Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
SUALLER - CEVABLAR

"Miras" kelimesi için sonuçlar gösterilmektedir
Sual:
Organ nakli câiz midir? Kıyamet günü bedenler tekrar yaratıldığında insanın o organı eksik kalmayacak mıdır? İnsanın başkasına verdiği organı ile günah işlenirse, organı veren mesul olur mu?

Cevap;

Hazret-i Peygamber, “Ey Allahın kulları! Hasta olunca, tedâvî ettiriniz! Çünki Allahü teâlâ, hastalık gönderince, ilâcını da gönderir” buyuruyor. Müslüman, mütehassıs tabip, şifa vereceğini ve başka ilacı olmadığını söyleyince, hastanın idrar, kan, şarap içmesi, leş yemesi câiz olur. Ulemâ, Hazret-i Peygamber’in, “Allah, haram kıldığı şeyde, şifâ yaratmamıştır” hadîsini, şifâlı olduğu kesin bilinmeyen haramlara hamletmişlerdir. Kadının sütünü satmak bâtıldır. Müslüman ve mütehassıs tabib (tabib-i müslim-i hâzık), kadın sütünün muhakkak iyi edeceğini ve başka ilacı olmadığını söylerse; hastanın, kadın sütü içmesi ve satın alması câiz olur. Kan vermek de böyledir.  Bir organı kurtarmak, hayatı kurtarmak gibi zarurîdir. Çocuğun yaşayacağı ümid edildiği zaman, çocuğu annesinin karnından çıkarmak için, ölmüş olan annesinin karnını yarmak câiz olur. İmam-ı A’zam Ebû Hanîfe, bu sebeple, bir kadının karnının yarılmasını emretmiş, kurtarılan çocuk çok zaman yaşamıştır. (İbn Âbidin; İbn Nüceym, Eşbah).
“Ben öldükten sonra, kanımın ve organlarımın, hastalara, yaralılara verilmesini istiyorum” demek câiz değildir. Çünki organlarını vakfetmek, hibe etmek, âriyet vermek yahud vasıyyet etmek câiz değildir. Bunların üçünün de sahîh olabilmeleri için, mütekavvim mal ile yapılmaları lâzımdır. Hür insan ve hiçbir parçası mal değildir. Harbde esîr alınan kölenin ve câriyenin, yalnız canlı olan bütün bedenine mal denilmiş ise de, organları ve ölüleri mal sayılmamıştır. “Ben öldükten sonra, kanımın, uzuvlarımın bir müslümana verilmesinde zaruret olursa, verilmesi için, izin veriyorum” demek câiz olur.
Organını vermiş olan kimse, ölümden sonraki dirilişte bu organdan mahrum kalmaz. İmam Gazâlî hazretleri, “Bir insanın çeşitli yaşlarındaki bedenleri başka başka oldukları gibi, aynı boy ve şekilde, fakat başka zerrelerden yapılmış bir bedenle kabirden kalkacaktır. Bu yazımız anlaşılınca, insan insanı yerse, yenilen organın, hangi insan ile yaratılacağı, yiyen ile mi, yoksa yenilen ile mi birlikte yaratılacağı gibi sorulara lüzum kalmaz. Çünki, o uzuvların kendi değil, benzerleri yaratılacaktır” buyurmaktadır (Kimya-yı Seadet).
Günahı işleyen organ değil, beyin ve kalbdir. Bu sebeple organı veren mesul olmaz. Kan ve organın verildiği kimsenin Müslüman olup olmaması da bir ehemmiyet taşımamaktadır. İnsanlar Allah’ın ev halkıdır. “Allah’ın mahlûklarına acıyana, Allah da acır” hadîs-i şerifi meşhurdur. Kaldı ki gayrımüslimin sonradan Müslüman olup olmayacağı bilinmez.



Sual:
Bir mirasçı, taksim edilebilir miras malını diğer mirasçıya ayırmadan hibe edebilir mi?

Cevap;
Taksimi mümkün olan (bir çuval buğday gibi) mallarda hissesini ayırmadan kimseye hibe edemez diyen âlimler varsa da, edebilir diyenler de var. Attabiye’de böyledir. Râcih kavil de budur. Bu sadece mirasçılar içindir. Her müşterek mülk ortağı için değildir. (İbn Âbidîn.)

Sual:
Bir kimse mallarını öldükten sonra şu senin, şu senin, şu senin, ama hepsi ölene kadar benim diyerek varisleri arasında paylaştırabilir mi?

Cevap;
Paylaştırabilir, ama öldükten sonra varisler itiraz edebilir. Hibe, kabz ile tamam olur. Burada kabz yok. Ölüm ile hibe fasid olur. Böyle şartlı hibe zaten câiz değildir. Ölümünden sonraya muzaf hibe de câiz değildir. Çünki ölüm ile şahsiyet sona erer, mallar üzerinde tasarruf salahiyeti biter. Ancak ölünceye kadar bakma akdi yapabilir.

Sual:
Babam öldü. Mirası ferâize göre bölmeden kardeşler paylaşabilir miyiz?

Cevap;
Evet. (İbn Âbidîn, Kısmet ve Teharüç babı.) Taraflar mirası aralarında taksim edebilirler. Buna rızâî taksim denir. Taraflardan birine fazla hisse verilebileceği gibi, muayyen mallar da vârisler arasında paylaşılabilir. Vârislerden isteyenler hisselerinin tamamını veya bir kısmını diğer vârislere bırakarak taksimden çıkabilirler. Nitekim bir kız, erkek kardeşi kadar hisse istediği zaman, erkek kardeş kendisine düşen fazlalığın yarısını kız kardeşine hediye edebilir. Taksimi mümkün müşterek bir malın mâliki, taksim edilmedikçe hissesini bir başkasına hediye edemez. Taksimi mümkün değilse edebilir. Mirasçılar, terike üzerinde müşterek mâlik oldukları halde, taksimi mümkün olsun veya olmasın, mallardaki hisselerini diğer vârislere ayırmadan hibe, hediye edebilirler. Bu, miras hisseleri belli olduğu ve mallar hükmen ellerinde bulunduğu için vârislere mahsus bir durumdur. Taraflardan birisi böyle taksime râzı olmazsa, miras, ferâiz kâidelerine göre taksim edilir. Mirasın taksimi için mahkemeye müracaat edilirse, mahkeme ferâize göre taksim eder. Buna kazâî taksim denir. Vârisler arasında gâib veya akıl hastası yahud küçük çocuk varsa kazâî taksim mecburîdir. Bugün de mirasçılar kendi aralarında mirası ferâize göre veya başka şekilde rızâen taksim edebilir. Ancak anlaşamazlar ve iş mahkemeye düşerse, terike medenî kanuna göre taksim olunur.

Sual:
Araba çarpıp öldürdüğü adama mahkeme tazminat hükmetti. Nasıl paylaşılır?

Cevap;
Dârülharbde yaşayan bir müslüman bir başka müslümanı amden veya hatâen öldürse, kendisine ne kısas, ne diyet gerekir. İmameyn ve üç mezhebe göre diyet verir. Bu kavle göre diyeti almak câiz olur. İmam Şâfiî’ye göre de kısas veya diyet ile mes’uldür. (İbn Âbidîn, Müstemenin hükümleri babının sonu.) Alınan diyet şer’î vârislerine ait olup, ferâiz ahkâmına göre tevzi olunur.

Sual:
Bir kimsenin kendisinden evvel ölen oğlunun çocuğu amcası varsa Kur’an-ı kerimde yazmadığı halde vâris olamıyor. Haksızlığa uğruyor. Bunun bir delili var mıdır?

Cevap;
Kur’an-ı kerîmde Nisâ sûresinde 11 ve 12. âyet-i kerîmelerde ölenin mirasını çocuklarının alacağı bildirilmektedir. Torundan bahis yoktur. Hazret-i Peygamber, mirasçıların kim olduklarını ve mirasa hak kazanış sırasını bildirmiştir. Yani mirasçıların eshâb-ı ferâiz, asabe ve zevü’l-erham olarak sıralanışı sünnetle sabittir. Hangi mirasçının hangi mirasçıyı hacbedeceği, yani mirastan mahrum edeceği; dede ve ninenin mirasçılığı, velâ yoluyla mirasçılık, miras mânileri hep sünnetle sâbittir. Abdullah bin Abbas’ın bildirdiği bir haberde, “Hisselerini eshab-ı ferâize veriniz. Bundan kalanı da ölüye en yakın erkek hısımına aittir” buyuruluyor. Görülüyor ki, oğul var ise, oğlun oğlunun veya kızın çocuklarının hisse alamayacağı sünnet ile sabittir. Çünki oğul, ölüye en yakın erkek akrabadır. Torun sonra gelir. Ama ölünün yalnızca kızı veya kızları varsa, bunlar eshab-ı feraizdendir. Kalan, asabe sıfatıyla oğlun oğluna verilir. Bu da icma ile sabittir. Oğul varken oğlun oğlunun miras alamayacağı kıyas ile de sabittir. Akıl bunu gerektirir. Çünki yakın akraba, uzak akrabayı mahrum eder. Maamafih dede yetimi denilen oğlun çocukları, ölen babalarından miras almış olabilirler. Bu takdirde zaten dedelerinin mirasına ihtiyaçları yoktur. Kaldı ki dede isterse bunlara üçte birden vasıyette bulunabilir. Dedelerinin vasıyette bulunmadığı torunları dedesinden daha çok düşünmek abestir. Üstelik bu çocuklar küçük veya bakıma muhtaç ise, nafakası akrabasına aittir. Çocuk dedesinden miras almasa bile, amcası tarafından geçimi temin edilecektir. Dede yetimini, şâri’ teâlâdan daha çok himâyeye kalkışmak, cüretkârlık olmaz mı?

Sual:
Miras ile alakalı bir meselemiz var.Osmanlı hukukuna göre verilmiş bir karar var.1908 yılında ölmüş bir kadının kocası ve 3 yaşındaki kızı mirasçı kalıyor. Veraset ilamında mahkeme emlâkta 1/4 kocaya, 3/4 kız çocuğa;  arazide ise 4/4 kıza verip, kocaya hiçbir şey vermiyor. Soru arazi ve emlâktaki dengesiz paylaşımla alakalı. Burada bir haksızlık mı var, yoksa o zamanki kanuna göre emlâk ve arazi paylaşımı farklı mı yapılıyordu? Haksızlık varsa ona göre mahkeme açılacaktır.

Cevap;
Eğer kadının kardeşi, annesi, babası yok ise, mülk olan mallarda miras hisseleri böyledir. Osmanlılarda şehir ve köyler dışındaki arazinin ekserisi mülk olmadığı, devlete ait (miri arazi) olduğu için, bunun intikali İslam miras hukukuna göre değil, kanuna göredir. Çünki feraizin mevzuu mülk olan mallardır. Burada intikal eden mülkiyet hakkı değil, tasarruf hakkıdır. Burada da 1867 tarihli intikal kanununa göre arazinin tamamı çocuklara intikal eder. Hesap doğrudur.

Sual:
Bir babanın hayattayken vârislerinden birine bir malı hibe etse, baba vefat ettikten sonra diğer vârisler o maldan miras haklarını isteyebilirler mi?

Cevap;
Hibe edip (bağışlayıp) teslim edince o malla hibe edenin ve vârislerinin alâkası kalmaz. İsteyemezler. Ama ölüm hastalığında hibe etmişse, hibe ancak mal varlığının (varsa borçtan artan kısmının) 1/3 ünden muteberdir. Vârisler geri kalanı isteyebilirler. Birisine 500 lira hibe edip ölse, geride 1000 lira malı kalsa, 100 lira da borcu olsa, hibenin ancak 300 lirası muteberdir. Ölüm hastalığı, kişinin ölümünden bir sene kadar evvel teşekkül eden, hastada ölüm korkusu doğuran ve ölümle neticelenen kanser gibi hastalıklardır. Batan gemide, salgın hastalık çıkan yerde, cephede düşmanla çatışmada, doğumda ölen kimsenin hâli de böyledir.

Sual:
Bir fıkıh kitabının ferâiz bahsinde "Şakîk, yani anadan ve babadan erkek kardeş, birâder veyâ baba bir birâder" yazıyor. Burada birâder yalnız kullanıldığında ana bir kardeş mi demek oluyor?

Cevap;
Birâder önceki erkek kardeşin bedelidir. Yani ana-baba bir birader veya baba bir birâder demektir.

Sual:
Bir fıkıh kitabının ferâiz bahsinde "Vârisler arasında küçükler olsa veya meyyitin borcu olsa da, büyükler mirastan yiyebilirler" yazıyor. Miras taksim edilmeden önce bu miras kullanılabilir mi?

Cevap;
Evet. Çünki vârisler bu mallarda hissedardır. Her birinin kendi hissesi vardır. Başkalarının hakkına zarar vermeyecek şekilde kullanması ve yemesi câizdir.

Sual:
Osmanlı hukukuna göre verilmiş bir mahkeme kararı var. 1908 yılında ölmüş bir kadının kocası ve 3 yaşındaki kızı mirasçı kalıyor. Verâset ilâmında mahkeme emlâkta 1/4 kocaya, 3/4 kız çocuğa; arazide ise 4/4 kıza verip, kocaya hiç bir şey vermiyor. Mesele, arazi ve emlâktaki dengesiz taksimle alâkalıdır. Burada bir haksızlık mı var, yoksa o zamanki kanuna göre emlâk ve arazi taksimi farklı mı yapılıyordu?

Cevap;
Eğer kadının kardeşi, annesi, babası yok ise, mülk olan mallarda miras hisseleri böyledir. Osmanlılarda arazi mülk olmadığı, devlete ait (mîrî arazi) olduğu için, bunun intikali İslâm miras hukukuna (ferâize) göre değil, intikal kanunlarına göredir. Burada da 1867 tarihli tevsi-i intikal kanununa göre arazinin tamamı çocuklara intikal eder. Hesap doğrudur.

Sual:
1917 senesinde bir kadın ölüyor. Geride 2 erkek çocuğu, annesi ve eşi kalıyor. Miras taksimi ferâize göre 4/24 annesine, 6/24 eşine, 7/24’er de oğullarının her birine kalıyor. Taksim doğru mudur?

Cevap;
Zevc 1/4, anne 1/6 alır, gerisi de oğlanlara düştüğüne göre mülk mallar için bu taksim doğrudur.

Sual:
Ben Türkiye’de yaşayan bir Çerkezim. Ürdün’de akrabalarımız var. Oradan birisinden bir miras kaldı. Yalnız babamın (babam hayatta değil) amca oğlu en büyük olarak sağ olduğu için miras ona kalıyormuş. Bu doğrumudur?

Cevap;
Vârislerin kim olduğunu bildirmeniz lâzımdı. Ürdün’de câri olan miras kanunu ve ferâiz adı verilen İslâm miras hukukuna göre, bir kimse ölünce, mirası anne, baba, kız, kızkardeş gibi muayyen miras hisselere sahip vârislere intikal eder. Bunlar yoksa asabe denilen kan akrabasına intikal eder. Burada da murise (ölene) yakınlık esastır. Babanızın amca oğlu, ölene sizden bir kuşak daha yakın olduğu için mirası bu alır. Babanız sağ olsa idi, mirası paylaşırlardı.

Sual:
Baba hayattayken, çocukları onun mirasını paylaşıp, sonra baba da bu paylaşmayı tasvip etse, câiz midir? Erkeklerle kızların vaziyeti nasıl olmalıdır?

Cevap;
Malları bağışlayıp, teslim ederse, bu hibe olur. Öldükten sonra mirasa girmez. Ama sadece ismen paylaştırıp teslim etmemişse, adam ölünce, bunların hepsi mirasa girer ve mirasçılar bunları miras olarak paylaşır. Babanın paylaştırması hükümsüz olur. Ama varislerin hepsi, madem babamız böyle istedi, böyle kalsın diyebilirler.

Sual:
Vasiyetnâmenin Lâtin harfiyle yazılması câiz midir?

Cevap;
Vasiyetnâmenin Lâtin harfleriyle yazılması câizdir.

Sual:
Borçlu kimse ölürse, borcunu kim ödemelidir?

Cevap;
Terekesinden (bıraktıklarından) ödenir. Geride mal kalmazsa, vârisleri isterse öder, isterse ödemez.

Sual:
Yıkılan bir câminin yeri, câmiden başka bir maksatla kullanılabilir mi? Satılabilir mi? Yerine ev veya işyeri yapılabilir mi? Yoksa kıyamete kadar ibadethane olarak kalması mı gerekir?

Cevap;
Yıkılan câminin yerine yeniden câmi yapılır. Olmazsa, bu arsa ve enkaz en yakın câmiye verilir. Yoksa yaptıranın vârislerine döner. Bu da yoksa fakirlere verilir.

Sual:
İbn Hacer-i Heytemi'nin Hayratü'l-Hisan kitabının Menakıb-ı İmam Azam adlı türkçe tercümesinde geçen bir menkıbe şöyledir: İmam Ebû Hanife'nin huzuruna bir kadın gelerek, "Erkek kardeşim vefat etti. Altı yüz dinar miras bıraktı. Fakat benim hakkıma yalnız bir dinar düştü" dedi. İmam, "Bu hesabı kim yaptı?" diye sual eyledi. Kadın da "Davud-ı Tâî yaptı" dedi. Bunun üzerine İmam, "Doğru, senin hakkın aslında bu kadardır. Zira, kardeşin vefat ettiğinde, arkasında miraçı olarak annesini, zevcesini, iki kızını ve on iki erkek kardeşiyle birlikte seni bırakmıştır. Senin hakkının bir dinardan fazla olmasına imkan yoktur" dedi. Buradaki miras nasıl taksim edilir?

Cevap;
Zevce: 1/8
Anne: 1/6
Kızlar: 2/3
Kadın: 1 hisse
Erkek kardeşler: 12 x 2 hisse

Zevc, anne ve kızların hisseleri toplamı : 1/8+1/6+2/3=23/24

Kadın 1 hisse, erkek kardeşler 2 hisse alacak şekilde, geri kalan 1/24 hisse taksim edilir. Kadına düşen hisse: (1/24)x(1/25) = 1/600. Tereke 600 dinar olduğundan, kadına düşen miktar, 1 dinardır.

Sual:
Dedelerimizden kalma pek değeri olmayan bir tarla için köyümüzden biri burası vakıf imiş deyince miras taksimi sırasında içimize şüphe düştü. Bu tarlanın ne için vakfedildiği bilinmiyor. Elimizde vakf olduğuna dair bir belge yok. Şu halde şer’î vaziyet nedir?

Cevap;
Bir yer vakıf imiş sözü ile vakıf olmaz. Buranın belli bir vakfa ait arazi olduğu hakkında en az iki âdil şahit veya sahih bir vesika (vakfiye, mahkeme kararı vs) olmalıdır. Bu da ancak İslam mahkemesinde bahis mevzuudur. Vakıf malının dedelerinizin eline nasıl geçtiği bilinmiyor. Kaldı ki vakfın ne vakfı olduğu da belli değildir. Eskiden köylerin gelirini devlet vakfa tahsis ederdi. Bu şer’î manada bir vakıf değildir. Sizinki de böyle olsa gerektir. Eğer mesela köy camisinin vakfı ise, bunun da ispatı lazımdır.

Sual:
Vasiyet etmek vâcib midir?

Cevap;
Üzerinde hac gibi dinî bir vecibe veya zekât, fıtra, başkasına ait bir borç yahud emanet bulunan kimsenin vasiyette bulunarak bunları haber vermesi vâcibdir. Aksi takdirde borçlu olarak âhirete gitmiş olur. “Vasiyetini yazmadan iki gece geçirmek bir müslümana helâl olmaz” ve “Vasiyet yapmadan ölen kimseye, âhirette konuşma hakkı verilmez” hadîs-i şerifleri bunu gösterir. Hazret-i Peygamber vefat etmeden evvel Hazret-i Ali’ye bir Yahudi’ye olan borcunun ödenmesini ve rehindeki zırhının alınmasını vasiyet buyurmuştu. Uhdesinde borç ve emanet bulunmayan kimsenin vasiyet yapması müstehabdır. Buradaki vasiyet, malının muayyen bir kısmının hayır işlerine harcanmasını vasiyet etmek demektir. “Beni şuraya defnedin”, “Kabrimi şöyle yapın” gibi hususlar meşru vasiyet sayılmaz.

Sual:
Bir adamın kendisinden önce vefat eden oğlunun zevcesi ile bir erkek ve iki kız çocuğu; ayrıca yine kendisinden önce vefat eden kızının bir oğlu kalmıştır. Gelin ve torunlar dedelerinden miras alabilir mi?

Cevap;
Dedenin bütün yakınları kendisinden evvel ölen bir oğlunun karısı ve bir erkek iki kız çocuğu ile yine kendisinden evvel vefat eden kızının oğlu ise, bunun 1. derecede eshab-ı ferâiz zümresine dâhil vârisi yok demektir. Bütün mirası oğlun oğlu ile kızları ikili birli paylaşır. Bunlar 2. derece vâris zümresi olan asabeye dâhildir. Gelin ve kızın oğlu miras alamaz. Kızın oğlu 3. Derecede mirasçılar zümresi olan zevülerhama dâhildir. Asabe varken, zevülerham vâris olamaz. Gelin hiçbir zaman vâris değildir.

Sual:
Bir fıkıh kitabında okuduğuma göre, bir kimse borcunu ödemesi için birini vekil etse, vekil borcu teslim etmeden alacaklı mürted olsa ve ölse, vekil borçlunun parasını geri öder. Çünki mürtede vermesi caiz değildir. Çocukları bu parayı alamaz mı? Nitekim iddet müddeti içinde mürtedin mirası karısına kalıyor.

Cevap;
Mürted, İslâm hukukunda ölü hükmündedir. Mürted iken kazandığı mal, beytülmale; önceki malı ise, vârislerine aittir. Beytülmâl veya vâris alacağı taleb edebilir.

Sual:
İslâm Hukuku kitabınızda istihsanın 2. çeşidinden bahsederken şu misal verilmiş: "Meselâ, vasiyet kıyasen caiz olmaması gereken bir müessesedir. Çünki kişinin öldükten sonra mallarında tasarrufu hukuken sahih olamaz. Halbuki insanların ölürken dünyadaki hayırlı amellerini arttırmalarına imkân vermek maksadıyla, Kur'an-ı kerîm istihsanen vasiyeti meşru kılmıştır." Burada anlamadığım nokta 1.kaynak zaten Kur'an-ı kerim olduğuna göre, neden evvelâ kıyas yoluna gidilip sonra Kur'an-ı kerimden buna bir istisna getiriliyor?

Cevap;
Hakkında umumi kaide olan işlerde örf, zaruret ve maslahat olunca istisna getirilebileceğine misal verilmiştir. Yoksa vasiyetin meşruluk temeli münhasıran âyet-i kerimedir.

Sual:
Bir adamın kendisinden önce vefat eden oğlunun zevcesi ile bir erkek ve iki kız çocuğu; ayrıca yine kendisinden önce vefat eden kızının bir oğlu kalmıştır. Gelin ve torunlar dedelerinden miras alabilir mi?

Cevap;
Dedenin bütün yakınları kendisinden evvel ölen bir oğlunun karısı ve bir erkek iki kız çocuğu ile yine kendisinden evvel vefat eden kızının oğlu ise, bunun 1. derecede eshab-ı ferâiz zümresine dâhil vârisi yok demektir. Bütün mirası oğlun oğlu ile kızları ikili birli paylaşır. Bunlar 2. derece vâris zümresi olan asabeye dâhildir. Gelin ve kızın oğlu miras alamaz. Kızın oğlu 3. Derecede mirasçılar zümresi olan zevülerhama dâhildir. Asabe varken, zevülerham vâris olamaz. Gelin hiçbir zaman vâris değildir.

Sual:
Birinden alacağım vardır. Vefat etti. Çocukları bu alacağı ödemek zorunda mıdır?

Cevap;
Vârisler, ölenin mal varlığından ödemek mecburiyetindedir. Zaten bir kimse ölünce mal varlığından önce defin masrafları karşılanır. Sonra borçları ödenir. Sonra kalan kısmın üçte birinden varsa vasiyetleri yerine getirilir. Geri kalanı vârisler paylaşır. Ölenin malı yoksa; vârisler ödemek zorunda değildir.

Sual:
Dedem vefat etti. Bir vasiyet de bırakmadı. Eşinden başka, bir erkek ve üç kızı vardır. Bunun mirası ferâize göre nasıl paylaşılır?

Cevap;
Önce varsa borçları ödenir. Kalanı taksim edilir. Hanımı 1/8 alır. Gerisini kızlar bir, erkek iki hisse olmak suretiyle paylaşır. Zevce 5/40; oğlan 14/40, 3 kızın her biri 7/40 alır.

Sual:
Ölenin borcunu ödemeden miras taksimi yapmak veya miras taksiminde Kur’an-ı kerimdeki hisselere riayet etmemek küfrü gerektirir mi?

Cevap;
Ölenin malından önce varsa borcu ödenir, sonra varsa vasiyetleri yerine getirilir, sonra para ve mal kalırsa varisler mirası paylaşır. Bu, âyet-i kerime icabıdır. Vârisler, mirası paylaşıp, sonra kendi ceplerinden ödemiş iseler de olur. Farzı yapmamak küfr değil, günahtır. İnkâr etmek küfrdür.

Sual:
Bir kimsenin 20 lira borçlu olduğu şahıs, borcunu ödeyemeden vefat etse, borçlu borcunu vârislerden sadece bir tanesine vermekle kurtulur mu?

Cevap;
Hayır. Hepsine birden ödemeli veya hisseleri nisbetinde diğer vârislere ödemek üzere birine vekâleten vermelidir. Vekil ödemezse, borç devam eder. Vârislerin kim olduğu bilinemezse, mahkeme vasıtasıyla öder.

Sual:
Bir kimseye annesi “Sevabı bana bağışlanmak üzere ölümümden sonra her sene bir hatim okut!” diye vasiyet etse, ne lâzım gelir?

Cevap;
Kur’an-ı kerim okumak için adam kiralamak caiz olmadığı, ancak okuyana okuduktan sonra teberru olarak hediye verildiği için, böyle bir vasiyete uymak lâzım değildir. Ancak hediye edilen hayır ve hasenattan ölü fayda görür. En güzeli vârisinin kendisinin okuması veya mümkünse ölüyü tanıyıp seven bir emin kimseye hatim okuması için ricada bulunması; bunun sonunda da o kimseye üçte iki altın liradan az olmayacak şekilde bir hediye vermesidir.

Sual:
Annesi seyyide veya şerîfe olan bir kimse Resulullah’ın soyundan sayılır mı?

Cevap;
Seyyide ve şerife tabirleri dinî değildir. Memlûkler ve bunları takip eden Osmanlıların kullandığı örfî tabirlerdir. Hazret-i Fâtıma’nın erkek neslinden gelen bir erkeğin oğlu veya kızı için kullanılır. Minah’ta, babası Hâşimî olmayan kimse Hâşimî değildir, diyor. Kerderî ise, annesi seyyide olan kimse de seyyiddir. Nitekim Kur’an-ı Kerimde Hazret-i İsa, İshak evladından sayılmıştır. Bu, meşhur kavlin hilâfına ise de, Bahrürrâık sahibi bununla fetva vermiştir. Surre’de de böyledir. Süyûtî, Begavî’den naklen, insanın kızının çocukları her ne kadar onun zürriyetinden ise de, nesebine dâhil değildir. Dolayısıyla bir kimse mesela falanın çocukları için vasiyette bulunsa, kızları dâhil olur; ama ölmüş kızının çocukları dâhil olmaz. Dolayısıyla annesi seyyide veya şerife olan, yani Hazret-i Fâtıma soyundan gelen kimse de Resulullah’ın zürriyetinden sayılır; bu şerefi taşır. Ama fıkıh bakımından, meselâ kendisine zekât almak gibi hususlarda seyyid ve şeriflerden farklıdır. Bir Hâşimî’nin oğlunun çocuklarını o şerefli zürriyetten sayıp; kızının çocukları saymamak olacak iş değildir. Nitekim Hazret-i Peygamber’in soyu, kızının oğullarından yürümüştür. (İbni Abidin, Akrabaya Vasiyyet; Berika, Âfâtü’l-Yed)

Sual:
Bir kimse sağlığında bir evlâdına bir mal hediye edip, ben öldükten sonra diğer kardeşlerinden miras istemeyeceksin dese, o da kabul edip malı alsa, babası vefat edince sözünden cayıp miras isteyebilir mi?

Cevap;
İsteyebilir. Sağlığında velev ki miras hissesine mahsuben mal almış olsa bile, miras bırakanın ölümünden sonra miras alabilir, hatta mirasına mahsuben aldığı malı da geri vermesi gerekmez. Zira henüz elde etmediği bir haktan feragati sahih değildir. Mirasa baba ölünce hak kazanır.

Sual:
Miras malı olan arazilerdeki meyve ağaçları kime aittir?

Cevap;
Ağaç, miras bırakana ait ise, ağaçların üzerinde bulunduğu arazinin sahibine ait olur. Ağaçlar başkasının ise, bu kimsenin ağaçlar üzerindeki mülkiyeti devam eder. Arazi sahibi bunların kaldırılmasını ister veya parasını ödeyerek mâlik olur.

Sual:
Bir müslüman malının üçte birini meselâ bir Kur’an-ı kerim kursuna bırakabilir mi? Vârislerin bu isteği yerine getirmesi farz mıdır?

Cevap;
Evet. Evet.

Sual:
Ben öldükten sonra bana yılda bir kez kurban kesin deyip parasını miras yoluyla bırakan bir kimse için kesilen kurbandan ailesi yiyebilir mi?

Cevap;
Evet.

Sual:
Miras paylaşırken bir kadın, “ben ferâizdeki hisseme razı değilim; kanunî hissemi isterim” derse, küfre veya kul hakkına girmiş olur mu?

Cevap;
Bir kadın, miras taksiminde, şer'î hakkı olmayanı istemez; ama karışmadığı halde, diğer mirasçılar kanuna göre mirası taksim eder de buna şer’î hissesinden fazla verirlerse, küfre düşmediği gibi, alması da caiz olur. Zira mirası rıza ile taksim câizdir.

Sual:
Günümüzde miras arsaları dinimize göre bölüşülmüyor. Böyle yerleri bilerek satın almak caiz midir?

Cevap;
Evet. Rıza ile böyle paylaşmış olabilirler.

Sual:
Osmanlı'nın ilk devirlerinde mirasın yasak olduğu, devletin buna el koyduğu doğru mudur?

Cevap;
Osmanlı Devleti, bir şer’î devlettir. İslâmiyette miras, kimsenin iptal edemeyeceği ve el koyamayacağı bir haktır. Bunu söyleyen, cezâlandırılan devlet adamlarının mallarının müsâdere edilmesini veya köle asıllı devlet adamlarının öldüğü zaman mirasının devlete kalışını böyle zannetmiş olsa gerek.

Sual:
Gayri meşru ilişkiden dünyaya gelen çocuk, babasına vâris (mirasçı) olabilir mi?

Cevap;
Olamaz. Annesine olabilir. Babası, zina mahsulü olduğunu zikretmeksizin çocuğun nesebini tanırsa, yani bu çocuk bendendir derse, babaya da vâris olabilir.

Sual:
Babam bundan 11 yıl önce dedemden kalma arsanın mülkiyetini 3 halamın izniyle kendi üstüne aldı; onlara da çok düşük bir para verdi. 1 sene sonra da onlardan gizli o zamanın parasıyla 30 bin liraya sattı. Şimdi o arsa 250 bin oldu. Halamların biri o arsanın parasından 250 bin lira üzerinden hakkını istiyor. Yoksa hakkını helal etmeyeceğini söylüyor. Bunun dinen hükmü nedir?

Cevap;
Halalar, haklarını hibe etmişlerse, bir şey isteyemezler. Ama hibe etmedikleri; sadece babanıza tapu muamelesi için izin verdikleri anlaşılıyor. Şu halde, o zamanki satıştan (30 bin lira) miras hisselerine düşen gerçek kısmın, bugünki altın kıymetini ödemesi gerekir.

Sual:
Anneannem ve dedem vefat ettiler. Anneme bir hisse, dayılarıma ikişer hisse düşer dedim, ama dayılarım karşı çıktı. Herkese eşit hisse olacak dediler. Biz bu iki hisseyi alsak caiz olur mu?

Cevap;
Şer’î hak olmayan bir şey, talep ve dâvâ edilmez de, hak sahibi tarafından rıza ile verilirse, almak câiz olur. Mirasta zaten rızaî taksim câizdir.

Sual:
Anne karnındaki bebeğin babası ölse, bu doğmamış çocuğa miras verilir mi?

Cevap;
Cenin, hakikaten veya hükmen sağ doğmak şartıyla mirasçı olur. Çocuk ölü doğarsa, miras kendisi yokmuş gibi diğer mirasçılara döner. Ama kürtaj veya başka surette düşürülürse, sağ doğup sonra ölmüş kabul edilir. Bu takdirde çocuğun hissesi, o andaki vârislerine gider. Çocuğu düşürten (kâtil) anne bile olsa, miras alamaz.

Sual:
Bir Müslümanın vasiyetnamesinde yazması lazım gelen hususlar var mıdır?

Cevap;
Varsa kul ve Allah borçlarını yazması farzdır. Bunun dışında fakirlere mal sadaka vakıf arkasından Kur'an okutulması, sadaka verilmesi vs gibi hususlarda borçlarından geri kalan kısmın üçte birini geçmeyecek şekilde vasiyette bulunmak meşru ve müstehabdır.

Sual:
Bir çocuk, annesiyle resmî kayıt yapmayan, ama kendisini çocuğu olarak kabullenip nüfusuna alan babası vefat ettiğinde mirasçısı olur mu?

Cevap;
Arada dinî nikah yoksa, gayrı meşru çocuk mirasçı olmaz. Varsa olur. Resmi kaydın burada hükmü yoktur. Dinî nikâh olmasa, fakat baba çocuğun nesebini kendi çocuğu olarak ikrar etse, mirasçı olur.

Sual:
Bir adamın üç kızı ve kendisinden evvel vefat eden bir oğlunun çocukları olsa, bu torunlar miras alabilir mi?

Cevap;
Torunlar kız ise alamazlar. Zira yakın akraba uzak akrabayı vârislikten düşürür. 2 veya daha fazla kız olduğundan ve erkek kardeş olmadığından, kızlar 2/3 alırlar. Zevce ise 1/8 alır. Asabe yoksa artan (1-2/3-1/8)=5/24 de kızlara taksim edilir; böylece her biri 7/24 alırlar. Eğer oğlun çocukları erkek ise veya erkek-kız karışık ise, asabe olurlar. O zaman kızlar 2/3 ve zevce 1/8 aldıktan sonra, kalanı asabe olarak oğlun oğulları veya oğul ve kızları alır.

Sual:
Mevtanın borcu terekesinden (geride bıraktığı mallardan) çok ise bu borç nasıl ödenir? 

Cevap;
Borç düşer. Vârisleri isterse öderler.

Sual:
Vefat etmeden evvel, zevcesinin kendi yanına gömülmesini vasiyet etse, zevci öldükten sonra bu kadın başkasıyla evlense, önceki kocasının vasiyetini tutması lazım olur mu?

Cevap;
Böyle vasiyet muteber olmaz. Vasiyet, kendi mallarından dinî ve dünyevî borçlarının yerine getirilmesi veya kalan malının üçte birinden vârisleri dışındaki üçüncü şahıslara karşılıksız mal bağışlamak üzere beyanda bulunmak demektir. Beni şuraya gömün, kızım şununla evlensin, oğlum doktor olsun, bu evi satmayın gibi vasiyetler, dinen ve hukuken bağlayıcı değildir.