Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
SUALLER - CEVABLAR

"Nafaka" kelimesi için sonuçlar gösterilmektedir
Sual:
İslâm hukukuna göre kadın ev işi yapmaya ve çocuğunu emzirmeye mecbur mudur?

Cevap;
İbn Âbidîn hazretleri nafaka bâbında Bahr kitabından alarak diyor ki: Kadın un öğütmekten, ekmek yapmaktan, yemek pişirmekten çekinirse bakılır: Eğer kadın baba evinde hizmetçisi bulunanlardan ise yahud kendisinde bir illet bulunursa, kocası ona hazır yemek getirir. Aksi takdirde, kadının baba evinde hizmetçisi bulunanlardan değilse ve kudreti de varsa kocasının hazır yemek getirmesi vâcib değildir. Kadının ev işleri için ücret alması câiz değildir. Çünkü diyâneten onu yapmak kendisine vâcibdir. [Yani ev işi yapmazsa günaha girer; fakat ev işi yapmaya zorlanamaz. Kocası nafaka vermeye devam eder.] Velev ki eşrafdan birinin kızı olsun. Çünkü Peygamber aleyhisselâm, Hazret-i Ali ile Fâtıma arasında işleri taksim etmiş; dış işlerini Hazret-i Ali’ye, iç işlerini de Hazret-i Fâtıma radıyallahü anhümaya vermiştir. Halbuki Hazret-i Fâtıma bütün cihan kadınlarının hanımefendisidir.

Ni’met-i İslâm’da nafaka bâbında diyor ki: Taâmın dışarıdan tedâriki erkeğe ve dâhilde hazırlanması kadına aittir. Çünki bu işler zevceye diyâneten lâzımdır. Resûl-i ekrem efendimiz hazretleri, Hazret-i Ali ile Hazret-i Fâtıma radıyallahü teâlâ anhümâ arasında, geçinme işlerini taksim buyurup, hâricî işleri Hazret-i Ali’ye ve dâhilî işleri Hazret-i Fâtıma’ya ait kılmışlardı ki, Hazret-i Fâtıma üstelik bütün kadınların seyyidesidir…Vâlide çocuğu emzirmek için cebrolunamaz. Babası süt anne tutar. Vâlideye çocuğunu emzirmek şer’an (hukuken) değil diyâneten vâcibdir. Çocuk annesinden başkasını emmezse çocuğunu emzirmek hukuken de vâcib olur.

Netice itibariyle, İslâmiyette kadın ev işi yapmaya ve çocuğunu emzirmeye mecbur değildir sözünü, hukukî bir borç olarak mecbur değildir şeklinde anlamak gerekir. Yani yapmazsa, zevc bunları zevcesine zorla yaptıramaz. Çocuk için de babası süt anne tutar. Kadın ev işi yapmasa da, çocuğunu emzirmese de nafakaya hak kazanır. Ancak kadın hizmetçilerle büyümüş zengin bir âilenin kızı olmadıkça ev işi yapmadığı için günaha girer. Sütü var ise, çocuğunu emzirmediği için de günaha girer. Çünki bunlar kendisine diyâneten vâcibdir. Zengin kadına zengin nafakası verilir. Yani kocası hizmetçi tutar. Kadının ev işlerini yapması, zevcine teberru ve ihsandır. Çok sevaptır. Ev işi yaparsa veya çocuğunu emzirirse ücret isteyemez. Çünki erkeğin vazifesi, dışarıdaki işleri, kadının vazifesi içerideki işleri yapmaktır. Zevc de zevcesinin bu ihsanına karşı ihsanda bulunur. Ben ev işi yapmaya mecbur değilim diyen kadın, nafaka olarak fıkıh kitaplarında yazan asgari mikdara (her yıl için bir kat elbise) mahkûm olmayı göze almalıdır.



Sual:
Erkek, hanımını boşarsa, çocukları yetiştirmek dinen kimin hakkıdır?

Cevap;
Oğlan yedi, kız dokuz yaşına kadar, başkasıyla evli olmayan ve Müslüman annede kalır. Sonra babaya verilir. Baba yoksa Salih asabeye verilir. Bu da yoksa veya çocuğu almazlarsa başkasıyla evli olmayan annede kalır. Sonra kızkardeşe, sonra teyzeye verilir. Çocuk kimde olursa olsun, nafakası babaya aittir. Babası yoksa çocuğun malından sarfedilir. Bu da yoksa miras sırasıyla akrabası nafaka verir.

Sual:
Kadınlar çalışabilir mi?

Cevap;
Malı bulunmuyorsa, nafakasını temin eden kimse de yoksa, dinî prensiplere uygun olarak çalışmasında mahzur yoktur.

Sual:
Kocam haramlardan kendisini alamıyor ve çalışmıyor. Ailesine nafaka vermediği gibi, kendisini de geçindiremiyor. Uzun zaman ben barındırdım. Artık ben de annemin evinde yaşıyorum. Şimdi beni boşamasını istiyorum, boşamıyor. Hiçbir zaman talâk vermeyeceğim diyor. Daha gencim. Belki uygun birisi ile evlenebilirim. Ne yapmak lâzımdır?

Cevap;
Nafakadan acz, Şâfiî mezhebinde boşanma sebebidir. Mahkeme vasıtasıyla evliliği feshettirdikten sonra, kâdı bulunmadığı için, sâlih bir Şâfiî âlimine gidip vaziyeti iki âdil şahid ile ispatladıktan sonra, o âlim ikisini ayırır. Kadın talâk iddeti bekler. Şâfiî âlimi bulunamazsa, bu mezhebi bilen başka bir sâlih ilim sahibi de bu işi yapabilir.

Sual:
Tecâvüze uğrayan bir kadının doğurduğu çocuk ne yapılmalıdır? Anne, çocuğu istemeyip bir müesseseye verme hürriyetine sahip midir?

Cevap;
Bu, çocuğun suçu değildir. Kadın bu çocuğu büyütür. Parası yoksa, nafakasını beytülmal verir. Çocuğu başkasına veya bir müesseseye evlatlık verip onunla münasebetini kesmek câiz değildir.

Sual:
Hiç çalışmayıp, sabahtan akşama devamlı ibadet etmek doğru mudur?

Cevap;
Zenginse, nafakası var ise câizdir. Ama en güzeli çalışmaktır. Kişinin kendi el emeğini yemesi güzeldir. Boş kalana şeytan vesvese verir.

Sual:
Ana-baba, çocuklarının gurbete çıkmalarına engel olabilirler mi?

Cevap;
Ana-baba bakıma muhtaç ise, engel olabilir.

Sual:
Toruna bakma hakkı, babanın babasına mı, annenin babasına mı düşer? Çocuğun anne ve babası kimi uygun görürse ona baktırabilirler mi? 

Cevap;
Çocuğun nafakası babasına aittir. Anne-baba ayrılmışsa, nafakası babaya, bakımı oğlan ise 7, kız ise 9 yaşına kadar anneye aittir. Anne-baba ölmüşse, nafakası çocuğun en yakın mahrem akrabalarına aittir. Babanın abası, annenin babasından önce gelir. Bunun dışında her iki dedenin de, anne ve babası sağ olan çocuğa bakmak gibi bir mecburiyeti yoktur.

Sual:
Bakımı çok zor olan bir hastalık nedeni ile, yaşlı anne veya babayı bu haslalıkla ilgili bakımevine vermek caiz midir?

Cevap;
Câizdir.

Sual:
Kadın kocasından izinsiz anne babasına bakabilir mi? Kadın kocasının anne babasına bakmak zorunda mı?

Cevap;
Kadın, bakıma muhtaç anne ve babasına bakmak, onları haftada bir ziyaret etmek, bunun dışında kalan mahrem akrabalarını arada bir ziyaret etmek için kocasının iznine muhtaç değildir. İzin vermese de gidebilir. Kadın, kocasının anne ve babasına bakmakla mükellef değildir. Ama Allah ihsan sahiplerini sever; kocasının hatırına bakmalıdır.

Sual:
Erkek, boşadığı eşine kazanılmış mallardan vermek zorunda mıdır? Kadın, beraberken alınmış mallardan hak iddia edebilir mi?

Cevap;
Boşanan kadın, hangi sebeple boşanırsa boşansın, sadece ödenmemiş mehr, ödenmemiş nafaka ve iddet nafakasına hak sahibidir. Ayrıca çeyizini de alabilir.

Sual:
Teşvik kredisi ile makine almak caiz midir?

Cevap;
Kredi alıp fâiz ödemek ancak nafaka için ve borç bulamadığı zaman câiz olur.

Sual:
Avukatlık yapmak caiz midir? Câiz ise hangi sahada olabilir? Siz savcılık, hâkimlik gibi hangi işte çalışmamı tavsiye edersiniz?

Cevap;
Niyeti, nafakasını helâlinden temin etmek, kimseye muhtaç olmamak; dinine ve insanlara hizmet etmek olunca, hepsi uygundur. Heves ve istidada bakılır. Her işi yaparken hıyanet, yalan, dalavere ile harama düşmek mümkündür. Avukatlık hakkındaki menfi sözler, spekülasyondur. Avukatlık, bugün insanlar için çok lüzumlu ve hakkıyla yapılırsa yapan için çok ecirli bir iştir. İnsanların işini halletmek kıymetli bir ameldir. Hâkim ve savcı için de insanları zulümden korumak, haklarını almalarına yardımcı olmak ne güzeldir!

Sual:
İmam Rabbanî hazretlerinin Mektubat kitabında sıkça, "Bazı zamanlar çoluk çocuğumuzun da bize düşman olacağı veya olduğu" ve "Evin, eşin ve çocukların idaresini Allahü teâlâ''ya bırakınız" deniyor. Ancak bunun ne şekilde yapılacağı tam olarak bildirilmiyor. Burada esas tema tevekkül müdür?

Cevap;

Sâlikin meşguliyeti Allahü teâlânın rızasını kazanmak olmalıdır. Bu sebeple evdeki işler gibi basit dünya işlerini bu işin meraklısına tevdi etmelidir. Büyüklerimizden de böyle gördük. Mesela ev badana olacak; rengini hanımlar seçer. Çoluk çocuğun düşman olması, onların dünyalık istekleri o kadar artar ki veya onları hak yolda bulundurmak o kadar zorlaşır ki, sâlikin/müslümanın kendi işine/ibâdetine vakti ve gücü kalmaz, hatta seyr ü sülükünü terk bile edebilir demektir. Kendisini geçim için gereğinden fazla zorlamamalı, hırsa kapılmamalı, çoluk çocuğum ne olur diye düşünmemelidir. Âyet-i kerimede mealen “Kim Allah’ın dinine yardım ederse; Allah da ona yardım eder ve ayaklarını sıkı tutar” buyuruluyor.



Sual:
Çocuk olmaması için tedbir almak, doğum kontrolü yapmak câiz midir?

Cevap;
Fetâvâ-yı Hindiyye’de “Zamanın Fesâdı (Kötülüğü) Korkusu Sebebiyle Dışarıya Azil” adında bir başlık altında diyor ki: Bir adam, "Bu zamanda, kötü bir çocuk olur!" diye, karısının izni olmaksızın azil yapsa, yani menisini eşinin fercine dökmese, el-Asl’daki açık cevaba göre, buna ruhsat yoktur. "Zamanın kötülüğünden dolayı, müsâade vardır." diyenler de olmuştur. Erkek karısını, azilden men edebilir. “Kölenin Nikâhı” bahsinde de diyor ki: Hür bir kadının rızâsı veya evli bir cariyenin efendisinin rızâsı ile azl mekruh değildir. Efendinin kendi câriyesine, câriyenin rızâsı olmasa bile, azl yapması mekruh olmaz.

Reddü’l-Muhtâr’da da diyor ki: Bir kimse câriyesinden onun izni olmaksızın azl yapabilir. Bunda kerahet yoktur. Hanefî mezhebinin esas kavli kadının izni yoksa azlin mübah olmadığı yolundadır. Ancak sonra gelen ulemâ, zaman bozukluğu sebebiyle “bizim zamanımızda mübahtır” demişlerdir. Hür kadının doğuracağı çocukta kötülük zuhur edeceğinden korkulursa, kadının rızası olmaksızın azl yapılabilir. Peki kadın kocasının rızası olmadan rahmin ağzının tıkamak, hap yutmak gibi tedbirler alabilir mi? Ulemâ bu hususta kadından izin almadan yapılan azle kıyasen bunun da kocasının izni olmadan yapılması haram olmak gerekir, diyor. Bu görüş, mezhebin aslına göredir. İbni Abidin, zamanın bozukluğu sebebiyle, iki tarafın da doğum kontrolü yapmasının caiz olduğunu söylemektedir.

İmam Gazâlî, İhyâ’da bu mesele için uzunca bir bahis açmış ve hülâsa olarak şöyle söylemiştir: Azl yapmamak, cimânın edeblerindendir. Azl (meniyi dışarı akıtmak) hakkında âlimler dört farklı görüştedir: 1) Mutlak ve her halde azl mübahtır. 2) Mutlaka haramdır. 3) Eğer kadının da rızasıyla olursa helâldir; kadının rızası yoksa helâl değildir. Bunlar sanki azli değil de, kadına eziyeti yasaklamaktadır. 4) Câriyede azl mübahtır; hür kadında değildir. Bize göre en doğru fetvâ, azlin mübah olmasıdır.

Azl yapmak mekruhtur diyenler, ne kasdetmektedir? Kerâhiyet üç mânâya gelir: 1) Tahrîmen kerâhiyet; 2) Tenzîhen kerâhiyet; 3) Faziletin terki mânâsına gelen kerâhiyet. Bu bakımdan azli mekruh görenler, üçüncü mânâyı kasdederler. Nitekim “câmide boş oturup zikr veya namazla meşgul olmamak mekruhtur” veya “Mekke'de oturup her sene haccetmemek mekruhtur” sözü bunu ifade eder. Bu kerâhetten maksat, evlâ ve faziletliyi terketmek demektir. Azl meselesinde de mekruh diyenlerin kasdı budur. Çünki çocuk sahibi olmak evliliğin faziletlerindendir. Evlenip de çocuk sahibi olmamak bu çerçevede değerlendirilebilir.

Bizim (İmam Gazâlî’nin) azle tahrimen veya tenzihen mekruh demememizin sebebi şundan dolayıdır: Yasağın (nehyin) isbatı ancak nass veya nass ile bildirilen başka bir şeyin üzerine kıyas etmekle mümkündür. Oysa azlin mekruh olması için herhangi bir nass olmadığı gibi, kerâheti hakkında kıyas edebileceğimiz bir asıl da mevcut değildir. Aksine burada azlin mübah olduğuna dair kıyas yapılacak bir asıl vardır. O da evlenmeyi esasından terketmek veya evlendikten sonra cimâı terketmek veya cinsî münasebette bulunduğu halde meniyi akıtmayı terketmektir. Bunların herhangi birini terketmek, en faziletli olanı terketmek demektir. Herhangi bir yasağı işlemek değildir. Bunlarla azl arasında hiçbir fark yoktur. Zira çocuk, ancak meninin rahme düşmesiyle oluşur. Dolayısıyla meniyi rahme akıtmamak, çocuk düşürmek demek değildir.

Şöyle bir sual sorulursa: “Azl mübah olsa bile, insanı buna sevkeden sebeplerden dolayı mekruh olmak ihtimâli vardır. çünki insanı azl yapmaya sevkeden sebep ya meşru, ya da bozuk bir niyettir. Bu boçzuk niyette, şirk izlerine rastlanır”. Buna şöyle cevap verilebilir: İnsanı azle sevkeden niyetler beş tanedir: 1) Câriyeler hususundaki niyettir. Câriye çocuk doğurursa, ümmü veled olup azâda hak kazanır. Efendi böyle bir statü doğmasın diye azl yapar. Bu azl, şer’an memnu değildir. 2) Kadının gençlik ve güzelliğini korumak için azl yapmak da yasaklanmış değildir. 3) Çocuklarının çokluğu sebebiyle sıkıntının artmasından, geçim zorluğundan ve gayr-ı meşrû yerlere başvurmaktan kaçınmak niyetidir. Böyle bir niyetle yapılan azl de yasak değildir. Zira zorluk ve çalışmanın azlığı, dinin yardımcısıdır. Gerçi asıl kemâl, Allah'a tevekkül etmektir. Nitekim Allahü teâlâ şöyle buyurmuştur: Yerde yürüyen ne kadar canlı varsa, hepsinin rızkı sadece Allah'a aittir. (Hud. 6) Şüphe yoktur ki, azl yapmakta kemâlin zirvesinden düşüş olduğu gibi, en faziletli olanı terk etmek de vardır. Fakat görünüşte tevekküle aykırı olan, malı koruyup biriktirmek, tevekküle zıt olmakla beraber yasak bir şeydir diyemeyiz. 4) Kız çocuğunun ar getireceği düşüncesiyle yapılan azldir. Bu, bozuk bir niyettir. Bu niyetle yapılan azlde mesuliyet vardır. 5) Temizliğe aşırı derecede düşkün olan bazı kadınlarda olduğu gibi, çocuk doğurmaktan, hayız ve nifastan kaçındığı için çocuk istememektir. Bu Hâricî mezhebine mensup kadınların âdetidir. Bu niyet de bozuktur.

“Çocukların nafakasından korkarak evlenmeyi terkeden bizden değildir” hadîs-i şerifi ileri sürülerek, azl de evlenmeyi terketmek gibidir denirse, Resûlullah'ın “Bizden değildir” sözü, “Sünnetimiz üzere bize uymuş değildir” demektir. Zira sünnetin en faziletlisi evlenip çocuk edinmektir. Hazret-i Peygamber'in “Azl, çocuğu diri diri gömmektir” hadîs-i şerifi ileri sürülecek olursa, bunun gibi, azlin mübah olduğuna işaret eden birçok sahih hadîs de vardır. Bu hadîs, bozuk niyetle yapılan azl hakkında olsa gerektir. İbn Abbas, azl ile doğumu önlenen, küçükken öldürülen yavru gibidir kıyasına giderek “Azl, çocuğu öldürmenin bir şeklidir” deyince, Hazret-i Ali bu kıyasın zayıf bir kıyas olduğunu söyleyerek itiraz etmiş ve “Ancak meni (âyet-i kerimede geçtiği üzere) yedi tür değişimden geçtikten sonra zâyi edilirse, öldürülen çocuk hükmüne geçer” buyurmuştur (Mü'minûn: 12-14).

Buhârî ve Müslim'de ittifakla Câbir'den rivâyet edilen hadîs-i şerifte şöyle buyurulmaktadır: “Bizler Resûlullah aleyhisselâm zamanında azl yapıyorduk”. Yani, “Biz azil yapıyorduk, bizim böyle yaptığımız Hazret-i Peygamber'in kulağına gittiği halde, bizi bu hareketimizden menetmedi”.

Yine Buhârî ve Müslim'de Câbir'den şu rivâyet vardır: Adamın biri Hazret-i Peygamber'e gelerek şöyle dedi: “Benim bir câriyem var. Hurmalıkta bizim hizmetimizi görür ve su getirir. Ben ise arada sırada onunla buluşurum. Fakat gebe kalmasını istemiyorum”. Hazret-i Peygamber şöyle buyurdu: “İstersen azl yap! Fakat muhakkak ki, Allah tarafından takdir edilmiş ne ise olur”. Bundan uzun zaman sonra adamcağız çıkageldi ve dedi ki: “Ey Allah'ın resûlü! Bizim câriye gebe kaldı”. Bunun üzerine Resûlullah aleyhisselâm “Ben kendisi için takdir edilen olacaktır dedim ya” buyurdu.

Netice itibariyle: Çocuk olmaması için önceden tedbir almak, meselâ prezervatif kullanmak câizdir. İmam Gazâlî’nin saydığı sebeplerle, meselâ dinî terbiye verememek korkusu ile doğum kontrolü yapmak iki tarafın da tek taraflı iradesiyle câiz olur. Gezip tozmak, hayatını yaşamak, fakir düşmek, çocuk sevmemek gibi sebepler özür değildir. Doğum kontrol metodlarından hepsi câiz olmakla beraber, kendisini kısırlaştırmak, tüplerini bağlatmak câiz değildir.

Sual:
Erkeğin başka şehirde yaşayan ve kendi nafakası bulunan hanımına, rızası ile para göndermemesi farzı terk etmek olur mu?

Cevap;
Kadın muhtaç ise göndermesi farzdır. Kadın zengin bile olsa, taleb eder ise göndermesi farz olur.

Sual:
Muteber kitaplarda ticaret için deniz ve hava yolculukları gibi tehlikeli işlere dalmamalıdır deniyor. Aynı şehre hem kara hem hava yoluyla gidilebiliyorsa, kara yolunu mu tercih etmek lâzımdır?

Cevap;
Böyle yapmak takvadır. Bu zaman için çok müşkildir.

Sual:
Boşanan kadının geçimi için kocasından nafaka talep etmesi caiz midir? Koca bunu reddederse, bunu dâvâ ile almak câiz midir?

Cevap;
Nafaka, evli iken ve boşandıktan sonra beklenmesi gereken iddet zamanı için bahis mevzuudur. Boşandıktan sonra kadın erkekten nafaka taleb edemez. Hakkı olmayan bir şeyi kanun müsaade etse dahi dâvâ ile istemek caiz değildir. Ancak koca, evliliği sırasında kadına nafaka vermemişse, kadının mallarını, parasını borç alıp kullanmışsa, mehrini ödememişse, bu takdirde bunları dâvâ ile veya başka şekilde taleb etmek câizdir.

Sual:
Koca karısına hakkım sana haram olsun derse, kadın kocasının getirdiği yemeği yemesi, verdiği parayı kullanması haram mı olur?

Cevap;
Bu söz mecazdır. Yemesi caizdir, zira nafaka kadının evlilikten doğan hakkıdır. Koca bunu haram edemez.

Sual:
Bir babanın evlâdına bakması kaç yaşına kadar vâciptir?

Cevap;
Erkekse bulûğa, kızsa evlenene, sakat ise ölene kadar bakar; yani nafakasını verir.

Sual:
Bir kimsenin fakir anne ve babası kendisiyle beraber oturuyorsa, üst-baş ve ilaçlarını da bu oğlu alıyorsa, nafaka mükellefiyeti düşer mi?

Cevap;
Anne-babasını veya nafaka ödemek mecburiyetinde olduğu akrabasını evine alıp yediren giydiren kimse nafaka borcunu ödemiş olur.

Sual:
Bir kimsenin anne ve babası, diğer çocuğuyla beraber oturuyorsa, bu kimse nafaka olarak anne ve babasına para yollasa, bu paradan anne ve babasıyla beraber oturan kardeşi ve ailesi de faydalansa nafaka borcu üzerinden kalkar mı?

Cevap;
Evet. Geri kalanını kardeşi ve ailesine ihsan etmiş olur.

Sual:
Bir kimsenin zevcesi zengin olup nafaka istemese, erkek yine de nafaka vermek zorunda mıdır?

Cevap;
Alacağından vazgeçmek meşrudur. Ancak kadın bununla nüşûz (evi terk etme) hakkı kazanamaz.

Sual:
Bir kimsenin kayın validesine bakması farz mıdır?

Cevap;
Hayır. Kocası yoksa, oğlu ve kızı bakar. Kadın fakir değilse, kendi servetinden bakımı karşılanır. Kadın da, oğlu, kızı da fakirse, annelerini yanlarına alıp beraberce geçinirler. Bunlar da yoksa, bakma mükellefiyeti en yakın akrabaya düşer. Bu da yoksa beytülmal (devlet hazinesi) bakar.

Sual:
Bir kimse hangi koşullarda hangi akrabalarına nafaka vermek mecburiyetindedir?

Cevap;
Zevcesine her halde nafaka verir. Usul ve füruya (anne-baba, dede-nine, çocuk ve torunlaar) fakir iseler nafaka verir. Amca, hala, dayı, teyze, kardeş, yeğen gibi nikâh düşmeyen akrabaya fakir ve çalışamayacak vaziyette iseler, yani sakat, kadın veya çocuk iseler nafaka vermek akrabalık derecesine göre vâcibdir.

Sual:
Hanımına ve kız çocuğuna bakmayan birine karşı açtığımız boşanma davasında, mahkeme anne ve kıza muayyen bir mikdar nafaka takdir etti. Nafakayı takibe koyarken, faiz, harç ve vekâlet ücreti de eklendi. Bu ilave mikdarı almak caiz midir?

Cevap;
Boşanmış kadın kocasından nafaka alamaz. Böyle olduğu iyi bilinen bir talebe vekil olmak da caiz değildir. Ancak ödenmemiş mehr, ödenmemiş nafaka ve koca tarafından el konulmuş çeyiz gibi mallar için, mahkemeye başvurup, nafaka nâmına tazminat alınabilir. Bu mikdardan fazlasını alamaz. Gecikme zammı burada fâiz değildir. Masraflar ve vekâlet ücreti de davalıya aittir.

Sual:
İslâm hukukuna göre bir çift ayrıldığında çocuk kime kalır? Âyet-i kerimede geçen ''mevlûdun lehu'', çocuğun babaya kalacağına delil midir?

Cevap;
O âyet-i kerime, nesep ve nafakanın delilidir. Eşler ayrıldığında, oğlan 7, kız 9 yaşına kadar başkasıyla evlenmemiş ve müslüman ise, annesinin yanında kalır. Hanefîlerin delili çocuğun kendi işini görecek hale geldiği 7 yaş ve Hazret-i Ebu Bekr’in, Âsım bin Ömer'in çocuğunu bu yaşa kadar annesinde tutmasını delil alır. Şâfiilerde ise bülûğ esastır ve Hazret-i Peygamber’in böyle bir çocuğu anne veya babasını seçmekte muhayyer bırakmasını delil almıştır.

Sual:
Gelin, kayınvalidesine hizmet etmek mecburiyetinde midir?

Cevap;
Değildir. Ama kocasına ikram için yapmalıdır. Koca da zevcesine bunun karşılığında ihsanda bulunmalıdır. Kadın, kocasının gösterdiği evde oturur. Bu evde, başka kimsenin bulunmamasını isteme hakkı vardır. Kadının, kilitli bir odası, hela ve mutfağı varsa, kayınpeder ve kayınvalidesi ile aynı evde yaşaması koca bakımından nafaka mükellefiyetinin yerine getirilmesi bakımından kâfidir.

Sual:
Bekâr bir kimse, kendisiyle oturan ve nafakasını karşıladığı bekâr kardeşine zekât verebilir mi?

Cevap;
Fakirse bakmakla mükelleftir. Zekât da verebilir. Hatta akrabaya (anne-baba, dede-nine, evlâd, torun ve zevceye değil) nafakasını verirken, zekâta da niyet ederse, zekâtı da verilmiş olur.

Sual:
Bir baba tefecilikten kazandığı parayla çocuğuna ev alsa, çocuk da ilk etapta bu kazanca ortak olsa, ancak sonradan pişman olup bıraksa, çocuğun o evde oturması caiz midir?

Cevap;
Fâiz alıp vermek, hele tefecilik yapmak, İslâmiyette büyük günahlardandır. Bu kimse, bir başkasına hediye verse, ikram etse bunun haramdan olduğu iyi bilinmiyorsa alana caiz olur. Böyle kişiyle muamele de böyledir. Zira, helâl para ile haram para birbirinden ayrılmayacak şekilde karışıksa bunu almak caizdir. Hepsi faiz ise dârülharbde İmam Ebu Hanife ve Muhammed’e göre caizdir.