Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
SUALLER - CEVABLAR

"Karz" kelimesi için sonuçlar gösterilmektedir
Sual:
Osmanlıların İslâmiyetteki fâiz yasağını bertaraf ettikleri söyleniyor, hatta bu hususta vesikalar gösteriliyor. Osmanlılar gerçekten fâiz yasağını kaldırmış mıdır?

Cevap;
Para darlığının bulunduğu, karz yoluyla kredi temin edilemediği zamanlarda ulemâ muamele satışını tavsiye etmektedir. Muamele satışında, meselâ, on altın alıp, on bir altın ödemek hususunda uyuşulunca, on altını borç olarak verip, bir altına da kalem, defter gibi bir şeyi borç alana satmak câizdir. Böylece on bir altın borçlanılmış olur. Satış önce, borçlanma sonra da olabilir. Hatta meselâ, borç isteyen kimse bir malı on liraya peşin satıp teslim ettikten sonra, bunu o kimseden on bir liraya veresiye geri satın alsa bu da muteberdir. Ancak bu çeşit satışlarda muamele ile satılacak malın fiatı, borç mikdarının devlet tarafından tesbit edilen¬ yüzdesinden fazla olamaz. (İbn Âbidîn). Osmanlı Devleti'nin son zamanlarında yüzde on beşe kadar muameleye izin verilmekteydi. Murâbaha Nizamnâmesi bu nisbeti tayin etmektedir. Osmanlıların son zamanlarındaki bankalar bu usule göre çalışırlardı. Meselâ, banka veznesindeki memur elindeki bir kalemi veya saati ya da (ekseriya) bir kitabı yüz altın kredi isteyen kimseye on altına veresiye satar, sonra istenilen mikdarı borç olarak verir, böylece müşteri bankaya yüz on altın borçlanmış olurdu. Fâiz, işte bu satışlardaki fazlalığa denir. Fâiz, fazlalık demektir. Günümüzde fâiz kelimesinin yanlış olarak ribâ karşılığı olarak kullanılması, bu zamanlardan kalma bir gelenek olsa gerektir. Bu farkı bilmeyenler, Osmanlılar devrinde ribânın meşru kabul olduğu zannına kapılmışlardır.

Sual:
Fıkıh kitaplarında diyor ki: “Satışta mebî yedi türlüdür:.. 5-Bir kimseye ödünç verilmiştir. Yalnız ona ve peşin satmak câiz olup, başkasına satmak fâsiddir. 6- Bir kimseye emânet, âriyet yahud kirâ veya rehin yahud sermâye olarak verilmiştir. O kimseye satmak câiz ise de, alıp, tekrar teslîm etmek lâzımdır. 7-Mebî, gasp veya hırsızlık yahut hıyânet suretiyle müşteride bulunur. Bu müşteriye satılabilir. İkinci teslime ihtiyaç yoktur”. Bunların farkları nedir? Bir kimseyi umumî vekil edip ona bir miktar para verince para emânet olarak mı kalır?

Cevap;
Ödünç, karz demektir. Para gibi istihlâk olunacak (tüketilecek) şeyler üzerinde yapılır. Kendisini değil, mislini ödeyecektir. Dolayısıyla aldığı onun mülkü olur, mislini ödeme borcu altına girer. Bu mikdarı ona satmak veya bu mikdar karşılığında satış akdi yapmak câizdir. Tekrar alıp vermeye gerek yoktur. Çünki zaten mülküdür. Hatta harcamıştır. Başkasına da satamaz. Çünki alacağın temliki câiz değildir. Emânet, âriyet, kirâ ve rehinde mal ortadadır. Tüketilmez. Kendisi ödenir. Bunu satmak için geri alıp, tekrar vermek lazımdır ki teslim vâki olsun. Gaspta, gasbeden mala mâlik olur, aynını veya mislini ödeme borcu altına girer. Binaenaleyh bunu satarken tekrar teslime lüzum yoktur. çünki zaten gasbedenin mülkündedir. Mülkünde olanı alıp tekrar teslim abestir.

Sual:
Hesaba gelen para kabz edilmiş olunur mu? Telefonla yapılan veya MSN ile yapılan satış, yüz yüze satış mıdır? A, B den karz-ı ayn olarak bir miktar para istiyor. Fakat parayı EFT yoluyla C nin hesabına geçmesini istiyor. C yi de B den A için gelecek olan parayı alması için umumi vekil tayin ediyor. B EFT yi yapıyor. Bu işlemde paranın hesaba geçmesi 15 dakika kadar bir süre alıyor. Daha para hesaba geçmeden A, senden aldığımı karz-ı haseni ödüyorum diyerek peşin parayı B ye elden veriyor. Borç ödenmiş midir?

Cevap;
Hesaba gelen para hükmen kabz sayılır. Yani başkası mâni olmaksızın o paraya tasarruf edebilmek kabz yerine geçer. Telefon veya internetle yapılan satış sahih olmakla beraber, isbatı müşküldür. Yani karşı taraf o ben değildim dedi mi, ispatlayamazsanız, ortada kalırsınız.

Sual:
Ödeme tarihi konulmuş bir borç senedi uyarınca, alacağı takip etmek câiz olur mu?

Cevap;
Olur. Hanefî mezhebinde karz senedine tarih koymak câiz değil ise de, konması, akdi ifsad etmez. Alacaklının talep hakkını da ertelemez. Mâlikî mezhebinde böyle bir tarih konması meşrudur.

Sual:
Düğünde başkaları tarafından getirilen hediyeler karz (borç) hükmünde midir?

Cevap;
Bu sual Fetâvâ-yı Hayriye'de sorulup cevaplandırılmıştır. Hayrü’r-Remlî şöyle cevap vermiştir: Bu meselede yaşadıkları beldenin örfü muteberdir. Örfe göre karşılıklı olarak gönderiliyorsa, onun karşılığını aynen vermek gerekir. Eğer misliyattan ise misli verilir, kıyemiyattan ise kıymeti verilir. Eğer örf bunun aksine ise, yani onu karşılık beklemeden hibe yoluyla veriyorlarsa, onun hükmü de diğer hükümleriyle birlikte hibe (hediye) gibidir. O halde helâk edilirse, geri alınamaz.
İbni Âbidin hibe bahsinde der ki: “Bizim memleketimizde örf müşterektir. Evet, bazı köylerde düğünde gönderileni karz sayarlar. Hatta düğünlerde köyün kâtibini getirerek hediye edenleri ve hediyeleri yazdırırlar. Hediye edilen kişi de, birisi düğün yaptığında deftere müracaat ederek onun hediye ettiği değerde bir şey hediye eder”. Anadolu’nun bazı yerlerinde de böyledir. Hatta uzun zaman geçmişse, yüzü tutanlar, “Ben size daha önce şöyle bir hediye getirmiştim” diye hatırlatırlar.

Sual:
Bir yakınımız, “Bir komşumuz bir giysi istediğinde ya da eve gelen misafir bir giyecek istediğinde ona verdiğimiz zaman ya hediye etmemiz, ya da ona satmamız lâzımdır. Kullanmak için ödünç veremeyiz, haram olur. Çünki fıkıh kitaplarında ev, dükkân, elbise gibi kıyemî malları ödünç vermek fâsiddir ve hemen geri vermek lâzımdır diye yazar” dedi. Bir komşumuz gelip, bir kıyafetimizi ya da başka kıyemî bir eşyamızı kullanmak ve sonra geri getirmek üzere istese, hatta bir tarih de belirtse, meselâ bu cuma getiririm dese, biz de versek, fâsid mi olur? Bu verdiğimizi kullanması haram mı olur?

Cevap;
Kıyemî malın ödünç verilmesinin câiz olmaması demek, bunun karz akdi ile verilmesinin câiz olmaması demektir. Karz, ancak para, buğday gibi mislî ve istihlâk olunan (tüketilen) mallarda olur ve burada malın aynısı değil, misli, benzeri ödenir. Kıyemî mallardaki ödünç, âriyet akdi ile olur. Malın aynısı iade olunur. Elbise ödünç verilir; aynen geri iade edilir. Helâk olmuşsa, kıymeti ödenir. Türkçe bazen kifâyet etmiyor. Karz’ın da, âriyetin de karşılığı ödünç olunca, yakınınız böyle anlamış.

Sual:
Altı ay kadar önce evlendim. Düğün masrafları vs. için kredi kullandım. Daha sonra pişman oldum. Bir yere sordum. Gelen cevapta bankadan kredi alınan paranın kendisinin haram olduğu söylendi. Şimdi ne yapabilirim?

Cevap;
Bankadan fâiz ile kredi almak ve fâiz ödemek câiz değildir. Bu şekilde bir kredi alınmışsa, fâsiddir. Bozulması gerekir. Fâsid akid ile alınan mal veya para mülk olur ise de, kullanmak câiz değildir. Akdi bozup, iâde etmek gerekir. Akdi bozmak mümkün değil ise, artık yapacak bir şey yoktur. Tövbe edilir. Bununla alınan eşyalar haram olmaz. İslâm hukukuna göre idare edilmeyen memleketlerde, karşılıklı rıza ile ve müslümanın menfaatine olmak şartıyla fâsid yoldan alınan mal veya paranın haram olmadığı İmam Ebu Hanife ve İmam Muhammed tarafından ictihad buyurulmuştur. Fıkıh kitaplarında, fâiz alma hâlinde, sadece fâizin değil, o paranın tamamının haram olduğu sözü, fâiz olarak alınan fazlalık sahibine geri verilip tövbe edilmedikçe geri kalan parayı (anaparayı) kullanmak helâl olmaz mânâsına gelir. Bunun da muhatabı fâizle borç veren, yani bankadır.

Sual:
Konut kredisi kullanmaya dair hükümleri biraz açıklar mısınız? Kredi sözleşmesi imzalanırken yapılabilecek birkaç değişiklikle muamelenin câiz kılınması mümkün müdür? Bazı bankaların katılım katkı payı adıyla aldığının hükmü nedir? Banka çalışanının krediyi vermede salahiyetli olup olmadığını bilmeden krediyi tahsil etmede alıcıya düşen bir araştırma mükellefiyeti var mıdır?

Cevap;
Banka muamelelerini tek taraflı olarak değiştirmek kolay değildir. Kanun ve nizama bağlıdır. Resmî vesikalarla tanzim edilmesi gerekir. Banka çalışanı bankanın vekilidir. Ama o da kendi insiyatifi ile bu resmî hükümleri değiştiremez. Esas olan yazılan mukaveledir. Ancak evi banka satın alıp kâr koyarak size satabilir. Fâiz için de ucuz bir malı size veresiye satar. Buna muamele satışı denir. Ancak böyle câiz olabilir. Hiç evi olmayanın ve karz bulamayan kimsenin, nafakadan olduğundan dolayı, bir ev almak için, fâizle kredi almasına izin verilir. Bu zamanda kira öder gibi taksit ödendiğinden böyle almak elverişli olmaktadır.

Sual:
Hanıma olan mehr borcunu, kurban ve zekât için nisab hesabına katmamız gerekiyor mu? Biz borç olarak katacak mıyız? Hanım alacaklı olarak katacak mı?

Cevap;
Mehr borcu nisaba katılır, yani erkek bu borcu zekât nisabından düşer. Çünki ödemekle mükelleftir. Ancak mehr alacağı kadın için nisaba katılmaz, zekâtı verilmez. Kadın bu alacağı ile zengin sayılmaz. Çünki mehr, zayıf borçtur. Alabileceği şüphelidir.

Sual:
Hem mehr-i muacceli, hem de mehr-i müecceli kızın da rızası ile çok az bir miktarda tayin etmek, meselâ her ikisi için 10'ar euro tayin edilse câiz midir?

Cevap;
Mehrin ekalli (en azı) on dirhem gümüş veya bir miskal altındır. Bugün için takriben 5 gram altın kıymetinden aşağı olamaz.

Sual:
Başkasının kartıyla alışveriş yapınca, kart sahibine parayı ödeyeceğimiz zamanı tayin etmek mi, etmemek mi gerekir? Sonra öderim denmemişse borç olmaz mı? Bu borç muaccel (âcil) midir? Ve alacaklısından hediye almak câiz olmadığı için, bu kişiye bir şey ikram etmek caiz olur mu? Bu kişiyle samimi arkadaş olmak, öteden beri birbirine bir şey hediye etmek cevaba tesir eder mi?

Cevap;
Başkasının kartıyla alışveriş yapınca, borç bu kart sahibine havale edilmiş oluyor. Havale borcunda tarih koşmak câizdir. Öderim dese de demese de öder. Tarih konuşulmuşsa, müeccel; değilse muacceldir. Karzda tarih konuşmak doğru değildir; konuşulmuşsa da uymak gerekmez. Karz alacaklısından hediye istemek fâiz olur. İstemeden verilen hediyeyi almak câiz ise de, İmam Ebu Hanife alacaklısının gölgesinden bile geçmezdi. Çünki borçlu hediyeyi verirken, daha ziyade karşıdakinin alacağı sebebiyle vermektedir. Ama öteden beri hediyeleşmeleri âdet olan iki kişi arasında ise, borçlunun alacaklıya hediyesi, ziyafeti câizdir.

Sual:
Depremden dolayı İstanbul’a geldim Van’da bir borcum var ama adama ulaşamıyorum ne yapmam lazım?

Cevap;
Alacaklıyı bulmak bu zamanda zor değildir. Ölmüşse, vârisine verilir. Hiç biri bulunmazsa fakirlere verilir. Sahibi sonra çıkarsa ödenir.

Sual:
Birinden alacağım var. Alacağımı istemeye gittiğimde “Param yok, ama milli piyongo bileti aldım” dedi. Bileti bana verdi. “Çıkarsa senin” dedi. Biletten çıkan parayı kullanmak câiz midir veya ne kadarını kullanabilirim?

Cevap;
Dârülislamda câiz değildir. Dârülharbde, yani İslâm hukukuna göre idare olunmayan yerlerde, piyango biletini alma günahı, kumar günahı, bileti alıp verenin olur. İkramiye çıkarsa, alana kullanmak câiz olur.

Sual:
Memlekete gitmek için bilet alacaktım. Param olmadığını fark ettim.Biletçiye vaziyeti izah ettim, kabul etmedi. Tam o sırada birisi “Parasını ben veririm, ver bileti” dedi. Bileti aldım. O yardım eden adam gitti. Biletçi dedi ki: “Memleketten gelince bana şu kadar lira vereceksin” dedi. Ben de tamam dedim, ama hâlâ vermedim. Çünki bu parayı yardım eden adama vermeyeceği, cebine atacağı yüzde yüzdür.

Cevap;
Bileti alan adama borçlusunuz. Onu bulup sorarsınız. Bulamazsanız, adam ismini cismini vermediğine göre hediye etmiş olduğu anlaşılıyor. Biletçiye ödemek zorunda değilsiniz. Ama size biletçiye ödersiniz demişse, biletçiye verirsiniz.

Sual:
Bize para borcu olan biriyle helâlleşsek, ama niyetimiz o para dışındaki haklarımız olsa, borç düşer mi? O borca da niyet ederek söylesek borç düşer mi?

Cevap;
Bütün haklarını helâl etmişse, o borç da düşer. O borcu sözle istisnâ etmek lâzımdır.

Sual:
Elimizdeki peşin para yetmediği için, almak istediğimiz gayrımenkulü finans bankası bizim adımıza alıyor, tapusunu bizim üzerimize yapıyor ve belli bir kâr koyarak vadeli bir şekilde yine bize satıyor. Bunu yaparken tapuya ipotek koyuyor. Satın almaya mevzu olan menkul ya da gayrımenkulün ipotek edilmesinin câiz olmayacağını, akdi fâsid kılacağını delilini bildirmeden söylediler. Bu muamele câiz midir?

Cevap;
Satın alırken, borç karşılığında bir malın rehnini şart koşmak caizdir. Mal, mülk olmadan rehnedilemez. Bu ev, mülk olduktan sonra ipotek edilebilir.

Sual:
Borç alınan para nemalansa, örneğin altın alınsa, altın kıymetlense, o artan kısım kime ait olur?

Cevap;
Borç para alan, ödeme zamanı gelince, altın kıymetini ödemek zorundadır. Aksi takdirde faiz yemiş olur. Dolayısıyla altın alınmasa bile, altın kıymetindeki artmayı bu paraya yansıtıp öyle ödeyecektir. Altın değil de, başka bir şekilde nemalandırsa, borsa, faiz, tahvil gibi, yine altın üzerinden kıymetin öder. Ama nemalandırmak üzere şirket kurmuşlarsa, bu nemadan hissesine düşeni öder.

Sual:
A, B’ye olan 100 lira borcunu C’ye havâle ediyor. C, ödediği bu parayı sonra dönüp A’dan alacaktır. B ile C anlaşıp 80 lira veya 120 lira ödediği zaman, A’dan bu kadar para isteyebilir mi, yoksa sadece havale olunan 100 lirayı mı isteyebilir? Havâle kabul eden ile havâleyi alan uyuşarak, havâle olunan borçtan az veya çok verirse, havâle verenden, bu verdiği mikdarı istiyebilir mi?

Cevap;
B ile C anlaşıp 80 lira veya 120 lira ödediği zaman, A’dan yalnızca havâle olunan 100 lirayı isteyebilir. Eğer ödediği 80 lira ise bir mesele yok. Çünki havale kabul eden, havale veren borçlunun halefidir, onun yerine geçer, onun haklarını kullanır. Havâle kabul eden ile havâle alan anlaşıp, daha fazla mal verirse, havâle edenden bunu istemesi, havâle edeni iradesi dışında bir şeyi ödemeye mecbur etmek demektir. Dolayısıyla B, A’dan ancak 80 lira isteyebilir. Nitekim İbni Abidin bu hususta şöyle diyor: Havale kabul eden, havale edenden, havale olunan mikdarı isteyebilir. Havale alanla anlaşarak daha az vermişse, havale olunan mikdarı değil, verdiğini isteyebilir. (IV/305) Şu halde, havâle kabul eden ile havâleyi alan uyuşarak, havâle olunan borçtan az verirse, havâle verenden, bu verdiği mikdarı istiyebilir. Havâle olunan mikdârı istiyemez.

Sual:
Bir kişi X yılında 100 lira borç alıyor. 100 lira o dönemde 10 altına tekabül ediyor. 10 sene sonra 10 altının değeri 500 lira olmuş olsun. Bu durumda adam X+10 yılına gelindiğinde borçlu olduğu kişiye; i) 10 altın; ii) 500 lira verir; iii) 100 lira + 8 altın verir. Bunlardan hangisi uygundur?

Cevap;
Her üçü de câizdir. Ama 10 altın borç vermişse, alacaklı razı olmadıkça 500 lira veremez, 10 altın vermelidir.

Sual:
Para borcu ödenirken, niçin ödeme zamanındaki altın kıymeti esas alınıyor da, gümüş kullanılmıyor?

Cevap;
Birincisi altının karşılığı olarak gümüşün değeri fevkalade düşmüştür. Asrı seadette bire yedi iken, şimdi neredeyse bire kırka kadar düşmüştür. İkincisi basılı ve ağırlığı belli altın bulmak kolaydır; ama artık gümüş para tedâvül etmediği için basılı gümüş bulmak neredeyse imkânsızdır. Ama maksat paranın değeri korumak olduğuna göre, karzda para alıp, gümüş olarak karşılığını vermek caizdir. Ama zekât ve sair nisaplarda artık gümüş kullanılamaz. Ayrıca altın ile borçlanmışsa, arşı taraf razı gelmedikçe kıymeti kadar gümüş ödeyemez.

Sual:
Para borçlarında ödeme zamanında altın üzerinden kıymetini istemek, meselâ 100 lira borç verip, bunun ödeme zamanındaki altın üzerinden kıymeti olan 500 lirayı istemenin fâizli krediden en farkı vardır? Bu halde para ile para satın almış ve faiz vermiş olmuyor mu?

Cevap;
Baştan bu mikdar şart etmediği için câiz oluyor. Baştan beşyüz lira ödeyeceği konuşulmuş olsaydı, veya her ay için anaparaya şu kadar eklenecektir denseydi, fâiz olurdu.

Sual:
Para borçlarında ödemde zamanındaki altın kıymetinin nazara alınması câiz ise ve maksat paranın değerini korumak ise, altın veya gümüş hiç karıştırılmadan, lira karşısında değerini nispeten koruyan bir döviz kuru veyahut başka bir ölçü de kullanılabilir mi? Misal olarak 100 euro’ya tekabül eden 200 lira borç alan, bir sene sonra 100 euro olarak veya o zaman 100 euro’nun karşılığı mesela 250 lira ödeyebilir mi?

Cevap;
Para borcu, döviz kuru veya meselâ buğday fiyatına da bağlanabilir. Ama bunun karşılıklı rızaya dayanması gerekir. Ama para borcunun karşılığını altın veya altın kıymetinde para olarak istemek, borçlu razı olmasa da mümkündür.

Sual:
Vasiyet etmek vâcib midir?

Cevap;
Üzerinde hac gibi dinî bir vecibe veya zekât, fıtra, başkasına ait bir borç yahud emanet bulunan kimsenin vasiyette bulunarak bunları haber vermesi vâcibdir. Aksi takdirde borçlu olarak âhirete gitmiş olur. “Vasiyetini yazmadan iki gece geçirmek bir müslümana helâl olmaz” ve “Vasiyet yapmadan ölen kimseye, âhirette konuşma hakkı verilmez” hadîs-i şerifleri bunu gösterir. Hazret-i Peygamber vefat etmeden evvel Hazret-i Ali’ye bir Yahudi’ye olan borcunun ödenmesini ve rehindeki zırhının alınmasını vasiyet buyurmuştu. Uhdesinde borç ve emanet bulunmayan kimsenin vasiyet yapması müstehabdır. Buradaki vasiyet, malının muayyen bir kısmının hayır işlerine harcanmasını vasiyet etmek demektir. “Beni şuraya defnedin”, “Kabrimi şöyle yapın” gibi hususlar meşru vasiyet sayılmaz.

Sual:
Me'zun köle borçlandığı zaman, efendi bu borçtan mesul müdür?

Cevap;
Efendisinin kendisine izin verdiği ve böylece muameleler bakımından tam ehliyetli hâle gelen köleye me’zun köle denir. Me’zun köle borçlandığı zaman, bu borç kendi kıymetini aşıyorsa, efendi ya bu borcu öder; ya da kölenin satılmasına razı olarak üstündeki mesuliyetten kurtulabilir.

Sual:
Birisi, birçok müşterilerden alacaklarını tahsil ettikten sonra birisinin 50 lira civarında fazla verdiğini fark edip, kimin verdiğini bilemezse, ne yapmalıdır?

Cevap;
Tek tek sorarak öğrenmeye çalışır. Bulamazsa bir fakire tasadduk eder. Fakirse kendi de kullanabilir.

Sual:
Vâdesiz veya vâdesi gelmiş borcu olup, hiç parası ve malı bulunmayan kimse bankadan kredi alarak borcunu ödeyebilir mi?

Cevap;
Fâizli kredi almak, malı, parası olmayan ve karz-ı hasen ile borç bulamayan kimseler için ancak zaruret hâllerinde câiz olur. Zaruret ise hayatı, uzvu kaybetmek korkusudur. Hâsılı nafaka için fâizli borç almak câizdir. Ama bir borcu ödemek için fâizli kredi almak zaruret değildir. Zira borcu olup, hiç parası ve malı bulunmayan kimseye, alacaklının mühlet vermesi vâcibdir. Ancak alacaklı belâlı olup, öldürmek veya vurmakla tehdit ediyor, bunu da yapmaya kâdir ise belki… Hem bir hususî şahsa olan borcunu ödeyemeyen kimse, bankadan aldığı krediyi fâizli olarak nasıl ödeyecektir?

Sual:
Karz akdi ancak mislî ve istihlâk olunan (tüketilen) mallarda cereyan ettiğine göre, benzeri bulunmayan bir parfüm borç verilebilir mi? Veya iki kırtasiyeci birbirinden satmak için bir kitabı borç alamaz mı?

Cevap;
İstihlâk olunabilen demek, istifadesi tüketilmesine veya elden çıkarılmaya tâbi olan mal demektir. Bazı mallardan aynı devam ederken istifade edilebilir. Ev, dükkân, arazi, at, araba böyledir. Bunlar icâre ve âriyete mevzu olabilir; karza olamaz. Altın, gümüş, para, yiyecek, içecek maddeleri ise istifadesi tüketmek veya elden çıkarmakla olduğu için icâre ve âriyete mevzu olamaz; mislî de olduklarından karza mevzu olur. Ziynet ise âriyet olur. Bunda akdin mevzuu malın kendisi değil, menfaatidir. Binaenaleyh mislî bir kitap okumak için alınırsa âriyet, satmak için alınırsa karza mevzu olabilir. Karz olması da gerekmez. Kitapçı komşusundan aldığı mislî malı satın almış olur. Veya vekâleten satmış olur. Burada karza hükmetmeye gerek yoktur. Çünki tüccar arasında bu şekil hareket örf olmuştur. Piyasada misli bulunmayan parfüm karza mevzu olmaz. Ama sahibi rıza ile kullandırabilir. Bu takdirde kullanılan kısmı hediye etmiş olur. Buna ibâha denir. Birine yemek yedirmeye benzer.

Sual:
Borç, toprak mahsulleri zekâtından düşülür mü?

Cevap;
Borç, zekâtın farziyetine mânidir. Ama uşr (öşür), haraç ve keffaretin farz veya vâcib olmasına mâni değildir. (İbni Abidin) Şu halde, borçlar zekât nisabından düşülür. Ama uşr borcundan düşülmez. Araziden çıkan uşra tâbi mahsulün vaziyete göre onda biri veya yirmide biri hemen ayrılıp fakirlere verilir.

Sual:
Bankalarda altın hesabı vardır. Altını bozdurup, lira karşılığını hesaba yatırıyorlar. Bu tutar kaç gram altına denk geliyorsa, hesabınızda o kadar para oluyor. Yani gram karşılığı lira oluyor. Altının gram değeri artarsa, hesaptaki para da artıyor; azalırsa, para da azalıyor. Hesapta fizikî olarak altın değil, lira tutuluyor. Hesaptan çekmek isteseniz, ancak lira çekebiliyorsunuz. Bu hesabı kullanmak şer’an uygun mudur?

Cevap;

Yatırılan paradır. Para, ödeme zamanı gelince veya istenince altın kıymeti üzerinden ödeniyor. Zaten İslâm hukukunda para ile yapılar akitlerde, paranın değeri düşerse, altın üzerinden kıymeti ödenir. Altın hesabı tam bunu karşılıyor. Aslında altın alındığı yoktur. Yani bu bir altın alma muamelesi değildir. Bu bakımdan altın hesabı tam İslâm hukukuna uygundur. Câizdir, hatta fâizli muameleden kaçınmak isteyenler için uygun bir imkândır.



Sual:
Bir kimse kredi kartını bir başkasına ödünç verse, o da zamanında unutarak veya kasıtlı ödemeyip fâize düşse, bundan kart sahibi mesul olur mu?

Cevap;
Başkasının kredi kartı ile alışveriş yapmak, borcu bu kişiye havale etmek demektir. Bu kişi de bankaya havale etmektedir. Banka alacağını kart sahibinden ister. Aradaki şahsın caiz olmayan muamelelerine vasıta olmak, bunları ödemek, kart sahibini de mesul kılar. Bu mesuliyet borcu zamanında ödemeyeninkinden daha hafiftir.

Sual:
Ahmed'in Mehmed'e borcu var. Ahmed mal satıyor ve Mehmed'e olan borcundan düşülmesi için, müşteriden parayı doğrudan Mehmed'in hesabına göndermesini istiyor. Câiz olur mu?

Cevap;
Alacaklısına, borcunu Mehmed’e ödemek hususunda talimat veriyor. Mehmed, kabul ederse, resul (haberci, vekil) hükmündedir. Sonra elindeki bu emanet ile Mehmed’e olan borcunu takas (mahsub) yapar.

Sual:
100 lira borç verip, 110 lira isterim dese ve borcun ödeneceği gün o 100 liranın değeri altın üzerinden 110 veya daha az olsa, başta şart koşulduğu için yine de fâiz olur mu? Ayrıca sadece altın üzerinden mi, yoksa beyaz eşya vs üzerinden de kıymeti istenebilir mi?

Cevap;
Akid baştan fâizli ve fâsid bir akiddir. Akdi bozmak ve yeniden usulüne uygun olarak yapmak lâzımdır. Akdi bozmak mümkün değilse, meselâ 100 lira kullanılmışsa, fâsid icâre hükümleri câri olur. Borçlu 110 lira değil, sadece 100 liranın altın üzerinden kıymetini öder. Beyaz eşya fiyatları altın gibi açık değildir, değişkendir. Mechuliyet-i fâhişe (açık meçhuliyet) nizaya sebebiyet vereceğinden uygun değildir.

Sual:
Ahmet, Veli'den ve Veli'nin oğlu Ali'den borç aldı. Daha sonra Veli, o miktardaki kendi parasından oğlu Ali'ye, Ahmed’den habersiz olarak, Ahmed'in borcu olarak ödedi. Daha sonra da Ahmed, Veli'ye oğlu Ali'ye vermesi için borcunu verdi. Ama Veli daha önceden oğluna parayı verdiği için bunu kendisi alıp kullandı. Veli ve oğlu Ali buna râzıdır. Bu muamele câiz midir?

Cevap;
Veli, fuzuli (vekâletsiz iş gören vekil) olarak Ahmed’in borcunu ödemiştir. Ahmed’e söyleyip rızasını alırsa, ödeme tamam olur. O zamana kadar ödeme askıdadır. Ahmed bunu kabul etmek mecburiyetinde değildir. Ahmed kabul etmezse, Veli bu ödemeden dönebilir.

Sual:
Ahmed 10 lira Ali'den, 10 lira a Veli'den borç alıp Veli'ye tüm 20 lira olarak ödese; Veli de kendisindeki herhangi bir 10 lirayı Ali'ye verebilir mi? Yoksa 20 lirayı bozdurup mu vermesi lâzımdır? Vekil, bu paranın Ahmed’in borcu olduğunu söylemesi lâzım mıdır?

Cevap;
Verebilir. Gerek yoktur. Veli’yi, Ali’ye borcunu ödemesi için vekil yapmıştır. Hiç para vermese de, Veli’nin Ali’ye kendi parasından ödemesi câizdir. Vekil, borç ödemede akdi müvekkiline izâfe eder. Yani Ahmed’in borcu olduğunu söylemesi lâzımdır ki, Ali bunu sonradan taleb etmeye kalkmasın.

Sual:
Bir kırtasiyeye borçluyum. Hemen istemesinler diye arkadaşlarıma kitap götürerek kırtasiyeye müşteri kazandırmış oluyorum. Alacaklıdan istifadenin fâiz olması sebebiyle, bu câiz olur mu?

Cevap;
Alacaklının, borçludan herhangi bir istifadesi câiz değildir. İmam Ebu Hanîfe yolda yürürken, alacaklı olduğu kimsenin evinin gölgesinden geçmezmiş. Ancak örf ve âdete göre istifade mahzurlu değildir. Meselâ bir kimse, arkadaşından alacaklı olsa, öteden beri aralarında böyle şeyler yapılıyorsa, yemeğine gidebilir, hediyesini kabul edebilir. Bahsettiğiniz misalde kırtasiyecinin zaten bunda bir iradesi yoktur. Yine de hoş değildir.

Sual:
Kadınların aralarında yaptıkları altın veya para günlerini, nihayetinde borç vermek olarak görüp cevâz verenler vardır. Ne dersiniz?

Cevap;
Bu eğer borç vermekse, menfaat şartlı borç fâizdir. Borç verme şartıyla borç verilmez. Ayrıca bir karz akdinde gün (vâde) tayini de akdi ifsâd eder. Mübâdele (trampa satışı) ise, aynı malın birbiriyle veresiye mübâdele fâizdir. Hediye (hibe) ise şartlı ve ivazlı hediye satış sayılır. Ama veresiyesi fâizdir. İvazın derhal verilmesi gerekir. Burada rıza da akdi fâsid olmaktan kurtarmaz. Kabul gününe altın veya para götüren kadın, bunu babasının hayrına yapmıyor. Dolayısıyla hediye değildir.

Sual:
1999’da bir arkadaşıma kâr ortaklığı olarak yüklü bir mikdar dolar ve mark verdim. Arkadaşım bu parayı çalıştıracak ve bana da 40 günde bir ödeme yapacaktı. Bir kaç kere ödeme yaptıktan sonra işlerim iyi gitmiyor diyerek durdurdu. Sonrada ben battım dedi. İşini bırakıp memleketine döndü. 10 yıl başka işler yaptıktan sonra tekrar eski işine başladı. Şimdi vaziyeti düzeldi ve borcunu ödemek istiyor. Bir hocaya sormuş; aldığın parayı aynen ödersin; fazlası fâiz olur, cevabını almış. Nasıl ödemesi gerekir?

Cevap;
Müdârebe, yani emek-sermaye şirketinde, para (sermaye) birinden, çalışma başkasından olan şirket çeşidinde, şirket batarsa, yani sermaye yok olursa, sermaye sahibi bir şey isteyemez. Zira ortaklık kâra ve zararadır. Ortada emek sahibinin hıyanet veya kusuruna dair bir delil yoksa, emek sahibinin yeminine inanılır. Karz akdinde ise, yani şirket değil de borç para verilmesi hâlinde, verilen kâğıt paranın ödeme zamanındaki altın üzerinden kıymeti istenebilir (İbni Abidin-Karz bahsi). Anlatmanızdan anlaşıldığı kadarıyla, arkadaşınız size ne öderse ihsan etmiş olacaktır. Ne verirse kabul ediniz.

Sual:
Ev alırken hanımım bana bileziklerini verdi. Bu ev kimindir? Bilezikleri ödemem gerekir mi?

Cevap;
Ev, satın alanındır. Bilezikler borç olarak verilmiş ise ödemek lâzımdır. Hediye verilmiş ise ödenmesi gerekmez.

Sual:
Birinden alacağım vardır. Vefat etti. Çocukları bu alacağı ödemek zorunda mıdır?

Cevap;
Vârisler, ölenin mal varlığından ödemek mecburiyetindedir. Zaten bir kimse ölünce mal varlığından önce defin masrafları karşılanır. Sonra borçları ödenir. Sonra kalan kısmın üçte birinden varsa vasiyetleri yerine getirilir. Geri kalanı vârisler paylaşır. Ölenin malı yoksa; vârisler ödemek zorunda değildir.

Sual:
Haczedilmiş ( hacizli ) malı satın almak câiz midir?

Cevap;
Haczedilmiş malın haksız yere hacredildiği bilinmedikçe bu malı almak câizdir. Her ne kadar bu satışta mal sahibinin iradesi yok ise de, borcunu ödemediği için bu mal üzerindeki hakkını kaybetmiştir. Zamanında satıp borcunu ödemeliydi. Yine de ağlayanın malı gülene hayretmez. Bu sebeple malın kıymetini vermelidir. Fırsat bilip fiyat kırmak, hele diğer taliplerle anlaşıp fiyatı düşürmek câiz değildir.

Sual:
Fıkıh kitaplarında “Zenginin fakîrdeki alacağını istemesi caizdir” dedikten sonra, “Fakat fakîrin, ödeyebilecek güce gelmesini beklemesi vâcib olur” diyor. Câiz olan bir şeyi yapmak, vâcib olan bir şeyi terk etmeye sebep oluyor gibi anlaşılıyor. Buradaki incelik nedir?

Cevap;
Alacağını fakirden ister. Fakirin parası veya malı varsa ödemesi vâcibdir. Gerekirse borç alır. Ödeyemezse de, alacaklının borçluya mühlet vermesi vâcib olur.

Sual:
% 100 anapara korumalı altın ve petrol yatırım fonu almak câiz midir?

Cevap;
Bu bir borç verme demektir. Zaten geri ödemede anaparaya hak kazanır. Ayrıca altın üzerinden değer kaybını da isteyebilir.

Sual:
Hanımıma bir bahçe satın alsam, sonra iflas edersem, mal varlığım borçlarıma yetmese, dinen mesul olur muyum?

Cevap;
Mal hanımın olur. İstediği zaman satabilir. Koca, iflas edince, bu mala dokunamaz. Alacaklılar da bu mal üzerinde talepte bulunamaz. Bundan dolayı koca mes’ul de olmaz. İflastan sonra alırsa, mes’ul olur. Alacaklılar da, borçlu hacr altına alınmışsa bu bahçeden alacaklarını alabilir. Koca, zevcesinin bu bahçeyi satmasını istemezse, ona borç ikrar ettirir. Ama iflas ederse, kadın bu borcu alacaklılara ödemek zorunda kalabilir.

Sual:
Bir kimse fakirde alacağı olan bir paradan vazgeçerse, zekât vermiş sayılır mı?

Cevap;
Zekâtı verip, sonra borcunu ödemesini istemelidir. Zira zekâtta temlik şarttır. Yani zekât niyetiyle parayı fakire devretmek lâzımdır. Zekâtı verdikten sonra fakir ödemek istemezse, elinden borç mikdarı zorla alınabilir. Veya fakir, zekât verecek kişinin güvendiği birini, kendisine verilecek zekâtı almaya ve dilediği gibi sarfetmeye ve borcunu ödemeye umumi vekil eder. Zengin, zekâtın, fakire verme niyetiyle, bu vekile verir. Vekil de fakirin borcunu öder. Mâlikî mezhebinde, fakirdeki alacağını zekâta saymak câizdir. İhtiyaç hâlinde bu mezheb taklit edilebilir.

Sual:
Ödünç veren bir kimse, ödünç verdiği bir kimsenin çayını içer, yemeğini yerse câiz olur mu?

Cevap;
Alacaklının, borçlusundan herhangi bir menfaat elde etmesi fâiz olur. İmam Ebu Hanife, borçlusunun evinin gölgesinden bile geçmezdi. Ancak borçlu olmadığı zaman da çayını içmek, yemeğini yemek, hediyesini almak âdeti ise, borçlu iken de yapılabilir.

Sual:
Vekil, müvekkilinin adına bir akid yapınca, akdi yaptığı kişiye, vekil olduğunu ve müvekkilinin adını söylemek zorunda mıdır?

Cevap;
Hibe, karz gibi bazı akidlerde evet. Satış gibi bazı akidlerde hayır. Bu tip akidlerde vekil olduğunu veya müvekkilinin adını söylerse, vekil olmaktan çıkar; resul (haberci) sayılır.

Sual:
Ölüm hastasının hastalık müddetince yaptığı muameleler neticesinde kazanan taraf, kazandığının bir kısmını veya hepsini harcarsa, ölüm hastasının alacaklıları ve vârisleri ne yapabilir?

Cevap;
Ölüm hastası, ölüm hastalığında malının borçlarından arta kalan kısmının üçte birinden karşılıksız harcama yapabilir. Ölürse, yaptığı bu muameleler geriye doğru tenkis edilir. Kazananlar, ödemekle mükelleftir.

Sual:
Birisine 5000 lira borç vermiştim. 2 sene sonra gelip 10000 lira verdi. Bu parayı almam câiz midir?

Cevap;
5000 lira verilirken ne kadar altın alıyorsa, onun bugünki kıymeti kadar para alınabilir.

Sual:
Bir kimsenin 20 lira borçlu olduğu şahıs, borcunu ödeyemeden vefat etse, borçlu borcunu vârislerden sadece bir tanesine vermekle kurtulur mu?

Cevap;
Hayır. Hepsine birden ödemeli veya hisseleri nisbetinde diğer vârislere ödemek üzere birine vekâleten vermelidir. Vekil ödemezse, borç devam eder. Vârislerin kim olduğu bilinemezse, mahkeme vasıtasıyla öder.

Sual:
Para veya mal yahud bir menfaat karşılığında hakkını helâl etmek câiz midir?

Cevap;
Para karşılığı helâlleşmek caizdir. Haktan para, mal veya menfaat karşılığı ferağ (vazgeçmek) meşrudur. Bir alacak mevzubahis ise, bu mikdarda sulh olunmuş, demektir.

Sual:
Bankanın hesaptan kesmiş olduğu hesap işletim ücretini veya kredi kartı ücretini, sözleşmede yazdığı halde, dilekçe vererek geri istemek veya dâvâ açarak almak uygun mudur?

Cevap;
Bankaya yatırılan para için mevduat deniyor ise de, aslında karzdır. Zira vediada emanet edilen mal, para kullanılamaz. Para vedia verilir de kullanmak veya kendi malına karıştırmak şart edilir ise karz sayılır. Vedia verilen mal veya para telef olursa, ödenmesi gerekmez. Bankaya yatırılan paranın böyle olmadığı aşikârdır. Karzda, ilâve menfaat talebi caiz değildir. Şart etmiş olsa bile geri alabilir.

Sual:
Borç para isteyene vermek câiz midir?

Cevap;
Borç para isteyene vermek, sadaka vermekten daha sevabdır. Zira hadîs-i şerifte buyuruldu ki: “Sadaka verilen her dirhem için on sevab, ödünç verilen her dirhem için ise, onsekiz sevab vardır. Çünki borç ihtiyacı olana verilir. Sadaka belki ihtiyacı olmayanın eline düşebilir”. Borç para istemek ancak lâzım olunca câiz olur. Lâzım olmak üç türlüdür: 1-Lüzûm-i îcâbî. Nafakası olmayanın veya kazancı şüpheli olanın, helâl nafaka almak için, ödünç istemesidir. Setr-i avret için çamaşır parası da böyledir. 2-Lüzûm-i aklî. Evi olmayan kimsenin, memleketin âdetine göre, kirâ veya satın almak için ödünç istemesidir. Soğuktan korunmak için, elbise parası da böyledir. 3-Lüzûm-i istihsânî. Mevkii, vazifesi sebebi ile âdete uygun giyinmek için, ödünç istemektir. Bu üç lüzûm için, fâizsiz ödünç istemek câiz olur. Yalnız bunlara ödünç verilir. Başkalarına, zâlimlere, fâsıklara ödünç verilmez. İhtiyacı olana ödünç verilir. İhtiyacı olmayana, malını lüzûmsuz veya gayrımeşru yerlere harcayana verilmez. Başkasına ödünç vererek, kendini sıkıntıya düşürmek de doğru değildir. İslâmiyette para ile para kazanmak yoktur. Borç ancak ihtiyaç için alınır. İhtiyaç yokken, sırf kârımı arttırayım, işimi geliştireyim, zengin olayım, arabamı değiştireyim diye alınırsa, ödeme imkânı veya karşılığı yoksa borç almak ve böyle kişiye borç vermek câiz olmaz.

Sual:
Birinden para yahut bir eşya istese, o da şartsız verse, bu verilen borç mudur, hediye midir?

Cevap;
Para veya buğday gibi mislî ve tüketilecek bir mal ise karzdır; kıyemî veya tüketilmeyecek mal ise âriyettir.

Sual:
Araba almak istiyorum. 10 bin lira peşin ödenecek. 40.000 lirası da otomobil firmasının finans şirketi (X Finans) tarafından karşılanacak. Bunun karşılığında, şirketin para aldığı bankaya her ay muayyen taksitlerle toplam 43.000 lira ödeyeceğim. Bu muamele câiz midir?

Cevap;
Zarurî nafakadan olmadığından dolayı, araba için fâizli kredi almak caiz değildir. Arabayı bizzat X Finans satıyorsa, 53 bin lira fiyat konur; 10 bini peşin verilir; 43 bini finans şirketine ödenir; bu câizdir. X Finans, kendisini malum bankaya havale ederse, X Finans’ın bankaya olan kredi borcunu araba alacak kişi ödemiş olur. Bu borç fâsid bir borçtur ve havale de fâsid olur. Dârülislâmda böyle bir borç muamelesi ve böyle bir borcu havale etmek câiz değildir. Kredi, araba alanın adına ise, hiç câiz olmaz.

Sual:
Bir kimse, birinden borç alsa ve karşılığında borcu kadar kıymetli bir malı emanet bıraksa, bu kişi borcun ödenmesini beklemeden malı nakde çevirse, sonra bu mal, borç mikdarından daha fazla kıymet kazansa, borçlu aradaki farkı isteyebilir mi?

Cevap;
Anladığım kadarıyla borç para alınmış; karşılığında altın kıymetli bir mal rehin verilmiş. Borç daha ödenmeden, alacaklı rehni paraya çevirmiştir. Bu anladığım doğru ise, netice şöyledir: Alacaklı rehni satamaz. Satmışsa, mislî ise aynısını, değilse kıymetini öder. Şu halde o altın malın, kıymetini ödemesi gerekir. Yani borç alırken o altın malın kıymeti 100 lira ve şimdi 150 lira ise, 150 lira ödemesi gerekir. Ama borç ödenmezse, rehni alan alacaklının bunu satıp paraya çevirme hakkı vardır. Bundan alacağını alır; kalanı sahibine geri verir.

Sual:
Fındık memleketlerinde bir tatbikat vardır. Ekseri çiftçinin deposu olmadığı için fındığı elinde tutamaz. O an için paraya ihtiyacı olmasa da çürütmemek için tüccara götürür. Her ne kadar “emanete verme” denilse de, fındıklar karışmaktadır. Bundan sonra çiftçi, ister parça parça, ister tamamını istediği zamanda gelip o gün câri olan fiyattan bozdurabilir. Fiyatta belirsizlik olduğu için bu şekilde bir satış câiz midir?

Cevap;
Emanet dense de bu bir karz sayılır. Kelâmın i’mâli, ihmâlinden evlâdır. Mislî mallar karz verilir. Geri öderken, başka bir misli mal ile (o andaki para kıymeti ile) ödenmesi karşılıklı rıza ile câizdir.

Sual:
Bir kimse borçlu olduğu halde, bir arkadaşına hediye verse, bu hediye sahih midir?

Cevap;
Hediye sahihtir; ancak borçlu hediye verirse günaha girer. Önce borcunu ödemelidir. Alan kimse bunu bilse bile, alması câizdir.

Sual:
Bir arkadaşa borç verdim. 2500 lira verdiğimi hatırlıyorum. Arkadaş 2000 lira aldığını hatırlıyor. İkimiz de emin değiliz. Şahit ve sened de yoktur. Ne yapmamız gerekir?

Cevap;
Bu sıkıntının sebebi İslâm hukukuna riayet etmemekten doğuyor. Kur’an-ı kerimin en uzun âyeti, borçlanma üzerinedir. Bir akid yapıldığı zaman sened yazılmasını ve iki de şahid tutulmasını tavsiye eder. Sizin meselenizde, müddeî (iddia eden) iddiasını isbata kâdir değilse, karşı tarafa yemin teklif eder. Borçlu, “Vallahi ben 2500 lira almadım, 2000 lira aldım” diye yemin eder. Alacaklı da “Vallahi ben 2000 lira vermedim; 25000 lira verdim” diye yemin eder. Borçlu yemin ederse, 500 lirayı ödemez; yeminden kaçınırsa, 500 lirayı öder. Bu 500 lirayı alarak veya almayarak yahud 250 lira vermek üzerinde anlaşarak sulh olmak da mümkündür. (İbni Abidin, Tehâlüf bahsi)

Sual:
Borçludan intifa' fâiz olduğuna göre, alacağımız olan bir müesseseden su içmek câiz olur mu?

Cevap;
Örfe göre bu kadarı intifa sayılmaz. Fâiz de olmaz. Mesela alacaklı olduğu bir arkadaşı kendisini yemeğe götürse, her zaman götürmesi âdet ise, gitmek câiz olur. İlk defa vâki oluyorsa, uygun değildir. Zira hadîs-i şerifte, “Her menfaat veren borç, fâizdir” buyuruluyor. Bu menfaat baştan şart edilirse, fâiz olur, haramdır. Edilmezse, mekruhtur. Zira şüpheli şeylere girer.

Sual:
Bir fâizsiz finans kurumunun kredi kartıyla 1500 liralık mal aldım. Finans kurumundan, (1500 liralık işlemi aylık % 0,99’dan başlayan kar oranı ve %1 ücretle 36 aya kadar bölmek için şu numaraya mesaj gönderin) şeklinde bir mesaj geldi. Bu muamele câiz midir?

Cevap;
Hayır. Peşin borçlandıktan sonra, adı ne olursa olsun bir ücret veya menfaat karşılığında bu alacağı tehir etmek, veresiye hâle getirmek fâizdir. Ama veresiye borcun, indirim karşılığında peşin ödenmesi câizdir. Malı alırken, peşin şu kadar, taklitle şu kadar deyip, alıcı birini seçince câiz olu

Sual:
Borç alan kimse, borcunu öderken şartsız bir şekilde hediye verebilir mi?

Cevap;
Caiz ise de, hediye vermesi âdet olmayan biri ise almak tayyip olmaz.

Sual:
Bir kimse borcunu mazeretsiz ödemezse, avukat ve mahkeme masrafı borçludan tahsil edilebilir mi?

Cevap;
Evet.

Sual:
Euro üzerinden senetle araba almak câiz midir?

Cevap;
Evet.

Sual:
Borç olarak hayvan vermek caiz midir?

Cevap;
Borç olarak hayvan verilmez; âriyet (ödünç) verilir.

Sual:
Bir kimse borç istese, ama haram bir işte ya da yerde kullanacağı iyi biliniyorsa, vermekte mahzur var mıdır?

Cevap;
İyi biliniyorsa vermemelidir. İyilikte yardımlaşmalı, kötülükte yardımlaşmamalıdır.

Sual:
65 bin liralık altınını başkasına borç veren ve zekât verecek parası olmayan ne yapar?

Cevap;
Eline para geçince, geçmiş senelerini zekâtını öder.

Sual:
Bir kimseden alınan borç, taahhüt edilen zamanda geri ödenmemişse ve artık o kişiden haber alınamayıp kendisine ulaşılamıyorsa ne yapmak lazım gelir?

Cevap;
Para olduğu halde zamanında ödenmeyen borç, gasp sayılır. Sahibi kayıp ise, lukata hükmündedir. Sahibi ölmüşse vârislerini arar. Bulamazsa lukata olarak elinde tutar. Ümidi keserse fakirlere tasadduk eder. Kendi fakirse, kullanır. Sahibi çıkarsa ödemesi lâzımdır. Tevbe de gerekir.

Sual:
Bir baba, çocuğunun parasından başkasına borç verebilir mi?

Cevap;
Verebilir; ama kendisi bu borca kefil sayılır. Yani ödenmediği zaman kendisi mesuldür.

Sual:
Bir baba çocuğun para ve altınlarından kendisi adına borç alabilir mi? 

Cevap;
Anne ve baba fakirse çocuğun malından nafaka olarak yiyebilir. Fakir değilse borç alabilir.

Sual:
Karz-ı hasen alacağı olan bir kişi, borçlusundan, alacağına karşılık temelden (projeden) ev alabilir mi?

Cevap;
Alabilir. Sonra ödeyeceği semene mukabil, bu veya her hangi bir alacağını buna takas (mahsup) eder.

Sual:
Geçen yıl bir arkadaşım için bankadan %0 faizle borç aldım. Bankayla yaptığımız anlaşma, benim bankaya her ay 350 liralık taksitler halinde ödeme yapmam şeklindeydi. Ayın 17, 18’i gibi de parayı kendisi için çektiğim arkadaş bana borcunu ödeyecekti. Karz akdinde ödeme tarihinin konulması Hanefî’de caiz olmadığına göre, Mâlikî mezhebini taklid etmek gerekir mi?

Cevap;
Bunların ikisi ayrı akittir. ‘Gibi’ denilmiş ise tarih konuşulmamış demektir. Akdin nasıl yapıldığı mühimdir.

Sual:
Altının kıymeti artarsa, borç veren ona göre fazla para alabiliyor. Peki altının kıymeti düşerse ve borçlu altının kıymetine göre değil de, aldığı miktarda  para verirse, borç verenin borçluyu ikaz etmesi gerekir mi?

Cevap;
Hayır. Artarsa öyledir. Altın kıymeti düşmüş olsa bile, aldığı parayı verir.

Sual:
Faizsiz aldığı kredi borcunun bir taksidini hataen (unutarak) zamanında ödemediği için, faize düşen kimsenin, bu aldığı paranın tamamı haram olur mu?

Cevap;
Borcunu zamanında ödemek lazımdır. Kasden veya ihmal edip faize bırakmak günahtır. Ama ana paraya zarar etmez.

Sual:
Bana borçlu olup, borçlarını ödemeyen bir arkadaşım, benden para istese, vermemek için yalan söylemek caiz olur mu?

Cevap;
Ta’riz yapılır. Mesela param yok denir, şu anda üzerimde para yok veya sana verilecek param yok manası kast edilir. Bu mümkün olmazsa, şer’î bir maslahat için yalan söylemek caizdir.

Sual:
Bir kimse birinden borç alıp ödemese, başka birisi de ondan o kadar borç alıp ödemese, ahirette birbirine karşılık gelir mi?

Cevap;
Tabii ki hayır. Hepsi ayrıdır. Her hak sahibi hakkını ister. Birinin alacağından ötekine ne?

Sual:
Bir kimse, hisse senedi alım satımı için birinden 9 bilezik alsa, sonra senedini aldıkları banka batsa, ödemesi gerekir mi?

Cevap;
Borç (karz) olarak almışsa, ödemek gerekir. Kâr ve zarar, alana aittir. Yok vekil olarak hisse senedi almışsa, bileziği verenler zarara katlanırlar.

Sual:
Bir kimse "sana 100 bin lira borç veririm; ama bununla kuracağın şirketin yüzde ikilik kısmına beni ortak edeceksin" dese, caiz midir?

Cevap;
Câiz değildir. Borç veren kimsenin, borçludan menfaat şart etmesi, akdi fâsid eder. Karz akdi bozulur.

Sual:
Esnafın bankalardan aldığı, sadece anaparasını ödediği, faizini ise devletin ödediği kredi caiz midir?

Cevap;
Akid esnasında faiz kararlaştırıldığı için, borçlu ödemese bile, akid fâsid olmakla beraber, İmam Ebu Hanife ve İmam Muhammed’e göre, Müslümana zararı olmadığı için bu düzende caizdir.

Sual:
Bir kimse 50 gram 24 ayar altını borç verse, zamanı gelince borçlu 50 gram 18 ayar altın ödese, borcunu ödemiş olur mu?

Cevap;
24 ayar ödemesi gerekir. Alacaklı razı ise caiz olur.

Sual:
Bir kimse, 10 bin lira alacağı için, filan gün getir dese, o gün getirmese, alacaklı da, ödemem vardı, o gün getirseydin ve ödeme yapsaydım, 1000 lira tenzilat alacaktım dese, bu 1000 lirayı parayı geç getiren borçluya tazmin ettirebilir mi?

Cevap;
Borcunu zamanında ödememek günahtır. 10 bin liranın borç verdiği tarihteki altın kıymetini ödemesi gerekir.