olmuş olur. Seferîdir.
Dört gün dört gece kalmışsa, mukimdir. Dört gün üç gece kalmışsa veya üç gün dört gece kalmışsa seferîdir. Namazları kasredebilir ve cem edebilir.
Bu günler için Şâfiî mezhebinde ikamet yerine girdiği andan itibaren takriben 24 saat olarak itibar edilir. İkindi vaktinde girmişse, ertesi gün ikindi vaktine kadar giriş günüdür. Sonraki üç gün ikindi vaktinden ikindi vaktine hesab edilir. Dördüncü gün ikindi vaktinden itibaren sonraki günün ikindi vaktine kadar çıkış günüdür. Sonraki günün ikindi vaktinden sonraya kalırsa, dört tam gün kalmış olur ve seferî sayılmaz. Mestlerin hükmü gibidir.
(Mevâhibü’l-Celîl; Muğni’l-Muhtâc; el-Fıkhu ale’l-Mezâhibi’l-Erbaa)

Sual:
İlmihallerde diyor ki: “Mukim, eda ederken ve kaza ederken de, misafire uyabilir. Misafir, dört rek’atli olan farzları edâ ederken, mukime uyabilir. Yetişemediği rek’at olursa, imam selâm verdikten sonra dörde tamamlar. Çünki mukim imama vakit içinde uyan misafirin namazı değişerek, imamın namazı gibi dört rek’at olur. Kazayı iki rek’at kılması lâzım olduğundan, mukim imama uyamaz. Çünki oturması ve okuması farz olan, nâfile olana uymuş olur”. Bu son cümleden ne anlaşılması gerekir?


Cevap;
Mukim ile misafir birbirine imam olabilir. Mukim imam olursa, misafir o namazı dört rek’at olarak kılar. Misafir imam olursa, mukim kalkıp o namazı dörde tamamlar.  Ancak mukim ve misafirin dört rek’atlik aynı namazı kazaya kalırsa ve cemaatle kılmak isteseler, misafir mukime uyamaz. Vakit çıktığı için misafirin o namazı üzerine iki rek’at olarak farz olmuştur. Mukim imam olursa, ilk oturuş ve son iki rek’atte kıraat imama farz değildir. Nâfileden kasıt budur. Halbuki ilk oturuş ve son iki rek’atte kıraat misafir için farzdır. Çünki bu namazın ilk iki rek’ati farz, sonraki iki rek’ati nâfiledir. Kazaya kalmış namazlarda misafirin namazı değişerek imamın namazı gibi olmaz. Çünki değişme sebebi olan vakit çıkmıştır. (İbni Âbidin, Misafirin Namazı bâbı)


Sual:
Eskiden kazâya kalmış namazlar tertibi düşürür mü?

Cevap;
Bir kimsenin bir namazı kazâya kalsa, bunu kılmadan sonraki vaktin namazını kılamaz. Altı vakte kadar böyledir. Unutarak kılmak veya vaktin çıkması korkusu özürdür. Kazâya kalan namazlar altı vakti bulunca tertib düşer. Bu kimse o vaktin namazını kılabilir. Ancak kazâya kalan namazları kazâ etmedikçe günahı artar. Ancak eskiden kazâya kalmış namazların tertibi düşürüp düşürmeyeceği ihtilaflıdır. Kazâya kalmış namazlar iki nevidir: Fevâit-i Kadîme (Eskiden kazâya kalmış namazlar) ve Fevâit-i Hâdise (Yeni kazâya kalmış namazlar). Mesela bir kimse bir ay namazını terk edip bunları kazâ etmeden tekrar namaza başlasa, bu arada bir vakit namazı terk etmiş olsa, o yeni kazâya kalmış namazı hatırladığı halde, vaktin namazını kılarsa, bazı âlimlere göre câiz olmaz; bazı âlimlere göre câiz olur. Fetvâ da ikinci kavil üzerinedir (Fetâvâ-yı Hindiyye, Kazâ Namazları bahsi).

Sual:
Farz namazın ilki iki rek’atinde kıraati unutan kimse ne yapar?

Cevap;
Kıraat namazın farzlarındandır. Farz namazların iki rek’atinde kıraat farzdır. İmam Züfer’e göre sadece bir rek’atte, Mâlikî mezhebine göre ekseri rek’atlerde, Şâfiî mezhebine göre bütün rek’atlerinde kıraat farzdır. Nafile ve vitrin bütün rek’atlerinde kıraat farzdır. Kıraati, farz namazın iki rek’atinde etmek vâcibdir. Bunu unutan son iki rek’atte kazâ ve sonra secde-i sehv eder. Namazın iki, üç veya dört olması fark etmez. Bir kimse namazda hiç bir rek’atte kıraat etmese veya yalnız bir rek’atte kıraat etmiş bulunsa, o kimsenin namazı fesada gider. (Fetâvâ-yı Hindiyye, Namazın Farzları)

Sual:
Dört rek’atlik nafile namazlarda ilk oturuşu terk etmenin hükmü hedir?

Cevap;

İbni Abidin hazretleri vitir ve nafileler bahsinin sonunda diyor ki: Nâfilelerde son oturuş farzdır. Dört rek’atlik nâfilelerde de ilk oturuş son oturuş hükmündedir. Binaenaleyh ilk oturuşun terk edilmesi ile namaz bozulur. Nitekim İmam Muhammed'in kavli bu olduğu gibi kıyas da budur. Lâkin Şeyhayn'a, yani İmam Ebu Hanife ve Ebu Yusuf’a göre oturmadan üçüncü rek’ata kalkınca bu namaz farza benzeyen bütün bir namaz olmuş; farz oturuş, son oturuş olmuştur ki, istihsan da budur.

İbni Âbidin hazretleri bu bâbın başında da ilk oturuş hususunda İmam Muhammed'in kavlinin sahih kabul edildiğini söylüyor. Yani terki namazı bozar.

Fetâvâ-yı Hindiyye’nin nâfileler bahsinde de diyor ki: Bir kimse dört rek’atlik nâfile bir namazda, ilk oturuşta oturmayıp kalkarsa, İmam Muhammed’e göre geri dönüp oturur. İmam Ebu Hanife ve Ebu Yusuf’a göre dönüp oturmaz, sehiv secdesi yapar. Tatarhâniye'de Attâbiye'den naklen «Sahih olan dönmemesidir» denilmiştir.

Bu hüküm, dört rek'at kılmaya niyet edildiği zamandır. Eğer dört rek'ate değil de iki rek’at kılmaya niyet edilmiş ve üçüncü rek'ate oturulmadan kalkılmış ise, üç imama göre de geri dönüp oturulur. Şayet, dönülmezse, namaz fâsid olur.



Sual:
Namaz kılarken yanılarak tehiyyattan evvel euzü besmele çekmenin hükmü nedir?

Cevap;
Tahiyyatı ka’denin başında okumak vâcibdir. Şayet bir âyet veya dua kıraatinden sonra okunsa, vâcib mahallinden tehir edilmiş olacağından sehiv secdesi lâzım gelir. (Nimet-i İslâm)

Sual:
Mâlikî mezhebini taklit eden bir Hanefî, zaruret halinde öğle namazını İmam Ebu Hanife hazretlerinin kavline göre asr-ı sâni vaktine kadar mı kılmalı, yoksa Hanbelî mezhebine göre mukimken öğle ve ikindiyi cem mi etmelidir?

Cevap;
Her ikisi de câizdir. Ancak cem edecekse Hanbelî mezhebinin şartlarına uyar. Bu da kolay değildir. O halde  Hanefî mezhebinin asr-ı sani ihtilafından istifade etmesi daha iyi olur.

Sual:
Amerika’da şu an yaklaşık 4 haftadan beri, Afrika’daki hâdiseler başladığından beri, Cuma namazlarının ikinci rek’atlarında rükü’dan kalktıktan sonra secdeye gitmeden Arabi olarak, ama Kur'an-ı kerimde olmayan dualar okuyorlar. Buna ilk başlarken de bu yaptıklarının Peygamber Efendimizin sünneti olduğunu söylemişlerdi. Namazda Kur'an-ı kerimden başka veya bildirilen dualar ve salavatlardan başka bir kelâmın namazı bozacağını biliyorum. O halde bu şekilde dua yapan imamın arkasında Cuma namazı kılmaya devam etmek uygun olur mu?

Cevap;
Doğrudur. Müslümanların başına bir belâ geldiği zaman kunut duası okumak sünnettir. İbni Abidin vitr bahsinde der ki: “Hanefî mezhebinde vitrden başka namazda kunut okunmaz, Yalnız bir büyük musibetten dolayı imam âşikâre okunan namazlarda kunutu okur. Bazıları bütün namazlarda okuyacağını söylemişlerdir. Eşbah'da bildirdiğine göre vebâ hastalığı en büyük musibetlerden biridir. Böyle bir musibet zamanında imam âşikâre okunan namazlarda kunutu okur. Tahavî diyor ki: Bize göre sabah namazında kunut okunmaması musibet olmadığı zamanlardadır. Bir fitne veya musibet gelirse bunu okumakta beis yoktur. Bunu Rasûlüllah aleyhisselâm yapmıştır. Sabah namazında kunut okunması Hanefîlere göre nesholunmuştur. Ama musibet zamanında okunması bunun dışındadır. Bu kunut, rüküdan sonra okunur. Doğrusu budur. Önce yapılır diyen de olmuştur”. Bu sebeple Cumaya gitmemek ayrıca günah olur. Nitekim musibet olmasa bile sabah namazında Şâfiîler kunut okur. Bunlara uyan Hanefî’nin ellerini kaldırmadan bekleyeceği fıkıh kitaplarında yazılıdır.

Sual:
Hiç kazâsı olmayan kimsenin kazâ namazı kılması câiz midir?

Cevap;

Kazâya namazı kalan kimse, bunlar birkaç tane ise hemen kazâ eder. Kazâları çok ise, nafaka kazanmak ve istirahat için geçirdiği zamanlardan arta kalan zamanlarda fırsat buldukça her kazâ kılar; hem de nâfile namazların yerine kazâ kılar. Kazâları bitince, tekrar nâfile kılabilir. Kazâya devam da edebilir.

Fetâvâ-yı Hindiyye’de kazâ namazları bahsinde diyor ki: Attâbiyye'de Ebû Nasr'dan rivayeten : «Hiç bir vakit namazını geçirmemiş olan bir kimse, ihtiyatlı olmayı dileyerek, ömrünün bütün namazlarını kazâ ederse, eğer bunu, namazlarındaki noksanlık ve kerahetten dolayı yapmışsa, yaptığı güzel bir iş olur. Bu sebeplerden dolayı yapmıyorsa namazından şüphe etmiş olur ki bu doğru değildir. Bu kazâları, sabah ve ikindi namazlarından sonra kılmamalıdır. Çünki bu vakitlerden sonra nâfile namaz kılınmaz. Büyüklerin pek çoğu fesada gitmiş olması şüphesi ile namazlarını kazâ etmişlerdir.» Muzmarat'ta da böyledir. Böyle yapan bir kimse, bütün rek'atlerde Fâtihâ ve sûre okur. Zahıriyye'de de böyledir.

Vitri ve akşam namazını da kazâ eder. Ancak bunları dört rek’at kılar. Çünki üç rek’atlik nâfile olmaz. Hazret-i Peygamber buteyrayı, yani tek rek’atlik nâfileyi men etmiştir. Tahrimen mekruhtur. İbni Âbidin “İmam-ı Azam Ebu Hanife’den nakledilen ömrü boyunca kıldığı namazları kazâ etmiştir sözü sahih ise, akşam ile vitri dört kılmıştır deriz” diyor (Vitr ve Nevâfil Bâbı, I/489-490, Türkçe tercemesi III/76)).

Şöyle ki: Vitri üç rek'at kılar; kunut yapar ve teşehhüd miktarı oturduktan sonra kalkıp bir rek'at daha kılar. Bu durumda,  kazâya kalmış vitri varsa, onu kılmış olur; yoksa kıldığı bu namaz nafile olur. Ve bu kimsenin, nafile bir namazda kunut duası okumuş olması hiç "bir zarar vermez. Akşamda da böyle yapar; üçüncü ve dördüncü rek’atlerde sure okur. Cuma günü zuhr-i âhir kılan da eğer kazâsı yoksa son iki rek’atte sure okumalıdır. Sünnet namazlarda her rek’atte sure okumak şarttır. Farzlarda şart değil ise de okumanın mahzuru yoktur.

Namazı şartlarına uygun olarak kılanın namazı sahihtir. Vesveseye lüzum yoktur. Namazın şartlarından birinin eksik olduğunu sonradan anlaşılırsa, bu namazı iade müstehabdır. Vâcib, sünnet ve müstehablardaki eksiklik yahud kerahetle kılma hâlinde de böyledir. Farz ve vâciblerdeki eksiklik kasıtlı ise her zaman iade vacibdir. İlk kıldığı sahih ise, bu kıldığı nâfile olur. İlk kıldığında bozukluk varsa, bu onun yerine geçer. Üç rek’atlik farz kazâsına bir rek’at daha eklemek mahzurlu değildir. Bid’at ile vâcib olmasında tereddüd edilen şey terk edilmez. Tatarhâniyye’de seleften birçokları bozulma şüphesiyle namazlarını kazâ etmiş; ama sabah ve ikindiden sonra bunu yapmadıkları gibi akşam ve vitri de üç oturuşla dört rek’at kılmışlardır. (İbni Âbidin, Vitr ve Nevâfil Bâbı).

Kazâsı olan kimsenin, akşam ve yatsının son sünnetinde üç rek’atlik kazâ kılması mahzurlu değildir. Çünki sünnet olan o mahalde vaktin farzından başka bir namaz daha kılmaktır. Kazâ namazı, vaktin farzından başka bir namazdır. Kazâ kılınca bu sünnet yerine getirilmiş olur. Ama sevabı elbette kazâsı olmayandan daha aşağıdır. Kazâsı olanın kazâ kılması, nâfile kılmasından evlâdır.  Ancak beş vaktin sünnetleri ile duhâ gibi namazlar böyle değildir. Kazâsı olan bunları ayrıca kılabilir. Evlâ olan budur. Yerine kazâ kılsa da olur. Ancak bu söylenenler özürle kazâya kalmış namazlar içindir. Özürsüz kazâya namazı kalan kimse nâfile kılarsa sevab alamaz.

Akşam namazını kılmış olan bir kimse imama uyarsa, imam sağa selâm verince kalkıp bir rek’at daha kılar. Bu namazı sahih olursa da, imama muhalefet ettiği için mekruh işlemiş olur. Bu kimsenin ikamet getirilirken bile olsa o mescidden çıkması gerekir. Çünki ya imama uyacak, ya da namaz kılmadan duracaktır. Namaz kılmadan durmanın keraheti, imama uymaktan daha fazladır. (İbni Âbidin, İdrâk-i Farîza (Farza yetişme) bâbı)



Sual:
Kavmede ve celsede durmanın azami mikdarı ne kadardır?

Cevap;
Kavme ve celsede, yani rükü’dan doğrulunca ve iki secde arasında bütün azaların sükûnet bulmasından sonra bir tesbih mikdarı durmak lâzımdır. Bu vâcibdir. Hanefî mezhebine göre kavmede rabbenâ lekel-hamd denir, celsede ise bir şey söylenmez. Bundan sonra sadece bir subhanallah daha diyecek kadar durmaya izin bulunmaktadır. Bundan sonrası mekruhtur. Hatta bazı âlimler secde-i sehv gerekeceğini söylemiştir.  (İbni Âbidin, Namazın Vâcibleri.) Hanbelî mezhebinde ayrıca her ikisinde de söylenecek tesbihler vardır. Okunacağını gösteren deliller Hanefî’de nâfile namaza hamledilmiştir. Celsede Allahümmeğfirli dense de mekruh olmaz. Hatta mendub olur. Şâfiîler de bunları söylemeyi yalnız kılana veya söylenmesi kendilerine ağır gelmeyecek cemaate hamletmiştir. (İbni Âbidîn, Namazın Âdâbı.)

Sual:
Namazdaki birisi namazda olmayan birisinin sözüne cevap verirse namaz bozulur mu?

Cevap;
Namaz kılarken namazda olmayan birisinin sözüne cevap vermek namazı bozar. Selâm verenin selâmını almak, aksırana yerhamükallah demek böyledir. Allahü teâlâ’nın ismi anılır da celle celâlühü, Hazret-i Peygamber’in ismi söylenir de aleyhisselâm, bir musibet işitir de innâ lillahi ve innâ ileyhi râciûn, Kur’an-ı kerim okunur da sadakallahü’l-azîm derse bozulur. Namazda olmayanın okuduğu Fâtiha’ya âmin demek ihtilaflıdır. Bazı âlimlere göre namazdaki birisi, namazda olmayanın duasına âmin derse, İmam Ebu Hanîfe ile İmam Muhammed’e göre namazı bozulur. İmam Ebu Yusuf’a göre bozulmaz. Müteahhirîn ulemâsı bozulacağını tercih etmiştir. (İbni Âbidîn, Namazı Bozan Şeyler).

Sual:
Namazdaki birisi başkasının sözüyle rükü ve secdeye gitse, hareket etse, namazı bozulur mu?

Cevap;

Büyük bir mescide müezzin tekbirleri yüksek sesle alıyorsa, o sırada içeri giren birisi imamın rükü’ya eğildiğini görüp müezzine tekbir almasını söylese, müezzin de bu adamın sözüyle tekbir alırsa namazı bozulur. Bozulmaz diyenler de vardır. Mutemed kavil bozulmamasıdır. (İbni Âbidîn, Namazı Bozan Şeyler). Kınye’deki malumata nazaran, yalnız kılan birisine ileriye gitmesi söylenir de o da emre uyarak ilerlerse namazı bozulur. Saftaki boşluğa bir adam girer de namaz kılan kimse ilerleyecek ona yeri genişletirse namazı bozulur. Bu hükmün gerekçesi Allah’ın emrinden başkasına uymuş olmasıdır. Tahtâvî ise dinin emrine uyarak yaptı ise bozulmaz; içeri girenin emri ile yaptı ve onun hatırını kollayarak dinin emrini hatırlamadı ise bozulur diyerek iki hâli ayırmıştır. (İbni Âbidîn, İmamet Bahsi).



Sual:
Meyyit ( ölü ) yıkanırken nasıl yatırılması gerekir?

Cevap;
Hasta sekerat hâlinde (ölmek üzere) iken ima ile namaz kılıyor gibi yüzü ve ayakları kıbleye gelecek şekilde yatırılır. Ölüm tahakkuk ettikten sonra soymak üzere sedire ve yıkanmak üzere teneşire yatırıldığında bazıları aynı şekilde yatırılır; bazıları ise kabirdeki gibi sağ tarafı kıbleye gelecek şekilde yatırılır demiştir. Bazıları ise nasıl mümkün ve kolay ise o şekilde yatırılır demiştir. Esah kavil de budur. (İbni Âbidîn, Cenâze; Fetâvâ-yı Hindiyye, Cenâze).

Sual:
Avret yerinin yalnız iken de örtülmesi gerekir mi?

Cevap;
Avret yerini örtmenin farz olması namaz içine ve dışına şâmildir. Namaz dışında halk huzurunda örtünmek bilittifak farzdır. Tenha yerde ise sahih kavle göre farzdır. Ancak sahih bir maksaddan dolayı açmak câizdir. Sahih bir maksaddan dolayı avret yerini açmak helâya oturmak ve taharetlenmek gibi yerlerde olur. Yalnız başına yıkanmak için soyunmak hususunda birtakım kaviller vardır. Bazılarına göre yıkanmak için çıplak kalmak mekruhtur. Bazılarına göre inşallah ma'zurdur. Bir kavle göre beis yoktur. Diğer bir kavle göre az müddet de olursa câizdir. Başka bir kavle göre küçük hamam odasında câizdir. Küçük hamam odası ellerini iki yana açtığı zaman duvara değen odadan küçük odadır.
Namaz dışında tenhada örtmesi icap eden yerden murad mahremlerinin bakması câiz olmayan göbek ve dizlerin arası ile karın ve sırtıdır. Kadına evinde yalnız iken başını açmaya ruhsat verilmiştir. Onun için evlâ olan, mahremlerinin yanında ince ve altındakini belli eden bir başörtüsü sarmaktır.  (İbni Âbidîn, Namazın Şartları).

Sual:
Ezan okunurken dinleyen kimseye selâm verilir mi?

Cevap;
Ezanı işiten kimsenin derhal mahallesindeki mescide giderek cemaate iştirak etmesi lâzımdır. Dil ile icabet etmesi (yani ezan kelimelerini tekrar etmesi ve aralarında söylenmesi sünnet olan zikrleri söylemesi) kâfi değildir. Vakit varsa dil ile icabet eder. Sonra yürüyerek mescide gider. Ancak cemaate gitmekten alıkoyan bir özür varsa dil ile icabet eder. “Müezzini işittiğiniz vakit siz de onun dediği gibi deyin! Sonra bana salâvat getirin!” hadîs-i şeriftir. Mescidin içinde ise zaten ezana icabet etmiş sayılacağından dil ile icabet etmesi gerekmez. Ederse de zararı yoktur. Bahr’de bildirildiği üzere ezanı işiten kimsenin konuşmaması, ezan ve ikamet hâlinde bir şeyle meşgul olmaması, selâm dahi alıp vermemesi gerekir. Bunların hepsi ezanın nazmını bozar. Ezan okuyana selâm vermek meşru olmadığı gibi, almak da vâcib değildir.  Müezzin nefeslendiği sırada selâmı alabilir ise de, bunu da yapmamak iyidir. (İbni Âbidin, Ezan bahsi)

Sual:
Cuma günü ezan okunduktan sonra alış-veriş yapmak mekruh olduğuna göre, Cuma namazı ile mükellef olmayanlara da alış-veriş yapmak mekruh mudur?

Cevap;
Cuma günü iç ezan okunduktan sonra imam Cuma'nın farzında selâm verene kadar işiyle meşgul olmak veya alış-veriş yapmak Cuma ile mükellef olanlara tahrîmen mekrûh olur. Nitekim kadınlar, Cuma ile mükellef olmadıklarından onlara mekruh değildir. (Ni’met-i İslâm, Tefsir-i Kurtubî)


Sual:
Cenaze namazında selâm verdikten sonra eller aynı anda mı indirilecektir?

Cevap;
Cenâze namazında dördüncü tekbir söylendikten sonra sağa, sonra sola selâm verilir. Kitaplarda ellerin ne zaman indirileceği açıkça bildirilmiyor. Ancak eskilerden bazısı sağa selâm verdikten sonra sağ eli, sola selâm verdikten sonra da sağ eli indirirlerdi. Molla Hüsrev’in Dürer kitabında, kıyam bahsinde diyor ki: “İki ellerini, rükûdan kalkdığı zaman salıverir. Yine Bayram Namazının tekbirleri arasında, iki ellerini salıverir. Sözün kısası, zikri mesnûn (zikr sünnet) olan her kıyamda iki ellerini bağlar. Böyle olmayan her kıyamda da ellerini salıverir”. Bundan anlaşılıyor ki, cenâze namazında, sağa selâm verince, mesnûn (sünnet olan) bir zikr kalmadığı için, iki eli birden indirmek en doğrusudur.

Sual:
Fıkıh kitaplarında diyor ki: “Göz sinirlerinin çapraz istikameti arasındaki açıklık, Kâ’beye rastlarsa, Hanefî ve Mâlikî mezheblerinde nemâz sahîh olur. Bu zâviye takrîben 45 derecedir.” O halde namaz kılan, kıble cihetinin 22,5 derece sağ ve soluna dönmüş olsa, namazı sahih olur mu?

Cevap;

Molla Hüsrev, Gurer ve Dürer’de diyor ki: Namazın farzlarından birisi de Mekke halkı dışındakiler için Kâ’be’nin cihetine dönmektir. Kâ’be’nin yönü namaz kılanın alnından çıkan hattın iki dik köşe meydana gelecek şekilde Kâ’be’ye doğru uzanan hatta ulaşmasıdır. Kâ’be namaz kılanın dimağında (beyninde) kavuşan iki hattın arasında kalsın ki bu iki hat üçgenin iki kenarı gibi namaz kılanın iki gözünden çıkmıştır. Bundan anlaşılır ki, namaz kılan, Kâ'be'nin kendisine yönelmekten kaysa, bu kayma (veya sapma) ile Kâ’be’ye dönüş tamamen yok olmazsa, namaz câiz olur. Nitekim Zâhiriyye'nin şu sözü bunu teyid eder: «Şayet namaz kılan, soluna yönelmiş olsa veya sağına yönelmiş olsa, namaz câiz olur. Çünki insanın yüzü kavislidir. Sağına ve soluna yöneldiğinde iki yanları Kıbleye doğru olur.»
İbni Âbidîn’de de benzer şekilde anlatılıyor. Kâbe’ye dönmek ya tahkikî (gerçekten), ya da takribî olur. Gerçekten dönmek alnının ortasından dik çıkan bir hattın Kâbe’ye dik şekilde ulaşması demektir. Bu ise zordur. Takribî dönüşün mânâsı ise, yüzün bir kısmı Kâbe'ye dönük kalmak şartiyle biraz Kâbe'den ayrılıp yana dönmektir. Yakın bir mesafede karşı karşıya durmak, sağdan veya soldan münasip bir şekilde azıcık yer değiştirmekle kaybolur. Ama uzak mesafede ise ancak çok yer değiştirmekle kaybolur. Meselâ, bir insan diğer bir insanla bir metre mesafede karşı karşıya dursalar, bu karşılaşma birinin bir metre sağa kaymasıyla ortadan kalkar. Bir mil yahud bir fersah mesafede karşı karşıya dururlarsa ancak yüz metre veya ona yakın sağa kaymakla yok olur.  Mekke’den uzak beldelerde, Kâbe'nin bulunduğu yerden fersahlarca sağa veya sola dönen kimse, hâlâ Kâbe’ye dönmüş sayılır. Bundan anlaşılır ki Kâbe'nin ciheti gözden tamamen kayıp olmayacak şekilde biraz yana düşerse câizdir. Çünkü insanın yüzü yuvarlaktır. Sağa veya sola kaymakla bir tarafı kıbleye karşı kalır.
Netice itibariyle kıble istikameti, şayet dimağda birbirlerine dik olacak şekilde musallinin gözlerinden çıkan iki hattın arasında kalırsa, namaz sahih olur. Bu da göz sinirlerinin çapraz istikametindeki açıklık demektir ve takrîben 45 derecedir. Yani kıble istikametinden 44 derece sağa veya sola sapan bir kişinin namazı sahihtir. Nitekim bir kimse kıbleyi araştırıp da, hiçbir tarafa gönlü yatmazsa, bazı âlimler o namazı dört tarafa doğru birer defa kılacağını söylemiştir. Bundan anlaşılıyor ki, kıbleden sapmaya müsamaha edilen mikdar 45 derecedir.
Mamafih bu mikdar dakik değildir. Nitekim yukarıdaki Fetâvâ’z-Zâhiriyye’den alınan “Kâbe'nin ciheti gözden tamamen kayıp olmayacak şekilde biraz yana düşerse câizdir” ibaresine göre, biraz daha fazla dönülse bile, kıbleye dönülmüş sayılır. Zaten Kur’an-ı kerîmde “Yüzünü Mescid-i Haram’a çevir!” emrinden de bu anlaşılmaktadır.
Şekildeki musallî, kıble istikametinden farklı bir istikamete dönmüştür. Sol gözünden çıkan Hat-I ve sağ gözünden çıkan Hat-II dimağda birbirlerine diktir. Kıble istikameti bu iki hat arasında kaldığından namaz sahihtir.



Sual:
Elbisenin veya vücudun bir yerine necâset gelse, bu yeri bulamasa, zannettiği yeri yıkasa, namazdan sonra necâset meydana çıksa, namazı iâde eder mi?

Cevap;
İbni Âbidin’de diyor ki:  Elbisenin veya bedenin bir yerine pislik bulaşıp da neresi olduğunu unutan kimsenin araştırmadan bile olsa elbisenin bir tarafını yıkaması onu temizler. Muhtar olan kavil budur. Sonradan pisliğin başka yere bulaştığı anlaşılsa tekrar yıkar mı yıkamaz mı? «Hulâsa»da evet yıkar, denilmiş; Zahiriyye’de ise muhtar kavle göre içinde bulunduğu namazdan başka hiç bir şeyin tekrarı lâzım gelmeyeceği bildirmiştir. Muhtar olan sadece içinde bulunduğu namazı kazâ etmektir. (Cilt: 1, Sayfa: 557).
Dürrü’l-Muhtar’ın Tahtavî hâşiyesinde de şöyle diyor: Kendinde bir mahalle necâset isabet edip o mahalli unuttuğu elbise veya bedenin bir tarafını yıkamakla muhtar kavle göre tâhir olur. Bir tarafını yıkadıktan sonra necâsetin başka bir tarafta olduğu anlaşılsa o halde kıldığı namazı iade eder mi? Hülâsa’daki kavle göre eder. Zahiriyye’de beyan olundu ki, muhtar olan ancak necasetin ortaya çıktığı zamanki namazı iade eder. (Cilt: 1, sayfa: 310).
Halebî-i Sagîr’de diyor ki: Elbisenin bir tarafı necâsetlense ve orayı unutsa ve araştırıp veya araştırmadan bir tarafını yıkasa, burası temiz olur. Fakat sonra necâsetten yıkanmadığını anlarsa, bu elbise ile beraber kıldığı namazı iade eder (s. 136). 
Nimet-i İslâm’da diyor ki: Görünmeyen necâsetin isabet ettiği yer unutulup da isabet ettiği şeyin araştırmaksızın bir kısmı yıkanırsa, muhtar kavle göre temizliğine hükmolunur. Lakin necaset başka yerde görülürse onunla kılınan namaz iade olunur. (s.118)
Fetâvâ-yı Hindiyye’de ise diyor ki: “Elbisenin bir tarafı pislenir ve ne tarafının pislenmiş ol¬duğu unutulursa, araştırmaksızın, her hangi bir tarafı yıkanır. Bir kimse, bu şekilde yıkanmış olan bir elbise ile bir kaç vakit namaz kılmış ve sonra da necâsetin yıkanan yerde değil de bir başka tarafta olduğu açığa çıkmış olsa; o kimse, o elbise ile kılmış olduğu namazları yeniden kılar. Hulâsa'da da böyledir. İhtiyata uygun olan, o elbisenin tamamını yıkamaktır.
Görülüyor ki, elbisesindeki necâsetin yerini bilmeyen, çok zannettiği yeri yıkar. Sonra namazını kılar. Vakit içinde necâsetin yerini hatırlarsa, burayı yıkayıp, o namazı iade eder. Ama vakit çıkmışsa, bazı âlimlere göre kıldığı namazı kazâ eder; bazı âlimlere göre etmez. Muhtar olan da kazâ etmemesidir. Zaten umumî fıkıh kaidesidir ki, namazın şartlarından birini unutarak veya hata ile terk etse, vakit içinde o namazı iade etmesi vâcib, vakit çıktıktan sonra müstehâbdır.

Sual:
Namazda rükü’ya eğilirken topukları bitiştirmenin hükmü nedir? Bir web sitesinde buna dair bir suale “Aslında askerlerin hazır ol duruşunu gösteren topukların bitişmesi, kanaatimizce bir sünnet olarak gözükmemektedir. Ayağın sağa-sola hareket ettirilmesi namazdaki huşua aykırı gibi görünmektedir. Bununla beraber, bunu sünnet kabul eden âlimlerin izini takip edenlere de bir şey diyemeyiz” şeklinde cevap verilmiş. Bu mesele kaynaklarda nasıl geçmektedir?

Cevap;
Hanefî mezhebine göre namazda iki ayağın arasının dört el parmağı genişliğinde açık tutulması ve (erkekler için) rükü’ya eğilirken sol ayağı sağ ayağın yanına getirip topuk kemikleri bitiştirmek, secdeden kalkarken de açmak sünnettir. İbn Âbidin, Reddü’l-Muhtar’da (Matbaatü’l-Meymeniyye, 1299) I. cild 346. sahifesinde, (Türkçe tercemesinin de II. cilt, 274. sahifesinde) hem metinde, hem de hâşiyede özrü olmayanların topuğunu bitiştirmesinin sünnet olduğu açıkça yazıyor. İbn Âbidin, Hanefî fıkhında en esaslı mehazdır. Sözünü bütün Hanefî ulemâsı  hüccet tutar. Halebî-i Sagîr’de 196. sahifede de yazıyor. Daha eski ve popüler bir mehaz olarak İznikî’nin halkın Mızraklı İlmihal dediği Miftahü’l-Cenne adlı eserinde 27. sahifede namazın müstehaplarından sayıyor. Başka eserlerde, meselâ Bedâyı’da bulunmaması, sünnet olmadığını göstermez. Diğer mezheblerde bulunmaması da bunun sünnet olmadığını göstermez. Şâfiî mezhebinde namazda ayakların arası bir karış açık tutulur. Rükü ve secdede de böyle kalır. Çok sünnetler, hatta farzlar vardır ki Hanefî de sünnet veya farz değildir. Aksi de bahis mevzuudur.

Bu mesele Osmanlılar zamanında o kadar bilinmektedir ki, rüşdiyelerde okutulan bir ilmihal kitabında bile zikredilmektedir. Mesela Darüşşafaka'da tedris olunmak üzere heyet-i tedrisiye-yi islamiyye tarafından inticab ve kabul olunan 1307 tarihli İlmihal-i Kebîr'in namazın rüknlerinden rüküyu anlatan 78. sahifesinde diyor ki: "Kıraatdan fâriğ olundukda Allahü ekber diyerek rükûa gider. Sünnet üzere rükûun sûreti, başını arkasıyla düz olunca eğüb, parmaklarını açarak elleriyle dizlerini tutub ve topuklarını biribirisine yapışdırarak inciklerini dikmekdir ve bu heyet üzere üç kerre Sübhâne rabbiyelazîm demek ve rükûa ve sâir rek'atlere intikal ederken Allahü ekber demek sünnetdir". Ayrıca, Fatih Camii dersiâmlarından İskilipli Atıf Efendi'nin İslam Yolu muhtasar ilmihalinin namazın sureti bahsinde de şöyle geçmektedir: "Erkek kısmı rükuda .... topukları birbirlerine yanaştırır".

Bahsettiğiniz cevabın bulunduğu siteyi tetkik ettik. Cevabın, pek fıkhî esaslara riayetkâr verildiği söylenemez. Nitekim namazda teşehhüdde parmakla işarete dair suale yine fıkhın umumî kaidesinin hilâfına cevap verilmiş. Öyle ki iki cevap tenakuz hâsıl etmiş. Teşehhüdde işaret sünnet diyenler olduğu gibi, sünnet değildir, hatta namazda hareketsiz kalmak gerektiği için işaret etmek câiz değildir diyenler vardır. Bu haber Hanefî mezhebinin aslını bildiren zâhirü’r-rivâye kitaplarında geçmez. Vâkıat kitaplarında geçer. Bu sebeple muteber Hanefî mehazları (meselâ Şeyhülislâm Ebussuud Efendi) parmak kaldırmamanın daha iyi olduğunu söyler. Topukları birleştirmek huşuyu bozuyorsa, teşehhüdde işaret haydi haydi huşuyu bozar. Çünki ne zaman işaret edileceği sıkı sıkı kayıt altına alınmıştır.

Sual:
Câminin alt katında boş yer varken, üst katında; ikinci katta boş yer üçüncü katında namaz kılmak caiz midir?

Cevap;
Mekruhtur. Nitekim İbni Âbidin diyor ki: Mescidin içinde yer varken, raflarında (üst katında) namaz kılmak mekruhtur ve bir safda yer varken arkadaki safa durmak gibi olur. Cuma günü olduğu gibi mübelliğ (imamın sesini cemaata duyuran müezzin) sesi her tarafa duyurmak için orada kılarsa mekruh olmaz. Bu kerahatin tahrimî olduğuna Hazret-i Peygamber’in, “Safı kim keserse Allah da onu keser” hadis-i şerifi delâlet etmektedir (İmamet bahsi).

Sual:
Cuma namazında, zuhr-ı âhiri kılarken özür secdesi yapacaktım. Oturdum. Ettehiyatüyü okudum. Salli duasında özür secdesi yapacağım aklıma geldi ve salli duasını bırakıp  (veya okumuş da olabilirim)  özür secdesi yaptım. Bunun namaza bir zararı olur mu? Bir de çok kısaca, birer cümle ile hangi hallerde özür secdesi yapılacağından bahseder misiniz?

Cevap;
Bahsettiğiniz secdeye sehv (yanılma) secdesi denir. Son oturuşta ettehiyatüden sonra sağa selam verilip iki secde yapılır. Sonra ettehiyatü, salli barik, Rabbena âtinâ okunup iki tarafa selâm verilerek namaz bitirilir. Doğru yapmışsınız. Kısaca malumat veriyorum:
Namaz kılan, namazda farz olan bir şeyi, bilerek veya unutarak terk ederse, namazı bozulur. Eğer birf arzı unutarak geciktirirse sehv secdesi lâzım olur. Eğer bir vâcibi, unutarak terk ederse, namazı bozulmaz. Fakat sehv secdesi yapması lâzım olur. Eğer kasten terk ederse, namazı bozulmaz. Fakat noksan olur. Secde-i sehv vâcib olmaz. Yeniden kılması vâcib olur. Kılmazsa günahkâr olur. Eğer bir sünneti kasten terk ederse, mekruh olur. Fakat namazı bozulmaz. Sünneti unutarak terk ederse secde-i sehv gerekmez.
Namazda birkaç kere sehv secdesi icap etse bir kere yapmak yetişir. İmamın yanılması, kendisine uyanların da secde-i sehv yapmalarını gerektirir. İmama uyan yanılırsa, kendisi imamdan ayrı secde-i sehv yapmaz.
Secde-i sehvi yapmak için, ettehiyyatü okunup, bir tarafa selâm verildikten sonra, iki secde yapıp oturulur ve (Tehıyyât), (Salli ve bârik), (Rabbenâ) duâları okunarak namaz tamamlanır. İki tarafa selâm verdikten sonra veya hiç selâm vermeden de secde-i sehv yapılabilir ise de böyle yapmak mekruhtur.
Namazda on sekiz şeyin değişmesi, az ve çok yapılması, gecikmesi secde-i sehve sebep olur:
1- Oturması lâzım gelen yerde kalkmak. (Meselâ birinci oturuşu unutup ayağa kalkmak. Artık geri dönmez, sehv secdesi yapar).
2- Kalkması gereken yerde oturmak. (Meselâ ikinci rek’ate kalkacakken unutup oturmak).
3- Sesli okuması gereken yerde, gizli (hafi) okumak
4- Gizli (hafi) okuması gereken yerde, sesli okumak. (Cemaatle namaz kılarken sabah, akşam ve yatsı namazının ilk iki rek’atinde imam yüksek sesle okumalıdır. Okumazsa sehv secdesi yapar. Öğle ve ikindide de içinden okumalıdır. Yüksek sesle okursa sehv secdesi gerekir.)
5- Düâ okunacak yerde, Kur’ân-ı kerîmden okumak. (mesela ettehiyatü yerine Kuranı kerim okursa).
6- Kur’ân-ı kerîmden okunacak yerde düâ okumak. (Meselâ, Fâtiha sûresi yerine Ettehıyyâtü düâsını okumak gibi. Burada Fâtiha terk edilmiş oluyor.)
7- Namazı tamamlamadan selâm vermek. (Son oturuşta oturup ettehiyatüyü tamamlamadan selâm vermek)
8- Tamamlamış olduğu namazdan sonra ayağa kalkmak.
9- Farzların ilk iki rek’atinde, sünnetlerle vitir namazının her rek’atinde Fâtiha okumayı unutmak.
10- Farzların ilk iki rek’atinde, sünnetlerle vitir namazının her rek’atinde Fâtiha’dan sonra bir sure veya üç âyet okumayı unutmak.
11-Fâtihayı sure veya üç âyetten sonra okumak.
12-Fâtihayı birden fazla defa okumak.
13- Bayram namazı tekbirlerini terk etmek.
14- Vitir namazında kunut duâsını terk etmek.
15-Seferî olan dört rek’atli namazları iki rek’at kılması gerekirken üçüncü rek’ate kalkmak.
16-Secdeleri birbiri ardına yapmamak.
17-Oturuşlarda ettehiyatüyü unutmak.
18-İlk oturuşta ettehiyatüden sonra bir şey okuyarak üçüncü rek’ati geciktirmek. (Meselâ Allahümme salli ala Muhammed’e kadar okusa sehv secdesi gerekir.)

Sual:
Kadının çıplak ayakları ve sesi avret midir? Namaz kılarken ayaklarını örtmesi gerekir mi?

Cevap;
İbni Âbidin şöyle diyor: Kadının çıplak ayaklarının namazda veya namahreme göstermek hususunda avret olup olmadığı ihtilaflıdır. Yüz ve avuçlarda ihtilaf yoktur. Elin üstü ihtilaflı olmakla beraber, mutemet kavil açmanın caiz olduğudur. Osmanlı kadınları ihtiyatlı davranarak elbiselerinin kollarının ucunu üçgen şeklinde uzun yaptırarak ellerinin üstünü örtmesini temin ederlerdi. Ayaklarda da ihtilaf vardır. Esah kavle göre avrettir. Zira ayağın üstü gösterilmesi yasak olan ziynet yeridir. “Kadınlar, gizledikleri ziynetleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar!” ayet-i kerimesi bunu göstermektedir. Kollarda da ihtilaf vardır. Esah olan kolların avret olmasıdır.

Kadının sesi racih (tercih edilen) kavle göre avret değildir. İtimat edilen de budur. Bahr ve nehr’de böyledir. Mamafih Nevâzil’de buna muhalif kavl zikredilir ve Hazret-i Peygamber’in “Namazda olduğunu başkasına bildirmek gerektiği zaman tesbih erkeklere, el çarpmak ise kadınlara mahsustur” sözünü delil getirir. Kâfi’de “Kadın âşikâre telbiye yapamaz. Çünkü sesi avrettir” denilmiştir. Bu kavli tercih edenler de vardır. Muhît gibi. Hatta Feth, “Kadın sesini yükseltirse namaz bozulur” demiştir. Kurtubî gibi kadının sesi avret değildir diyenler ise şunu ilâve etmektedir: “Zekâsı kıt olanlar zannetmesinler ki biz kadının sesi avrettir, demekle konuşmasını kastediyoruz! Bu doğru değildir. Biz ecnebi erkeklerin hâcet düşerse kadınlarla konuşmasına cevaz veriyoruz. Yalnız kadınların yüksek sesle konuşmalarını, seslerini uzatmalarını, yumuşatmalarını ve ahenkli konuşmalarını câiz görmüyoruz. Çünkü bunlarda erkekleri kendilerine meylettirmek ve şehvetlerini harekete getirmek vardır. Kadının ezan okuması bundan dolayı câiz olmamıştır” (Şurutü's-Salât bâbı).

Sual:
İkindi namazının farzından sonra tilâvet secdesi yapılabilir mi?

Cevap;
İki çeşit kerahat vakti vardır:
Bunlardan birincisi güneşin doğduğu, en tepede olduğu ve battığı zamanlardır. Güneşe tapınanlara benzememek için bu vakitlerde hiç namaz kılınmaz. Bundan o vakitte hazırlanan cenazenin namazı, o vakitte okunan secde âyetinin secdesi, o günün ikindi farzı, nafile namaz ve o vakte kayıtlı nezr (adak) namazı müstesnadır. Bu altı çeşitten birincisi kerahatsiz, ikincisi tenzihî kerahatle, üç ve sonrası tahrimî kerahatle sahih olur.
İkinci çeşit fecrin ağarması ile güneşin doğuşu ve ikindi namazından sonraki zamandır. Bu vakitlerde kılınan bütün namazlar kerahatsiz sahih olur. Yalnızca nafile namaz ile vâcib ligayrihi kısmı namaz kerahatle sahih olur. Bunlardan sehv secdesi dışındakiler kesilip, sonra kaza edilmek gerekir.
Bunlardan başka aşağıda sayılacak vakitlerde bilhassa nâfile kılmak mekruhtur:
1-Fecrin ağarmasından sonra, sabah namazının sünnetinden başka; 2-Sabahın farzını kıldıktan sonra; 3-İkindinin farzını kıldıktan sonra, güneş sararmamış olsa bile; 4-Akşamın farzından evvel; 5-Bayram namazından evvel, ne evde, ne câmide;  6-Bayram namazından sonra câmide nafile namaz kılmak mekruhtur. Nezir ve tavaf namazı ile ifsad ettiği nafilenin kazası da böyledir. Ancak tilâvet secdesi ile cenaze namazı böyle değildir. o halde ikindinin farzından sonra tilâvet secdesi yapmak mekruh değildir (Ni’met-i İslâm, Evkât-ı Mekruhe)


Sual:
Amerika’da okuduğum şehirde Cuma namazları kılınan bir mescid var. Cuma namazlarını 1:30'a sabitlemişler; yaz kış bu vakitte kılıyorlar. Fakat bazen yazları 1:30’da vakit girmemiş oluyor. Kışın tabi böyle bir sorun olmuyor. Bu saatte direkt hutbeye çıkıp, yarım saat kadar hutbeden sonra namaza geçiliyor. Hutbe tabii ingilizce. Namazı kıldıran kişilerin itikatlarından tam emin değilim. Ama bu mescide ait internet sitesinde buranın sorumlusu gibi görünen insan sünnete seniyeye uymayan top sakallı bir kişi. Şu ana kadar Cumaları o vakitlerde üniversitede vazife olduğundan gidemiyordum. Fakat bundan sonra program değiştiğinden vakit uygun olabilecek. Cumalara gidelim mi?

Cevap;
Cuma namazı kılan ve bunun için mescid yapanlar, elbette vaktin namazın şartı olduğunu da bilirler. Cuma namazı öğle vakti girdikten sonra kılınır. 1:30’ta öğle vakti giriyor olsa gerek. Bazı takvimlerde 60 arzının üzerindeki yerlerde temkin mikdarı çok yüksek olabiliyor. Bu sebeple vakit girmediğini zannetmiş olabilirsiniz. Öğle vakti mevsimlere göre fazla değişmez. Zaten Cuma namazı hutbeden sonra kılınıyor. Hiç değilse hutbenin bir kısım ile farz olan namaz vaktinde kılınmış olur. Hutbe bütün dünyada Arapçanın yanında mahallî lisanlarda okunuyor. Bunun namaza bir zararı yok. Ancak tahrimen mekruhtur. Bunun vebali de böyle okuyana aittir, cemaate değil. Cemiyet sorumlusu ile Cuma namazının alakası olmayabilir. İslâm cemiyeti reisleri umumiyetle popüler şahıslardan seçilir. Top sakalı sünnet olarak bıraktığını bilemeyiz. Eğer sünnete uymak niyetiyle bir kabzadan kısa sakal bırakmışsa, bu bidattir. Köse ise, sakalı uzamıyorsa, moda diye veya sakal uzatamayıp tamamen kesmesi de mümkündeğilse, bidat denemez. Şafiî mezhebinde az bir sakal bile sünnet için kâfidir. Bid’at sayılmaz. Her gün traş olunsa bile, akşama bir mikdar sakal uzamış olur. Buna bid’at denemez. Cuma namazı farzdır. Dârülharbde Hanefi mezhebine göre farz olmamakla beraber, Müslümanlar toplanıp kılıyorsa, kılınır. Cemaatten ayrılmamalıdır. Fitneye sebep olur. Hem orada Müslüman gençlerle tanışırsınız. Size dünyevi faydaları dokunabileceği gibi, sizin de onlara emr-i maruf yapma imkânınız doğar. İnsanlara bu kadar soğuk ve peşin hükümlü bakmamak, hepsine acımak ve faydalı olmaya çalışmak lazımdır.

Sual:
Tanımadığımız birinin cenazesine katılmak uygun mu?

Cevap;
Camiye cenazesi getirlen herkes müslüman kabul edilir. Cenaze namazı kılınır.

Sual:
Bazı din kitaplarında, günahlardan uzaklaşmadan zikr yapmaları, insanlara fayda yerine zarar verir diye okudum. Bazen tembellikle namazları aksatıyoruz. Zikr etmemiz yarar yerine zarar mı verir?

Cevap;
Burada kasdedilen seyrü sülûkdaki zikrdir. Zikreden kişi bazı haller görür ve kendini kemâle geldi zannedebilir. Bu bakımdan tehlikelidir. Yoksa günah işleyenin de zikr yapmasına bir mâni yoktur. Ancak günahtan sakınmaya ehemmiyet vermeyenin ibadetlerinden sevab alamayacağı kitaplarda yazılıdır.

Sual:
Bazı İslâm büyüklerinin insanları imamlık ve müezzinlik yapmaktan, başkasına kefil ve vasi olmaktan men eden ifadelerine rastlıyoruz. Bu ifadelerde ne anlatılmak istenmektedir?

Cevap;
Bunlar veballi işlerdir. Ehliyet ve adalet gerektirir. Herkes bunu beceremez. Kul hakkına ve günaha düşer. Nitekim Hazret-i Ömer, vasi olmak ilk defasında saflık, ikinci defasında ahmaklık, üçüncü defasında hâinlik demektir buyurmuştur. Ancak bu işler yerine göre farz veya sünnet-i kifâyedir. Yapılmazsa, herkes günaha girer veya kerâhate düşer. Onun için kendine güvenenin böyle bir işe girişmesi, girişmeden evvel de fıkıh kitaplarındaki hükümlerini öğrenmesi ve mümkün mertebe adalete riayet ederek vazife yapması gerekir. İmam, müezzin, kadı, kefil, vekil, vasi olmak çok sevaplı işlerdir. Nitekim İmam Ebu Hanife, kendisine yapılan kadılık teklifini adaletle hükmedemeyeceğinden korkarak kabul etmemiş, bu yolda işkencelere maruz kalarak vefat etmiştir. Talebeleri İmam Ebu Yusuf, Züfer ve Muhammed ise kadılık vazifesi kabul edip insanlara faydalı olmayı tercih etmiştir. Herkesin ve her devrin hâli başkadır. Demek ki hakkıyla vazife yapamayacağından korkan kimsenin böyle işleri kabul etmemesi takvâ, etmesi fetvâdır. İhlâsla hareket edene Allah yardım eder. Nitekim "Kim Allah'ın dinine yardım ederse, Allah da ona yardım eder; ayağını sağlam tutar" âyet-i kerimedir.

Sual:
Güvenlik görevlilerinin cuma namazına gidememesi hakkında bilgi verir misiniz?

Cevap;
Özür sebebiyle gitmemek dârülharbde câizdir. Dârülislâmda zâten izin verirler. Çok kritik hallerde burada da gitmemek câizdir. Cuma namazına gidemeyen öğle namazını kılar.

Sual:
Göz ile namaz kılınır mı?

Cevap;
Secde edemeyen kimse yere oturup başı ile ima eder. Göz ile imaya bazı âlimler cevaz vermiş ise de meşhur kavle göre göz ile ima olmaz. Böyle kişi namaz kılmaz. Altı vakitten az ise sonra kaza eder.

Sual:
Deniz aşırı ülkelere uçakla giderken, namaz vakitlerini neye göre ayarlamalıyız? Uçak içinde yer olmadığı zaman oturarak namaz kılsak geçerli olur mu?

Cevap;
Namaz vakitlerinden anlayan birisine üzerinden geçilecek memleketlerin namaz vakitleri ve tayyarenin irtifasına göre bunların ne kadar değişebileceği sorulur. Tayyarede ayakta kılamayan, oturarak kılar. Secde edemiyorsa rüku’ ve secde için biraz eğilir. Koltuğunda kılamazsa tuvalette kılar. Oturarak kılamıyorsa ayakta başını eğerek ima eder.

Sual:
Yolculukta vasıta içinde namaz nasıl kılınır?

Cevap;
Gemi, tren, tayyare gibi vâsıtalarda ayakta namaz kılınabilir. Bu mümkün değilse veya otobüs, otomobil gibi vâsıtalarda namaz zarureti doğarsa, koltukta namazda oturur gibi ayaklarını altına alarak oturulur; başı ile ima eder. Secde için eğilmesi, rükû için eğilmesinden az olmamalıdır.
Vâsıtada namaz kılmaya sebep olan özürler, malının, canının, vâsıtanın tehlikede olması, inince vâsıtanın veya vâsıtadaki veya yanındaki malın çalınması, yırtıcı hayvan, düşman, yerde çamur olması, yağmur olması, hastanın, inerken, binerken, iyi olmasının gecikmesi veya hastalığının artması, arkadaşlarının beklemeyip tehlikede kalması, indikten sonra, vâsıtaya yardımcısız binememek gibi özürlerdir. Vâsıtada namaz kılarken, mümkün olduğu kadar kıbleye dönülür. Mümkün olmazsa her hangi bir yöne veya gidiş istikametine göre kılınır.

Sual:
Başörtüsü omuzlara dökülmeli mi yoksa yakayı kapatsa yeterli mi? İnce başörtüsü kullanmak caiz mi?

Cevap;
Omuzlar örtülü ise, yakayı kapatsa kâfidir. Omuzlara dökülmesi iyidir. İçini (saçları) gösteren başörtüsünün yok hükmünde olduğunu Hazret-i Peygamber bildirmektedir.

Sual:
Bir kadının dışarıda topuğu ve ayak parmakları görünecek ayakkabı giyinmesi caiz midir?

Cevap;
Kadının ayağının avret olmadığını söyleyen kaviller varsa da zayıftır. Bunlar da namazda kerahetle câiz görür, namaz dışında cevaz vermez. Ayakta kalın çorap varsa mahzuru olmaz. (İbni Abidin-Şurutü's-Salât bâbı)

Sual:
Kadınlar cemaatle namaz için câmiye gidebilir mi?

Cevap;
Dinin emirlerinin yeni tebliğ ediliyor olması sebebiyle Hazret-i Peygamber ilk zamanlar kadınların câmiye cemaate gelmesine müsaade etmişti. Kendisine “Seninle namaz kılmayı seviyorum ya Resulallah” diyen sahabe-i kiramdan Ebu Humey es-Saidînin hanımına, “Evet, biliyorum. Şu var ki, kendi evinde kılacağın namaz, mescide kılacağın namazdan daha hayırlıdır. Kadınların en hayırlı mescidleri, evlerinin en tenha köşesidir” buyurdu (Müsnedü İmam Ahmed, Sahihu İbni Hüzeyme, Sahihu İbni Hibbân). Bu hanım vefatına kadar hep evinde namaz kıldı. Bu sebeple Abdullah bin Ömer, Cuma namazı için câmiye gelen hanımlara “Ey hanımlar, buradan çıkıp evlerinize dönseniz, sizler için daha hayırlıdır buyurdu (Taberânî). Bu bakımdan İmam Ebu Hanife, çok yaşlı hanımların öğle ve ikindi namazı dışındaki namazlarda cemaat için câmiye gelmesini câiz, bunun dışındakileri mekruh görmüştür. Sonra gelen âlimler zamanın bozulmasını sebep göstererek yaşlı olsun, genç olsun kadınların cemaata gitmesinin cuma, bayram ve vaaz için bile olsa mutlak surette mekruh olduğunu söylemiş; İmam Ebu Hanife’nin ihtiyar bir hanımı cemaate gitmekten men etmesini delil göstermiştir. Müftâbih olan da budur. Hatta kadınların iktidâsının sıhhati için imamın kadınlara imamete niyet etmesi lâzım olduğu halde, bazı fakihler câmiye gelen kadınları gördüğü halde imamın onlara niyet etmeyeceğini, çünki kadınların câmiye gelmesinin mekruh olduğunu söyler. Kadınların cenazeye çıkmasının da tahrimen mekruh olduğu fıkıh kitaplarında yazar. Nitekim Hazret-i Peygamber, cenazeye gelen kadınlara, “Sevap kazanarak değil, günaha girmiş olarak dönün!” buyurmuştur (İbni Mâce). Hazret-i Âişe de der ki: “Rasulullah aleyhisselâm, kendisinden sonra kadınların ne âdetler çıkardığını görse idi, Benî İsrail'in kadınları men edildiği gibi mutlaka onları men ederdi”. Bu sebeple kadınların cemaate gidemeyeceği hükme bağlanmıştır. Ama seferde, çarşıda yalnız namaz kılmak için gidebilir.  (‘İbni Âbidin, Cemaatle Namaz, Cenaze; İmam Şa’rânî, Uhûdü’l-Kübrâ, Şir’atü’l-İslâm)

Sual:
Bazı Aleviler Müslümanız dediği halde, İslâmiyet ile alâkası olmayan ibâdetler yapıyorlar. İslâmiyet, bunlara ve cemevleri yapılmasına izin verir mi?

Cevap;
İslâmiyete göre idare olunan yerlerde, müslümanız diyenler, câmiden başka mâbed yapamaz. Dinin bildirdiği ibâdetlerden başka şeylere ibâdet adını veremez. Aksi takdirde mürted sayılır. Türkiye laik bir memlekettir. Herkes istediği mâbedde ibâdet edebilir. Müslümanlar câmiye, Aleviler cemevine gider. Kimse karışamaz.

Sual:
Alafranga tuvalette (klozette) idrar sıçratmadan ayakta bevl etmek günah mıdır?

Cevap;
Ayakta bevl etmek yolculuk veya başka bir özür olmadıkça mekruhtur. Hadîs-i şerif ile men edilmiştir.

Sual:
Abdest aldıktan sonra, bir yerin kuru kaldığı farkedilirse, Mâlikî mezhebini taklid eden birisi hemen aceleyle lavaboya gidip orayı yıkasa, bu abdestle namaz kılabili mi?

Cevap;
Mâlikî mezhebinde muvâlat, yani uzuvları peş peşe yıkamak farzdır. Ancak unutmak özürdür. Hatırlayınca hemen yıkanır. İmkân olduğu halde hatırladığı zaman yıkamazsa abdesti bâtıl olur.

Sual:
Yatsıdan sonra konuşmak mekruh mudur?

Cevap;
Yatsıyı kıldıktan sonra faydasız şeyler konuşmak, sohbet etmek (müsâmere) mekruhtur. Hazret-i Peygamber, yatsıdan evvel uyumayı; yatsıdan sonra konuşmayı sevmezdi (Buharî, Müslim, Tirmizi). Hadis-i şerifte buyuruldu ki: “Yatsıdan sonra sohbetten sakınınız” (Abdurrezzâk). Resulullah aleyhisselâm, “Yatsı namazından sonra sohbet yalnız namaz kılana, yolcuya ve gerdeğe girene câizdir” buyurmuştur. Tahâvî, yatsıdan önce uyumak, vaktini kaçırmaktan yahud cemaatı kaçırmaktan korkana mekruhtur. Kendisini uyandıracak birini tayin ederse, uyuması mübah olur, diyor.  Zeylaî de der ki: “Yatsıdan sonra konuşmak ancak faydasız lâf etmeye veya sabah namazını yahud âdet edinen kimsenin gece namazını kaçırmasına sebep olacağı için mekruhtur. Mühim bir hâcetten dolayı olursa mekruh değildir. Kur'an okumak, zikirde bulunmak, sâlihlerin hikâyelerini anlatmak, fıkıh okumak ve misafirle konuşmak da öyledir”. Bundaki mânâ, o günün amel defterine ibâdetle başladığı gibi ibâdetle bitirmektir. Tâ ki aradaki hatalar affolunsun. Onun için sabah namazından önce konuşmak mekruhtur. Zeylaî'nin sözünden anlaşılır ki, ihtiyaçtan dolayı olursa konuşmak mekruh değildir. Velev ki sabah namazını kaçıracağından korksun. (İbni Abidin).

Sual:
Erkeğin dar kot pantolon giymesi caiz midir?

Cevap;
Mekruhtur. Namazı sahihtir; ancak başkalarına karşı tam tesettür yapmış olmaz. Kadın da bunun gibidir. Yani dar giysi ile kıldığı namaz sahih olmakla beraber, bununla başkalarına örtünmüş sayılmaz.

Sual:
Evde namaz kılarken sarık sarmamız lâzım mıdır?

Cevap;
Müstehabdır. Nitekim hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: “Sarıkla kılınan 2 rek'at namaz sarıksız kılınan 70 rek'at namazdan efdaldir” (Deylemî, Ebû Nuaym); “Nafile veya farz namazı sarıkla kılmak, sarıksız kılınan yirmibeş namaza bedeldir. Sarıklı bir Cuma ise, sarıksız yetmiş Cumaya bedeldir” (İbni Asâkir); “Sarık, küfürle iman arasında ayırd edici bir alâmettir. Onu sarana, her dolaması için, kıyamet günü bir nur ihsan olunur” (Taberânî, Bâverdî); “Sarık takınız; hilminiz artar. (Çünkü güzel giyinmek insanı vakara sevkeder ve hafifliklerden uzaklaştırır.) Melekler, bu alâmetleriyle görünür” (Taberânî); “Sarıklar Arapların taçlarıdır. Onu bıraktıktan sonra izzetlerini de yitirirler” (Beyhekî, Deylemî).

Sual:
Câmide dağıtılan şekeri yemek, namazdan önce câmide uyumak câiz midir?

Cevap;
Câmiye itikaf niyetiyle girilir. İki rek’at namaz veya vakit girmişse vaktin farzı kılınır. Sonra bir şey yenebilir, uyunabilir.

Sual:
Câmiye girince, namaz kılanlara selâm verilir mi?

Cevap;
Câmiye girince “esselâmü aleynâ ve alâ ibâdillâhissâlihîn” denir. Rastladığına selâm verilebilir. Namaz kılana selam verilmez, verilirse almaz. Kur’an-ı kerim okuyup dinleyene, vaaz dinleyene selâm verilmez.

Sual:
Câmide birisi yüksek sesle Kur’an okuyorsa, bunun yanında sabah namazının sünneti kılınır mı?

Cevap;
Kılınır. Dinlemek efdaldir. Bitirince sünneti kılar. Vakti yoksa beklemez, sessiz olmasını ihtar eder ve sünneti kılar. Sessiz okumazsa günahı ona olur.

Sual:
Hemoroid sebebiyle sık sık akıntı geliyor. Bu sebeple Mâlikî mezhebini taklit ediyorum. Evde hanımıma imam olabilir miyim?

Cevap;
Hanefî mezhebinde özürlü özürsüzlere imam olamaz. Mâlikî’de olabilir. Kendi mezhebinizi gözeterek dışarıda imam olmamak; evde başka çare bulunmadığı için imam olmak uygundur.

Sual:
Fıkıh kitaplarında zelletü’l-kâri bahsinde harfin yerini değiştirmek, yahud ilâve etmek, ya da azaltmak hallerinde, mânâ değişip, küfre sebep olmazsa,  Kur’ân-ı kerîmde benzeri yoksa namaz bozulur dedikten sonra verdiği misaller arasında yâ mâlik yerine yâ mâli deyince bozulmayacağı yazıyor. Yukarıdaki kaideye göre bozulması gerekmez mi?

Cevap;
Nahivde kaidedir: Şartlarına uygun olarak münâdayı terhîm sureti ile (nida edileni hafifleterek) söylemek caizdir. Ya mêlik yerine ya mâli derse bil'ittifak namazı bozulmaz. Bunun bir misali de tealâ ceddü rabbinâ âyetini, teale ceddü rabbinâ okuyarak yâ'yı hazif etmektir ki, ittifaken namaz bozulmaz.

Sual:
Namazda rükü'ya eğilirken topukları birleştirmek kadınlar için de sünnet midir?

Cevap;
Erkekler için sünnettir. Kadınlar birleştirmez (Halebî-i Sagîr)

Sual:
Namazda birden fazla sehv secdesi gerektiren halde bir sehv secdesi kurtarıyor; peki sehv secdesi yaptıktan sonra sehv secdesini gerektiren bir durum olursa tekrar yapmak gerekir mi? (meselâ tahiyyatta yanlışlıkla iki defa okunması gibi)

Cevap;
Sehiv secdelerinde yanılmak, sehiv secdesi icab etmez (Fetava-yı Hindiyye, Nimet-i İslam).

Sual:
Hâmile kadın eğilmekte, secdeye gitmekte zorlanırsa, oturarak namaz kılabilir mi?

Cevap;
Rükü’ için çok az da olsa eğilemezse, oturarak kılar. Hastalık, namazı oturarak kılmak için özürdür.

Sual:
Mübarek günlerin geceleri öğle vakti mi ikindi vakti mi girer?

Cevap;
Akşam güneşin batışıyla başlar ise de, feyz ve bereketi ikindi, hatta öğlenden itibaren zâhir olmaya, ortaya çıkmaya başlar.

Sual:
İki adet sûre bilen kimse, namaz kılabilir mi? Yani hep aynı sûreleri okuyarak yatsı namazı kılınır mı?

Cevap;
Kılabilir ise de, en az iki tane daha öğrenmek iyi olur. Başka sûre bildiği halde, hep aynı sûrelerle kılınan namaz mekruh olur.

Sual:
Mâlikî mezhebinde namazda Fâtiha okumayı unutan kimse nasıl hareket eder?

Cevap;
Mâlikî mezhebinde Fâtiha'yı namazın her rek'atinde okumak farzdır. Fâtiha’yı sehven terk eden kişi, rükûa varıncaya kadar hatırlamadığı takdirde, meşhur kavle göre namazına devam eder. Selâmdan önce de sehiv secdesi yapar.
Namazın bir rek’atinde de olsa okuduktan sonra Fâtiha’yı geri kalan rek’atlerin birinde veya daha fazlasında terk etme arasında herhangi bir fark yoktur. Şu yüzden ki: Bu mezhebin mutemed görüşüne göre, Fâtiha’nın, namazın bütün rek’atlerinde okunması gerekli ise de bunu bir rek’atte okuyup diğerlerinde unutarak terk eden kişinin namazı sahîh olur. Fâtiha’nın bir rek’atte vâcib olduğu görüşüne uyarak bu eksiklik, sehiv secdesiyle telâfi edilir. Bu durumdaki bir kişinin, namazını vakit içinde veya dışında iade etmesi ihtiyat gereğidir.
Fâtiha’yı okumamış olmaktan ötürü sehiv secdesini kasıtlı olarak terk eden kişinin namazı batıl olur. Unutarak yapmayan kişi, eğer aradan örfe göre uzun bir zaman geçmemişse, sehiv secdesini yine de yapmalıdır. Aksi takdirde namazı batıl olur.
Kasıtlı olarak veya unutarak Fâtiha’yı terk eden kişi, rükûdan önce hatırlar da okumazsa, Fatiha her rek’atte vâcib olduğu için namazı batıl olur ki, bu da meşhur bir görüştür. (el-Fıkhu ale'l-Mezâhibi'l-Erbaa)

Sual:
Namaz bittikten sonra neler yapılır?

Cevap;
1-Allahümme entesselâm ve minkesselâm tebârekte yâ zel celâli ve’l-ikrâm denir.
2-Üç defa istiğfar söylenir.
3-Eûzü çekilip Âyetelkürsi okunur.
4-Tesbihler (33 sübhanallah, 33 elhamdülillah ve 33 Allahü ekber) söylenir.
5-Lâi lahe illallahü vahdehu lâ şerîke leh lehu’l-mülkü ve lehü’l-hamdü yuhyî ve yumît ve hüve alâ külli şey’in kadîr, denir.
6-Eller açılıp dua edilir.
7-İmkan varsa 11 ihlas, birer kul euzüler okunup, 67 istiğfar ve 10 subhanallahi ve bihamdihi subhanallahil azim söylenir.

Sual:
Kadınlar gülünce namaz abdesti bozulur mu?

Cevap;
Bu hususta erkekten farkı yoktur. Tebessüm ederse ne namaz, ne abdest bozulur. Hafifçe (kendisi ve yanındaki bir-iki kişi duyacak kadar) gülerse (dahk) namaz; kahkaha ile (bir topluluk duyacak kadar) gülerse hem namaz, hem abdest bozulur.

Sual:
Sabah namazına uyanamayınca, öğlen namazının vaktine kadar kılınabilir mi? İmsak vakti girince, ezanı beklemeden namaz kılınır mı?

Cevap;
Öğlen ezanı okunana 15 dakika kalıncaya kadar sünneti ile beraber kaza edilir. Takvimlerde imsak yazan vakitten en az 15 dakika sonra sabah namazı kılınabilir. Hazret-i Peygamber, imsak vaktinde orucu bırakır; 15 dakika kadar zaman sonra sabah namazını kılardı. Bu zaman zarfında Kur’an-ı kerim okurdu.

Sual:
Namazdan sonra uzun istiğfar duası yerine üç kere estağfirullah denebilir mi?

Cevap;
Denebilir. Estağfirullah demekle sünnet yerine gelir. Uzun istiğfar (Estağfirullah el-azîm ellezî lâ ilahe illâ hû el-hayyel-kayyume ve etûbü ileyh) söylemek evlâdır.

Sual:
Terâvih namazını kılarken, kazâ namazına niyet edip kazâ namazı kılınabilir mi? Kazâ namazı borcu olanın terâvihi sahih olur mu? Ya da evvâbîn, teheccüd gibi namazları sahih midir?

Cevap;
Özür ile terk edilmiş birkaç vakit kazâ edilmeden, terâvih, teheccüd, evvâbîn gibi nâfile namazları kılmak câizdir. Kasden terkedilmiş kazâ namazı borcu olanın, terâvih, teheccüd gibi nâfile namazları sahih olur ise de, sevab alamaz. Çünki farzlar tamamlanmadan, nâfilelelere sevab verilmemesi, dinde umumî kaidedir. Kazâsı olan kişi, Ramazan gecesi terâvihe niyet ederek 20 rek’at kazâ kılarsa, inşallah terâvih sevabı da alır. Câmiye gitmemesi fitneye veya dedikoduya sebep olacaksa, câmiye gider; imama uyar; namazı sahihtir; hatta fitneyi önlemek veya emr-i maruf yapmak niyetinden dolayı sevab bile kazanır. Yahud Şâfiî mezhebine göre abdest ve guslü varsa, bu mezhebi taklid ederek imam terâvih kıldırırken, kendisi kazâlarına niyet eder. Çünki bu mezhebde imam ile muktedinin (imama uyanın) farklı namazlar kılması câizdir.

Sual:
Sâkıt olmak, fâsid olmak, sahih olmamak, kabul olmamak tabirlerinin mânâsı nedir? Bunlardan hangisi olunca ibâdetin tekrar yapılması gerekir? Meselâ namaz kabul olmayınca baştan mı kılınmalı?

Cevap;
Sâkıt, düşen demektir. Bir farzı veya borcu yerine getirince, bu borç sâkıt olur. Zamanı geçerse veya şartları ortadan kalkarsa da sâkıt olur. Bir yerinde yara olan kimsenin, zarar verirse, burayı yıkaması farzı sâkıt olur.

Bir ibâdet veya ameli yaparken, şartlarından birisi eksik olursa veya ortadan kalkarsa, fâsid olur, bozulur. Namazda birine cevap verirse, namazı fâsid olur. Yeniden kılması gerekir.

Sahih olmamak, bir ibâdetin veya amelin şartlarının hiç bulunmaması demektir. Abdestte başını meshetmezse, sahih olmaz. Hiç abdest almamış sayılır. Kabul olmamak, o amel için va'dedilen sevaplara kavuşamamak demektir. gasp edilen yerde veya elbisede namaz kılan kimsenin namazı şartlarına uygun ise sahih olur, ama sevab alamaz.

Kabul olunmamış namaz, ister yeniden kılınır, ister kılınmaz. Çünki sahih olmuş, borç sâkıt olmuştur.

Sual:
Zamm-ı sûre olarak Fatiha okunabilir mi?

Cevap;
Okunamaz. Okunursa sehv secdesi gerekir. Ama zamm-ı sûreden sonra Fâtiha okunursa, sûre hükmüne geçer ve sehv secdesi gerekmez.

Sual:
Şâfiî mezhebini taklid ediyorum. Bevl ettikten sonra, zekerin üzerinde kalan bevl (idrar), tuvalet kâğıdıyla temizlense, böylece namaz kılınabilir mi? Yoksa mutlaka su ile temizlenip kurutulmalı mıdır?

Cevap;
Zekerin ucundaki bevli yıkamak gerekir. Bez veya kâğıtla silmek kâfi gelmez. Ancak toprağa sürtmek olur. Makadda necaset her zaman olmayabilir veya az olabilir. Bu takdirde yıkamayıp silerek namaz kılınabilir. Temizlemek sünnet olur. Ancak necâset fazla ise yıkamak gerekir. Şâfiî mezhebinde az necâset namaza mânidir.

Sual:
Akşam ve yatsı namazlarında Fâtiha'yı okumaya başlıyorum. Sonra ayakta uyuyorum. Gözümü tekrar açtığımda, Fâtiha'yı bitirip bitirmediğimi hatırlamıyorum. Ne yapmalıyım?

Cevap;
Namazda uyumak abdesti bozmaz. Uyandığında hatırladığı kadarı ile amel eder. Kaldığı yerden veya hatırladığı yerden okur.

Sual:
Altında resim olan veya yazı yazan çorapla namaz kılmanın hükmü nedir?

Cevap;
Hürmet mahallinde olmadığı için mahzuru yoktur.

Sual:
Fâtiha Suresi'nin son kısmında "dâllîn" derken "z"den ziyade "d"ye yakın söylenmesi gerektiğine dair bir kaide var mıdır? Farklı okunursa mana değişir mi?

Cevap;
Dâllîn'deki dat hakkında çeşitli kıraat ve lehçelerde farklı okuyuş biçimleri vardır. Zel'e yakın okuyanlar da vardır, dal'a yakın okuyanlar da vardır. Ze diye okuyan Arap kabileleri bile vardır. Doğrusu dal’a yakın okunuşudur. Harfin mahreci bellidir. Burada da iki söyleniş usulü vardır. İkisi de caizdir. Dat ile olursa dalalete atma, sapıttırma; dal ile olursa yol gösterme olur. Avamın okuyuşunda bu gibi mânâlara değil, mahreçlerin yakınlığına bakılır. Dat harfini dal veya zı veya zel gibi okuyanın namazı mahreç yakınlığı sebebiyle sahih olur. Kıraatte çok teklif ve tekellüfe düşmek, huşuyu bozar, vesveseye sebep olur.

Sual:
Fıkıh kitaplarında geçen "Ayakkabılarını arkada bırakarak kılmak mekrûhdur" hükmü ev içinde de muteber midir (terlik gibi)?

Cevap;
Câmi içindir. Yani namaz kılanın aklı ayakkabılarında kalacağından dolayı zihni meşgul eder. Bu sebeple mekruhtur. Osmanlı câmilerinde ayakkabılık arkada değil, içeride namaz kılanların yanınadır.

Sual:
Hâmile bir yakınım var. Kendisi sıhhaten bir mahzur olmamasına rağmen, fizikî olarak çok zorlandığı için secdeye varamıyor. Bu kişinin oturarak namaz kılması uygun olur mu?

Cevap;
Yere oturarak ima ile namaz kılabilir. Bu hususta kendi tecrübesi, doktor tavsiyesi gibidir.

Sual:
Vitr namazında üçüncü rek’atte kunut duası okumak mı vâcibdir, yoksa elleri kaldırıp tekbir almak mı? Yani bir kimse tekbir almadan kunut dualarını okumaya başlasa sehv secdesi gerekir mi?

Cevap;
Tekbir almak ve kunut okumak vâcibdir. Tekbir almazsa, tekrar tekbir alıp duayı okur. Unutarak rüküya gitmişse, geri dönmez, sonradan sehv secdesi yapar.

Sual:
Sabah namazında cemaat varken sünnet kılınır mı? Sabah namazının sünneti vacib midir sünnet midir?

Cevap;
Sabahın farzı cemaatla kılınmaya başlanmışsa, sünnete başlamak mekruhtur. Ancak cemaate yetişebileceğini gözü kesiyorsa, dışarıda veya bir direk arkasında hemen kılınıp cemaata uyulur. Sabah namazının sünneti esah kavle göre sünnet-i müekkededir.

Sual:
Fıkıh kitaplarında “Oturanların ve ayakta duranların arkalarına doğru namaz kılmak, konuşsalar bile, mekruh değildir. Bir kimsenin yüzüne karşı ve yüksek sesle konuşanların sırtına karşı mekruhtur” diyor. Bu iki ifadenin arasını bulmak nasıl mümkün olur?

Cevap;
İbni Abidin namazın mekruhları bahsinde der ki: İnsanların yüzüne doğru namaz kılmak mekruhtur. Arkasına doğru kılmak mekruh değildir. Konuşsa da böyledir. Ancak konuşması sebebiyle yanılmaktan korkulursa mekruh olur. Mamafih uyuyan ve konuşanlara karşı namaz kılmanın mekruh olduğunu söyleyenler vardır. Ancak Resulullah aleyhisselâmdan rivâyet olunan: «Uyuyan ve konuşan kimsenin arkasında namaz kılmayın!» hadisi zaîftir. Sahih rivâyetle nakl edilen bir hadiste Hazreti Âişe radıyallahü anha şöyle demiştir: «Resûlullah aleyhisselâm bütün gece namazlarını kılarken ben onunla kıble arasında bulunurdum. Vitir namazını kılacağı vakit beni uyandırır; ben de vitri kılardım.» Bu hadisi Buhari ile Müslim rivâyet etmişlerdir. Gerçi Bezzar'ın Müsnedinde: “Resulullah aleyhisselâm: «Ben uyuyanlarla konuşanlara karşı namaz kılmaktan nehiy olundum» buyurmuştur” deniliyorsa da, o hadis sesle konuştukları ve bundan yanılır veya meşgul olur diye korkulduğu zamana haml edildiği gibi, uyuyanlar hakkında da güldürecek bir hal zuhur edeceğinden korkulduğu zamana haml edilmiştir. Netice itibariyle konuşan kimsenin arkasına doğru namaz kılmak mekruh değildir. Kerahet, bundan dolayı şaşırmaktan korkulduğu zaman bahis mevzuu olur.

Sual:
Tek başına namaz kılan, her namazdan evvel ezan okumalı mıdır? Okumazsa sadece sünnet sevabından mahrum mı kalır?

Cevap;
Mahallesindeki câmide okunan ezan ve ikamet, onun için de okunmuş sayılır. Evde yalnız kılarken ezan okuması gerekmez. Okursa evlâ olur.

Sual:
Bebeğin kusmuğu necis midir?

Cevap;
Süt çocuğunun pisliği, bevli ve ağız dolusu kusmuğu kaba necâsettir. Normal idrar, kan, alkol gibi yıkanması lâzımdır.

Sual:
Câmiye çok yakın oturan biri, evinden imama uyabilir mi?

Cevap;
İmamın kendi sesini duymak veya duyanları görmek şarttır, ama yetmez. Câmi ile uyulan ev arasında yol veya nehir varsa, imama uymak sahih olmaz. Câmi avlusuna veya duvarına bitişik evde, pencere açılarak veya balkondan imama uyulabilir.

Sual:
Ayağımızın göründüğü çorapla namaz kılınır mı? Yani, çorap çok ince, siyah renkli, parmak kısımları belli olmuyor, fakat parmak haricinde her yer gözüküyor, deri rengi anlaşılıyor.

Cevap;
Derinin rengini gösterecek kadar ince elbise, yok hükmündedir. Ancak Hazret-i Peygamber zamanında sandalet ile namaz kılındığı, sandalette de ayağın bazı kısımlarının göründüğü, böylece ayağı örtülü kılma sünneti hâsıl olduğuna göre, ince çorabın giyilebileceği söylenebilir.

Sual:
Fıkıh kitaplarında “Allahü teâlâya (Tanrı) demeğe izin yoktur. Yani tanrı demek günah olur. Allah ismini kullanmak istemeyip, bunun yerine, tanrı demek veyâ doksandokuz isimden birini bile kullanmak istemek, çok büyük ve çirkin suç olur.” ifadelerinde tam olarak ne kastediliyor?

Cevap;
Âyet-i kerimede, ezanda, sünnetle bildirilen dualarda, Allah isminin yerine, 99 isimden birini bile kullanmak kabahat iken, tanrı nasıl kullanılabilir, demektir. Yani ezan okurken, Allahü ekber yerine tanrı uludur denemeyeceği gibi, Rahîmü ekber de denemez. Bunları, bildirildiği yerlerde veya söylenen yer dışında her yerde kullanmak câizdir. Tanrı ismini de ilah mânâsına kullanmak câizdir. İbâdet kasdetmeksizin, Tanrı böyle istedi, Tanrı misafiri, Tanrım beni affet gibi ifadeler kullanılabilir. Nitekim Mızraklı İlmihalde “Tanrı teâl┠diye çok geçer. “Tanrım” sözü, “İlahî” kelimesinin Türkçesidir. Yine de, memleketimizde bu hususta bir suikast (kötü niyet) olduğu için, Müslümanların buna bile içi sinmemektedir.

Sual:
Alışverişi ezan vakti yapmak mı mekruh, yoksa ezanı duyduğunda mı?

Cevap;
Cuma günü iç ezanla imam selâm verene kadar alışveriş mekruhtur. Bunun dışında, ezanı işiten her Müslümanın câmiye gitmesi sünnet-i müekkededir.

Sual:
Fıkıh kitaplarında bildiriyor ki sübhâne rabbike âyet-i kerimesi namazda duaların hepsine müfret olarak okumak (yani rabbike diyerek okumak ) yalnız kunut duasında cem (yani rabbinâ şeklinde) okumak sünnettir. Kunut duasında "rabbinâ" şeklinde okunan bir kısım yoktur. Buradan ne anlaşılmalıdır?

Cevap;
Şâfiî mezhebinde tek başına vitr kılan kişi kunut duasını okurken müfred (tekil) zamirlerle okumalıdır. Şöyle ki: “ihdin┠ve “âfin┠şeklinde değil de, “indinî” ve “âfinî” şeklinde telâffuz ederek duayı kendi şahsı için yapmalıdır. Yalnız, “Tebârekte rabbenâ'” cümlesindeki cemi (çoğul) zamirini müfrede (tekile) çevirmemelidir. Yani, “Tebarekte rabbî” dememelidir. İmam ise duaların tümünü cemi (çoğul) zamirleriyle okur. Meselâ, “ihdinî” ve “âfinî” şeklinde değil de, “ihdin┠ve “âfîn┠şeklinde okumalıdır. (el-Fıkhu ale’l-Mezâhibi’l-Erbaa)

Sual:
Bayram namazının ikinci rek’atinin dördüncü tekbirinde imam rükü’ yerine doğrudan secdeye gitse ve sehiv secdesi yapmazsa ne olur?

Cevap;
Rükü’ farzdır. Hatırına gelince dönüp rükü’yu yapar, tekrar secde edip sehv secdesi yapar. Selâm vermişse, namazı iade gerekir.

Sual:
Namaz borcu varken, şu an kıldığımız namazların sünnetleri borca sayılır mı?

Cevap;
Nafileler farzların yerine geçmez, ama kılınmış farzlardaki eksikleri tamamlar. Kazası olan her fırsatta kaza kılmalı, beş vaktin sünnetlerini de kaza olarak kılmalıdır. Borçlu kalmak çok mahzurludur.

Sual:
Yatmadan önce saçlarıma yılan yağı ve yüzüme de zeytinyağı sürüyorum. Sabah kalktığımda namaz vakti dar olduğu için yıkamayı namazdan sonraya bırakmak zorunda kalıyorum. Bu hal, abdest ve dolayısıyla namazın sıhhatine bir mâni teşkil eder mi?

Cevap;
Zeytinyağı altına su geçirir, abdeste ve gusle mâni değildir. Yılan yağının ne olduğunu bilmiyorum. Leşin derisi dabağladıkdan sonra; ayrıca kemikleri, sinirleri, boynuzu, tüyü, kılı ve fildişi satılır ve kullanılır. Domuzdan başka eti yenmeyen hayvanlar besmele ile kesilince veya avlayınca derisi sözbirliği ile temiz olur. Eti de temiz olur denildi. Fakat yemesi haramdır. Deri ve etlerini satmak ve fâidelenmek câiz olur. Yılan yağı da bu bakımdan ihtiyaç için kullanılabilir. Altına su geçiriyorsa, abdest ve gusle de mâni teşkil etmez.

Sual:
Mirac’dan önce de namaz kılındığı bildiriliyor. Miracdan önceki namazlar nasıldı? Şimdiki hareketler var mıydı? Bir de önceki ümmetlerde de namaz vardı deniliyor. Onların namazı nasıldı?

Cevap;
Namaz farz olmadan evvel Hazret-i Peygamber müstehab olarak sabah ve akşam iki rek’atlik namaz kılardı. Bunun nasıl olduğu bilinmiyor. Benim İslâm Hukuku ve Önceki Şeriatler kitabımda tafsilat vardır.

Sual:
Secdede dua etmek namazı bozar deniliyor. Secdede dua etmekten maksat nedir? Namazdayken secdede ya da diğer rükünlerde, meselâ kıyam, rüku’ gibi rükünlerde dil ile söylemeden içimizden dua etmek namazı bozar mı?

Cevap;
Secdede dua etmek namazı bozar diye bir şey işitmedim. Bu, hadis-i şerif ile tavsiye edilmiştir. “İnsanın rabbine en yakın olduğu yer secdedir. O halde burada dua ediniz” buyuruldu. Ancak Hanefî uleması, bunu nâfile namazlara teşmil etmiştir. Farz namazda secdede dua edilmez. Edilse de namaz bozulmaz. Namaz dua ve tesbih makamıdır. Namazı bozar özsünden, dünya kelâmı ile dua kasdedilmiş olsa gerek. O, her yerde namazı bozar.

Sual:
Bayramda farz namazlardan sonra ne söylenir?

Cevap;
Arefe günü sabah namazının farzından hemen sonra (Allahümme entesselâm…)’dan önce teşrik tekbirleri söylenir. Her farzda böyle yapılır. Bayramın dördüncü günü ikindi namazında sonuncusu söylenir. Teşrik tekbirleri şöyledir: Allahü ekber Allahü ekber lâ ilâhe illallahü vallahü ekber Allahü ekber ve lillahil hamd. Bunlar Hanefî mezhebinde vâcibdir. Unutulursa artık sonra söylemek gerekmez.

Sual:
Teşrik tekbiri kazâ namazlarından ve vitr namazından sonra da söylenir mi?

Cevap;
Vitr ve cenâze namazı ile nâfilelerden sonra teşrik tekbiri getirilmez. O bayram günlerinde kazâya kalan namazı sonra kazâ ederken namazın ardından teşrik tekbiri getirilir.

Sual:
İlmihalde “Meni sıcaktan incelerek mezi haline dönüşür” deniliyor. Bir kadında sarı renkli akıntı beyaza döner mi? Bu şekilde inceldiğinde nasıl ayırt edilir?

Cevap;
Bu hüküm erkek içindir. Sarı renk beyaza dönmez.

Sual:
Mesbuk olan kişi, son rek’atta tahiyyattan sonra imam selâm verene kadar kelime-i şahadet okuması gerekirken, unutup salli, bârik ve rabbenâları okusa, bu kişinin sehiv secdesi yapması gerekir mi?

Cevap;
Gerekmez. Sehv secdesini gerekirse imam yapar, cemaat sehv yapsa bile sehv secdesi yapmaz.

Sual:
Sünneti kılarken son rek’atta cemaatin ilk rek’atına yetişmek için salli, bârik ve rabbenâlar okunmasa olur mu?

Cevap;
Olmaz. Süratli okumalıdır.

Sual:
Namazdan sonra tesbihat yapılmadan dua edilebilir mi?

Cevap;
Edilebilir. Ancak tesbihatın sevabından mahrum kalınır.

Sual:
"Amin" yerine "Amen" demenin hükmü nedir? Şaka ile söylenirse küfre sebep olur mu?

Cevap;
İkisi de aynı manaya gelir. Aslı Aramicedir. Amen kelimesi de Arapçada ve Kur’an-ı kerimde geçer. Küfre sebep olmadığı gibi, namazı da bozmaz. Amin yerine ısrarla veya şaka ile amen demek, yine de gayrımüslimlere benzemek bakımından doğru değildir.

Sual:
Yanında başını örtecek bir şeyi bulunmayan kişi, cemaate o halde katılmalı mı, yoksa cemaatin bitmesini bekleyip, bitirenlerden birinin takkesini mi kullanmalıdır?

Cevap;
Takkesini unutan veya başını örtecek bir şey bulamayan kimse, başı açık kılar. Mekruh olmaz. Çünki kasıt yoktur. Böylece cemaate uymalıdır. Başkasından takke istemek doğru değildir.

Sual:
Câmide cemaate uyarken takkesi olmadığını fark eden, yine de uymalı mı, yoksa eve dönüp yalnız mı kılmalı?

Cevap;
Unutmak veya bulamamak özürdür. Cemaatle kılmalıdır.

Sual:
Cemaatle namaz kılınırken cemaate uymayıp farklı odada beklenilse caiz olur mu?

Cevap;
Câminin içinde cemaate uymadan beklemek mekruh olur. Kapalı başka odada câiz olur ise de, namazı cemaatle kılmak gerekir.

Sual:
Namazda sure okurken Lam durağında durulması namazı bozar mı?

Cevap;
Bozmaz. Kıraatla alakalı kaideler (tecvid) namazın sıhhatine tesir etmez.

Sual:
"Mâlikî mezhebinde mestin deriden olması şarttır" deniyor. Mâlikî mezhebini taklid eden bir Hanefî, deri olmayan şeye, meselâ asker botuna mesh edebilir mi?

Cevap;
Mâlikî mezhebinde mestin deriden olması; bu derinin eti yenen hayvanların derisi olması ve tutkalla değil, dikişle imal edilmiş bulunması şarttır. Deri dışındaki keten, keçe, pamuk; yünden ve lastik, kauçuk, kalın çorap, hatta piyasada “dört mezhebe uygun mest çorabı” diye satılan mamullerden mest olmaz. Asker botu deridir. İçi de deridir. Yalnızca altı lastiktir. Buna meshetmek Mâlikî mezhebinde câizdir. Zira mestin üzerine meshetmek şarttır. Altını meshetmek ise müstehabdır. Bazılarına göre vâcibdir. Mestin elle meshedilmesi müstehabdır. Binaenaleyh asker botunu suya tutsa, mesh için kâfi gelir. (el-Muhtasar li-Halîl, Mevâhibü’l-Celîl, et-Tâc ve’l-Iklîl (üçü beraber) I/466; Tenûhî ve Zerrûk’un İbnü Ebî Zeyd’in Risâlesine şerhleri; el-Fıkhu ale’l-Mezâhibi’l-Erbaa).

Sual:
Mâlikî mezhebinde elde olmadan bevl, gaz çıkması gibi hallerde abdestin bozulmadığını işittim. Hanefî bir imam, imamette iken, benzer sebeplerle abdesti bozulsa ve abdest almak güç olsa bu kavli taklid edebilir mi?

Cevap;
Mâlikî mezhebindeki bu kavil zaten abdest alması zor olan yaşlı ve hastalarla, câmi imamları gibi abdestinin bozulması fitneye veya dedikoduya sebebiyet verecek olanlar yahud yolcu, talebe gibi abdest alma imkânı bulunmayanlar içindir. Mâlikî mezhebinin namaz için aradığı şart ve müfsidlere riayet etmek suretiyle, yani bu mezhebe göre gusl ve abdesti varsa, bu mezhebde namazın şartlarına uymak şartıyla taklid edebilir.

Sual:
Bir kadın üç günlük yolun bir günlük kısmını yalnız, kalanı ise bir mahremi ile gitse câiz olur mu?

Cevap;
Yola çıkarkenki niyeti mühimdir. Üç günlük yola gitmek üzere evden çıkan kadın seferîdir. Hadis-i şerifte, bir kadının yanında mahremi olmadan bir günlük (takriben 35 km) ve bir başka rivayette ise üç günlük yola (takriben 104 km) yalnız gidemeyeceği buyrulmuştur. Ulemâ bir günlük yola yalnız gitmenin tahrimen mekruh; üç günlük yola yalnız gitmenin haram olduğunu söyler. Buna dair hadis-i şerifler vardır. Bir günlük yoldan az mesafeye ise güvenilir yol arkadaşları ile mahremsiz olarak gidebilir. Üç günlük yola mahremi ile giderken, yolda mahremi ölür, tutuklanır veya hastalanır ise, kadın emniyetli Müslümanlarla memleketine, mahreminin yanına dönebilir. (İbni Abidin)

Sual:
Şâfiî mezhebinde etil alkol dışındaki alkoller, mesela metil alkol, propil alkol vs necis midir?

Cevap;
Necis olan etil alkoldür. Diğerlerinin ismi alkol ise de, hamr (şarap) hükmünde değildir. Bu bakımdan bunların bulunduğu parfüm, jel gibi şeyleri kullanmanın mahzuru yoktur.

Sual:
Şâfiî mezhebinde namaz kılarken seccadenin yönü tam kıbleye mi isabet etmeli? Bunu ayarlamak bazen zor oluyor. Yoksa biraz sapmasında mahzur var mıdır?

Cevap;
Şâfiî mezhebinde kıblenin tam Kâbe yönüne doğru olduğunun bilinmesi gerekir. Böyle bilindikten sonra rastlamamış olması namaza zarar vermez. Hanefî mezhebinde kıblede Kâbe yönünden en fazla 45 derecelik bir sapmaya kadar müsamaha vardır.

Sual:
Mâlikî mezhebinde farz namazda fâtiha okumayı unutan ne yapar?

Cevap;
Fâtiha’yı sehven terk eden kişi, rükûa varıncaya kadar hatırlamadığı takdirde, meşhur kavle göre namazına devam eder. Selâmdan önce de sehiv secdesi yapar. Namazın bir rek’atinde de olsa okuduktan sonra Fâtiha’yı geri kalan rek’atlerin birinde veya daha fazlasında terk etme arasında herhangi bir fark yoktur. Şu yüzden ki: Bu mezhebin mutemed görüşüne göre, Fâtiha’nın, namazın bütün rek’atlerinde okunması gerekli ise de bunu bir rek’atte okuyup diğerlerinde unutarak terk eden kişinin namazı sahîh olur. Fâtiha’nın bir rek’atte vâcib olduğu görüşüne uyarak bu eksiklik, sehiv secdesiyle telâfi edilir. Bu haldeki bir kişinin, namazını vakit içinde veya dışında iade etmesi ihtiyat gereğidir. Fâtiha’yı okumamış olmaktan ötürü sehiv secdesini kasıtlı olarak terk eden kişinin namazı bâtıl olur. Unutarak yapmayan kişi, eğer aradan örfe göre uzun bir zaman geçmemişse, sehiv secdesini yine de yapmalıdır. Aksi takdirde namazı bâtıl olur.
Kasıtlı olarak veya unutarak Fâtiha’yı terk eden kişi, rükûdan önce hatırlar da okumazsa, Fâtiha her rek’atte vâcib olduğu için namazı bâtıl olur ki, bu da meşhur bir görüştür. (el-Fıkhu ale'l-Mezâhibi'l-Erbaa)

Sual:
Tatil sebebi ile tayyare bileti aldım. Almanya saati ile 13:40’da tayyare inmiş olacak ve o gün 14:40’da ikindi vakti giriyor. Namazı cem-i te’hir etsem, ikinci namazı da kılıp bitirinceye kadar yolculuğun devam etmesi gibi şartın gerektiğini işittim. Ben vatanım olan Dortmund şehrine gelmiş olacağım ve yolculuğum bitmiş olacak. Bu durumda ne yapmam gerekir?

Cevap;
Cem-i te’hirde birinci namaz vakti yolda çıkmışsa, çıkmadan cem'e niyet etmek şartıyla, ikinci vakit içinde varacağı yere varmış olsa bile namazı cem edebilir.

Sual:
Ayaklardan çıkarıldığında normal çoraplardan biraz farklı olarak daha dik ve sert kalabilen ve epey yaş elle üzerine mesh edildiğinde çorabın üstünden ayaklara yaşlık nüfuz etmeyen kalın çoraplara mesh câiz midir?

Cevap;
Birkaç mil yürümeye elverişli ise câizdir.

Sual:
Hazret-i Peygamber, Selimeoğullarının mescidinde Mescid-i Aksâ’ya doğru namaz kılarken Bakara suresinin 144. âyet-i kerimesi geliyor ve Peygamber Efendimiz yönünü Kâbe’ye dönüyor. Bu yaklaşık 180 derecelik bir harekettir. Tabî olarak cemaat Peygamber Efendimizin önünde kalıyorlar. Bu halde nasıl hareket ediyorlar?

Cevap;
Hazret-i Peygamber, bu emir gelince namazda geriye dönüp yürüyerek en son safın önüne geldi. Cemaat de böyle geriye dönüp namazı tamamladılar.

Sual:
Eldeki veya yüzdeki bir yara kanadığında yara bandı ile kapatılıp üzerine mesh ederek hemen abdest alınabilir mi, yoksa kanın durmasını veya vaktin sonunu beklemek gerekir mi? Seferînin durumu da aynı mıdır?

Cevap;
Yaraya band veya sargı konulunca, akması durur. Meshedilip abdest alınır. Durmaz devam ederse, özür sahibi olup olmamasına göre hüküm verilir.

Sual:
Temiz ve necâsetli sıvı karışımların temiz kabul edildiğini okudum. Buna göre alkol ihtiva eden parfümler sürülü halde namaz kılmak uygun olur mu? Olursa sevabı azalır mı?

Cevap;
Hanefî mezhebinde kan, idrar, şarap, ispirto kaba necâsettir. Küçük havuza damlayınca, suyun hepsi kaba necâset olur. Bulaştıkları yer, avuç içindeki suyun yüzeyinden az ise, namaz sahih olur. Su ile toprak karıştırıldığı zaman, bu ikisinden biri temiz ise, meydana gelen çamurun temiz olacağı ve bu kavlin sahîh olduğu ve fetvânın da böyle olduğu muteber fıkıh kitaplarında yazılıdır. Bu söze zaîf diyenler de var ise de, harac, meşakkat olunca, zaîf kavl ile amel olunur. Fıkıh âlimlerinin bu sözlerinden, ihtiyacı karşılamak için yapılan kolonya, ilaç, vernik ve boya gibi ispirtolu karışımların temiz kabul edilecekleri anlaşılmaktadır. (İbni Âbidîn) Şâfiî ve Mâlikî mezhebinde de böyledir, (Ma’füvât). İspirtolu ilaçların temiz kabul edilmeleri, bunları içmenin câiz olacağını göstermez. Zaruret olmadıkça, yenmeleri ve içilmeleri yine câiz olmaz. Alkollü içkiler, ihtiyaç değildir. Necâset olmaları, bu kavle göre de, afv edilmez. Görülüyor ki, temiz ve necis sıvı karışımlarının necis veya temiz olduğu hususunda iki sahih kavil vardır. Dolayısıyla, kolonya, alkollü parfüm süründükten sonra, dirhem mikdarından fazla ise namaza durmadan burayı yıkamak takvâ; yıkamadan namazı kılmak ise fetvâdır.

Sual:
İlmihalde “Abdestte veya guslde kullanılan su (mâ-i müstamel), İmâm-ı a'zama göre kaba necâsettir. Ebû Yûsuf’a göre, hafif necâsettir. İmâm-ı Muhammed’e göre temizdir” deniyor. Başka bir yerde ise “Mâ-i müstamel, yani abdestte veya guslde kullanılan yahud kurbet olarak kullanılan su, meselâ, yemekten önce ve sonra, sünnet olduğu için el yıkamakta kullanılan su, yıkanan uzuvdan ayrılınca necis olur. Bazı âlimlere göre, başka uzva, elbiseye, yere düştükten sonra necis olur. İlk düştüğü yeri kirletmez” deniyor. Yani temiz diyen İmam-ı Muhammed’e göre de yerden sıçrayıp elbiseye değen abdest suyu necis midir?

Cevap;
Abdest ve gusülde kullanılan su mâ-i müstameldir; ama müftâbih kavle göre necis değildir. Bu su yıkandığı uzuvdan ayrılınca veya lavaboya, leğene aktıktan sonra mâ-i müstamel sayılır. Binaenaleyh yıkandığı uzuvdan ayrıldıktan sonra yere, elbiseye bulaşsa, İmam Muhammed’e göre necis olmaz. Fetvâ da böyledir.

Sual:
"Mâ-i müstamel, peştemala, elbiseye, kurnaya sıçrarsa ve necâset temizlemekte kullanılan her su, iğne ucu kadar sıçrarsa, kabı ve elbiseyi pisletmez" deniyor. Daha fazlası pisletir mi denilmek isteniyor?

Cevap;
İğne uçları kadarından korunmak mümkün değildir.

Sual:
Başkasının abdest alırken ıslattığı bir terliği başkası giyip de ayağı ıslansa necaset bulaşmış olur mu?

Cevap;
Hayır. Uzuvdaki su ma-i müstamel değildir. Terliğe bulaşsa bile necis olmaz.

Sual:
Evlerde, yıkama özelliği de olan makineler ile halı yıkanınca necâset temizlenmiş olur mu?

Cevap;
Halının üzerinden su döküp, alttan birkaç damla akınca halı şer’en temizlenmiş olur. Binaenaleyh bu makinelerde haydi haydi temizlenir.

Sual:
Süt çocuğunun ağız dolusu olmayan kusmuğu necaset değil midir?

Cevap;
Değildir.

Sual:
"Kadınların, namaz dışında, yalnız iken, diz ve göbek arasını örtmesi farz olup, sırtını ve karnını örtmesi vâcib, başka yerlerini örtmesi edebdir" deniyor. Bu erkek için de cari midir?

Cevap;
Hayır.

Sual:
Sabah abdest aldım, sonra ayak tırnaklarımı kesip mest giydim. Gün boyu bir iki kere abdest yeniledim. Mest üzerine mesh ettim. Gece yatmadan önce mesti çıkardım. Baktım ayak parmağımın ucu kanamış ve kan biraz yayılmış. Ne zaman kanadığını bilmiyorum. Abdestiz namaz kılmış olur muyum? Namazlar kazaya kaldı mı?

Cevap;
Görüldüğü anda kanamış sayılır. “Bir emr-i hâdisin akreb-i evkâtına izâfeti asıldır” (mecelle 11)

Sual:
Osmanlıda hutbelerde Türkçe kullanılıyor muydu, yani sadece Arapça mı okunurdu?

Cevap;
Tamamı Arapça okunurdu. Hutbenin bu şekilde okunması vâcibdir. Zira hutbeden maksat, insanlara bir şey öğretmek değil, ibadettir. Türkistan ve Hindistan’da hâlâ böyle okunmaktadır.

Sual:
Sabah namazında uzun sureler veya ayetler okumak şart mıdır? Kısa okursak olmaz mı?

Cevap;
Sabah ve öğle namazında tıval-ı mufassala denilen Hucurat'tan Tarık suresine kadar; ikindi ve yatsıda Tarık'tan Beyyine suresine kadar, Akşamda da Beyyine'den aşağısını okumak sünnettir. Kısa okumak mekruh değildir.

Sual:
Kazâ namazlarını bitiremeden ölenin hiç mi kurtuluşu yoktur? Yani kesinlikle namaz borçları kadar yanar mı, yoksa affedilebilir mi?

Cevap;
Nafaka ve istirahat gibi zaruri vakitlerin dışında hep kazâ namazı kılan kimse, bu kazâları bitirmeden ölürse, affolunur. Bu namazları özür ile kazâya kalmışsa, bazı âlimlere göre nâfile namazları ile tamamlanır. Ayrıca her çeşit günahı işleyenin afvolunması umulur. Ama elbette kat’i değildir.

Sual:
Namazda son oturuşta esselâmü aleyküm dedik, ama sağ tarafa başımızı çevirmeyi unuttuk. Daha sonra başımızı sağa çevirip tekrar selâm verdik. Bu şekilde namaz, sahih olur mu?

Cevap;
Başı sağa ve sola çevirmek sünnettir. Es-selâmü demek vâcibdir.

Sual:
Bazen namazımız bazı zaruretlerden dolayı son dakikaya kalıyor. Mâlikî mezhebinde bir namazın sahih olması için, bir rek’atinin namaz vakti içinde kılınmış olması gerekiyormuş. Vakit çıkmadan namaza durduk ve namaz bittiğinde vaktin çıkmış olduğunu gördük. Geçen dakikayı rek’at sayısına böldük. Meselâ bir rek’ati vakit içinde kılmış olduğumuzu anladık. O zaman namaz sahih midir?

Cevap;
Namaz vakitleri takvimde yazan dakikada girip çıkmaz. Takvimde yazan dakikada çoğu zaman vakit çoktan çıkmıştır. Takvimlerde o beldedeki en yüksek yere göre en ihtiyatlı namaz vaktinin girişi yazılır. Bu sebeple son dakikada kılınan namaz, büyük ihtimalle kazâ olur.

Sual:
Eğer bir rek’atin de namaz vakti içinde kılınmamış olduğunu anladığımızda, bu namazı tekrar kılmamız gerekiyor mu? Yoksa bu namaz kazâ yerine geçip sahih oldu mu?

Cevap;
Namazı vaktinde kıldığını zannedip, vakit çıktığını anlarsa, kazâ yerine geçer.

Sual:
Namazda iken kıl, tüy vb. şeyler ağzımıza dışarıdan kaçsa, bu namazı bozar mı? Elimizle çıkarmamız şart mıdır? Yutsak bir zararı olur mu?

Cevap;
Bunları elle alıp dışarı atar. Bilerek yutsa namaz bozulmak tehlikesi vardır.

Sual:
Rükû’da iken sağ ayak sol ayak yanına mı getirilir? Yoksa sol ayağın topuğu sağ ayağın topuğuna mı değdirilir?

Cevap;
Rükû’ya eğilirken, sol ayak sağ ayağın yanına getirilir. Mümkün mertebe topuk kemikleri değdirilir. Secdeden kalkarken açılır. Sünnettir.

Sual:
''Allahü teâlâ'' yerine ''Allah teâlâ'' demekle, iftitah tekbirinde ''Allahü ekber'' yerine ''Allah ekber'' demek arasında Arapça kaideleri açısından fark var mıdır?

Cevap;
Arapça’da cümleyi okurken cezm olmayan yerde cezm yapılmaz. Harekeli okunur. İrabını söylememek hem nahv hatasıdır, hem de fesahate aykırıdır. Allah teâlâ demek, Arapça bir terkibi, Türkçe ve Farsça gibi söylemeye çalışmak demektir. Bu sebeple he harfini belli etmek üzere irablı söylemek gerekir. Allah teâlâ demek, cehl alâmetidir. Allah ekber veya yalnızca Allah diyerek iftitah tekbiri alınsa, namaza girilmiş olunmaz. İbni Âbidin der ki: "İsmullahı sıfatsız olarak söylerse, yani yalnız Allah derse, İmam-ı A'zam'a göre namaz kerahatla sahihtir. İmam Muhammed buna muhâliftir. Muhtar kavil de budur".

Sual:
Secde edemeyen hasta ayakta durabiliyorsa, iftitah tekbirini ayakta mı alır, yoksa oturarak mı tekbir alır?

Cevap;
Secde edemeyen hasta, oturarak ima ile kılar. Tekbiri de oturarak alır. Ayakta tekbir alıp oturması ve sonra ima ile kılması da sahihtir.

Sual:
Bir yere dayanıp tekbir alacak kadar dahi ayakta duramayan hasta, oturarak ima ile namaz kıldığında secde edebiliyorsa secde eder mi, yoksa secdeyi de ima ile mı yapar?

Cevap;
Ayakta duramayan hasta yere oturur. Secde edebiliyorsa, rükû’ için hafifçe eğilir; sonra secde ile namazını kılar. İma ile kılamaz.

Sual:
Özürlü olan kimse yere secde edemeyip fakat 25 cm.den az yükseğe secde edebiliyorsa 25 cm.den az yükseğe mi secde eder, yoksa ima ile mi kılar?

Cevap;
25 cm.den daha yüksek yere secde edilmez. Daha alçak bir şeye secde edebilir. Bu takdirde secde etmiş sayılır. Daha yüksek bir şeye secde etmiş ise ima sayılır, ayrıca mekruh olur.

Sual:
İdrarını tutamayan bir hasta, 4 rek’atlik namazda iki rek’atini ayakta kıldı. 3. rek’atte idrar sıkıştırdığı için hemen oturup rükû’ ve secdeleri ima ile yapabilir mi?

Cevap;
Eğer oturduğu zaman idrar veya yel kesilecekse oturarak kılar. Secde edemezse ima ile kılar. İdrar veya yel kaçarsa abdesti bozulur.

Sual:
Bir kabre iki, üç meyyit konabilir mi?

Cevap;
Zaruret varsa ve önceki ölü çürümüşse, umumî mezarlıktaki böyle bir mezara müteaddit ölüler gömülebilir. Meselâ başka yer olmaması veya çok zor bulunması özürdür. Önceki cesedin kemikleri bir yere toplanır. Araya biraz toprakla tümsek yapılır veya kerpiç dizilir. Sonra yeni ölü konur. Mezar hususî toprakta ise, vârislerden başkası gömülemez. İzin verirlerse gömülebilir.

Sual:
Müslüman olup olmadığı belli olmayan insanın cenaze namazı kılınır mı?

Cevap;
Sünnet olmak gibi Müslümanlık alâmetleri varsa, kılınır. Câmiye getirilen cenazenin namazı hüsnü zan edilerek kılınır.

Sual:
Bedeninin yarısı olmayan insanın cenaze namazı kılınır mı?

Cevap;
Başı veya gövdesinin başıyla beraber yarıdan azı veya başsız yarıdan fazlası bulunmayan cenazenin namazı kılınmaz.

Sual:
Diğer üç mezhebde rük’ûya giderken ve kavmeye dönerken eller kulaklara kaldırılıyor da, Hanefî mezhebinde kaldırılmıyor? Rükûya giderken ve kavmeye dönerken elleri kulağa kadar kaldıranlar, Hazret-i Ömer’in rivayetine göre yapıyormuş. Hanefî mezhebinde ise İbn Mes’ud hazretlerinin rivâyeti esas alınıyormuş. Peygamber efendimize Hazreti İbn Mes’ud mu, Hazret-i Ömer mi daha yakındır?

Cevap;
Mukallidler, hadis-i şeriflere göre değil, mezheb imamının bildirdiğine göre amel eder. Hazret-i Peygamber’in rükûya giderken ve kavmeye dönerken ellerini kaldırdığına dair rivayetler vardır. Abdullah İbn-i Ömer’den geldiği için Şâfiîler bunu delil alıyor. Kaldırmadığına dair de rivayetler var. Abdullah bin Mes’ud bu hükmün neshedildiğine kail olmuş. Hanefîler de bunu alıyor. Rivayetin esas alınması, sahabinin üstünlüğü ile değil; rivayetin kuvveti veya zamanı ile alâkalıdır.

Sual:
Vitir namazını kılarken, son rek’atte, kıyamda zammı sureyi okumadan rükû’ya gittik. Rükû’da farkedip tekrar kıyama geri döndük ve ellerimizi tekrar bağlamadık, salık bir şekilde kaldı. Zammı sureyi okuduk ve kunut tekbiri alıp ellerimizi salık hâlinden kaldırıp bağladık. Kunut dualarını okuduk. Tekrar rükû’ yaptık. Namaz bitince de secde-i sehv yaptık. Bu doğru oldu mu?

Cevap;
Doğrudur.

Sual:
Kadınlar namazda iftitah tekbiri getirirken parmaklarının ucu omuz hizasında mı olur?

Cevap;
Avuç içi kıbleye dönük, parmak uçları omuz hizasında olur.

Sual:
Mezi gelirse ne yapmak lâzımdır? Şortu yıkayıp abdest alınsa namaz sahih olur mu?

Cevap;
Mezi, şehvetlenildiği zaman erkekten gelen şeffaf, kokusuz ve yapışkan bir sıvıdır. Abdesti bozar. Mikdarı dirhemden (avuç içi kadardan) çok ise, donu yıkayıp namazı kılmak caiz olur. Ancak umumiyetle birkaç damladır ve mikdarı bu kadara varmaz.

Sual:
Münferid veya cemaatle namaz kılan bir kimsenin Namaz içinde abdesti bozulup gidip abdest aldıktan sonra namazını tamamlamasının caiz olmasında bazı şartlar var mıdır?

Cevap;
Evet.
1—Hades, semâvî olmak (mesela birisi vursa ve kan çıksa olmaz).
2—Musallînin bedeninden zuhur etmek.
3—Guslü, mucip olmamak.
4—Vukuu nâdir olmamak.
5—Musallî, hades hâliyle, bir rükün edâ etmiş olmamak.
6—Yürüme hâlinde, rüknü eda etmiş olmamak.
7—Salâta münâfî (namaza aykırı) iş yapmamak.
8—Lâbüd (gerekli) olmayan işi yapmış olmamak.
9—Hades vukuundan sonra, özürsüz gecikmemek.
10—Sebk-ı hadesten sonra, musallînin, geçmiş hadesi zâhir olmamak (önceki bir abdest bozukluğu ortaya çıkmamak).
11— Musalli, sahib-i tertip ise, üzerinden geçmiş namaz olduğunu hatırlamamak.
12—Muktedî namazını, başka yerde tamamlamamak.
13—İmam, imamlığa elverişli olmayanı yerine geçirmemek. (Nimet-i İslâm)

Sual:
Bayılma, gibi nadiren vukubulan bir şey ile abdest bozulacak olsa, abdesti alıp üzerine tamamlamak caiz olur mu?

Cevap;
Olmaz.

Sual:
Kasten abdest bozma ile elinde olmayan bir sebeple abdestin bozulmasının bu meseledeki hükmü nedir?

Cevap;
Bina, ihtiyarsız hadeste (sebk-i hades) olur. Kasden abdest bozmada (hades-i amd) binaya manidir. Abdest alıp namazı tekrar kılması lazımdır.

Sual:
Kıyamda Kur'an-ı Kerim okumakta iken abdesti bozulan kimse abdestini tazeleyip gelince nereden başlayacaktır?

Cevap;
Kaldığı yerden devam edecek.

Sual:
Rükû veya secde veya tehıyyatta bozulursa abdestini tazeleyip gelince nereden başlayacaktır?

Cevap;
Kaldığı yerden devam edecek. Rükü, sücud ve tehiyyatı yeniden yapacak.

Sual:
Elinde olmayan bir sebeple abdesti bozulduğu zaman, kasten abdestini bozmak, yemek, içmek ve konuşmak, avret yerini açmak gibi namaza zıt bir şeyi yani bunlardan birini yapan kimse, abdestini alarak namazının üzerini tamamlayabilir mi?

Cevap;
Kasıtsız abdesti bozulan kimse, yeme-içme, konuşma gibi namazı bozacak bir iş yaparsa bina edemez. Ama su kaynağına yürümek, kovayı kuyuya sarkıtmak, musluğu açmak gibi işler namazı binaya (kaldığı yerden tamamlamaya) zarar vermez.

Sual:
Bir kimsenin elinde olmayan bir sebeple abdestinin bozulmasından sonra, herhangi bir özrü yok iken eğlenip de abdest almayı geciktirmesi, velev ki namazı ve abdesti bozan bir şey yapmasın, abdestin bozulmasından sonra, özürsüz bir gecikme yapmak o kimseyi bu hükümden faydalanamayacak hale getirir mi?

Cevap;
Getirir.

Sual:
Abdesti bozulan bir kimse, abdestini yenilemek için herhangi bir özür de yokken kendine yakın yerdeki suyu bırakıp da az daha uzaktaki bir yere gidip abdest alsa bu hükümden faydalanamayacak hale getirir mi? Yani bunun gibi zaruri olmayan bir işi yapmış olmak bu hükümden istifadeye engel midir?

Cevap;
Evet.

Sual:
Abdest bozulmasından sonra, namaz kılanın daha önce abdestinin bozulmuş olduğu ortaya çıksa. Mesela, abdesti bozulan bu kimsenin ayağındaki mestin müddetinin dolmuş olduğu anlaşılmış olsa, veya kanama,akıntı olduğunu hatırlasa abdestini alıp da namazının geri kalanını tamamlayabilir mi?

Cevap;
Bina edemez. İstinaf (yeniden kılması) lazımdır.

Sual:
Abdesti bozan sebep, guslü gerektiren bir şey olmuş olsa o arada namazı bozacak bir iş yapmasa hemen gusül yapıp da namazın geri kalanını tamamlayabilir mi?

Cevap;
Guslü gerektiren hades, binaya manidir.

Sual:
Benim gaz problemim vardı. Abdestte Mâlikî mezhebini taklid etmemi tavsiye ettiler. Bir iki sene böyle yaptım. Ama ben Mâlikî mezhebinin abdestteki farzlarını yapmadım. Meselâ başın tamamını meshetmeyi ve gusülde vücudun tamamını ovalamayı bilmiyordum. Hanefî mezhebine göre abdest aldım. Şimdi ne yapmam gerekir?

Cevap;
Bu kılınan namazlar, dört mezhebden birine göre sahih değilse, kazâ etmek lazımdır.

Sual:
Kur'an-ı kerimi ezberlemek istiyorum. Nasıl ezberlemeliyim? Unutmamamak için ne yapmalıyım? Kazâ namazlarım var; onları kıldıktan sonra mı ezberlemeliyim?

Cevap;
Tamamını ezberlemek istiyorsanız, bir hocaya gidip usul sorun. Soramazsanız, her gün sırayla bir mikdar ezberlemeye çalışın. Yaygın usul olarak her cüzün ilk sayfası, sonra son sayfası ezberlenmektedir. Her cüzün ilk sayfası olmak üzere baştan sona bütün cüzlerin ilk sayfasını sonra ikinci, sonra üçüncü şeklinde de bir ezberleme usulü vardır. Bir yandan da kazâları kılmalıdır. Elbette ki kazâlar daha mühimdir.

Sual:
Sünneti beğenmemenin küfre sebep olduğunu ve takke kullanmanın sünnet olduğunu biliyoruz. Çevremizdeki nice kişiler "Takke Türklere yakışmıyor” diyor. Yukarıdaki kaideleri anlatıyoruz. Maalesef bu kanaatlerinde devam ediyorlar. Bunlara karşı muamelemiz nasıl olmalıdır?

Cevap;
Namazda başı örtmek sünnettir. Tembellikle başı açık kılmak mekruhtur. Bütün ilmihallerde yazar. Ecdadımız hep başını örtmüştür. Giyim kuşamda örfe bakılır. Bugün için takke ile örtmek âdettir. Yakışmak değil, dinin emirleri esastır. Sünneti beğenmemek küfrdür, ama böyle söyleyenlere hemen küfr damgası basılamaz. Beğenmedikleri sünnet değil, takkedir.

Sual:
Namazda rükûdan kalkarken semî’ allahü limen hamideh diyoruz. Semî’ derken ayına cezmetmesek, yani semî’ demesek, düz olarak semi desek, mânâ bozulur mu? Namazı kazâ etmek gerekir mi?

Cevap;
Namaz bozulmaz. Ayn harfini elif gibi okumak bazı kıraatlerde vardır. Ama doğrusu ayn harfini çıkarmak ve çıkartmaya uğraşmaktır.

Sual:
Evde veya bir insana ait olan arazide cenaze namazı kılanları işittim. Bu bid’at değil midir? Cenaze namazı kılmak için belli bir mekân var mıdır?

Cevap;
Cadde, meydan gibi umumi yerlerde ve mülk arazide cenaze namazı kılmak mekruhtur. Zira birincide ammenin, ikincisinde hususi şahısların hakkı vardır. Cenaze namazını özürsüz camide kılmak tenzihen mekruhtur. Mescid-i Haram müstesnadır. Cenazeler için hazırlanmış olan ve içinde cenaze namazı kılınması mu’tâd bulunan hususî mescit ve namazgâhlar da müstesnadır. Nitekim şiddetli yağmur gibi bir özre mebni cenaze cemaat mescidi içine dahi alınabilir. Cenaze namazını mezarlıkta kılmak dahi lâyık olmaz. (Nimet-i İslam)

Sual:
İmam bir cenaze namazı kılmaya başladıktan sonra başka bir cenaze musallaya getirilmiş olsa ilk cenazenin namazı sonra gelen cenazeye kifayet eder mi? İkinci için yeniden mi kılınır?

Cevap;
Etmez. Ayrıca kılınır. (Nimet-i İslam)

Sual:
İmam cenaze namazı kıldırırken cenaze imamın göğsü hizasında durmazsa imamın kıldırdığı namaz caiz olur mu? Mutlaka lazım olan bir durma biçimi bildirilmiştir?

Cevap;
İmamın cenazenin her hangi bir cüz’ü önünde durması lâzımdır. Cenazenin göğsü hizasında durması ise menduptur. Erkekle kadın arasında fark yoktur. Çünkü göğüs imanın yeridir. Şefaat imandan dolayı yapılır. Cenazeler müteaddit olurlarsa, imam yalnız bir tanesinin göğsü hizasında durur. (Nimet-i İslam)

Sual:
Kadınlarla aynı hizada bulunma hali cenaze namazını bozar mı?

Cevap;
Bozmaz, fakat mekruhtur. Muhazatın (bir kadının erkeğin yanında aynı namazı kılması hâlinin) namazı bozması, rükû’lu ve secdeli namazlar içindir. (İbni Abidin)

Sual:
Cenaze namazının bazı tekbirlerine yetişemeyen kimse imam efendiyi bekleyip tekbiri imamla mı alacak... Beklemez ve namaza girer girmez tekbir alırsa namazı sahih olur mu?

Cevap;
Cenaze namazına sonradan gelip, imamı iki tekbir arasında bulan kimse, namaza hemen dâhil olmayıp, imamın tekbirini bekler. Namaz bitince, almadığı tekbiri kaza eder. İmamın iftitah tekbirinde mevcut iken, geciken kimse, ikinci tekbirini beklemeden iktida eder. Beklemeden tekbir alırsa, Tarafeyn’e (İmam Ebu Hanife ve Muhammed’e) göre namazı sahihtir. (İbni Abidin)

Sual:
İmamın dördüncü tekbirinden sonra cenaze namazına yetişen kimsenin durumu nedir?

Cevap;
Dördüncü tekbirden sonra gelen kimse, Tarafeyn’e göre cenaze namazına yetişmiş olmaz. İmam Ebu Yusuf’a göre namaza girmiş sayılır. Fetva da böyledir. (İbni Abidin)

Sual:
Cenaze namazında birinci tekbirin ve diğer üç tekbirin hükümleri nedir? Bu tekbirlerden birisi terk edilmiş olsa namaz caiz olur mu? Tekbirlerden birini unutup selam veren imam efendi namazı nasıl kurtarır?

Cevap;
Kıyam ve tekbirler namazın rüknüdür. Birinci tekbir hem şart, hem rükndür. Bir tekbir eksik söylense, namaz fâsid olur. Üçüncü tekbirde sehven selâm verirse, dördüncüyü dahi alarak selâm verir. (Nimet-i İslam)

Sual:
İmam efendi dördüncü tekbirden sonra ve selamdan önce dua okumaması gerekirken sehven veya dalgınlıkla dua okumuş olsa, besmele çekse veya ayet okusa, cenaze namazı sahih olur mu?

Cevap;
Dördüncü tekbirden sonra dua etmeksizin selâm vermek zâhir-i mezheptir, Bazıları, «Allâhümme Rabbenâ âtinâ fiddünya haseneten» duasını bir takımları «Rabbenâ lâ tüzi' kulûbenâ» yı okuması lâzım geldiğini söylemişlerdir. Sükût ile dua arasında muhayyer kalacağını söyleyenler de olmuştur. Şu halde selâmdan sonra dua okumanın veya besmele söylemenin namaza zararı yoktur. (İbni Abidin)

Sual:
Cenaze namazında çocuk ve deli için üçüncü tekbirden sonra mağfiret duası okunur mu?

Cevap;
Çocuk ve deli için mağfiret duası okunmaz. Onun yerine bedel olan dua söylenir. O da fetevveffehû’dan sonra şöyledir: Allahümmec’alhu lenâ feratan vec’alhu lenâ ecran ve zuhran vec’alhu lenâ şefîan müşeffean. (Nimet-i İslam)

Sual:
Çocuğun cenaze namazında niyet bakımından erkek ve dişilik tayin olur mu?

Cevap;
Evet.

Sual:
Mevkufat kitabında ölü için birden fazla cenaze namazı kılmak mekruhtur buyuruluyor. Bir cenaze yıkanmadan önce namazı kılınmış sonra da defnedilmiş olsa bu cenazenin namazı yeniden kılınır mı? Yıkanmak için tekrar kabir açılır mı?

Cevap;
Cenaze namazını meyyit yıkanmadan kılmak meşru değildir. Yıkandıktan sonra tekrar kılınır. Cenaze namazı kılınmayarak defn edilmiş ise, yıkanmamış bile olsa, namazı (çürümedikçe) kabri üzerinde kılınır. Definden sonra, kabir açmak, haram olduğu için, meyyitin taharet şartı, sâkıt olmuş demektir. (Nimet-i İslam)

Sual:
Cenaze namazı kıldırmakta olan bir imamın abdesti bozulsa yerine başkasını geçirmesi caiz olur mu? Eğer caiz olursa bir sualim daha var. İmamın yerine geçen kimse nereden devam eder. İmam okumaları sessiz yapıyor. Kaldığı yeri nasıl tayin eder?

Cevap;
Cenâze namazında istihlâf câizdir. Esah olan kavil budur. Kaldığı yerden devam eder. İmamın hadesten evvel aldığı tekbir sahihtir. Halef, bu tekbirden sonraki okunacak şeyi okur. (İbni Abidin)

Sual:
Kadınlara cenaze namazı kılmaları lazım değilken kılmaları halinde ellerini koyma biçimi namazda olduğu gibi göğüs üzerine mi olacaktır?

Cevap;
Kadın, namaz kılarken ellerini her zaman göğüs üzerine koyar.

Sual:
Cenaze namazında üçüncü tekbirden sonra fatihayı besmelesiz dua niyeti ile okuyabiliyoruz. Sehven veya bilmeden besmele çekerek okunsa namaz sahih olur mu? Dua makamında âyet okumak namazı mekruh eder mi?

Cevap;
Cenaze duasını bilmeyen, dua niyetiyle fatihayı okuyabilir. Başında besmele çekmez zarar vermez. Zira besmele de ayet değil, bir cihetten duadır.

Sual:
Namazda sübhaneke okunurken "Ve celle senâüke" kısmının okunmayıp da cenaze namazında okunmasının belli bir sebebi var mıdır?

Cevap;
Bu kısım, meşhur rivayette geçmediği için, diğer namazlarda okunmaz. (İbni Abidin)

Sual:
Müslüman bir erkeğin gayrimüslim olan karısı, hamile olduğu halde ölse, karnındaki çocuk da İslâm fıtratı üzerine olduğundan, böyle bir durumda cenaze namazı kılınacak mı? Müslüman mezarlığına mı küffar mezarlığına mı defnedilir? Müslüman bir erkeğin Gayrimüslim olan karısı, hamile olduğu halde ölse; karnındaki çocuk da uzuvlar henüz teşekkül etmemiş yani dört aylık olmamış olsa, bu çocuğun uzuvları henüz teşekkül etmediğinden yok hükmünde kabul edilip kadının cenaze namazı kılınmaz kendi batıl dini üzere gömülür demek doğru olur mu?

Cevap;
Doğmamış veya ölü doğmuş cenin için cenaze namazı kılınmaz. Müslümandan gebe kalan zımmî bir kadının nereye defnedileceği ihtilaflıdır. Eshab-ı Kiram üç kavil üzerine ihtilaf etmiştir. Bazıları çocuğunu nazarı itibara alarak müslüman kabristanına defnedileceğini söylemiştir. Bazıları kâfir kabristanına defnedilir, çünkü çocuk karnında olduğu müddetçe onun bir cüzü hükmündedir, demişlerdir. Vâsıle bin Eska’ ise o kadına ayrı bir yerde kabir kazılacağını söylemiştir. İhtiyatlı kavil budur. Sırtı da kıbleye çevrilir. Çünki karnındaki çocuğun yüzü kadının sırtına bakar. Çocuk dört aylık değilse, kadın kâfir kabristanına defnedilir. (İbni Abidin)

Sual:
Kazâ namazı kıldıktan sonra normal namazlardaki tesbihat yapılır mı? Kazâ namazı olan bir kişi, Kur’an-ı kerimden ezber mi yapmalı veya dinî ilimler mi öğrenmeli, yoksa kazâ namazı mı kılmalıdır?

Cevap;
Kazâ namazından sonra tesbihat yapılmaz. Kazâ kılmayı, her şeyin önüne almalıdır. Dinî ilimlerden de farz ve vâcib olanları kazâ namazıyla beraber okuyabilir.

Sual:
Birinci rek’atte zammı sure okumayı unutan ikinci ve üçüncü rek’atta okuyamaz mı? İllâ üçüncü ve dördüncü rek’atte mi okumalıdır?

Cevap;
Zammı sureyi mahallinde unutan, başka rek’atte okumaz. Sehv secdesi yapar. Son iki rek’atte zammı sure okumak câiz ise de, vâcib olan sûrenin yerine geçmez ve secde-i sehvi düşürmez.

Sual:
Kaç rek’at kıldığını şaşırıp, namazda düşünmesi, sonraki rüknün veya vâcibin, bir rükn zamanı kadar gecikmesine sebep olursa, bu arada, âyet ve dua okusa secde-i sehv gerekir mi?

Cevap;
Bu düşünmenin sehv secdesini gerektirmesi, vâcib ve sünnet olan mikdarda okunduktan sonrası içindir.

Sual:
Farzın son iki rek’atinde zammı sure okumak secde-i sehvi gerektirir mi?

Cevap;
Hayır. Burada zamm-ı sure okumak câiz, okumamak evlâdır.

Sual:
Cenaze namazında dördüncü tekbirden sonra iki tarafa selam vermek ve selam verirken başı sağa sola çevirmenin hükmü nedir?

Cevap;
İki tarafa selam vermek vacibtir.

Sual:
Nimet-i İslam kitabında ( Cadde, meydan gibi umumi yerlerde ve mülk arazide cenaze namazı kılmak mekruhtur. Zira birincide ammenin, ikincisinde hususi şahısların hakkı vardır) buyuruluyor. Kişinin kendine mahsus arazisine, yazlığına, kışlığına cenazesini getirtip, cenaze namazını kıldırması da mekruh olur mu? Başkasının mülkü olan arazide mülk sahibinin izni ile cenaze namazı kıldırması mekruh olur mu?

Cevap;
Olmaz. Olmaz.

Sual:
İbni Abidin’de İmamın dördüncü tekbirinden sonra namaza yetişen kimse İmam Ebu Yusuf’a göre namaza girmiş sayılır. Fetva da böyledir buyuruyor. Bu kimse imamın selâmından sonra 4 tekbiri de kaza mı edecek?

Cevap;
Evet. Cenaze kalkmamışsa, münferid kılar gibi kılacak. Cenaze kalkmışsa, sadece tekbirleri alacaktır.

Sual:
Cenaze namazında imama sonradan yetişen kimse imam efendinin selamından sonra tekbirlerin kazasını yaparken kıbleye dönmesi veya namazdan hemen sonra yapma gibi şartı var mı? Mesela alamadığı tekbirleri evde v.s alabilir mi?

Cevap;
Hayır. Hemen ve kıbleye karşı alacaktır.

Sual:
Secdeli ve rükû’lu namazlarda yanılmalarda secde-i sehv yapılıyor ve namaz kurtuluyor. Cenaze namazında hata eden imamın telafi imkânı var mı?

Cevap;
Vaziyete göre değişir.

Sual:
Cenaze namazında, dördüncü tekbir diye üçüncü tekbirde selam veren imam selamdan sonra hemen hatırlasa ve dördüncü tekbiri alsa tekrar selam verse namazı kurtarıyor mu?

Cevap;
Üç tekbirle kılınan namaz fâsid olur. Üçüncü tekbirde sehven selam verirse, hemen dördüncüyü alarak selâm verir.

Sual:
Cenaze namazında, imam efendi beşinci tekbiri alırsa cemaat de beşinci tekbiri alacak mı? Nasıl yapacak? Beşinci tekbiri alan imam efendinin ve ona ittiba eden cemaatin namazlar sahih oldu mu?

Cevap;
İmam beşinci tekbiri alırsa, cemaat almaz, selâmını bekler. Namaz, kasıt varsa maalkerahe (kerahatle), ve illa (kasıt yoksa) bilâkerahe (kerahatsiz) sahihtir.

Sual:
Cemaatten biri cenazenin erkek mi kadın mı olduğunu bilemese nasıl niyet eder?

Cevap;
Dua namazın sıhhat şartı değildir ki erkek veya kadına niyetin ayrı olması şart olsun.

Sual:
Bâliğa olmamış küçük kıza hatun kişi niyeti ile ve baliğ olmamış oğlan çocuğuna er kişi niyetine şeklinde niyet edilirse cenaze namazı sahih olur mu? Bunların niyeti nasıl yapılır?

Cevap;
Bu bir sıhhat şartı değildir.

Sual:
Şâfiî mezhebindeki bir talebe, mektebinde izin verilmediğinden dolayı kılamadığı öğle namazını nasıl kılabilir?

Cevap;
Öğle ile ikindiyi öğle tatilinde cem-i takdim ile birleştirir. Veya eve gelince ikindi vaktinde cem-i tehir ile birleştirir. Bu ikincide öğle vakti çıkmadan birleştirmeye niyet etmelidir.

Sual:
Cuma hutbesinin bir kısmını Türkçe okuyan imamın kıldırdığı cuma namazına gidilir mi? Bid’at mı oluyor?

Cevap;
Cuma hutbesinin Arapça okunması vâcib; bir kısmının başka dilde okunması bid’attir. Tamamının başka dilde okunması hâlinde hutbe sahih olmaz. Bid’at, bir namazın sıhhatine engel değildir. Mecburen böyle okunmaktadır. Hâli mechul olan, yani küfre düştüğü yahud bid’at ehli (Şiî veya Vehhabi) olduğu bilinmeyen imama hüsnü zan edilir ve arkasında namaz kılınır. Vesvese ve suizan caiz değildir. Türkçe hutbe okunmayan câmi Türkiye’de yoktur.

Sual:
Vitri kılarken birinci rek’atte normal ayağa kalktım; ikinci rek’atte oturunca birinci rek’atteyim zannederek ettehiyyatüyü yarıda kesip hemen ayağa kalktım. Gerisini buna uygun tamamladım. Yani sonra iki kere oturdum. Dışarıdan arkadaş ikaz etti. Ben ona itibar etmeden sehv secdesi yaparak namazı tamamladım. Namazım oldu mu?

Cevap;
Yanlış olmuş. Madem birinci veya ikinci rek’atte olmak arasında tereddüd edildi, oturmaya ve ettehiyatüye devam edip sonra ayağa kalkıp tekrar oturup, sonra ayağa kalkıp tekrar oturmalı, böylece ve sonra sehiv secdesi yapılmalıydı. Ama namaz sahihtir. Zira vitirde ilk oturuş vâcibdir. Unutarak ayağa kalkan geri dönmez ve sehiv secdesi yapar. (İbni Abidin-Vitr ve Nevafil Babı)

Sual:
Gusl bahsinde Mâlikî mezhebini taklid eden Hanefî, sehv secdesi yapacağında salli barik okuduktan sonra mı sehv secdesi yapmalıdır, yoksa ettahiyyatüden hemen sonra mı?

Cevap;
Ettehiyatüyü okuyup sağa selam vererek sehiv secdesi yapar. Ettehiyatüden sonra salli barik okuması zarar vermez. Hatta Şâfiî’nin hilafından çıktığı için belki müstehab olur.

Sual:
Mâlikîyi taklid eden Hanefî, sabah namazında vakit çıkmak üzere ise, kıyamda fatihadan birkaç ayet okuyup rükû ve secde yapıp, tehiyyatta ettahiyyatüyü okuyup selâm verirse namazı sahih olur mu?

Cevap;
Mâlikî mezhebinde her rek’atte fâtiha okumak farzdır. Bu sebeple fatihayı süratle okumalıdır. Buna da imkân yoksa, Hanefî gibi davranır. Fakat süratle okunması ile okunmaması birkaç saniye farkeder.

Sual:
Mâlikî mezhebini taklid eden Hanefî, dört rek’atlik farz namazda ka’de-yi âhireden sonra yanılıp kalksa ve secde etmeden hatırlamasa, son iki rek’ati nafile olarak farz eda edilmiş oluyor. Mâlikî mezhebinde selâm farz olduğuna göre, son verilen selâm iki namaz için de sahih oluyor mu?

Cevap;
Selâmın farz olmasının bununla alâkası yoktur. Altınca rek’atin sonunda zaten selâm verecektir. Bu tek bir namazdır, son iki rek’ati nâfileye sayılır.

Sual:
Seferi olan dört rekâtlı namazları iki rekât kılması gerekirken dört rekât kılsa son iki rekât nafile oluyor? Bu iki rekât öğle ve yatsının son sünneti yerine geçer mi?

Cevap;
Hayır. Çünki ayrı niyet ve tekbir alınması gerekir.

Sual:
Kitaplarda (Seferde müekked sünnetler gayri müekked sünnet hâline gelir) buyuruluyor. Öğle namazının ilk oturuşunda salli barikler, üçüncü rekâtın başında da sübhaneke olur mu demek bu?

Cevap;
Hayır. Hükmü böyle olur demektir. Şekli değişmez.

Sual:
Seferde dört rek’atlik namazı iki rek’at kılması gerekirken dört rek’at kılan bir kimse ilk teşehhüde oturmayı da unutmuş olsa, terk etse farzı eda etmiş olur mu?

Cevap;
Olmaz. İade gerekir.

Sual:
Hanefî mezhebindeyim. Şâfiî mezhebini taklid ediyorum. Seferde namazımı kısaltıp iki rek’at olarak kıldım. Ancak teşehhüdde sadece ettehıyyatüyü okuyup selâm verdim. Şâfiî mezhebini taklid ederek kıldığım bu farzı eda etmiş oldum mu?

Cevap;
Son oturuşta salavat okunması gerektiği için kerahatle sahih olur.

Sual:
Seferî imam iki rek’at kılması gerekirken farzı dört kılarsa ona uyup dört rek’at kılan mukimlerin, namazı sahih olmuyor. Seferî olan imam yanılıp üçüncü rek’ate kalktığında [veya dördüncü rek’atte] bu hatasını anlarsa, mukim cemaatin namazını kurtarmak için namaz içinde mukim olmaya niyet etse ve namazını dörde tamamlasa; hâlbuki o beldeye, şehre mukim olmak için gelmemiş olsa [hatta birazdan o şehirden ayrılacağını bilse] mukim cemaatin namazını kurtarmak için namaz içinde mukim olmaya niyet etmesi caiz olur mu?

Cevap;
Caiz olmaz. Mukim imamdan ayrılmaya niyet ederek namazını müstakil tamamlar. İmama uyarsa namazı fâsid olur.

Sual:
Seferî imam; yanlışlıkla kalktığı üçüncü rek’atin secdesini yapmadan o şehirde 15 gün kalmaya niyet etse ne yapması lâzım gelir?

Cevap;

Seferî kimse, dört rek’atlik namazları iki rek’at olarak kılar. Yanlışlıkla üçüncü rek’ate kalkarsa; ilk oturuşta oturmuşsa, namazı iki rek’at olarak sahihtir. Fazlası nâfiledir. İlk oturuşta oturmamışsa; üçüncü rek’atin secdesinde ikamete niyet etmişse, kıyâm ve rüku’u tekrarlar; çünki nâfile olarak yapılmıştır. Secdeden başını kaldırmadan ikamete niyet etmişse, namazı dörde dönüşür ve İmam Muhammed’e göre farz olarak sahih olur. Sahih kavil de budur. İlk oturuşta oturmadıysa ve üçüncü rek’atin secdesinden başını kaldırdıktan sonra ikâmete niyet etmişse, bu namaz nâfile olur. (İbni Abidin)



Sual:
Misafir imam; üçüncü rek’atin secdesini yaptıktan sonra o şehirde 15 gün kalmaya niyet edebilir mi?

Cevap;
İlk oturuşta oturduysa, 4 rek’at kılar. Farz yerine geçer. İlk oturuşta oturmadıysa, bu namaz nafile olur. İade gerekir. (İbni Abidin)

Sual:
Gemi, [feribot] uçak, otobüs, tren gibi vasıtalarda ihtiyaç halinde İki namazı Cem etmek, imam-ı Züfer hazretlerinin ictihadına uyarak oturup ima ile etmekten önce mi gelir? Bu önceliğe riayet edilmezse namaz kabul olur mu?

Cevap;
İmam Züfer’e göre ima etmeli, üç mezhebden birine göre de cem etmeli. İkisinden birini yapsa da olur. Sıraya dikkat etmese ed olur. Zira kavl-i Züfer mezhebin zayıf kavli olmakla beraber, tahmin ediyorum, cem’de kıyam, rükû ve sücud olduğu için, büyükler, cem’i imaya tercih etmiştir. İstisnai bir haldir.

Sual:
Gemi, [feribot] uçak, otobüs, tren gibi vasıtalarda kıbleye dönmek mümkün olmazsa veya kıbleyi tesbit edemezse iki namazı cem mi eder. İki namazı Cem etme imkânı da olmayan bir kimse namazı gücü yettiği herhangi bir tarafa doğru kılması caiz olur mu?

Cevap;
Gidiş istikametine veya kolayına geldiği cihete dönerek ima ile kılar.

Sual:
Ayakları sarkıtarak namaz kılmanın dinimizde caiz olmadığı kitaplarda bildiriliyor. Gemi, [feribot] uçak, otobüs, tren gibi vasıtalarla yolculuk yapıyoruz. Bazen sabah namazına denk geliyor. Sabah namazını cem etme imkânı olmadığı içinde kazaya kalabiliyor. Bu vasıtalarda İmam-ı Züfer hazretlerinin kavline uyarak bağdaş kurarak veya diz üstü oturak namazlarımı kılacağım ama hanımların koltukta diz üstü oturması veya bağdaş kurması garip karşılanıyor. Yaşlıdır veya rahatsızlığı vardır, diz üstü oturamıyordur, bağdaş kuramıyordur. Bir rahatsızlığı olmamasına rağmen bazı insanlar diz üstü oturamıyor, bağdaş kuramıyordur. Diz üstü oturarak veya bağdaş kurarak oturmak namaz kılmak dikkat çektiğinden fitneye sebebiyet vermesinden korkuyordur. Belirttiğim sebepler namazın kazaya kalmaması için vasıtada ayaklarını sarkıtarak koltukta namaz kılmak için özür olur mu? Yoksa kaza mı edecek?

Cevap;
Dizleri sarkıtarak kılınan namaz sahih, fakat tahrimen mekruhtur. Ayaklarını altına alamayan, sarkıtarak kılar.

Sual:
Bir ilmihalde Mâlikî ve Şâfiî de sadece seferde değil mukimken, hastalıkta ve ihtiyarlık sebebiyle iki namaz cem edilebilir, diye yazıyor. Dinimizde kime ihtiyar denir? Belli bir yaşı var mıdır? İhtiyarın açık bir hastalığı görülmesi gerekir mi ki bu hükümden istifade etsin? Bu hükme göre genç veya ihtiyar hasta kimsenin her namaz için ayrı ayrı abdest alıp ayakta durması zor oluyorsa, meselâ karın ağrısı, diş ağrısı, böbrek ağrısı, sinüzit, migren gibi rahatsızlıkları varsa bu rahatsızlıklar sebebiyle ayakta durması zor oluyorsa, Hanbelî, Şâfiî veya Mâlikî mezhebini taklid ederek mukimken iki namazını cem edebilir mi?

Cevap;
Abdest alması, necaset temizlemesi, namaza kalkması ağır hareketleri gerektiren, zorlanan, düşme tehlikesi olan, zor yürüyen, ağrısı olan veya artan ihtiyar veya hasta mukimken de namazını cem edebilir.

Sual:
Şâfiî mezhebinde bir kavle göre mukimken de bir korku sebebiyle veya mühim ihtiyaç hâlinde cem etmek câizdir deniyor. İhtiyaç herkese göre değişiklilik gösterebilir. Birinin korktuğundan bir başkası korkmayabilir. Buradaki ihtiyacın ve korkunun ölçüsü nedir? Hanefî mezhebindeki bir Müslüman, böyle hallerde bir ihtiyaç olunca Şâfiî mezhebini mukimken taklit edilip namazları cem edebilir mi?

Cevap;
Canına, malına, ırzına, dinine bir zarar geleceğinden korkan kimsedir. Meselâ namaz kıldığını görseler, işten atacakları kat’i olan kimsedir.

Sual:
Gerek cem-i takdimde, gerek cem-i tehirde öğleyi ikindiden, akşamı yatsıdan önce kılmak cem’in şartlarındandır ki buna tertip denir. Peki, tersi olursa ne olur? Yani tehirde de takdimde de öğleden önce ikindiyi, akşamdan önce yatsıyı kılsa namazları sahih olacak mı?

Cevap;
Takdimde kılamaz, tehirde kılabilir.

Sual:
Mâlikî mezhebinde seferde cem caizdir. Fakat deniz seferinde cem caiz değildir. Cem için ihtiyaç hâsıl olursa diğer üç mezhepten birisi taklid edilir. Hanefî mezhebindeyim. Feribot, gemi, tekne, yat veya herhangi deniz vasıtası ile deniz seyahati yaparken, bu vasıtaların içerisinde Mâlikî mezhebine uyarak cem edilemez mi?

Cevap;
Hayır. Şâfiî veya Hanbelî taklid edilebilir.

Sual:
Akşamı yatsı vaktine çekerek cem etmeye niyetlenen bir kimse, henüz akşam namazı vakti çıkmadan önce kalbinden (akşamı yatsı vaktinde kılacağım) diye geçirmesi gerekiyor. Bu niyet farz mıdır? Yani, bu niyeti yatsı vakti girmeden önce yapmayı unutan bir kimse, yatsı vakti hatırlasa, niyet edebilir mi? Bu şekilde cem caiz olur mu?

Cevap;
Bu niyet, namazın eda olarak sahih olmasının şartıdır. Vakit çıkmadan cem-i tehire yahud ilk namazı selâmlamadan cem-i takdime niyet etmezse, cem sahih olmaz, namaz kazaya kalmış olur.

Sual:
Bazı parfümlerde Fransızca “alcol dénaturé” denilen madde bulunuyor. Bu etil alkol olmaktan çıkıyor mu? Cetyl alkol gibi etil alkol sayılmayan maddelerin câiz olduğunu biliyorum. Fakat krem sürünürken, ağzımıza gelip yutmuş olsak, bunun zararı var mıdır?

Cevap;
Bildiğim kadarıyla alcol dénaturé denen maddenin kimyevî olarak etil alkolden farkı yoktur. Alcol dénaturé, etil alkolün içine başka kimyevîler karıştırarak elde edilen bir karışımdır. Umumiyetle etil alkolün içilmesini önlemek için sanayide yapılan bir muameledir. Cetyl alkolün ise yukarıdakinin aksine, etil alkol ile hiç bir alâkası yoktur. Bu bakımdan yutulması, yalanması haram değildir.

Sual:
Uyku sebebiyle veya tembellik sebebiyle bir namazın vakti daralır da abdest alıp namaz kılmaya kâfi olmazsa, bu vaktin namazı, kazâya bırakma günahından kurtulmak için, müteâkib namazla birlikte cem edilerek kılınmak üzere tehir edilebilir mi?

Cevap;
Uyku sebebiyle namaz vakti çıkarsa, kazâ için özürdür. Tembellik sebebiyle cem edilmez. Cem mutlaka meşru bir özürle olur.

Sual:
Uyku sebebiyle veya tembellik sebebiyle bir namazın vakti daralır da abdest alıp namaz kılmaya kâfi olmazsa, namazı kazaya bırakmamak için, öğleyi asr-ı evvelde kılarım diye düşünmek ve yatsıyı işâ-i sâni de kılarım diye düşünmek cem etmekten önce mi gelir?

Cevap;
Bir Hanefî hiç özür olmaksızın akşamı işâ-i sâniye kadar geciktirse, sahihtir. Asr-ı sani de böyledir. Diğer mezheplerde ve bu mezheplerden birini taklid eden Hanefi için bu tehir mümkün değildir. çünki üç mezhebde öğle ve akşamın vakti asr-ı sâni ve işâ-ı sânî girmeden biter. Böyle bir Hanefî ancak bir özür sebebiyle asr-ı sâni veya işâ-yı sâniye kadar öğle veya akşamı geciktirebilir. Çünki taklid ettiği mezhebin de şart ve müfsidlerine uyacaktır. Buna da muvaffak olamazsa cem eder.

Sual:
Hanefî mezhebindeyim. İhtiyaç halinde mukimken Hanbelî mezhebini, seferde iken Mâlikî mezhebini taklid ederek namazlarımı cem ediyorum. Her iki mezhebi de ihtiyaç halinde taklid eden bir kimse, su olmadığı zaman, öğle namazını teyemmümle kılmış olsa, ikindiyi de cem ederek kılmak için yeni bir teyemmüm yapacak mı? Velev ki teyemmüm gusül için veya abdest için alınmış olsun. İki namazı bir teyemmümle cem edip kılmak caiz olur mu?

Cevap;
Teyemmüm Mâlikî mezhebinde vakit çıkınca bozulur.

Sual:
İhtiyaç hâlinde namazlarımızı cem ediyoruz. Cem ederken [kamet ve allahümme entesselâm... dan başka] iki namazın farzını arada fâsıla vermeden peş peşe kılmak lâzım geldiği kitaplarda bildiriliyor. Mâlikî veya Şâfiî veya Hanbelî mezhebini bu mevzuda taklid eden bir kimse, iki farz arasında bilmeden veya unutarak sünnet namaz kılmış olsa, telefonla konuşsa veya sorulan suale uzun veya kısa cevap verse, bir ihtiyaç hâlinde yiyip içse veya baş dönmesi ve benzeri bir rahatsızlık sebebiyle bir müddet ara verip dinlense cem sahih olur mu?

Cevap;
Bunların cem’e zararı yoktur. Mekruh olur. Abdesti bozulunca su aramak, necâseti temizlemek gibi meşguliyetler mekruh da olmaz.

Sual:
Eskiden kalan kazâ namazlarını kılıyor; bir yandan da dinî kitaplar okuyorum. Bunun yanında kalben her gün zikr yapmam mahzurlu mudur? Öncelikle kitapları okumam mı lâzımdır?

Cevap;
Önce kazalar gelir. Yorgun düşünce, dinlenmek için zikr yapılır. Kitaplardan da farz olan bilgiler okunur.

Sual:
Mezartaşına Arabî harflerle mi yazı yazılmalıdır? Lâtin harfleriyle yazılırsa mevtâya zararı olur mu?

Cevap;
Mezartaşına Arabî olarak mevtânın ismi ve vefat tarihi yazılacağı; aksi takdirde mevtânın bundan dolayı üzüleceği, kitaplarda yazılıdır.

Sual:
Öğle ile ikindiyi cem etmek için, öğle vakti çıktıktan sonra cem etmeye niyet ettim. Hâlbuki öğle çıkmadan önce cem etmeye niyet etmem gerekiyormuş. Cem sahih oldu mu? İadesi veya kazâsı lâzım gelir miydi?

Cevap;
İade, bu mümkün olmazsa kazâ lâzım gelir.

Sual:
Herhangi bir vasıtada [uçak, tren, vapur, otobüs] namaz kılarken kıbleye dönmek farzdır. Kıbleye dönemeyen gidiş istikametine veya kolayına geldiği tarafa dönerek namazı kılar. Böyle yapmak yerine selâmete çıkınca kıblesi belli olan bir yerde iki namazı cem etsek olur mu?

Cevap;
Her ikisi de mümkündür.

Sual:
Mukimken veya seferde Hanbelî veya Mâlikî mezhebini taklid ederek öğle namazını ikindi namazı vaktine tehir ederek cem eden bir kimse, ikindi vakti girince önce ikindiyi sonra öğleyi kılmış olsa, yani tertibe riayet edilmemişse, cem sahih olur mu? Böyle kılan biri vaziyeti nasıl telâfi etmesi lâzımdır? İadesi veya kazâsı lâzım gelir mi?

Cevap;
Cem-i tehirde tertip lâzım değildir.

Sual:
Mukimken veya seferde Hanbelî veya Mâlikî mezhebini taklid ederek ikindi namazını öğle vaktine çekip [takdim ederek] cem eden bir kimse öğle vakti girince önce ikindiyi kılsa, sonra öğleyi kılsa yani tertibe riayet edilmemişse cem sahih olur mu? Böyle kılan biri vaziyeti nasıl telâfi etmesi lâzımdı? İadesi ve kazâsı lâzım gelir mi?

Cevap;
Cem-i takdimde tertip lâzımdır. İade veya kazâ lâzımdır.

Sual:
Gerek takdimde, gerek tehirde, öğle ikindiden, akşam yatsıdan önce kılınır ki buna tertip denir buyuruluyor. Takdimde veya tehirde tertibe sehven veya bilmede riayet etmeyen bir kimse vakit içinde hatasını anlarsa baştan tekrar cem edip kılabilir mi?

Cevap;
Cem-i takdimde tertip lâzımdır. İade veya kazâ lâzımdır.

Sual:
Hanefi mezhebindeyim maliki mezhebini taklid ediyorum. Mâlikî’de deniz seferlerinde cem câiz olmayacağını, seyahat boyunca bu vâsıtaların içerisinde Mâlikî mezhebine uyarak cem edilemeyeceğini, bu gibi hallerde Hanbelî ve Şâfiî mezheplerinden birini taklid etmek lâzım geldiğini nakletmiştiniz. Cem, deniz aracında değil karaya çıkınca yapacağım. Deniz yolculuğunda Mâlikî’yi taklid ederek cem’e niyet etmiş olmamın bir mahsuru var mı? Velev ki karaya varınca seferiliğim devam etsin veya mukim olayım?

Cevap;
Denizde giderken cem yapılmaz. Seferin bir kısmıdenizde, diğer kısmı karada olursa, karadaki kısmında cem caizdir.

Sual:
Kitaplarda Hanbelî mezhebini cem etmek için özürler anlatılırken buyuruluyor ki: “Abdesti bozan bir özrü olan mesela ishalini veya idrarını tutamayan, çıbanından yarasından kan akan, basurdan kan, fistüllerinden göbekten akıntı çıkan, elde olmadan gelen yeli tutamayan, ağız dolusu kusan bunlar gibi abdesti bozan bir özrü olan kimsenin iki namazı cem etmesi caizdir”. Bu özürler için Mâlikî mezhebi taklid edilip namazı vaktinde kılma imkânı varken Hanbelî’yi taklid edip iki namazı cem etmek câiz olur mu? Hanbelî mezhebini abdesti bozan mezkûr özürlerden dolayı taklid eden bir kimsenin Hanbelî’de necasetin zerresi namaza mâni olduğundan; necâsete dikkat etmesi ve çamaşırını değiştirmesi gerekmiyor mu? Bu da meşakkat olacağından Mâlikî mezhebini taklid etmesi daha kolay olmaz mı? Hanefî mezhebinde olup da abdesti bozan özürlerden dolayı ihtiyaç hâlinde iki namazı cem etmek üzere Hanbelî mezhebini taklid eden bir kimse, Hanbelî’de necâsetin zerresini temizlemek lâzım olduğundan ve her namaz vakti necasetli çamaşırı değiştirmek meşakkat olacağından necaset için ayrıca ikinci mezhebi yani Mâlikî mezhebini taklid edebilir mi?

Cevap;
Her ikisi de câizdir. Mâlikî’yi taklid etmek efdaldir.

Sual:
Hanefî mezhebindeyim Mâlikî mezhebini taklid ediyorum. Ayağım alçıdan yeni alındı. Ayağımı hareket ettirmekde zorlanıyorum. Mesela lavaboda abdest alırken ağrı yaptığından dolayı ayağımı yukarıya kaldıramıyorum. Evimde olunca leğende falan ayağımı kaldırmadan ayağımı yıkıyorum ama ev haricî durumlarda buna imkân olmuyor. Lavaboda abdest alıp ayağımı lavaboya kadar kaldırmakta bana sıkıntı veriyor. Bu gibi hallerde yani evimde değilken dışardayken, “Mâlikî’de hastalıkta cem caizdir” kavli gereğince ayağı yıkama meşakkatinden dolayı İki namazı Mâlikî mezhebini taklid ederek cem edebilir miyim? Cem’i tercih etmeyip ârızalı ayağı yıkamayı terk etsem ve namazı vaktinde kılsam câiz olur mu? Arızalı ayağın üstüne [çıplak ayağın üstüne] mesh etsem ve namazı vaktinde kılsam câiz olur mu? Yukarıda ifade ettiğim kolaylıklar arasında bir tercih sırası var mıdır?

Cevap;
Mâlikî’de namazı zamanında kılmaya meşakkat veren hastalık, namazın cem’i için özürdür.

Sual:
Bir meselede kafam çok karıştı. Kitaplar da hastanın abdesti babında “Yıkaması farz olan dört abdest uzvundan ikisi sağlam ise, abdest alıp, yaralı yerleri mesh eder. Mesh zarar verirse, sargı üzerine mesh eder. Abdest uzuvlarının yarıdan çoğu yaralı ise teyemmüm eder” buyuruluyor. Kitaplarda bildirilen iki namazı cem etme bahsinde bildirilen başka bir kavil daha var. O kavilde de “Hanbelî mezhebinde hatta Mâlikî mezhebinde hastalıkta mukimken de cem caizdir” ve “Hanbelî mezhebinde abdest ve teyemmüm için zorluk varsa iki namazı cem caiz olur” buyuruluyor. Hanefî mezhebinde olan bir kimse abdest alma ile alâkalı sıkıntısı yukarıda bildirilen ilk kavil de gideriliyorsa yine de cem etmesi caiz olur mu? Abdest uzuvlarının ikisi sağlam olup abdest alıp sağlam uzuvları yıkamak ve yaralı yerleri mesh etmek yerine bunları yapmayıp hastalıkta cem caiz diye cem edebilir mi? Abdest uzuvlarının yarıdan çoğu yaralı ise teyemmüm eder buyuruluyor. Teyemmüm etmeyip, hastalıkta cem caizdir diyen Hanbelî veya Mâlikî mezhebine uyarak cem edebilir mi? Bu mevzuda bana yardımcı olabilir misiniz?

Cevap;
Kişi kendi mezhebinde sahih veya zayıf kavillerde bir çıkış yolu olmadığı zaman başka mezhebi taklid edebilir.

Sual:
Kadınların burna hızma, göze renkli lens veya dişe renkli taş takmaları, ziynete girer mi? Gusle mani olur mu? Hanımların sünnet niyetiyle, dışarıya çıkarken sürme sürmeleri uygun mudur?

Cevap;
Yabancı erkeklere göstermelerine din kaideleri izin vermemektedir. Sürme de böyledir. Bunlar altına su geçiriyorsa gusle mâni değildir.

Sual:
Bir hadis-i şerifte, hac veya cihad dışında, deniz vâsıtalarına binilemeyeceği; çünkü denizin altında ateş, ateşin altında da deniz olduğu söyleniyor. Bu iki iş dışında, meselâ seyahat için gemiye binmek, câiz değil midir?

Cevap;
Dünyalık için kendisini tehlikeye atmanın uygun olmadığı bildiriliyor. Gezmek için gemiye veya uçağa binmek caizdir.

Sual:
Peygamber efendimiz soğan ve sarmısak yemeyi yasaklamış mıdır?

Cevap;
Hazret-i Peygamber “Soğan ve sarmısak yiyen mescidimize gelmesin” buyurmuş. Yatsıdan sonra veya pişmiş olarak yemelidir. Sair zamanda yemek tab'an mekruhtur. Çünki müslümanın cemaate gitmediği bir zaman düşünülemez.

Sual:
Gazete ile istinca caiz mi?

Cevap;
Câizdir.

Sual:
Namaz kılmayan, içki içen bir kimsenin, küfre düşmesi an meselesidir deniyor. Neden böyle söyleniyor?

Cevap;
Ehl-i sünnete göre ameller imandan cüz değildir. Binaenaleyh büyük günah işleyenin, eğer bunun haram olduğuna inanıyorsa, imanı gitmez. Ancak günaha ehemmiyet vermeye vermeye, insanın imanı zayıflar. Yaptığını mübah görmeye başlar ve sonra neuzübillah küfre düşebilir..

Sual:
Hanımların namazda secdede iken kollarını yere koymaları farz mıdır? Kollar havada kalmış olsa, namaz bozulur mu?

Cevap;
Sünnettir.

Sual:
Secdede burnu yere değdirmek farz mıdır? Burun az bir müddet havada kalmış olsa sonra hatırlayıp değdirsek namaz bozulur mu?

Cevap;
Vâcibdir. Bozulmaz.

Sual:
Teheccüd namazı kılmak için önce uyuyup sonra kalkmak şart mı?

Cevap;
Bazı âlimlere göre teheccüd ancak uykudan kalktıktan sonra kılınır. Nitekim teheccüd, uykuyu giderme manasına gelmektedir. Buna delâlet eden hadis-i şerifler vardır. Ancak yatsı vakti girdikten sonra olmak şartıyla gece kılınan her namazla teheccüd sevabı elde edilir diyenler bulunmaktadır. (İbni Abidin)

Sual:
Bir ilmihalde yalnız Cuma geceleri teheccüd kılmak mekruhtur buyuruluyor. Burayı izah eder misiniz?

Cevap;
Teheccüdü yalnız Cuma gecesine tahsis etmek mekruhtur.

Sual:
Teheccüd namazını âdet edinen biri herhangi bir sebeple o gece kılamaz ise güneşin doğuşundan itibaren gündüz kılabilir mi? Kılabilirse gündüz hangi vakte kadar kılar ve kılarken ne diye niyet eder?

Cevap;
Gece virdleri ve namazları, gündüz de yapılabilir. Bunun için muayyen bir zaman yoktur. Ancak zamanında yapıldığı kadar sevaba nail olunmaz.

Sual:
Teheccüd namazı ile gece namazı farklı mıdır?

Cevap;
Aynıdır. Teheccüd kılamayanın gece yatmadan abdest alıp kıldığı iki rek’at nafile namaza gece namazı (salatü’l-leyl) demek halk arsında âdet olmuştur. Bazı rivayetlerde gece namazı, teheccüd için kullanılmakta ve yatsıdan sonra kılınan namaza bu isim verilmektedir. (İbni Abidin)

Sual:
Sehven veya bilmeden imsak girdikten sonra teheccüd namazı kılan bir kimse sabah namazının sünnetini kılacak mı?

Cevap;
Hayır. (İbni Abidin)

Sual:
Teheccüd vaktini hesaplayacak pratik bir yol var mı?

Cevap;
Gecenin son üçte biridir. Güneş battıktan, imsak vaktine kadar geçen zamanın son üçte biridir.

Sual:
Cenaze namazi başlanırken abdesti olmayan kimsenin, cenaze namazına yetişmek için hemen teyemmum ederek namaz kılması caiz midir?

Cevap;
Cenaze ve bayram namazında, kaçırıldığı takdirde bedeli olmadığı için, kaçırmaktan korkan teyemmüm ederek uyabilir.

Sual:
Evliyâ kabirlerine gidince, onların ruhlarını arşta mı farz etmeliyiz?

Cevap;
Sâlihlerin ruhu Cennetü’lme'vâ denilen bir yerdedir. Cennet nimetlerinin suretleriyle zevklenirler. Sevenleri ziyaret edince kabirlerine gelip selâma mukabele eder, dualarına âmin derler.

Sual:
Âhirette herkes kendi cemaatiyle, kendi hocasının arkasında mı bulunacak?

Cevap;
Kıyamette herkesin dinde tâbi olduğu zâtların arkasında haşredileceği meâlinde bir âyet-i kerime vardır. Tefsirler, bundan mezhep imamlarının kasdedildiğini söylemektedir.

Sual:
Birden fazla kişilik taşıma hastalığı (Dissociative Identity disorder) hakkında bilgi verir misiniz. Dinimiz bu hastalığa nasıl bakıyor?

Cevap;
Bu hastalık bir insanda birbirinden farklı şahsiyetlerin bulunmasını ifade eder. Psişik bir haldir. Şizofreniye benzer bir hastalıktır. Çok ender görüldüğü söylenir. Dr. Jekyll ve Mr. Hyde isimli romanda tasvir ediliyor. İnsanda birbirini tamamlayan, ancak farklı şekilde tezahür eden kişilikler vardır. Bu tıbbî bir meseledir. Din ile alakası umumi bakımdandır. Akıl hastası gibi muamele edilir. Her bir kişiliğin insanın iradesi üzerindeki tesiri nisbetinde mükellefiyetten bahsedilir. Tıb, bu kişinin fiillerinde iradî bir hâkimiyeti yoktur derse, akıl hastası gibidir. Mükellef sayılmaz.

Sual:
Hiç çalışmayıp, sabahtan akşama devamlı ibadet etmek doğru mudur?

Cevap;
Zenginse, nafakası var ise câizdir. Ama en güzeli çalışmaktır. Kişinin kendi el emeğini yemesi güzeldir. Boş kalana şeytan vesvese verir.

Sual:
Fetâvâ-yı Hindiyye’de, “cemaatle birlikte sesli, Kâfirûn sûresini sonuna kadar okumak mekruhtur, çünkü bu bid'attir” denilmektedir. Müslümanların bazı sûre ve âyetleri beraber okumaları mekruh mudur?

Cevap;
Hayır. Mekruh (bid’at) olması muayyen hâle mahsustur. O da bunun bu şekilde okunmakla sevab elde edileceğine inanmaktır. Bu maksatla olmadıkça, beraber okumanın mahzuru yoktur.

Sual:
Şirketimizde bir oda mescit olarak ayrılmıştır. Dinî kitaplar ve namaz kılınacak yerler vardır. Bina ve işyerlerinde namaz kılmak için ayrılan oda mescit hükmünde midir?

Cevap;
Sadece namaz kılınıyorsa mescid hükmündedir. Mecburiyet olmadıkça abdestsiz girmemelidir.

Sual:
Binaların altında bulunan mescitlerde cuma namazı kılınabilir mi? Karşımızda bulunan bir sitenin mescidinde, müftülüğün verdiği bir imamla cuma namazı kılıyoruz. Bir arkadaşımız câmide ve kalabalık yerde kılmamız gerektiğini söyleyip kendisi gelmiyor?

Cevap;
Umumi izin varsa, yani isteyen herkes gelebiliyorsa kılınır. Müslümanlar toplanıp her yerde Cuma kılabilir. Dârülislâmda halifenin izni lâzımdır. Dârülharbde ise Müslümanların toplanması kâfidir.

Sual:
Erkek ve kadının çorapsız namaz kılması caiz midir? Çıplak ayakla namaz kılınır mı?

Cevap;
Her ikisi için de mekruhtur. Kadın için namazı bozar diyen âlimler de vardır.

Sual:
Çalışma şartlarından dolayı namaz kazaya bırakılır mı? Her gün kazasını yapmak kabul olmaz mı?

Cevap;
Namaz kılmaya imkân veren iş aramalıdır. Aksi takdirde öğle tatilinde öğle ile ikindiyi, eve gelince de akşam ile yatsıyı Mâlikî, Şâfiî veya Hanbelî mezhebine göre cem etmelidir. Bunu da yapamıyorsa, uygun iş bulana kadar akşam hepsini kazâ etmelidir.

Sual:
Namazda yorgunluktan dolayı eğilip kalkarken, ağızdan istek dışı çıkan "Ah, eh, uh" gibi derin nefes verme namazı bozar mı?

Cevap;
Bozmaz.

Sual:
Bugün cuma namazı farz mıdır? Devlet izni ve namazı devlet reisinin kıldırması şart mıdır?

Cevap;
Şehirde, halifenin izni ile kendisinin veya vekilinin kıldırması şarttır. Dârülharbde cuma namazı farz değil ise de, müslümanlar toplanıp kılarlarsa sahih ve gitmek lâzım olur.

Sual:
Mezhebi olmayan bir imamın arkasında kılınan namaz geçerli midir? Bir imamın mezhebi olup olmadığını nasıl anlarız?

Cevap;
Bu namaz sahihtir, fakat mekruhtur. Mezhepleri kabul etmeyen, âyet-i kerime ve hadis-i şeriflere göre amel ettiği iddiasında olan, veya dört mezhebin hükümlerini teflik olacak şekilde karıştırarak tatbik eden kimse mezhepsizdir.

Sual:
Taharet (istinca), su yerine ıslak mendille yapılabilir mi?

Cevap;
Suyun birkaç damla da olsa akması taharet için lazımdır.

Sual:
Sürekli gaz (yellenme) problemi olan kimse, nasıl abdest alır; özürlü sayılır mı?

Cevap;
Bir namaz vakti hep gelirse özürlü olur. Vaktin onuna doğru abdest alıp namazını kılar. Sonra devam ederse, her vakit girince abdest alıp namazını öylece kılar.

Sual:
Güvenlik görevlilerinin cuma namazına gidememesi hakkında bilgi verir misiniz?

Cevap;
Dârülharbde nafakasından olacaksa, gitmeyebilir. Öğleni kılar.

Sual:
Uzun ameliyatlara giren bir doktorun, nöbet bekleyen polis ve askerin namazlarını kaçırmasının hükmü nedir? Kazaya bırakma ruhsatı var mıdır? Cem etmesi mümkün müdür?

Cevap;
Vaktinde kılamıyorsa, Hanefî dışındaki üç mezhebe göre cem etmesi gerekir.

Sual:
Deniz aşırı ülkelere uçakla giderken, namaz vakitlerini neye göre ayarlamalıyız?

Cevap;
Tayyarenin havadaki yerine göre ayarlanır. Meselâ aşağıda akşam vakti girmiş olsa bile, güneşi görüyorsa, akşamı kılamaz.

Sual:
Tayyare içinde yer olmadığı zaman oturarak namaz kılsak sahih olur mu?

Cevap;
Evet.

Sual:
Bütün yolculuklarda namazları cem-i takdim ve cem-i tehir yaparak kılmak gerekir mi?

Cevap;
Namazı vaktinde kılmak mümkün değil ise, cem edilir. İhtiyaten cem-i takdim etmeli; ikinci vakit içinde imkân olursa ikinci namazı vaktinde kılmalıdır.

Sual:
Alafranga tuvalette (klozette) idrar sıçratmadan ayakta bevl etmek günah mıdır?

Cevap;
Ayakta bevl etmek mekruhtur. Seferde veya hastalıkta veya avret yeri açılmasın diye câizdir. Sünnete uygun olan alaturka tuvalettir. Alafranga tuvalete zaruret olmadan oturmak uygun değildir.

Sual:
Evde karı kocanın cemaat yapmaları mı, yoksa erkeğin câmiye gitmesi mi daha faziletlidir? Evde cemaatle kıldıklarında karı ve koca da cemaat sevabı kazanabilirler mi?

Cevap;
İmamın, küfre düştüğü, mübtedi veya fâcir olduğu bilinmiyorsa, câmiye gitmelidir. Gidilemezse evde cemaat yapılır. Her ikisi için de cemaat sevabı hâsıl olur. Ancak erkek câmiye gitmek sevabından mahrum kalır.

Sual:
Câmideki imamın Ehl-i sünnet olduğunu araştırmamız gerekir mi? Bunu nasıl anlarız? Nasıl sormak gerekir?

Cevap;
Hâli mechul olana hüsnü zan edilir. Sormak, araştırmak tecessüs olur; câiz değildir.

Sual:
Tek başına namaz kılan, âmenerresulüyü okumak zorunda mıdır?

Cevap;
Yatsıdan sonra âmenerresulü okumak cemaatle veya yalnız kılan herkese sünnettir.

Sual:
Cemaat ile namaza başlarken sübhanekeyi okuduğumuz esnada, imam sesli olarak âyet okumaya başlarsa, sübhanekeyi yarıda mı kesmelidir?

Cevap;
Bu halde sübhaneke okunmaz, yarıda kesilir. İmam Ebu Yusuf’a göre imam fâtihayı okurken sustuğu yerlerde cemaat, sübhanekenin kalan kısmını okur.

Sual:
Son rek’atte tehiyyatta imama yetişen mesbuk, tehiyyatı okumadan imam selâm verirse namazını iade eder mi?

Cevap;
Hayır. Tehiyyatı okuyup ayağa kalkarak namazını tamamlar.

Sual:
Namazda sesin ulaşmadığı yerlere aracı vâsıtası ile ses ulaştırılır. Fakat günümüzdeki tatbikat şekliyle mikrofon vâsıtasıyla imamın sesinin aynı mekâna ya da alt ve üst katlara ulaştırmanın fıkhî hükmü nedir?

Cevap;
İmamın sesini kalabalık cemaata tekrar eden münâdiler namazdadır. Namaz dışındaki birinin sesiyle intikal câiz değildir. İkisi birbirine benzemez. İmam ile aynı mekânda bulunmayan bir kimsenin mikrofondan gelen sese uyması sahih olmaz. Bu bakımdan bir câminin alt katında veya üst katında yahud câmi bahçesindeki binaya, imamın sesi hoparlör vasıtasıyla ulaştırılsa, burada imama uymak sahih olmaz. Ama Selimiye Câmii gibi yüzlerce saffın en arkasındaki kimsenin imama uyması sahihtir. Bu kimseye imamın sesi hoparlör vasıtasıyla gelse bile, imam ile aynı mekânda bulunduğundan, namazı sahihtir.

Sual:
Sabah 8:30’dan itibaren, akşam 20:00’ye kadar mesaideyim. Öğle, ikindi ve akşam namazları iş zamanına rast geliyor. Benim çalıştığım yerde namaz kılanların hepsine Vehhabî gözüyle bakıyorlar. Benim namazlarım kazâ olmaması için, iş yerinde ön tarafa küçücük sandalye koyarak, ayaklarımı sallatmadan imâ ile kılmam câiz midir?

Cevap;
Öğle ve ikindiyi öğle tatilinde cem-i takdim ile, akşam ve yatsıyı da eve gidince cem-i tehir ile cem etmelidir. Kıyama kadir olmayan, oturarak kılar. Bu da mümkün olmazsa namazı kazaya kalır. Namaza mâni işten hayır gelmez.

Sual:
Bazıları kabristana gider, orada geceleyip, kabirdekiler için koyun keser ve çocuk ister. Bunun dinen hükmü nedir?

Cevap;
Koyun kesip sevabını kabirdeki mübarek zatın ruhuna hediye eder ve bu mübarek zatı vesile kılarak Allahtan çocuk ister. Böyle istigase ve tevessüle, yani dualarının kabulü için aracı yapmaya Ehl-i sünnet izin verir.

Sual:
Birisi namazda secdeye giderken yere önce dizleri değil, elleri indirmek lazım, peygamberimizin ( deve gibi çökmeyiniz ) mealinde hadisi var dedi, buna ne diye cevap vermek lazım, önce ayakların yere değmesi ile alakalı kitaplardan alınan bilgiler fetvalar var mı, varsa hangi kitaplarda ve ne diye geçiyor?

Cevap;
Hadis-i şerif şöyledir: Ebü Hüreyre radıyallâhu anh anlatıyor: "Resulullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Biriniz secde edince, devenin çöküşü şeklinde yere çökmesin, yani ellerini dizlerinden önce yere koymasın!" [Ebü Dâvud, Salât 141, (840, 841); Tirmizi, Salât 200, (269); Nesâî, İftitah 128, (2, 206-207)] Hanefî mezhebinde önce dizler, sonra eller, sonra alın, sonra burun konur. Şâfiî mezhebinde önce eller, sonra dizler konur. Başka bir hadis-i şerifi delil almış olsalar gerektir. Avam, hadis-i şeriflerle değil, mezheb imamının sözüyle hareket etmeye memurdur.

Sual:
Gurbette yasayan bir mümin, 5 vakit namazlarını vaktinde kılamazsa dinen günaha girer mi? Misal buralarda Türkiye gibi her yerde câmi bulunmuyor. Abdest alıp da vakit namazlarını kılmak isterse kılamıyor. Bizler dışarı çıkmak, alışveriş yapmak, gezmek istersek, bu halde ne yapabiliriz?

Cevap;
Nerede olursa olsun beş vakit namazı kasden kılmayan günaha girer. Hayatını namaza göre ayarlamalıdır. Vaktinde kılmak mümkün değilse, diğer üç mezhebe göre namazlarını cem etmelidir. Yanında pet şişe ile su taşımalıdır, abdest ve taharet için. Seccadeye gerek yoktur. Her yer temizdir. Engelliler tuvaletinde veya herhangi bir yerde namaz kılınır. Kilisede namazlarını kılmalıdır. Kiliselerin mihrabı doğuya bakar. Güney doğuya dönüp bir kenarda kılmalıdır.

Sual:
Hastanede çeşitli cihazlara bağlı olan bir hasta kıbleye dönemiyorsa, yatağı kıble istikametinin tam tersine ise ne yapması lazım?

Cevap;
Mümkün mertebe kıbleye döner. Dönemezse, kıbleye dönmek sâkıt olur, düşer.

Sual:
(Secde edebilen bir hastanın ayakta tekbir alması farz olur) buyuruluyor. Ben secde edebiliyorum ama ayakta duramıyorum. Bu durumda ne yapmam gerekir? Bu şekilde kıldığım namaz sahih olmaz mı?

Cevap;
Secde edebilen ve ayakta durabilen hastanın ayakta tekbir alması farz olur. Ayakta hiç duramayan, oturarak tekbir alır ve namazını kılar.

Sual:
Yüz üstü hareket etmeden yatması gereken hasta namazlarını nasıl kılar?

Cevap;
Başı ile ima edemeyen, namazı terk eder.

Sual:
Sırt üstü namaz kılanın başı altına yastık konur deniyor. Başının altına yastık koymak şart mı?

Cevap;
Yüzün kıbleye gelmesi ve başın hareketi için gereklidir. Yoksa namazın şartı değildir. Kendisi doğrularak da yapabilir.

Sual:
Hastanede narkoz veya ilaç alarak uyutulan ağır hastanın kılamadığı namazlarının adedi birkaç günlük olsa, veya beş vakit olsa kaza etmesi lazım mıdır?

Cevap;
Baygınlık hâli semavi olmadığı (insan eliyle hâsıl olduğu) için kaza gerekir.

Sual:
Sadece iki eli veya sadece iki ayağı olan bir kimse sağlam olan uzuvlarıyla abdest alsa veya buna kadir olduğu halde bu iş meşakkatli olsa ve teyemmüm yapsa her iki halde de aldığı abdest sahih olur mu?

Cevap;
Abdest uzuvlarının hepsinin yarıdan fazlası veya dört abdest uzvundan ikisi sağlam ise, abdest alır. Değilse teyemmüm eder. Hastanın ve ihtiyarın halsizlik sebebiyle abdest alamaması, teyemmüm için özür olur.

Sual:
Şizofreni hastasının namaz durumu nasıl olur?

Cevap;
Namaz sâkıt olur.

Sual:
Bir rahatsızlığım sebebiyle namazları oturarak ima ile kılıyorum. Yerden ayağa kalkabilecek bir hasta için Yere oturup ima ile kılmak koltukta, sandalyede, çekyatta oturup [ayağı sarkıtmadan] ima ile kılmaktan önce mi gelir? Bu sıraya riayet edilmezse namaz sahih olur mu?

Cevap;
Secde edemeyen kimse, namazı oturarak kılar. Tekbiri de oturduğu yerde alır. Bahsettiğiniz şekilde oturmak ile yere oturmak aynı hükümdedir.

Sual:
Sitenizin hastalıkta namaz babında (Secde edemeyen kimse yere oturup başı ile ima eder. Göz ile imaya bazı âlimler cevaz vermiş ise de meşhur kavle göre göz ile ima olmaz. Böyle kişi namaz kılmaz. Altı vakitten az ise sonra kaza eder) deniyor. Altıncı vakit vitir namazımı oluyor? Peki, altı vakitten fazla olursa da kaza edecek mi?

Cevap;
Bir günden çok namazını kılamazsa sözünden, vitrin dâhil olduğu ve sonraki günden de bir vaktin geçmesi anlaşılmaktadır.

Sual:
İma ile namazını kılıp bitiren bir kimse sonra rükû ve secde yapmaya güç bulursa vakit içinde iadesi vakit çıkınca kazası lazım gelir mi?

Cevap;
Hayır. Namaz borcu ondan düşmüştür.

Sual:
Bir rahatsızlığım sebebiyle başımı sağa sola çeviremiyorum. Maliki ve Şafii mezhebini taklid edenler bir rahatsızlık sebebiyle başlarını sağa sola çeviremeden kıldığı namazları sahih oldu mu?

Cevap;
Başını sağa ve sola çevirmek namazın şartlarından değildir. Selâmın sünnetidir.

Sual:
Tehlike zamanında namazı oturarak ima edip kılmak caizdir buyuruluyor. Askerde komutan korkusundan, okulda öğretmen korkusundan, iş yerinde amirinin korkusundan bu şekilde oturarak ima ile namaz kılmak caiz mi? Rahata kavuşunca iadesi veya kazası lazım gelir mi?

Cevap;
Evet. Hayır.

Sual:
Yarım zrâ'dan [25 cm] daha yüksek bir yere secde etmenin caiz olmadığı kitaplarda bildiriliyor. Hatta bazı âlimlerin az yükseğe de secde etmek caiz değildir buyurduğu da yazılıdır. Cuma bayram ve teravih namazı gibi cemaatin yoğun olduğu namazlarda sıkışıklık sebebiyle namaz kılanın sırtına secde etmek de namazı mekruh hale sokar mı? Velev ki 25cm den çok veya az olsun?

Cevap;
Hayır.

Sual:
Kendi sırtına secde edilen kimsenin yere secde ediyor olma şartı var mı? O da başkasının sırtına secde ediyorsa birbirlerinin sırtına böylece müteselsilen secde edenlerin namazları sahih olmaz mı?

Cevap;
Evet. Olmaz.

Sual:
Fıkıh kitaplarında 25 cm’den yükseğe secde etmek caiz değildir. Bazı âlimler az yükseğe de secde etmek caiz değildir buyurduğu yazılıdır. O halde Secde için yere eğilemeyen hastanın rükü ve secdeyi hava boşluğuna yapması 25 cm’den yüksek olmayan sert bir şey üzerine secde etmesinden daha uygun ve öncelikli değil mi?

Cevap;
Evet.

Sual:
Sağına soluna konan sehpaya veya duvara veya insana dayanıp kalkarak namaz kılma imkânı olan hastanın oturarak ima ile namaz kılması caiz olur mu? İade gerekir mi?

Cevap;
Böyle hasta namazını ayakta kılar.

Sual:
Rükû’yu unutanın hâlini tafsilatlı izah eder misiniz?

Cevap;
Rükû’yu unutan tekrar döner rükû yapar. Secde etmişse, rükû’yu yaptıktan sonra o secdeyi tekrar yapar. Namazı selâmladıktan sonra sehv secdesi yapar.

Sual:
Fıkıh kitaplarında, secdede ellerin üzerine secde etmenin Hanefi mezhebinde tenzihen mekruh olduğu diğer üç mezhepte sahih olmadığı bildiriliyor. Cuma ve bayram namazlarında ve teravih namazı gibi cemaatin yoğun olduğu zamanlarda sıkışıklıktan ellerimizin üzerine secde yapma mecburiyeti hâsıl oluyor. Bir ihtiyaç sebebiyle üç mezhepten birini taklid eden Hanefî’nin bu halde namazları sahih olmuyor mu?

Cevap;
Özür olunca mekruh olmaz.

Sual:
Eldiven ile namaz kılmanı bir mahsuru var mı?

Cevap;
Özürsüz mekruhtur.

Sual:
Mekruh vakitte namaz kılınca bunun iadesi vacip olmaz deniyor. Bu ifadeden ne anlamak gerekir? İkindiyi kerahet vaktinde kılan, öğleye 20 dakika kala namaz kılan bir kimse, bu namazların içerisinde ki vâciplerden birini terk edince o namazı iade etmesi vacip olmaz mı?

Cevap;
Vâciblerinden birisi kasden terk edilen namaz, iade ve kazâ edilir. Sadece mekruh vakitte kılındığı için bir namaz iade veya kazâ edilmez.

Sual:
Fâtihayı rükû’da tamamlamak Hanefî’de mekruh üç mezhepte namazı bozar deniyor. Fâtihayı unutan bir kimse rükû’da hatırına gelse dönüp namazını tamamlayabilir. Burada bir incelik olsa gerek?

Cevap;
Birincisinde kasıt, ikincisinde unutmak vardır.

Sual:
Namazı çorapsız kılmanın mekruh olduğu Hanefi fıkıh kitaplarında bildiriliyor. Pantolonumun paçaları uzundur. Paçaları çok sıvasam [mesela topuk kemiğinin üzerini de geçsem] ama ayağımda çorap olsa et gözükmese namazı mekruh eder mi?

Cevap;
Hayır. Uzun olmadığı halde elbisenin kolunu veya pantolon paçasını kıvırarak namaza durmak mekruhtur.

Sual:
Kitaplarda hafif sesle okuyanı bir iki kişinin işitmesi mekruh olmaz. Sesli okumak çok kişinin işitmesi denilmektedir. Peki, namazda kahkaha ile gülsek birkaç kişi işitse namazımız bozulur mu?

Cevap;
Kahkaha, muayyen bir cemaatin işitebileceği gülmek demektir. Namazı ve abdesti bozar. Orada birkaç kişi olsa da, kimse olmasa da kahkaha namazı ve abdesti bozar.

Sual:
İmam 25-30cm yükseklik yapılmış yukarıda namaz kıldırdı. Biz cemaat olarak aşağıda kıldık. İmamın cemaatten bu kadar yüksekte namaz kıldırması caiz mi?

Cevap;
İmam için bir arşın (60 cm) yüksekte yalnız kıldırması mekruhtur. 25-30 cm yüksekte yalnız bile kıldırsa mekruh değildir.

Sual:
İlmihalde ( Kıble yönünü bilmeyen kimse araştırmadan kılarsa, kıbleye rastlamış olsa bile namazı kabul olmaz ) diyor. Kabul olmaz demek, namaz borcundan kurtulur; ama verilecek büyük sevap ve mükâfatlara kavuşamaz mı demektir?

Cevap;
Sahih olmaz manasınadır.

Sual:
Kâfirlere, fâsıklara, çocuklara, bidat ehli kimselere kıble sorulmayacağı bunlara sadece yönleri anlamak için güneşin ne taraftan batıp, ne taraftan doğduğu sorulabileceği fıkıh kitaplarında yazılıdır. Velev ki bunlara kıblenin yönünü sorup o cihete namaz kılan bir kimsenin namazı sahih olur mu? Vakit içinde iadesi, vakit çıkınca kazası lazım gelir mi?

Cevap;
Bunlara sorup, başkaca hiç araştırmadan, düşünmeden oraya doğru kılarsa namaz sahih olmaz mânâsınadır. Yoksa kim söylerse söylesin, insanda bir fikir hâsıl eder. Yalnızca bunların sözüyle hareket etmek kâfi gelmez.

Sual:
Askerde talimlere, bazen de operasyonlara gidiyoruz. Kıbleyi tespit etmek her zaman mümkün olmuyor. Fitne çıkmasından da korkuyoruz. Komutan görecek diye de korkuyoruz. Askerde kıbleyi tespit edemediğimiz hallerde her hangi bir tarafa dönüp namazımızı kılabilir miyiz?

Cevap;
Kıbleyi tesbit edemeyen, çok zannettiği yere doğru kılar. Bazı âlimlere göre dört cihete doğru dört ayrı namaz kılar.

Sual:
Bazen namaz kılarken kravat boğazımı sıkıp rahatsızlık veriyor. Tek veya iki elle kravatı gevşetmek namazı bozar mı?

Cevap;
Hayır. Faydalı hareket mekruh bile olmaz.

Sual:
Ayakta namazda iken cebimden bazen küçük mushaf veya muska yere düşüyor. İki elimle alıp cebime koysam namazım bozulmuş olur mu? Mushaf ve muska gibi hürmet edilmesi gereken şeyler değil de, para, kredi kartı, kalem gibi şeyler cebimizden düşse, bunları namaz içinde alıp cebe koymak elzem değilken, yine de tek elle veya iki elle almak namazı bozar mı?

Cevap;
Tek elle yapılabilen şeyi iki elle yapmak, amel-i kesir (namazı bozan çok hareket) olmaz. Bunları yerden almaya gerek yoktur. Az bir hareketle alınırsa da namaza zarar etmez.

Sual:
Fıkıh kitaplarında bir kavle göre namaz kılana göre çok hareket namazı bozar. Yani bir kimse benim yaptığım amel-i kesirdir; bu namaz bozar diyorsa bir kavle göre bozulur deniyor. Peki, bu kimsenin yaptığı amel-i kesir olmasa kendisi bunu ameli kesir bilse veya zannetse yine namazı bozulur mu?

Cevap;
Bilmek veya zannetmekle olmaz. Dışarıdan bakan adam, bu adam namaz kılmıyor kanaatine kapılacaksa, amel-i kesirdir. Saç taramak, kemer bağlamak, öpmek, yürümek, yemek, ceketini giymek, amel-i kesirdir. Bahsettiğiniz kavil, müftâbih değildir.

Sual:
Bir kadın açılan başörtüsünü üç kere sübhanallah diyecek kadar bir zamanda kapatamazsa yani başörtüsünü kapama süresi üç kere sübhanallah diyecek kadar zamandan biraz daha uzun sürse namazı bozulur mu?

Cevap;
Kapatma müddeti değil, bu kadar açık kalması bozar.

Sual:
Namazda pantolonum düşmek üzere idi. Kıyamda iki elle kemerimi bağladım namazım bozuldu mu?

Cevap;
Kemer bağlamak amel-i kesirdir. Az hareketle kaldırmalıdır.

Sual:
Namazda kapalı kapıyı açmak namazı bozar mı?

Cevap;
Bulunduğu yere ve şekle göre değişir. Umumiyetle amel-i kesir gerektirdiği için bozar.

Sual:
Namazı bozulan bir kimse namazı bozan hareketini namaz vakti çıktıktan sonra öğrense bu namazı kaza etmesi farz olur mu?

Cevap;
Namazı bozan hareketi unutma ile olmamışsa, mesela kasden yapıp bunun bozacağını bilmiyorsa, iade ve kaza gerekir.

Sual:
Nimet-i İslâm kitabında, namazın sünnetlerinin 43. maddesinde, (Salevattan [salli bariklerden] sonra bir dua okumak sünnettir ) buyuruluyor. Bu ifadeye göre bir dua okumak sünnet; iki ve daha fazla okumak müstehap diye mi anlamamız lâzımdır? Bir dua okumak sünnet ise, bunu özürsüz terk etmek mekruh oluyor. Buradaki mekruh tahrimî mi, tenzihî mi oluyor?

Cevap;
Dua okumak müstehabdır. Her müstehab sünnettir. Duayı terk, mekruh değildir. Duanın kısa olması makbuldür. Mesela Rabbiğfir verham ve ente hayrürrâhimîn kâfidir.

Sual:
Son teşehüdde salli bariklerden sonra dua niyeti ile fatiha okunabilir mi?

Cevap;
Evet.

Sual:
İdrar yaptıktan sonra, tenasül uzvunu suyla yıkamak gerekir mi? Yıkamadan çıkarsa, mahzuru var mıdır?

Cevap;
Tenasül uzvunun ucunda idrar bulaşığı yoksa, yıkamak gerekmez. Varsa ve az ise, yıkamamak mekruhtur, namaza mâni değildir. Dirhem mikdarından fazla yayılmışsa, yıkamak gerekir. Doğrusu her zaman yıkamalıdır. Zira soğuk su, idrarın kesilmesine yardımcı olur.

Sual:
Bir arkadaş tecvidli okumak farzdır; kıraati tecvidsiz yapmak, namazı fâsid eder dedi. Doğru mudur?

Cevap;
Tecvid, güzelleştirmek demektir. Kur’an-ı kerimi, tecvidli okumak müstehabdır. Terki, mekruh bile değildir. Ancak harflerin mahreçlerini doğru okumak lâzımdır. Bu, her ne kadar tecvid abhisleri içinde anlatılıyorsa da, tecvidden ayrıdır.

Sual:
Namaz surelerini Latin harfiyle öğrendim. Namazıma zarar verir mi?

Cevap;
Arabî harflerin mahreçlerine uygun hâle getirilmişse, mahzuru yoktur.

Sual:
Bu hutbelerde bildiğim kadarıyla imamın eline bir kâğıt veriliyor. Oradan okuyor. Meselâ o kâğıtta bir harama helal denebiliyor. Yani küfre düşürücü bir şey yazabiliyor. İmamın onu okuması zaruretten midir? O sözü okuyan imama hüsnü zan mı etmeliyiz?

Cevap;
Ben hiç bir hutbede böyle bir şeye rastlamadım. İmamın, küfre düşürecek söz söylemesi beklenmez. Hutbede, imamın eline kâğıt verilmiyor. İmamlar bu hususta serbesttir. Ama hazırlamaya üşendikleri için yukarıdan gönderilen hutbe numuneleri ile iktifa ediyorlar.

Sual:
Bir Şâfiî, uyku,ders gibi bir sebeple öğle namazını İmam-ı Azam Hazretlerinin kavline uyarak asr-ı evvelde kılabilir mi? Bu tembellikle olursa da kılınabilir mi?

Cevap;
Bir Hanefi dilerse öğleyi asr-ı saniye kadar geciktirebilir. Ama başka mezheblerde ikindinin vakti asr-ı evvelde girdiği için, bu mezheblerde olanlar özürsüz öğleyi asr-ı saniye kadar geciktiremez. Özür varsa asr-ı evvelde Hanefiyi takliden ve şartlarına uyarak öğleyi kılar. Uyku kendi mezhebinde namazın kazaya kalmasında bir özürdür. Hanefiyi taklide lüzum yoktur. Ders, seyahat özür olabilir.

Sual:
Şâfiî mezhebinde namaza durmadan tüm rükünleri aklına getirip öyle mi kılmaya başlamak gerekir?

Cevap;

Niyetin kendisi için dört tane şart gereklidir: 1. Namazın farzlığına niyet edilecektir. Yani namaz kılacak kişi, kılacağı namazın farzlığına kasdetmelidir. 2. Namaz kılma fiilini kasdetmelidir. Yani icmâlen de olsa namaz niyetini, namazın bölümlerinde hazır olarak kalbinde tutmalıdır. Şâfiîler bu ikinci şıkkı şu sebebten ötürü şart olarak ileri sürmüşlerdir ki; namaz kılacak kişi, namazla alâkalı olmayan fiilleri namazdan ayırd etsin. 3. Kılınacak namaz öğle veya ikindi, ya da akşam namazı şeklinde belirtilmelidir. 4. Namazın farzlığına, namazın fiilini yapmaya, kılacağı namazın vaktini belirtmeye niyet ederken bu niyet, iftitah tekbirinin bir bölümüne bitişik olarak yapılmalıdır. Bu saydığımız şartlardan biri tahakkuk etmediği takdirde niyet bâtıl olur. Çünkü niyet, namazın farzlarından biridir. Bazı kimseler bu hususta belki zorlukla karşılaşabilirler. Gerçek şudur ki: Yaratanın huzurunda duran kişi, yapacağı ibâdet ve yalvarmadan önce bir dalgınlık içinde bulunmamalıdır. Şu hâlde ilk etapta kılacağı namazın farzlığına niyet etmelidir. Ondan sonra bu namaz için niyet ederken iftitah tekbirinin bütün cüzlerine bu niyeti bitiştirmelidir. Ki, bunda sıkıntı ve zorluk vardır. Rükûlu, secdeli, kiyâmlı ve teşehhütlü namazlarda iftitah tekbirinin ilk bölümüne niyeti bitiştirmek ve ondan sonra da niyeti namazın sonuna dek kalpte tutmak yeterli olur. Niyetin, iftitah tekbirinin baş kısmına bitiştirilmesi, kişinin evvel emirde Rabbinden korkup O'na karşı huşu içinde olmasını sağlar. (Minhac)



Sual:
Maliki mezhebinde tertib sahibi olmak var mıdır? Hayzı 14 gün süren ve malikiyi taklid eden bir kadın bu dört günü kaza ederken sırayı gözetmesi gerekir mi?

Cevap;
Malikî mezhebinde tertip sahibi olmak vardır. Ancak dört vakitle sınırlıdır. Beş vakti kazaya kalmışsa, tertip sahibi olmaktan çıkar.

Sual:
Hanefî mezhebinde ikindi namazının ikinci vakti olan asr-ı sani’ye de çeşitli sebeplerle (toplantı vb.) yetişemeyeceğini anlayan mukim bir kimse, öğle namazını sadece kaza mı eder, yoksa Hanbelî mezhebini taklid ederek cem edebilir mi?

Cevap;
Bir mezhebde çıkış yolu olduğu için Hanbelî mezhebini taklid ederek, asr-ı evvel vakti çıkmadan cem’e niyet eder. Hanbelî mezhebine göre namazı kılar. Bunu da yapamazsa, kaza eder. Elverir ki özrü, kazaya bırakmaya elverişli olsun. Aksi takdirde günaha girmiş olur.

Sual:
Bir odada içilmese dahi içki varsa, oynanmasa dahi iskambil kâğıdı, tavla, dama gibi oyun âletleri varsa ve çalınmasa bile çalgı âletleri varsa, o odada kılınan namaz mekruh olur ve yapılan dualar kabul olmaz, rahmet melekleri oraya girmez diye işittim. Televizyon, radyo, müzik de dinlenen mp3, kompütür ve cep telefonu da bunlara dâhil midir?

Cevap;
Kalbi meşgul eden, huşuyu gideren şeyler yanında, meselâ süslü şeyler karşısında, oyun ve çalgı âletlerinin bulunduğu yerde ve arzu ettiği yemek karşısında özürsüz kılmanın mekruh olduğu fıkıh kitaplarında meselâ İbni Abidin’de yazılıdır. Buraya rahmet meleklerinin girmeyeceği ve burada yapılan duanın kabul olmayacağı da Tergibü’s-Salât’da yazıyor. Bahsettiğiniz âletler müzik âleti değildir. Bu maksatla kullanılıyorsa müzik âleti sayılır. Hiç değilse ekseriyete bakılır. İbni Abidin’de “kalbi meşgul edecek şeyler” diyor. Demek ki üzeri örtülürse kerahat ortadan kalkar. Cep telefonunda hiç çalgı çalınmıyor, ama orada bulunması kalbi meşgul ediyorsa, “kim aradı?” acaba gibi şeyler kalbine geliyorsa, bunun da orada bulunmaması lâzımdır.

Sual:
Hanefî mezhebindeki bir kimse 15 günden az bir sefere çıksa, vardığı yerde herhangi bir akıntıdan dolayı veya başka bir ihtiyaçtan dolayı [mesela cem etmek gibi] Mâlikî mezhebini taklid etmesi gerekse, Hanefî mezhebine göre olan seferîlik müddeti devam eder mi? Yoksa Mâlikîyi taklid ettiği için seferîlik müddeti bu mezhebe göre değişmiş mi olur?

Cevap;
Mâlikî mezhebine göre seferî sayılmadığı için, Mâlikî mezhebine göre aldığı abdest ile namazı kasredemez (kısaltamaz); tam kılar. Özrü bitince Hanefî gibi davranır, namazı kasreder (kısaltır). Çünki Mâlikî mezhebinde seferîlik, giriş-çıkış günleri hariç 3 gündür.

Sual:
21:30’da yatsı namazı vakti giriyor. Otobüs (veya tren) ile 22.30’de hareket edilecektir. Evden garaja gidiyorum. Bizim evin karşısında ufak bir mezarlık vardır. Orayı da geçtim. Garaja vardım. Garajdaki câmide yatsı namazını iki rek’at olarak mı kılacağım, dört rek’at olarak mı kılacağım? Yani evden çıkar çıkmaz mı seferî olurum? Yoksa yolculuğa başlayış saatim olan 22:30 itibariyle mi seferî olurum?

Cevap;
Seferî olma hâli herkesin yaşadığı şehre göre değişir. Oturduğu şehir, kasaba veya köyün evleri bitecek, mezarlık, depo, kışla, harman, bostan, dere gibi yerler finâdır, burayı da geçince seferîlik başlar. Evden çıkınca -bedevîler hariç- hiç seferî olunmaz.

Sual:
İstanbul’dan Ankara’ya gitmek üzere yola çıktım. Bolu’ya gelince öğle oldu. Öğle namazını iki rek’at olarak kıldım. Namazdan çıkınca Ankara’ya gitmekten vazgeçtim. Bolu’daki işlerimi bitirdim. Ben Bolu’da iken ikindi vakti oldu. Bolu’da ikindi namazını 2 rek’at mi, 4 rek’at mi kılacağım?

Cevap;
Sefer devam etmektedir. İstanbul’a dönene kadar seferîdir. Çünki sefer mesafesi gitmiştir. Binaenaleyh kasredecektir, yani 2 rek’at kılacaktır.

Sual:
Sefer mesafesi gitmeden geri dönmeye niyet eden, o anda misafirlikten çıkıp mukim olur deniyor. Bir kimse Ankara’ya gitmek üzere yola çıksa, İzmit’e gelince Ankara’ya gitmekten vazgeçerse, İzmit sefer mesafesinde olduğu halde, İzmit’te ve geri dönüş yolunda mukim mi oluyor?

Cevap;
Sefer mesafesi gitmeden vazgeçse idi, seferîlik biterdi. Şu halde seferîdir.

Sual:
Bir kimse vatan-ı ikametten, sefer mesafesi olmayan bir yere gitmiş olsa, orada bir müddet kalsa, buradan da sefer mesafesine ulaşan bir yere gitmeye niyet etse, ancak o mesafeye gitmeden önce vatan-ı ikametine uğrasa, vatan-ı ikamette seferî olacak mıdır?

Cevap;
Vatan-ı ikametten sefer mesafesi olmayan bir yere gidip, burada sefere niyet etse, sefer mesafesi gitmeden vatan-ı ikamete uğrasa, mukim olur.

Sual:
Hanefî mezhebindeyim. Vatan-ı aslîm Amasya’dır. Vatan-ı ikametim Fatih’dir. Fatih’den sefer mesafesi olmayan bir yere, mesela Bakırköy’e gittim. Bakırköy’de bir müddet kaldım. Sonra Adapazarı’na gitmek niyetiyle Bakırköy’den çıktım. Bir işim sebebiyle önce Fatih’e uğradım. Vatan-ı ikametim olan Fatih’de seferî olur muyum?

Cevap;
Fatih’te seferî olmaz. Çünki vatan-ı ikametten sefer mesafesi olmayan bir yere gidip, burada sefere niyet etse, sefer mesafesi gitmeden vatan-ı ikamete uğrasa, seferî olmaktan çıkar, mukim olur.

Sual:
Sütre yarım metreden aşağı olamaz mı?

Cevap;
Yarım metreden fazla (bir arşın) olmalıdır.

Sual:
Cemaatle namaz kılarken sadece imamın önüne sütre konması yetişir mi?

Cevap;
İmamın sütresi, cemaate kifâyet eder.

Sual:
Koltuk, sed, sedir gibi Yüksek şeyler üzerinde namaz kılanın önünden ama aşağıdan geçmek günah olur mu?

Cevap;
Önünden geçenin vücudunun yarıdan fazlası yukarıda ise mekruh olur. Değilse olmaz. Bazıları bu yükseklik bir sütreden yüksek ise mekruh olmaz demiştir. (İbni Abidin)

Sual:
Fâtih Câmii gibi büyük câmilerde ortada namaz kılan bir kimsenin önünden geçmek câiz midir?

Cevap;
Büyük (kıble duvarı ile arka duvarı arası 20 metre olan) câmide veya sahrada namaz kılanın önünden geçmek câizdir. Elverir ki, ayağı ile secde yeri arasından geçmiş olmasın.

Sual:
Cuma namazında Oturarak hutbe okuyan imamlar görüyorum. Oturarak Cuma hutbesini okumak caiz olur mu? Hutbe sahih olur mu?

Cevap;
Câizdir. Sahihtir. Hutbeyi ayakta okumak sünnettir.

Sual:
Cumayı kıldırmakla vazifeli bir imam, Cumayı kıldırmadan evvel, o günün öğle namazının farzını kılarsa, câmiye gelip Cuma namazını kıldırabilir mi?

Cevap;
Hanefî’de cumadan evvel öğleyi kılanın namazı haram işlemekle beraber sahihtir. Binaenaleyh bu kişi Cuma’yı kıldıramaz. İmam Züfer ve üç imam buna muhaliftir.

Sual:
Muteber kitaplarda ezân okunurken Azîz Allah denir diye bir ifade geçiyor mu?

Cevap;
Ezan, Allahın ismini yüceltmektedir. Bu sebeple izzet sahibi Allah manasına bu söz söylenerek tasdik edilmektedir. Âdettir.

Sual:
Bir özür sebebiyle gusl abdesti meselesinde Mâlikî mezhebini taklid eden kimse için, namazda yellenmek ile abdest bozulur mu?

Cevap;
Namazda yellenmek her mezhebde abdesti bozar. Tekrar abdest alıp namaz tamamlanır. Mâlikî mezhebinin zayıf bir kavlinde, hasta ve ihtiyarlar namazda istemeden yellenirse veya idrar kaçırırsa, abdestleri bozulmaz. Zaruret olursa, abdesti Mâlikî mezhebine uygun olan başka mezhebdeki bir kimse, Mâlikî mezhebini taklid edebilir ve böylece abdesti bozulmaz. Namaz için bu mezhebin aradığı şartlara da uyması gerekir.

Sual:
Sitede “Sünnet ile farz arasında konuşulmayacağı dua ve tesbih söylenmeyeceği bunun bidat olacağı bildirildikten sonra Hindüvânî gibi bazı âlimlere göre kısa dua ve tesbihler okuyabileceği yazılıdır. Peki bir İslâm âlimi bir şeye câiz demişse, o şeye bid’at denir mi? Veya cumhur ulemâ sünnet ile farz arasında bir şey okumak Hanefî mezhebinde bid’at olur, sünneti ıskat eder demiş ise, Hindüvânî’nin nakline dayanarak bu işe câiz denir mi?

Cevap;
Bir âlimin vâcib veya sünnet dediğine, bir başkası, bid’at, mekruh diyebilir. İctihadî mevzulardır. Hindüvânî, mezhebde söz sahibi âlimlerdendir. Sünnet ile farz arasında cumhura uyarak konuşmamalı, dua ve tesbih söylememelidir. Yapana da bir şey denemez.

Sual:
Sitede “Fıkıh kitaplarında sünnet ile farz arasında 15 ayeti kerime okuyacak kadar beklenir, sonra farza kalkılır buyuruluyor” deniyor. Bir hadis-i şerifte peygamber efendimiz farzdan sonra hemen son sünnete kalkardı buyuruluyor. Bu iki ifadeyi nasıl anlamak lâzımdır?

Cevap;
“Hemen” sözünü, âlimler cemaatin farza yetişmesi için “15 âyet-i kerime okuyacak kadar” diye tefsir etmişlerdir.

Sual:
İmam 4. Rek’ate kalkmayı unutup 3. rekâtın sonunda oturdu. İkaz ettik ama anlamadı. Namazın sonunda dört kıldım dedi. İyi biliyoruz ki 3 rek’at kıldırdı. Bizim ve imamın namazları ne oldu?

Cevap;
Namazdan sonra, bir âdil müslüman, yanlış kıldın derse, tekrâr kılması iyi olur. İki âdil kimse söylerse, tekrâr kılması vâcib olur. Âdil olmazsa, sözünü dinlemez. İmâm doğru, cemaat ise yanlış kıldık derse, imâm kendine güveniyorsa veya bir şâhidi olursa, tekrar kılınmaz.

Sual:
“Hanımı, annesi yahud yabancı bir kadın; namaz kılan bir erkeğin dokuz ayak ilerisinde ise, o erkeğin namazı sahih olur” deniyor. Dokuz ayak nasıl bir ölçü birimidir? Yani kadın erkekten tam olarak ne kadar uzaklıkta olacak?

Cevap;
Cemaat ile kılan adam, aynı imama uyan herhangi bir kadınla, bir rükn mikdarı bir hizâda durursa ve aralarında kalın perde veya parmaktan kalın bir direk yahud bir insan sığacak kadar açıklık yoksa, erkeğin namazı bozulur. Bir safta kadın kılınca, yalnız iki yanındaki ve tam arkasındaki üç erkeğin namazı bozulur. Arkasındaki dokuz ayaktan (Bir ayak=1/2 zra=75,8/2=38,9 cm) uzak ise bunun bozulmaz. Aynı imama uymayan bir kadının, erkekle bir hizâda kılmaları mekruhtur. Erkek, yanında, imama uyacak bir kadını görünce, geride durması için, eli ile işaret etmelidir. Geri gitmezse, kadının namazı kabul olmaz. Erkeğin namazı bozulmaz. Bir hizâda olan kadın, adam boyu yüksekte veya aşağıda ise, zararı olmaz.

Sual:
İmama sonraki rekâtlarda yetişildiğinde, ilk oturuşta sadece ettehıyyatü okunması gerekiyormuş. Ben salli-bârikleri de okumuşum. Bir şey lâzım gelir mi?

Cevap;
Gelmez.

Sual:
İslâmiyetin adlî tıp ilmi hakkındaki hükümleri nelerdir? Hususiyetle otopsi, ölü muayenesi câiz midir? Bugünki doktorların, adlî tıpçıların veya savcıların bu işle iştigal ettiklerini düşünürsek, bu mesleği yapanların mesuliyeti olur mu?

Cevap;
Ölü, bilinmeyen bir hayatla diridir. Hisseder, üzülür ve sevinir. Duyduğu elem de dünya değil, âhiret azabı cinsindendir. Bu bakımdan hadis-i şerifte "Ölünün kemiklerini kırmak, diriyken kırmak gibidir" buyurulmuştur. Otopsi, maddi hakikatin (ölüm sebebinin) ortaya çıkması için yapılır. Bu bakımdan ölü bundan dolayı üzülmez. Aksi takdirde bazıları töhmet altında kalabilir. Suç, cezasız kalabilir. Organ nakli de böyledir. Ancak tıp mekteplerindeki teşrih (anatomi) derslerinde insan kadavrası üzerine çalışma hususunda âlimler ihtilâf etmiştir. Bazıları bunda zaruret bulunmadığını, insana en çok benzeyen hayvan olduğundan bahisle at kadavrası veya mulaj (balmumu) insan heykelleri üzerinde çalışılmasını tavsiye etmiştir.

Sual:
Gusl abdesti sebebiyle Mâlikî mezhebini taklid eden Hanefî, sehv secdesi gerekip gerekmediğine karar veremeyip, gerekmediği halde secde-i sehv yaparsa, selâmı çıkmak niyetiyle vermemiş ve Mâlikî’de farz olan selâmı geciktirmiş oluyor. Namaz sahih oluyor mu? Böyle karar veremediğimiz zaman secde-i sehv yapmak mı, yapmamak mı daha ihtiyatlı olur? Eğer yapmak ihtiyatlı ise kaç tane selamdan sonra sehv secdesine gitmek en ihtiyatlı olur?

Cevap;
Secde-i sehv için teyakkun lâzımdır. Vehm ile secde-i sehv lâzım olmaz. İhtiyat için secde-i sehv yapılmaz. Sehv secdesinin gerektiğine karar veremeyen, secde etmez. Etmişse, namazdan kendi sun’uyla çıkmayı geciktirdiği için mekruh olur. Ancak böyle yapan kişinin namazı Mâlikî’yi taklid ediyorsa bile sahihtir.

Sual:
"Vazife şehidi" tabiri mahzurlu mudur?

Cevap;
Din yolunda hayatını kaybeden müslümana şehid denir. Helâlinden rızık peşinde koşarken ölen müslüman âhiret şehidi sayılır. Kazâda ölen kimse de böyledir

Sual:
Canlı resmi, namaz kılan kimsenin ayağı altında, oturduğu yerde, bedeninde, elinde ise, mekrûh olur mu?

Cevap;
İbni Âbidîn’de diyor ki: Resim, namaz kılanın ayaklarının altında veya üzerine basılan yaygı ve dayanılan yastıkta olursa mekruh değildir. Resim elinde olursa mekruhtur. Çünki ellerini yere koymaya mani olur. Ellerini yere koymak sünnettir Ancak resmi elinde tutmayıp eline asılı bulunduğu takdirde mekruhluk ortadan kalkar. Yerde ve yere serilen eşyâda, yastık, sergi, mendil, para, mektup pulları üzerinde ve cep, çanta, dolap gibi kapalı yerlerde ve elbisenin göbekten aşağı kısımlarında bulunması, resmi muhân (aşağı) tutmak olduğundan câizdir. Dürer’de diyor ki: Secde edilmeyen yerlerinde canlı resmi bulunan seccâde üzerinde kılmak mekrûh değildir. Çünki yere sermek hakâret etmek demektir. Paradaki, yüzükteki ve her yerdeki resim, küçük olursa, yani yere koyunca, ayakta duran kimse, uzuvlarını ayırd edemezse, namaz mekruh olmaz. Büyük ve örtülü olunca da, mekruh olmaz. Canlının başı kesilmiş, yüzü veya göğsü, karnı, başı silinmiş, sıvanmış ise, namaz mekruh olmaz. Cansız resimleri, meselâ ağaç, manzara resimleri, nerede bulunursa bulunsun, namaz mekruh olmaz.

Sual:
Selâm vermek mi, selâm almak mı daha mı sevaptır?

Cevap;
Kimyâ-yı Seâdet’de der ki: “İki müslüman karşılaşınca selâm veren yüz sevabın doksan birini, selâmı alan dokuzunu alır”. Şeyh Burhaneddin de der ki: “Selâm verene yirmi sevap, alana on sevap verilir”. “Selâm vermek sünnet, almak farzdır. Nasıl olur da sünnete daha çok sevap verilir?” denirse, şöyle cevap verilir: Selâm veren hayırlı bir işe girişmiştir. Karşı tarafın vâcib sevabı almasına vesile olmuştur. Onun için sevabı fazla olur. (Tergibü’s-Salât, Namazın Sünnetleri faslı) Bu, sünnetin farzdan daha sevab olduğu istisnalardan biridir.

Sual:
Selâmın sünnete uygun verilişi “Selâmün aleyküm” diye midir, “Esselâmü aleyküm” diye midir?

Cevap;
Selâm, İmâm Şâfiî’ye göre “Selâmün aleyküm” diye verilir. Çünki Kur’ân-ı kerîmde “Selâmün aleyküm tıbtüm” buyurulmaktadır. Hanefî âlimlerine göre “Esselâmü aleyküm” demek lâzımdır. Çünki Ettehiyyâtü’de selâm böyledir. (Tergibü’s-Salât, Namazın Sünnetleri faslı). Anadolu’da Türklerin lisanı Şâfiî kavline göre alışmıştır.

Sual:
Selâm vermekte bir öncelik var mıdır?

Cevap;
Selâm vermekte sünnet, yüksek makamda olanın aşağı makamda olana selâm vermesidir. Şehirli köylüye, binekte olan yaya olana, deveye binmiş olan ata binene, ata binen eşeğe binene, eşeğe binen yaya olana, ayağında ayakkabı olan ayağı çıplak olana, sayıca az olan topluluk çok olana, efendi köleye, hanımefendi câriyeye, üstâd talebeye, baba oğluna, anne kızına selâm verir. Madde ve mevkı’i ziyâde olan selâm verir. Sünnet budur. Hazret-i Peygamber, “Ben edebi Rabbimden öğrenmişim. Mi’râc gecesinde bana Esselâmü aleyke eyyühennebiyyü ve rahmetullahi ve berekâtühü diye selâm verdi” buyurmuştur. (Tergibü’s-Salât, Namazın Sünnetleri faslı)

Sual:
Mescide giren kimse selâm verecek midir?

Cevap;
Bir kimse mescide gelse içeride hiç kimse yoksa, “esselâmü aleynâ min rabbin┠diye selâm verir. İçeride namaz kılanlar varsa kendi duyacak kadar “esselâmü aleynâ ve alâ ibâdillahissâlihîn” der. İnsanlar içeride sessiz oturmuşlarsa, “Esselâmü aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtühü” der. Eğer insanlar zikr, Kur’ân-ı kerîm okuma ve ilmî konuşmalarla meşgul iseler onlara selâm vermek lâzım değildir. İnsanlar hikâye anlatmakla veya dünya kelâmı ile meşgul iseler selâm vermek lâzımdır. Çünki bu selâmda onları tâate yöneltme vardır. (Tergibü’s-Salât, Namazın Sünnetleri faslı)

Sual:
Dört rek’at niyetiyle nâfile namaza başlayıp herhangi bir sebeple iki kılıp selâm verince kılınmayan iki rek’at üzerimize vâcib oluyor. Bu nâfileyi edâ veya kazâ edince baştan dört mü kılacağız, iki mi kılacağız? Nasıl niyet edeceğiz?

Cevap;
Kılınmayan iki rek’at vâcib olmuyor. Dört rek’atlik nâfile namaz diye bir şey yoktur. Tek selâmla kılınan iki rek’atlik iki nâfile namaz vardır. Keyfî olarak iki rek’at kıldıktan sonra namaz bozulsa, iadesi veya kazâsı lâzım gelmez. (İbni Abidin)

Sual:
Fıkıh kitaplarında namaz kılmak için elbise bulamayan kimse oturarak, rükû ve secdesi için ima (işaret) ederek namazını kılar buyuruluyor. Bu kimse oturup tek eliyle de avret mahallini mi kapatacak?

Cevap;
Avret yerini örtmekten âciz kalan kimse, namazda oturduğu gibi veya daha iyisi ayaklarını kıbleye uzatıp, elleri ile önünü örtüp, imâ ile kılar. Çünki avret yerini örtmek, namazın diğer farzlarından daha mühimdir.

Sual:
Bir kimse, sabah namazında ikinci rek'ati mi, yoksa üçüncü rek'ati mi kıldığı hususunda şüpheye düşse ve araştırması da bir netice vermezse; bu halde, eğer ayakta ise, [üçüncü rek’atin secdesini yapmadan] hemen oturup tehiyyat, salli, barik ve rabbena okuyup secde-i sehv yapsa namazını kurtarmış olur mu?

Cevap;
İki veya üç rek’at arasında tereddüd ederse, iki kabul eder. Oturur, sonra kalkıp iki rek’at daha kılar. Aralarında oturur. En son secde-i sehv yapar.

Sual:
Bir kimse, vitir namazında kıyamda ayakta iken, ikinci rek'atte mi yoksa üçüncü rek'atte mi olduğu hakkında şüpheye düşse, herhangi bir karara hükmedemese nasıl hareket eder?

Cevap;
İki kabul eder. Oturur. Bir rek’at daha kılar. Her iki rek’atte de kunut okur. Secde-i sehv yapar.

Sual:
Bir kimse, namazı, üç rek'at mi yoksa dört rek'at mi kıldığı hususunda şüpheye düşse ve bir müddet düşündükten sonra, kat’i olarak, üç rek'at kılmış olduğunu anlayıp bilse; bu halde düşünmesi, kendisinin, bir rükün edâ edecek kadar geri bırakmamış ise, sehiv secdesi yapması gerekir mi? Düşünmesi üç kere sübhanallah diyecek kadar sürse secde-i sehv yapması lâzım gelir mi?

Cevap;
Hayır. Evet.

Sual:
Cemaate namaz kıldırmakta olan bir kimse, iki rek'atini kıldıktan sonra, ikinci secdede, bir rek'at mi, yoksa iki rek'at mi kıldığı hususunda veya dört rek'at mi yoksa üç rek'at mi kıldığı hususunda şüpheye düşerse nasıl hareket etmesi gerekir?

Cevap;
Bir kabul eder. Ama oturur. Sonra bir rek’at daha kılar. Oturur. Bir rek’at kılıp daha oturur. Bir rek’at daha kılıp selam verir. Secde-i sehv yapar. İkinci halde üç rek’at kabul eder. Oturur. Bir rek’at daha kılıp selam verir. Secde-i sehv yapar.

Sual:
İmamın gizli okunması gereken namazlarda açıktan okuması, açıktan okuması gereken namazlarda gizli okuması secde-i sehvi gerektiriyor. Peki, gizli ve âşikâre okumanın asgari miktarı nedir ki secde-i sehv icap etsin ve etmesin?

Cevap;
Kendi işitecek kadar okumak gizli; etrafındaki üç dört kişi işitecek kadar okumak cehrî kıraat sayılır.

Sual:
Secde-i sehvlerde bir rükün miktarını “üç kere sübhanallah diyecek kadar zaman” diye mi kayıtlamak gerekir?

Cevap;
Evet.

Sual:
Secde-i sehv icap eden bir davranışta bulunan İmamın abdesti bozulup yerine vekil tayin ederse secde-i sehv cemaattan sâkıt olur mu? Bu durumda ne yapılması lazım gelir?

Cevap;
Hayır. Secde-i sehvi yapar. İmam mihrabdan ayrılırken eliyle secde-i sehv olduğunu işaret eder. Halef biliyorsa mesele yoktur.

Sual:
Namazda secde-i sehv yaparken yanlışlıkla iki secde yerine bir secde yaptım. Secde-i sehv yerine gelmiş oldu mu?

Cevap;
Namaza muhalif bir iş yapmamışsa ikinci secdeyi de yapar. Aksi takdirde sehv secdesini unutmak gibi olur ki özürdür. Namazı tekrarlamak gerekmez.

Sual:
Seferî olan dört rekâtlı namazları iki rek’at kılması gerekirken üçüncü rek’ate kalkarsa secde-i sehv lâzım oluyor. Sehven, unutarak üçüncü rek’ate kalkan bir kimse üçüncü rekâtın hemen başında fatihadan önce veya kıyamın her hangi birinde, rükû’unda veya secdesinde bu hükmü hatırlamış olsa selâm verip namazdan çıkar mı? Yoksa normal dört rekât kılıp selam mı verir?

Cevap;
İster tamamlar, ister geri dönüp selam verir. Sehv secdesi yapar.

Sual:
Fâtiha'nın yarısını veya bitimine yakın kısmını okuyan kimse, kalanını unutsa sonra hatırlasa ve Fâtiha'yı tekrar okusa, bu kimse, Fâtiha'yı iki defa okumuş sayılır mı? Secde-i sehv lazım gelir mi?

Cevap;
Evlâ olan kavil Fâtiha’nın bir âyetini terk edene sehv secdesi gerekmesidir. Fâtihayı peşpeşe iki defa okumak sehv secdesi gerektirir. Arada sûre veya üç âyet varsa gerekmez. Fâtiha’yı eksik okuyan, kalan kısmını tamamlar. Baştan okumaz. Takıldığı için baştan okumuşsa, sehv secdesi gerekmez.

Sual:
İlk teşehhüde ettehıyyatünün yarısından az bir kısmını okudum. Kalan kısmını o anda hatırlayamadım namaz sonunda secde-i sehv yapacak mıydım?

Cevap;
Teşehhüdün tamamlanması vâcibtir. Zira onun bir kısmını okumak teşehhüd yerine geçmez. Hatırlayamamak veya okumayı unutmak, secde-i sehv gerektirir. (İbni Abidin)

Sual:
Fıkıh kitaplarında cemaat istese de imam farz namaz kıldırırken kıraati ve tesbihleri sünnetten fazla okuması mekruhdur, diyor. Bu hüküm sadece farz namazlar için mi câridir, yoksa sünnet kıldırırken de mekruh olur mu? Meselâ bazı câmilerde terâvih namazı hatimle kılınıyor. Bu mekruh mudur?

Cevap;
İmam cemaate göredir. Cemaat buna râzı ise mekruh olmaz diyen âlimler vardır. Hatim ile teravih kılmak sünnet-i kifâyedir. (İbni Abidin)

Sual:
Fıkıh kitaplarında namazı şehirde kılmak Cuma namazının eda şartı olarak sayılıyor. Şehir de cemaati en büyük câmiye sığmayan yer, olarak tarif edilmiş. Burada şehirden ve en büyük câmiden kasıt nedir?

Cevap;
Şehir, halife tarafından tayin edilen kadısı, polisi olan, çarşısı bulunan yerdir. Hanefî mezhebine göre köylerde ve sahrada Cuma kılınmaz. En büyük cami, kasaba ve şehirlerdeki ulu camilerdir. Bugün için Müslümanların toplanıp Cuma kılabildiği her yerde Cuma kılınır.

Sual:
Fıkıh kitaplarında namazı devlet reisi veya vâlinin izni ile kılmak, Cuma namazının eda şartı olarak sayılıyor. Bu hüküm şeriat devleti için mi geçerlidir?

Cevap;
Darülislamda, yani İslâm hukukuna göre idare olunan yerlerde Cuma namazı kılmak farzdır. Bunu halife veya bunun izin verdiği kimse (imam-hatib) kıldırır. Bugün için halife olmayan yerlerde, cuma namazı Hanefî mezhebine göre farz olmamaktadır. Ama Müslümanlar toplanıp bir imamın arkasında Cuma kılarlarsa, sahih ve buna uymak caiz olur.

Sual:
Fıkıh kitaplarında Cuma namazının eda şartları sayılırken “câmi kapılarını herkese açık tutmak” yazıyor. Bu hüküm sadece Cuma namazı için midir? Mesela bazı talebe yurtlarında veya işyeri mescidlerinde Cuma namazı kılınıyor. Cuma namazı kılınırken bu mescid herkese açıktır; fakat diğer zamanlarda dışarıdan gelen biri istediği gibi giremez. O zaman bu hüküm yerine getirilmiş olur mu?

Cevap;
Cuma için kapıların açık olması kâfidir.

Sual:
Mesbuk yanlışlıkla selam verirse ne yapar? Namazı iade etmesi gerekir mi? Yoksa sehv secdesi mi yapmak gerekir?

Cevap;
Hayır. Sehv secdesi de gerekmez.

Sual:
Mesbuk namaza durunca subhaneke okur mu? Yoksa imam selam verdikten sonra mı kalkıp okur?

Cevap;
İmam sessiz okuyorsa imama uyunca hemen sübhaneke okur; sonra kalkınca tekrar okur.

Sual:
Mülk süresi 2. âyetinde tı durağında amelâ olarak durmak gerekirken amel diye durulsa namaz bozulur mu?

Cevap;
İ'rab hatasıdır. Namaz bozulmaz.

Sual:
Kıble yönünde şüphe eden bir kimse kıbleyi tayin hususunda güvenilir bir şahsın sözünü dinlemeyip kendi kanaatine göre hareket etse ve kıbleye isabet etmemiş olsa namazını iade eder mi? Güvenilir bir şahsın kıble tarafını bildirmesi; kendi araştırmamızda daha mı iyidir?

Cevap;
Kıbleyi taharri eder; kanaat getirdiği yere doğru kılar. Sonra rastlamamış olduğu anlaşılırsa iade etmez.

Sual:
Nafile veya sünnet namazlarda kıbleye dönmenin hükmü farz namazları gibimidir?

Cevap;
Evet.

Sual:
İftitah tekbirini yanlış alan yani allahü ekber dışında mesela ( La ilahe illallah ) ( Sübhanallah ) ( Ya Allah ) gibi allahü ekber lafzından gayri alan bir kimse namazın herhangi rekâtında bunu hatırlarsa ne yapması lazım? Secde-i sehv lazım gelir mi? Maliki mezhebini taklid eden ne yapması gerekir?

Cevap;
Namaza besmeleden ayrı Arapça bir zikir cümlesi ile başlamak gerekir. Bu da Allahü ekber ve emsâlidir. Zâhir rivâyeye göre bu iki kelimeden yalnız biriyle namaza başlamış olmaz. Allahümmağfirli gibi istiğfar cümlesi ile namaza başlamak sahih değildir. Esah kavle göre sadece Allahümme diyerek başlamak sahihdir. Ya Allah diye başlamak da sahihdir. Sırf besmele ile ve kezâ eûzû çekmekle havkale (lâ havle ve lâ kuvvete illâ billah) ile namaza başlamak sahih kavle göre câiz değildir. Üç mezhebde Allahü ekber ile başlamak farzdır.

Sual:
Hanefi mezhebindeyim Farz namazların ilk iki rekatinde Fatiha okumak, bir sûre veya üç ayet okumak vaciptir. Sünnet ve vacip namazların her rekatında kıraat farzdır. Farz, vacip veya nafile namazlarda kıraatin farz olan mikdarı nedir? Yani ne kadar okursam kıraat farzı yerine gelir? Bu hususta sitede iki farklı kavil okudum. Fetva yönünü ve kurtarır taraflarını nakledermisiniz?

Cevap;
Kur’an-ı kerimden bir âyet, meselâ Elhamdülillahi rabbilâlemîn demekle farz yerine gelir. Fatiha ve üç ayet okumak vacibdir.

Sual:
Unutarak abdestsiz namaz kılmışım. Namaz vakti çıktıktan sonra hatırladım kaza edecekmiyim?

Cevap;
Vakit çıkmadan iade edilir. Vakit çıkmışsa kaza etmek müstehabdır.

Sual:
Namazda dizleri yere koymadan elleri yere koymak ve secdeden kalkarken dizleri ellerden evvel kaldırmak mekruh mudur?

Cevap;
Evet.

Sual:
Namazda üflemenin hangi derecesi mekruh hangi derecesi namazı bozar?

Cevap;
Ah, of gibi inlemek; uf diye sıkıntıyı bildirmek namazı bozar. Üflemek bozmaz. Mekruh da değildir.

Sual:
Kılıca, bıçağa silaha karşı namaz kılmak mekruh olur mu? Bunları kıble istikametine koymak doğru olur mu?

Cevap;
Hayır. Olur.

Sual:
Namazda bir özür sebebiyle olmaksızın elbiseyi [mesela ceketi] giyinmeyip omuzlar üzerine alarak namaz kılmak mekruh olur mu?

Cevap;
Evet.

Sual:
Erkeklerin İpek seccade ile namaz kılmaları caiz olur mu? Velev ki bir ihtiyaç olmasın.

Cevap;
Caizdir. (İbni Abidin)

Sual:
Erkeklerin uzamış olan saçlarını arkadan toplayarak namaz kılmaları mekruh olur mu?

Cevap;
Saçlarını örerek tepesine toplamak ve tutturmak yahud beliklerini kadınların yaptığı gibi başının etrafına dolamak veya bütün saçlarını arkaya toplayarak secde hâlinde yere düşmesin diye iplik ve bezle bağlamak hep mekruhtur. Peygamber aleyhisselâm erkeği böyle namaz kılmaktan men etmiştir. (İbni Abidin)

Sual:
Gördüğüm bazı kimseler [erkekler] namazda başın etrafına mendil, tülbent bağlıyorlar ve tepeleri açık kalacak şekilde namazlarını kılıyorlar. Böyle namaz kılmaları caiz midir?

Cevap;
Hazret-i Peygamber bazen başının tepesi açık olarak sarık sarardı.

Sual:
Sırtı eğri ve kambur birinin, sırtı düz sağlıklı olan birine imam olması caiz mi?

Cevap;
Kamburluğu, rükû derecesinde olmayan kambura iktidâ sahihtir. Kamburluğu rükû derecesinde olan dahi rükû için biraz eğilebilir olduğu takdirde, ona iktida Şeyhayn’a göre câiz olur. Umum ulemâ bunu almıştır. Esah olan da budur. Kâimin (ayaktakinin) kâide (oturana) iktidâsı gibidir. (Nimet-i İslam)

Sual:
Özürleri birbirine benzeyenler ve bir özrü olan iki özrü olana birbirlerine imam olabilir. Peki bir özrü olup da özürleri ayrı ayrı olan [mesela birisi idrar kaçırıyordur, birisi peltektir.] Böyle kimselerin birbirlerine uyması caiz midir?

Cevap;
İdrar kaçıran, yel kaçırana veya yel kaçıran yarasından kan akana uyamaz. Bunun hilafını söyleyen varsa da, zâhir-i mezheb olan öncekidir. (İbni Abidin)

Sual:
İmamla aynı hizada namaza durdum. Ayak topuğum imamın topuğundan ileride değil fakat ayağım uzun olduğu için parmaklarım imamın parmaklarını geçerse namaz sahih olur mu?

Cevap;
Topuklara itibar edilir. Muktedinin topuğu imamınkinden ileride olmamalıdır.

Sual:
Hastanede hastamız vardır. Yatağın mevkii ve koluna takılı serum kordonları sebebiyle hastanın kıbleye dönmesi mümkün değildir. Namazını nasıl kılacaktır?

Cevap;
İmam A'zam Ebu Hanife’ye göre hastayı kıbleye döndürecek kimse bulunsa bile yine âciz sayılır. Ona göre başkasının kudretiyle muktedir olan kimse âcizdir. Zira kul, başkasının kudretiyle değil, kendi kudretiyle mükellef olur. İmameyn buna muhaliftir. Onlara göre hastayı kıbleye çevirecek kimse bulunursa dönmesi lâzım gelir. Ulemâ umumiyetle İmameyn kavlini esas almıştır. (İbni Abidin)

Sual:
Cenâzede siyah matem elbisesi giymek câiz midir?

Cevap;

Cenâze ile çiçek ve çelenk götürmek, bunları mezâr üstüne koymak, mâtem alâmetleri taşımak, yakaya rozet, resim gibi şeyler takmak, gayrımüslimlerin âdetidir. Müslümanların bunları yapması câiz değildir. İbni Mâce’nin bildirdiği hadîs-i şerîfte, “Cenâzeyi yüksek sesle ve ateş, ışık ve başka şeyler taşıyarak götürmeyiniz!” buyuruldu. Ölü için sessiz ağlamak câizdir. Yüksek sesle ağlamak, mâtem tutmak, siyah elbise giymek, siyah perdeler ve rozetler, işaretler asmak, mâtem işâretleri, resmini taşımak câiz değildir. Hazânetü’r-Rivâyât’ta diyor ki, “Cenâzeye ve cenâze çıkan yere siyâh örtmek ve siyâh giyinmek câiz değildir.” Siyah elbise giyinmek sünnettir. Başka zaman siyah giyinmeyip, yalnızca ölüye mâtem saikiyle siyah giyinmenin câiz olmadığı buradan anlaşılmaktadır. Ancak kocası ölen kadının ıddet zamanı olan dört ay on gün için mâtem tutması sünnettir. Bu zamanda mücevher takmaz, süslenmez. İbni Abidin, kocası ölmüş kadının bu zaman zarfında siyah elbise giymesinin dört mezhebde de câiz olduğunu söylemektedir.



Sual:
Geçenlerde katıldığım bir seminerde, seminer veren kişi, İslâmiyette telkin diye bir şey olmadığını, bunun diğer İslâm cemiyetlerinde de görülmediğini, bize mahsus bulunduğunu, bunun bir yozlaşma sayılacağını, âdetâ hocaların ölüye kopya verdiğini alaycı bir üslûp ile anlattı. Benim işittiğim ve okuduğum kadarıyla telkin meşru bir şeydir. Bunun hakikatini ve telkinin tarihçesini varsa kaynaklarıyla bildirir misiniz?

Cevap;

İmam Gazâlî, kıyâmet ve âhiret hallerini anlattığı Dürretü’l-Fâhire fî Keşfi Ulûmi’l-Âhıre adlı kitabında ve başka ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarında hülâsaten şöyle anlatılır: Ölü kabirde uykudan uyanır gibi olur. Kabir yarılıp, Münker ve Nekîr adında iki sual meleği zuhûr eder. Ölüye yakın gelip: “Men rabbüke ve mâ dînüke ve men nebiyyüke”, yani Rabbin kimdir ve dinin hangi dindir ve Peygamberin kimdir? Diye sorarlar. Bunlara doğru cevap verirse, o melekler, onu Hak teâlânın rahmetiyle müjdeleyip giderler. Bundan sonra kıyametin kopacağı ana kadar cennet nimetlerine benzer bir şekilde kabir hayatını sürdürür. Doğru cevap veremezse, kabir azabına duçar olarak kıyamete kadar sıkıntı içinde bekler. Meyyit defnedildikten sonra, Salih bir kimse mezarın başında ölünün yüzüne karşı ayakta durup ölünün ve annesinin ismi ile telkine başlar. Meselâ Ey Ahmed bin Ayşe der. Sonra Allahü teâlânın büyüklüğünü ve ölümün hakikatini anlatan sözler söyler. Ardından kendisine sorulacak sualleri ve cevabını verir.
Sahabe-i kiramdan Said Ezdî hazretleri anlatıyor: Ebu Ümâme’nin yanına gittim. Ruhunu teslim etmek üzere idi. Bana şöyle dedi: Ey Said! Resulullah aleyhisselâm buyurdu ki, “Sizden biriniz vefat edip defnolunduğu zaman, biriniz başı ucunda dursun ve Ey filan bin filan! desin. Zira ölü duyar. Tekrar böyle desin. O zaman oturur. Ve tekrar böyle söylesin. Ölü, beni irşad eyle; Allahü teâlâ sana rahmet eylesin! der”. Siz de bana böyle yapınız. Bu hadis-i şerifin senedlerini İmam Sekâfî Erbaîn kitabında yazıyor.
Ölüye telkin vermek, kopya vermek demek değildir. Hadis-i şerifte, "Ölülerinize lâ ilahe illallah demeyi telkin ediniz!" buyuruluyor. Kopya vermek olsaydı, bunun da kıymeti olmamak gerekirdi. Burada telkin bir zikr olarak dirilere emredilmiştir. Telkinde bulunmak sünnet olduğuna göre, işitenlere de fayda verir. Ölü de bunu işitir. Bir kuvvet hâsıl eder. Mecmâ’ul-Enhür, Cevhere gibi fıkıh kitaplarında telkinin meşru olduğu bildirilmektedir. Birgivî Vasıyetnamesi’nde nasıl verileceği yazılmıştır. Ulemâ, çeşitli kitaplar yazarak telkîn vermenin sünnet olduğunu isbat etmiştir. Bunlardan biri Siyam âlimlerinden Mustafa bin İbrahim’in Nûrü’l-yakîn fî-Mebhasi’t-telkîn adlı eseridir. Hicrî 1345’te yazılmıştır. 1976’da İstanbul’da tab olunmuştur. Burada telkin vermeyi emreden ve Taberânî ile İbni Mende’nin rivayet ettiği hadîs-i şerîf vardır. Birgivî’nin Cilâü’l-Kulûb ve Âlûsî’nin Gâliyye adlı eserlerinde de “Resûlullah aleyhisselâm definden sonra telkin vermeği emreyledi. Kendisi de telkin verdi” diyor. Bunlar telkinin kopya olduğunu düşünmemiş de bu seminerci mi düşünmüş? Allah ölenin imanlı olup olmadığını bilmiyor da mı sorgu meleği gönderiyor? O halde bunu da inkâr etmek gerekmez mi? Hâdiseyi bu kadar basite irca eden bir kimse, ancak pozitivistlere aldanmış bir zavallı olabilir. Türklerden başka cemiyetlerde telkinin olmadığını söylemek de yanlıştır. Sadece Vehhabî inanışındakiler telkini inkâr eder. Çünki ruhun diriliğine inanmayıp, öldüğünü söylerler. Hadis-i şerif ile sâbit olmuş bir hâdiseyi göz göre göre inkâr etmek her baba yiğidin harcı değildir.



Sual:
Secde-i sehv gerektirecek bir hususta imamın secde-i sehv yapmama hakkı var mıdır?

Cevap;
Cuma ve bayram namazlarında cemaatin birinci selamdan sonra dağılması muhtemel ise, önden geçme ve izdihamı önlemek için secde-i sehv yapmayabilir. Bizim memleketimizde cemaat ikinci selâmı beklemeden kalkmadığı için, böyle bir hal mevzubahis değildir.

Sual:
Üzerinde Arap harfleri ile mübarek yazılar bulunan bir seccademiz var. Bunu yere serip namaz kılmamız caiz midir?

Cevap;
İbni Abidin Gusl bâbında diyor ki: Üzerinde «el-Mülkü lillah» (yani mülk Allah'ındır) yazılı yaygı ve saireyi yere yaymak ve kullanmak mekruhtur. Üzerinde insan sözü yazılı yaygı ve sairenin mutlak surette mekruh olmaması gerekir. Bazıları: «Harfleri ayrı yazılmışsa mekruhtur» demişlerdir. Birinci kavil daha uygundur. Bir âlim, gençlerin üzerinde Ebu Cehl leanehullah (Allahın laneti üzerine olasıca Ebu Cehl) yazılı bir nişan tahtasına ok attıklarını görüp men etmiş. Tahtanın yanına gittiğinde harflerin ayrı ayrı yazıldığını görmüş. Yine men etmiş. Seyyidi Abdülganî bunu şöyle izah eder: “Elifbâ harfleri Kur'an'dır. Bunlar Hud Aleyhisselâm'a indirilmiştir”.
Şu halde Arabî harflerle âyet-i kerime veya mübarek sözleri yere sermek, paralara basmak ne maksatla olursa olsun mekruhtur. Hakaret kasdı varsa küfr olur. Arabî harflerle insan sözünü yere sermenin mekruh olduğu ve olmadığı istikametinde iki kavil vardır. Başka harflerle yazılmışsa hükmü bundan daha hafiftir.

Sual:
Bir adam, teyemmümün, bileğe kadar yapılacağını, vitrin de bir rek'at olarak kılınacağını bilse (ve bir müddet de öyle, yapsa); sonra da teyemmümün dirseğe kadar yapılacağını, vitrin de üç rek'at olarak kılınacağını öğrense, bu şekilde, önce kılmış olduğu namazları iade eder mi?

Cevap;
Etmez. Fakat bu kimse bunu bilgisizliğinden ve hiç bir kimseye sorup öğrenmeden yapar, sonra da sorduğunda kendisine vitrin üç rek'at kılınması emredilirse, bu halde, önce kılmış bulunduğu vitirleri kazâ eder.(Fetava-yı Hindiye, Kaza namazları babı)

Sual:
Kürk giymek câiz midir?

Cevap;
Domuz ve köpek dışında leş de olsa tabaklanmış her çeşit hayvanın kürkünü giymek kadın ve erkeğe câizdir. Bununla namaz kılmak da câizdir. Hatta bunların postunda namaz da kılınır. Ancak erkek bunu ziynet kasdıyla giymemelidir. Kadın ziynet kasdıyla giyebilir ise de, ne maksatla giyerse giysin, mahrem olmayanların yanına çıkamaz.

Sual:
Mîzânü’l-Kübrâ kitabında diyor ki, “Dört mezheb sözbirliği ile bildiriyor ki, lahdin kabir tarafı, kerpiç dizerek veya hasırla kapatılır. Burasını pişmiş tuğla ile, tahta ile kapatmak mekruhtur”. Bugün cenazelerde meyyit kabri konduktan sonra lâhd mertek denilen tahtalarla kapatılmaktadır. Bu câiz olmuyor mu?

Cevap;

İbni Abidin der ki: Lâhdin üzerine kerpiç ve kamış örülür. Kerpiçler kabir tarafından lâhdin üzerine işlenir. Kerpiçlerin aralarındaki boşluklar, meyyitin üzerine bunlardan toprak inmemesi için moloz ve kamışlarla tıkanır. Lâhdin etrafına pişmiş tuğla işlemek mekruhtur. Çünki tuğla ziynettir. Meyyitin ziynete ihtiyacı yoktur. Bir de tuğla ateşte pişmiş şeylerdendir. Binaenaleyh tefâül (yani hayra yormak) için meyyitin üzerine konması mekruhtur. Nitekim kabre doğru ateşle yürümek de mekruhtur. Ulema tuğla ve tahtaları mekruh saymışlardır. Bu, meyyitin etrafında olduğuna göredir. Üstüne işlenirse mekruh olmaz. Çünkü yırtıcı hayvanlardan korur. Buhâra uleması, «Bizim memleketimizde tuğla kullanmak mekruh değildir. Zira arazi zayıf olduğu için buna ihtiyaç vardır.» demişlerdir.
Netice itibarıyle lâhdin üzerine kerpiç ve kamış örülür. Pişmiş tuğla ve tahta gibi şeyler etrafına konmazsa da üstüne konabilir. Gevşek toprakta, tabut gibi, lâhdin etrafına tuğla ve tahta koymak da câizdir. Nitekim toprak gevşek veya nemli olursa, meyyitin malından bir tabut yapılır. Böyle olmayan toprakta tabut kullanmak bütün ulemanın kavillerine göre mekruhtur. Ancak kadınları, defin esnasında mahremiyeti temin için her zaman tabut ile gömmek caizdir.



Sual:
İmamın kıraat ve tekbirlerde gereğinden çok bağırması namazı bozar mı?

Cevap;
İmam, cemaatin işiteceği şekilde tekbir alır ve kıraat eder. Sesini daha fazla yükseltirse, mekruh olur. Bu bakımdan cemaatin az olduğu yerlerde hoparlör kullanmak mekruh işlenmesine sebebiyet verir. İmamın sesini cemaate duyuran müezzin de böyledir. Müezzinin mübelliğ sıfatıyla tekbirleri tekrar etmesi kalabalık cemaatte câiz ve lâzımdır. Hacet yok iken tebliğ, yani imamın sesini cemaate ulaştırmak bid’attir, mekruhtur. “İmamın sesi cemaate ulaşır da, yine müezzin tebliğde bulunursa namazı fâsid olur. Çünkü buna ihtiyaç yoktur” sözünün aslı yoktur. Bu söz kaidelere uymamaktadır. Çünkü müezzin olsa olsa zikir sigasiyle sesini yükseltmiştir. (İbni Abidin-Namazın Sünnetleri Bâbı)

Sual:
Bir internet sitesinde “Bir kimse ikindi namazını geciktirip akşama 20 dakika kala kılarken namazda kahkaha ile gülse, mekruh vakitte olduğu için abdesti bozulmuş olmaz, ama namazı bozulmuş olur. Mekruh vakit olmasaydı abdesti de bozulmuş olurdu (Hindiyye)" diyor. Yani namaz kılması mekruh olan vakitlerin birinde kahkaha ile gülmek abdesti değil de, sadece namazı mı bozuyor?

Cevap;

Hindiyye’de diyor ki: Mekruh olan vakitlerin hâricinde, namazda kahkaha ile gülen kimse, hemen namazı bırakır ve yeniden abdest alır ve kılmakta olduğu namazı da yeniden kılar. Zahirü'r-Rivâye’de: «Şayet o namazı o halde tamamlamış olsa, başlamış olmasından dolayı borçtan kurtulmuş olur.» denilmiştir. Fethü'l-Kadîr'de de böyledir. Fakat bu kimse isâet etmiş (mekruh işlemiş) olur. Ancak abdesti ve namazı yenilemek lâzım gelmez. Şerhu Tahâvî’de de böyledir. Nimet-i İslâm’da diyor ki, mekruh vakitte kılınan namaz bâtıl olduğundan, bu namazdaki kahkaha abdesti bozmaz. Bu bakımdan Hindiyye’de kasdedilen mekruh vakit, namazı bâtıl eden vakit olsa gerektir. Zira aksini hiç bir fıkıh kitabı yazmıyor. Hüküm umumidir. İkindi namazını akşama 20 dakikka kala kılarken kahkaha ile gülse, abdest ve namaz bozulur.



Sual:
Temiz zannederek necis su ile abdest alan bir kimse bunu namazdan sonra fark etse, iade veya kazâ lâzım gelir mi?

Cevap;
Vakit içinde iade gerekir. Vakit çıkmışsa kazâ etmek iyi olur.

Sual:
Mescid duvarlarının ve dinî kitapların süslenmesi câiz midir?

Cevap;
Hazret-i Peygamber, müteaddid hadîsleriyle mescidlerin süslenmesini men etmiştir. Nitekim bu devirde inşa edilen mescidler basit ve çok sâde yapılardı. Bu devrin insanları, görünüşe kıymet vermezlerdi. 683 (m. 1284) senesinde vefat eden Mâlikî âlimlerinden İbnü’l-Münîr, “İnsanların evlerini çoğaltıp yükselttikleri ve yaldıza boğdukları bir zamanda, mescidlerin ziynetten büsbütün mahrumiyeti, halkın hafife alıp küçük görmelerine sebebiyet verir” diyerek mescidlerin süslenmesini mendub görmüş; bazı Hanefî hukukçuları da bu istikamette fetvâ vermişlerdir. (Şerh-i Tecrid-i Sarih)
İbni Abidin der ki: Mushafı süslemek caizdir. Çünkü bu, mushaf için ta’zimdir. Nitekim mescidlerdeki nakışlar da caizdir. Ama mescid mihrablarına bu nakışlar yapılmaz. Bazıları kıble duvarına nakış yapmak [zihni meşgul edeceği için] mekruhtur dedi. Kıble duvarını vakfeden veya başkası kendi malından süslerse câizdir. (Alış-veriş faslı)

Sual:
Teyemmüm ve iki namazı cem etme imkânı olmayan kimse, Hanbelî mezhebini taklid ederek teyemmümsüz olarak namazını kılabilir mi?

Cevap;
Teyemmüm imkânı bulamayan namazı terk eder. Sonra kazâ eder. İhtiyaç olmadığı için mezheb taklidine gerek yoktur. Çünki mezheb bunu özür saymıştır. Ederse de zararı olmaz; namaz borcu düşer. Burada abdest ve namazda Hanbelî mezhebine riayet eder.

Sual:
Minarelerde vakti haber vermek için veya mübarek günlerde ışık yakmak câiz midir?

Cevap;
Vakti haber vermek maksadıyla ışık yakmak mekruhtur. Zira bunun için ezan meşru olmuştur. Mübarek günlerde ışık yakmak, mescidi kandillerle süslemek, mahya yakmak câizdir. Hazret-i Peygamber devrinde, Ramazan ayında Mescid-i Nebevî’de daha fazla kandil yakılırdı. İbni Âbidin der ki: Malının üçte birini Mescidü'l-Aksâ'ya vasiyet etse, bu câizdir ve mescidin tamirinde, aydınlatmasında ve benzeri şeylerde kullanılabilir. Bu, mescide vakfedilenden, mescidin kandil ve lambalarına sarfedilmesinin cevazını ifade ettiği gibi, vakfın geliri ile mescidde yakmak için yağ ve gaz almanın ve Ramazan ayında yakılan kandillere sarfedilmesinin de cevazını ifade etmektedir. (Vasiyet bâbı) Kandil, bayram gecelerinde minârelerde ve başka yerlerde fazla ışık yakmayı câiz görmeyen ulemâ da, bunu gösteriş kasdıyla yapılırsa veya vakfın parasını israf olduğu için men etmektedir. Şu halde, vakfın gelirinden olmamak şartıyla fazla kandil yakmak bunlara göre de câizdir.

Sual:
Hazret-i Peygamber’in ismi anıldığı zaman salavat getirmek farz mıdır?

Cevap;
Salavat getirmek ömründe bir defa farz, her zikir edildikçe fetvâya göre müstehabdır. İmam Tahâvî’ye göre her zikredildiğinde vâcibdir. kur’an-ı kerimde “Şüphesiz Allah ve melekleri, Nebi aleyhisselâma salât ederler. Öyleyse ey iman edenler, siz de ona salât ve selâm ediniz”! (Ahzâb: 56) buyurulmuştur. Hadis-i şerifte de “İsmim anıldığı zaman bana salavat getirmemek cefâdandır” deniyor. Allahümme salli alâ Muhammed veya sallallahü aleyhi ve selem ya da aleyhisselâm demek kifayet eder.
Tüccar bir elbiseyi açar da, onun güzelliğini müşteriye bildirmek için tesbih eder yahud salavat getirirse mekruh olur. Bunu bekçinin yapması dahi mekruhtur. Bundan dolayıdır ki büyüklerden biri bir meclise geldiği vakit onun geldiğini bildirmek ve kendisine yer verilmesini veya ayağa kalkılmasını te'min için tesbih etmek yahud salavat getirmek memnudur. Bunu yapan günahkâr olur. (İbni Abidin)
Salavat getirmek namazın son oturuşunda sünnet olduğu gibi, sünnet-i gayri müekkedelerin ilk oturuşunda dahi sünnettir. Cenâze namazında da öyledir. (İbni Abidin)
Mâni bulunmamak şartıyla her zaman salavat getirmek müstehabdır. Ulema müstehab olduğu bazı yerleri söylemişlerdir. Bunlar Cuma günü ile Cuma gecesi, Cumartesi Pazar ve Perşembe günleridir. Bu üç gün hakkında hadis-i şerif vardır. Sabah ve akşam, mescide girerken ve çıkarken, Hazret-i Peygamber’in kabrini ziyaret ederken, Safa ile Merve'de, [imam için] Cuma ve sair hutbelerde, müezzine icabet ettikten hemen sonra, ikamet edilirken, duanın başında, ortasında ve sonunda, kunut duasından sonra, telbiyeyi bitirdikten sonra, bir yere toplanırken ve dağılırken, abdest alırken, kulak çınlarken, bir şey unutulduğu vakit, vaaz ve ilim neşir ederken, hadis-i şerif okumağa başlarken ve bitirirken, sual ve fetvâ yazarken salevât getirmek müstehab olduğu gibi, her musannifin [kitap yazarının], her hoca ve talebenin, hatibin, kız isteyenin, evlenenin, evlendirenin salavat getirmesi dahi müstehabdır. Mühim işlerin başında, zikir zamanında, Hazret-i Peygamber’in ismini işittiği zaman yahud ismi yazıldığı zaman salavat getirmek müstehabdır. (İbni Abidin)
Yedi yerde Hazret-i Peygamber’e salavat getirmek mekruh olur. Bunlar, cimâ, def-i hacet, malını satmak için, hata yaptığında, şaştığında, hayvan keserken ve aksırdıktan sonradır. Kur'an-ı kerim okurken veya hutbede Hazret-i Peygamber’in ismini işitince de salavat getirilmez. Çünki bunlarda susarak dinlemek vâcibdir. Okumayı bitirdikten sonra salavat getirirse iyidir. (İbni Abidin)
Bir mecliste Hazret-i Peygamber’in ismi söylenirse, söyleyenin veya dinleyenlerden birinin salavat getirmesi kâfidir. Hepsinin getirmesi iyidir. (İbni Abidin)
Hazret-i Peygamber’in ismini kalbinden geçirdiği zaman salavat getirmek iyidir. (Şir’atü’l-İslâm)
Netice itibariyle salavat söylemek ömründe bir defa farz, her ismi zikir edildikçe müstehab; tüccarın malını açarken yaptığı gibi olursa tahrimen mekruh, namazda sünnet, mümkün olan her vakitte müstehab, son teşehhüdünden [ve kunutun sonundan] başka namazın her yerinde mekruhtur.
Hazret-i Muhammed’den başka peygamberler için salavat getirmek ihtilaflı ise de, muhtar olan bunlara da salevât getirmenin hükmü, Hazret-i Muhammed’e getirmenin hükmü gibidir. Büyük meleklere de salavat getirmek meşrudur. (Şir’atü’l-İslâm)

Sual:
Cemaatle namaz kılarken elinde olmayan bir sebeple abdesti bozulunca, abdestini yeniledikten sonra namaz kıldığı yere dönüp imama uyması gerekir. Eğer namaz kıldığı yere dönmeyerek başka yerde imama uyarsa namazı fâsid oluyor. Yani namaza nerede başladı ise orada mı tekrar imama uymalıdır? Yoksa sonraki gelişinde bir iki saf önde arkada olması namazını ifsâd mı eder?

Cevap;
Burada kasdedilen, kadın safı gibi iktidaya mani bir engelin bulunmasıdır. Yoksa abdest aldığı yer caminin içinde ise, buradan imama uyabilir. Arada kadın safı, nehir, yol gibi iktidaya bir mâni varsa, en arka safa durup namazı tamamlar. Namaz bitmişse, herhangi bir köşede tek başına tamamlar.

Sual:
Cemaatle namaz kılan sübhaneke’den sonra euzü söyler mi?

Cevap;
İmam söyler; muktedi İmam Ebu Hanife ve Muhammed’e göre söylemez; fetvâ da böyledir. Ebu Yusuf’a göre söyler.

Sual:
Mukim imama uyan misafir, dört rek’atlik bir namazda mesbuk ise, iki rek’ate mi tamamlar, dört rek’ate mi tamamlar?

Cevap;
İmamın mukim olduğunu biliyorsa dörde tamamlar. Bilmediği takdirde şehirde (köyde, kasabada) ise dörde, yolda ise ikiye tamamlar.

Sual:
Misafir mukim imama uysa, fakat sonra imamın namazının sahih olmadığı anlaşılsa, misafir namazı dört rek’at olarak mı iade eder, iki rek’at olarak mı?

Cevap;
İki rek’at olarak iade eder.

Sual:
İmam ikinci rek’atte oturmayı unutup, secde-i sehv de yapmasa, mesbuk yapar mı?

Cevap;
Hayır.

Sual:
Namaza dururken tekbir almadan önce veya müezzin kamet getirirken ayakta elleri birbirine bağlayarak beklemek uygun mudur?

Cevap;
Eller iki yanda durur. Bağlamak da caizdir.

Sual:
Üzerinde kubbe, sütun bulunan seccadeleri yere sermek uygun mudur?

Cevap;
Evet. Mübarek yazı ve resim (cami gibi) bulunan seccade, kâğıt, örtü yere serilmez.

Sual:
Birinci oturuşta ettehıyyatü bitmeden imam ayağa kalkarsa, muktedi bitirip mi kalkar, yoksa yarıda kesip mi kalkar?

Cevap;
Bitirip kalkar.

Sual:
Bir fıkıh kitabında “Farzdan sonra güneş doğuncaya kadar, namaz kılmayan, hep farz kılmış sayılmaktadır” deniyor. Hep farz kılmış sayılmak ne demektir?

Cevap;
Merâkıyyü’l-Felâh kitabında der ki: “Sabah namazının farzından sonra, güneş doğuncaya kadar nâfile namaz kılmak, tahrîmen mekruhtur. Sabah namazının sünnetini önceden kılmamış ise, bunu kılmak da, bu yasağın içindedir. Çünki bu vakit, yalnız farz kılmak için ayrılmıştır. Yani, farzdan sonra güneş doğuncaya kadar, namaz kılmayan, hep farz kılmış sayılmaktadır. Bu ise, sabah sünneti bile olsa, nâfile kılmaktan daha efdaldir.” Yani bu vakitte yasak edildiği için nâfile kılmamak, kılmaktan daha faydalıdır. O kişi hep farz namaz kılmış gibi sevab kazanır.

Sual:
Kaza borcu olmayan kişi sünnet yerine kaza kılarsa, sünnete de niyet ederse sünnet sevabı alır mı?

Cevap;
Kaza borcu olmayanın namazı nafileye döner. Sünnete niyet ederse, sünnet sevabı alır.

Sual:
Bazı camilerde cuma hutbesi esnasında imam sesle dua ediyor, cemaat de ellerini açıyor ve amin diyerek iştirak ediyor. Böyle duaya katılmak uygun olur mu?

Cevap;
Hutbede hatib dua edince, cemaat içinden âmin der. Allahü tealanın ismini söyleyince içinden celle celâlühü der. Hazret-i Peygamber’in adını anınca içinden salevatı getirir. Hatib dua ettiği zaman, cemaatin ellerini açıp âmin demesi mekruhtur. Bu sebeple elleri açmamalı, âmin de dememelidir. Fitne çıkacaksa eller açılır gibi yapılır.

Sual:
Camilerde ezan sonrası müezzin sesli olarak ezan duası ettiriyor, katılmak uygun olur mu, gerekir mi?

Cevap;
Câmiye cemaatle namaz kılmak üzere gelen kimse, okunan ezana icabet etmiş demektir. Bunun ezana sözlü icabeti ve sonunda da ezan duası okuması gerekmez. Okursa iyi olur. Başkası yüksek sesle okuyorsa, tekrar eder veya yalnızca amin der.

Sual:
Mesbuk ikinci rek’ate kavmede veya secdede yetişip, ilk oturuşu imam ile beraber yaparsa, imam selâm verdikten sonra kalkınca ilk rek’atte tekrar oturur mu?

Cevap;
Oturuşlar sondan, kıraatler baştan kaidesine göre elbette oturur.

Sual:
Namaz kılan bir kimse kıraatten sonra tekbiri ne zaman alır?

Cevap;
Eğilmeye başlarken tekbire başlar. Tekbiri bitirirken eğilmeyi de bitirir. Bütün rükünlerdeki intikaller de böyledir.

Sual:
Rükû'dan doğrulurken semi'allahü limen hamideh demeyen kimsenin kalktıktan sonra [kemikler yerine oturduktan sonra] söyler mi?

Cevap;
Kalkarken söyler. Kavmeye doğrulduğunda bu sözü bitirmiş olur. Orada Rabbenâ lekel hamd der. Binaenaleyh doğrulduktan sonra semi’allahü limen hamideh demez.

Sual:
Secde halinden ayağa kalkarken elleri yere dayanarak kalkmakta bir mahsur var mı?

Cevap;
Özürsüz mekruhtur.

Sual:
Bir kimse, dalgınlıkla önceden sol tarafına selam vermiş olursa, o kimse konuşmadan sağ tarafına da selam vermesi caiz olur mu? Sol tarafına vermiş olduğu selamı ise yeniler mi?

Cevap;
Önce sola selâm verirse, sonra sadece sağına selâm verir. İlk selâmı sola veya sağa değil de, başın çevirmeden yüzünün karşısına vermişse, sol tarafına bir selâm daha verir. Sol tarafa selâm vermeyi unutursa kıbleye arkasını dönmedikçe o selâmı verir.

Sual:
Farz olan kırâat, sadece Besmele çekmekle eda edilmiş olur mu?

Cevap;
Besmele Hanefilere göre ayet değildir. Kıraat yerine geçmez.

Sual:
Sünneti kılarken aynı zamanda kaza namazına niyet edebilir miyim? Ayrıca kazaya kalmış namazım için önce mi tövbe etmeliyim sonra mı?

Cevap;
Özürle kazaya kalmış bir kaç vakit için sünnetlerin yerinde kazaya niyet etmeye lüzum yoktur. Edilirse de caiz olur. Evlâ olan bu değildir. Ama özürsüz kılınmamış namazlar, nafaka ve zaruri işlerden arta kalan bütün zamanlarda kaza edilmelidir. Böyle kaza borcu olanın nafilelerinin kabul olmayacağı hadis-i şeriflerde zikredildiği için, sünnet yerine kaza kılınırsa kazanın ödeneceği, sünnet sevabının da hâsıl olacağı, bazı Hanefî kitaplarında yazılıdır. Önce namazı kazâ edip, sonra tövbe edilir.

Sual:
Bir kişi farzı tek başına kılsa, sonradan cemaat olalım deseler bu kişi imam olabilir mi?

Cevap;
Hanefi mezhebinde farz kılan nafile kılana uyamaz. Binaenaleyh farzı tek başına veya cemaatle kılan bir kimse, başkasına imam olamaz.

Sual:
Yaşı yüze gelmiş çok yaşlı bir teyze var. Hep yatıyor, doğrulamıyor, çok zor yürüyebiliyor. Ama aklı başındadır. Bu teyzenin başı ile ima ederek namazını kılması gerekir mi? Bazıları artık çok yaşlı olduğu için namaz kılmasa da ondan hesap sorulmaz diyorlar. Bu teyzeye torunları bakıyor. Namaz kılması gerekiyorsa, abdest mi, teyemmüm mü aldırmaları gerekir? Eğer teyemmüm etmesi gerekiyorsa nasıl edecektir? Teyemmüm edeceği taşın en az ne kadar büyüklükte olması gerekir?

Cevap;
Aklı başında ise namaz kılması şarttır. Birisi abdest aldırır veya kendisi teyemmüm eder yahud bir başkası teyemmüm ettirir. İma ile kılar. Başını rükü için biraz, secde için daha çok eğer. Kendisi yapamıyorsa, birisi taşı yüzüne ve kollarına sürerek teyemmüm yaptırır. Buna da imkân yoksa namaz kılması sâkıt olur. Dilerse abdestsiz olarak kılar. Hanbelî mezhebinde böyle bir namaz câizdir. Her elin en az üç parmağının teyemmüm edilecek şeye değmesi gerekir. İma da edemiyorsa namaz düşer.

Sual:
Bir kadın kadınların ve erkeklerin namazında fark yok diye erkekler gibi kılıyormuş. Şöyle diyor, “Buharî’deki hadis-i şerifte İbnü’l-Münir rivayetinde teşehhüdde erkeklerle kadınlar arasında fark yok” denilmiş (Fethü’l-Bârî, 1/356 ), İbrahim Nehaî de “Kadın namazını erkek gibi kılmalı” demiş, (İbni Ebî Şeybe, 2/7). İsnadı muteber, bunun aksini diyeceksen delil getir”. Buna ne cevab verilebilir?

Cevap;
Müctehid olmayanların doğrudan ayet-i kerime ve hadis-i şeriflere uyması, bir mesele için hadis-i şerif araması caiz değildir. Fıkıh kitaplarında söylenilenlere uymalıdır. Bu, bir usul kaidesidir. İkinci olarak, muteber fıkıh kitaplarında, kadının namazının 25 yerde erkekten farklı olduğu yazıyor. Bu malumat İmam Ebu Hanife’den gelmiştir. Muhtemelen hadis-i şerife veya kıyasa müsteniddir. Bu hadisin elde olmaması, bu farkın delile dayanmadığını göstermez. Kaldı ki, Fethülbârî müellifi Şâfiî’dir. İbrahim Nehaî'nin mezhebi ise günümüze ulaşmamıştır. Dört mezhebde de kadının namazı erkeğinkinden ufak tefek farklılıklar gösterir.

Sual:
Bazı câmilerde namazda kıyamda elleri salık olarak namaz kılanlar görülüyor. Böyle yapmak câiz midir?

Cevap;
Mâlikî mezhebinde elleri salık kılmak sünnettir.

Sual:
Şâfiîler, kıyamda ve secdede topukların birleştirirse sünnet sevabı alır mı?

Cevap;
Şâfiîde sünnet olan kıyam, rükû’ ve secdede ayakların arasının bir karış kadar açık olmasıdır. Hilafı mekruh değildir. Herkes kendi mezhebine uyar.

Sual:
Hanefî mezhebinde tek tarafa es-selâmu demek vâcibdir. Mâlikî mezhebini taklid edenler için bundan fazla bir şey var mı?

Cevap;
Mâlikî mezhebinde esselâmü aleyküm demek gerekir.

Sual:
Namazda birinci rek’atte kevser suresi, ikinci rek’atte âyetel kürsi veya birinci rek’atti ihlâs suresi, ikinci rek’atte âmenerresulu okumak mekruh olmaz mı?

Cevap;
İlk rek’atte okuduğundan mushaftaki sırasına göre daha yukarıda bir ayet veya sure okumak mekruhtur. İkinci rek'atte, birinci rek'atten üç veya daha fazla bir mikdarda uzun âyet okumak mekruhtur. Ancak aradaki fark, üç âyetten az olursa, mekruh değildir. Eğer âyetlerin uzunluğu birbirlerine yakın ise, âyetlerin sayısına itibar olunur. Ancak âyetler uzunluk bakımından birbirlerinden farklı iseler, bu halde, kelimelerinin veya harflerinin sayısına itibar olunur. (İbni Abidin)

Sual:
Fıkıh kitaplarında imamın farz namaz kılarken ikinci rek’atte birincide okuduğundan üç ayet uzun okumak tenzihen mekruhtur buyuruluyor. Tek başına kılanın buna riayet etmesi gerekir mi?

Cevap;
İmam ve tek başına farz kılan bu hususta müsavidir. (Nimet-i İslâm)

Sual:
Fıkıh kitaplarında imamın Cuma ve bayram namazlarından başka her namazda birinci rek’atte, ikinci rek’atte okuduğunun iki misli okuması sünnettir buyuruluyor. Cuma ve bayram namazının bu hükümden hariç tutulmasının sebebi nedir?

Cevap;
Sabah namazının birinci rek'atinde, ikinci rek'atinden daha uzun okumak, bil'icmâ' sünnettir. İmam Muhammed bütün namazların ilk rek'atlerinde, ikinci rek'atlerinden daha uzun okumayı müstahsen görmüştür. Fetva da bunun üzerinedir. Cum'a ve Bayram namazlarında iki rek'at arasındaki kıraat farkı üzerinde ihtilâf edilmiştir. Bu hususta bazı âlimler bu iki rek'at arasındaki fark, üçte bir ve üçte iki nisbetinde olmalıdır. Üçde iki, birinci rek'atte; üçde bir de, ikinci rek'atte okunmalıdır, demişlerdir.

Nafile namazının her şefinde (her çift rek’atinde) birinciyi ikinciden uzun tutmak mekruhtur. Meğer ki, Hazret-i Peygamber’den veya bir sahabiden bunun hilafına bir nakil olsun. Vitirin ilk rek’atinde, Sûre-i A’lâyı ve ikinci rek’atinde Kâfirûn ve üçüncü rek’atinde ihlâs sûresini okumak gibi. Vitir dahi kıraat bakımından nâfile gibidir. Mezkûr kerahet, Şeyhayn (İmam Ebu Hanife ve Ebu Yusuf) indindedir. İmam Muhammed uzatmayı ihtiyar etmiştir. Farza gelince: Mezkûr uzatma, sabah namazında bilicmâ sünnettir. İmam Muhammed’e göre sabah namazının dışındaki namazlarda da sünnettir.

Bütün namazlarda, ikinci rekâtı, birinci rekâttan üç ve daha ziyade âyetle uzatmak mekruhtur. Daha azı mekruh değildir. Nitekim Hazret-i Peygamber’in, sabah namazını Muavvezeteyn ile kıldıkları olmuştur. İkinci sûre (Nâs) birinci sûreden (Felâk) bir âyet uzundur. Nafilenin üçüncü rekâtı, yeni bir namazın başı demek olduğundan, onu, evvelkilerden uzun tutmak, mekruh olmaz. Çünkü, nafilenin her şefi (her iki rek’ati) müstakil bir namazdır. Bu mekruhluk, sünnet ile gelen dışındakilerde tenzihîdir. Nas olan yerde kerahet yoktur. Hazret-i Peygamber, Cuma ve bayram namazlarının ilk rek’atlerinde, Sûre-i A’lâ ve ikinci rek’atlerinde Sûre-i Gâşiye’yi okurdu. İkincisi, birinciden yedi âyet uzundur. Ziyade, sûrelerin ihtilâfı ile muhtelif olur. Eğer sûreler kısa ise, üç âyetten ziyade olmakla mekruhtur; sûreler uzun ise yedi âyetten az ziyade olmakla mekruh değildir. (Nimet-i İslâm)

Sual:
Evdeki çöp suları necis midir?

Cevap;
İçinde necâset yoksa necis değildir.

Sual:
Deride elbisede namaz kılınan yerde dirhem miktarı [4.8 gr] katı necaset bulunursa, tahrimen mekruh olur ve yıkamak vacip olur. Sıvı necasetlerde ise bu miktar açık el ayasındaki suyun genişliği kadar yüzeydir buyuruluyor. Bir kisme elbisesine veya bir uzvuna necaset bulaşsa bunun affdelin mikdardan az veya çok olduğunu nasıl anlayacak?

Cevap;
Takribi bir kanaat kâfidir.

Sual:
Kasaptan aldığım dalak, ciğer, yürek, et vs. evde kendim parçalara bölüyorum. Bunları keserken elbiseme, vücuduma sıçrayan kanları necis midir?

Cevap;
Necistir. Kesildikten sonra damarlarda kalan kanın yenilmesi caizdir. Yoksa bu kan akar da elbiseyi dirhemden fazla kirletirse necistir. (İbni Abidin)

Sual:
Abdestte yere düşen suyun üzerine basınca ıslanan çorap necis olur mu?

Cevap;
Abdestte kullanılan su müftabih kavle göre temizdir.

Sual:
Su bulunduğu halde, elimize bulaşan kanı, şarabı, alkolü birkaç defa emip tükürmekle necaset temizlenmiş olur mu?

Cevap;
Olur. (İbni Abidin)

Sual:
Fıkıh kitaplarında “Necis boya ile boyanan kumaş ve beden üç kere yıkanınca temiz olur. Su renksiz akıncaya kadar yıkamak daha iyidir” buyuruluyor. Üzerine boya bulaşmış elbise ile namaz kılınır mı?

Cevap;
İkisi aynı mesele değildir. Birincisinde necaset mevzuu var. İkincisinde boya tene işlemediği için abdest sahih olmamaktadır. Boya yapan, tiner ile abdest uzuvlarından boyaları çıkaracaktır.

Sual:
Necaseti yıkamak nasıl olmalıdır?

Cevap;
Necaset beze veya emici bir zemine bulaşmış ile üstünden su döküp altına birkaç damla akacak şekilde yahud suya batırıp çıkarıp sıkmakla yıkanır.

Sual:
Bazen sinuzitten olsa gerek, secde edince alnımda ağrı oluyor. Bazen unutarak, ağrı olmadığı zaman namazlarımı ima ile kıldım. Bu namazları kurtaracak bir hüküm var mıdır?

Cevap;
Baş ağrısı ima ile kılmak için özürdür. Secde için eğildiğinde başı ağrıyor veya ağrısı artıyorsa ima ile kılar. Ayakta kılınca hastalığının artacağını veya iyi olmasının gecikeceğini kendi tecrübesi ile veya mütehassıs müslüman bir tabibin bildirmesi ile anlayan kimse de, yere oturarak ima ile kılar. Başı ağrımadığı zaman ima ile kılamaz. Ya ağrırsa diye ima ile kılınmaz. Bu ağrı devamlı olsaydı, ağrı olmadığı zaman ima ile kılmak caiz olurdu. Böyle değilse bu namazları kaza etmek lazımdır.

Sual:
Ayakkabının herhangi bir tarafına katı necaset veya idrar, kan gibi sıvı necaset bulaşmış olsa; kuma, toprağa, yeşilliğe, ıslak bir zemine, kara veya beton bir zemine üç kere sürtmek ya da ovmakla, kazımakla necaset temizlenmiş olur mu?

Cevap;
Mest ve ayakkabı gibi deri ve deri benzeri şeyler fışkı, kan gibi cürmü olan, yani kuruduktan sonra eseri görülen necasetle üstü veya altı pislenirlerse, mümkün mertebe eseri kalmayacak şekilde oğuşturmakla (delk ile, mesti kuvvetle yere sürterek) temizlenir. Didiklemek, tırnak veya çubukla kazımak da oğuşturmak gibidir. Bunda bir sayı yoktur. İmam Ebû Yusuf'un kavline göre cürmlü pislik yaş bile olsa oğuşturmakla temizlenir. Ekser ulema bu kavli tercih etmişlerdir. Esah ve muhtar olan da budur. Nitekim Ebû Davud'un rivâyet ettiği şu hadîs mutlaktır: “Biriniz mescide geldiği vakit baksın. Ayakkabısında pislik görürse onu silsin ve o ayakkabılarıyla namazını kılsın.” Şarap ve sidik gibi cürmü olmayan necasetle pislenirse tercihen üç defa yıkamakla temizlenirler. Mest veya ayakkabına şarap sıçrar da onunla kum yahut kül üzerinde yürüyerek üzeri cürm bağlarsa, kumlar dökülecek derecede yere silmekle temiz olur. Sahih olan budur. (İbni Abidin)

Sual:
Kan aldırılan yeri nasıl temizlemek gerekir?

Cevap;
Kuru veya ıslak bez ya da el ile eseri gidinceye kadar silmekle temizlenir. İmam Ebu Yusuf’a göre, o yeri yıkamak gerekir; temiz ve yaş bez parçasıyla üç defa silmek, yıkamak yerini tutar. (İbni Abidin)

Sual:
Hâmile kadının kabir ve türbe ziyaret etmesinde bir mahzur var mıdır?

Cevap;
Yoktur. Eskiler kadın korkar da çocuğunu düşürebilir diye kabristana gitmesini hoş görmezdi.

Sual:
Namaza alıştırmak için küçük çocukları câmiye götürmek uygun olur mu?

Cevap;
Yedi yaşından büyük çocukları alıştırmak için câmiye getirmelidir. Daha küçükleri getirmemelidir. Hadis-i şerifte “Delilerinizi ve çocuklarınızı mescidlerden uzak tutunuz!” buyuruldu. Bu bakımdan âlimler, çocuk eğer câmiyi kirletirlerse haram, kirletmezse mekruh olur, buyuruyor. (İbni Abidin) Bu yaşta çocuk câmi adabından anlamaz. Anlaması da beklemez. İnsanları rahatsız eder.

Sual:
Hadis-i şeriflerde câmiye koşarak gitmenin uygun olmadığı bildiriliyor. Hızlıca yürümek de koşmak hükmünde midir? İmamın geç kalması câmiye koşarak gitmesi için özür olur mu?

Cevap;
Mecbur olmadıkça câmiye koşmak mekruhtur. Çünki insan namaza giderken de namazda sayılır. Cemaat kaçarsa başka bir cemaatle veya münferid kılar. Daha erken çıkmalıdır. Üstelik nefes nefese kalırsa, namazda huşu elde edemez, kıraati ve tesbihleri doğru yapamaz. İmam orada bulunmaya mecburdur; koşması belki fitne çıkmaması için müsamaha ile karşılanabilir. Gören koşuyor derse, hızlı yürümek de koşmak hükmündedir.

Sual:
Câmiye cemaate ara sırada olsa gelene kesin olarak Müslüman denebilir mi?

Cevap;
Câmide bir defa cemaatle namaz kılarken görülen kimseye Müslüman denir. Görülmemişse, ama sözünden iman alâmeti varsa, yine Müslüman denir.

Sual:
Fabrikalarda, hastanelerde, benzin istasyonlarında ve alışveriş merkezlerinde namaz için tahsis edilen yerler mescid hükmünde midir? Burada da Cuma namazı kılınır mı?

Cevap;
Mescid olarak ayrılmış ise, mescid hükmündedir. Abdestsiz girmek mekruhtur. Burada ve her yerde Cuma kılınabilir.

Sual:
Kadınların teverrükte ayak parmaklarını kıbleye doğru bükmeleri gerekli midir?

Cevap;
Kadınların teverrük etmesi, yani ayaklarını çantısının sağ yanından çıkararak oturması her zaman sünnettir. Erkekler ise Şâfiî’ye göre son oturuşta teverrük yapar. Parmakların kıbleye gelmesini istemek ağır bir tekellüftür. Kolay getirilebiliyorsa getirilir, gelmiyorsa zorlanmaz.

Sual:
Namazı kıldıktan sonra tesbihat hemen mi yapılmalıdır? Kalkıp su içmek, çorap giymek veya bunun gibi bir şey yapıp sonra tesbihat çekmek olur mu?

Cevap;
Bir özür olmadıkça namazdan hemen sonra yapmak müstehabdır. Bahsedilen işler buna zarar vermez.

Sual:
Yatsı namazının son sünneti vitirden sonra kılınabilir mi?

Cevap;
Kılınabilir ise de, mahalli burası değildir. Vitir gecenin son namazı olmalıdır.

Sual:
Avrupa’da bulunduğum yerde vakit namazlarını kılmak için câmi yok, abdest alacak yerler yok. Dışarıya çıktığım vakit namaz vakitleri ard arda geliyor. Kendimi eve hapsettim. Ortalıkta namaz kıldığımız zaman gayrı müslimler bizimle alay ediyor. Buhrana girdim. Ne yapmalıyım?

Cevap;

Abdestli gezmeli, abdesti bozulmaması için az yemeli. Gerekirse mest giymeli. Tuvaletler abdest almaya elverişlidir. Özürlüler tuvaletinde abdest alınır. Kilisede namaz kılınır. Ayakkabı çıkarmaya, seccade sermeye gerek yoktur. Kiliselerin mihrabı doğuya bakar. Güneydoğu istikameti kıbledir. Kiliseler temizdir. Sağ veya solda galerilerden birine girip kılınabilir. İcab ederse öğle ve ikindi, akşam ile yatsı namazları cem ederek (birleştirilerek) kılınır. Avrupalılar ibadet edene hürmet duyar, alay etmez. Allah yardım eder. Zor şartlarda yapılan ibadetin sevabı da çok olur.



Sual:
Namaza dair hükümleri en iyi bilen kimse, Kur’an-ı kerimi yüzünden okumasını bilmiyorsa, okuyabilen, ama fıkıh bilgisi kendisinden geri olanlara imam olabilir mi?

Cevap;
İmamlığa daha layık olmak için, Kur’an-ı kerimi yüzünden okumak şart değildir. Namaza adir hükümleri daha iyi bilen, imamlığa da daha layıktır.

Sual:
Fıkıh bilgisi ve sâlih olma bakımından müsavi iki kişiden, kıratı diğerinden daha geri olanın imam olması câiz midir?

Cevap;
Fıkıh, kıraatten evvel gelir. İki hususta da eşit iseler, kıraati iyi olan tercih edilir. Öteki imam olursa, namaz sahih olacak kadar kıraat bilmesi kâfidir.

Sual:
Ayağı aksak olan imâmın, sağlam kimselere imamlık yapması caiz olur mu?

Cevap;
İdrar kaçırma gibi özrü olanların veya elsağ (peltek) yahud kamburluğu rükû’ derecesinde olanın ya da ima ile namaz kılanın, böyle olmayana imam olması câiz değildir. Sakatın sağlama imameti sahihtir. Bir ayağı ile yürüyen topalın ve felçlinin sağlam kişilere imamlığı mekruhtur. (İbni Abidin)

Sual:
Hünsâ’nın [doğuştan çift cinsiyetli olanın] erkeklere imam olması câiz midir? Sonradan kendi isteği ile cinsiyet değiştiren erkeklerin erkeklere imam olması câiz olur mu?

Cevap;
İmamla cemaattan her biri ya erkek, ya kadın yahud hunsâdır. Bunların her biri ya bâliğdir veyahud değildir. Bâliğ erkeğin imamlığı hepsine sahihdir. Ama kendisi yalnız misline uyabilir. Bâliğ kadının mutlak olarak yalnız kadına imamlığı kerahetle sahihtir. Erkeğe, kendi misline ve bâliğ hunsâya uyması sahihtir; fakat mekruhtur. Zira hunsânın kadın olmak ihtimali vardır. Bâliğ hunsânın, hunsâya uyması hakkında câiz ve câiz değil şeklinde iki rivayet vardır. Câiz değildir rivayeti kabul görmüştür. Çünkü kendisinin kadın, cemaat olan hunsânın erkek olması ihtimali vardır. Erkeğe uyması sahihtir. Kendi misline ve mutlak surette kadına uyması sahih değildir. Zira erkek olması ihtimali vardır. Bâliğ olmayan hunsâya gelince: Şâyed erkek ise kendi misline, erkek, kadın ve hunsâ olsun imam olması sahihdir. Erkeğe uyması mutlak surette sahihdir. Kadın ise yalnız kendi misline imam olması sahihtir. (İbni Abidin). Cinsiyet değiştiren kimse, önceden hunsâ ise, ameliyattan sonraki cinsiyetine itibar edilir. Değilse, bu hiç kimseye imam olamaz.

Sual:
11-12 yaşındaki çocuğun, kendisi gibi çocuklara imameti câiz olur mu? Sahih olursa namaz bunlara farz olmadığından nafile şekline mi dönüşür?

Cevap;
Çocuğun çocuğa imamlığı sahihtir. Büluğa ermemiş çocuk, farzları sahih bir şekilde yaparsa, sevabına nail olur. (İbni Abidin)

Sual:
Kur’an-ı kerimi yüzünden okumasını bilmeyen bir kimse imamete başladığı sırada, bilen ve fıkıh bilgisi iyi olan bir kimse cemaate katılsa ümminin imameti sâkıt olur mu?

Cevap;
Namaz sahih olacak kadar Kur’an-ı kerimi ezbere kıraat edebilmek kâfidir. Ümmî olmak, ilim sahibi olmaya mâni değildir.

Sual:
Çok öksüren bir kimsenin imamete geçmesi caiz olur mu?

Cevap;
Câizdir. Kıraati bırakıp öksürür; sonra devam eder. Ama nefret veya bıkkınlık hâsıl edeceğinden imam olmaması iyidir. Çünki cemaatte nefret uyandıran kişinin imamlığı mekruhtur.(İbni Abidin).

Sual:
Bir kimse, kendisinden hoşnut olmayan bir cemaate imam olsa, ama o meclisteki kimselerden imamlığa daha elverişli ise, imamlığı mekruh olur mu?

Cevap;
Bir kimse kendisinden hoşlanmadıkları halde bir cemaate imam olsa bakılır: Eğer hoşlanmamaları o şahıstaki bir bozukluktan yahud kendileri imamlığa ondan daha lâyık olduklarından ise, imamlığı kerahet ile mekruhtur. Çünkü Ebu Dâvud'un rivayet ettiği bir hadis-i şerifte: «Kendisini sevmedikleri halde bir cemaate imam olan kimsenin namazını Allah kabul etmez.» buyurmuştur. O kimse haklı ise kerahet yoktur. Kerahet cemaatin üzerinedir. (İbni Abidin)

Sual:
Fıkıh kitaplarında özürleri birbirine benzeyenler birbirlerine ve bir özürlü olan iki özürlü olana imam olabilir dedikten sonra, her hangi bir sebeple başka mezhebi taklid eden Hanefiler özürlü sayılmaz deniyor. Şu halde, başka mezhebi taklid eden bir kimsenin imam olması câiz midir?

Cevap;
Özürlü diye, idrar, gaita, yel veya kan gibi abdesti bozan bir şey elinde olmayarak devamlı akan kimseye denir. Kendi mezhebine uymakta meşakkat bulunan bir meselede başka mezhebi taklid eden (meselâ eli kanayıp abdest alma imkânı bulamadığı için Mâlikî veya Şâfiî mezhebini taklid eden) Hanefî, özürlü gibi değildir. Binaenaleyh böyle taklid etmeyen bir Hanefî’ye imam olabilir. Ama bu kişi fıkhî mânâda özürlü ise (mesela idrar kaçırıyorsa), özürlü olmayana imam olamaz. İdrar vs kaçırıp, bu özrü bir namaz vakti devamlı gelmediği için Hanefî mezhebine göre özürlü olamayan bir kimse, bu meşakkatten kurtulmak için, bir kavlinde abdesti bozan şeyin bir defa bile gelmesini özür sayan Mâlikî mezhebini taklit etse, bu kişinin özrü bulunmayan Hanefî’ye imam olmaması esastır. Çünki farklı mezhepte olmak veya imamın namazının taklit ettiği mezhebe göre sahih olması, arkasındakilerin namazına tesir etmez, yani sahihtir. Ama özürlünün özürsüze imam olması Hanefî’de câiz olmadığından, bu kişi de mezhebinden çıkmadığı için, özürlü olmayan Hanefî’ye imam olmamalıdır.

Sual:
İmamın intikal tekbirlerinin sessiz söylemesi câiz midir?

Cevap;
Namazın müekked sünnetini kasden terk etmek bazı âlimlere göre bir defa, ekserisine göre ısrarla olursa mekruhtur. (İbni Abidin)

Sual:
Cemaat kaç kişi olursa imam yüzünü cemaate döndürür ve döndürmez?

Cevap;
Bir kişi ise yanındadır, döndürmez. İki kişi ise döndürmesi sünnettir. On kişiye kadar döndürmese de olur kavli zayıftır ve itibar görmemiştir. (İbni Abidin)

Sual:
İmamın farz kıldırırken cemaat uzun okunmasını istese, uzun okuması veya tesbihleri üçten fazla söylemesi caiz olur mu?

Cevap;
Cemâat razı olsun olmasın kıraat ve zikirlerde namazı cemaata sünnet miktarından fazla uzatmak kerahet-i tahrimiye ile mekruhtur. Bu hususta hadis-i şerif vardır. Zaruret varsa, sünnet mikdarından da kısa okunabilir. (İbni Abidin).

Sual:
Sabah, öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazlarında imamın en fazla kaç âyet-i kerime okuması mekruh olmaz?

Cevap;
Sabah ve öğle namazında Hucurat’tan Târık suresine kadar; ikindi ve yatsıda Târık’dan Beyyine suresine kadar; akşamda Beyyine’den sonrasını okumak müstehabdır.

Sual:
Abdesti bozan bir şeyden dolayı özürlü olan bir âlim, câhile imam olabilir mi?

Cevap;
Câhilin âlime imam olması sahih, ama özürsüz mekruhtur. Özür varsa mekruh olmaz. Özürlünün özürsüze imam olması ise câiz değildir. Yasaklayan hüküm, kerahate tercih edilir.

Sual:
Kıblesi belli olmayan bir mescide giren bir kimse, araştırma yaparak namazını kılmış olsa, sonra da hatası meydana çıkmış bulunsa, namazını iade eder?

Cevap;
Etmez.

Sual:
Televizyondaki bir haberde: Bir câminin kıblesinin 65 derece sapma olduğu ve bunun 40 yıl sonra tesbit edildiği anlatıldıktan sonra şu sual soruldu Cemaatin ve imamın kırk yıllık namazlarını kaza etmesi lâzım gelir mi?

Cevap;
İçinde bulundukları vaktin namazını iade ederlerse iyi olur. Etmeseler de olur.

Sual:
Araştırma yaparak namaza duran bir kimse, kıble istikameti hususunda hata yapmış olsa ve bu hatasını namazda anlayıp yönünü kıble istikametine çevirse, bu kimsenin namazı kılmaya başladığı zamanki halini bilen veya bilmeyen başka bir kimse de ona uyarak namaz kılmaya başlasa bu durumda, namaza ilk başlamış olan kimsenin namazı ile, ikinci şahsın namazı sahih oldu mu?

Cevap;
Bir kimse kıbleyi araştırarak namaza durur da sonra hatasını anlayarak namaz içinde kıbleye dönerse, onun bu hâlini bilen bir kimse kendisine uyamaz. Çünki imamın hatasını bilmektedir. Birisi kıbleyi araştırarak namaza başlasa, diğeri de araştırmış olmak şartıyla ona uyabilir. Kıbleyi araştırmadan araştırana uymak imamın hata ettiği anlaşılırsa câiz değildir. İmamın namazı ise her halde sahihtir. (İbni Abidin)

Sual:
Namaz kılacak kimsenin kıbleyi araştırması lazım geldiği gibi tilâvet secdesi, şükür secdesi yapacak kimsenin de kıbleyi araştırması lazım gelir mi?

Cevap;
Bu secdelerde namaz şartları aranır. Namaz secdelerine kıyas edilir. Bu bakımdan hükmü aynıdır.

Sual:
Hanefi mezhebinde teheccüd, istihare, işrak, evvabin, v.b sünnet ve nafile namazlarda celsede allahümmağfirli demek ve secde de hadis-i şeriflerde geçen mesnun olan duaları ve istiğfar dualarını okumanın bir mahzuru var mı?

Cevap;
Hanefî mezhebinde her namazda celsede Allahümmağfirlî demek câizdir. Hatta İbni Abidin böyle yaparak Hanbelî mezhebinin hilafından da çıkılmış olur diyor. Secdede dua ise yalnız nâfile namazlara mahsustur.

Sual:
Bir selam ile kaç rek’at nafile namaz kılınabilir?

Cevap;
Nâfileleri gündüz dört, gece iki rek’at kılmak müstehabdır. Bir selâm ile sekiz rek’atten fazla kılmak mekruhtur. (İbni Abidin)

Sual:
Şâfiî mezhebinde tuvalette elimizde olmayarak idrar sıçrıyor veya elimize bulaşıp, oradan da elbisemize değebiliyor. Tuvalette giydiğimiz terlikle abdest alıyoruz. Nasıl hareket etmek gerekir?

Cevap;
İğne ucu kadar idrar damlaları elbisede ve bedende affedilmiştir. İdrar ele bulaşıp da elbiseye veya bedene bulaşırsa, yıkamak gerekir. Şafiiler, zann-ı galib ile necaset bulaştığından dolayı, ya helada kullanılan terliği abdestten evvel veya abdestte ayaklarını yıkayıp koymadann hemen evvel yıkar, ya da abdestte temiz bir terliğe basar. Abdest alınan yerde görülen veya bilinen bir necaset varsa, bu necasete ıslak ayakla basınca, ayağa bulaşır. Necaset ıslak ise, kuru ayağa da bulaşır.

Sual:
Hanefî bir imam secde-i sehv yapınca ona uyan Şâfiî nasıl hareket eder?

Cevap;
Namazda imamın hareketlerine uymak vâcibdir. O da sehv secdesi yapar.

Sual:
Abdesti bozulan imam, vekil bırakmayıp câmiden çıkarsa, cemaat birden fazla ise namazları bozulur ifadesini anlayamadım. İzah eder misiniz?

Cevap;
İmama uyan bir kişi ise, namazı tek başına tamamlar. Birden fazla ise biri imam olur veya imam birini halef bırakır. İkisi de olmazsa, imam camiden çıkınca hepsinin namazı bozulur.

Sual:
Mâlikî mezhebine göre iki namazı cem ederken tertip, yani iki namazı peşpeşe kılmak lâzım mıdır?

Cevap;
Cem-i takdimde tertip vâcibdir. Cem-i tehirde lâzım değildir. Yani öğle ile ikindiyi veya akşam ile yatsıyı cem-i takdim ile ilk namazın vaktinde kılarken, önce öğle veya akşamı kılmak gerekir. Ama bu namazları cem-i tehir ile ikinci namazın vaktinde kılarken, önce ikinci namaz, meselâ ikindi veya yatsı kılınabilir.

Sual:
Askerde komutanın görmesinden korkan veya çalıştığı yerde âmirinin görmesinden korkan, malının çalınmasından veya kendine zarar gelmesinden korkan bir kimsenin, mukimken namazlarını cem etmesi câiz midir?

Cevap;
Hanefî mezhebi dışındaki üç mezhebde korku sebebiyle namazların cem edilebileceği hükmü mevcuttur.

Sual:
İki namazı cem ederken iki farz arasında bilmeden veya unutarak sünnet namaz kılmanın zararı var mıdır?

Cevap;
Cem-i takdimde iki farzın arasında nâfile kılmak, hatta iki rek’at kılacak kadar zaman geçirmek cemi bozar. Mâlikî veya Şâfiî’de bilerek kılmak mekruhtur. Hanbelî’de cem’i ifsad eder (bozar).

Sual:
İşlerinden ayrılmaları mümkün olmayan kimselerin mukimken Mâlikî veya Şâfiî mezhebine göre namazlarını cem edebilirler mi?

Cevap;
Hanbelî mezhebine göre cem edilir. Mâlikî veya Şâfiî mezheblerinde de cevaz vardır.

Sual:
Ayağını bükemeyen bir hasta, otobüste giderken sabah namazını kılmak için ayaklarını sarkıtabilir mi?

Cevap;
Yere oturup ayaklarını kolayına geldiği şekilde koyması mümkün olmayan kimsenin bu şekilde kılması özürdür. Normal zamanda kötürüm olup tekerlekli sandalyede ömrünü geçiren kimse de ayaklarını sarkıtarak kılabilir. Bunun dışında kalan kimseler, namazı ima ile kılmak için ayaklarını sarkıtamaz, altına alır. Sandalyede namaz, sahih olmakla beraber, bid’at olduğu için tahrimen mekruhtur.

Sual:
Mahremi olmadan tek başına üç günlük yola çıkan bir kadın, yolda namazlarını cem edebilir mi?

Cevap;
Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelî mezhebinde günah olan seferde, namazı kısaltmak ve cem etmek câiz değildir.

Sual:
Kamyonu ile içki taşıyan bir kimse, yolda buna tövbe etse, namazı cem edebilir mi?

Cevap;
Namazı kısaltmanın hükümleri anlatılırken, günah maksat için yola çıkan kimsenin yolda tövbe etmesi hâlinde namazı kısaltabileceği yazıyor. Cem de buna kıyas edilse bile, tövbenin şartlarına uygun yapılması şarttır. Kamyoncunun bu işten hemen vazgeçmesi lâzımdır. Şu kadar ki zaruretler bazen memnuları mübah kılar.

Sual:
Öğlenin farzını kıldıktan sonra, cem etmeye niyet edilebilir mi?

Cevap;
Namazları cem-i takdim ile birleştirebilmek için, ilk namazın farzında sağa selâm verene kadar cem etmeye niyet şarttır. Cem-i tehirde ise, ilk namaz vakti çıkmadan cem’e niyet şarttır.

Sual:
Hacda Müzdelife’ye gelmeden akşam ve yatsıyı cem etmek câiz midir?

Cevap;
Hac zamanı Arafat’tan Müzdelife’ye geçilir. Burada akşam ve yatsı namazları cem-i tehir ile birleştirilerek kılınır. Bu, Hanefî mezhebine göre vâcibdir. Akşam ile yatsı namazını cem etmeden yolda kılanlar, Müzdelife’ye geldikten sonra iade ederler. İmam Ebu Yusuf’a göre iade etmelerine gerek yoktur. Bunlardan birine göre fetvâ verildiği bildirilmemiştir. Ama ibadetlerde öncelikle İmam Ebu Hanife’nin kavline uymak kaidedir. İmam Ebu Yusuf’a uyulursa da bir şey gerekmez. Müzdelife’den önce iki namaz cem edilemediği gibi, Müzdelife’de cem-i takdim ile de kılınamaz. Akşamı yolda kılan, Müzdelife’de yatsıyı kılar. Şimdi Müzdelife’den akşam vakti geçilip Mekke-i mükerremeye gidiliyor. Burada akşam ve yatsı vaktinde kılınıyor. Fecr vakti Müzdelife’ye tekrar gelinip vakfe yapılıyor. Bunlar İmam Ebu Yusuf kavline uygundur. Kaldı ki geniş bakılacak olursa, Arafat’tan yürüyerek çıkan kimse, ancak yatsı vakti Müzdelife’ye varır. Ama daha evvel varırsa, cem etmesi vâcib olmaz. Geceyi burada geçirmek de sünnettir. Geceyi geçirmeyecekse, İmam Ebu Hanife’ye göre de cem etmesi vâcib olmaz.

Sual:
Akşamı yatsı vaktinde cem edecektim. Akşam vakti çıktıktan sonra hatırıma geldi. Cem sahih midir?

Cevap;
Akşam vakti çıkmadan cem-i tehire niyet edilmemişse, akşam namazı kazâya kalmış olur. Akşam vakti çıkmadan cem-i tehire niyet şarttır.

Sual:
İki namazı cem etmeden evvel tecrübe edilmesi gereken imkânlar nelerdir?

Cevap;
Önce kendi mezhebine göre namazı vaktinde kılmak için bütün imkânlar araştırılır. Hatta helâda bile kılınır. Bugünkü helâlarda necaset görülmediği için, bir naylon poşet serilip sadece farzı kılınır. İş yerlerinde verilen yemek izinlerinde veya helâya gidilmek için kullanılan müddet içinde hemen o vaktin farzı kılınabilir. Çok zaruri hallerde alafranga helâların kapağı kapatılıp üstüne diz üstü oturmak suretiyle ima ile kılınabilir. Oturulamıyorsa, ayakta ima edilir. Asr-ı evvel ve işâ-i evvel vakitlerinde kılınabilir. Bütün bunlar netice vermezse iki namaz cem edilir.

Sual:
Namazı işinin başından ayrılamaması sebebiyle kıyam, rükû ve secdeleriyle kılamayan kimsenin, ima ile kılması mı, yoksa üç mezhebe göre cem etmesi mi efdaldir?

Cevap;
Usule göre önce kendi mezhebinin zayıf kavillerine uyması, sonra mezheb taklidi gerekir. Fakat bazı âlimler, muhtemelen kıyam, rükû ve secdeye imkân verdiğinden dolayı, oturarak ima ile kılmaktansa, diğer mezhebleri takliden cem edilmesini tercih buyurmuştur.

Sual:
İkindi namazının farzından sonra kerahat vakti girmeden önce ikindi namazının sünneti veya herhangi bir namaz kılınamaz mı?

Cevap;
Nâfile hiçbir namaz kılınmaz. Kazâsı olan kazâ kılabilir.

Sual:
Kur’an-ı kerimde “Nereye dönerseniz, Allah’ın yüzü oradadır” meâlindeki âyet-i kerimenin iniş sebebi nedir?

Cevap;
Abdullah bin Âmir bin Rebia der ki: Bu emir, karanlık bir gecede kıbleden başka bir tarafa namaz kılan kimseler hakkında inmiştir. Biz, karanlık bir gecede yolculukta Peygamber aleyhisselâm ile bulunuyorduk. Kıblenin nerede olduğunu bilemedik. Bizden her bir kişi kendi kanaatine göre bir tarafa dönüp namaz kıldı. Sabahı edince bunu Peygamber aleyhisselâma anlattık. Bunun üzerine: "Bundan dolayı nereye dönerseniz Allah'ın vechi (yüzü) oradadır" meâlindeki Bakara suresinin 115. âyet-i kerimesi nâzil oldu. (Tefsir-i Kurtubî) Ni’met-i İslâm’da der ki: "Sahabe hazeratı, bir karanlık gece, seferde teheccüd namazını her biri bittaharri bir tarafa yönelerek kıldıkları sabah olunca tebeyyün ederek Zât-ı Hazret-i Risâlete arz olundukta "fe-eynemâ tuvellû fe-semme vechullah" kavl-i kerîmi nâzil olmuştur. Binaenaleyh bir kimse kıbleyi taharri edip (araştırıp) namaz kıldıktan sonra, kıbleye yanlış durduğu anlaşılırsa, namazını kaza etmez. Buradaki “yüz” kelimesi müteşabihtir. Ulemâ bundan maksad, Allahü teâlânın rızasıdır, çünki yüz razı olduğu yöne döner, buyurmaktadır. (İmam Şa’rânî-Uhûdü’l-Kübrâ)

Sual:
Namazda uyuyup gülenin abdest ve namazı bozulur mu?

Cevap;

Namazda dahk (sesle gülmek) namazı, kahkaha ile gülmek hem namazı, hem de abdesti bozar. Kahkaha ile gülen çocuk veya uyuyan kimsenin abdesti bozulmaz. Yalnız namazları bozulur. Bununla fetva verilir. Kahkaha ile gülmekten abdestin bozulması ceza olduğu için çocuk ile uyuyana verilmemiştir. Çünkü cezaya ehil değillerdir. Ama kahkahanın konuşma olduğunu ulema sarahaten beyan etmişlerdir. Binaenaleyh namazları fâsid olur. (İbni Abidin)



Sual:
İma ile namaz kılan kimse, rükû ve secde yapmadığından, kahkaha ile gülse abdesti ve namazı bozulur mu?

Cevap;
Rükû ve secdesi olan namazlarda kahkaha ile gülmek hem namazı hem de abdesti bozar. İma ile namazda hükmen rükû ve secde vardır. Rükû ve secdesi olmayan namaz, cenaze namazıdır.

Sual:
İmamlar eskiden siyah cüppe giyiyorlardı. Şimdi hepsi beyaz oldu. Sünnete uygun olan hangisidir?

Cevap;
Elbisede siyah, beyaz ve yeşil müstehabdır. İmamın kıyafeti biraz farklı ele alınmıştır. Reddü’l-Muhtar’da der ki: İmamın siyah giyinmesi Cuma’nın sünnetlerindendir. Bahr’de diyor ki: Hulefâ-i Râşidîn’e ve asırlar boyunca şehirlerde devam edegelen âdete uyarak siyah elbise giymesi de sünnettir. Mülteka şerhinin libas faslında «Siyah renk müstehabdır. Çünkü Abbasoğullarının alâmetidir. Peygamber aleyhisselâm Mekke'ye, başında siyah bir sarık olduğu halde girmiştir» denilmektedir. İbni Adiyy'in bir rivayetinde, «Resûlüllah aleyhisselâmın siyah bir sarığı vardı. Onu bayramlarda giyer ve arkaya doğru sarkıtırdı» deniliyor. (Cuma Namazı)

Ölen kimsenin müslüman mı, gayrımüslim mi olduğu bilinmez, bir alâmet de bulunmazsa müslüman memleketinde bulunduğu takdirde yıkanarak cenazesi kılınır. Bedâyi'de müslüman alâmetinin dört şey olduğu bildiriliyor. Bunlar: sünnetli olmak, (sakalı) kınalı olmak, siyah giyinmek ve kasıkları tıraşlı olmaktır. Ben (İbni Abidin) derim ki: Bizim zamanımızda siyah giyinmek müslüman alâmeti olmaktan çıkmıştır. (Cenaze Bahsi)

Siyah giymek menduptur. Çünkü İmam Muhammed es-Siyerü'l-Kebir'de Ganâim bahsinde siyah giymenin müstehap olduğuna delâlet eden bir hadis rivayet etmiştir. (Libas Bahsi)

Halife Harun er-Reşid, İmam Ebu Yusuf’a renklerin en efdalini sormuş, o da “Mushafın yazıldığı mürekkebin rengi” cevabını vermiştir.

Netice itibariyle imamların siyah cüppe giymesi mendub olduğu gibi, öteden beri bir İslâm âdeti hâlini de almıştır. Siyah renk, giyinen kişiye bir heybet ve vakar verir. Huşu ve huzuru temine daha elverişlidir. Kolay kolay kir göstermez. Osmanlılar da Dört halifeler ve Abbasîlerden gelen bu an’aneyi devam ettirmiş; sadece şeyhülislâmlar, merasimlerde ferve-i beyzâ denilen üniforma hüviyetindeki beyaz cüppeyi giymiştir. Beyaz renk giymek de sünnettir; ama imam ve hatibler için siyah renk uygun görülmüştür. Önceki Diyanet İşleri Reisi’nin yegâne icraati zımnında imamlara giydirilen beyaz cüppelerin kolay kirlendiği, içindeki elbisenin renklerini göstererek huşuyu bozduğu, hele Macar operetlerindeki gibi yaka ve kollardaki sırmalı işlemelerin gülünç olduğu hayretle müşahede edilmektedir.

Sual:
Mescidimizin kıble ciheti çaprazda kalıyor. Birinci safın sağ tarafına bir tane kolon isabet ediyor. Cemaat o kolona kadar durup, 2. safdan devam mı etmeli; yoksa kolon yokmuş gibi safa devam mı etmeli?

Cevap;
Kolon, direk, minber safı bölmez. Kaldığı yerden devam edilmesi gerekir.

Sual:
Cemaate sonra gelen birisi, safta yalnız kalmamak için birisinin omuzuna hafif vurup arka safa gelmesini talep etse, bu kişi bir adımda bir saf geri gidemezse, iki adımda geri çekilebilir mi?

Cevap;
İki adımda da çekilmek olur. Namazda bir saf ileri veya geri yürümek namazı bozmaz. Nimet-i İslâm, “Bu zamanda kimsenin sırtına vurup geri safa çekmemeli; tek başına safa durmalıdır. Aksi takdirde çok kişinin namazı bozulabilir” diyor.

Sual:
Secdede iki ayak birden kalkarsa namaz bozuluyor. Secde haricinde de böyle midir?

Cevap;
Secdede iki ayak birden kalkarsa bozulur diyen de var, bozulmaz diyen de var. Fetvâ secdede iki ayağın birden yere konmasının sünnet olduğu istikametindedir. Ayağın birinin en az bir parmağını koymanın hükmü de ihtilaflı olmakla beraber uygun olan vâcib olmasıdır. Yani seçdede en ay bir ayağın bir parmağının yere değmesi lâzımdır. Çok kısa bir müddet havada kalsa, namaz bozulmaz. (İbni Abidin)

Sual:
Sarığı ayakta sarmak sünnet midir?

Cevap;
Namazda sarık sarmak müstehabdır. Bunu ayakta, kıbleye karşı ve sağdan sola sarmak da müstehabdır.

Sual:
Farz namazda peş peşe iki tane farklı zamm-ı sure okumak caiz midir?

Cevap;
Câiz ise de tek sure okumak evladır. Peşpeşe okunacak ise surelerin mushaftaki sırasına dikkat etmelidir. Peşpeşe farklı âyet-i kerimeler okumak da câizdir. Bunlarda da mushaftaki sıraya ve okurken arada üçten az âyet-i kerime atlanmamasına dikkat etmelidir. Yine de âyet-i kerimeleri aralıksız sırasıyla okumak evlâdır.

Sual:
Herhangi bir özürle, meselâ idrar kaçırdığı için Mâlikî mezhebini taklid eden Hanefî, başka hususlarda, meselâ eli kanadığı zaman “Benim abdestim Mâlikî’ye göre bozulmamıştır” veya elbisesine necâset bulaştığı zaman “Mâlikî’de necâset namaza mâni değil” deyip böylece namaz kılabilir mi?

Cevap;
Mezheb taklidi ihtiyaç olunca yapılır. İhtiyaç olmadan, mecbur kalmadan sırf kolaylık için mezheb taklidi yapmak uygun değildir. Taklid ederken de o mezhebin şart ve müfsidlerine uyulur. İdrarını tutamama sebebiyle Mâlikî’yi taklid eden Hanefî, kendi mezhebinden çıkmadığı için, meselâ kan gelirse, tekrar abdest alır. Necâsetin namaza mâni olmaması Mâlikî’de de zayıf bir kavildir. Yeniden abdest alması veya necâseti temizlemesi çok zor veya imkânsız ise, bu sebep ile de taklid eder ve abdest almadan veya necâseti temizlemen kılabilir. Zorluk olmadan taklid ederse, şart ve müfsidlerine uyduğu takdirde telfik olmaz ise de, kendi mezhebini hakkı olmadan hafife aldığı ve hatalı olduğuna itikad ettiği ictihadı tatbik ettiği için mekruh işlemiş olur.

Sual:
Benim okuduğum bir kitapta namazda selâm verdikten sonra istiğfar (estağfirullah) söylenir, sonra “Allahümme entesselâm...” okunur diye yazıyor. Siz ise “Allahümme entesselâm...”dan sonra (estağfirullah) söylenir demişsiniz. Neden?

Cevap;
Fıkıh kitaplarında, meselâ Tahtavî’nin Merâkiyyu’l-Felâh hâşiyesinde ve İbni Âbidin’in Reddü’l-Muhtâr kitabında selâm verdikten sonra Allahümme entesselâm ve minkesselâm tebârekte yâ zel celâli velikrâm denir; sonra üç defa istiğfar söylenir diyor. Bazı kitaplarda ise önce üç istiğfar eder; sonra Allahümme entesselâm.. der diyor. Bunun sebebi rivayetlerin muhtelif olmasıdır. Nitekim Tirmizî’de diyor ki: Resulullah aleyhisselâm namazdan selâm verdiklerinde ancak "Allahümme entesselâmü ve minkesselâmü tebârekte yâ zelcelâli vel ikrâm" diyecek miktarda otururlardı. Ebû Ya’lâ’nın rivâyet ettiği bir başka hadîs-i şerifte Resulullah aleyhisselâm buyurdu ki: “Kim her namazdan sonra istiğfar edip de üç kerre "Estağfirullah el azîm, ellezî lâ ilâhe illâ hû, el hayyel kayyume ve etûbu ileyh" derse günâhları affolur; cepheden kaçmış bile olsa”. Bu rivayetleri değerlendiren ulemâ önce Allahümme entesselâm… denir; sonra üç istiğfar söylenir demiştir. Öteki de câizdir. Ancak farzın arkasında sünnet varsa, istiğfar söylenmez. Zira sünnetin Allahümme entesselâm… diyecek kadardan fazla tehiri mekruhtur (İbni Abidin). Bu halde üç (veya tek) istiğfar sünnetten sonra söylenir.

Sual:
Beş vakit farz namazlarında vaktin farzını kılmaya diye niyyet edebiliyorken Cuma namazına “vaktin farzını kılmağa uydum hazır olan imama” diye niyet etmek sahih olur mu?

Cevap;
İhtilaflı olmakla beraber, böyle niyeti sahih görmeyen kavil kuvvetlidir. (İbni Abidin)

Sual:
Beş vaktin farzını kılarken sadece farza niyyet ettim demekle niyyet edilmiş olur mu?

Cevap;
Vaktin farzını tahsis etmek, yani hangi vaktin farzı olduğuna niyet etmek gerekir. (İbni Abidin)

Sual:
Vitir namazına, “niyet ettim vitir namazını kılmaya” diyenler olduğu gibi, “vâcib olan vitir namazını kılmaya” diye niyet edenler de işitiliyor. Vitir namazının vâcibliği hususunda ihtilaf bulunduğu için, vâcib olan vitir namazı demek câiz olur mu?

Cevap;
Câiz olur. Ama vâcib diye tayin etmek doğru değildir. (İbni Abidin)

Sual:
Bir kimse, beş rek’at diye mikdar tayin etmiş olsa da, dört rek'at tamamlanınca oturursa, namazı sahih olur mu?

Cevap;
Beş rek’at niyeti sahih olmaz. Vaktin farzı kaç rek’atsa o kadar kılar.

Sual:
Bir kimse, başladıktan sonra bozmuş bulunduğu nafile bir namazı kazâ ederken, buna nasıl niyet edecek?

Cevap;
Bozduğu ve bu sebeple nezre dönüşen nafile namazı kazâ etmeye diye niyet edecek.

Sual:
Bir kimse, farz namazı kılmaya başlasa, sonra onu nâfile zannetse ve nâfile olarak devam etse ve namaz bitene kadar da bu niyette olsa; kıldığı bu namaz nâfile mi olur? Farz mı olur? Tersine, nafile diye başlanılan namaz, farz niyeti ile bitirilmiş olsa nafile mi olur? Farz mı olur?

Cevap;
Farz olur. Nâfile olarak başlanan namaz, namaz içinde farza niyet edilse de, nâfiledir. İlk niyet muteberdir.

Sual:
İmâma uyan kimse, “Niyet ettim Allah için namaza ve imâmın farzına” veya “imâmın namazına” diye niyet etse, bu niyet caiz olur mu?

Cevap;
Evet.

Sual:
İmâmın öğleyi mi, cum'ayı mı kıldığını bilmeyen bir kimse niyetini nasıl yapar? İkisine birden niyet etmesi câiz olur mu?

Cevap;
Cum’aya niyet eder. (İbni Abidin)

Sual:
Niyeti tekbirden önce almak lâzım iken, âdeti olmadığı halde tekbir aldıktan sonra edilen niyet sahih olur mu?

Cevap;
Mezhebe göre namaza başlandıktan sonra yapılan niyete itibar yoktur. (İbni Abidin)

Sual:
Fıkıh kitaplarında namazı bozmayı mübah kılan sebepler anlatılırken “Taşan tencereyi ateşten ayırmak için namazı bozmak mübah olur” buyuruluyor. Tenceredeki yemeğin kendine veya başkasına ait olması arasında hüküm bakımından bir fark var mı?

Cevap;
Kendinin ve başkasının tenceresi müsavidir. (İbni Abidin)

Sual:
Fıkıh kitaplarında namazı bozmayı mubah kılan sebepler anlatılırken buyuruluyor ki: “Kendisinin veya başkasının malını zâyi (yok) olmaktan korumak için namazı bozmak mübah olur”. Bu ifadedeki malın kıymeti ne olmalıdır ki namazı bozmak için özür olsun?

Cevap;
Bir dirhem gümüş (3,36 gr) kıymetinde olmalıdır. Bazı âlimlere göre kıymeti mühim değildir. (İbni Abidin)

Sual:
Başı darda olan bir kimse, gelip namaz kılandan yardım isterse, o namazı bozmak vâcib mi olur?

Cevap;
Vâcibdir. (İbni Abidin)

Sual:
Nâfile namazlarda ana baba yardım istemese, sadece seslenmiş olsa namazı bozup icabet etmek vâcib olur mu?

Cevap;
Ana, baba, dede, nine çağırınca, farz namazı bozmak vâcib olmaz, câiz olur ise de, ihtiyâc yok ise, bozmamalıdır. Nâfile ise, bozulur. Bunlar, imdâd isterse, farzları da bozmak lâzım olur. Namaz kıldığını bilerek çağırıyorlarsa, nâfileyi de bozmayabilir; bilmeyerek çağırdılarsa, bozması lâzımdır. (İbni Abidin) Nitekim Ebû Hüreyre anlatıyor: “Resûlullah buyurdular ki:"Beni İsrâil’den Cüreyc adında kendini ibâdete vermiş âbid bir kul vardı. Bir manastıra çekilmiş orada ibâdetle meşguldü. Derken bir gün annesi yanına geldi, o namaz kılıyordu. "Ey Cüreyc! (Yanıma gel, seninle konuşacağım! Ben annenim)" diye seslendi. Cüreyc: "Allahım! Annem ve namazım (hangisini tercih edeyim?" diye düşündü). Namazına devama karar verdi. Annesi çağırmasını (her defasında üç kere olmak üzere) üç gün tekrarladı. (Cevap alamayınca) üçüncü çağırmanın sonunda: "Allahım, kötü kadınların yüzünü göstermedikçe canını alma!" diye bedduada bulundu. Beni İsrâil, aralarında Cüreyc ve onun ibâdetini konuşuyorlardı. O diyarda güzelliğiyle herkesin dilinde olan zâniye bir kadın vardı. "Dilerseniz ben onu fitneye atarım" dedi. Gidip Cüreyc'e sataştı. Ancak Cüreyc ona iltifat etmedi. Kadın bir çobana gitti. Bu çoban Cüreyc'in manastırı(nın dibi)nde barınak bulmuş birisiydi. Kadın onunla zina yaptı ve hâmile kaldı. Çocuğu doğurunca: "Bu çocuk Cüreyc'ten!" dedi. Halk (öfkeyle) gelip Cüreyc'i manastırından çıkarıp manastırı yıktılar, (hakâretler ettiler), kendisini de dövmeye başladılar, (linç edeceklerdi). Cüreyc onlara: "Derdiniz ne?" diye sordu. "Şu fâhişe ile zinâ yaptın ve senden bir çocuk doğurdu!" dediler. Cüreyc: "Çocuk nerede, (getirin bana?)" dedi. Halk çocuğu ona getirdi. Cüreyc: "Bırakın beni, namazımı kılayım!" dedi. Bıraktılar ve namazını kıldı. Namazı bitince çocuğun yanına gitti, karnına dürttü ve: "Ey çocuk! Baban kim?" diye sordu. Çocuk: "Falanca çoban!" dedi. Bunun üzerine halk Cüreyc'e gelip onu öpüp okşadı ve: "senin manastırını altından yapacağız!" dedi. Cüreyc ise: "Hayır! Eskiden olduğu gibi kerpiçten yapın!" dedi. Onlar da yaptılar.” (Buhârî; Müslim). Farz namazda iken anne ve baba çağırırlarsa, namazı bozup cevap vermek gerektiği hükmünü ulemâ bu kıssadan çıkarmışlardır. Nitekim Hazret-i Peygamber’in “Cüreyc eğer fakih olsaydı, namazı bozup annesine cevap verirdi.” dediği rivâyet edilir.

Sual:
Cemaatle namaz kılarken yeni gelen birisi, arkaya çekip arkada saf yapmak için omuzumuza dokunsa, hemen arkaya geçebilir miyiz?

Cevap;
Kısa bir müddet bekleyip geçmek iyidir. Böylece namazda olmayanın isteği ile hareket etmiş olmaz. Beklemeden hemen geçerse, yeni gelenin meşru saf tutması niyeti ile câiz olur (İbni Abidin)

Sual:
Vaktin ilk sünnetleri, farzı kıldıktan sonra kılınabilir mi?

Cevap;
Vaktin ilk sünneti farzdan önce kılınır. Mahalli burasıdır. Cemaati kaçırmamak sebebiyle terkedilirse, ikindi dışındaki namazlarda farzdan sonra kazâ edilebilir. Öğle namazında efdal olan önce ilk sünnetin, sonra son sünnetin kılınmasıdır. Yatsının ilk sünnetinin farzdan sonra kazâ edilmesinde ihtilaf vardır. Tercih edilen kavle göre kılınabilir. (İbni Abidin)

Sual:
İstanbul’da doğdum. Babamın memleketi olan Gümüşhane’ye gittiğimde 4 rek’atlık farzları nasıl kılmalıyım? Nerelisin diye sorulunca, Gümüşhaneliyim diyorum.

Cevap;
Doğup büyüdüğünüz yer (İstanbul) vatan-ı aslîdir. Burada namazlar tam kılınır. Bunun dışında neresi olursa olsun 15 günden az kalmaya gidilmişse ve arada sefer mesafesi (104 km) de varsa 4 rek’atlik farzlar 2 rek’at olarak kılınır.

Sual:
Kazâ namazı kılarken sesli okunabilir mi?

Cevap;
Sabah, akşam ve yatsı gündüz kaza edilirken, fâtiha ve zammı sureler sesli okunabilir. Öğle ve ikindi namazı gece kazâ edilirken de sessiz okunur.

Sual:
Kazâ namazına niyet edildiği esnada, “Cumartesi gününün namazına” diye niyet edilse, kazâya kalan namaz, Pazar gününün namazı olsa, namaz sahih olur mu?

Cevap;
Gün tayini lâzım değildir. Tekrar kılınacaktır.

Sual:
Menî Şâfiî mezhebinde de necis midir?

Cevap;
Menî Şâfiî mezhebinde necis değil temizdir. Menînin gelmesi de guslü icab ettirse bile, abdesti bozmaz (Mizânü’l-Kübrâ-Tahâret bahsi). Abdesti başka bir sebeple bozulmadıysa, guslederken abdest alamasa da olur. Ama gusl etmeden namaz kılamaz.

Sual:
Namazda abdesti bozulan kimse, abdest alırken abdest dualarını okusa, namazına halel gelir mi?

Cevap;
Esah kavle göre abdest almağa gidip gelirken kıraat ederse, hadesle bir rükün edâ ettiği ve yürüdüğü için namaz bozulur. Tesbih böyle değildir. Abdesti bütün sünnetleriyle alacaktır. (İbni Abidin-İstihlâf bahsi)

Sual:
Namazda abdesti bozulan imam istihlâf ettiğinde (yerine birisini geçirdiğinde) eğer sehv secdesi yapması gerekiyorsa nasıl bildirir?

Cevap;
Abdesti bozulup yerine cemaatten birini geçiren imam, bir parmakla bir rek’at kaldığına, iki parmakla iki rek’at kaldığına işaret eder. Rükû’u terk ettiğine işaret ediyorsa elini dizlerine, secdeleir terk ettiğine işaret ediyorsa alnına, kırâatı terk ettiğine işaret ediyorsa elini ağzına, tilâvet secdesini terk ettiğine işaret ediyorsa alnına ve diline, secde-i sehvi terk ettiğine işaret ediyorsa göğsüne koyar. (Dürrü’l-Muhtâr)

Sual:
Evlenmemiş bir kız, vatan-ı aslî tayininde doğduğu yeri mi esas alır, yoksa babasına mı tâbi olur?

Cevap;
Evlenmemiş kızın vatan-ı aslîsi doğup büyüdüğü yerdir. Bülûğa ermeden ailesi bir başka yeri vatan-ı aslî edinince, orası onun da vatan-ı aslîsi olur. Bülûğa erdikten sonra ailesi (babası) ile yaşıyor ise, yine onlara tâbidir. Nitekim İbni Abidin, âkıl-bâliğ olup ailesiyle yaşayan ve nafakası bunlar tarafından karşılanan çocuğun vatanı, ailesine tâbidir diyor.

Sual:
Arapçayı hiç bilmeyen kişi nasıl klasik Arapça öğrenebilir?

Cevap;
Mahir ve müşfik bir hocadan klasik kitaplar (emsile, bina, maksut, avamil) okunur. Sonra Emâlî Kasidesi, Nûrü'l-İzah gibi metinlere geçilir. İnternette Arapça dersleri vardır. Bunlar da faydalı olabilir. Lisan esas itibariyle kendi kendine ve gayret ile öğrenilir. Kabiliyet ve heves de şarttır. Arapça öğrenmek ibadettir. Men cedde ve cehede vecede (Kim ciddiye alır ve çalışırsa, kavuşur) buyurulmuştur.

Sual:
Kazâ namazı olan kişi terâvih namazında nasıl niyet eder?

Cevap;
Yalnız kılıyorsa bir günün kazâsını kılar. Hepsi 20 rek’attir. İnşallah terâvih sevabı da alır. Cemaatle kılıyorsa, Şâfiî mezhebini taklid ederek imam iki kılıyorsa sabah, dört kılıyorsa öğle, ikindi ve yatsı kazâsına niyet eder. Çünki bu mezhebde imam ile cemaatin aynı namazı kılması şart değildir. Bu da mümkün değilse, cemaate gitmemek fitne uyandıracaksa veya gençlere emr-i maruf yapmak gibi maksatlarla câmiye gelip imama uyulur. Namazı sahih olur. İnşallah teravih sevabını da alır.

Sual:
Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelî vitir namazı yokmuş. Şu halde bu mezheblerden birini taklid eden Hanefî vitir kılacak mıdır?

Cevap;
Bu mezheblerde vitir namazı yok değildir, vardır. Ama hükmü vâcib değil, sünnet-i müekkededir. Bu mezhebleri taklid eden bir Hanefî, kendi mezhebinden çıkmadığı için vitri vâcib olarak kılacaktır.

Sual:
Bir erkek, yazın sıcak günlerde sokakta diz kapağını örten ama dizden aşağısını açıkta bırakan kısa pantolon giyebilir mi? Erkek için dizden aşağısı çıplak olarak dolaşması caiz midir?

Cevap;
Câizdir. Ancak böyle namaz kılarsa mekruh olur.

Sual:
Yırtık pantolon gibi avret uzvunun dörtte birinden daha azı açık olduğunu bile bile kılınan namaz sahih olur mu?

Cevap;
Kerahatle sahih olur.

Sual:
Namazda bir uzvun dörtte birinden azı açılsa, bu açıklık namaz başından sonuna kadar devam etse namaz bozulur mu?

Cevap;
Namazda örtülmesi gereken bir uzvun dörtte biri istemeden açılırsa, hemen kapatmazsa, bir rükn mikdarı açık kalırsa namaz bozulur. Bundan az ise namaz sahih olur.

Sual:
Teyp veya hoparlör ile okunan ezan ve kıldırılan namaz câiz olmadığına göre, telefonla yapılan akidlerin de sahih olmaması veya teypten müzik dinlemenin mahzuru olmaması gerekmez mi?

Cevap;
Verilen misallerin hiç biri diğerine benzememektedir. Her câmide ezanın müezzinin kendi sesiyle okunması şarttır. Merkezî ezan, sahih olmaz. İmama uymanın sahih olması için de imam ile aynı mekânda bulunmak şarttır. İmam bir odada bulunup, cemaat bu odayla bağlantısı olmayan başka bir odada olsa, arada hoparlör veya televizyon irtibatı olsa, bu odada imama uyanların namazı sahih olmaz. Çünki ezan ve namaz gibi ibâdetlerde vâsıta kullanmak câiz değildir. Akdin sıhhati için, birbirine uygun iradenin ortaya konulması kâfidir. İsbat şartı ayrıdır. Binaenaleyh telefonla akid yapmak, vekâlet vermek, zevcesini boşamak câizdir.
Telefonda, radyoda ve hoparlörde bir söyleyen adamın sesi; bir de elektrikle mıknatısın hâsıl ettiği metalik ses vardır. Yekdiğerine çok benzeyen bu iki ses, ayırd edilmese bile birbirinin aynı değildir. Birisi asıldır, ikincisi bunun benzeridir. Sinemada ve televizyonda hareket eden şekiller gibidir. Hiç kimse bu şekiller, kendilerini meydana getiren asıl kimselerin aynıdır diyemez. Akidlerde, boşanmakta, zekât vermekte yazışmak ve vekil tayin etmek, yani vâsıta kullanmak câiz olduğu malumdur. Telefon ve hoparlör de mektup gibi vasıta olduğu için caiz olmaktadır. Ezanda ve nemazda ise kendinin okuması şarttır. Onun için zekât vekâleti ve boşanma ile ezan ve nemaz bu bakımdan ayrılmaktadır.
Teyp, çalgı âletinin çıkardığı sesi kaydedip neşredince, çalgı âletini kendisi olmaktadır. Musikide esas olan, ahenkli ses çıkışıdır. Çalgı âleti zaman ve mekâna göre değişebilir.

Sual:
Bir kimse sefer mesafesi uzaklıktaki bir yere 20 gün kalmak üzere yola çıksa, sefer mesafesi yol gittikten sonra başka bir şehirde 3 gün veya 15 gün kalsa bu şehirde namazları nasıl kılar?

Cevap;
Yolda namazlarını kısaltır. Sefer mesafesi gitsin veya gitmesin, seferde olduğu ve nihaî menzil sefer mesafesinde olduğu için 3 gün kaldığı yerde de kısaltır. 15 gün kalmışsa tam kılar. Mâlikî ve Şâfiî mezhebinde giriş ve çıkış günleri hariç 4 gün ve daha çok kalacaksa tam kılar. Baştan 3 kalmaya niyetli olup bugün çıkarım yarın çıkarım diyerek uzun kalsa veya baştan ne kadar kalacağını bilmiyorsa, aylarca kalsa bile hep hep kısaltır. Mâlikî ve Şâfiî mezhebinde ise bu halde 18 güne kadar kısaltır. Sonra tam kılmaya başlar.

Sual:
Sünnet ile farz arasında konuşulmaması kaidesine binaen, bu arada abdesti bozulan, abdest alırken abdest dualarını okuyabilir mi?

Cevap;
Abdesti bütün sünnetleriyle alır. (İbni Abidin-İstihlâf bahsi)

Sual:
Namazda selâm, başı çevirmeye başlayınca mı, yoksa çevirdikten sonra mı verilir?

Cevap;
Başı sağa çevirmeye başlarken ilk selâma da başlar; başı tamamen sağa çevirdiğinde bu selâmı bitirir. Başı sola çevirmeye başlarken ikinci selâma başlar. İmama uymuş ise, imam ile beraber selâma başlar ve bitirir. Şâfiî’de olduğu gibi Hanefîde de imam sağa selâm verdikten sonra sola selâm verilebileceğini de söyleyen âlimler vardır.

Sual:
Namazda abdesti bozulan ne yapar?

Cevap;
Namazda abdesti bozulan, derhal en yakın yerden ve namaza muhalif hareket yapmadan abdest alıp kaldığı yerden devam eder. Eksik kalanları tamamlar. Tekbir almasına gerek yoktur. İmama uymuş ise, buna lâhık denir. Aynı şekilde abdest alıp tekrar gelip imama uyar, imam selâm verince kalkıp eksik bıraktıklarını kıraatsiz olarak tamamlar. Kıraat etse de zararı yoktur. Rükû’ ve secde tesbihlerini söyler. Abdest alıp gelinceye kadar yolda kıraat etmez; ama tesbih ve abdest duaları söyleyebilir. Bu kişi imam ise, ardından birini çeker veya birisi imamın çekmesini beklemeden imam olur. İmam da gidip abdestini alır ve sonra gelip cemaate uyarak namazını tamamlar. Cemaat namazını bitirmişse, tek başına tamamlar. Yeniden kılsa da olur. İmam kimseyi bırakmaz, yerine de birisi geçmezse, Ulu Câmi gibi yerlerde imam hemen abdestini alıp tekrar imamete geçip namazı kıldırmaya devam eder, cemaat bu sırada imamı bekler. Eğer imam yerine birisini bırakmadan veya birisi imamın yerine geçmeden imam câmiden çıkarsa, cemaatin namazı bozulur. İmam veya cemaat yahud münferid olup abdesti böyle bozulan, yolda dünya kelâmı söylerse, abdestten başka işle meşgul olursa, yakın yerde abdest alma imkânı varken uzağa giderse, namazı bozulur.

Sual:
Namaz kılarken, Kur’an-ı kerim okurken ve zikrederken sallanmak câiz midir?

Cevap;
Namaz kılarken sallanmak mekruhtur. Yahudilere benzemekten dolayı Hazret-i Peygamber tarafından men edilmiştir. Kur’an-ı kerim okurken ve zikrederken öne arkaya veya sağa sola sallanmak, huşu hâsıl etmek için câizdir. Nitekim Kettânî der ki: tasavvuf ehlinin ayakta sallanarak zikretmesi Kur'ân-ı kerim nassı ile meşrudur: "Namazı bitirdiğiniz zaman ayakta, oturarak ve yanlarınız üzerinde (uzanarak) Allahü teâlâyı zikredin!" (Nisâ suresi, 103). Bundan maksatları sağa sola meyletme ve titremedir ki bu da sahâbeden nakledilmiştir. Ebû Nuaym, Hilye'de Fudayl bin Iyâd'dan şu tahricde bulunur: "Allah Resulü'nün ashabı Allah'ı zikrettiklerinde, şiddetli rüzgârda ağacın önce öne sonra da arkaya sallanması gibi sağa-sola eğilirlerdi." Cafer Tayyar hazretlerinin, Resulullah aleyhisselâmın huzurunda Habeşistan’dan öğrendiği sekseğe benzer bir oyun oynadığı rivâyet olunmuştur. Buhârî’de de geçtiği üzere, Resulullah aleyhisselâm Cafer Tayyar’a “Yaratılışta ve ahlâkta bana en benzeyen sensin” buyurunca; coşa gelip kalkarak sekseğe benzer bir oyun oynamış; Resulullah bu nedir diye sorunca da “Habeşîlerin hükümdarlarına yaptıklarını gördüğüm bir şeydir” buyurdu. Bu, ulaştıkları vecd lezzetiyle sûfilerin raksetmelerinin meşruiyetine de esas teşkil eder. (et-Terâtib)

Sual:
Cemaatle namaza durduktan sonra öndeki safta yer boşalırsa doldurmak gerekir mi?

Cevap;
Bir kimse ikinci safda bulunur da, birinci safda aralık olduğunu görerek oraya yürürse namazı bozulmaz. Zira safı sıklaştırmakla me'murdur. Peygamber aleyhisselâm, «Safları sıklaştırın!» buyurmuştur. Me'murdur sözünden anlaşılıyor ki, aralığı kapatmak için oraya yürümesi emir olunur. Yürümezse mekruh işlemiş olur. Ama cemaat sevabını alır. Çünki Şâfiî mezhebinin hilâfına, Hanefî mezhebinde cemaat sevabı almak, namazın kerahatsiz kılınmasını gerektirmez. Yani mekruh işleyerek cemaatle namaz kılan kimse, mekruh uhdesinde kalmak suretiyle cemaat sevabını alır.

Sual:
Bir hoca, ''Mâlikîler namazda kadınların başını örtmesini namazın farzları arasında saymaz, sünnet ve müstehablarından biri olarak görür. Bu itibarla başörtüsüz kılınan namaz Mâlikîlerde ağırlıklı görüşe göre sahih olmakla birlikte vakti içinde iade edilmesi tavsiye edilmiştir.'' diyor. Doğru mudur?

Cevap;
Yanlış anlama vardır. Malikide kadının başının örtülmesinin gerekmediği şeklinde bir kavil işitmedim. Ancak Mâlikîde avret yeri, galiz (mugalleze) ve hafif (muhaffefe) olmak üzere ikiye ayrılır. Gerek satın alarak, gerek emânet isteyerek ve gerekse emânet olarak verenden -hibe olarak verenden değil- kabul ederek avret mahallini bir örtüyle kapatmaya muktedir olduğu halde, muğalleze avretinin tümü veya çok az da olsa bir kısmı açık olarak namaz kılan kişinin, eğer bu açıklık hatırındaysa namazı bâtıl olur. Kılmış olduğu bu namazı vakit kalsın veya çıkmış olsun süresiz olarak mutlak surette iade etmesi gerekir. Yine bu durumdaki kişi, muhaffefe avret mahallini açık bırakarak namaz kılmışsa namazı bâtıl olmaz. Her ne kadar muhaffefe de olsa, avret mahallini namazda açması haram veya mekruh ve bu açık kısma bakmak harâmsa da yine kıldığı namaz bâtıl olmaz. Ancak bu şekilde namaz kılmış olanın, vakit kalmışsa örtünerek yeniden namaz kılması müstehab olur. Meselâ hür kadın, başı veya boynu, omuzu, kolu, memesi, göğsü veya sırt tarafından göğsüne denk gelen kısmı, dizi veya bacaktan ayak parmaklarının ucuna kadar olan kısmı -tabiî ayakların altı muhaffefe avret mahallinden olsa bile yine buna dâhil değildir- açık olarak kılmış ise ve vakit de varsa namazıiade etmesi müstehab olur. Erkeğe gelince bu, eğer kasığı veya uylukları veya oturak (mak'ad) deliğinin etrafındaki kısmı açık olarak namaz kılmışsa ve vakit de varsa namazı iade etmesi müstehab olur. Ama baldırları açık olarak kılmışsa, kasığının üstünden göbeğine kadar olan kısmın tümü veya bir kısmı, arka taraftan da uyluklarının üst kısmı açık olarak namaz kılmışsa namazını iade etmesi gerekmez. (Mezahib-i Erbaa)

Sual:
Kişi sütre edeceği bir şey bulamazsa, câmilerde halılarin üzerindeki saf çizgisi veya secde yerindeki eğri çizgiler sütre yerine geçer mi?

Cevap;
İmam ve kezâ yalnız kılan kimse sahrada ve benzeri yerlerde üç arşından yakın olmak üzere iki kaşından biri hizâsına bir arşın (elli cm) uzunluğunda ve bakan görsün diye bir parmak kalınlığında bir sütre diker. Bu mendubdur. Sütrenin sağ kaş hizâsına dikilmesi efdaldir. Sütreyi yere bırakmak veya çizgi çizmek kâfi değildir. Bazıları kâfi olduğunu söylemişlerdir. Çizgi uzunluğuna çizilir. Mihrap şeklinde çizileceğini söyleyenlerde vardır. (İbni Abidin)

Sual:
Sev’eteyn ve avret-i galîza neresidir?

Cevap;
Sev'eteyn, iki çirkin yer demektir, ferc ile makad halkasını ifade eder. Mübaşeret-i fahişe, yani kadın ile erkeğin veya aynı cinsten iki kişinin sev’eteynlerini birbirine yapıştırması ile her iki tarafın da abdesti bozulur. Erkekte avret-i galiza, dübür (makad) ve etrafındaki budlar ile zeker, husye ve etrafıdır. Kadında baş, boyun, kollar ve dizden aşağısı dışında kalan bedendir. Avret-i galizanın açılması, avret-i hafifenin açılmasından daha günahtır. (İbni Abidin-Setri avret bahsi) Mâlikî mezhebinde kasden değil de, yanlışlıkla veya unutarak avret-i hafifesi açık olarak kılınan namaz sahihtir. (Mezâhib-i Erbaa)

Sual:
Vakit girdikten sonra namazı kılmadan uyunacaksa tedbir almak farzdır. Bir kimse tedbir almadan uyusa, ama vakit içinde uyanıp namazını kılsa, tedbir almadığı için haram işlemiş olur mu?

Cevap;
Vaktin içinde kalkıp kılarsa günaha girmez. Kalkamazsa, tedbir almadığı için günaha girer. Günah olan tedbir almamak değil, tedbir almadığı için namaza kalkamamaktır. Yani uyumak namazı kaçırmak hususunda özür olduğu halde, burada özür olmaz, demektir.

Sual:
İş veya sağlık sebebi ile hutbenin en sonunda câmiye gidilse, Cuma namazı kabul olur mu? Hutbenin başında câmide olmak gerekir mi?

Cevap;
Hutbe Cuma namazının şartıdır. Hutbe olmazsa, namaz sahih olmaz. Hutbeyi dinlemek de vâcibdir. Bir özürle kaçırmış ise, Cuma Hanefî mezhebinde sahihtir. Özürsüz kaçırmış ise tahrimen mekruh işlemiş olur.

Sual:
Cuma hutbesi sırasında hatib yüksek sesle ve Türkçe dua etmektedir. Bu duaya iştirak etmek lâzım mıdır?

Cevap;
Cuma hutbesinde hatibin sessiz veya yüksek sesle Arapça dua etmesi câiz, hatta mendubdur. Ancak hutbeyi başka dil ile okumak câiz olmadığı gibi; hatib duaya başlarsa, cemaatın el kaldırmaları ve âşikare dil ile âmin demeleri câiz olmaz. Bunu yaparlarsa günahkâr olurlar. Bazıları günahkâr değil, isâet etmiş olacaklarını söylemişlerdir. Sahih olan kavil birincisidir. Fetvâ da ona göredir. Kezâ Peygamber aleyhisselâmın ismi zikredilince cemaatın aşikâre olarak salavât getirmeleri câiz değildir. Bunu kalbleri ile yaparlar. Fetvâ buna göredir. Hutbeyi sessizce dinlemek farzdır. Konuşana sus demek bile câiz değildir. (İbni Abidin). Hutbe ibâdettir, ilim öğrenme vasıtası değildir. Müslüman için haftada bir gün hutbedeki iki kelime ile ilim öğrenilemez. Hutbede söylenecek sözler bellidir: Hamdele, salvele, tesbih, dua, âyet-i kerime ve nasihat. Cuma'ya devam eden müslümanlar, hutbede neler söylendiğini üç aşağı beş yukarı zaten bilir. Selçuklu ve Osmanlı Türklerinin lisanı Türkçe olduğu halde, Cuma hutbeleri asırlarca dine uygun olarak Arapça okunur; hutbenin mânâsını cemaate anlatmak üzere Cuma’dan önce vaazlar konulmuştu. Üstelik hadis-i şerifte "Hutbeyi kısa, namazı uzun tutunuz" buyurumaktadır. Şimdi bunun tam hilâfı yapılmaktadır. Cuma hutbelerinin Türkçe okunması, 1927 yılında Tek Parti iktidarının müftüsü tarafından imamlara emredilmiştir. İmamlar, hutbenin sıhhatini muhafaza için yarısını eskiden olduğu gibi Arapça, yarısını hükümetin istediği gibi Türkçe okuyarak ortalama bir formül bulmuşlardır. Hutbede Türkçe dua okunması, cemaatin yüksek sesle âmin demesi ve hutbenin sonundaki “İnnallahe…” âyet-i kerîmesinin meâlini verilmesi âdeti, iki önceki diyanet işleri reisinin emriyle ortaya çıkmış garib tatbikatlardandır.

Sual:
Hanefî mezhebinde abdest için kullanılan misvak namaz için de kâfi gelir mi?

Cevap;
Hadis-i şerifte “Misvak ile kılınan namaz, misvaksiz kılınan namazdan 70 kat efdaldir buyuruldu. Misvak kullanmanın mahalli, Hanefî mezhebinde abdestten önce, Şâfiî mezhebinde her namazdan öncedir. Misvak kullanmak, Hanefî mezhebinde abdestin, Şâfiî mezhebinde namazın sünnetidir.

Sual:
Abdest âzâlarından çift olanların solunu, sağından önce yıkamak câiz midir?

Cevap;
Abdest alırken çift abdest âzâlarından önce sağdakini yıkamak müstehabdır. Şakakları ve burun içini yıkarken, kulaklara ve mestlere mesh ederken müstehab değildir. (İbni Abidin)

Sual:
Berlin’de yaşıyorum. Burada Mayıs ortalarından Ağustos başına kadar yatsı ve imsak vakitleri girmiyor. İmsakiyeler de birbirini tutmuyor. Yatsı namazı ve oruç hakkında nasıl hareket etmemiz gerekir?

Cevap;

Hanefî mezhebinde vakit namaz için sebeptir. Vakit girmeyince namaz farz olmaz. Yatsı namazının vakti, Hanefîlerden İmam Ebu Yusuf ve Muhammed ile diğer üç mezhebe göre güneş battıktan sonraki kızıllığın kaybolması, İmam Ebu Hanife’ye göre garb semasında karanlığın yayılması ile başlar. Fecrin doğuşuna, yani imsak vaktine kadar devam eder. Ekvatordan kutuplara doğru gidildikçe, yazın güneşin doğması ile batması arasındaki fark artar. Yaz başında 49 arzının yukarısındaki memleketlerde yaz başında bir müddet yatsı ve imsak vakti girmez.  Güneş batar. Gökyüzü asla kararmaz. Birkaç saat sonra güneş battığı yere yakın bir yerden tekrar doğar. Buna “Beyaz Geceler” denir. 66 arzının üzerinde diğer vakitler de girmez. Üstelik burada namaz vakitlerinin astronomik olarak hesaplanması da zorlaşır ve temkin mikdarlarında tutarsızlıklar meydana gelir. Berlin 52 kuzey arzındadır. 45-50 arzı arasındaki memleketlerde yaz aylarında bir müddet yatsı ve imsak vakti girmemekte veya şafağın kaybolmasıyla fecrin doğması arasında çok kısa bir zaman bulunmaktadır. Meselâ arz derecesi 48 olan Paris’te Haziran’ın 12’si ile 30’u arasında, yatsı ve sabah namazı vakti girmez. Şu halde 45 arzından yukarıdaki memleketlerde de yaz aylarında aynı mesele mevcuttur.
Berlin gibi 49 arzının yukarısındaki memleketlerde yatsı namazını kılmak Hanefî mezhebine göre farz olmaz. İmsak girmediği için sabah farz olmaz diyenler de (Halebî gibi) vardır. Tahtavî, sabah namazı için öncesinde karanlığa lüzum yoktur diyor. Şâfiî mezhebinde ise Deccâl hadîsine uyularak zaman takdir edilir. Nitekim Hazret-i Peygamber, “Deccâl yeryüzünde 40 gün kalacaktır. Bu 40 günün bir günü bir yıl gibi, bir günü bir ay gibi, bir günü bir hafta gibi, diğer günleri ise sair günleriniz gibi olacaktır.” buyurunca eshâb-ı kiram, “Uzun günlerde bir günlük namaz kâfi gelecek mi?” diye sordular. Hazret-i Peygamber de “Hayır, bir günlük namaz kâfi değildir; namaz vakitlerini takdir edersiniz.” buyurdu. Buna göre ya vakit giren en yakın şehrin saatine uyulur. Ya o şehirde vaktin girdiği son vakit esas alınır. Ya da gece üçe bölünüp, birinci üçte birden sonra yatsı, ikinci üçte birden sonra güneş doğana kadar sabah kılınır. İbnü’l-Hümâm gibi müteahhir bazı Hanefî âlimleri de Şâfiî kavline uyup zamanı takdir ederek yatsı ve sabahın kılınmasının farz olacağını söyler. Bu namazları kılmak farzdır diyenlere göre kılınırsa, vakit takdir edilip edâ diye niyetlenilir. Gece üçe bölünebildiği gibi; yatsı ile imsak vaktinin girdiği Berlin’e en yakın şehrin vakitleri esas alınabilir. Bazılarına göre yatsı, sabahtan sonra kazâ da edilebilir. Sabah erken kalkıp işe gitmesi gerekenler, akşamın ardından Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelî mezhebine göre akşam ile yatsıyı cem de edebilir.
Yatsı ve imsak vakti girmeyen yerlerde yatsı/vitir ve ihtilaflı olmakla beraber sabah namazı farz olmaz; ama Kur’an-ı kerimde “Ramazan ayına şâhid olduğunuz zaman oruç tutunuz” buyurulduğu için, oruç farz olur. Burada da nasıl hareket edileceği hususunda İbni Abidin hazretleri çeşitli ihtimaller veriyor: Vakit takdir edilir. İmsak vakti giren Berlin’e en yakın şehri esas tutarak sahur yenip niyetlenilir. Veya yiyip içecek kadar bir zaman ayrılır. Yahut edâ değil de, gecesi muntazam günlerde kazâ lâzım gelir. Seneler evvel Helsinki’de tanıştığım Ali Osman adında çok yaşlı bir kürk tüccarı Kazan Tatarı’na “Bu zamanlarda orucu nasıl tutuyorsunuz?” diye sordum da, “Saatle tutuyoruz” diye cevap vermişti.
Şu halde Berlin’de meselâ 20 Temmuz’da güneş 21:24’de batıp, 05:04’de doğduğuna göre, yatsı akşamdan 1,5 saat sonra kılınıp, imsak de güneşin doğmasından 1,5 saat evvel kesilebilir. İmsaktan hemen veya 15 dakika sonra da sabah namazı kılınabilir. Çalışan ve oruca güç yetiştiremeyenler orucu kışın kaza edebilir.
66 arzının yukarısındaki memleketlerde ve kutuplarda ise sadece yatsı ve imsak değil, muayyen mevsim ve yerlerde diğer vakitler de girmez. Meselâ 66 kuzey arzında 13 Haziran-29 Haziran arası güneş devamlı ufkun üzerinde kalır; 30 Haziran’da kısmen ufkun altına iner; 2 Temmuz’da 23:44’te batar; 00:24’de doğar. 68 kuzey arzında 72 gün, 72 kuzey arzında ise 86 gün güneş batmaz. Kutuplarda ise güneş 6 ay devamlı ufkun üstünde devredip hiç batmaz; 6 ay da devamlı ufkun altında devredip hiç doğmaz. Burada vakti girmeyen namazı kılmak Hanefî’de farz olmaz. Öyle ki tam kutup noktasında yaşayan bir Müslüman senede sadece beş vakit namaz kılar. Ama böyle meşakkatli yerde yaşayan birisi için bu müsaade de hakkıdır. Buralarda oruçta vakit giren en yakın şehre uyulur. Bu da 64 arzındadır. Burada gece üç saattir. Gece üçe bölünüp birinci saatte yatsı kılınır, ikinci saatte imsak yapılır. Nitekim Mâlikîlerin esas aldığı bazı hadîs-i şeriflerde yatsının vaktinin, gecenin üçte birine kadar olduğu geçer. 66 arzının yukarındaki Müslümanlar için oruç hususunda da vakit takdir ederek tutmanın yanında, normal mevsimlerde kaza etme imkânı da vardır.
İbni Abidin der ki: Ulemamızdan kutuplarda yaşayanların orucundan bahseden görmedim. Orada fecr güneş batar batmaz doğarsa yahud güneş battıktan biraz sonra doğar, fakat oruçlunun sahur yemeği için vakit kalmazsa hüküm ne olacaktır? Orada yaşayanlar aralıksız oruç tutacaktır, denilemez. Zira bu, onların helâkine sebep olur. Oruç onlara farzdır dersek, vakit takdirini kabul etmek lâzım gelir. Acaba onların geceleri Şâfiîlerin bu meselede de dedikleri gibi oraya en yakın beldenin gecesine göre mi takdir edilir? Yoksa yiyip içecek kadar bir zaman mı ayrılır? Yahud onlara edâ değil de yalnız kaza mı lâzım gelir? Bunların her biri birer ihtimaldir. Burada oruç onlara aslından farz değildir demek mümkün değildir. Gerçi bazıları onlara yatsı namazı farz değildir, demişlerdir. Fakat buna kail olanlarca yatsının farz olmamasının illeti, sebebinin bulunmamasıdır. Oruçta sebep mevcuttur. O da ramazan ayının bir cüz'üne erişmek ve her gün fecrin doğmasıdır.
Gönderdiğiniz imsakiyenin birinde Berlin’de giren en son yatsı (23:52) ve en son imsak (01:19) nazara alınmış. Diğerinde ise yatsı akşamdan 1,5 saat sonra, imsak da güneşin doğmasından 1,5 saat önce yazılmış. Her ikisi de vaktin takdir edilmesi kaidesine elverişlidir. Yalnız imsak için 01:19, çok erken bir vakittir. Güneşin doğuşu ile imsak arasında bu kadar fark olmaz. Bu problemin, 49 arzının yukarısındaki yerlere, daha aşağıdaki yerler için kullanılan normal temkinlerin tatbikinden kaynaklandığı söylenebilir. Berlin düz bir şehirdir. Gece müsait olduğunuz bir zaman güneşin doğduğu ufku takib ederseniz, aydınlanmanın ilk göründüğü zamanı tesbit edebilirsiniz. Bu tesbitiniz bir katiyet taşımaz ama imsakiyede verilen zamanın makul olup olmadığını anlarsınız.



Sual:
Bir hoca, memleketimizde oruç ve namaz vakitlerinin yanlış tesbit edildiğini, imsak ( sahur ) vaktinin erken başlatıldığını ve insanlara 70 dakika fazla oruç tutturulduğunu iddia ederek, Kur’an-ı kerim’in “Siyah iplikle beyaz iplik ayırd edilinceye kadar yeyip için” dediğini söyledi. Doğrusu masıldır?

Cevap;
Kur'an-ı kerimde geçen beyaz iplik, siyah iplikten ayırdedilinceye kadar yiyin için âyet-i kerimesinden ne anlaşılacağını hadis-i şerif bildiriyor. Adi bir Hatim adında bir  sahabinin birer siyah ve beyaz iplik alıp bunları ayırd edene kadar yiyip içmesi üzerine, Hazret-i Peygamber bu ifadenin mecaz olduğunu ifade ve bunu şark semasında güneşin ilk ışığının gözükmesi olarak tefsir buyurdu. Bakara sûresindeki, “Beyaz iplik siyahtan ayırd edilinceye kadar yiyiniz, içiniz!” âyet-i kerimesindeki ipliklerin, gündüzün beyazlığı ile gecenin siyahlığı olduklarını anlatmak için, daha sonra (Fecrin) kelimesi nâzil olmuştur. Gündüzün beyazlığı ile gecenin siyahlığı, iplik gibi birbirinden ayrılınca, oruca başlanacağı anlaşıldı. (Rıyâdü’n-Nâsıhîn).
İmsak, fecr-i sâdık, yani şark semasında güneşin ilk ışığının görülmesi ile başlar. Bu da güneşin ön kenarının şer’î ufuk hattına muayyen bir derecede yaklaşması iledir. Bu dereceyi ilim adamları 20, 19, 18, 17, 16 ve 15 derece olarak vermektedir. İhtiyat sebebiyle ekseriyetin kabul ettiği 19 derecedir. Havanın rutubeti, bulunulan yerin yüksekliği, şehir ışıkları gibi faktörler bunun çıplak göze görülmesini zorlaştırmaktadır. Türkiye’deki bazı takvimler, Diyanet İşleri Reisi Ahmed Hamdi Akseki'nin zamanında (1952) Kandilli Rasathanesi Müdürü Fatin Hoca'nın tesbit ettiği  ve ihtiyatı esas aldığı 19 dereceyi kabul alıp buna yükseklik temkini olan 10 dakikayı da eklemektedir.  Nitekim yüksekteki insan, güneşin hareketlerini, ufku açık ve alçaktaki insandan daha evvel görür. Meselâ Çamlıca tepesi veya Galata Kulesi’nin tepesindeki insan, tepenin veya kulenin dibindekinden daha evvel oruca başlar. Takvimlerde bu fark yazılamayacağından o beldede vaktin girdiği ilk vakit yazılır. Birkaç dakika tolerans olabilir. Diyanet’in de içinde bulunduğu bazı takvimler ise sabah namazının vakti girmeden kılınması tehlikesini bertaraf etmek endişesiyle 1984’ten itibaren 19 dereceyi terk ederek, dünyada fecr olarak yaygın kabul gören ve güneşin ilk ışığının şark semasına yayılmaya başladığı 18 dereceyi esas almış, temkin de eklememiştir. Böylece iki takvim grubu arasında 15 dakikaya varan bir fark ortaya çıkmıştır. Ama hiçbir zaman 70 dakika bahis mevzuu olmamıştır. Bütün dünyada denizciler ve astronomiciler tarafından tan yeri olarak kabul edilen 18 derece, açık denizde gökyüzü ile denizin ayırd edilebildiği zamanı ifade eder. İmsakin bundan da sonra olduğu, bütün dünya tarafından gülünç karşılanacak bir iddiadır.
İbni Abidin der ki: “İmsak için ulemâ arasında şark semasına fecrin ilk ışığının görülmesi ve aydınlığın iplik gibi yayılması şeklinde iki görüş vardır. Birinci kavil ahvat (daha ihtiyatlı), ikincisi evsa’dır (daha geniştir). Bu iki hâdise arasında bir derece vardır”. Bir derece bahar ve güzün 4, kış ve yazda eğimden dolayı 7 dakika kadar farkeder. Şu halde imsake 19 derece diyen takvimlere göre, bu ikinci kavil 18 derecede olmaktadır. Bu sebeple öteden beri oruca 19 derecede başlayıp, namazı 18 derecede kılarak ihtilaftan çıkmak yolu tutulmuştur. Zira imsak vakti hem orucun başladığı, hem de sabah namazı vaktinin girdiği saattir. Hazret-i Peygamber’den de sahur yemeği yeyip oruca başladıktan sonra elli âyet-i kerime okuyacak kadar bekleyip, sabah namazını sonra kıldığına dair rivayetler bildirilmiştir. Bu bakımdan oruca 19 derecede başlamak; 16 derecede ve daha da iyisi bundan da 15 dakika sonra sabah namazını kılmaktır. 18 dereceye göre oruca başlayanlara da orucu olmadı demek doğru değildir.

Sual:
Namazda abdesti bozulup da yeniden abdest alıp namazı tamamlama mes'esele hangi delile dayanmaktadır?

Cevap;
Hadis-i şerifte gelmiştir ki: “Namazda kendinden kayy veya mezi gelen, yahut burnu kanayan kimse, gitsin abdest alsın ve tekellüm etmedikçe namazı binâ etsin!” Hazret-i Ebu Bekr imam olduğunda, Peygamber aleyhisselâmın geldiğini hissedince kıraatı sökemeyip tıkanmış ve geri çekilerek Peygamber aleyhisselâm ileri geçerek namazı tamamlamıştır. (İbni Abidin)

Sual:
Namazda abdesti bozulan kimsenin abdest alıp namazı binâ etmesi (tamamlaması) mı, yoksa baştan kılması mı iyi olur?

Cevap;
Münferiden kılan için istinaf (yeniden kılma); cemaatle kılan için binâ etmek, yani cemaatle tamamlamak efdaldir. (İbni Abidin)

Sual:
Avret yerini açmak namaza aykırı bir iş olduğundan, namazda abdesti bozulan kimsenin, abdest almadan evvel istincâ etmesi, binâya (namazı tamamlamaya) mâni midir?

Cevap;
İstincâ sebebiyle avret yerini açmanın binâya mâni olup olmaması ihtilaflı olmakla beraber, fetvâ olmadığı istikametindedir. Kadın abdest alırken kollarını açsa, binâya mâni değildir. (İbni Abidin)

Sual:
Namaz kılana dışarıdan bir necâset isabet etse, temizleyip namaza devam edebilir mi?

Cevap;
Dışarıdan gelen ve namaza mâni bir necâset binâya mânidir. Necâset temizlenip istinaf olunur, yani namaz baştan kılınır. (Nimet-i İslam)

Sual:
Hatib, hutbeyi okuduktan sonra abdesti bozulsa, hutbe okunurken hazır bulunmayan ve daha sonra gelmiş bir kimseyi cuma farzını kıldırmak üzere yerine geçirebilir mi?

Cevap;
Cuma namazını hutbeyi okuyan hatibden başkasının kıldırması câiz ise de hilâf-ı evlâdır. Namazı, hutbeyi okuyan kıldırır. Sultanın veya hatibin izniyle, başkası da kıldırabilir. (İbni Abidin)

Sual:
Hatibin hutbe okurken taharet üzere bulunmasının hükmü nedir?

Cevap;
Cünüb iken bile hutbe okumak sahih, ama mekruhtur. (İbni Abidin)

Sual:
Bir arkadaşım “Tecvidli okumak farzdır, tecvidsiz okumak namazı fâsid eder” dedi. Doğru mudur?

Cevap;
Tecvid, bazı kaidelere riayet etmek suretiyle kıraati güzelleştirmek demektir. Bu ise müstehabdır. Ama harflerin mahreçlerine dikkat etmek vâcibdir.

Sual:
Denizliliyim. İstanbul’da yüksek tahsil talebesiyim. Senenin takriben 9 ayını burada geçiriyorum. Bir haftalığına Fethiye’ye tatile geldim. Sonra bir haftalığına İstanbul’a gidip tekrar Fethiye’ye döneceğim. İstanbul’da seferî olur muyum?

Cevap;
İstanbul vatan-ı ikamet olduğundan, sefer ile bozulur. Dönüşte bir hafta kalınacaksa burada seferî olunur.

Sual:
Kâğıt ile istincâ tahrimen mekruh ise, tuvalet kâğıdı kullanmak da buna girer mi?

Cevap;
Tuvalet kâğıdı yazı yazılan kâğıt değildir. Kâğıt ile benzer olduğu için bu isim verilen bir mamuldür. Binaenaleyh hem istincâ, hem de kurulanmak için kullanılabilir.

Sual:
Farz namazlar kaza edilir mi?

Cevap;
Hazret-i Peygamber, kazaya kalan namazlarını kılmış, kılınmasını da emretmiştir.

Sual:
Öğle namazının ikinci rek’atinde iken ikindi ezanı okunduğu takdirde ne yapmak gerekir?

Cevap;
Hanefî mezhebinde iftitah tekbiri aldıktan, Mâlikî mezhebinde ise bir rek’at kıldıktan sonra o namazın vakti çıkarsa, namaz edâ olarak sahihtir. Aksi takdirde kazâ olur.

Sual:
Kahkaha ile gülmek abdesti bozuyor. Burada kahkahanın ölçüsü nedir? Namazı kılıp vakti geçtikten sonra böyle güldüğünü hatırlayınca namaz kaza mı edilir?

Cevap;
Kahkahanın ölçüsü, bir topluluğun bu gülme sesini duymasıdır. Namaz vakti çıkmamış ise abdest alıp bu namaz mutlaka iade edilir. Vakit çıkmışsa iade etmek iyi olur.

Sual:
Namaz vakti geçtikten sonra kıbleye doğru kılmadığını hatırlayan ne yapar?

Cevap;
Vakit çıkmışsa bu namazı kazâ etmek müstehabdır. Kıbleyi araştırmadan rastgele durmuşsa, vakit çıksa bile kazâ etmek gerekir.

Sual:
Vitir namazındaki ara tekbiri elleri salıp mı almak gerekiyor?

Cevap;
Salmadan kulağa götürülüp salmadan bağlanır. Zira ellerin abes hareketi namaz için mahzurludur.

Sual:
Secdede “Sübhâne rabbiye’l-a’l┠yerine “Sübhâne rabbiye’l-azîm” diyen biri ne yapmalıdır?

Cevap;
Tesbih mahallidir. Bir şey gerekmez.

Sual:
İdrarını yaptıktan hemen sonra abdest alınabilir mi?

Cevap;
Alınabilir. Ancak idrarın iyice kesildiğine kanaat getirmiş olmalıdır. Aksi takdirde sonradan bir damla bile gelirse, abdest bozulur.

Sual:
İmamla namaz kılarken rükü’ ve secdeye giderken tekbir almak, rükü’dan doğrulurken semi’allahü… demeye gerek var mıdır?

Cevap;
Tekbirler hem imam, hem cemaat tarafından söylenir. Cemaat sessiz söyler. İmam semi’allahü… dedikten sonra cemaat rabbenâ lekel hamd der, imam demez.

Sual:
Ölünün kabre nasıl koyulacağı âyet veya hadîsle mi sâbittir?

Cevap;
Kabrin dibine kıble ucuna lahd adında bir oyuk yapılır. Ölü bu lahde yüzü kıbleye karşı gelecek şekilde yerleştirilir. Üzerine tahta mertek veya kerpiç dizilir. Bu defin şekli sünnete dayanır. Ölüleri toprağa gömmek ise âyet-i kerimenin emridir.

Sual:
Bir sünneti yapmak bir mekruh işlemeye de sebep olacaksa sünnet yapılmaz buyrulduğundan, iki kişiyken birimizin takkesi olmadığı veya kolu kısa olduğu zaman, mekruh işlememek için cemaati terk etmek uygun olur mu?

Cevap;
Namaz kılınacağı zaman, takke veya uzun kollu elbise bulamamak özürdür. Bu halde cemaat yapılır. Takke veya kollu elbise olduğu halde, bu şekilde namaz kılmak mekruh olur. Takkesiz ve kısa kollu gömlekle gezmemelidir.

Sual:
Erkek için kısa kollu namaz kılmak mekruh olduğuna göre, kısa kollu giyildiği zaman, kolluk takmak uygun olur mu?

Cevap;
Kısa kollu gömlek giyildiği zaman, kolları örten kolluk takmak teferrüd etmek olup dikkat çeker ve fitneye sebebiyet verir. Büyüklerin karşısına çıkamayacak elbise ile namaz kılmak mekruhtur. Âyet-i kerime, namazda ziynetlenmeyi emreder. Kolluk bunun hangisine girmektedir?

Sual:
Namaz kılarken kolların açık olması mı, yoksa kolları sığayıp namaza durmak mı mekruhtur?

Cevap;
Hadis-i şerifte hurma bahçelerinde çalışırken ezanı işitip mescide gelerek kolları sıvalı namaza durmak üzere olanları Hazret-i Peygamber’in ikaz ettiği beyan ediliyor. Hazret-i Peygamber’in gömleği hep bileklerine kadar olduğu ve “namazda ziynetlerinizi alınız!” âyet-i kerimesine imtisalen, ulema bu hadîs-i şerifi kısa kola da teşmil etmişlerdir. Şu halde imkânı olduğu halde kısa kollu gömlek ile namaz kılmak mekruhtur. (Ni’met-i İslâm).

Sual:
İmam Birgivî’nin Ziyâretü’l-Kubûr adlı kitabında kabir ziyareti hususunda Ehl-i sünnete aykırı görüşler ileri sürdüğü doğru mudur?

Cevap;
Birgivi'ye izafe edilen Ziyâretü'l-Kubûr risâlesi, Hanbelî âlimlerinden İbnü Kayyımi’l-Cevziyye’nin İğâsetü’l-Lehfân kitabının hülâsası mahiyetindedir. Birgivî’nin İbnü Kayyım’a, belki de Hanbelî mezhebinden bir âlime atıfta bulunduğu tek kitaptır. Dr. Huriye Martı adında bir arraştırmacı, Birgivî Mehmed Efendi – Hayatı, Eserleri ve Fikir Dünyası adlı eserinde (2. Baskı, Ankara, 2011, s. 65, 97) risâlenin Birgivî’ye aidiyetinin şüpheli olduğunu söylüyor. Bir asır sonra ortaya çıkan ve gûyâ bid’atlerle mücadelesiyle tanınan Kadızâdeliler tarafından Birgivî’ye nisbet edilmiş olması muhtemeldir. Son zamanlarda yapılan araştırmalar bunu göstermiştir. Nitekim risâlede, Birgivî’nin te’lif tarzına muhalif olarak iktibaslar sayfalarca sürmekte ve bazen aynı cümle defalarca tekrar edilmektedir. Diğer kitaplarında ismi geçen ve elinin altında bulunan klasik Hanefî kitaplarına bu risâlede atıf yapılmamıştır. Bu, Hanefî mezhebine sıkı bağlılığı ile bilinen Birgivî’nin tarzına uymaz. Ayrıca, risâlenin te’lif tarihi belli olmadığı gibi, müellif ve eserlerinin tanıtıldığı el-Ikdü’l-Manzûm, el-Aylemü’z-Zâhir, Keşfü’z-Zunûn ve Hadâiku’l-Hakâik gibi eserlerde Birgivî’nin eserleri arasında zikredilmemiştir. Kitabın orijinal nüshası da elde bulunmamaktadır. Ömrünün sonunda kaleme aldığı et-Tarikâtü’l-Muhammediyye’de bahsi geçen mevzuların teferruatı için diğer risâlerini kaynak gösterirken, kabir ziyareti hususunda ne Ziyâretü'l-Kubûr risâlesine, ne de İbni Kayyım’ın eserine atıfta bulunulmaktadır. Birgivî'ye atfedilen “Ölüleri anmak için yapılan âyinlere, şefaat istemek için mezar ve türbeleri ziyaret etmeye” dair fikirler, et-Tarikâtü’l-Muhammediyye, Ahvâlü Etfâli’l-Müslimîn ve Vasiyetnâme gibi kitapları tedkik edildiğinde, İbn Teymiyye ve talebesi İbn Kayyım gibi aşırılıklarıyla tanınmış âlimlerden ayrıldığı görülmektedir. Birgivî, bid’atlardan kaçınma hususunda şiddetli tavır gösteren bir âlimdir. Ama onun çok tutulan eserlerinde kabir ziyaretini, istigâse ve tevessülü yasaklayan bir kelime yoktur. Ancak kabir ziyaretinde cahil halk tarafından yapılan aşırılıklara ve işlenen bid’atlere dikkat çekilmektedir.

Sual:
Başından veya ensesinden kalan yaşlıkla mest üzerine mesh eden kimsenin abdesti sahih midir?

Cevap;
Bir uzvu yıkadıktan sonra, elde kalan yaşlıkla, mest üzerine mesh edilir. Başı veya enseyi meshden kalan yaşlıkla mesh edilmez. Çünki başı meshedenin elindeki yaşlık müstamel olur. Yıkayanın ise elinde kalan değil, akıp giden su müstameldir. (İbni Abidin)

Sual:
Abdest alıp, mest giymiş kimse, yeniden abdest alıp, mesh etmeyerek, mestli ayaklarını suya soksa câiz olur mu?

Cevap;
Bir ayağı veya yarıdan fazlası ıslanmazsa, mesh yerine geçer. İçine su girip, ayağı ıslanırsa, mestleri çıkarıp, ayaklarını da yıkamak lâzım olur. Yani meste mesh etmek yerine ayağını suya soksa, mestin içine de su girip ayak ıslanırsa, şu halde artık mesti çıkarıp ayağını yıkaması gerekiyor. (İbni Abidin)

Sual:
Hanefî mezhebinde mestte yırtık olabilir mi?

Cevap;
Ayağın üç parmağı girecek kadar yırtığı bulunan bir mest üzerine mesh etmek câiz değildir. Burada ölçü parmakların en büyük üç tanesi olabilir. (İbni Abidin)

Sual:
Yaş ot üzerinde yürümek mest üzerine mesh yerine geçer mi?

Cevap;
Yaş ot üstünde yürüyerek veya yağmur ile mestlerin üstü ıslanırsa, mesh yerine geçer ve niyet lâzım olmaz. Yani mest üzerine meshi düşünmese bile mesh yerine geçer.

Sual:
Hanefî mezhebinde elin hangi parmakları ile mest üzerine mesh edilir?

Cevap;
Şart olan mesh mikdarı, elin küçük parmaklarından üç parmak mikdarıdır. Ancak parmak değmesi farz için şart değildir; yıkasa bile mekruh olmakla beraber farz yerine gelir. Çünki mesti yıkamak değil, meshetmek esastır. Sünnet olan sağ elin parmaklarını sağ, sol elin parmaklarını sol mestin ayak parmak kenarından konca kadar çekilmesidir. Mestin tamamının, yani alt ve üstünün meshedilmesi Mâlikî mezhebinde farz olduğu için, hilâftan çıkmak üzere tamamını meshetmek müstehab olur.

Sual:
Mesti kaç kere mesh etmek gerekir?

Cevap;
Abdestte baş, ense, kulaklar ve mestler bir defa meshedilir. Üç defa meshetmek hakkında ulemâ bid’at veya mekruh veya mübah demiştir. Şu halde kaçınmak gerekir.

Sual:
Hanefî mezhebinde ayaktaki mesti üzerindeki necaseti temizlemek maksadıyla yıkasak mesh yerine geçer mi?

Cevap;
Mesh yerine geçer. Mâlikîde ise abdest sırasında yapılmış ise olur.

Sual:
Mestim üç küçük parmak görünecek kadar yırtıldığı gibi, astarı da yırtıldı. Ama çorap olduğu için ayağım gözükmedi. Mesh bozulmuş mudur?

Cevap;
Mestin içinde deriden veya bezden dikişli astarı bulunursa yüz kısmındaki yırtık meshe mani olmaz. Çorap yok hükmündedir. Zira meste bitişik değildir.

Sual:
Mestlerden biri kazara ayaktan çıkarsa, ne yapmak gerekir?

Cevap;
Mestin birinin çıkması mesti bozar. Eğer abdest alınıp mest giyildikten sonra abdesti bozan bir şey yapılmamışsa iki ayağı da yeniden yıkamak gerekir. Yapılmışsa yeniden abdest almak lâzımdır.

Sual:
Mestin üzerine giydiğim ince çoraba meshedip, sonra bu çorabı çıkarırsam, mest bozulur mu?

Cevap;
Çok ince olup altına su geçirmedikçe çoraba meshedilmez. İnce ise, çıksa bile mesh devam eder. Çünki çoraba değil, altındaki meste mesh edilmiş demektir. İnce çorap mest olmaz.

Sual:
Hazret-i Peygamber bir gün namaz kılarken yanılarak erken selâm vermiş; bir sahabi ikaz etmiş, Hazret-i Peygamber kaç rek’at kıldığını sormuş; eksik kıldığını anlayınca, namazı tamamlamış. Şu halde konuşmak namazı zaten bozmuş olmuyor mu?

Cevap;
Bu hâdise, meşhur Zülyedeyn hadîsinde geçer. Zülyedeyn isimli sahabinin esas ismi Hırbak idi. Elleri uzun olduğu veya iki elini de aynı şekilde kullanabildiği için “İki elli” mânâsına bu lakapla tanınmıştır. Zülyedeyn, “Ya Resulallah! Namaz mı kısaltıldı, yoksa unuttunuz mu?” dedi. Resulullah aleyhisselâm cemaata dönerek: “Zülyedeyn doğru mu söyledi?” diye sordu. Cemaat evet diye işaret ettiler. Bunun üzerine Hazret-i Peygamber ayağa kalkıp namazı tamamladı. Sonra secde-i sehv yaptı.
O zaman namazda konuşmak, sadaka vermek câizdi. Bu hadîs-i şerifin namazda konuşmaya dair hükmü Muaviye bin Hakem hadîsi ile neshedilmiş; unutma hâlinde namazı tamamlama ve secde-i sehv yapma hususundaki hükmü bâki kalmıştır.
Muaviye bin Hakem hadîsi şöyledir: Muaviye bin Hakem es-Sülemî'den rivayet olunmuştur. “Bir defa ben Resulullah aleyhisselâm ile birlikte namaz kılıyordum. Aniden biri aksırdı. Ben yerhamükellah dedim. Bunun üzerine cemaat bana göz attı. Ben “Vay canına! Ne oluyor da bana bakıyorsunuz?” dedim. Bu sefer elleriyle uyluklarına vurmağa başladılar. Beni susturmak istediklerini görünce sustum. Resulullah aleyhisselâm namazını kılınca beni çağırdı. Annem babam fedâ olsun! Ben ondan evvel ve sonra onun kadar güzel öğreten görmedim. Vallahi bana ne surat astı; ne döğdü; ne söğdü! Sonra: “Gerçekten bu namaz öyle bir şeydir ki onda insan sözünden hiç bir şey câiz değildir. O, ancak tesbih, tekbir ve Kur'an okumaktan ibârettir” buyurdu.

Sual:
Cuma, sahur ve cenâze için salâ vermek caiz midir?

Cevap;
Cuma salâsı âdeti Mısır’da başlamıştır. Hicrî 700 senesinde Mısır Sultanı Melik Nâsır bin Mensûr, Cuma ezânından önce minârelerde salât ve selâm okutmuştur. Sabah salâsı çok eski bir âdettir. İsrâîl Peygamberleri, sabah ezânından önce tesbih okurlardı. Eshâb-ı kirâmdan Mesleme bin Muhalled, Mısır’da vâlî iken, Hicrî 58 senesinde, Halife Muaviye’nin emri ile ilk minâreyi yaptırıp, müezzin Şerhabîl bin Âmir’e sabah ezânından önce salât verdirdi. (Mir’at-ı Haremeyn). Ezândan sonra salât ve selâm getirmek, ilk olarak Hicrî 781 veya 791 senesinde Mısır’da Sultân Nâsır Salâhüddîn’in emri ile başladı. Sonra Cuma günü de okundu. On sene sonra akşam namazının ardından getirildi. Sonra Cuma ve pazartesi geceleri akşam namazı akabinde okundu. Şam'ta buna tezkir derler ki, cuma günü öğle ezanından önce okunan salâ gibidir. Bu bid’at-ı hasenedir. (İbni Âbidin). Hanefîlerin yaşadığı memleketlerde Cuma gecesi yatsıdan evvel; Şâfiî memleketlerinde ise ezanın hemen ardından getirilir.
Cenâze salâsı hakkında ise ihtilâf olundu: Bazı âlimler “Cenâze olduğunu bildirmek için minârelerde salât okunması muteber kitaplarda yazılı değildir. Şu halde bid’atdir. Okutmamalıdır” demiştir. Buna mukabil İmam Şa’ranî Uhûdü’l-Kübrâ kitabında Abdullah bin Mes’ud’dan naklen ölü için salâ vermenin mahzurlu olmadığını söylüyor. Mısır Başmüftüsü Bahîtül-Mutiî, Ahsenü’l-Kelâm kitabında, salânın cevazına delil gösteriyor. Ölünün ardından salâ verilmesi, cenâze için cemaatin toplanmasını temin maksadına matuftur. Nitekim Hindiyye’de der ki: Ölen kimsenin, akrabalarına ve komşularına ölümünü haber vermek müstehabdır. Böylece, onlar o kimsenin, cenaze namazını kılarak ve ona dua ederek, hakkını eda etmiş olurlar. Cevheretü'n -Neyyire'de de böyledir. Bazı âlimler, bir şahsın ölümünü ilan için, sokakta bağırmayı kerîh görmüşler; bazıları ise, bunda bir beis görmemişlerdir. Serahsî'nin Muhît'inde de böyledir. İbni Abidin Cenaze bahsinde "Öldüğü, komşularına ve yakınlarına bildirilir. Ölen kimse âlim veya zâhid yahut kendisiyle teberrük olunan bir zat ise bazı müteahhirîn âlimleri, cenazesi için sokaklarda ilân yapılmasını iyi görmüşlerdir. Lâkin bu iş onu büyüterek yapılmamalıdır" der. Seyyid Abdülhakîm Efendi, Sefer-i Âhiret Risâlesi’nde, “Vefâtın i’lâm ve işâasına be’s yokdur (Ölümün bildirilmesi ve yayılmasında mahzur yoktur] demektedir.

Sual:
Sünneti kılmak üzere müezzinin Sallû diye bağırması câiz midir?

Cevap;
Sallû, “Namaz kılın! Haydin namaza!” demektir. Buna tesvîb denir. Bütün namazlarda ezanla ikamet arasında herkes için âdetine göre tesvib yapar. Câmide bu iş müezzine aittir. Müezzin, ezanla ikamet arasında yirmi âyet-i kerime okunacak kadar durup, tesvib yapar. Sünnetler kılındıktan sonra ikamet getirir. Yalnız akşam namazında ezandan sonra İmam Ebu Hanife’ye göre oturmayıp üç kısa âyet-i kerime okuyacak kadar ayakta susar; İmameyn’e göre hatibin iki hutbe arasında oturduğu kadar oturur. Sonra ikamet getirir. Abdullah bin Ömer’in bir mescidde müezzin sallû diye bağırınca, “Burada bid’at işlenmektedir” buyurarak mescidden çıktığı rivâyet edilir. Bu da gösteriyor ki tesvîb, sahâbe-i kiram zamanında ortaya çıkmıştır. Ancak bid’atlara karşı şiddetli muhalefetiyle tanınan bu sahâbînin aksine, başka zâtlar tesvîbi câiz görmüştür. İbni Abidin der ki: “Tesvib bütün namazlarda yapılır. Çünkü din işlerinde gevşeklik zuhur etmiştir. Sonra gelen ulema, âdetlerine göre bütün namazlarda ezanla ikamet arasında tesvib yapmayı uygun görmüşlerdir. Bundan yalnız sabah namazında tesvib yapmamışlardır. Müslümanların iyi gördüğü şey, Allah indinde de iyidir. Tesvib, herkese âdetlerine göre öksürmekle, kimi kamet ile veya es-Salât es-Salât demekle yapılır.”

Sual:
Kazâ namazı için ikamet okunur mu?

Cevap;
Kazâ namazı, farz gibi kılınır. İkamet okumak her farz ve kazâ için sünnet; terki mekruhtur. Ancak edâen kılınan farzlarda, mahalle mescidinde okunan ikamet, ikamet yerine geçer ve okumak lâzım olmaz. Mescide büyük cemaatten sonra ferden kılarken de böyledir. Yine de okumak efdaldir. Ezan da kazâlar için sünnettir. Ama terki mekruh değildir.

Sual:
Cuma namazında hatib minbere çıkmadan evvel müezzinin yüksek sesle “İnnallahe ve melâiketehu..” âyet-i kerimesini okuması bid’at mıdır?

Cevap;
İhtilaflıdır. Dürrü’l-Muhtâr’da diyor ki: İmam Ebu Hanîfe, imam hutbe okumak üzere minbere çıktıktan sonra konuşmayı mekruh görür. İmameyn’e göre, hutbeden evvel veya sonra konuşmakta beis yoktur. Bu izaha göre mutad terkıyye İmam-ı A'zam'a göre mekruh, İmameyn’e göre mekruh değildir. İbni Âbidin burayı şerhederken diyor ki: Mutad terkıyyeden murad; “İnnallâhe ve melâiketehü yusallûne ale’n-nebiyy, yâ eyyühellezîne âmenû sallû aleyhi ve’s-sellimû teslîm┠[Şüphesiz Allah ve melekler Nebi’ye salât ederler. Öyleyse ey iman edenler, siz de ona salât ve selâm ediniz!] âyet-i kerîmesi ile müttefekun aleyh olan “Cuma günü imam hutbe okurken arkadaşına sus dersen muhakkak gevezelik etmiş olursun” meâlindeki hadîs-i şerifi okumaktır. Allâme İbni Hacer Tuhfe namındaki eserinde bunun bid'at olduğunu söylemiştir. Çünkü ilk devirden sonra ortaya çıkmıştır. Bazıları “Lâkin bu bid'at-i hasenedir. Zira âyet-i kerime herkese mendub olan salât ve selâmı çok yapmaya teşvik etmektedir. Bâhusus bugün bu çok lâzımdır.” demişlerdir.

Sual:
Namazdan sonra tesbihatı müezzinin yüksek sesle kumandasında yapmak câiz midir?

Cevap;
Namazdan sonra okunacak âyet, tesbih ve duayı herkes kendisi yapar. Hazret-i Peygamber zamanında böyle yapılmıştır. Allahü teâlâyı sessizce zikretmek âyet-i kerimenin emridir. Ancak müezzin öğretmek maksadıyla yüksek sesle kumanda verebilir. Cemaat öğrendikten sonra böyle yapmaya devam etmek uygun olmaz. Bu hem bid’at olur; hem de o sırada namaz kılanları rahatsız ederek zihinlerini karıştırabilir.

Sual:
Bir kimse, sabah namazı vaktinin, takvimde Güneş yazılan yerde başladığını ve İşrak vaktine kadar kılınabileceğini zannettiği için, sabah namazını yıllardır hep güneş doğar doğmaz kılsa, ne lâzım gelir?

Cevap;
Bu namazlar mekruh vakitte kılındığı için sahih olmaz. Bu sebeple kazâ yerine de geçmez. Bu namazların hepsini kazâ etmek gerekir.

Sual:
Kış günü ikindiyi kılıp akşamı evimde kılarım diye yola çıkan ve yatsıya evine varamayan kimse, akşam namazını nasıl kılar?

Cevap;
Bir yerde durup inip kılamıyorsa, ima ile arabada kılabilir.

Sual:
Esnemek günah mıdır?

Cevap;
Esnemek dinen makbul değildir. Namazda ise mekruhtur. Bu sebeple dişiyle alt dudağını ısırarak mâni olmalıdır. Bunu yapamıyorsa, kıyamda sağ, diğer rüknlerde sol elinin tersiyle ağzını kapatması lâzımdır. Hele esnerken ses çıkarmak daha kerihtir. Hazret-i Peygamber, “Şeytan, sesli esneyen ve geğiren kimseyle eğlenir” buyurmuştur. Peygamberlerin hiç esnemediği hatırlanırsa, esneme geçer.

Sual:
İdrar gibi bir necâset bulaşmış halı, halı yıkama makinesi ile yıkanınca temiz olur mu?

Cevap;
Halının tamamına (altı dahil) su verip emiyorsa, olur. Değilse üstten su döküp altına bir iki damla olsun damlaması gerekir.

Sual:
Necâset bulaşığı olmayan bir elbise ile, olan bir elbise kuru temizlemede beraberce temizlendiğinde, temiz olana necâset bulaşır mı?

Cevap;
Bulaşmaz.

Sual:
Necâset bulaşmış bir elbise, kuru temizlemeye verilse, temiz olur mu?

Cevap;
Necâsetlerin temizlenme usulleri bellidir. Bunlar arasında kuru temizleme bulunmamaktadır. Kan, şarap, idrar bulaşmış elbise, mutlaka su ile temizlenir. Bunun için suyun necâset üzerine dökülüp altına birkaç damla geçmesi yahud bu kısmın suya batırılıp çıkarılarak sıkılması gerekir.

Sual:
Fıkıh kitaplarında “İbadetlerde îsar yapılmaz. Mesela, birinci saftaki yerini başkasına vermez” diyor. Bir ihtiyara veya büyük bir zâta yer versek mekruh mu olur?

Cevap;
Ön saftaki yerini bir başkasına vermek mekruh değildir. Yaş veya ilme hürmet sebebiyle saftaki yerini vermenin mahzuru yoktur.

Sual:
Kırlarda akarsular, ırmaklar üstü açık olarak akıyor. Bu sular içilir mi, böyle sular ile abdest alınır mı?

Cevap;
Deniz, nehir, dere, göl, göze, kaynak suları temizdir. Abdest alınır; çamaşır yıkanır; içilir.

Sual:
Kazâ namazı kılarken kamet getirmeye gerek var mıdır?

Cevap;
Her farz namaz için erkeklerin kamet getirmesi sünnettir. Bozulan namaz vakit içinde iade ediliyorsa kamet gerekmez. Vakit çıktıktan sonra kaza ediliyorsa kamet gerekir. Terki mekruhtur. (İbni Abidin)

Sual:
Kitaplarda ismi geçen bevâsır halkası nedir?

Cevap;
Basur memesi çıkmaması için makada yerleştirilen halkadır.

Sual:
Seferî olmak için niyet etmek gerekir mi? Seferîlik ne zaman başlar?

Cevap;
Kişi, Hanefî mezhebinde üç günlük (104 km) mesafeye gitmeye karar verip bulunduğu şehir/kasaba/köyün kenarından ayrıldığı andan itibaren seferî olur. Gittiği yerde giriş-çıkış günü hariç 15 günden az kalacaksa orada da seferîliği devam eder. Dönüşte de yolda seferî olur. Seferîlik, yalnız seferîliğe niyet etmekle olmaz; bu mesafede yola gitmek için yaşadığı şehrinden kenarından ayrılmakla olur.

Sual:
Kişinin babasının memleketi vatan-ı aslî midir?

Cevap;
Kişinin doğup büyüdüğü, ya da evlendiği veyahud çıkmamak üzere yerleşmeye karar verdiği yer vatan-ı aslîdir. Baba veya dede vatanı, yukarıdaki şartlardan biri yoksa, tek başına vatan-ı aslî sayılmaz. Sefer mesafesi uzakta ise ve 15 günden az kalınacaksa namazlar kısaltılır.

Sual:
İspirto necis midir?

Cevap;
Alkollü içkilerden hamr, yani şarab, üzüm suyunun pişmemişidir. Bu üzüm suyu kabarır, katılaşır ve köpük tutarsa hamr olur. İmameyn’e ve üç mezhebe göre köpük atması şart değildir. Hamr, necâset-i galîza, yani kaba necâsettir. Hamr dışındaki alkollü içkiler içilmesi haram olmakla beraber, bunlardan tıla’ denileni necâset-i galîza, yani kaba necâsettir. Seker ve naki denilen alkollü içkiler için hafif veya galiz necâset oldukları hakkında iki rivâyet vardır. Şarab dışındaki alkollü içkiler hakkında da galîz ve hafif necâset olmak üzere iki rivâyet vardır. Nehr ve Halebî’de hafîf, Kuhistanî’de galîz olmasına meyledilmiştir. Demek ki şarabdan başka alkollü içkiler hakkında umumiyetle tercih edilen, necâset-i galîza, yani kaba necâset olmasıdır.
İspirto, alkollü içkilere hususiyetini veren etil alkoldür. Bunu içmek de haramdır. Nimet-i İslâm’da ispirto ve rakının necâset-i galîza olduğu yazıyor. Gerçekten ispirto ve rakı eğer hamrdan (şarrabdan) imbiklenme yoluyla elde edilmişse ittifakla necâset-i galîzadır. Aksi takdirde, yani hamr dışındaki içkilerden veya şeker kamışı, patates gibi bitkilerden, hatta sentetik olarak elde edilmişse, galîz veya hafife olmak hususunda yukarıdaki iki rivâyet câridir.
İspirto, eğer kolonya, cilde sürülen ilaç, vernik gibi sıvılarda bulunuyorsa, bunlar bir kavle göre hafif necâsettir; bir kavle göre temiz şeyle karıştırıldığı ve ihtiyaç için kullanıldığı için temizdir.

Sual:
Tesbih namazı cemaatle kılınabilir mi?

Cevap;
Cemaate haber vermeden birkaç kişi ile kılınabilir. Bu takdirde farz gibi kılınır. Yani gündüz değilse kıraat yüksek sesle yapılır. (İbni Abidin-Âdâbü’s-Salât, Kıraat faslı)

Sual:
Namaz, imamın selamı ile mi, yoksa son teşehhüdde tehiyyat okuyacak kadar bekledikten sonra mı biter?

Cevap;
Namaz, selâmdan sonra konuşmak, yemek, yürümek gibi namaza muhalif bir şey yapınca biter. İmam tehiyyatı okuduktan sonra namaz veya abdesti kasdden bozarsa, namaz tamamdır. Yani farz borcu düşer. Ama selâm vâcib olduğu için namaz bozulmuşsa namazı iade etmek vâcibdir. Abdest bozulmuşsa hemen abdest alıp geri kalanı tamamlamak, yani selâm vermek vâcibdir. Namazı bozan şey, kasdı olmayarak, yani semâvî bir sebeple olmuşsa, bu takdirde birkaç meselede namaz bozulur. Meselâ teyemmümle namaz kılan, su görürse, çıplak kimse elbise bulursa; câriye namazda azatlanıp hemen başını örtmezse; sahib-i tertib, kılmadığı namazı hatırlarsa; sabah namazında güneş doğarsa, bu ve benzeri hallerde namaz bozulur. Bazılarında nâfileye dönüşür. (İbni Abidin-İstihlâf bahsi)

Sual:
Senelerce kazâ namazı borcu olan kimse ölürse cezâsını çeker mi?

Cevap;
Nafaka ve istirahat dışındaki zamanlarında hep kazâ kılmışsa, bunları bitirmeden ölse bile mazurdur.

Sual:
Talebenin kaldığı talebe yurdu vatan-i aslî sayılır mı?

Cevap;
Vatan-ı aslî bir daha çıkmamak niyetiyle yerleşilen yerdir. Talebe anne babasının nafakasıyla geçinir. Bu sebeple niyeti muteber değildir. Doğup büyüdüğü yer vatan-ı aslîsidir. Yurdun olduğu yer vatan-ı ikamettir. Vatan-ı aslîye gidip, tekrar bir-iki günlüğüne buraya gelirse seferî sayılır.

Sual:
Namazların ikinci rek’atinde birinciden üç âyet fazla okumak mekruh olarak bildirilmektedir. Sûrelerin âyet sayısına nazaran uzunlukları farklı olmaktadır. Şu halde bunun ölçüsü nedir?

Cevap;
Bütün namazlarda ikinci rekati birinci rekatten üç ve daha ziyade âyetle uzatmak tenzihen mekruhtur. Nas olan yerde kerahet yoktur. Nitekim Resûlullah aleyhisselâm, Cuma ve bayram namazının ilk rek’atinde A’lâ ve ikinci rek’atinde de Gâşiye sûresini okumuştur ki, ikincisi birincisinden yedi âyet daha uzundur. Bu uzunluk eğer sûreler kısa ise âyet sayısı ile, uzun ise harf ve kelime sayısı ile ölçülür. Âyetler uzunluk ve kısalık bakımından birbirine yakın ise, sayı; değilse harfler nazara alınır. Meselâ sabah namazının ilk rek’atinde yirmi uzun, ikinci rek’atinde yirmi kısa âyet okur da, bu kısa âyetlerin harfleri, birincidekilerin yarısı kadar olursa sünnet yerini bulur. Aksi takdirde mekruh olur. Âyetelkürsî, müdâyene âyeti gibi uzun tek âyetler, birkaç âyetten müteşekkil kısa surelerden evvel okunabilir. (İbni Abidin-Âdâbü's-Salât)

Sual:
Vitrin üçüncü rek’atinde okunan sûrenin, ilk iki rek’atte okunan sûrelerden Mushaf sırasına göre yukarıda olması zarar verir mi?

Cevap;
Namazda zammî sûreleri mushaftaki sıraya göre okumak sünnet, hilâfına davranmak mekruhtur. Nâfilelerin her iki her’ati müstakil bir namaz sayıldığı için, üçüncü ve dördüncü rek’atlerde okunan surelerin, ilk iki rek’attekilerden yukarıda olması zarar vermez. Vitir de kıraat bakımından nâfile gibidir. (Nimet-i İslâm, Namazın Mekruhları)

Sual:
Namazda takke takmak, sarık sarmak yerine geçer mi?

Cevap;

Namazlarda erkeklerin takke takması sünnet, terki mekruhtur. Sarık sarmak ise müstehabdır. Hadis-i şerifte “Sarık ile kılınan namaz, sarıksız kılınan namazdan yetmiş kat daha sevabdır” buyurulmuştur. Sarık sarma imkânı varken sarmazsa, müstehabdan mahrum kalır. Fitne çıkmaması için evde kılarken sarılabilir. Dışarıda özür sebebiyle saramazsa, takke sarık yerine geçer (Buğyetü'l-Müsterşidîn). Sarığın şekli hakkında çeşitli rivayetler vardır. Beyaz, yeşil veya siyah olması müstehabdır. Bir buçuk metre uzunluğunda bir karış eninde beyaz bir tülbend bezi sarık olabilir. Ayakta, kıbleye karşı, sağdan sola doğru sarmak, sararken salavat getirmek, omuzların arasına bir karış ucunu sarkıtmak edebdendir. Takkenin ve kefiye gibi bir örtünün üzerine sarılır. Açık başa sarık sarıp, başın üstünü açık bırakmak mekruhtur. Tevsîm, yani sarığın ucunu arkadan iki kürek kemiğinin arasına sarkıtmak da müstehabdır. Bunun ölçüsü ve şekli hakkında ulemâ farklı bildirdi. İki buçuk karış olması meşhurdur. Âlimler uzun, avam daha kısa uzatır denilmiştir. Hazret-i Peygamber’in tevsîm yapmadan sarık sardığı da nakledilmiştir. (Berika-Hayâ bahsi)



Sual:
Babası tarafından zorla câmiye götürülen ve abdestsiz olarak namaz kılan bir genç, ne yapar?

Cevap;
Abdest namazın şartıdır. Bilerek veya hakaret ya da alay kadıyla abdestsiz namaz kılmak küfrdür. Böyle olmazsa kasıt varsa, günahtır. Tevbe ve kazâ gerekir. Kasıt yoksa, unutarak veya hata ile kılmışsa bir şey lâzım gelmez.

Sual:
Sakal kazımak mekruh ya da haram ise, devamlı sakal kazıyan hocaların arkasında namaz kılmak câiz olur mu?

Cevap;
Sakal kazımak haram değildir. Özürsüz kazımak mekruhtur. Özürle kazımak mekruh değildir. Özürle sakal kazıyan fasık olmaz. Özürle kazıdığına hüsün zan ederiz. Özürsüz kazısa bile fâsık olmaz. Çünki mekruh işleyene fâsık denemez. Fâsık, alenî büyük günah işleyen veya küçük günaha devam eden kimse demektir.

Sual:
Vitr namazı cehrî kıraat ile kılınır mı?

Cevap;
Sabah, akşam ve yatsı namazları ile vitr namazı cemaat ile kılınırken cehrî kıraat ile kılmak vâcibdir. Bunlar yalnız kılınırken cehrî kıraat ile kılınabilir. Sabah, akşam ve yatsı namazı gündüz cemaatle kazâ edilirken cehrî kıraat edilir. Gece kılınan nâfile namazlar da cehrî kıraat ile kılınabilir.

Sual:
Kazâ namazı borçlarının hepsini bitiren tertip sahibi olur mu?

Cevap;
Evet.

Sual:
Namaz abdesti alan bir kadının saçını yabancı bir erkek görürse, abdest bozulur mu?

Cevap;
Avret yerinin açılması veya bunu yabancı birinin görmesi hiç bir zaman abdesti bozmaz

Sual:
Namazda huşû nasıl elde edilir?

Cevap;
Namazın farz, vâcib ve sünnetlerini iyice öğrenip tatbik etmeye çalışmak; ayrıca evliyâ hayatlarını okumak huşu hâsıl eder.

Sual:
Fıkıh kitaplarında bir mesele için esahh kavil, zayıf kavil vs bildiriliyor. Bunlardan dilediğine uymak kâfi midir? Mesela vitr namazı İmam Ebû Hanife’ye göre vacib, İmameyn’e göre sünnet olduğundan, bir Hanefî, vitre sünnet denilen kavle göre kılmadan yatabilir mi? 

Cevap;
 Her mezhebde bir mesele hakkında birden fazla kavil, yani mezheb âlimlerinin icithadı olabilir. Bunları sonra gelen ve tercih ehli denilen âlimler, delâletine, sübûtuna veya örf ve zarurete göre tahlil eder. Kuvvetli gördüğü bir tanesini tercih edip bununla fetva verir. Bu kaville amel etmek avama lâzımdır. Bazen birden fazlasıyla fetvâ verilmiş olabilir. Sonra gelen âlimler de bunlardan birini seçer. Bu esah kavil olur. Bir meseledeki kaviller arasında tercih yapılıp biriyle fetvâ verilmemişse, kişi muhayyerdir. Bunlardan biriyle amel eder. Hanefî mezhebinde bu halde ibadetlerde İmam Ebu Hanife kavliyle amel olunur. Muamelatta ise İmameyn kavliyle amel olunur.

Sual:
Mâlikîde toprak veya toprak cinsi olmayan zeminde namaz kılmak tahrimen mekruh deniyor. Türkiye’de yaşayan bir Mâlikî nasıl mekruhdan kurtulur?

Cevap;
Bunun tahrimen mekruh olduğunu işitmedim. Sünnettir. Hasıra, pamuklu dokuma seccadeye veya tahtaya, taşa secde etmek bu işi görür. Hanefî mezhebinde de müstehabdır. Caferîlere göre vâcibdir.

Sual:
Bir kimse sünnet namazların yerine yalnızca kazâya niyet etse, sünnet sevabına da kavuşamaz mı?

Cevap;
Bu kimsenin kazâsı yoksa, bu kıldığı namaz nâfile olur. Ama revâtibe ayrıca niyet etmek gerekir. Yani vaktin ilk veya son sünnetine ayrıca niyet etmelidir. Etmemişse, sadece nâfile namaz sevabı alır. Kazâsı varsa, kazâ diye niyet etse kâfidir. Sünnete de niyet etmesi iyi olur.

Sual:
Cemaatle namaza başlarken, tahrime tekbirini imamdan evvel söylemek namaza girmeye mâni midir?

Cevap;
Allah kelimesini imamdan evvel söylerse veya imamla birlikte Allah der, ekberi daha önce söylerse esah kavle göre namaz sahih değildir. İmam, ekber sözünü bitirmeden ekber demeyi bitirirse namaza girmesi câiz olmaz. Çünki tahrime farzı, Allahü ekber sözünün tamamıyla yerine gelir. (Halebî-i Sagîr, s. 166)

Sual:
Dürr-i Yektâ adlı fıkıh kitabında diyor ki, “Tarikat şeyhi olduğunu söyleyen bazı mülhid ve zındıklar, câhil müslümanlara, (Sana namazı bağışladım. Artık kılma) yahud (Allahın ve Peygamberin emr ettiği namaz, herkesin yaptığı, yatıp kalkmak ve belli şeyleri okumak değildir. Allahın ismini zikr etmek ve Onun büyüklüğünü düşünmek demektir) derse, namazı inkâr ve müslümanları ifsâd etmiş olur. Mahkeme kararı ile katli lâzım olur. Tutuldukdan sonra yaptığı tevbesi kabul olmaz.” Her günahın tevbesi kabul olunduğuna, mürted de tevbe ettiği zaman tekrar Müslüman sayıldığına göre, bu ifadeyi nasıl anlamak gerekir?

Cevap;
İşlenen her günah, usulüne ve şartlarına uygun yapılan tevbe ile affolunur. Bu aynı zamanda bir suç ise, tevbe, cezayı düşürmez. Ancak irtidad suçunda, mürtede tevbe teklif edilir. Kabul ederse, ceza düşer. Bu üç defaya kadar böyle devam eder. Sonra artık tevbesi kabul edilmez. Dürr-i Yektâ’daki ifadeye göre, “Müteşeyyih, telbîs edip, namaz ile vücud bulacak şeyleri namazı inkâra vesile kılarak müslümanların akaidini ifsâda say eylediği şer’an sâbit olsa, veliyyülemrin (hükümdarın) emri ile katli lâzımdır. Ve bu hal üzere olduğu bilinip, tutulduktan sonra tevbesine itimad olunmadığından tevbesi dahi kabul olunmaz. Ama bu kötü halinden tevbe ve rücuundan sonra tutulsa, katl olunmaz.” diyor (s. 38). Tutulmak, mahkeme huzuruna çıkarmak demektir. Tevbesi, Allah katında makbul olsa bile, işlediği suçun cezasını görür. Buradaki ceza, günahın değil, suçun karşılığıdır.

Sual:
Cenâzenin başında kendisini öven sözler söylemek, dua etmek ve tabut taşınırken tekbir getirmek câiz midir?

Cevap;

Zamanımızda bazı cenâzelerde, cenâze namazı kıldırıldıktan sonra imam veya bir başkasının ölüyü öven sözler söylemesi; sonra dua yapılması; tabut taşınırken de yüksek sesle tekbir alınması âdet olmuştur.
Hindiyye’de der ki: Cenâze namazı kılındıktan sonra tabutun yanında ayakta dua etmek mekruhtur. Nitekim Zübdetü’l-Makâmât’ta İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin cenâze namazı kılındıktan sonra durup duâ yapılmadan hemen mezarlığa götürüldüğü yazıyor.
Tabut başında veya kabir yanında nutuk söylemek gayrımüslim âdetidir. Böyle nutuk söylemek, ölüyü kendinde bulunmayan şeylerle övmek câiz değildir. Kendinde bulunan sıfatlar ile de övmekte fayda ve lüzûm yok ise de mekruh olmaz (Hindiyye). Sadece cenâze namazı kılınmadan evvel veya sonra cemaate ölüye olan haklarını helâl etmelerini telkin etmek ve ölüyü nasıl bilirdiniz diye sorarak tezkiye yaptırmak iyidir.
İbni Âbidin der ki: Cenaze kaldırılırken seslerin yükseltilmesi mekruhtur. Bu sözle cenâzenin üzerinde yüksek sesle ağlamak kasdedilmiş olması muhtemeldir. Veya halk namaza durduktan sonra ölüye yapılan duada sesin yükseltilmesi de kasdedilmiş olabilir. Câhiliyet âdetinde olduğu gibi, ölüyü muhal şeylerle övmek de kasdedilmiş olabilir. Ölünün üzerine sena etmenin, onu vâki şeylerle övmenin esası ise mekruh değildir. Nitekim orada hazır bulunanları rikkate getirip, kalblerini yumuşatıp haklarını helal etmelerine sebep olabilir. Sahih-i Müslim’de geçen bir hadîs-i şerifte  “Hasta veya ölünün yanında hazır olduğunuzda, hayır söyleyin. Zira sizin söylediklerinize melekler âmin derler” buyuruldu.
Ölüyü defnettikten sonra, birkaç dakika etrafında oturup veya çömelip, Bakara sûresinin başını ve sonunu okumak, meyyit için dua ve istigfar etmek müstehabdır. Papazlar, kabrin yanında ayakta durup okumaktadır. İbâdette gayrımüslimlere benzememek için ayakta değil, çömelip okumak gerekir. Cenâze sırasında, defin ile meşgul olmayanların da ayakta durmayıp, oturması gerekir. Kabrin yanında nutuk söylemek gayrımüslimlerin âdetidir. Defnettikten sonra birkaç dakika etrafında oturup veya çömelip, Bakara sûresinin başını ve sonunu okumak, meyyit için dua ve istigfâr etmek müstehabdır.
Cenâze sessiz götürülür. Yüksek sesle tekbîr, tehlîl, ilâhîler okumak bid’attir (Halebî, Merâkı’l-Felâh, Ni’met-i İslâm, Şir’atül-İslâm).
Ölü için sessizce ağlamak câizdir. Yüksek sesle ağlamak, mâtem tutmak, siyah elbise giymek, siyah perdeler, rozetler, işaretler asmak, mâtem işaretleri, resmini taşımak, bando çalmak câiz değildir (Hazânetü’r-Rivâyât). İbni Mâce’nin bildirdiği hadîs-i şerîfte, “Cenâzeyi yüksek sesle ve ateş, ışık ve başka şeyler taşıyarak götürmeyiniz!” buyuruldu.  Siyah elbise giyinmek sünnettir. Başka zaman siyah giyinmeyip, yalnızca ölüye mâtem saikiyle siyah giyinmenin câiz olmadığı buradan anlaşılmaktadır. Ancak kocası ölen kadının ıddet zamanı olan dört ay on gün için mâtem tutması sünnettir. Bu zamanda mücevher takmaz, süslenmez. İbni Abidin, kocası ölmüş kadının bu zaman zarfında siyah elbise giymesinin dört mezhebde de câiz olduğunu söylemektedir.



Sual:
Ezan okurken müezzin ellerini nerede tutar?

Cevap;

Ezan okurken, müezzinin parmaklarını kulak deliklerine koyması mendubdur. Zira Hazret-i Peygamber, Bilâl’e “Parmaklarını kulaklarına koy! Çünkü bu sesini daha yükseltir” buyurmuştur. Ellerini kulaklarına koyarsa daha iyi eder. Zira Ebu Mahzûre, dört parmağını bir araya toplayarak kulaklarına koymuştur. İmam A'zam'dan rivayet olunduğuna göre bunu yalnız bir eli ile yapması da aynı hükümdedir (İbni Abidin).



Sual:
Namaz içindeki düşünce sehv secdesini gerektirir mi?

Cevap;

Namaz içindeki dünyevî düşünceler, eğer bir rüknün veya vâcibin tehirine sebep olmamışsa, sehv secdesini gerektirmez. Eğer bir rükn mikdarı geciktirmişse, yani kıraati bırakıp düşünceye dalmışsa ve bu bir rükn mikdarı, yani üç defa subhânallah diyecek kadar sürmüşse, sehv secdesi gerekir. Eğer bu düşünce dünyevî değil de, kaçıncı rek’atte olduğu gibi bir hususa dair şüphe ise ve bu şüphe hemen karara bağlanamayıp bir rükn mikdarı devam etmişse, bu esnada fazladan (yani vâcib veya sünnet mikdarından fazla olmak üzere) kıraat veya tesbih ile meşgul olsa bile secde-i sehv gerekir. Bazılarına göre eğer bu düşünme sırasında kıraat veya tesbih ile meşgul ise gerekmez. Fakat esah kavil ötekidir. (İbni Abidin).



Sual:
1433/2012 senesi kurban bayramını Türkiye Perşembe, Suudi Arabistan ise Cuma günü yapmaktadır. Hangisine itibar etmek gerekiyor?

Cevap;
15 Ekim 2012 Pazartesi günü Greenwich saatiyle 12:03'de ictimâ, 16 Ekim 2012 Salı günü Greenwich saatiyle 01:20'de rü’yet vâki olacaktır ve hilal ilk defa Güney Amerika'nın güneydoğu sahillerinden itibaren görülmeye başlayacaktır.
İctimâ günü olan 15 Ekim 2012 Pazartesi günü ay güneşten Ankara’da 15 dakika, Mekke'de ise 8 dakika önce batmaktadır. Güneş battığı anda hilal Ankara'da 2° 30', Mekke'de ise 1° 41' ufkun altında bulunduğundan hilâl görülemeyecektedir.
Rü'yet ve Zilhicce ayının birinci günü olan 16 Ekim 2012 Salı günü ay güneşten; Ankara'da 29 dakika sonra Mekke'de ise 43 dakika sonra batmakta ve güneş battığı anda hilâl Ankara' da 4° 16', Mekke' de ise 8° 27' ufkun üstünde bulunmaktadır. Bu sebeple Ankara'dan hilâl görülemezken, Mekke'den hilâl görülebilecektir. Dolayısıyla 10 Zilhicce 1433 günü olan 25 Ekim 2012 Perşembe, takvim hesabına göre Kurban Bayramı'nın birinci günüdür.
Ramazan hilâli dünyanın bir yerinde görülürse, Hanefî mezhebine göre diğer beldelerde de Ramazan başlar. Bir başka deyişle ihtilâf-ı metâli’e itibar olunmaz. Şâfiî’de ihtilâf-ı metâli’e, yani hilâlin her beldede görülmesine itibar edilir. Zilhicce ayı bunun hilâfınadır. Zilhicce hilâlinin bir yerde görülmesi ile dünyanın her yerinde bayram başlamaz. O beldede hilâlin şer’en görülmesi, hiç değilse görülebilir olması lâzımdır. Bunun ne zaman olduğu da hesapla bilinebilir. Bu bir fıkıh kâidesidir. Dört mezhebde de böyledir. Suudi Arabistan’da bayram Cuma günüdür. Hilâl 16 Ekim Salı’yı Çarşamba’ya bağlayan gece dünyadan gözükmekle ise de, Mekke’de gözükmediği için ertesi gün tekrar gözetlenmesi gerekmez ve Zilka’de ayı otuz güne tamamlanır ve Zilhicce’nin ilk günü Mekke için Çarşamba olur. Bayram da Cuma günüdür. Türkiye’de de vaziyet Mekke gibidir. Kurbanları ihtiyaten ikinci gün kesmek iyi olur. Bayram namazı mutlaka cemaatle kılındığı için herkesle beraber kılmak gerekir. Teşrik tekbirlerine de Çarşamba başlanıp Pazar bitirilir. Pazartesi de söylemeye lüzum yoktur. Fitneye sebebiyet verebilir. 

Sual:
Seferîlik bakımından kaç çeşit vatan vardır?

Cevap;

Üç çeşit vatan vardır:

1-Vatan-ı aslî, insanın doğup büyüdüğü veya evlendiği (zevcesiyle beraber yaşadığı) veya başka yere yerleşmemek, orada hep kalmak niyeti ile yerleştiği yerdir. Zevcesi ölse veya boşansa, burada yaşamaya devam ediyorsa, orası yine vatan-ı aslîdir. Buradan ayrılıp bekâr olarak başka yere yerleşir veya bir yerde evlenirse burası yeni vatan-ı aslîsi olur. Çocuğun anne ve babası başka yere taşınırsa, çocuğun vatan-ı aslîsi burası olur. Bulûğa ermiş çocuğun, anne ve babasıyla yaşadığı yer vatan-ı aslîsidir. Bulûğa ermiş çocuk, maişetini kendi kazanıyorsa bir başka yere yerleşirse veya bir başka yerde evlenirse burası vatan-ı aslîsi olur. Vatan-ı aslîsi olmayan kimse yoktur. Bir kimse, vatan-ı aslîsine girince, on beş günden az bile kalacak olsa mukîm sayılır. Vatan-ı aslî, başka bir vatan-ı aslî ile bozulur. Sefere çıkmakla bozulmaz. Farklı yerlerde birden çok zevcesi olan kimse için bu şehirlerin hepsi vatan-ı aslî sayılır. Sene içinde zevcesiyle farklı evlerde (sayfiye vs) oturuyorsa, ekseriyetle oturduğu yere bakılır.

Vatan-ı aslîye sebebiyet veren evlenme (tezevvüc), nikâhlanma veya zifafa girmek demek değildir. Kaynaklarda zifaf veya nikâhtan değil, tezevvücden bahis olunmaktadır. Bu da evli olmak, zevcesiyle beraber yaşamak demektir. Zira zifaf evlilik için şart olmadığı gibi, her evlilik hastalık, iktidarsızlık, çocukluk gibi zifaf ile neticelenmeyebilir. Meselâ fıkıh kitaplarında “Zevcesini bir yerde yerleştirip, sonra kendisi başka yere yerleşse, ikisi de vatan-ı aslî olur” diyor. Bu meselede zifaf veya nikâh yeri hiç mevzubahis değildir. Bir kimse, balayı için gittiği yerde nikâh kıysa veya zifafa girse, belki bir daha hiç uğramayayacağı bir yeri vatan-ı aslî saymak, şeriatın maksatlarına aykırıdır.

2-Vatan-ı ikâmet, geçici vatandır. Giriş ve çıkış günlerinden başka Hanefî’de onbeş, Mâlikî ve Şâfi’î’de dört gün veya çok devamlı kalıp, sonra çıkmaya niyet edilen yerdir. Bir yere on beş gün kalmak niyetiyle gidip, bu müddet içinde buradan sefer mesafesi uzaklıkta veya daha yakın başka yerde gece kalmaya ve tekrar buraya dönmeye niyet edilirse, burası vatan-ı ikamet olmaz. Meselâ 15 günlüğüne hac niyetiyle Mekke’ye giden kimse, bu onbeş içinde hep Mekke’de kalmayacağı, Mina’da birkaç gece kalacağı için Mekke vatan-ı ikamet olmaz. Burada seferîdir, mukim değildir. Geceleri burada, gündüzleri başka yerde kalmağa niyet ederse, burası vatan-ı ikâmet olur. Okumak için veya vazife yapmak için bir yerde senelerce kalıp muayyen zaman sonra çıkmaya niyet ederse burası vatan-ı ikâmet olur. Burada çıkmamak niyeti ile yerleşseydi veya zevcesiyle beraber devamlı otursaydı, vatan-ı aslî olurdu.

Vatan-ı ikâmet üç şeyle bozulur: Birincisi, başka bir vatan-ı ikâmete gidince, sefer niyeti ile çıkmamış olsa ve aralarındaki uzaklık üç günlük yoldan az olsa bile, önceki vatan-ı ikâmet bozulur. Yani bir günlük mesafedeki bir başka şehirde on beş günden fazla kalmak niyeti ile giderse, vatan-ı ikamet bozulur. İkincisi, vatan-ı aslîye gidince bozulur. Üçüncüsü sefere (üç günlük yola) niyet ederek çıkarsa bozulur. Vatan-ı ikâmetten sefer niyetiyle bile çıkıp, sefer mesafesi gitmeden herhangi bir sebeple vatan-ı ikâmete uğrarsa, burada mukîm sayılır. Çünki sefer mesafesi gitmeden vatan-ı ikamet bozulmaz.

Bir kimse niyetsiz olarak sefer mesafesi bir yere giderse veya bugün çıkarım yarın çıkarım diye senelerce otursa burada mukîm olmaz. Şâfiî’de bir yerdeki işinin dört günden önce bitmeyeceğini bilirse, niyet etmese de, oraya girince mukîm olur. Müddetini iyi bilmezse, onsekiz gün sonra mukîm olur.

3-Vatan-ı süknâ (vatan-ı sefer), onbeş günden az kalmak için niyet edilen yahud yarın çıkarım diyerek senelerle oturulan yerdir. Vatan-ı aslî veya vatan-ı ikametten sefer mesafesi gittikten sonra varılan vatan-ı süknâda dört rek’atli farzlar hep iki rek’at kılınır. Sefer mesafesi gidilmemişse, burada mukîm olur. Bir köye veya şehre gelince, on gün kalmağa niyet edip, on gün sonra, bir hafta daha kalmaya niyet ederse mukîm olmaz. Vatan-ı süknânın bozulması vatan-ı ikâmet gibidir. Vatan-ı süknâda bulunmak, vatan-ı ikâmeti bozmaz. (Mevkufat, s. 118).



Sual:
Babam ve annem Rize’de evlenmişler. Ben orada dünyaya gelmişim. Sonra ailem ticaret sebebiyle Trabzon’a yerleşti. Vatan-ı aslîm neresidir?

Cevap;
Trabzon’dur. Buluğa ermeyen çocuk, seferîlik hususunda anne ve babasına tâbidir.

Sual:
Hanefi mezhebinde vakit çıkmadan tekbir alan namazı vaktinde kılmış oluyor. İkindi namazının kılarken tekbir alınsa daha sonra kerahat vakti girse, namaz yine kerahate kalmış olur mu?

Cevap;
Namaz vakitlerinin giriş ve çıkışında bu kadar dakik olmak mümkün değildir. Namazda iken kerahat vakti başlarsa namaz mekruh olur.

Sual:
Namazda abdesti secdede bozulan kişi namazdan çıkmak için selâm verir mi? Abdesti tekrar aldıktan sonra kaldığı yerden namaza iftitah tekbiriyle mi başlar?

Cevap;
Selâm vermez. Abdesti bozulan, namazdan çıkmış olmaz. Gidip hemen abdest alır, namazını kaldığı yerden tamamlar. Tekbir de almaz.

Sual:
Makat etrafındaki kılları gidermek câiz midir?

Cevap;
Kasık kıllarını 15 günde bir temizlemek sünnet, kırk günden sonraya bırakmak tahrimen mekruhtur. Dübürdeki, yani makat etrafındaki kılları gidermek ise müstehabdır.

Sual:
Cemaat ile namazdan sonra müezzinin yüksek sesle tesbihat yaptırması uygun mudur?

Cevap;
Cemaatle namaz kılındıktan sonra herkesin âyetülkürsî ve tesbihleri kendisinin yapması sünnete uygundur. Müezzinin yüksek sesle yaptırması ancak cemaat tesbihleri bilmiyorsa câiz, aksi takdirde bid’attir. Alâ resûlinâ salavat, ardından subhanallahi velhamdülillahi velâ ilahe illallahü vallahü ekber demek; tesbihin her 33 devrinin başında zülcelâli, zülkemâli, zülkudreti demek bid’attir. Farzdan hemen sonra salaten tüncinâ okumak da böyledir. Müezzinlik, ezan ve ikamet okumak demektir ki sevabı çoktur.

Sual:
Esnafım. Beş vakit namazın farzlarını câmide eda ettikten sonra sünnetlerini ve tesbihatlarını bir saat sonra kılıp yapsam olur mu?

Cevap;
Olur ise de, ancak nâfile sevabı alınır. Çünki bunların mahalli, farzın hemen önü veya ardıdır.

Sual:
Mest üzerine ikinci bir ayakkabı giyip, henüz abdest bozulmadan, dıştaki ayakkabı çıksa, mest bozulur mu?

Cevap;
Abdest bozulmaz. Üstteki mest hükmünde ise ve abdest bozulup buna meshedilmişse, bu çıkınca abdest bozulur.

Sual:
Bir kimsenin, mestleri üzerine giydigi çizme, bot genis olsa da o kimse, elini çizmenin içine sokarak, mestlerinin üzerine meshetse bu caiz olur mu?

Cevap;
Evet. Ama sünnete uygun mesh yapamaz.

Sual:
Mest üzerine meshederken, niyet etmek şart mıdır?

Cevap;
Hayır. Şarttır diyen kavil zayıftır.

Sual:
Ayağına giydiği mesti bol olan bir kimsenin ayağı, mestin içinde kaldırınca, topuk yerinden çıksa; fakat ayağı basınca ayak topuğu yerine dönse, bu halde, o mestin üzerine meshetmek câiz olur mu?

Cevap;
Ayağın ekserisinin konçtan çıkması, meshi bozar.

Sual:
Ayağın üç parmağı sığacak kadar yırtığı bulunan bir mest üzerine mesh etmek câiz olmadığına göre, burada ayak parmağının ölçüsü nedir?

Cevap;
Ayak parmağının küçüğü ile hesaplanır. Ama meselâ baş ve yanındaki parmak görünse, hesapça üç parmak olduğu halde meshe zarar vermez. (Ni’met-i İslâm)

Sual:
Yırtık, sökük mestin boğaz kısmında bulunursa, meshin cevazına mâni olur mu?

Cevap;
Yırtık, üç küçük parmak gözükecek kadar büyük olup, mestin topuk kemiğinden aşağıda olursa meshe mâni olur.

Sual:
Dışı açılmış olan mestin, iç kısmında dikilmiş deri veya bez astar bulunsa, bu şekildeki yırtık meshe mâni olur mu?

Cevap;
Mestin içinde deriden veya bezden dikişli astarı bulunursa yüz kısmındaki yırtık meshe mâni olmaz.

Sual:
Bir kimse, abdestli iken mestini çıkardığı zaman, yeniden abdest alması gerekir mi? Bunun için mesh müddeti nazara alınır mı?

Cevap;
Mesh bozulmaz. Bu kimsenin, sadece ayaklarını yıkaması kâfidir. Bunun mesh müddeti ile alâkası yoktur. Yani, mesh müddetinin sonuna az kala çıkarsa, ayaklarını yıkaması mesh müddeti dolduktan sonra olsa câizdir.

Sual:
Mestlerini çıkardığı zaman, ayaklarının soğuktan donacağından veya hasta olacağından yahud hastalığının artmasından korkan bir kimse, mesh müddetine riayet edecek midir?

Cevap;
Bu korku bitene kadar mest müddeti uzar (Ni’met-i İslâm). Bu takdirde abdest alırken mestin tamamına mesheder. Zira sargı hükmüne geçer. Dilerse mesh müddeti hiç aramayan Mâlikî mezhebini taklid eder.

Sual:
Bir kimse ölünceye kadar yaşamak niyet ettiği bir yerde ev yaptırmaya başlasa, bu yer artık vatan-i aslîsi midir, yoksa oraya yerleşmesi mi gerekir?

Cevap;
Bir kimsenin hanımıyla devamlı olarak yaşadığı yer vatan-ı aslîsidir.

Sual:
Ayağım topuk kemiğinden kesik olduğu için protez kullanıyorum. Protezi giyip çıkarmam zordur. Protezin üzerinden mesh etmek için bu özür olur mu?

Cevap;
Evet. Cebire (sargı) hükmündedir.

Sual:
Ayak parmaklarından ne kadarı yaradılışta mevcut olmalı ki mesh yerinden farz olan miktar tahakkuk etsin?

Cevap;
Mestin sıhhati için her ayakta, ön taraftan, elin en küçük parmağı ile en az üç parmak mikdarı yerin yaradılıştan mevcut olması lazımdır. Ayağının ön tarafı bulunmayan kimse, her ne kadar, ökçe tarafı bulunsa da, meste mesh edemez; ayağını yıkaması lâzım gelir (Nimet-i İslam).

Sual:
Bir ilmihalde şöyle diyor: “Mâlikîde mest üzerine mesh müddeti sonsuzdur. Mest üzerine, birinci abdest bozulmadan önce, ikinci bir mest, çizme, plâstik, naylon, lâstik ayakkabı giyse, dıştaki su geçirmezse, bunun üzerine mesh edebilir. Suyu çok geçirirse yine edebilir. Çünki, içteki ıslanarak, içtekine mesh etmiş olur”. Bundan Mâlikî mezhebinde deri mest üzerine giyilen ve deri olmayan bir mest üzerine mesh edileceği mânâsı çıkmıyor mu?

Cevap;
Bahsettiğiniz ifadedeki ilk cümle Mâlikî mezhebinin hükmünü; sonrakiler Hanefî hükmünü bildiriyor. Mâlikî mezhebinde mestin deri ve dikişli olması şarttır. Böyle mestin üzerine giyilen ikinci mest de deri ve dikişli olacaktır. Mâlikîde derinin üzerine giyilen deriden başka su geçirmez ayakkabı üzerine mest sahih olmaz.

Sual:
Ayaklarımdan birisi bir hastalık sebebiyle sargıda. Sargılı olan ayağımı sargı üzerinden mesh ettim. Sağlam olan ayağımı yıkadım. Bundan sonra da her iki ayağıma mestlerimi giydim. Abdestim bozulunca mestlerime mesh etmem caiz olur mu?

Cevap;
Bir kimsenin, ayaklarının birinde cerahat (yara) olsa da, onu yıkamaya ve meshetmeye gücü yetmese, bu kimsenin diğer ayağına meshetmesi caizdir (Hindiyye).

Sual:
Bir ilmihalde “Ezanın ayakta okunması tevâtür ile anlaşılmıştır” deniyor. Tevâtür ne demektir?

Cevap;
Tevâtür, her asırda yalan üzere ittifakları mümkün olmayan bir topluluk tarafından nakledilmek demektir. Meselâ İngiltere’nin başşehri Londra’dır. Bu, tevâtür ile sâbittir. Bunun için gidip bakmak gerekmez. Tevâtür, dinde de bir delildir. Kur’an-ı kerim tevâtür ile nakledilmiştir. Mütevâtir denilen ve inkârı küfr olan hadîs-i şerifler de böyledir. Mütevâtir, tevâtür ile bildirilen demektir.

Sual:
İlk minare yapılırken sabah ezanından önce salât verdirilmesinin sebebi nedir?

Cevap;
Sabah namazına hazırlanmayı temin için veya Mısır Vâlisinin tam sabah ezanı vakti kilise çanlarının kasıtlı olarak uzun müddet çalmasına misilleme olarak verdirildiği söylenir.

Sual:
Ezan okurken parmakları kulaklara koymakla elleri koymak arasında bir fark var mıdır?

Cevap;
Sesi yükseltmeye yardımcı olacağı için müstehabdır. Parmakları veya elleri veya tek eli kulaklara koymak câizdir. Elleri kulaklara koyuş hakkındaki rivayetler değişiktir. Ebû Mahzure, dört parmağını büzer, başparmağını kulağının arkasına gelecek şekilde koyardı.

Sual:
Birinci rek’atte Nas suresinin ilk 3 ayeti, ikinci rek’atte de son 3 âyeti okunsa câiz olur mu?

Cevap;
Câiz ise de kısa sureleri tek başına okumak efdaldir. Ancak zaten Nas suresinden sonra sure olmadığı için geriden okuması gerekecektir. Bu ise mekruhtur. Şu halde en uygunu Nas suresini ikiye bölerek okumaktır.

Sual:
Uyuyan birini namaza kaldırmamak günah mıdır?

Cevap;
Kaldırmaya söz vermişse veya ücretli çalışıyorsa vâcib, değilse müstehabdır.

Sual:
Bir kimsenin evlendiği yer vatan-ı aslî olmaktadır. Burada evlenmekten kasıt, nikâh akdi midir, zifaf mıdır?

Cevap;

Ne akid, ne zifaftır. Kişinin zevcesiyle beraber yaşadığı yerdir. Bir başka deyişle ikametgâhıdır. Fıkıh kitaplarında evlendiği yerdir ibaresindeki “evlenmek” kelimesi için “tezevvüc” veya “teehhül” deniyor. Nikâh veya zifaf kullanılmıyor. Bu iki kelime “evli bulunmak”, “zevcesi olmak” ma’nâsına gelir. Nikâh mektup, vekil veya haberci ile kıyılabilir. Bu takdirde taraflardan biri bir şehirde, diğeri başka şehirde olabilir. Ayrıca her evlilik zifafla neticelenmeyebilir. Eşlerden biri veya ikisi küçüktür; yahud çok yaşlıdır; veya başka sebeplerle eşler zifafa girmeyebilir. Bu takdirde evlilik yok mu sayılacaktır? Burası erkeğin vatan-ı aslîsi olmayacak mıdır? Veya eşler balayında zifafa girip, sonra evlerine gelseler, vatan-ı aslî birkaç gün kaldıkları, belki bir daha hiç gitmeyecekleri bir şehir mi olacaktır?
Mevkufat’ta diyor ki: “Malum olsun ki vatan üçdür: Evvelkisi vatan-ı aslîdir. İkincisi vatan-ı ikamettir. Üçüncüsü vatan-ı seferdir. Vatan-ı aslî insanın doğduğu yahud onda teehhül eylediği mekândır. Ve vatan-ı ikamet, onda en az on beş gün ikamete niyet eylediği mekândır. Şu şartla ki orası onun mevlidi (doğduğu yer) ve onda onun zevcesi olmaya. Vatan- süknâ, onda on beş günden az ikamet eylediği mekândır. Şu şartla ki orası onun mevlidi (doğduğu yer) ve onda onun zevcesi olmaya.” Demek ki bir yerde zevcesi olmak, vatan-ı aslî için kâfidir. Dürer’de de diyor ki: Vatan-ı aslî meskendir. Mesken, sâkin olunan, oturulan yerdir. İbni Abidin’de de diyor ki: İki yerde zevcesi olan, o şehirlerin herbirine gidince, o yer, vatan-ı aslî olur. Zevcesini bir yerde yerleştirip, sonra kendisi başka yere yerleşse, ikisi de vatan-ı aslîsi olur. Görülüyor ki, bir şehirde zevcesi olmak veya bir şehre zevcesini yerleştirmek vatan-ı aslî için yetiyor. Zifaf veya nikâh kıyıldığı yerden bahis yoktur. Memurun ailesi ile birlikte yerleştiği yer vatan-ı aslîsi olur. Bekâr olan memurun niyeti ile vatan-ı asli değişmez.
Zifaf, mehr-i muacceli verilmemiş bir kadının kocasıyla sefere çıktığı zaman, seferîlik hususunda kocasına tâbi olup olmaması meselesinde mühimdir. Nitekim Fetâvâ-i Hindiyye’de diyor ki: Yolculukta, kocası ile beraber olan bir kadın, niyeti ile mukim olmaz. Kendisine, mehr-i muaccele ödenmiş ise kocasına tabi olur. Mehr-i muacceli verilmemiş kadın, zifafa girmiş ise kocasına tâbidir.



Sual:
Amerika’da yaşayan uzak bir akrabamız orada vefat etti. Oğlu yakılacağını bildirmiş. Kendisine neden yakılmaması gerektiğini ve yapılması icab edenleri nasıl bildirebiliriz?

Cevap;
Kur’an-ı kerimde Mâide suresinin 27-32 âyetlerinde anlatıldığına göre, Hazret-i Âdem’in oğlu Kâbil, kardeşi Hâbil’i öldürdü. O zamana kadar hiç ölüm hâdisesi olmadığı için cesedi ne yapacağını bilemedi. Allah, kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini ona göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi.
Bu hâdise Tevrat’ta da benzer şekilde anlatılmaktadır. (Tekvin bâb. 24) İnsanların ölülerini toprağa defnetmeleri usulü bu hâdiseden kalmadır ve Hazret-i Âdem şeriatından itibaren bütün semâvî dinlerde tatbik edilmektedir.
Hazret-i Muhammed buyurdu ki: Hazret-i Âdem’in vefatında melekler kendisini yıkadı. Kefelendiler. Buhurladılar. Tabuta koyup, kendi dinine göre namazını kıldılar. Daha önce kazıp hazırladıkları bir lahde defnettiler. Kabrin üzerine toprak yığdılar. Sonra “Ey Âdemoğulları! İşte bu sizin yolunuzdur” dediler. (Müsnedü Ahmed bin Hanbel, Beyhakî)
Hazret-i Muhammed aleyhisselâm, ölüleri yıkanmasını, kefenlenmesini, namazının kılınmasını, bir insanın göğsü hizası derinlikte kazılan bir mezara defnedilmesini, üzerine kerpiç veya tahta mertekler konulmasını, üzerine toprak atılmasını, toprağın düz değil, balık sırtı gibi bombeli ve ortası hafifçe oyuk yapılmasını, etrafına taş dizilmesini, başına ölüyü tanıtacak dair bir işaret dikilmesini, cenaze defnedilirken başında Kur’an-ı kerim okunmasını, mezarın zaman zaman ziyaret edilmesini, bunun hem ölüye, hem de yakınlarına faydası olduğunu, ölünün kemiklerinin kırılması, diriyken kırılması gibi ölüye acı verdiğini, bu sebeple günah olduğunu buyurdu. Ölülerini bizzat bu usulle defnetti. Kendisi de böyle defnedildi.
İnsan ölünce, ruh bedeni terk eder. ma bedenle irtibatını devam ettirir. Mezar, bir nevi ruhun irtibat adresidir.
Bu sebeple İslâm dininde ölünün bu şekilde gömülmesi kaide hâlini aldı.

Sual:
Bazıları ikindi ve yatsının gayri müekked olan sünnetleri için, Resulullah bazen terk ettiği için terk etmek de sünnettir diyor. Doğru mudur?

Cevap;
Terkte sünnet olmaz; amelde sünnet olur. Peygamber aleyhisselâm domates yemedi diye domates yememek sünnet olmaz.

Sual:
Fâsık imamın arkasında namaz kılmak sahih midir?

Cevap;
İtikadı veya ameli küfre varmadıkça, mübtedi veya fâsık imamın arkasında kılınan namaz sahihtir. Başka salih imam varsa maalkeraha (kerahat ile), yoksa bilâkeraha (kerahatsiz) sahihtir. (İbni Abidin, Nimet-i İslâm)

Sual:
Piyango satışından elde edilen para gibi haram para ile yapılan câmide namaz kılmak câiz midir?

Cevap;
Haram para ile hayır hasenat yapmak ve bundan sevab beklemek câiz değildir. Böyle olduğu iyi bilinen bir yerde namaz kılmak da başka namaz kılacak yer yoksa mekruhtur. Ancak bir kimsenin helal ve haram parası karışık ise, bunun yaptığı câmide namaz kılınır. Bahsettiğiniz kimse, o câmiyi piyango parası ile değil, kendi helâl miras parası ile yaptırdığını söylemişti. Vesvese ve suizan edilmez. Piyango satışından elde edilen para İmam Ebu Hanife’ye göre dârülharbde haram değildir.

Sual:
Takkesiz namaz kılma âdetinin memleketimizde bu kadar yayılmasının sebebi nedir?

Cevap;

Başı örtmek eskiden hürmet alameti idi. Herkesin başı kapalıydı. Fes yasaklanınca, muhafazakârların başını örtmesi güçleşti. Başı açık gezmeye başlandı. Başı örtmek de zamanla hürmet alameti olmaktan çıktı. İnsanlar da bir takke taşımaya üşenir oldular. Kısa kollu gömlek de böyledir. Sonradan çıkan bir moda olduğundan, fıkıh kitaplarında açıkça yazmadığı için, erkeklerin avret yeri göbekle diz kapağı arasıdır deyip bu şekilde kılmakta beis görülmedi. Halbuki ibadetlerde âdetin yeri olamaz. Başı açık veya kısa kollu gömlekle namaz kılmak özürsüz mekruhtur.



Sual:
Bir yazar "Başı açık namaz kılmak bedeviliktir" diyor. Şâfiî mezhebinde başı açık kılmak sünnet olduğuna göre, bu söz Şâfiî mezhebinin ictihadına hakaret olarak görülebilir mi?

Cevap;
Şâfiî mezhebinde başı açık kılmanın sünnet olduğunu nereden çıkardınız? Bütün mezheblerde sünnet; başı açık kılmak mekruhtur. Hükümlerde herkes kendi mezhebine tâbi olur. Bir mezhebe göre caiz, müstehab, hatta vacib olan bir şey, başka mezhebde mekruh olabilir. İmamın arkasında Fatiha okumak Şâfiî’de farz, Hanefî’de mekruhtur. Mekruh diyen Hanefî âlimleri, Şâfiî’ye hakaret etmiş sayılmaz.

Sual:
Bir kimse câmide cemaatle namazını kıldıktan sonra, yeni bir cemaat teşekkül etse, bu cemaatle nâfile kılması yahud câmiden çıkması mı lâzımdır?

Cevap;
Mescidde cemaat teşekkül etse, burada olup namazını daha evvel tek başına kılan kimsenin ya cemaate uyması, yahud ikamet okunmadan burayı terk etmesi lâzımdır. Orada kalıp da cemaate uymazsa, mekruh işlemiş olur. Eğer bu namaz, sabah, ikindi ve akşam gibi nâfilesi câiz olmayan bir namaz ise, mutlaka çıkması gerekir. Eğer namazını daha evvel cemaatle kılmışsa, çıkması gerekmez; kalması mekruh olmaz.

Sual:
Bir fıkıh kitabında: “Namazda ve namaz dışında avret yerini başkalarının yan taraflardan görmemeleri için, örtmek farz olup, kendinden örtmesi farz değildir” diyor. Rükü’da iken, kendi avret yerini kendi görürse, namazı bozulmaz. Başka bir yerde ise “Yalnız iken kılarken de, örtmek farzdır” diyor. Burada bir tezat yok mudur?

Cevap;
Namazda, avret yeri örtülü olduğu halde, elbisenin yakasından bakınca kendi avret yerini görürse, namazı bozulmaz.

Sual:
Hanefî mezhebine göre özürlü olan kimse, vaktin sonunda abdest alıp farzı kılacak kadar zaman kalasıya beklerken, meselâ ikindinin kerahet vaktine mi, yoksa akşam namazı vaktinin girmesine mi itibar eder?

Cevap;
Kerahat vaktinin başına abdest alıp bir farz namazı kılacak kadar zaman kalasıya bekler.

Sual:
Semavi özürden dolayi Mâlikî mezhebini taklid eden Hanefî, özürlü olduğu hallerde Mâlikî mezhebine uyarak mest giyip, bir vakitden fazla mestlerine mesh edebilir mi?

Cevap;
Özür sahibi olan kimse, tam abdest alıp, özür akmadan önce, mestlerini giyerse, sonra abdesti özürle bozulsa da, 24 saat mesh edebilir. Özrü aktıktan sonra giyerse, yalnız o namaz vakti içinde mesh edebilir. Mâlikî mezhebinde mesh için bir müddet olmayıp, gusl için çıkarana kadar mest üzerine meshedebilir. Mâlikî’yi taklid eden kimse, bir başka meşakkat olmadıkça, kendi mezhebinin şartlarına da uymalıdır.

Sual:
İmam ve müezzinlerin maaşla çalışması câiz midir?

Cevap;
Evet. Bu işler ilk zamanlar fahrî olarak yapılırdı. Mütekaddimîn-i fukaha (hicri üç yüz tarihine kadar yetişen fakihler) ibâdet ve tâat karşılığında ücret alınmasını men etmişlerdir. Müteahhirîn-i fukaha (hicri üç yüz senesinden sonra yetişen fakîhler) ise ders okutma, Kur'ân-ı Kerîm'i öğretme, ezân okuma, imamlık yapma karşılığında ücret alınmasının câiz olduğuna fetva vermişlerdir. Aksi takdirde bu işi yapan kimselerin azalacağı, din hizmetlerinin zayıflayacağı düşünülmüştür. Aldıkları maaş yaptıkları işin değil, orada o saatte hazır bulunmalarının karşılığıdır. (İbni Abidin, Vakıf bahsi)

Sual:
İstanbul’da 6 Mart’ta imsak vakti 04.41 de giriyor. Bundan 15 dakika sonra da sabah namazını kılabiliyoruz. Saat 04.41 de, yani imsak vaktinin tam girişinde dört, üç veya iki rekât farz [kaza], vacib veya sünnet herhangi bir namaz kılan kimse, sabahın sünnetini de kılacak mı?

Cevap;
Takvimlere göre imsak yazan saatte sabah namazı vakti çoğu yerde girmiyor. Onun için sabah namazı en az 20 dakika sonra kılınıyor. Normal şartlarda sabah namazı vakti girince yalnızca o vaktin sünneti kılınır; başka nâfile kılınamaz. Ama kazâsı olan kazâ kılabilir.

Sual:
Ayna bulunan odada namaz kılmanın hükmü nedir?

Cevap;
Aynaya karşı namaz kılmak zihni meşgul edeceğinden mekruh görülmüştür. Ayna namaz kılanın karşısında değilse veya aynaya bakmaktan kendisini koruyabiliyorsa mekruh olmaz.

Sual:
İmam Ebu Yusuf’un “Kelâm ilmi ile uğrasanların imam olması caiz değildir” sözü ne mânâya gelmektedir? Kelâm ilmi ile meşhur olmuş âlimlerin arkasında namaz kılınmaz mıydı?

Cevap;
Kelâm ilmi, münazara, muhatabı tekfir, bâtılı tasvire yol açabilir. Acemiler bu hususta daha da ileri gidebilir. Üstelik bunlar ekseriya cedelcidir, cemaatin önüne geçmesi ve insanlardan tasvip görmesi kolay değildir. Kendisini istemeyen bir cemaata imam olmak mekruhtur.

Sual:
Sakin ve nun-i tenvinden sonra vaki' olan hurûf-i ihfâ mevzilerinde ihfâ yaparken nun harfini gizlemek lâzım olduğu halde, dilin ucunu nun harfinin mahrecine vurup bu şekilde gunne yapmak namazı ifsâd eder mi?

Cevap;
Tecvid kaidelerine uymak müstehabdır. Uymamak namazı ifsad etmez.

Sual:
Sabah namazında abdest alıp, sonra mest giyen birisi, iki saat sonra mesti çıkarsa, abdesti bozulur mu?

Cevap;
Abdesti bozan bir şey olmamışsa, bozulmaz. Mesti giydikten sonra abdest bozulmuş, yeniden abdest alınmışsa, mest çıkarılınca sadece ayakları yıkamak kâfidir.

Sual:
Namazdan sonra üç defa istiğfar duası söylemek meşru mudur?

Cevap;
Allahümme entesselâm’dan önce veya sonra üç defa “Estağfirullah” veya daha güzeli “Estağfirullah el-azîm ellezî lâ ilâhe illâ hu el-hayye’l-kayyûme ve etûbü ileyh” söylemek sünnettir.

Sual:
İmamlık yapan bir arkadaşım, harfleri doğru okuyamıyor. Nasıl hareket etmek gerekir?

Cevap;
Yanlış okunan harflerin mahreçleri, çıktığı yerler yakınsa, namaz bozulmaz. Hatta mahreç yakınlığı olmasa bile, umumî belvâ varsa, yani insanların çoğu bu hataya düşüyorsa, namaz câiz olur. Meselâ avam sâd yerine zel, zel yerine keskin zâ, dâd yerine yerine tâ okursa bazı ulemaya göre namaz bozulmaz. Bu izaha göre se’yi sin’e, kâf’ı hemzeye çevirmekle namazın bozulmaması gerekir. Bütün bunlar müteahhirîn âlimlerinin sözleridir. (İbni Abidin-Zelletü’l-kâri bahsi). Yine de ihtiyatlı olan mütekaddimînin sözleridir. Böyle kimselerin imamlık yapmaması gerekir.

Sual:
Türkiye’de yatsı ezanı erken okunmaktadır. Bu sebeple yatsı ezanı okunduktan 16 dakika sonra akşam namazının kılınması caiz olur mu?

Cevap;
Türkiye’de ikindi ve yatsı ezanları Osmanlılar zamanından beri İmam Ebu Yusuf ve İmam Muhammed’e göre okunmaktadır. İmam Ebu Hanife’ye göre ikindide yazın 72, kışın 36; yatsıda ise yazın 25, kışın 12 dakika muhayyerlik vardır. Yani ikindi veya yatsı namazını ezan okunana kadar kılmamış veya kılamamış olanlar, ezandan sonra bir müddet daha edâ olarak kılabilir. Ancak ezanlarda temkin olduğu için, vaktin girmiş olması muhtemeldir. Bu sebeple bilhassa akşam namazını bu vakte kadar geciktirmek, kazaya kalmasına sebebiyet verebilir.

Sual:
Necaset bahsinde iğne ucu kadar idrarın affedileceği hükmü vardır. İğne ucu ne kadardır?

Cevap;
İdrar helâ taşına çarpınca etrafa sıçrayan idrar damlaları iğne ucu kadardır.

Sual:
Abdestte Mâlikî veya Şâfiî mezhebini taklid eden birisi, 90 km uzağa 4 günden az kalma niyeti ile gitse, namazlarını nasıl kılar?

Cevap;
Hanefî’ye göre seferî olmadığı için kısaltmaz, tam kılar. Zira Mâlikî veya Şâfiî mezheblerinde seferde namazı kısaltmak sünnettir.

Sual:
Abdestte Mâlikî veya Şâfiî mezhebini taklid eden birisi, 104 km uzağa gidip 10 gün kalmaya niyet etse, namazlarını nasıl kılar?

Cevap;
Taklid ettiği mezheblere göre seferî sayılmadığı için namazlarını kısaltmaz, tam kılar. Hanefî mezhebinde kısaltmak vâcibdir; ama bu mezheblere göre kısaltmak haramdır. Ağır olan hüküm tercih edilir.

Sual:
Bir kimse meselâ 70 km uzağa 10 gün kalmak üzere giderse, yolda ve orada namazlarını nasıl kılar?

Cevap;
Seferî olmadığı için hep tam kılar.

Sual:
104 km uzağa 15 günden fazla kalmak niyetiyle giden birisi, yolda ve burada namazlarını nasıl kılar?

Cevap;
Yolculuk sırasında seferîdir, namazlarını kısaltır. Yani 4 rek’atlik farzları 2 rek’at olarak kılar. Gittiği yerde hepsini tam kılar. Namazları kısaltmak iki halde olur: 1-104 km ve daha uzağa gitme niyetiyle beldesinden çıkan kimse, yolda kısaltır. 2-104 km uzakta 15 günden az kalacaksa, orada da kısaltır.

Sual:
Câmiye girerken selam verilir mi?

Cevap;
Câmiye girince, “Esselâmü aleynâ ve alâ ibâdillahissâlihîn” demek müstehabdır. Eve girince kimse yoksa da böyle denir. Câmide namaz kılana, hutbe okuyana, vaaz verene, Kur’an-ı kerim okuyana ve okutana, vaaz ve hutbe dinleyene, hâsılı ibadetle meşgul olana selam verilmez.

Sual:
Bir kimse sefer mesafesi uzağa gitmek üzere yola çıksa, bindiği otobüs mesela kırkıncı kilometrede mola verse, seferîliğe zarar verir mi?

Cevap;
Evinden çıkarken yaptığı niyet mühimdir. Mola ve yolda geceleme sefere zarar vermez.

Sual:
Mezarlıkta yetişen meyve yenilebilir mi?

Cevap;
Kabristanda bulunan ağaç, orası kabristan yapılmadan evvel yetişmiş ise, toprak sahibinin mülküdür. Ağacı ve meyvelerini dilediğine verir. Sahipsiz toprak olup, halk tarafından kabristan yapılmış ise, ağaçlar, meyveler ve toprak, önceden gelen âdete göre kullanılır. Ağaçlar, kabristan yapıldıktan sonra yetişmiş ise, bunları diken malûm ise, o kimsenin mülkü olurlar. Bunları ve meyvelerini fakirlere sadaka verir. Dibe düşmüş çürüyecek meyveleri sahibinin izin vermediği bilinmedikçe alıp yemek câizdir. Fakirse her halde yiyebilir. Ağaçlar, kendiliklerinden yetişmiş iseler, diken kimse bilinmiyorsa, hâkimin kararı ile amel olunur. İsterse, sattırıp, parasını kabristanın ihtiyaçlarına sarf ettirir. Vakıf kabristandaki ağaçlar, meyveler, vakfın şartına göre kullanılır. Şartı bilinmiyorsa, hâkimin kararı ile amel olunur. Bugün için şer’î hâkim olmadığından, sahipsiz toprak veya lukata gibi muamele görür. (Hindiyye-Kerâhiyyet bahsi)

Sual:
Bir talebe yoklama alınmayan derse girerse, öğle namazını kaçıracaksa nasıl davranması gerekir?

Cevap;
Asr-ı sânide, yani ikindi ezanı okunduktan sonra yazın 72, kışın 36 dakika içinde öğle namazını kılabilir. Bu vakitte de kılınamıyorsa Hanefî dışındaki üç mezhebden birine uyarak öğle ile ikindi namazları ikindi vaktinde cem edilebilir.

Sual:
Hazret-i Peygamber, mihrabiye, yani akşam ve yatsı namazından sonra cemaate sesli olarak Haşr suresinin son âyetlerini veya Âmenerresulüyü okumuş mudur?

Cevap;
Bunların okunması hadis-i şeriflerle meşru olmuştur. Yüksek sesle birinin okuması da caizdir. Asr-ı saadette namaz kılınınca herkes dağılır, tesbih ve son sünneti evinde ifa ederdi.

Sual:
İdrar kaçıran bir kimse, imamlık yapabilir mi?

Cevap;
Özürlü, özürlü olmayana imam olamaz. Mâlikî mezhebinde yapabilir ise de, ihtiyaç olmadan mezheb taklidi câiz değildir. Özrü sebebiyle abdestte Mâlikî mezhebini taklid eden kimse de, ihtiyaç olmadıkça özürsüz birine imam olamaz.

Sual:
Sunnipath adındaki bir siteye Vehhabîlerin arkasında namaz kılınıp kılınamayacağı sorulmuş; sitede de "Bid’at ehli arkasında namaz kılmak yalnız kılmaktan efdaldir" diye cevap gelmiş; kaynak olarak da Dürrü’l-Muhtar verilmiş. Bu fetvânın aslı var mıdır?

Cevap;
Bid’at ehli olmayan cemaat varsa, bid’at ehlinin arkasında kılınan namazdan cemaat sevabı alınır, ama mekruh da olur. Dürrü’l-Muhtar’da böyle yazıyor. Bid’at ehli olmayan cemaat yoksa, mekruh olmaz. Tergîbü’s-Salât’ta da böyledir.

Sual:
Cuma’nın ikinci rek’atinin rükû’una yetişemeyen bir kimse, niyetini Cuma’nın farzı olarak mı, yoksa öğlenin farzı olarak mı yapar?

Cevap;
Cumanın farzı olarak iki rek’at kılar. İmam Muhammed dört rek’at olarak öğle farzını kılar demiştir; ama onun kavli tercih edilmemiş.

Sual:
Sıvı yağa necâset düşerse ne yapmak gerekir?

Cevap;
Su ile çalkalayıp, üste ayrılan yağ alınır. Meselâ yağı çömleğe koyarak üzerine bir misli su döker ve çalkalar. Biraz durunca yağ suyun üstüne çıkar. Ve çömleği altından delerek suyu akıtır veya üstteki suyu bir yere ayırıp suyu döker. Bunu üç defa tekrarlayınca yağ temizlenir. Necâset karışmış sütü, balı, pekmezi temizlemek için, biraz su ile karıştırıp, su uçuncaya kadar kaynatılır. Bu suyun mikdarı için İbni Abidin’de bir misli kadar diyor.

Sual:
Öğle namazını kılmamış bir kimse, ikindi namazı vaktinin girdiğini görürse, İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin kavline göre öğleyi asr-ı evvel denilen vakitte kılsa; ikindi namazını da hemen ardından kılabilir mi?

Cevap;
Hayır. Öğle namazını İmam Ebu Hanife’ye uyarak asr-ı evvelde kılan, o günün ikindi namazını bu vakitte kılarsa, telfik olur; asr-ı sanide kılması gerekir.

Sual:
İş elbisesi tozlu veya kirli olan, bu elbiseyle namaz kılabilir mi?

Cevap;
Başka elbisesi varsa veya temizleme imkânı varsa böyle tozlu veya kirli elbise ile namaz kılmak mekruhtur.

Sual:
Namaz için tekbir alırken eller ne zaman kulağa götürülür?

Cevap;
Tekbire başlarken eller kaldırılır, kulağa götürülür, tekbiri bitirirken eller göbekte bağlanmış olur. Efdal olan budur. Eller kulağa götürüldükten hemen sonra tekbir almak da caizdir. (Halebî)

Sual:
Ölenin borcunu ödemeden miras taksimi yapmak veya miras taksiminde Kur’an-ı kerimdeki hisselere riayet etmemek küfrü gerektirir mi?

Cevap;
Ölenin malından önce varsa borcu ödenir, sonra varsa vasiyetleri yerine getirilir, sonra para ve mal kalırsa varisler mirası paylaşır. Bu, âyet-i kerime icabıdır. Vârisler, mirası paylaşıp, sonra kendi ceplerinden ödemiş iseler de olur. Farzı yapmamak küfr değil, günahtır. İnkâr etmek küfrdür.

Sual:
Vatan-i aslî mevzuunda kadın evliyse kocaya, bekârsa babaya tâbi olacağını biliyorum. Kadınların ve kızların kocaları ve babalarının ölümü hâlinde vatanları neresi olur?

Cevap;
Nafakalarını verene tabidir. Nafakalarını kendileri kazanıyorsa, erkek gibidir. Yani yerleşmek niyetiyle oturduğu yer, vatan-ı aslîsi olur.

Sual:
Anneannem sağlıklı ve dul, ama çamaşır ve mutfak işlerini göremeyecek kadar yaşlı olduğu için dönüşümlü olarak annemlerde ve teyzemlerde kalıyor ve kendi evi yok. Büyükbabamdan kalan emekli maaşı var. Bunun vatan-ı aslîsi neresi olur?

Cevap;
Yılın ekserisinde kaldığı yerdir.

Sual:
Zindanda eli ayağı bağlı kimseye namaz kılmak farz olur mu?

Cevap;
Abdest almadan ima ile kılmaya çalışır. Rükü için başını biraz eğer; secde için daha fazla eğer. Bu semavî değil, ârizî bir musibettir. Yani insanlar tarafından gelen bir engeldir. Bu sebeple sonradan namazını kaza eder.

Sual:
Namazda imam efendi kahkaha ile gülerse ne lâzım gelir?

Cevap;
İmamın abdesti ve namazı bozulur. Cemaatin yalnızca namazı bozulur; yeniden kılar. (İbni Abidin, Namazın Adabı bahsi)

Sual:
Namaz içinde abdesti bozulan imamın vekil tayin etmesi secde-i sehvi gerektirir mi?

Cevap;
Hayır.

Sual:
Sarhoş kimse namaz kılabilir mi?

Cevap;
Âyet-i kerimede, sarhoşun, ne söylediğini bilecek hâle gelinceye kadar namaz kılmaması emrolunuyor. Yürürken sallanacak vaziyette olan sarhoşun abdesti de bozulur. Devamlı bu halde ise namaz kılamaz. Ayıldıktan sonra tevbe ve kaza etmesi gerekir.

Sual:
Sünnetler yerine kazâ kılınabilir mi?

Cevap;
Klasik Hanefî fıkıh kaynaklarında, “Kazâ kılmak nâfile kılmaktan evlâdır. Ancak, beş vakit namazın revâtib sünnetleri ile duhâ, evvâbin gibi namazları kazâ değil, sünnet niyetiyle kılmak evlâdır” diyor. Görülüyor ki, nâfileler yerine kazâ kılmak câizdir. Mesele evlâ olup olmama meselesidir. Bu sebeple “kılınmaz” sözü yanlıştır. Bazı ulemâ, özür ile kazâya kalan namazlar (fevâit) ile kasden kazaya bırakılan namazlar (metrûkat) arasında tefrik (ayırım) yapar. Fevâit için sünnetler yerine kazâ kılınmasına hacet olmadığını, bu kadarcık gecikmeye dinen izin verildiğini söyler. Metrûkât borcu olanların ise, bunları kazâ etmeden kıldığı sünnet namazın kabul olmayacağı, yani sevab verilmeyeceğini; senelerce kazâya kalmış namaz borcu olanların, nafaka ve zaruri ihtiyaçlar dışında kalan zamanlarda hep kazâ kılması gerektiğini, sünnetleri de kazâ niyetiyle kılarsa biiznillah sünnet sevabından mahrum kalmayacağını beyan eder. Bu tefriki nazara almayanlar, kasden kazâ borcu bulunanların sünnetleri kazâ niyetiyle kılması hususundaki fetvânın nevâdir haberlerinden olduğunu; bunların mezhebin asıl kaidesini değiştiremeyeceğini söyleyerek karşı çıkar. Halbuki nevâdir, mezhebin asıl kaynaklarında hüküm bulunmayan meseleler içindir. Mezhebin asıl metinlerinde sünnetleri kazâ niyetiyle kılmamanın evlâ olduğuna dair hüküm, özürle kazâya kalmış namazlar için olunca, mesele kalmaz.

Sual:
Bir kimse özürlü olarak kıldığı namazlarını iyileşirse iade eder mi?

Cevap;
Hayır. O halde kılınca sahih olur, borç düşer.

Sual:
Bir kimse vakit namazını evinde kılacak olursa, imamın câmide namazı kıldırmasını beklemek mecburiyetinde midir?

Cevap;
Hayır. Özürsüz Cuma namazına gitmeyen kimsenin, şehirde Cuma namazının farzı kılınmadan o vaktin farzını kılması câiz değildir. Sadece Cuma namazına bir özür sebebiyle gidemeyen, evinde o vaktin öğlen namazının farzını kılarken, cemaatin Cuma namazının farzını kılmasını beklemesi gerekmez.

Sual:
Ezanı belli makamlarda okuyup, her vaktin ezanını ayrı makamda okumak doğru mudur?

Cevap;
Ezanı ve Kur’an-ı kerimi harflerini değiştirmeksizin güzel ses ve makamla okumanın müstehab olduğu hadis-i şerif ile sâbittir. Osmanlılarda her vaktin ezanı farklı bir makamda okunurdu.

Sual:
Memuriyet icabı Kırşehir’de ikamet ediyorum. Memleketim Kayseri’dir ve burada bir evim vardır. Kayseri’ye bir iş için gelip gitsem, misafir olur muyum? Ayrıca seferîlik mesafesi Kırşehir ile Kayseri il sınırları mıdır?

Cevap;
Zevcenizle oturduğunuz yer vatan-ı aslîdir. Kırşehir böyledir. Kayseri’ye giderseniz, iki şehir merkezi arasında 104 km'den fazla mesafe varsa, yolda ve 15 günden az kalacaksanız varış yerinde seferî olursunuz. Bekârsanız ve bir yere yerleşmeye karar vermediyseniz, vatan-ı aslîniz Kayseridir. Seferîlik şehrin finâsından başlar. Yani şehrin evleri bitip, mezarlık, depo, fabrika, kışla, bostanlar vs finâ sayılır.

Sual:
Endonezya'da çalıştığım yerde mescit olarak ayrılmış bir oda var. Kadınlar için ayrılmış bir yer yok. Odanın kıblesi çaprazda kalıyor. Umumiyetle erkekler odanın sağ, kadınlar da sol tarafında namaz kılıyor. Namaz kılarken, kadınlar gelip, erkeğin önünde, hizasında veya arkasında kalacak şekilde namaza duruyorlar. Bu halde erkeğin namazı bozulur mu?

Cevap;
Kadın, erkek ile aynı hizada aynı namazı cemaatle kılarsa, erkeğin namazı bozulur. Aynı namaz değilse veya erkek eliyle durmamasını işaret etmişse yahud arada perde, direk, duvar varsa, bozulmaz. Münferid kıldıkları farz veya nafile namazda erkeğin kadınla aynı hizada durması mekruhtur.

Sual:
Cuma günü için gusletmek sünnet olduğuna göre, bir kimse Cuma günü cünüb olsa, ikisine bir gusl kâfi gelir mi?

Cevap;
Gelir. Cuma günü gusletmenin hikmeti, hem müminlerin bayramı olan Cuma gününe hürmet, hem de büyük cemaatle kılınan Cuma namazında cemaati rahatsız etmemektir. Cuma günü, hatta perşembeyi cumaya bağlayan gece yıkanılsa, sünnet yerine gelir. (İbni Abidin)

Sual:
Cuma hutbesinde sultana dua etmek bid’at midir?

Cevap;
Ebu Nuaym’dan gelen haberde Abdullah bin Abbas radıyallahü anh, Basra’da minberde hutbe okuduğu zaman, sultan için, “Allahümme aslih abdeke ve halîfeteke bilhakkı emîrelmü’minîn”
(Ey Allahım! Senin kulun ve hak üzere müminlerin emiri olan halîfeni ıslah eyle!) diye dua ederdi. Sultana ve onun vâlilerine, ıslah, hakka yardım, adaleti yerine getirme ve düşmana karış muzaffer olmaları için dua etmek mendubdur. Hasan Basrî der ki: Benim müstecab bir duam olduğunu bilseydim, muhakkak onu sultana tahsis ederdim. Çünki onun hayrı umumidir.” (Berika, Lisan Âfetleri, II/366). Görülüyor ki, hutbede sultana hayır dua etmek bid’at değil; sahâbeden kalma bir âdettir. Şu halde müstehabdır. Osmanlılar zamanında hatib ikinci hutbede salli ve bâriklerden sonra zamanın halîfesi için şöyle dua ederdi: “Allahümme eyyid ve’nsur ve’hfaz abdeke ve halîfeteke essultanel-a’zâm vel-hakânel-muazzam mevlâ mülûki’l-arabi ve’l-acem hâdimel-haremeyniş-şerîfeyn elâ ve huvessultanübnis-sultanübnis-sultan Abdülhamîd Hân ibnüssultan elgâzî Abdilmecîd Hân ibnüssultan elgâzî Mahmûd Hân halledallahü hilâfetehu ve eyyede bil’adli saltanatehu ve efâde alelâlemîne birrehu ve ihsâneh.” (Mecmua-i Hutbe-i Şerîf, 1284 tarihli taşbaskısı, sahife: 7)

Sual:
Cuma günü hatib minberin merdivenlerinden çıkarken hangi duaları okur?

Cevap;
Hatib hutbe için kalkıp, daha minberin kapısına gelmeden: “Bismillah velhamdülillah vessalâtü vesselâmü alâ resûlinâ Muhammedin ve âlihi ve sahbihi ecmaîn” okur. Minberin kapısına geldiğinde “Allahümmeftah aleynâ ebvâbe rahmetike ve yessir lenâ esbâbe ni’ameke ve keremike yâ erhamerrâhimîn” deyip ellerini yüzüne sürer. Minberin üçüncü basamağında: “Rabbi’şrahlî sadrî ve yessir lî emrî ve’hlul ukdeten min lisânî yefkahu kavlî ve üfevvidü emrî ilallah” dedikten sonra “Rabbi kad âteytenî minelmülki ve allemenî min tevilil-ehâdis. Rabbî zidnî ılmen ve fehme ve elhıknî bissâlihîn. Vahfıznî minesselâsili ve’l-ağlâl. Allahümme salli ve sellim alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihi ve sahbihi ecma’în”. Veya “Rabbenâftah beynenâ ve beyne kavminâ bilhakkı ve ente hayrülfâtihîn. Rabbî zidnî ılmen ve fehme ve elhıknî bissâlihîn” der. Yedinci basamağa geldiğinde şöyle der: “Allahümme hâze’ş-şe’ni leyse bişe’nî ve hâle’l-mekâne leyse bi-mekânî. (Sübhâneke lâ ılme lenâ illâ mâ allemtenâ inneke entel-alîmül-hakîm.) Allahümme yessir lî emrî ve tekabbel minnî ve selâmün alâ cemi’il-enbiyâi ve’l-mürselîn. Velhamdü lillahi rabbilâlemîn”. Sonra oturub iç ezanın okunmasını bekler. Bu duaları okumak müstahsendir. Yüksek sesle okumak bid’attir. (Mecmua-i Hutbe-i Şerîf, 1284 tarihli taşbaskısı, sahife: 2-3)

Sual:
Teravih ve kandil gecelerinde cemaat fazla olduğundan, kadınların namaz kılması için câmi avlusunda bir oda yaptırıp hoparlör bağlatsak, buradan kadınların imama uyması câiz olur mu?

Cevap;
İmama iktida (uyma) şartlarından birisi de mekân birliğidir. Bu odanın imamın namaz kıldırdığı yere penceresi, kapısı varsa, hoparlör kullanılsa bile iktida sahih olur. Yoksa hoparlör ile iktida sahih olmaz. Zira mekân birliği yoktur. Her iki mekân ayrı yerlerdir. Burada ikinci bir imam, yanında birkaç erkekle, kadınlar arkada olmak şartıyla ayrı bir cemaat yapabilir.

Sual:
Namazda secdeyi yanlışlıkla üç defa yapan birisi ne yapar?

Cevap;
Farzı veya vâcibi tehir ettiği için, sağa selâm verdikten sonra secde-i sehv yapar.

Sual:
İmam ilk oturuşu unutup ayağa kalktı. Cemaat ikaz edince geri döndü. Sehv secdesi gerekir mi?

Cevap;
İmam ilk oturuşu unutarak terk etmiş ve dizleri de yerden kesilmişse artık geri dönmez. Cemaat de onunla kalkar. Namazı tamamlar, sehv secdesi yaparlar. Cemaatin ikaz etmesi yersizdir; çünki imamın artık geri dönmesi caiz değildir. İmam eğer ilk oturuşa geri dönerse, namaz bozulmaz; ama isâet etmiş olur. Namazın sonunda secde-i sehv yapar. Sahih olan budur. İmam ilk tahiyyatta oturmaz, namaz bitince secde-i sehv de yapmazsa, hataen kalktığının farkında değildir. Bu namazı iade etmek gerekmez. Bazı âlimlere göre farz olan kıyamı, farz olmayan bir amel ile geciktirdiği için namaz bozulur demişlerdir. (İbni Abidin, Secde-i Sehv bahsi)

Sual:
Bir kimse hata ile imamdan evvel rükû’ya eğilse veya secdeye gitse ne lâzım gelir?

Cevap;
Kasıtlı olursa mekruhtur. Fakat bir şey lâzım gelmez. İmamdan geriye kalmak da böyledir. Ancak imamdan iki rükün geri kalmak veya ileri gitmek, muktedinin namazını bozar. Mesela imam rükû etse, sonra doğrulsa, secde edip kalksa, muktedi sonra rükû’ya eğilse, namazı bozulur. Ama imam rükû’ya gitse, doğrulsa, muktedi sonra rükû’ya eğildi ise mekruhtur, ama namaz bozulmaz.

Sual:
İki kişi cemaatle namaz kılarken, imamın burnu kanayıp abdesti bozulsa, diğeri nasıl hareket eder?

Cevap;
Namazı tek başına tamamlar. Burnu kanayan abdest alıp namazını öbürüne uyarak veya tek başına tamamlar.

Sual:
İmama uyarken ikindi vakti olduğu halde sehven öğle namazına niyet eden kimsenin namazı sahih midir?

Cevap;
Namazın içinde hatırlarsa, bozup tekrar imama uyar. Namaz bittikten sonra anlamışsa bu namaz nafile olup, ikindi namazını baştan kılması gerekir.

Sual:
İmamın namazı bozulunca arkasındaki kişi ayaklarını yere sürüyerek mi öne geçecektir?

Cevap;
İmam abdesti bozulunca kenara çekilir, arkadan birini öne getirir, getirmezse arkadan biri yürüyerek öne geçip namazı kıldırır. Namaz bozulursa cemaatinki de bozulur. Ayağını yerde sürümeye gerek yoktur. Namaz içinde kıbleye karşı bir saf boyu meşru sebeple yürümek namazı bozmaz.

Sual:
İmam esselâmü aleyküm ve rahmetullah diyecek yerde, unutup esselâmü alâ rasulillah dese, sonra cemaatin ikazı ile doğrusunu söylese ne lâzım gelir?

Cevap;
Selâm vermek vâcibdir. Esselâmü demek kâfidir. Esselâmü deyince vâcib yerine gelir. İkaza veya secde-i sehve gerek yoktur.

Sual:
Şu zamanda câmilerde cemaatle kılınan tesbih namazı câiz midir?

Cevap;
Nâfile namaz, Hanefî mezhebine göre cemaatle kılınamaz. İlân etmeden, imamla beraber dört kişi cemaatle kılabilir. İlân edilirse veya dörtten fazla olursa mekruh olur. Dört kişi kılarken, başkaları gelip uyarsa, ilk dördüne mekruh olmaz.

Sual:
Kadın sefere fâsık olan mahremiyle gidebilir mi?

Cevap;
İbni Abidin der ki: Kadının beraber yolculuk yapması gereken mahremi zimmî olabilir; ama fâsık olamaz. Çünki böylesinden kadını koruma beklenmez.

Sual:
Farz namazlarda Tebbet suresi okunmaz; sünnet namazlarda okunur sözü doğru mudur?

Cevap;
Asr-ı saadette, Ebu Leheb’in kızı Dürre’yi gören bazıları yüzüne karşı Tebbet suresini okudular. Halbuki Dürre Müslüman olmuştu. İncinerek Hazret-i Peygamber’e geldi. Hazret-i Peygamber de “Dürre bendendir, ben ondanım. Onu inciten, beni incitmiş olur” buyurdu. Bunun üzerine eshab-ı kiram bir müddet Tebbet suresini okumaya çekindiler. İşin aslı budur. Tebbet suresi bugün her namazda okunabilir. Düşmana karşı okuyup üflemek de faydalıdır.

Sual:
İftitah tekbiri, elleri kulaklara götürmeden mi, elleri kulaklara götürürken mi, yoksa elleri kulaklara götürdükten sonra mı alınır?

Cevap;
Hepsi caizdir. Efdal olan, eller kulaklara kaldırılırken tekbire başlanır, eller göbek üstünde bağlanırken tekbir bitirilir. (Habelî)

Sual:
Sehiv secdesindeki en efdal selâm şekli nasıldır?

Cevap;
Önce sağa selâm verilir, sonra sehv secdesi yapılır. İki tarafa verdikten sonra veya hiç selâm vermeden de yapılırsa da, mekruhtur.

Sual:
Teşehhüde ettehiyatü okurken parmak kaldırılır mı?

Cevap;
Eşhedü derken sağ elin işaret parmağını kaldırıp, diğerlerini bükmek, illallah derken indirip hepsini açmanın sünnet olduğu bazı Hanefî kitaplarında yazılıdır. Hanefî mezhebinin zâhir-i rivâyesi teşehhüdde ellerin hareketsiz bulunması olduğu için, ulemâ parmakla işaret etmenin de, etmemenin de câiz, ancak etmemenin evlâ olduğu beyan eder. Şâfiî’de sünnettir.

Sual:
Geçenlerde Antalya’da ölü bulunan bir İngilizin evinden seccade ve mushaf çıktı. Bu kişinin Müslümanlığına hükmedilir mi?

Cevap;
Bir gayrımüslimin müslüman olduğuna Müslüman veya gayrımüslim iki erkeğin veya bir erkek iki kadının şâhidlik yapması hâlinde, şâhidlikleri kabul edilir. Bu kişi Müslüman olduğunu söylerse veya câmide cemaatle namaz kılarsa Müslüman olduğuna hükmedilir. (İbni Abidin, Mürted bahsi) Ölen bir kimsenin Müslüman olup olmadığında tereddüt edilirse, alâmetlere bakılır. Bunlar Bedâyi’de “sünnet olma, kınalı olma, siyah giyinme ve kasık tıraşı olarak zikredilir. İbni Abidin siyah giyinmek müslümanların alâmeti olmaktan çıkmıştır diyor. Diğerleri de bugün alâmet olmaktan çıkmıştır. Şu halde alâmetler de zamana göre değişmektedir. Alâmet bulunamazsa, Müslüman memleketinde ise, yıkanır, cenâze namazı kılınır. Müslümanlarla gayrımüslimlerin cenâzelerinin karışık olduğu yerlerde, ekseriyete bakılır. İki taraf da eşitse, yıkanır; namazı kılınır. (İbni Abidin, Cenâiz bahsi)

Sual:
İmam ilk oturuşu unutup ayağa kalktı. Cemaat ikaz edince geri döndü. Sehv secdesi veya namazı iade etmek gerekir mi?

Cevap;
İmam ilk oturuşu unutarak terk etmiş ve dizleri de yerden kesilmişse artık geri dönmez. Cemaat de onunla kalkar. Namazı tamamlayıp, sehv secdesi yaparlar. Cemaatin ikaz etmesi yersizdir; çünki imamın artık geri dönmesi caiz değildir. İmam eğer ilk oturuşa geri dönerse, namaz bozulmaz; ama isâet etmiş olur. Namazın sonunda secde-i sehv yapar. Sahih olan budur. İmam ilk tahiyyatta oturmaz, namaz bitince secde-i sehv de yapmazsa, hataen kalktığının farkında değildir. Bu namazı iade etmek gerekmez. İlk oturuşu kasden terk edince de, istisnaî olarak secde-i sehv lâzım gelir. İmam kasden ayağa kalkmış ve secde-i sehvi de kasden terketmişse iade lâzımdır. Bazı âlimlere göre farz olan kıyamı, farz olmayan bir amel ile geciktirdiği için namaz bozulur demişlerdir. (İbni Abidin, Secde-i Sehv bahsi)

Sual:
Bir mescidin kıblesinde 25-30 derece kadar sapma olduğunu tesbit ettik. Orada kıldığımız namazları kazâ etmemiz gerekiyor mu?

Cevap;
Eskiden kalma mescidlerin bir kısmında o zamanki matematik bilgilerine göre yapıldığı için bu ölçüde bir sapma olabilir. Buralarda kılınan namazlar sahihtir. İade ve kazâ gerekmez. Kaldı ki kıbleden 45 derece sağa ve 45 derece sola kasıtlı bile sapmak Hanefî mezhebinde namazın sıhhatine mâni değildir.

Sual:
Secdede burnu yere koymanın hükmü nedir? Alın veya burundan hangisi önce yere konur?

Cevap;
Hanefî’de vâcibdir. Şâfiî’de alnı koymak kâfidir. Önce burun, sonra alın konur.

Sual:
Farz ve sünnet namazlarda celsede ve kavmede rabbigfirlî demek sünnet midir?

Cevap;
Hanefî mezhebinde hayır; Hanbelî mezhebinde evet.

Sual:
Vaktinde kılınmayan namazların kazâ edileceğine dair âyet var mıdır?

Cevap;
Vaktinde kılınmayan namazların kazâsının farz olduğu sünnet ile sâbittir. Hazret-i Peygamber özürle kazâya kalmış namazlarını kazâ etmiş; namazını kazâya bırakanın da kazâ etmesini emretmiştir.

Sual:
İmama uyan kimse bir rüknün tamamında imamdan önce hareket ederse namazı bozulur mu?

Cevap;
İmam rükû’ya eğilmeden müktedi (imama uyan kimse) eğilse, sonra doğrulsa, imam sonra rükû’ya eğilse, muktedinin namazı bozulmaz, ama rükû’su da sayılmaz; tekrar rükû’ya eğilmesi gerekir.

Sual:
İmam rükû’da iken mescide giren bir kişinin ayak sesini duysa, o rek’ate yetişmesi maksadıyla rükû tesbihlerini uzatması câiz midir?

Cevap;
İçire giren kimseyi tanırsa, uzatması mekruhtur; tanımazsa, yani tanıdığı biri olsa bile o anda kim olduğunu bilmezse, caizdir.

Sual:
Ölü doğan çocuk yıkanıp cenaze namazı kılınır mı?

Cevap;
Bir beze sarılıp gömülür; cenaze namazı kılınmaz. Sağ doğup sonra ölmüşse, ismi konur, yıkanır, kefenlenir ve cenaze namazı kılınır.

Sual:
Bir erkeği hanımının yıkaması câiz midir?

Cevap;
Kadının ölen kocasını yıkaması caizdir; ancak kocanın ölen zevcesini yıkaması Hanefî’de câiz değildir. Zira ölüm ile nikâh biter. Mahremiyet kalkar.

Sual:
Anne ve babasından birini öldürenin cenaze namazı kılınır mı?

Cevap;
Kısas ile öldürülürse cenaze namazı kılınmaz.

Sual:
İntihar edenin cenaze namazı kılınır mı?

Cevap;
Kılınır. Kılınmaz diyen âlimler de vardır.

Sual:
Kabre çiçek dikerken toprağına gübre veya otun ihtiyacı olan maddeleri karıştırmak câiz midir?

Cevap;
Câizdir.

Sual:
Kabre çiçek dikerken toprağına gübre veya otun ihtiyacı olan maddeleri karıştırmak câiz midir?

Cevap;
Câizdir.

Sual:
Cenâze evinde, cenaze sahibinin yemek dağıttırması câiz midir?

Cevap;
Cenaze evinden yemek dağıtılması mekruhtur. Komşuların ve yakınların yemek yapıp götürmesi gerekir. Cafer Tayyar vefat ettiğinde Resulullah aleyhisselâm, “Cafer’in evine yemek götürünüz. Şimdi onlar kederlerinden bu işle uğraşacak halde değildir” buyurdu. Komşuların getirdiği yemeği, gelip gidenlere ikram etmek câizdir. Uzaktan gelen misafirler için yemek hazırlamaları da caizdir.

Sual:
Bir insan İstanbul’a gelip 7 gün Küçükçekmece’de, 10 gün de Maltepe’de kalmaya niyet etse, seferî olur mu?

Cevap;
Her ikisinde de seferidir. Arada sefer mesafesi olmasa bile başka bir vatan-ı ikamet, vatan-ı ikameti bozar. Nitekim hacılar Mekke’de birkaç gün kalıp, sonra birkaç kilometre uzaklıktaki Mina’da geceledikleri için hepsinde cem’an 15 günden fazla kalsa bile, Mekke’de ve Mina’da seferî olur. (İbni Abidin)

Sual:

Bir fıkıh kitabında okuduğum "İmandan sonra en kıymetli ibadet, namazdır. İman gibi, onun da güzelliği kendindendir. Başka ibadetlerin güzelliği ise, kendilerinden değildir" ifadesi ne manaya gelmektedir? 



Cevap;

Zira kendisinde en ziyade ibâdetleri toplayan ve insanı Allahü teâlâya en ziyâde yaklaştıran bir ameldir. Zira insan, Allahü teâlâya namazda münâcaat edip, yalvarıp, O'nun azamet ve celâlini müşâhede edicidir.



Sual:
Yeni Müslüman olup Kur’an-ı kerimden hiçbir âyet bilmeyen kimse nasıl namaz kılar?

Cevap;
Tek bir kısa âyet ile, meselâ "Elhamdülillahi rabbilâlemîn" âyeti ile namazını kılar. Böylece kıraat farzı yerine gelmiş olur.

Sual:
Namazda kıyamda salavat okumak veya âmin yarabbi demek namazı bozar mı?

Cevap;
Namaza mâni kelâmlar, yani dünya sözü olmadığı, âyet ve hadîslerde geçtiği için bozmaz. Ancak mekruh olur.

Sual:
Kabir namazı diye bir namaz var mıdır?

Cevap;
Resulullah aleyhisselâmın gecenin son nafile iki rek’atini oturarak kıldığına dair rivayetler vardır. Buna oturarak kılındığı için kabir namazı demek âdet olmuştur.

Sual:
Sigara içen kimsenin imamlığa geçmesi câiz midir?

Cevap;
Sigara, tütün içmek, imamlığa geçmeye engel bir kusur değildir. Ancak, tab'an mekruh olduğundan ve pis kokusu sebebiyle insanları ve melekleri rahatsız ettiğinden dolayı, sigara içmeyenlerden imamlığa ehil kimse varsa tercih edilmelidir.

Sual:
Nâfile namazlarda da Kur’an-ı kerimi karşıya koyup okumak namazı bozar mı?

Cevap;
Mushaftan, yani Kur'an-ı kerim yazılı bir şeyden okumak mutlak surette namazı bozar. Çünki bu öğrenmedir. Ancak okuduğunu ezber bilir ve eline almadan okursa bozmaz. Bazıları, “Namaz ancak bir âyet okumakla bozulur” demiştir. Halebî bu kavli daha ma’kul görmüştür. Zira İmam-A'zam'a göre namaz câiz olacak miktar bir âyettir. Bazıları Fâtiha kadar okumadıkça namaz bozulmayacağını söylemişlerdir. İmam Şâfiî bunu kerahetsiz câiz görmüştür. İmameyne göre ise kerahetle câizdir. Çünki Ehl-i kitâba benzemek vardır. Yani bunu kasden yaparsa benzemek vardır. Zirâ her şeyde Ehl-i kitâba benzemek mekruh değildir. Mekruh olan, mezmum (kötülenmiş) şeylerde ve benzeme kasd edilenlerde onlara benzemektir. Yemek içmekte benzemek mekruh değildir. Bazıları Fâtiha kadar okumadıkça namaz bozulmayacağını, bir takımları da bir âyet okumadıkça bozulmayacağını söylemişlerdir. Daha münâsip olan da bu kavildir. (İbni Abidin, Namazı Bozan Şeyler)

Sual:
İsviçre’de yatsı namazının vakti çok geç olduğu için, hastalığım sebebiyle bekleyemiyorum. Yapabileceğim bir şey var mıdır?

Cevap;
Hastalık ve ihtiyarlık, Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelî mezheplerinde, iki namazı bir arada kılmak (cem’ etmek) için özürdür. Akşam vaktinde, cem etmeye niyet edip, akşamın farzından hemen sonra yatsının farzı kılınır. Vitri, yatsı vaktinde kılmak lâzımdır. Kılınamıyorsa, İmameyn’in sünnettir kavline niyet edilebilir, sonra kaza edilir. Avrupa’nın bazı yerlerinde bazı zamanlarda yatsı vakti zaten girmemektedir. Girmiyorsa, yatsı namazı farz olmaz. Vitr de yatsı namazına ve geceye tâbi olduğu için vâcib olmaz.

Sual:
Cenazeyi yıkarken dökülen suların, yıkayanın üzerine sıçramasında mahsur var mıdır?

Cevap;
Müstameldir, kaçınmalıdır. Bunun için ölü yıkayanlar önlük giymektedir.

Sual:
Bazı tarih kitaplarında sultanlara selam niyeti ile secde edildiği yazıyor. Sıradan bir insanın önünde eğilmek, secdeye kapanmak dinen uygun mudur?

Cevap;
Bazı âlimler Yusuf kıssasını delil alarak, tapınma kastı olmadan selâm niyetiyle inhinâya (eğilmeye) ve secdeye cevaz vermiştir. (Berika)

Sual:
Çok yorgun ve uykusuz olunduğu zaman, namazı bu halde mi kılmalı; yoksa biraz dinlendikten sonra mı kılmalıdır?

Cevap;
Farz namaz vakti geçecekse bu halde, değilse uyuyup, tedbir alıp, sonra kılmalıdır.

Sual:
Tahiyyatı, salli-barikleri ve rabbenâları sesli okuyana ne lazım gelir?

Cevap;
Mekruhtur; birşey lâzım gelmez.

Sual:
İstihâre namazının kerahet vaktinde yapılması istihâreye tesir eder mi?

Cevap;
Sabah ve ikindi namazını kıldıktan sonra nâfile namaz kılınmaz. Kılınırsa, istihareye tesir etmez ise de, bu gibi işlere kerahet karıştırmamalıdır.

Sual:
Seferi olan kaldığı yerde bir özrü yokken oruç tutmasa ve cum'a namazına gitmese günah olur mu?

Cevap;
Olmaz. Efdal olan tutmak ve yapmaktır.

Sual:
Sabah namazının vakti çıkmak üzere ise, cünüp kimse nasıl hareket etmelidir?

Cevap;
Teyemmüm edilip, sabahın farzı kılınır. Sonra gusl abdesti alınır ve sabah namazı iade edilir. İmam Züfer’in kavlidir.

Sual:
Hanefî olan seferî, öğle namazını uyuyarak geçirse, kaç rek’at kılar?

Cevap;
İki rek’at kılar. Zira bu namaz üzerine iki rek’at farz olmuştur. Sahib-i tertib ise ikindiden evvel; değilse her zaman, güneşin batmaya döndüğü kerahat vakti hariç, kılabilir.

Sual:
Namaz intikallerinde, imamın tekbirleri gecikse veya önce olsa, tekbire mi, harekete mi uyulur?

Cevap;
İntikal tekbirleri sünnettir. Gecikirse, bir şey gerekmez. İmamın hareketine tâbi olunur. İmam kalkınca kalkılır; secdeye gidince gidilir.

Sual:
Yürüyerek kaamet okunur mu?

Cevap;
Kaamet, yürüyerek okunmaz. Sünnete muhaliftir. Okunursa iade gerekmez.

Sual:
İbâdet de gizli, günah da gizli olduğuna göre, başkalarının yanında namaz kılmak; zekât vermek riyâ olmaz mı?

Cevap;
Nâfile ibadetleri başkasına göstermek uygun değildir. Ama farzlar böyle değildir. Herkese farz olduğu için riya olmaz.

Sual:
Namazda fatihadan önce besmelenin hükmü nedir?

Cevap;
Hanefî’de sünnettir. Şâfiî’de besmele fatihadan sayıldığı için okunması şarttır. Şâfiî’yi taklid eden Hanefî de okur.

Sual:
Fıkıh kitaplarında “Namaz içinde hayz başlarsa, namaz bozulur. Temizlenince, farz namazı kaza etmez; nâfileyi kaza eder” diyor. Farz değil de niçin nâfile kaza ediliyor?

Cevap;
Hayzlıya namazlarını kazâ etmek gerekmediği için, kazâ etmez. Nâfileye başlayan, adak yapmış sayılır, sonra kılması gerekir.

Sual:
Su olsa bile cenaze ve bayram namazını kaçırmamak için teyemmüm edilip de, Cuma namazı için edilememesinin sebebi nedir?

Cevap;
Cuma namazının bedeli öğle namazıdır. Bir özür sebebiyle kılınamazsa, öğle namazı kılınır ve Cuma’nın yerine geçer. Ama cenaze ve bayram namazının bedeli yoktur. (Nimet-i İslâm)

Sual:
Namazda ilk oturuşta (ka'de-i ûlâda) teşehhüd (ettehiyyâtü) okumanın hükmü nedir?

Cevap;
Namazda ilk oturuşta (ka'de-i ûlâda) teşehhüd (ettehiyyâtü) okumak esah kavle göre vâcibdir. Son oturuşta da vâcibdir. (Nimet-i İslâm)

Sual:
Şehirde kurban kesecek olanın, bayram namazının arkasından hatibin hutbesini bitirmesini beklemesi şart mıdır?

Cevap;
Hutbeden evvel kurban kesilebilir. Ama imam hutbeyi bitirmeden kurbanını keserse mekruhtur. (İbni Abidin)

Sual:
Fâsid olan nâfileleri sonradan kılmak vâcib olduğuna göre, bu namaz kılındığı zaman vâcib sevabı mı yoksa nâfile sevâbı mı alınır?

Cevap;
Her ne kadar vâcib ise de, kılınmasının vâcib olduğunu gösterir. Nâfile sevâbıdır. Yemin kefareti de vâcibdir; ama sevabı Ramazan orucu gibi değildir.

Sual:
Ramazan ayında vitri cemaatle kılarken muktedi kunut duasını bitirmeden imam rükûa gitse, cemaat nasıl hareket eder?

Cevap;
Kunut dualarının birincisini okumuşsa, hemen rükûa gider. Okumamışsa, süratle okuyup rükûya gider.

Sual:
Kunut dualarının ikisi de vâcib midir?

Cevap;
Herhangi birini okumakla vâcib yerine gelir. Diğerini de okumak sünnettir.

Sual:
Bir kimse namazda ilk oturuşta teşehhüdü (ettehiyatüyü) tekrar okusa ne lâzım gelir?

Cevap;
Secde-i sehv lâzım olur. (Hindiyye)

Sual:
Namazda teşehhüdün (ettehiyatünün) bir kısmını terk eden kimseye ne lâzım gelir?

Cevap;
Teşehhüdün bir kısmını veya tamamını terk eden kimseye de secde-i sehv secdesi lâzım olur. (Hindiyye)

Sual:
Fıkıh kitaplarında “Necâset, dirhem mikdarından, yani bir miskalden, yani dört gram ve seksen santigramdan az ise, yıkamak sünnettir." deniliyor. Ben dirhem 3.2 gr, miskal 4.8 gr diye biliyorum. Doğrusu nedir?

Cevap;
Dirhem ve miskalin ölçüsü, altın ve gümüş için, katı mallardan farklıdır.

Sual:
Namazın son oturuşunda Allahümmeğfir ümmete Muhammedin (Allah’ım, ümmet-i Muhammed’i mağfiret eyle!) diye dua etmek caiz midir?

Cevap;
Namazda son oturuşta Arabî olmak şartıyla, dua okumak câizdir. Arabça olsa bile, âyet-i kerime ve hadîs-i şerîflerde zikredilen duaları okumak daha efdaldir. Ancak “Allahım, bana mal ver!”, “Şu evi satın almamı nasib et!”, “İmtihanda muvaffak olayım”, “Şu kızla evleneyim!” gibi dünyalık duaları, Arabca da olsa namazda okumak caiz değildir.

Sual:
Namazda rükûya eğilirken belim dümdüz olmuyor. Ne yapmak gerekir?

Cevap;
Rükûda belin üzerine tepsi konacak kadar dümdüz olması sünnettir. Güç yettiği kadar eğilinir.

Sual:
Mâlikî mezhebinde seferî ile mukîmin birbirlerine imam olması câiz midir?

Cevap;
Mekruhtur. Çok iseler, mukimler kendi arasında, seferîler kendi arasında cemaat ile kılabilir. Mâlikî’yi taklid eden Hanefî, kendi mezhebine uyar. Yani onun için böyle bir cemaat mekruh değildir.

Sual:
Fıkıh kitaplarında şöyle bir ifade geçiyor: “Abdestte kolundan, ayağından bir kısmı kesik olan kimse, kalan yerin yüzeyini yıkar.” Nereden kesildiği ehemmiyet arzeder mi?

Cevap;
Kesilen yer abdest mahalli içinde ise, üstü yıkanır veya meshedilir. Bir kimsenin elleri dirseklerinden, ayakları da topuklarından kesilmiş olsa o kimseye namaz borç değildir.

Sual:
Secde-i sehvin Hanefi ve Malikî'de hükmü nedir?

Cevap;
Hanefî mezhebinde namazın bir farzının sehven (yanılarak, unutarak) tehirinde, vâcibin terki veya tehirinde secde-i sehv yapmak vâcibdir. Malikî ve Şâfiî mezhebinde vâcib olmadığı için, secde-i sehv de sünnettir. Hanefî’de vâcib hükmünde olan amellerin karşılığı bu mezheblerde farz veya sünnettir. Bu sünnetlerin unutarak veya yanılarak terki hâlinde secde-i sehv lâzım olur. Malikî veya Şâfiî’yi taklid eden Hanefî bu hususta kendi mezhebine uyar.

Sual:
Fıkıh kitaplarında şu ifadeler geçiyor: “Bedende, elbisede ve namaz kılacak yerde necâset bulunmamalıdır. Başörtüsü, başlık, sarık, mest ve ayakkabı da elbiseden sayılır.” “Mâlikî mezhebinde, bedenin, elbisenin temiz olması sünnet olduğu hâlde, mestin temiz olması farzdır.” Mest de elbiseden sayıldığına göre, diğerlerinin temiz olması sünnetken, mestin temiz olması neden farz oluyor?

Cevap;
Mâlikî’de de necâset namaza mânidir. Necâseti temizlemenin sünnet oluşu Mâlikî’de zayıf bir kavildir. Buna rağmen bu ruhsat, meste şâmil kılınmamıştır.

Sual:
Fıkıh kitaplarında şöyle bir ifade geçiyor: “Sünnet üzere mesh etmek için, el ayaları meste değdirilmez. Meshin üç el parmağı eninde ve boyunda olması farzdır. Bunun için de üç parmağı veya yaş olup suyu damlamakta olan parmak uçları veya parmaklarla birlikte el ayasını veya yalnız el ayasını mest ucuna koyup, bacağa doğru çekmek yetişir.” El ayası değdirilir mi, değdirilmez mi?

Cevap;
Sünnet olan meshde değdirilmez. Değdirilirse mesh yerine gelir, ama sünnet vechiyle yapılmamış olur.

Sual:
Fıkıh kitaplarında şöyle bir ifade geçiyor: “Mestin altına veya topukların yanlarına veya bacak tarafına mesh caiz değildir. Mâlikîde, sağ eli ıslatıp, parmak dipleri sağ mestin üst ucuna konur. Başparmak ucu sol, diğer üç parmak uçları sağ kenarında olarak, ağzına kadar çekmek ve sol eli altına böyle koyup, topuğa ve buradan ağzına kadar çekmek ve sonra sol eli sol mestin üstüne, sağ eli altına koyup çekmek vâcibdir.” Mestin altına mesh etmek câiz değildir diyor; hem de sol eli altına koyup topuğa doğru çekmek vâcibdir diyor. Mestin altı mesh edilir mi, edilmez mi?

Cevap;
Yalnız altına meshedilirse, mesh sahih olmaz. Hepsine meshedilirse sahih olur. Mâlikî’de üste mesh farz, alta mesh ise müstehabdır.

Sual:
Mest üzerine mesh müddeti ne zaman başlar?

Cevap;
Mest üzerine mesh müddeti 24 saattir. Seferde 72 saattir. Ne abdest alınca, ne de mestleri giyince başlar. Abdest alıp mestleri giydikten sonra, abdesti bozan bir şey olunca başlar.

Sual:
Fıkıh kitaplarında şöyle bir ifade geçiyor: “Abdest alıp, mest giymiş bir kimse, yeniden abdest alıp, mesh etmeyerek, mestli ayaklarını suya soksa, bir ayağı veya yarıdan fazlası ıslanmazsa, mesh yerine geçer.” Neyin yarıdan fazlası kast ediliyor? Bir ayağı veya iki ayağının yarıdan fazlası kuru kalsa bile mesh sahih mi oluyor?

Cevap;
Islanınca ayağını yıkamış değil de, giydiği mesti meshetmiş oluyor.

Sual:
Mest üzerine mesh müddeti bitmeden mestin birini veya ikisini ayağından çıkarınca abdest bozulmuş olur mu?

Cevap;
Bir veya iki ayağı mestten çıkınca veya mesh müddeti bitince abdestin bozulması ayaklara sirâyet eder. Yalnız ayaklarını yıkasa, mesh ederek almış olduğu abdesti tamamlamış olur. Fakat her iki surette de, yeniden abdest almak daha iyi olur denildi. Çünki muvâlât Hanefî’de sünnet, Mâlikî mezhebinde ise farzdır. Burada kast edilen mest çıktıktan hemen sonra ayağın yıkanmaması hâlidir. Zira Mâliki’de mesti çıkarınca hemen yıkaması şarttır. Hanefî’de hemen yıkaması sünnettir.

Sual:
Secdede topukları birleştirince, ayakların iki-üç parmağı havada kalmaktadır. Bu namazı bozar mı?

Cevap;
Secdede ayakları yere koymak farz, vâcib veya sünnettir. Topukları birleştirmek de sünnettir. Bir ayağın tek parmağının yere değmesi ile vâcib yerine gelir. Birkaç parmağın havada kalmasının mahzuru yoktur.

Sual:
Fâtiha suresinde ğayril meğdubi kısmını ğayril mevdubi şeklinde okumak namazı bozar mı?

Cevap;
Doğru okumaya çalışmalı. Buna rağmen böyle okumaktan kurtulamazsa, mazurdur. v diye telaffuz işitmedim. ğayn harfinin mahreci v'ye yakın bile değildir.

Sual:
Evimin kıblesinden emin değilim. Ne yapmalıyım?

Cevap;
Pusula veya güneşin vaziyeti ile tesbit edilebilir. Eve yakın câmi minaresinin kapısı kıbleye bakar. Kuzey yarıkürede, zevâl vaktinde, yani güneşin tam tepede bulunduğu zaman, güneşin bulunduğu cihet yahud bir saatin yüzü yatay olarak semâya doğru ve akrebi güneşe doğru tutulunca, akreb ile oniki rakamı arasındaki zâviyenin (açının) orta hattı (açıortayı), takrîben güneyi gösterir. Takvimlerde yazan kıble saatinde güneşe dönen kıbleye dönmüş olur. Veya bu saatte yere dikilen çubuğun gölgesinin tersi kıbledir.

Sual:
Hazret-i Peygamber elini dizine koyup gözüyle takip ederek tesbih çekermiş. Parmakla tesbih çekmek bid’at mıdır?

Cevap;
Peygamber aleyhisselam hurma çekirdeklerini sayarak tesbih çekenleri gördü, men etmedi. Bu da takrirî sünnet oldu. Tesbihi elleri ile çekmek efdaldir. Gözüyle takip etme diye bir şey işitmedim. Sağ elin parmakları ile tesbih çekilir. Sağ el sol elin içine alınır. Başparmağın ele bitiştiği boğumdan (yani sağdan sola doğru) başlanarak her elin boğumu bir tesbih sayılarak çekilir. Serçe parmaktan yukarı dönülür.

Sual:
Evi, bir şehir, kasaba veya köy içinde değil de, kırın ortasında olan kimsenin seferîliği nerede başlar?

Cevap;
Göçebeler gibidir. Bunlar çölde (sahrada, kırda) ikamete niyet ederlerse, esah kavle göre mukim olur. Yanlarında ikamet müddetince kendilerine yetecek kadar su ve o yerde çimen bulunursa fetva bununla verilir. Çünkü mukim olmak asıldır. Onların çadırları, şehir hükmündedir. Bu kişinin seferîliği çadırından (evinden) çıkınca başlar. Çadırın (evin) kapısında biter. Birkaç ev bir arada ise, evlerden ayrılmak esastır. (İbni Abidin)

Sual:
Varacağı yer aynı şehirde olduğu halde, sefer mesafesinden uzun süren seyahatte, yolculuğu yapan kişi seferî sayılır mı?

Cevap;
Sefer, bulunduğu şehir, kasaba veya köyün finâsından (sınırlarından) çıktıktan sonra başlar ve ancak iki şehir (kasaba, köy) arasında olur. Bir kimse, mesela Bilecik’ten çıkıp, birkaç köy, kasaba dolaştıktan sonra tekrar Bilecik’e dönse, yolda sefer mesafesini geçmiş olsa bile, seferî olmaz. Zira seferînin nihaî bir hedefi vardır. Ama mesela Bakırköy’den İzmit’e gitmek üzere çıkıp, İzmit’e gitse, orada işini bitirip akşam Bakırköy’e dönse, giderken yolda, İzmit’te ve dönerken yolda hep seferîdir. Zira Bakırköy ile İzmit arası sefer mesafesidir. Mesela Beylikdüzü’ndeki evinden çıksa, İstanbul’un muhtelif kaza, köy ve semtlerini dolaşsa, sonra da Beylikdüzü’ne dönse, bu dolaşmaları sırasında sefer mesafesi kadar yol yapsa bile seferî olmaz. Ancak, Çatalca'dan çıksa, Bakırköy'e sefer mesafesi olacak şekilde muhtelif yerleri dolanarak gitse, seferî olur.

Sual:
Namazda kıraat ederken sureye başlayıp, sonrasını 3-5 saniye kadar hatırlamayıp başka sure okuyan kimse sehv secdesi yapar mı?

Cevap;
Hayır.

Sual:
Ezan okunurken dinlemeyip başka bir işle meşgul olmanın veya konuşmanın hükmü nedir?

Cevap;
Sünnete uygun okunan ezanı dinlemek sünnettir. Özürsüz dinlememek veya başka bir işle meşgul olmak sünnete muhaliftir.

Sual:
Cenaze namazında ayakkabıları çıkarmak gerekir mi?

Cevap;
Hiçbir namaz için ayakkabıları çıkarmak gerekmez. Ayakkabı ile namaz kılmak sünnettir. Ancak ayakkabıda necâset olduğu kat’i biliniyorsa, çıkarılır. Necâset ayakkabının altında ise, çıkarılıp üstüne basılır. Ancak ayakkabının altına bevl, şarap gibi necâset bulaştığı iyi bilinir ve bir müddet yürünmüşse, delk ile temiz olur. (Berika, Bid’at ve Vesvese bahsi). Şehir yerlerinde ayakkabıya necâset bulaşması ihtimali pek mevcut değildir. Zira sokaklar şer’en temizdir.

Sual:
Soğan veya sarımsak iyen kimse câmiye gidebilir mi?

Cevap;
Soğan, sarımsak, pırasa, tütün gibi kötü kokulu bir şey yeyip içen kimsenin câmiye gitmesi mekruhtur. Hadis-i şerif ile men olunmuştur (Müslim, Ebu Davud, Taberânî). Zira bundan başkalarını rahatsız etmek bahis mevzuudur. Eğer kişi unutarak veya vakit girene kadar kokusu kaybolur zannıyla yemiş ise câmiye gitmemekle mazurdur. Böyle olmayarak yerse, mescide gitmeyip namazı evde kılması gerekir; cemaati terk ettiği için de mesul olur. (Berika, Âfatü’l-Beden)

Sual:
Yol arkadaşı bulunmadığı zaman yalnız başına seyahate çıkmak câiz midir?

Cevap;
Dört kişiyle seyahate çıkmak müstehab, üç kişiyle çıkmak câiz, iki kişiyle veya tek başına sefere çıkmak mekruhtur. “İnsanlar yalnızlıktan gelen zararı bilselerdi, tek başına seyahate çıkmazlardı” buyuruldu. (Buhari). Yalnız başına bir evde yatmak da böyledir. Hiç arkadaş bulamazsa, tek başına seyahate çıkmak veya yalnız başına bir evde yatmak özürdür. (Berika, Âfâtü’l-Kadem)

Sual:
Kısa kollu gömlek ile namaz kılmamak için askıda asılı bulunan bir ceketi giyebilir miyiz?

Cevap;
Başkasının elbisesini onun izni olmadan giymek mekruhtur. Ya hep uzun kollu gömlek giymeli, yahud da kısa gömlek giydiği zaman ceket ile gezmelidir. (Berika, Âfâtü’l-Beden)

Sual:
Oda spreyleri namaza engel olur mu?

Cevap;
Hayır.

Sual:
Nasıl istibrâ yapmak daha doğrudur?

Cevap;
İdrar kesilince, zeker süt sağılır gibi birkaç defa sağılır; sallanır; hafifçe öksürülür; vücud sol tarafa meyledilir. Zekerin ucu soğuk suyla yıkanır. İdrarın kesildiğine kanaat getirince kalkılır. Biraz yürüdükten sonra abdest alınır.

Sual:
Nerelisin diye sorulduğunda, vatan-ı aslîye göre mi cevab vermek lâzımdır?

Cevap;
Doğup büyüdüğü veya babasının mensup olduğu yer anlaşılır. Örfe bakılır, dinî bir mesele değildir.

Sual:
Bahçedeki köpeğimiz, bazen elbisemi kokluyor. Elbisem necis olur mu?

Cevap;
Köpeğin sidiği, kakası ve salyası necistir. Koklaması zarar etmez.

Sual:
Kitab fotokopisi çektirdiğimizde, kitabın sahife sayısı çok ise, bu sahifeleri fotokopiciden teslim alırken tek tek saymasak caiz olur mu?

Cevap;
Bu bir istisna satışıdır. Saymak lâzım değildir. Göz kararı muayene kâfidir. Fiyat bellidir. Götürü alışveriş yapılır.

Sual:
Napolide talebeyim. Metroyla ulaşabileceğim bir câmi var. Cuma namazına gitmediğim zaman kalbim mühürlenir mi?

Cevap;
Hanefî mezhebine göre dârülharbde Cuma namazı farz değil ise de, Müslümanlar toplanıp Cuma namazı kılıyorsa, imkân dâhilinde gitmek lâzımdır.

Sual:
Kocası ölen kadının bir sene evden çıkmaması lâzım mıdır?

Cevap;
İhdâd, yani 1 sene süslenmeyip fazla gezmeyip kocasına yas tutması sünnettir.

Sual:
Bir toprağa necaset bulaşıp kurusa temiz olur mu?

Cevap;
Resulullah buyurdu ki, “Toprağın temizlenmesi kuruma iledir”. Binaenaleyh necaset bulaşan bir toprak kuruduğu zaman temiz olur. Hayvan da böyledir. Ağaç ve otlarda ihtilaf vardır. (Berika, Bid’at ve Vesvese bahsi).

Sual:
Akşam namazı yıldızların çoğalması zamanına kalsa, akşam namazının son sünneti kılınır mı?

Cevap;
Akşam namazını bu vakte bırakmak mekruhtur; ancak namazın kendisi mekruh olmaz. Binaenaleyh akşamın sünneti kılınabilir. İkindi namazını, güneşin batma zamanına bırakmak gibi değildir. Orada namazın kendisi de mekruh olmaktadır.

Sual:
Seferî imam kasten veya yanılarak üçüncü rekate kalksa ve secdeyi de yapsa, buna uyan seferîlerin namazı ne olur?

Cevap;
Buna uyanların üçüncü rek’ate kalkmayıp imamı sübhanallah gibi zikr sözler ile ikaz etmeleri; imam geri dönmezse de dördüncü oturuşu yapıp selâm verene kadar beklemeleri icab eder. İmamla beraber selâm verirler. İmamın, vâcib olan selâmı geciktirdiği için sehv secdesi yapması lâzımdır. İmam sehv secdesi yapmasa bile uyanların namazı kerahetsiz tamamdır. Eğer imamla beraber üçüncü rek’ate kalkar ve secdeyi de yaparlarsa namazları mekruh olarak sahih olur. Üçüncü rek’ate imam veya cemaat kasten kalkmışlarsa, vakit içinde namazı iade etmeleri gerekir.

Sual:
Yurt dışında bulunduğum yerdeki câmide imam sağ ve sola selâm verdikten sonra cemaat selâm veriyor. Bu doğru mudur?

Cevap;
Cemaat imam ile beraber selâm verir. Hanefî’de bir kavle göre imam sağa selâm verdikten sonra cemaat selam verir. Şâfiî’de de böyledir.

Sual:
İstibrâdan sonra su olmadığı için zeker yıkanmazsa, bu halde abdest alıp namaz kılınabilir mi?

Cevap;
İdrar, çıktığı yerin etrafına namaza mâni olacak kadar yayılmamışsa, yıkanması şart değildir. Soğuk su ile yıkanması istibra sırasında idrarın kesilmesine yardımcı olur.

Sual:
Mâlikî mezhebinde, yalnız ayağı yıkama zahmetinden dolayı mest üzerine mesh etmek câiz olmuyor. Bir kimse hem sünnet uymağa niyet etse, hem de ayağı yıkama zahmetinden dolayı meshe niyet etse câiz midir?

Cevap;
Evet. Mâlikî mezhebine göre abdestte ayakları yıkama zahmetinden kurtulmak için mest giymek câiz değildir. Hastalık, sefer, soğuk sebebiyle ve yalnızca sünnete uymak niyetiyle giyilebilir.

Sual:
Rükû tesbihini okurken peltek zı harfi ze ile söylenirse, “Rabbim benim düşmanım” demek olduğuna göre, böyle okuyan ve doğru okumak için uğraşmayan kimsenin bu kıraati küfre sebep olmaz mı?

Cevap;
Bu niyetle okuyan yoktur. Zı harfinin mahreci, ze veya zel’e yakın olduğu için, müteahhirin ulemâsına göre namaz bozulmaz. Ancak imkânı olduğu halde düzeltmeye çalışmayan bundan mes’ul olur.

Sual:
Namazda iken rüku, kavme ve secdede okunan söylenen tesbihleri ve intikal tesbihlerini başka yerde söylemenin hükmü nedir?

Cevap;
Mahallinde söylemek sünnet veya müstehabdır. Mahalli geçince, söylenmez. Unutmak özürdür.

Sual:
Zammı sûre unutulup rükûya gidildiğinde, rükûdan tekrar ayağa kalkılıp sûre okunabildiğini biliyorum. Fakat cemaat içinde iki defa rükûya gidip doğrulmak yadırgandığı için, dönüp sûre okumamak câiz olur mu?

Cevap;
Rüküdan dönüp sûreyi okumak efdaldir; okumasa da olur. Her halde sehv secdesi lâzımdır.

Sual:
Vitir namazında kunuttan önce besmele çekmek sehiv secdesi gerektirir mi?

Cevap;
Hayır.

Sual:
Secdeden kalkarken ayaklarının ikisi birden kalkması namazı bozar mı?

Cevap;
Bir kavle göre evet. Makbul kavil, iki ayaktan biri üç sübhanallah diyecek kadar bozar kalkarsa, namaz bozulur.

Sual:
Namaz kılarken cübbeyi iki elle düzeltmek namazı bozar mı?

Cevap;
Bozmaz. Ancak lüzumsuz bir hareket ise mekruhtur.

Sual:
Ta’dil-i erkân bilmeyen, bid’at işleyen ve tecvide göre okumayan imamın arkasında namaz kılınır mı?

Cevap;
Fâcirin ve bid’at sahibinin arkasında kılınan namazın sahih olduğu hadis-i şerif ile sâbittir. Ancak başka sâlih imam varsa, mekruh olur.

Sual:
Abdest duaları namazda okunabilir mi?

Cevap;
Evet. Kuran-ı kerim ve hadîs-i şeriflerde bildirilen her duayı namazda son teşehhüd'de, tehıyyat’tan sonra okumak caizdir.

Sual:
Namaz kıldıktan sonra seccadenin kenarını kıvırıp bırakmak şart mıdır?

Cevap;
Dinen lâzım değil ise de, iyi olur, secde yeri çiğnenmemiş olur.

Sual:
İmam Rabbanî hazretleri namaza dille niyet bid’attir diyor; Ömer Nasuhi Bilmen’in ilmihalinde ise müstehab yazıyor. Doğrusu nedir?

Cevap;
İhtilaflı bir mevzudur. Hazret-i Peygamber hiç dille niyet etmemiştir. Bu sebeple bid’attir. Şâfiîler ise Hazret-i Peygamber’in ihrama dil ile niyet etmesine kıyasen müstehab demiştir.

Sual:
Cemaatle namaz kılarken, kamet okunduktan sonra imam ve cemaat ne zaman tekbir almalıdır?

Cevap;
İmam tekbiri kad kâmetissalah derken alır; cemaat da hemen kendisine uyar. Kamet bitince hemen almak da câizdir. Beklemek sünnete muhaliftir. Elleri kaldırarak beklemek ise gariptir. Tekbir alırken eller kaldırılır ve tekbir biterken bağlanır.

Sual:
Kıyamda üç ayrı zaman aksırıp elini ağzına götürenin namazı bozulur mu?

Cevap;
Hayır.

Sual:
Abdest aldıktan sonra uzuvlardaki yaşlığın silindiği mendil üzerinde iken namaz kılmak câiz midir?

Cevap;
Abdestte kullanılan su (mâ-i müsta’mel), İmam-ı A’zam’a göre kaba, Ebu Yusuf’a göre hafif necasettir. İmam Muhammed’e göre temizdir. Fetva da böyledir. Uzuvların silindiği bez, İmam-ı A’zam’a göre de necis olmaz. Zira vücudu yıkadıktan sonra kendiliğinden ayrılan su kaba necasettir.

Sual:
Cuma namazı, polislere ve askerlere farz mıdır?

Cevap;
Evet.

Sual:
Mâlikî’de namazın sünnetlerinden üç tanesini sehven terk edince namaz bâtıl olduğu için, Hanefî olup, Mâlikî mezhebini taklid eden bir kimse, secde-i sehv yapsa, bunda kerahat var mıdır?

Cevap;
Hayır. Farz ve müfsidlerde taklid ettiği mezhebi gözetecektir.

Sual:
Namazda iken dudakları yalamak ve bunu yutmak namazı bozar mı?

Cevap;
Bozmaz.

Sual:
Mestlerin su geçirmez olması şart mıdır?

Cevap;
Mest, su geçirmez ayakkabı demektir. Ama bir mil yürünebilecek kadar kalın çoraba mest caizdir.

Sual:
Mestler ayağı sıkıp acıttığı için bunlarla yürümek mümkün olmasa mesh câiz midir?

Cevap;
Evet. Zira yürüyebilmek sağlamlık bakımındandır.

Sual:
Trafik kazâsı ve kanser gibi hastalıklardan ölen şehid midir?

Cevap;
Evet.

Sual:
Namazda rükûya giderken Allahü ekber diyeceği yerde, hata ile esselâmü aleyküm dese, hemen ardından Allahü ekber deyip rükûya gitse bir şey gerekir mi?

Cevap;
Hayır.

Sual:
Sarf ve nahv (Arapça gramer) öğrenmek herkese farz mıdır?

Cevap;
Farz-ı kifâyedir. Din ilmiyle meşgul olana farzdır. Avama, ancak Kur’an-ı kerimde okuduğu surelerin manasını bilecek kadar Arabî öğrenmek müstehabdır. Çünki en sevablı okuma, böyle okumaktır.

Sual:
Sahabe ve evliyaların makamı ve mezarı olduğundan bahsediliyor. Mezarları varken neden makamları yapılmıştır?

Cevap;
Bir peygambere, sahabiye, evliyaya atfedilen birkaç kabir olabiliyor. Çok zaman geçtiği için kati olarak birisi gösterilemiyor. Bunlardan birisi hakikat, diğerleri makamdır. Umumiyetle evliyanın hayatında bulunduğu, kaldığı veya manevî olarak ruhunun tecelli ettiği yerlere makam deniyor.

Sual:
Namazda fâtihadan sonra sure okurken besmele çekilir mi?

Cevap;
Kitaplarda çekilir (Halebi) veya çekilmez (Hindiyye) diyorsa da, çekmek daha iyidir.

Sual:
Son zamanlarda okuduğuma göre Karacaahmed, Zincirlikuyu, Aşiyan, Nakkaştepe, Maçka, Merkezefendi gibi mezarlıklara Sabetayistler de gömülüyor. Bunlar müslüman mezarlıklarından nasıl ayırt edilir? Akrabalarımızı buralara defnetmek caiz midir?

Cevap;
Bu şuurda olanlar, Bülbülderesi’nde olduğu gibi, aynı mezarlıkta, ama ayrı yere gömülüyor. İslâmiyet zâhire bakar. Müslüman mezarlığına gömülmüşse, müslüman olduğu kabul edilir.

Sual:
İkindi namazının sünneti 2 rek’at olarak da kılınabilir mi?

Cevap;
Evet. Nâfile namazların aslı hep ikidir.

Sual:
Sehv secdesini iki tarafa selâm vererek yapmak câiz midir?

Cevap;
Evet, ama mekruhtur. Hiç selâm vermeden yapmak da böyledir. Sünnete muvafık olan, sağa selâm verdikten sonra sehv secdesini yapmaktır.

Sual:
İmam Mâlikî ve Şâfiî mezhebinde, muktedî Hanefi mezhebinde ise Ramazanda vitri cemaat ile kılsalar, caiz olur mu?

Cevap;
Muhalif mezheb imamına uymak câizdir. İmamın namazı kendi mezhebine göre sahih ise, muktedinin namazı da sahih olur. Mâlikî ve Şâfiî mezhebinde vitr tek rek’attir; ama vitr namazı iki rek’at kılıp selâm verip tek rek’at (2+1) olarak kılınır. Hanefî’de ise hiç selâm vermeden üç rek’at kılınır. Bu şekilde kılan bir Mâlikî veya Şâfiî’ye uyan Hanefî, iki rek’atten sonra imamla selâm vermeyip bekler, imam tek rek’at için tekbir alınca, ayağa kalkıp, imamla kılmaya devam eder ve imamla selâm verir.

Sual:
Zuhr-i âhir namazı, Cum'a namazından önce kılınır mı?

Cevap;
Hayır.

Sual:
Sünnet üzere ezan okumak ne demektir?

Cevap;
Bâliğ erkek, abdestli, yüksekte, ayakta, elleri kulağına koyarak, kıbleye karşı ve ezanın ekilmelerini değiştirmeden nağme yaparak okumak, sünnettir.

Sual:
Ayakta durabilen, ama secde yapamayan hasta, namazını nasıl kılar?

Cevap;
Bir kimse, dayanarak da olsa ayakta duramıyorsa veya ayakta durduğu zaman meselâ abdesti kaçıyorsa, hastalığı artıyorsa, acı duyuyorsa, başı dönüyorsa veya bir meşakkatle karşılaşıyorsa, namazını oturarak kılar. Rükû için eğilir; secdeleri yapar. Tamamında ayakta duramıyorsa, gücü yettiği kadar durur; sonra oturarak tamamlar. Oturamıyorsa, sırtüstü yatıp ayakları veya yan yatıp yüzü kıbleye gelecek şekilde başının altına yastık konarak namazı îmâ ile kılar. Îmâ ile de namazı kılmaya gücü yetmiyorsa, namaz kendisinden düşer.

Hanefî mezhebine göre, rükû veya secdeden, yahud her ikisinden de âciz olan kimse, ayakta durabilse bile, namazını kolayına geldiği gibi oturup îmâ ile kılar. Rükû için biraz; secdeler için daha fazla eğilir. Zira secdeleri yapamayandan, kıyam gibi, rükû da düşer; zira bunlar birbirinin tamamlayıcısıdır; rükûyu da îmâ ile yapar. Bu kimsenin hiç oturmadan ayakta îmâ etmesi de câizdir; ama efdal olan oturarak îmâ etmektir. Zira yerde oturmak, secde hâline daha yakındır. Resulullah aleyhisselâm bir hastaya uğradı. Onun yastık üzerine secde ettiğini görünce, yastığı aldı; Yere secdeye kâdir değilsen, başınla îmâ et!” buyurdu. Her halde secde için eğilmesi, rükû için eğilmesinden az olursa, câiz olmaz. Zâhidî’nin bildirdiği [ve Nimet-i İslâm’ın da zikrettiği] bu ikinci kavle göre, rükû ve secdeden veya yalnız secdeden âciz olan kimse, ayakta tekbir alır, kıraat eder; rükû ve secdeleri ise îmâ ile yapar (Halebî, Hindiyye). Nehr adlı eserde, böyle kimsenin ayakta durmasının farz olduğu yazıyor ise de, İbni Abidin der ki “Bu kavil, mezhebin bütün rivayetlerine muhaliftir. Zira kıyam, secde içindir. Secde yapılamayınca, kıyamın sâkıt olacağında ittifak vardır. Secde edemeyen kimseye kıyam farzdır denirse, ayakta rükû etmesi de lâzım gelir. Bu ise mezhebin görüşüne muhaliftir”. (Reddül-Muhtar, Salâtü’l-Marîz)

Bütün bu anlatılanlar Hanefî mezhebine göredir. Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelî mezhebinde, ayrıca Hanefîlerden İmam Züfer’e göre, ayakta durabilen, ama rükû veya secdeyi yapamayan kimsenin oturarak îmâ ile kılması câiz değildir. Bu kişi tekbiri ayakta alır ve kıraati yapar; sonra rükû için hafifçe îmâ yapar; sonra oturup secdeler için başını eğerek îmâ eder. Sadece ayakta durabiliyor, oturamıyorsa, rükû ve secde için ayakta îmâ etmesi lâzımdır. Rükû ve secdeden âciz olan, ayakta da desteksiz duramıyorsa, rükû ve secdeleri oturarak îmâ eder. Nâfileler böyle değildir; zira bunlarda kıyam farz değildir. Oturarak da îmâ mümkündür. (el-Fıkhu ale’l-Mezâhibi’l-Erbaa) Namaz, abdest veya gusl bahislerinde ihtiyaç sebebiyle bu üç mezhebden birini taklit eden Hanefî’nin, bu hususlara dikkat etmesi; secdeden âciz ise ayakta tekbir alarak kıraat ettikten sonra rükû için îmâ edip; oturup secdeler için de îmâ etmesi lâzımdır.

Sual:
İmam ile cemaat arasındaki duvar imama uymaya mâni midir?

Cevap;
Eğer imamın kendi sesi veya imamın sesini tekrar eden kişinin sesi işitiliyorsa; imamın ne halde olduğundan dolayı şüpheye düşmek de mevzubahis değilse, imama uymak sahih olur. İmamın sesi işitilmiyor, ama duvar üzerinde imama uyanlardan birini görebilecek bir pencere veya parmaklıklı kapı varsa, imama uymak yine sahih olur. Zira ev ve mescid tek mekândır, sahra gibi değildir.

Sual:
Bebekleri ikindi vaktinde uyutmak mekruh mudur?

Cevap;
Hayır.

Sual:
Ben doğduğumda kulağıma ezan okunmamış. Şimdi okutmam gerekir mi?

Cevap;
Müstehabdır. Çocuğun velisinin vazifesidir. Şimdiden sonra gerek yoktur.

Sual:
Hanımların evde namaz kılarken kaamet getirmeleri lâzım mıdır?

Cevap;
Kaamet getirmek erkeklere lâzımdır, sünnettir. Kadınlar getirmez.

Sual:
Bebeğin kusmuğu necis midir?

Cevap;
Süt çocuğunun pisliği, bevli ve ağız dolusu kusmuğu kaba necistir.

Sual:
Bir kimse hanımlara niyet ederek imam olsa, ona uyan erkeklerin namazı sahih olur mu?

Cevap;
Durmaları gereken yere durmuşlarsa evet.

Sual:
Sabah namazının sünnetini farzdan evvel mazeret sebebiyle ile kılamayan kimse, kuşluk vaktinde kılabilir mi?

Cevap;
İadesi lâzım veya sünnet değilse de, kılmak iyi olur.

Sual:
Bulûğa ermemiş çocuğun erişkin kimselere imamlığı caiz midir?

Cevap;
İlim sahibi olsa bile hayır.

Sual:
Namazdan kendi fiili ile çıkmak farz mıdır?

Cevap;
İmam Ebu Hanife’ye göre farzdır. Namaz tamam olduktan sonra namaza zıd bir iş yapmak, yürümek, konuşmak, yemek, abdestini bozmak bu kabildendir. Ama mezhebin sahih kavline göre kendi filiyle namazdan çıkmak bilittifak farz değildir. Binaenaleyh mesela son oturuşta tehiyyattan sonra abdesti bozulsa, namaz tamamdır. Farz yerini bulmuştur. Ancak tekrar abdest alıp vâcib olan selâmı vermesi gerekir, yoksa namazı eksik kalır.

Sual:
Gayr-i müslim bir kişiye taziyeye gitmek caiz midir?

Cevap;
Evet.

Sual:
Cezaevinde yatan mahkûmlar cuma namazını nasıl kılacaktır?

Cevap;
Bunlara Cuma namazı farz değildir.

Sual:
Müslüman bir kimse, ölmüş bir gayr-i müslimi yıkayabilir mi?

Cevap;
Evet.

Sual:
Kadınların kabir ziyareti yapması caiz midir?

Cevap;
Kadınların kabir ziyareti yüksek sesle ağlamaya ve ağıt yakmaya vesile olabileceğinden dolayı yasaklayan hadisler olmakla beraber, âlimler zaman zaman ziyaret etmelerine cevaz vermiştir.

Sual:
Cenaze namazını kadınlar da kılabilir mi?

Cevap;
Evet.

Sual:
Kadınlar cenaze namazında erkekler ile aynı hizada olursa erkeklerin namazı bozulur mu?

Cevap;
Hayır.

Sual:
Hiç Kur’an-ı kerim kıraati bilmeyen kişi namazını nasıl kılar?

Cevap;
Elhamdülillahi rabbilâlemîn âyet-i kerimesini okuyarak kılarsa, kıraatin farzı yerine gelir. Sonra hemen namazın vâciblerini karşılayacak kadar Kur’an-ı kerim öğrenir.

Sual:
Namazda imamın abdesti bozulduğunda yerine geçerken veya öndeki safı doldururken yürümek gerektiğinde ayakları yerden kaldırmamak gerekir mi?

Cevap;
Hayır. Sürtmeye gerek yok. Bu sebeple yürümek namazı bozmaz.

Sual:
Bacakları çok ağrıyan bir kimse, namazını bağdaş kurarak kılabilir mi?

Cevap;
Evet. Kolayına geldiği gibi kılar.

Sual:
Sünneti terk etmek Mâlikî mezhebinde namazı bozar mı?

Cevap;
Namazın üç müekked sünnetini unutarak terkedip sehv secdesi de yapmayan kimsenin namazı Mâlikî mezhebinde bozulur. Burada kast edilen sünnetler, umumiyetle Hanefîlerin vâcib dedikleridir. Bunlar sehven terkedilirse, Mâlikî’de sehv secdesi gerekir. Bu müekked sünnetler, zamm-ı sure, kıraatın yerine göre sessiz veya açık olması, teşehhüdler, intikal tekbirleri, semi’allahü limen hamideh, son teşehhüdde salavat, secdede burun ve dizlerin yere konması, ilk selâmın yüksek sesle ve imama cevap olarak verilmesi, yüksek sesle okuyan imamın arkasında sükût ve tümânînettir. Bunlardan biri unutarak terk edilirse, sehv secdesi yapılır. Üç tanesi unutarak terk edilir ve sehv secdesi yapılmazsa, namaz bozulur; iâde gerekir. İkiden fazla sünneti kasıtlı olarak terk eden kişinin namazı, sehv secdesi ile kurtulmaz ve kuvvetli görüşe göre bâtıl olur.

Sual:
Bir mezhebe göre abdestsiz namaz kılmak insanı küfre düşürür mü?

Cevap;
Hangi mezheb olursa olsun, abdestsiz kılınacağına itikat ederek kılan, küfre düşer.

Sual:
Erkek ve kadın nafile namazları yan yana kılabilirler mi?

Cevap;
Erkek veya kadının aynı imama uymaksızın yan yana farz veya nâfile kılması mekruhtur.

Sual:
Mâlikî mezhebini taklid eden Hanefî seferde yanlışlıkla 2 rek’atli namazı 4 rek’at kılsa sahih olur mu?

Cevap;
İlk oturuşta oturmuşsa, zararı yoktur. Oturmamışsa, iade gerekir.

Sual:
Cuma vaktinde dersi olan talebenin Cuma namazına gitmediği için mesuliyeti var mıdır?

Cevap;
Hayır. Öğle namazını kılar. Cuma vakti ders koyup talebeye cumaya gitme izni verilmeyen bir memlekette, Cuma namazı zaten farz değildir.

Sual:
Akıllı ama bulûğa ermemiş çocuk, imam olabilir mi?

Cevap;
Hayır. İmam olmak için âkıl ve bâliğ olmak şarttır.

Sual:
Kur’an-ı kerim okurken, mim durağında durulmadığı zaman ne lâzım gelir?

Cevap;
Mim durağı ekseriya mananın bozulmaması için konulmuştur. Arapça bilen, mananın bozulup bozulmadığını anlar. Avam anlayamaz. Mim durağında durmaya dikkat etmelidir. Sehven durulmamışsa da bir şey lazım gelmez. Zira kıraatin çeşitli vecihleri (çeşitleri) vardır.

Sual:
Anne ve babam dinî vecibelerimi yerine getirmeme, tefsir ve hadîs kitapları okumama, sakal bırakmama mâni oluyorlar. Nasıl hareket etmek gerekir?

Cevap;
Anne ve babayla, hatta kimseyle hiçbir mevzuda münakaşa etmemelidir. Haklı bilse olsa, caiz değildir. Anne ve babası razı olmayanın cennete gitmesi çok zordur. Kâfir bile olsa hakları vardır ve büyüktür. Bu sıkıntıları çok kimse, çok genç yaşamaktadır. Akla ve şeriata uygun hareket etmelidir. Fitne çıkarmak haramdır. Zamanımız kötüdür. Tefsir ve hadîs okumak avama câiz değildir. Eğer muteber bir ilmihal okumuş olsaydınız, oradan insanlarla muamele usulünü de öğrenir, bu sıkıntıyı yaşamazdınız. Anne baba sakala razı değilse, kesmelidir. Sakal, zevâid sünnetidir. Dârülharbde bulunmak, kesmek için özürdür. Namaz, oruç gibi farzlarda veya haram işlemede karşı çıkarlarsa, mesela “peki kılmam” denir; ama dinlemeyip gizlice kılınır.

Sual:
Eski câmi, taziye evine dönüştürülebilir mi?

Cevap;
Bir mescid harab olsa veya içinde namaz kılınmaz hâle gelse, o mescid, İmam Muhammed’e göre vakfedenin mülküne döner. Mescidi yaptıran belli değilse, lukata gibi olur. Beytülmâle veya fakirlere ait olur. Böyle bir mescid İmam Ebu Yusuf’a göre ebediyyen mescid olarak kalır; esah ve müftabih olan da budur. Şâfiî ve Hanbelîlere göre satılıp, başka bir mescide sarfedilebilir. Bir kavle göre bina edeni bilinmeyen bir mescid kullanılmaz hâle gelip, cemaat yeni bir mescid inşa etmişse, bu eski mescid satılıp yeni mescide sarfedilebilir (Fetâvâ-i Hayriyye). Şu halde bu eski mescid, yeni yapılan mescidin müştemilatına katılır ve hayırlı bir işte kullanılabilir.

Sual:
Yaşlılık sebebiyle namaz surelerini karıştıran kişi ne yapmalıdır?

Cevap;
O şekilde kılar.

Sual:
Özür sahibi olan bir kişi, namazın 4. rek’atini kılarken veya iftitah tekbiri aldıktan sonra vakit çıkarsa namaz bozulur mu?

Cevap;
Vakit girince abdesti bozulacağından, namazı tekrar kılması gerekir.

Sual:
“Namaz kılan bir adamın önünden eşek, kara köpek ve kadın geçerse namazı keser” meâlinde bir hadîs-i şerif var mıdır? Varsa izahı nasıldır?

Cevap;
Evet. Burada namaz kılanın kalbi işgal dolayısıyla huşuyu kesmesi kast edilmiştir. Hadîs-i şerifin başında, namaz kılan için, önüne geçilmesini engelleyecek bir sütre koyması tavsiye edilir. “Namazı hiç bir şey kesmez” meâlinde bir hadîs-i şerif daha vardır (Ebu Davud). Resulullah aleyhisselâm Bathâ’da namaz kılarken, önünden kadın da, eşek de geçtiğine dair rivâyet Buharî’de geçer. Bu sebeple müctehidlerin çoğu bu halde namazın bozulmayacağını ictihad buyurmuştur.

Sual:
Bir fıkıh kitabında “Ka’de-i ûlâda Allahümme selli dese namaz bozulur" ibaresi çerçevesinde, tashih edip salli dese namaz bozulur mu?

Cevap;
Selli sin ile; salli sad iledir. Sin ile okursa ve hemen düzeltmezse bir kavle göre bozulur. Bir başka kavle göre, mahreçleri yakın olduğu için bozulmaz.

Sual:
Câmiye abdestsiz girmek uygun olmadığına göre, Bursa Ulu Câmii gibi bazı câmilerin içinde şadırvan bulunmasının sebebi nedir?

Cevap;
İçeride abdesti bozulanların hemen burada alıp namazı binâ etmesi (namaza devam edebilmesi) için yapılmıştır.

Sual:
Kıraatte okuyanın kulağının duyması gerektiğine göre, bir kimse ağzını oynatsa, harfleri çıkartsa, ama bunu işitmese kıraat sahih olur mu?

Cevap;
Tahrime ve kıraati, işitilecek kadar sesle yapmak lâzımdır. Kıraati kulağın işitmesi demek, birisi kıraat edenin ağzına kulağını yaklaştırdığı zaman işitmesi demektir. Okuyanın işitmesi gerekmez. Hindüvânî’nin kavli böyledir. Sahih olan da budur. Kerhî buna muhaliftir; okuyan ağzını oynatmış ve harfleri hakkıyla çıkarmış ise işitilmese bile kıraati sahih görür. (İbni Abidin, Secde-i Tilâvet bahsi; Nimet-i İslâm)

Sual:
Beş vakit namazın sadece farzlarını kılıp sünnetleri terk etmek günah mıdır?

Cevap;
Devam üzere özürsüz terk edilirse mekruh, yani küçük günah olur. Sadece farzı kılarsa, borç ödenir; ama bu sünnetlere mahsus şefaate kavuşulamaz.

Sual:
Cenaze toprağa koyulmadan veya toprak atılmadan Kur’an okuyup veya sadaka verip ruhuna göndermek doğru mudur?

Cevap;
Evet.

Sual:
Mektubat-ı Ma'sûmiyye’de (1/11) “Âdet olarak, riyâ, gösteriş olarak değil de, Allah rızâsı için fakirlere yemek, sadaka verip, sevablarını meyyitin ruhuna göndermek, iyi olur ve büyük ibâdet olur. Fakat bunun belli gün veya gecede yapılması için güvenilir bir haber yoktur” buyuruluyor. Fıkıh kitaplarının cenâze bahsinde ise, "Ölü evinden yemek, helva dağıtılması mekrûh ve çirkin bir bid'atdir. Birinci, üçüncü, yedinci gibi günlerde helva, çörek gibi şeyler yapmak ve kabr başında yemek dağıtmak ve hâfızları, hocaları, mevlidcileri toplayıp, okutup yemek vermek mekruhtur" diyor. Bu iki ifadeye göre, meyyitin ruhu için nasıl yemek verilmelidir? Bid'at olan sadece bunları belli günlerde yapmak mıdır? Yoksa hemen defnden sonra kabri başında veya ölü evinde dağıtmak da mı bid'attir?

Cevap;
İkinci ifadeye göre, ta’ziye zamanlarında, yani hemen sıcağı sıcağına ölü evinden yemek verilmesi uygun değildir. Zira hadis-i şerifte ölü evine başkalarının yemek getirmesi tavsiye edilmiştir. Aksi takdirde, sünnete muhalif oluyor. Birinci ifade ise, her zaman ölünün ruhu için yemek ve sadaka verilebilir; ancak zaman tayin etmemelidir, diyor. Ölü evine uzaktan taziyeye gelen misafirlere, evde yemek ikram edilmesi ise buna girmez; caizdir.

Sual:
Fıkıh kitaplarının cenaze bahsinde, kabrin bir karıştan yüksek olmaması gerektiği yazıyor. Bunun hükmü nedir?

Cevap;
Sünnete muhaliftir. Gösteriş için değil de, kabrin korunması için yüksek yapmak câizdir.

Sual:
Zuhr-i âhir namazı, Cuma’nın farzından evvel kılınabilir mi?

Cevap;
Hayır, Cuma’dan sonra kılınır.

Sual:
Alnı örten takke üzerine secde etmek sahih midir?

Cevap;
Sahih, ama mekruhtur. Alnın açık olması gerekir.

Sual:
Mezardan çiçek koparmanın vebali nedir?

Cevap;
Uygun değildir. Yeşillik, mezarda yatana fayda verir.

Sual:
Bebeklerin göbek bağı kesildikten sonra ne yapılır?

Cevap;
Gömülür.

Sual:
Farkında olmadan kıblesi yanlış durulan namazları kazâ etmek gerekir mi?

Cevap;
Kıbleyi araştırarak kılmış ise, hayır.

Sual:
Nâfile namazlarda meselâ Kâfirûn suresinden sonra Kevser suresi okunabilir mi?

Cevap;
Hayır, zira Kur’an-ı kerimi her zaman mushaftaki sıraya göre kıraat etmelidir. Kasten bunu terketmek mekruhtur.

Sual:
Bir kimse abdestin farzlarından birini bilmeksizin veya farkında olmaksızın terk etse, o zamana kadar aldığı bütün abdestler bâtıl mı olur?

Cevap;
Bu zamanda ve dârülharbde farzı veya vâcibi bilmemek özürdür; ancak imkânı olup da öğrenmemek günahtır. Bu sebeple namazları kazâ etmesi gerekmez. Ederse iyi olur.

Sual:
Mest ayaktan çıkarıldığı anda abdest bozulur mu?

Cevap;
Eğer mest ayağında iken, abdesti bozacak bir şey yapmadıysa bozulmaz. Değilse, birini çıkardığı anda bozulur.

Sual:
Farz namazı unutup vaktin çıkmasına yakın kılarken, vakit çıkarsa, namaz sahih olur mu?

Cevap;
Hanefî’de tekbiri almışsa, Mâlikî’de bir rek’at kılmışsa, eda olarak sahih olur. Zamanında kıldığını zannedip, vakit çıktıktan sonra kıldığını anlayanın namazı kazâ olarak sahih olur.

Sual:
Namaz içinde bir evliyayı düşünmek, onun sevgisini kalbine getirmek böyle düşünmek caiz mi? Yani namazı böyle kılmak caiz mi?

Cevap;
Buna tasavvufta râbıta-ı telebbüsiyye derler. Ehli için faydalıdır.

Sual:
Kısa kollu gömlek ile namaz kılmak caiz midir?

Cevap;
Mekruh olduğu Nimet-i İslâm’da yazılıdır.

Sual:
Namaz esnasında abdesti bozulup utandığı için namaza devam eden dinden çıkar mı?

Cevap;
Hayır. O zaman namaza devam etmiş değildir; yatıp kalkar. Ancak ittifakla bozduğu bilinen bir hal olup da, bozmaz diye itikat edip namaza devam ederse, abdestin farziyetini inkâr ettiği için dinden çıkar.

Sual:
Namaz kılarken secdede dua okumak caiz midir?

Cevap;
Na