Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
SUALLER - CEVABLAR

"Helal-Haram" kelimesi için sonuçlar gösterilmektedir
Sual:
Dârülharbde kaçak elektrik kullanmak câiz midir?

Cevap;
İbn Âbidin diyor ki: “Bir topluluktan, haksız yere bir vergi, haraç veya rüşvet istenirse; kendine düşeni vermek câizdir. Vermeyip, bunu kendisinden def etmek daha iyidir. Çünki zulmü hususunda zâlime yardım sayılır. Elverir ki bu durumda kendisine düşen hisse ötekilere yüklenmesin. Yani bir köye beşyüz altın haksız vergi konulsa, o köy halkından her biri bu vergiye iştirak etmek zorundadır. Çünki vergi maktudur ve vermeyenlerin hissesi diğerlerine yüklenecektir. Maktu değil de, şahıslar üzerine konulan haksız vergiyi, sahte para ile ödemek veya üzerinden herhangi bir şekilde atmak câizdir”. Elektrik şirketleri harcadıkları parayı abonelere yüklediği için, kaçak elektrik kullanmayıp abone olanlar, hem kendi sarfiyatların, hem de kaçak kullananlarınkini ödemek mecburiyetinde kalıyor. Bu sebeple kaçak elektrik kullanmak câiz değildir. Muayyen sayıda kişinin kazanacağı imtihanlarda kopya çekmek de buna benzer.

Sual:
Başkasına ait CD, kitap gibi şeyleri kopyalayıp satmak câiz midir?

Cevap;
Te’lif hakkı bir mal olmadığından Hanefî mezhebinde satılamamakla beraber para karşılığı ferağ edilebilir. Başkasına ait CD, kitap gibi şeyleri ticaret maksadıyla kopyalamak ve satmak câiz değildir. Bilgiyi öğrenmek maksadıyla almak herkese câiz ise de, bundan maddî intifâ (faydalanma) ancak sahibinin rızâsı ile mümkündür. İmam Ahmed bin Hanbel’den, “Hadîs-i şerîf yazılı bir kâğıt bulan kimse, sâhibine sormadan, bunun kopyasını alabilir mi?” diye sorulduğunda, “Hayır” cevabını vermiştir. (Kimyâ-yı Saâdet). İslâm dünyasında ilk olarak Osmanlı Devleti’nde 1852 yılında Encümen-i Dâniş nizamnâmesiyle te’lif ve tercüme hakkında düzenleme yapılmış, 1911 yılında da hakk-ı te’lif kanunu çıkarılmıştır.

Sual:
Sayfiye evimizin bitişiğinde boş bir arsa var. Sahibi var; fakat gelip gitmediği için bilinmiyor. Bu arsayı ekip biçebilir miyiz?

Cevap;
Bu adam arsa sahibinin vekili değildir. Elinde emanet de değildir. Mecelle’nin 96. maddesinde, “Bir kimsenin mülkünde onun izni olmaksızın âhar bir kimsenin tasarruf etmesi câiz değildir” diyor. İbni Âbidin der ki, “Bir kimse başkasının tarlasını ekse, ektiği tarla, o kimsenin tarlası ise ve ziraat için hazırlamışsa, kiracı sayılır. Ücret hususunda da örfe bakılır. Ziraat için hazırlamamışsa, kiraya verecek ise, mahsul ekenindir; tarla sahibine ecr-i misl (emsal kira) öder. Kira için de hazırlanmamışsa, boş duruyorsa, ekmek tarlaya noksanlık vermişse, bu noksanlık tazmin edilir”. (İbni Âbidin, Gasp bahsi). Netice itibariyle sahibi bilinmeyen arsa, eğer sahibinin izin vereceği iyi biliniyor veya çok zannediliyorsa, arsaya zarar vermeksizin ekilip biçilebilir. Arsanın kıymetinde noksan olmuşsa, tazmin eder. Arsa sahibi baştan veya sonradan izin verirse günah ve tazmin gerekmez.

Sual:
Osmanlıların İslâmiyetteki fâiz yasağını bertaraf ettikleri söyleniyor, hatta bu hususta vesikalar gösteriliyor. Osmanlılar gerçekten fâiz yasağını kaldırmış mıdır?

Cevap;
Para darlığının bulunduğu, karz yoluyla kredi temin edilemediği zamanlarda ulemâ muamele satışını tavsiye etmektedir. Muamele satışında, meselâ, on altın alıp, on bir altın ödemek hususunda uyuşulunca, on altını borç olarak verip, bir altına da kalem, defter gibi bir şeyi borç alana satmak câizdir. Böylece on bir altın borçlanılmış olur. Satış önce, borçlanma sonra da olabilir. Hatta meselâ, borç isteyen kimse bir malı on liraya peşin satıp teslim ettikten sonra, bunu o kimseden on bir liraya veresiye geri satın alsa bu da muteberdir. Ancak bu çeşit satışlarda muamele ile satılacak malın fiatı, borç mikdarının devlet tarafından tesbit edilen¬ yüzdesinden fazla olamaz. (İbn Âbidîn). Osmanlı Devleti'nin son zamanlarında yüzde on beşe kadar muameleye izin verilmekteydi. Murâbaha Nizamnâmesi bu nisbeti tayin etmektedir. Osmanlıların son zamanlarındaki bankalar bu usule göre çalışırlardı. Meselâ, banka veznesindeki memur elindeki bir kalemi veya saati ya da (ekseriya) bir kitabı yüz altın kredi isteyen kimseye on altına veresiye satar, sonra istenilen mikdarı borç olarak verir, böylece müşteri bankaya yüz on altın borçlanmış olurdu. Fâiz, işte bu satışlardaki fazlalığa denir. Fâiz, fazlalık demektir. Günümüzde fâiz kelimesinin yanlış olarak ribâ karşılığı olarak kullanılması, bu zamanlardan kalma bir gelenek olsa gerektir. Bu farkı bilmeyenler, Osmanlılar devrinde ribânın meşru kabul olduğu zannına kapılmışlardır.

Sual:
Bugünki müslümanların İslâmiyyetin muamelattaki hükümlerine (bey, şirâ, vekâlet, havâle, fâiz) uymamaları câiz midir?

Cevap;
İmam Ebu Hanife ve İmam Muhammed, Ahkâm-ı İslâmiye’nin tatbik edilmediği yerlerdeki müslümanların, kendi rızaları ile ve menfaatlerine olmak şartıyla, bey ve şirâ ahkâmına uymamalarını câiz görmektedir. Dolayısıyla bugün müslümanların, Ahkâm-ı İslâmiye’nin tatbik olunmadığı Almanya, Fransa gibi memleketlerde, gerek oradaki gayrımüslimlerle, gerekse birbirleriyle olan muamelattaki münasebetlerinde Ahkâm-ı İslâmiye’ye uymamaları, fâsid akid yapmaları, karşı tarafdan fâiz almaları câiz; ancak fâiz vermeleri ve bu muameleden zarar etmeleri câiz değildir. Taraflar müslüman ise ve bunlardan birisi Ahkâm-ı İslâmiye’ye uymak isterse, karşı tarafın da uyması gerekir. İki taraf râzı olsa bile, böyle yerlerde bey ve şira ahkâmına uymak takvâdır; İmam Ebu Yusuf ve üç mezhebe göre lâzımdır.

Sual:
Şirket ortağım, bankadan faizle kredi alarak sermaye hissesi olarak verdi. Almak câiz mi?

Cevap;
Haram, fâizli akid yapılırken cereyan eder. Para adamın mülküdür. Nitekim haram parayı bile malı ile karıştırırsa, bilenin alması câizdir.

Sual:
Televizyonda iddaa programı var. Oraya futbol mütehassısları çıkıp maç tahminleri yapıyor ve millet buna göre spor-toto oynuyor. Programın maksadı yalnızca spor-toto tahminidir. Burada konuşmacı olmak uygun mudur?

Cevap;
Harama vesile olmak mekruhtur. Zirâ İbni Âbidîn, bâgîleri, âsîleri anlatırken buyuruyor ki, fitne çıkaranlara, âsîlere silah satmak, tahrîmen mekruhtur. Fakat silâh yapmağa yarayan eşyâyı, meselâ demir satmak mekrûh değildir. Yani, günah yapmakta kullanılan şeyin kendini satmak, tahrîmen mekruh olur. Bu şeyi hazırlamağa yarayan maddeleri satmak ise, tenzîhen mekruh olur. Döğüş horozunu da, fâsıklara satmak tenzîhen mekruhtur. Çünki, horoz, döğüştürmek câiz değildir. Horoz, bu iş için satılmaz. Şarap yapana üzüm satmak da tenzîhen mekruhtur. Çünki, kendileri haram işlemekte kullanılmaz. Haram olan şeyin hazırlanmasında kullanılır. Bunları, helâl olan yere satamayan kimsenin, tenzîhen mekruh olan yere satması câizdir.

Sual:
Başkasının kuşu uçup bizim balkona konmuş. Bizim oğlan sokakta ehli tavşanlar bulmuş. Alabilir miyiz?

Cevap;

Bir kimsenin yapmış olduğu güvercinliklere başka bir şahsın ehli güvercinleri yumurtlayıp yavru çıkarsa o kimsenin bunları alması câiz değildir. Eğer onları alırsa, lukata gibi olacağından vermek için sahibini arar. Eğer o kimse güvercinliklerinde başkasının kuşu olduğunu bilmezse oradan alıp yediği şeyden kendisine inşaallah bir şey lâzım gelmez. Bir kimse kendisinin güvercinliklerinde başkasının güvercini yavrulamasıyla ona mâlik olmazsa da -lukata gibi olacağından- fakirse onu yer; zengin ise tasadduk edip, sonra tasadduk ettiği kimseden onu satın alır. İmam Hulvânî kuş etine pek düşkün olduğundan böyle yaparmış. Akarsudan elma, armut gibi çabuk bozulacak meyvaları alıp yemek câizdir. Fakat ceviz, badem gibi durmakla bozulmayacak meyvaların alıp yenmesi câiz değildir. Sahibine vermek için alınması câizdir. (İbn Âbidin, Lukata bahsi.) Tavşan ve kanarya da buna kıyas edilebilir. Alınmazsa ölebilir.
Çocuğun yerden alıp kaldırmış olduğu lukatayı velîsi veya vasîsi tarif ve ilân eder. Lukatayı bulanın, bunu tarif ve ilân etmesi için başkasına vermesi, bulan kimse tarif ve ilândan âciz ise olur. Lukatayı bulanın, bunu emin bir kimseye vermesi ve ondan geri alması câizdir. Vermiş olduğu emin kimsenin elinde lukata helâk olursa ödemez diyenler de vardır. (İbn Âbidin, Lukata bahsi.)



Sual:
Birinin hayvanı başkasının ekinini yese öder mi?

Cevap;
Bir kimse kendi eşeğini başkasının buğdayını yerken görür de ona mâni olmazsa, buğdayı öder. Eşek başkasının olursa, buğdayı ödemez. (İbn Âbidîn, Lukata bahsi.)

Sual:
Oturduğumuz sitedeki câmiin bahçesindeki ağaçların meyvesini yemek câiz mi?

Cevap;
O ağaç siteye aitse, o sitede mülkü olan kimse, o ağacın meyvesinden sitedeki hissesi kadar yiyebilir. Sitedeki ahbabından da kendisine izin vermesi muhtemel olanların hissesini de yiyebilir. Ama mesela hepsini toplayıp satamaz.

Sual:
Saç ektirmek câiz midir?

Cevap;
Cemal sahibi olmak mübahtır.

Sual:
Demir, bakır ve diğer madenlerden yapılan bilezik, kolye, toka takmak câiz mi?

Cevap;
Câizdir. (Hindiyye.) Yüzük câiz değildir.

Sual:
Evde veya herhangi bir yerde bize ait olmayan bir küfür alâmeti bulunsa (haç gibi), sahibinden habersiz atılabilir mi?

Cevap;
Hayır. Çünki maldır. Kimsenin malı izinsiz alınamaz. Atmak ise hiç câiz olmaz. Ayrıca fitne çıkar.

Sual:
Bülûğa ermiş erkek annesiyle aynı yatakta yatabilir mi?

Cevap;
On yaşını geçmiş oğlan çocuğu, annesiyle, kızkardeşiyle, yabancı kadın veya erkekle aynı yatakta yatamaz. Babasıyla yatabilir. Kız da annesiyle yatabilir. (İbn Âbidîn, İstibrâ babı.)

Sual:
İsviçre’de cinsiyet değişikliğinin hukukî cihetiyle alakalı araştırma yapan bir medenî hukuk profesörüyüm. İslâmiyetin bu husustaki görüşü nedir?

Cevap;

Evvelemirde, Kur'an-ı kerimde, Nisâ sûresinin 119. âyetinde hilkati tağyir (yaratılışı değiştirmek) yasaklanmıştır. Hazret-i Peygamber'in de çeşitli hadis-i şeriflerinde, bu yasak teyid edilmektedir. Ancak nefreti mucib bir durumda estetik ameliyata izin verilmiştir. Doğum lekesi, altıncı parmak gibi uzuvların ameliyatla alınmasına müsaade edilmiştir. Makyaj, saç boyama gibi hususlar güzelleşme (cemal) kasdına dayandığı için yaradılışı değiştirme sayılmamaktadır. Dolayısıyla cinsiyet değişikliği, öncelikle hilkati tağyir manasına geldiğinden câiz olmamak gerekir.
İkinci olarak, Hazret-i Peygamber erkeklerin kadınlara, kadınların da erkeklere benzemesini yasaklamıştır. Giyiniş, konuşma, hareketlerde erkeğe veya kadına benzemek câiz olmayınca, cinsiyet değiştirmek hiç câiz olmamak gerekir.
Üçüncü olarak, İslâm dini, insanların ve hayvanların kısırlaştırılmasını yasaklamıştır. İnsan kendisini veya bir başkasını kısırlaştıramaz. Cinsiyet değişikliği, aynı zamanda kişinin kendisini kısırlaştırması mânâsına geldiği için câiz olmamak gerekir.
Bu ve başka birçok dinî ve sosyal sebeplerle cinsiyet değişikliğinin İslâm dininin ruhuna uymadığını görülür. Cinsiyet değişikliğini arzulayan kimselerin gerek ruhî ve gerekse hormonal olarak tedavisi mümkündür. Cinsiyet değişikliğinin, kişinin önceki ruhî durumunu tamir ve tedavi etmeye yaramadığı, hatta daha garip durumların ortaya çıktığı da ortadadır.
Hermafroditler (hünsalar), İslam hukukuna göre idrarını yaptığı organına göre değerlendirilir. Bunlardan fonksiyonu olmayan organın alınması, yukarıdaki nefreti mucib hallerin izalesine izin veren prensip gereği câiz görülebilir.



Sual:
Gümüş yüzüğün bir miskal olması lâzımdır. Akik taş da bu ağırlığa dâhil mi?

Cevap;
Değildir. Çünki itibar gümüşedir. Altından çiviye bile ruhsat vardır. (İbn Âbidîn.)

Sual:
Bir kimse gelecekteki haklarını da helâl edebilir mi?

Cevap;
Mecelle, “İbrânın mâba’dine şümûlü olmaz. Yani bir kimse diğer kimesneyi ibrâ etdikde ibrâdan mukaddem olan hukuku sâkıt olur. Yoksa ibrâdan sonra hâdis olan hakkını dâvâ edebilir” diyor (madde 1563). Kaldı ki ibrâ edilecek şahısların belli olması da lâzımdır. “Herkese gelecekteki haklarımı helâl ediyorum sözü” hukuken muteber değildir. Bu söz ile “Gelecekte sizden hak talep etmeyeceğim” diye vaadde bulunmuş olunmaktadır ki ahlâken makbul bir iştir.

Sual:
Küçük kız çocuğunun başını sıfıra vurdurmak câiz mi?

Cevap;
Kadınların zaruret olmadıkça saçlarını erkekler gibi kısa kestirmeleri caiz değildir. Büyüklere câiz olmayan bir şeyi zaruret olmadıkça küçük çocuklara yaptırmak da aynı hükümdedir. Hele yedi yaşından sonra.

Sual:
Altın cep saati kullanmak câiz midir?

Cevap;
Câiz değildir. (İbn Âbidîn, Hazer ve ibaha bahsi.)

Sual:
Erkek, küpe, kolye takabilir mi?

Cevap;
Küpe, kadın ziynetidir; erkeğe helâl değildir. Gümüş de olsa böyledir. Kolye ve bilezik de buna kıyaslanır. Bunları erkek çocuğa bile takmamalıdır. İnci de böyledir. (İbn Âbidin, Alışveriş bahsi sonu.)

Sual:
Bir kadın bir kadının göğsüne bakabilir mi?

Cevap;
1-Bir erkek, neseben, sıhren ve redâen (süt ile) kendisine nikâh düşmeyen kadınların baş, saç, boyun, göğüs, kulak, pazı, el, bacak, ayak ve yüzüne şehvetten emin ise bakabilir. Şehvetten emin olsa da olmasa da göbekten diz kapağına kadar, ayrıca sırt ve karnına, sırt ile karın arasındaki iki böğrüne de bakamaz. 2-Bir erkeğin başka birinin câriyesine bakması, kendi mahremine bakması gibidir. 3-Bir erkek başka bir erkeğin göbek ile diz kapağı arasına bakamaz. 4-Bir kadın kocasından başka bir erkeğin göbek ile diz kapağı arasına bakamaz. 5-Bir kadının başka bir kadına bakması, esah kavle göre erkeğin başka bir erkeğe bakması gibidir. Bir kadının başka bir kadının karnına, sırtına ve göğüslerine bakmasını câiz görmeyen âlimler de vardır. (İbn Âbidîn.) Bu sebeple fıkıh kitapları kadının başka kadınlara karşı karnını ve sırtını da örtmesi lâzımdır diyor. Fetâvâ-yı Hindiyye’de bir erkek, zevcesi dışındaki mahreminin göğüslerine bakabilir. Kadının koluna yıkarken, yemek yaparken bakmak câiz olduğu gibi, şehvetsiz olarak çocuk emzirirken göğsüne bakmak da mübahtır, diyor.

Sual:
Bir talebe yurduna verilen kurban etlerini bir soğuk hava deposuna verip, o adam bunu kullanıp, bize başka etten her hafta şu kadar vermesi câiz mi?

Cevap;
Fâiz olur. Ama eti adama satarlar. Parasıyla her hafta veya her ay şu evsafta et vermesi üzere selem akdi yapabilirler.

Sual:
Yemek yemeden önce veya sonra ağzı yıkamaktan murâd ağzın içi midir? Dudaklar ağızdan mıdır?

Cevap;
Yemekten önce ağız yıkanmaz. Eller yıkanır. Sonra hem eller, hem ağız yıkanır. Ağızdan kasıt dudaklar, dişler, damaklar ve dildir.

Sual:
Bankada vadeli hesap açtırmak câiz midir? Bono, Borsa câiz mi?

Cevap;
Vadeli hesap açtırıp, fâiz almak, borçlu olduğu kimseye bono yazıp vermek, alacaklının bu bonoyu bir başka borçlusuna vermesi, yatırım maksadıyla borsadaki hisse senedlerini almak, İmam Ebû Yusuf ve diğer üç mezhebe göre câiz değildir. İmam Ebû Hanife ve İmam Muhammed’e göre câizdir. Ancak fâiz vermek, bono kırdırmak, borsada al-sat yapmayı iş haline getirmek hiçbir zaman câiz değildir.

Sual:
Herhangi bir ihalede şirketlerden birinin diğerlerine ihaleye girmemeleri için para vermesi ve diğer şirketin bunu alarak ihaleden çekilmesi câiz mi? Alınan para helal olur mu?

Cevap;
İslâmiyette hak satılmaz. Ancak te’lif hakkı, telefon hakkı gibi devredilmesi örf hâline gelmiş bazı hakların para karşılığı devredilmesi câizdir. Buna ferağ denir. İhâleye girmek de bir haktır. Ancak kanunî bir hak değildir. Dolayısıyla devrederek alınan para neyin karşılığıdır? Hele aslında ihâleye girmek gibi bir niyeti olmayıp, sırf para almak için girer görünmek hiç uygun değildir. Müslüman böyle şeylere tevessül etmez. Nitekim satıcıya giderek malı almak için değil, alana gadr etmek için malın fiatını arttırmak haramdır. Nitekim âyet-i kerimede meâlen buyuruldu ki: Şer’î bir sebep olmadan bir din kardeşinin malını almak câiz olmaz. Hatta ihâleye tek başına girip, başkalarını bir şekilde sokmayıp, malı ucuza almaya niyetli iseler, buna yardımcı olmak hiç câiz olmaz. (Hamza Efendi, Bey ve Şirâ Risâlesi.)

Sual:
İmam Rabbânî hazretleri Mektubat’ta “sohbetin edeplerini titizlikle gözetiniz ki, faidelenebilesiniz” diyor. Sohbetin edepleri nelerdir? Meselâ hiç sual sormamak bir edep midir?

Cevap;
Burada kasdedilen mürşid-i kâmillerin sohbetindeki edebdir. Şimdi böyle bir sohbet bulmak neredeyse imkânsızdır. Ama Allah rızâsı için bir araya gelip, dinden imandan bahsetmek, vaktiyle yaşamış mürşid-i kâmilleri anmak, onların sözlerini söylemek, hayatlarından ve menkıbelerinden bahsetmek de mecazen sohbet sayılır. Herkese göre edebin şekli farklıdır. Sohbet tasavvufi bir sohbet ise, konuşmamak, sual sormamak gerekir. Uyku bastırmak da edebe zarar vermez. Fıkıh meclisinde sual sorulur; uyku uyunmaz. İlim sahipleriyle sohbetin edebi bundan daha aşağıdır. Arkadaşlarla sohbetin edebi daha aşağıdır. Edeb, insanın haddini bilmesidir. Ben bu sohbetten maddî (ilmî) ve manevî olarak istifade edeyim. Ben bu sohbetin feyzine muhtacım diye düşünmek, edebi gözetmek olur. Kendisini üstün görmemek, karşısındakinden aşağı görmek, kimseyi incitmemeye çalışmak edebdir. Böyle davranan kimse, hep istifade eder.

Sual:
Fıkıh kitaplarında 'güzel oğlan' tabiri geçiyor. Babaların da böyle çocukları sakalsız dışarı çıkarmadığı yazıyor. Güzel oğlan ne demektir?

Cevap;
On-oniki yaşlarından itibaren bülûğa ermemiş veya ermeye yaklaşmış parlak, beyaz, tüysüz çocuklar, bazı kimselerde kötü hisler uyandırabilir. Böyle oğlana şehvetle bakmak câiz değildir. Homoseksüel temâyüllere vesile olabilir. Eskiden böylelerini dışarı çıkarmaz veya yüzüne tül örtüp öyle çıkarırlarmış. Büyük âlimlerden biri, hocasına ilk geldiğinde parlak bir delikanlı imiş. Hocası ders verirken onu direk arkasına oturturmuş. “Siz de mi?” diye soranlara, “Nefsin hainliğinden kimse emin değildir” buyurmuş. Yani hep dikkatli olun demek istemiş.

Sual:
Gayrımüslim kadının avretine bakmak câiz midir?

Cevap;
Müslüman kadının avret yerine bakmak haram olduğu gibi, gayrımüslim kadına da bakılmaz. Ama Tatarhâniye'de rivayet ediliyor ki gayrımüslim kadının saçına bakmakta bir beis yoktur. (İbn Âbidîn, İstibra babı.)

Sual:
Terzi, saatçi, ayakkabı tamircisi gibiler kendilerine bırakılıp alınmayan malları ne yapacak? Bunu saklamanın zamanı var mı?

Cevap;
Bunların sahibinin çıkmayacağına kanaat getirinceye kadar saklar. Bu müddet azamî bir senedir. Sonra lukata sayılır. Masrafını alıp, fakirlere verir veya fakirse kullanabilir. (İbn Âbidîn, Lukata bahsi.)

Sual:
Vücuttaki kılları terlemeyi önlemek için almak câiz midir?

Cevap;
Göğüs üzerindeki ve sırttaki kılların tıraşı edebe aykırıdır. Boyun kıllarının traşını İmam Ebu Yusuf câiz görmektedir. Kadınlara benzeme kasdı olmaksızın kaşların ve yüzdeki kılların alınması da câizdir. (İbn Âbidîn.)

Sual:
Yabancı bir kadını düşünüp şehvetlenmek câiz midir?

Cevap;
Bu husus ihtilaflıdır. Şâfiî mezhebinden bazılarına göre helâl olmayana bakmak haram olduğu gibi, onu düşünmek de haramdır. Çünkü Cenab-ı Hak «Allah'ın bazınızı diğerinin üzerine üstün kıldığı şeyleri temenni etmeyiniz» buyurmuştur. Âyet-i kerime bakmayı olduğu gibi, temenniyi de men etmiştir. İbni Hacer Tuhfe’de, «Ecnebi bir hanımın güzelliklerini düşünerek hanımıyla münasebet kuran ve hayalinde sanki o ecnebi kadınla cinsî münasebet kurmuş gibi tasarlayan bir kimse bu kabilden değildir» diyor. Celâleddin Süyûtî ve Takiyyüddin Sübkî'nin aralarında bulunduğu bir cemaatten böyle bir düşüncenin helâl olduğu nakledilmektedir. Çünkü Cenab-ı Peygamber bir hadîsinde: «Şüphesiz Allah benim ümmetim için nefislerinin peyda ettiğinden vaz geçmiştir» buyurmaktadır. Kişinin böyle bir şeyi hayal etmesi o kadınla zinâ etmeyi düşünmesini gerektirmez. Öyle ki kadını elde ettiği takdirde zinâ etmeye ısrar ediyorsa günahkâr olur. Buradaki hâdise münasebet kurduğu hanımını o ecnebi kadın farzetmesidir. Bazıları böyle bir şeyin yapılmasının mekruh olması daha uygundur, derler. Bu görüş «kerahat delilsiz olmaz» kâidesiyle reddedilmiştir. İbnü'l-Hâc el-Mâlikî şöyle dedi: «Böyle bir düşünce haramdır. Çünkü bu zinânın bir çeşididir. Nitekim bizim âlimlerimiz de böyle demişlerdir.» Nitekim bizim âlimler, «Bir testi alıp ondan su içen bir kimse gözünün önünde onu şarap sayıp içerse o su haram olur» demişlerdir. Bazıları İbnü’l-Hâcc’ın bu görüşünü destekleyen bir delil olmadığını söyleyerek reddetmiştir. Hanefî fıkıh kitaplarından Dürer'de der ki: «Kişi suyu veya mübah olan başka meşrubatı içtiği zaman fâsıklar gibi coşkunlukla taşkınlıkla içerse haram olur.» Hanefî mezhebi kâidelerine en yakın olanı bunun câiz olmamasıdır. Çünki o ecnebi kadının huzurundaymış gibi düşünmek, onunla cinsî temas kurulmuş gibi tahayyül edilmesi heyeti üzerine işleyen bir mâsiyeti tasvir etmektir. İçki meselesinin benzeridir. Hanefî ulemâsından bazıları, İbnü'l-Hâcc’ın yukardaki ibâresini nakledip kabul ederek şu hadîs-i şerifi delil alır: “Bir suyu şarap içer gibi içerse, bu su kendisi için haram olur.” (İbn Âbidîn, Bakma ve Dokunma faslı)

Sual:
Kefir satmak câiz mi?

Cevap;
Kefir içmek, Hanefî mezhebinin sahih kavline göre câiz değildir. Ancak şaraptan başka içkileri satmak İmam-ı A’zam Ebu Hanife’ye göre kerahatle câizdir. Fetvâ da böyledir. (İbn Âbidîn.)

Sual:
Benim otistik bir oğlum var. Bülûğa ermiştir. Kadınların yanına girmesi câiz midir?

Cevap;
Kur’an-ı kerimde mümin kadınların, tâbiîn denilen ve erkekliği kalmamış hizmetçiler ile kadınların mahrem yerlerini henüz anlamayan çocuklardan örtünmemesine ruhsat verilmektedir (Nur Suresi: 31). Erkekliği kalmamış hizmetçi için, hareketleri kadınsı kişileri veya erkeklik uzvu bulunmayanları yahud faal olmayan ihtiyarları yahud da kadınlara ne yapacağını bilmeyen saf kimseleri kasdettiği hususunda tafsilât vardır. O halde böyle bir çocuk, kadınlara ne yapacağını bilmeyen bir halde ise, kadınlara bakmakta mazurdur. Kadınlar böyle bir çocuğun yanına girip başlarını açabilir ise de, İbni Ümmi Mektum hadîsi gereğince bununla yalnız kalmamak ve başını açmamak takvâdır. (İbn Âbidîn, Bakma ve Dokunma bahsi.)

Sual:
Kadınlar saçlarını herhangi bir özrü olmadığı müddetçe hiç kesemez mi? Çok uzun olmasının verdiği rahatsızlık özür sayılır mı veyahut eşine güzel gözükmek amacı ile kısaltması câiz olur mu?

Cevap;
Kadınlar saçını kazıyamaz. Kulak yumuşağına kadar kısa kestirebilir.

Sual:
Kitaplarda geçen zâni sıfatı ile ne yapan kastediliyor? Zâni olmak için, illâ normal cinsi münasebet mi mevzubahistir? Anal ya da oral seks yapan da zâni midir? Anal seks câiz midir? Oral seks caiz midir? Yaptığı zinâya girer mi?

Cevap;

Zinâ, helâli olmayan kadının ferç veya makadına girmek ve boşalmak demektir. Yabancı bir kadın ile oral seks veya bu kadının eliyle boşalmak zinâ değil ise de, zinâ mukaddimesi ve günah olduğu açıktır.

Erkeğin, zevcesinin eliyle veya tenine sürtünerek boşalması, ancak istimnânın câiz olduğu zamanlarda câiz olabilir. Zevcesi bulunmayana veya uzakta yahud hayızlı veya ihramlı olana, şehvetini teskin için istimnâ yapmak câiz; zinâ tehlikesi varsa vâcib olur. Zevk için mekruhtur. Zevcesi hayızlı olan bir kimse, zevcesinin eliyle veya tenine sürtünerek boşalabilir. Bu bakımdan oral seks de ancak bu şartlarla câiz görülebilir. Fetâvâ-yı Hindiyye'de kerâhiyet bahsinde der ki: "Nevâzil'de şöyle zikredilmiştir: 'Bir adam, zekerini karısının ağzına girdirse, bu gerçekten mek­ruhtur, denilmiştir.' Bunun hilâfını (yani mekruh olmadığını) söyleyenler de olmuştur. Zehıyre'de de böyledir." Oral sekste meniyi yutmak ise câiz değildir. Meni, Şâfiî mezhebinde necis değildir.

Bunun dışında, yani zevcesi hayızlı değil ise, eliyle veya başka türlü boşalması uygun olmaz. Zira karı-koca münasebeti normal cinsî temas yoluyla olur. 

Anal seks mahremi ile olsun, yabancı kadın ile olsun, erkek ile olsun hiçbir zaman câiz değildir.



Sual:
Kâdirilikte raks yok mudur? Mevlânâ Celâleddin Rumi hazretleri için bazı kitaplarda hiç dönmedi yazıyor. Rehber Ansiklopedisi’nde de sadece dövülen demirden Allah sesini işitince dönerek bayıldığı yazıyor. Nakşî yolunda dahi böyle durumlar olabiliyorken, Kâdirîlikte olmadığı söylenebilir mi? Olduğunu söyleyenler neye dayanarak böyle söylüyor?

Cevap;
Mektubat-ı Rabbânînin 2. cild 46. Mektubunda Mevlânâ hazretlerinin raks ettiği yazılıdır. Bu raks, gayrı ihtiyarî, cezbeye kapılarak veya vecde (coşkuya) gelerek, aklın ve nefsin müdahalesi olmadan yapılan rakstır. Şah-ı Nakşibend “Biz bunu yapmayız, ama inkâr da etmeyiz” buyurdu. Mevlânâ hazretleri elbette şimdiki bazı tarikatçiler gibi dönmüş değildir. Bunlarda akıl ve nefsin müdahalesi olduğu açıktır. Kâdirî ve diğer tarikatlarda da sima ve raks vardır. Ama câiz olmanın şartları yukarıda bildirildi.

Sual:
Gerdeğe girecek olan erkeğin sırtına vuruyorlar. Uygun mudur?

Cevap;
Âdettir. Ancak insanları incitmemelidir.

Sual:
Ben bir kurumda ihaleli inşaat işlerinde görev yapmaktayım. Görev gereği bazı şirketler kuruma iş için bazı özel araçlar temin ediyorlar. Bazı arkadaşlar bu araçları özel işlerinde kullanmanın doğru olduğunu, bazıları da yanlış olduğunu söylüyor. Bu konuda aydınlatıcı bir bilgiye ihtiyaç duyuyoruz.

Cevap;
Bir işe veya memuriyette çalışan kimsenin kendisine iş için tahsis edilen vasıtaları hususi işlerinde kullanması caiz değildir. Ancak vasıtayı tahsis eden makamın/işverenin rızası varsa, veya razı olacağı biliniyorsa veya çok zannediliyorsa, yahut herkesin razı olabileceği kadar basit ve zaruri işler ise caiz olur. Mesela gece hamile hanımı sancılansa, bu araba ile hastaneye götürse, işverenin niye götürdün demeyeceği çok zannedilir. Bu insanın vicdanına terkedilmiştir. Herkes kendi vaziyetini daha iyi bilir.

Sual:
Babam bahçemizdeki meyva ağacını aşılarken, komşumuz bunun dinen uygun olmadığını söyledi. Ağaç aşılamakta şer’en mahzur var mıdır?

Cevap;
Hazret-i Peygamber’in ağaçların aşılanarak daha iyi mahsul elde edilmesini teşvik hususunda hadis-i şerifleri vardır.  Nitekim “Malın hayırlısı aşılanmış hurma bahçesidir” buyurmuştur. [İmam Ahmed] Asr-ı saadette sahabe-i kiram hurma ve diğer ağaçları aşılayarak daha iyi mahsul elde etmişlerdir. O halde ağacı kendi cinsinden daha iyi bir ağaçla aşılamakta bir mahzur yoktur. Bu Kur’an-ı kerimde yasaklanan fıtratı değiştirmeye girmez. Ağacın bir dalını başka bir ağaç ile aşılamak da câizdir. Bu takdirde aşılanan kısım başka bir ağaç sayılmaktdır. Nitekim İbni Âbidin hazretleri buyuruyor ki: Bir ağacın dalını başka bir ağaca aşıladıktan sonra, bu ağaçtan yemem diye yemin eden kimse, o aşılanan daldan yese, yemini bozulmaz. Çünki bu artık ayrı bir ağaç sayılır. (Yemin bahsi) Bitki tohumlarını önceden melezleyerek daha iyi bir mahsul almayı temin etmek de ağacın daha iyi bir ağaçla aşılanması gibidir. Hayvanların kendi cinsleriyle döllendirilerek daha iyi bir cins elde etmek de câizdir. Ancak ayrı hayvan cinslerinin birbiriyle döllendirilmesi câiz değildir. İşte bu Kur’an-ı kerimde yasaklanan fıtratı değiştirmeye ve tabiattaki düzeni bozmaya girer. Hazret-i Peygamber bunu tasvip etmemiştir. Nitekim Hazret-i Peygamber’e bir katır hediye edilmişti. Ona bindi. Hazret-i Ali kendisine:  "Eşekleri atlara aşırtsak da bunun gibi katırlar elde etsek olmaz mı?" dediğinde "Bunu (şeriatın bu meseledeki hükmünü) bilmeyenler yapar" buyurdu. Bu hadîs-i şerif Ebû Dâvud ve Nesâî'de vardır. Fakat kendiliğinden böyle melezleşmiş hayvanları meşru şekilde kullanmak veya yerine göre yemek mahzurlu değildir. Nitekim Hazret-i Peygamber katıra binmiştir. Av hayvanlarından da bu gibi olanlar annesine tâbi olarak muamele görür.

Sual:
Gümüş ve ya altın tepsi, çay kaşığı kullanmak caiz midir? Hepsi gümüş olursa ya da karışımlardan biri gümüş olursa ya da gümüş kaplama olursa hükmü ne olur?

Cevap;

Kadın olsun, erkek olsun, altın ve gümüş kap ile yemek, içmek, kullanmak tahrimen mekruhtur. Altın ve gümüş kaşık, saat, kalem, abdest ibriği, bıçak, sandalye ve benzeri şeyleri kullanmak da böyledir. Bunları kendi bedeni için kullanmayıp, başka yerde kullanmaları câiz olur. Meselâ yağı, balı gümüş bıçakla ekmeğe sürmek ve bu ekmeği eli ile yemek câizdir. Altın kaptaki ilacı başına dökmek câiz değildir. Fakat buradan eline döküp, elindekini başına sürmek câizdir. Fakat suyu ve ilacı kullanmak için, önceden bu kaplara koymak câiz değildir.
Gümüş tastan çorbayı tahta kaşıkla alıp yemek câiz olmaz. Çünki tas, zaten kaşıkla kullanılır. Gümüş tüpdeki merhemi ele sıkıp, el ile başa sürmek de böyledir. İbrikteki suyu ele döküp, yüzü yıkamak da böyledir. Altın ve gümüş tepsi ve çay kaşığının da böyle olduğu anlaşılıyor.
İbni Âbidîn hazretleri hazar ve ibahe bahsinin sonunda diyor ki, Bazı yerleri altın ve gümüş ile kaplı eşyâyı, kaplı yerlerine temâs etmeden kullanmak câizdir. O halde gümüş kaplama ise buralara değmeden kullanılabileceği anlaşılıyor. Ancak bu tepsi gümüş veya gümüş kaplama ise süs olarak evde bulundurulabilir.



Sual:
Osmanlı sarayında padişahlar ve ailesi arasında musiki ( müzik ) yaygın mıydı? Padişahlar arasında beste yapan, ney çalanlar olduğu kaynaklarda geçiyor. Ayrıca müzikle tedavi yapıldığı söyleniyor. Musiki dinen caiz olmadığına göre bunu nasıl izah edilebilir?

Cevap;

Evvelemirde şunu söylemek gerekir ki musiki matematik ilminden çıkma bir ilimdir. Musiki bilmek başkadır; beste hazırlamak başkadır; musiki yapmak veya dinlemek başkadır. Ulemâ musikinin bazısını câiz görmüş; bazısını görmemiştir. Bunlar hakkında da ulemâ arasında görüş birliği her zaman bahis mevzuu olmamıştır. O halde musiki haramdır diyerek kesip atmak doğru değildir. Adam öldürmek büyük günah iken, kendini müdafaada câiz ve cihadda lâzım hâle geliyor.
İmam Gazâlî Hazretleri İhyâ ve Kimyâ kitaplarında musikiyi uzun anlatıyor Buna göre musikinin hükmü üç şekilde ele alınmaktadır:
1-Şarkının sözleri haram ise, söylemek ve dinlemek ittifakla haramdır.
2-Söyleyen kadın ve dinleyen yabancı erkek ise, ittifakla haramdır.
3-Dinlenen meclis fısk meclisi ise veya dinleyenler fâsık ise, ititfakla haramdır.
4-Çalgıların hepsi hakkında açık ve kesin nass olmadığı için din âlimleri ihtilaf ettiler. Düğünde def çalmak câizdir. Ramazanda sahur veya iftarı ilân etmek için davul çalmak câizdir. Hac yolunda, cihada giderken, asker karşılarken, bayramlarda davul çalmak câizdir. Sürünün veya kervanın önünde kaval çalmak da câiz görülmüştür. Ney çalmak, bazı Şâfiî âlimlerine göre câizdir. Bando ve mehterde çalgı câizdir. Her çeşit düğünde, seferden dönüş gibi sevinç günlerinde, ezcümle arkadaşların ziyaretinde, arkadaşlarla karşılaşmakta, onlarla bir yemekte çalgı çalınması câizdir. (İhyâ’dan hülâsa tamam oldu.)
Hadîs ve tasavvuf âlimlerinden Kettânî'nin Terâtib kitabında yazdığı üzere, Hafız Ebu'l-Fadl Muhammed bin Tahir el-Makdisî gibi bazı ulemâ, çalgı âletlerini kuş veya su sesine benzetmiş; kadın sesi ve sözleri tahrik edici olmadıkça çalgı âletiyle musiki dinlemeyi mübah görmüştür. Kettânî, buna dair yirmi kadar kitabın ismini sayıyor. Bununla beraber fıkıh kitaplarında tercih edilen görüş, yukarıda İmam Gazâlî’nin naklettikleridir.
İbni Hacer, Zevâcir’de diyor ki: Cüneyd-i Bağdadî, Ebu Tâlib-i Mekkî, Sühreverdî gibi zâtlar der ki, “Çalgı dinlemekte insanlar ya avamdır; avam, nefislerini öldürmedikleri için onla¬ra bunu dinlemek haramdır; ya da zâhidlerdir. Onların mücâhedeleri devam ettiği için, bunlara mubahtır. Yahut da âriflerdir; kalbleri uyanık olduğu için onların dinlemeleri de müstehabdır” demiş¬tir. Reşahat’ta anlatıldığı gibi, Şah-ı Nakşibend Hazretlerinin huzurunda çalgı çalındığı zaman, biz yapmayız; yapan tasavvufçuları da inkâr etmeyiz sözünde de buna işaret vardır.
Netice itibariyle mehter, bando, kahramanlık türkülerini gerektiğinde ve zaman zaman dinlemek herkese câizdir. Çalgısız ve yabancı kadın sesi olmadan ve sözlerinde dinen mahzurlu bir husus bulunmadıkça şarkı dinlemek de câizdir. Bir erkeğin veya kadının kendi kendine veya kendi cinsi arasında eğlence için değil de, bayram gibi neşe zamanlarında veya sıkıntıyı gidermek veya düzgün konuşmak yahud kafiye öğrenmek maksadıyla çalgısız şarkı söylemesi âlimlerin çoğuna göre câizdir. Beste yapmak da câizdir. Beste ilahi bestesi de olabilir, mehter bestesi de olabilir, şarkı bestesi de olabilir.
Osmanlı sarayında Enderun mektebindeki gençlere musiki dersi verildiği gibi, haremdeki cariyelerden de istidatlı olanlara musiki dersi verilirdi. Sarayda kızlar bandosu vardı. Bunlar bayramlarda, düğünlerde marşlar çalardı. Son zamanlarda piyano da kullanılmıştır. Piyano davul gibi vurmalı çalgılardandır. Vurmalı çalgıların muayyen zamanlarda çalınmasına izin veren âlimler olduğu yukarıda zikredilmiştir. Padişahlar pek çok meziyeti yanında, hat gibi sanatlarda da maharet göstermiştir. Bunlar arasında musiki ile uğraşıp beste yapanlar olduğu gibi, tamamen uzak duranlar da vardır. Beste yapabilmek musikiden haberdar olmak demektir ki bir insan için meziyettir. Bu da Osmanlı hükümdarları için bir üstünlüktür. Şiir yazabilmek de böyledir. Sarayda musiki dinlenmişse bile, bunun şimdiki insanlar gibi müptezelce yapılmadığına hüsnü zan etmek lâzımdır. Hâdü'd-Dâllîn kitabında da yazdığı üzere bazı âlimler hükümdar her an devlet işleriyle meşgul bulunduğundan sarayını harb meydanı hükmünde görmüş ve burada musiki dinlemeyi bando dinlemek gibi sayıp mahzurlu bulmamıştır. Nitekim hükümdarın vaziyeti, sıradan insanlar gibi değildir. Mamafih ulemanın ekserisi insanların suiistimal edeceklerini düşünerek musikinin mübah olanından bile uzak durulmasını tavsiye etmişlerdir.
Musiki ile tedavi İslam dünyasında tatbik edildiği gibi, Selçuklu ve Osmanlılar da bilhassa akıl hastalarını su ve kuş sesinden başka musiki ile tedavi etmeye çalışmıştır. Nitekim Edirne Sultan Bayezid Dârüşşifâsında, İstanbul Toptaşı Bimârhânesinde (akıl hastahânesinde), Kayseri Gevher Nesibe Dârüşşifâsında, Edirne Sultan Bayezid Bimarhânesinde, Haleb Arguniyye Bimarhânesinde hep musiki ile tedavinin tatbik edildiği bilinmektedir. İbni Âbidin hazretleri der ki: “Allahü teâlâ haramda şifâ yaratmamıştır” hadis-i şerifi, bunda şifâ olduğu bilinmediği zamandır. Nitekim haramda şifâ müşahede edildiği zaman kullanmak câiz olur. Hastaya kan vermek bu hükme istinaden meşru olmuştur. Musikiye haram diyen ulemâ zaten eğlence vesilesi olduğu için men etmektedir. Tedavi için musikiden istifade etmenin eğlence olmadığı ortadadır. Musiki matematikten çıkma bir ilim olduğu için, makamların bazen kaybedilen muhakemeyi düzeltmeye yardımcı olduğu ilmen müşahede edilmiştir. Musiki ile tedavinin caiz olduğu İbni Hacer'in Zevâcir kitabında 451. kebîre bahsinde yazılıdır.
Raks da bazen câizdir. Harb oyunları gibi. Mescid-i Nebevi'de Habeşliler raksetmişler, Hazret-i Peygamber de seyretmiştir. Demek ki harb oyunları, mehter gibi sulh zamanında da caiz olmaktadır. Çeçen, Çerkez dansları da buna katılabilir. Bunun dışındaki rakslar ulema arasında ihtilaflıdır. Tasavvufçularınki de cezbe hâlinde ise caiz görülmüş; değilse görülmemiştir. Bugün Mevlevi dervişi kisvesi altında gezenlerin çoğu gösteriş ve şov maksadıyla raks ediyor ki dinen çok mahzurlu bulunmuştur.
Dindar insanlar fıkıh kitaplarındaki sahih kavillere uyarlar. İhtilaflı mevzularda farklı hareket edenlere de bir şey demezler. Nitekim Şahı Nakşibend hazretlerinin yanına ney ve saz getirdiklerinde, “Biz bunları dinlemeyiz. Dinleyen tasavvufçuları da inkâr etmeyiz” buyurdu. Padişahlar da insandır. Masum değildir. Yanlış bir şey, bunların işlemesiyle doğru olmaz. Şu kadar ki, hayırlı işleri daha çoktur.



Sual:
Esnafın az nakit paraya acil ihtiyacı olduğu zaman müşterinin veya kendisinin kredi kartını kendi pos makinesinden geçirip, o mikdarı bankadan alıp, sonra zamanı gelince ödemesi, pos makinesine komisyon ödendiği için câiz olur mu?

Cevap;

Müşterinin kredi kartını kendi pos makinesinden geçirip para çekmek, müşteriden borç para almak manasına gelir. Müşteri bankayı vekil etmekte, esnaf da parayı bankadan almakta, zamanı gelince müşteriye ödemektedir. Esnaf, kendi kredi kartından çektiğinde doğrudan kendisi bankadan fâizsiz borç almış olur. Banka, esnafın kendi kredi kartını kendi pos makinesinden geçirmesini yasaklamadığına göre buna zımnî izni var demektir. Her iki halde de ödenen komisyon fâiz değil, muamele masrafı karşılığıdır. Bu işler için bankanın bir muamele masrafı yaptığı hakikattir. Şer’î hukukta borçlanma esnasında sened masrafının alacaklı veya borçluya ait olmasını kararlaştırmak câizdir. Kredi kartından para çekmek ise fâiz işletildiği için câiz değildir. Kredi kartını zamanında ödemeyip fâiz ödemek zorunda kalmak da câiz olmaz.

Kredi kartı sahibi, kartını tanıdık bir esnafın pos makinesinden geçirerek bu parayı esnaftan alsa, esnaf bankadan borç alıp, tanıdığına borç vermekte, sonra bu alacağı bankaya temlik etmektedir. Alacağın temliki Hanefî mezhebinden İmam Züfer ve diğer üç mezhebe göre câizdir. Bankanın aldığı komisyon bir muamele masrafı olarak görülürse, bunu parayı alanın veya verenin ödemesi câizdir. Bunun için esnafın önce parayı vermesi, sonra kartı pos makinasından geçirmesi gerekir. Eğer evvela kartı pos makinasından geçirirse, kart sahibinin bankadan borç alması için aracı/vekil olmuş demektir. Bu takdirde muamele masrafını mutlaka kart sahibi öder. Pos makinası sahibi istemezse, ihsan etmiş olur.



Sual:

Eti yenen ve yenmeyen hayvanlar hangileridir?



Cevap;
HELÂL ET MESELESİ: Bir etin helâl olması, hayvanın eti yenen hayvanlardan olup olmasından başka, hayvanı kesen ve kesim şekli ile de alâkalıdır. Eti yenen hayvanlar usulüne uygun bir şekilde kesilirse, eti ve her şeyi helâl olur. Eti yenmeyen hayvanlar usulüne uygun şekilde kesilirse, etinden başka her şeyi helâl olur. Domuz ve köpek müstesnadır.

Eti yenen-yenmeyen hayvanlar

Domuz ve köpek eti ittifakla helâl değildir. Avını köpek dişi ile veya pençesi ile yakalayan hayvanın eti de helâl değildir. Dolayısıyla arslan, kaplan, kurt, fil, ayı, kedi gibi yırtıcı hayvanlar ile pençeli olup başka kuşlara saldıran kartal, atmaca, şahin, doğan, pençesizlerden de leş yiyen çaylak, akbaba, leş kargası gibi yırtıcı kuşlar helâl değildir. Ancak Mâlikîlere göre dört ayaklı yırtıcı hayvanlar kerahetle helâldir. Kirpi, gelincik, tilki, sırtlan, samur Şâfiî’de helâldir. Kirpi, köstebek, yılan Mâlikî’de helâldir. Tilki ve sırtlan Hanbelî’de helâldir, kirpi Hanbelî’de helâl değildir. Çakal Şâfiî’de de haramdır. Kırlangıç, hüdhüd (ibik kuşu), yarasa, baykuş, papağan, tavus kuşu, saksağan helâldir. Bunlar Şâfiî’de helâl değildir. Leş kargası yenmez. Ekin kargası ve kara karga Hanefî ve Mâlikî’de helâldir. Güvercin, turna, toy, bülbül, keklik, bıldırcın, sığırcık, serçe helâldir. Leylek helâl olmakla beraber insanlar bunu yemeği hoş görmezler.

Deniz mahsullerinden balığa benzeyenleri yemek câizdir. Midye, karides, ahtapot gibi balığa benzemeyenleri yemek helâl değildir. Timsah ve kurbağa hariç hepsi Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelî’de helâldir. Hem suda, hem denizde yaşayan yengeç, kunduz, kurbağa gibileri Hanefî ve Şâfiî’de helâl değildir. Mâlikî ve Hanbelî’de helâldir; bunlardan kaplumbağa gibileri kesilerek yenir; yengeç gibi akar kanı olmayanlar balık gibi tutulup yenir. Timsah dört mezhepte de helâl değildir.

Karada, suda yaşayan haşaratı yemek helâl değildir. Meselâ, kertenkele, kaplumbağa, yılan, kurbağa, arı, pire, bit, sinek, akrep, midye, yengeç, fare, köstebek, kirpi, sincap yemek helâl değildir. Bütün kara haşereleri Mâlikî’de kerahetle câizdir. Çekirge ittifakla helâldir. Ancak Mâlikî’de kendiliğinden değil, dışarıdan bir müdahale ile ölmüş olması gerekir.

Sığır (inek, öküz, manda), davar (koyun, keçi), deve, kümes hayvanları (tavuk, ördek, kaz), yabanî eşek (zebra), tavşan, zürafa, geyik, yaban sığırı, yaban keçisi helâldir. At eti İmam Ebu Hanife’ye göre tenzihen mekruhtur. Diğerlerine göre helâldir. Ehlî eşek ve katır yenmez. İki ayrı cins hayvanın yavrusu anasına tâbidir. Mâlikî ve Şâfiî’de biri ehli, diğeri vahşi iki hayvanın yavrusu yenir.

Kendiliğinden ölen hayvan helâl değildir. Ölmek üzere olup usulünce kesilen hayvan helâldir. Ava atış yapıp bu darbe ile ölen hayvan helâldir. Balık ve çekirge kendiliğinden ölse bile helâldir.

Hayvanın kesim usulü

Hayvanın boğazında merî denilen yemek borusu, hulkûm denilen hava borusu ve evdâc denilen iki yanda birer kan damarı vardır. Bu dört borudan üçü bir anda kesilmelidir. İmam Ebu Yusuf’a göre mutlaka yemek, nefes ve şah damarından biri kesilmelidir. Hayvanı yalnız ensesinden kesmek câiz değildir. Şâfiî ve Hanbelî’de yalnızca nefes ve yemek borusu kesilir. Mâlikî’de nefes borusu ile iki şah (boyun) damarını kesmek gerekir. Başı tamamen kesilen hayvan dört mezhepte de kerahetle helâldir. Hayvan kesildiği zaman boğaz çıkıntısı başta kalırsa helâldir; vücud tarafında kalırsa Hanefî ile bazı Mâlikîlere göre helâl, Şâfiî ve Hanbelî ile Mâlikîlerin ekseriyetine göre helâl değildir.

Hayvan ensesinden kesilip nefes borusunu keserken canlı ise Hanefî ve Şâfiî mezhebinde helâl olur. Mâlikî mezhebinde ensesinden kesilen hayvan hiç helâl olmaz.

Kesmeyip de, bir yerine bıçak saplayarak, ensesine ve alnına vurarak veya boğarak veya ilaçlayarak, elektrikleyerek öldürülen kara hayvanları leş olur. Bunları yemek helâl değildir.

Su içinde kendiliğinden ölüp, karnı üst tarafta duran balık helâl değildir. Bunun dışında ağ ile, saçma ile, ilaç ile, sarsıntı ile ölen her balık helâldir.

Hayvanı kesen kimse

Müslümanın veya Ehl-i kitabın (Yahudi ve Hıristiyanların) Allah’ın ismini veya bir sıfatını, herhangi bir lisan ile söyleyerek kestiği hayvan helâldir. Besmele unutulursa helâl olur. Besmelenin kasden terk edilerek kesilen hayvan Hanefî’de helâl değildir, Şâfiî’de kerahetle helâldir. Mâlikî mezhebinde, Besmelesi unutulan da helâl değildir. Av hayvanını da yakalarken besmele çekilmezse veya avı Müslüman veya Ehl-i kitap olmayan biri yakalarsa bunun eti helâl değildir. Ancak böyle tutulan balık helâldir. Kesen müşrik, putperest, ateist ve mürted ise kestiği hayvan hiç helâl değildir. Yedi yaşından küçük çocuğun, delinin ve sarhoşun kestiği de helâl değildir. Şâfiî’de kerahetle helâldir.

Hayvanı keserken besmele

Allah’tan başkası için kesilen hayvan yenmez. Makam sahipleri bir yere gelince şerefine kesilen hayvan yenmez. Çünki Allah’tan başkası için hayvan kesmek olur. Keserken Allah’ın ismini söylese de yenmez. Eğer gelene yedirmek için kesilirse helâl olur. Ehl-i kitabın Allah’ın değil de, İsa veya Uzeyr Peygamber’in ismini söyleyerek kestiği hayvan yalnızca Mâlikî mezhebine göre kerahetle helâldir.

Arapça bildiği halde, besmeleyi başka lisan ile söylemek câizdir.

Bir hayvana söylenen tekbir ile başka hayvan kesilemez. Tekbirin kesen tarafından söylenmesi lâzımdır. Bıçağa yazmak olmaz.

Besmele ile gönderilen av köpeğinin ve doğan kuşunun yakalayıp ısırarak yaralayıp öldürdüğü av hayvanı helâldir. Diri getirdikleri av hayvanını kesmek lâzımdır. Köpeğin, yaralamayıp boğduğu ve yaralayıp etinden yediği av yenmez.

Hayvanın yenmeyen yerleri

Kurbanın ve eti yenen her hayvanın yedi yerini yemek haramdır. Bunlar, akan kan, bevl âleti [zekeri], hayaları [koç yumurtası], bezleri [guddeleri], safra kesesi, dişi hayvanın önü ve bevl kesesi [mesâne]. Gudde herhangi bir hastalık sebebiyle deri ile et arasında meydana gelen sertleşmiş ez bezeleridir.

Hayvanı usulünce kesmek veya av hayvanı ise vurmak suretiyle hayvan temiz olur. Yemesi helâl ise yenir. Eti yenen hayvanlardan kendiliğinden ölenler leş olur. Eti yenmez ise de, kılı, kemiği, dişi temizdir. Derisi tabaklanınca temiz olur. Eti yenmeyen hayvan usulüne uygun kesilince yalnız derisi temiz olur. Domuz ve yılan derisi tabaklansa bile temiz olmaz. Domuzun hiçbir yerinden istifade edilemez. Hanefî ve Mâlikî’de kılı ayakkabı dikişinde kullanılabilir. Şâfiî’de köpeğin de derisi tabaklansa bile temiz olmaz.

Helâl et ile helâl olmayan et beraber aynı çömlekte pişirilirse yenmez. Deniz hayvanlarından yemesi câiz olmayanlar temizdir. Helâl et beraber pişirilirse, deniz mahsulleri ayırılıp kalan kısmı yenir. Eti yenmeyen hayvanın kesildiği bıçak ile kesilen veya böyle etin doğrandığı tahta üzerinde doğranan helâl et yıkanır veya ateşte pişirilirse temiz olur. Haram etin kızartıldığı ızgara üzerinde helâl eti kızartmak câizdir. Çünki ateş temizleyicidir. Tavuk tüyleri yolunmadan ve içi temizlenmeden kaynar suya atılıp 20-25 saniye bekletilirse necis olur ve yenmez. Çünki içindekilerle beraber pişer ve içindeki necaset derisine akseder. Ancak kaynar olmayan sıcak suya atılırsa, eti helâl olur, ancak tüyleri yolunup içi boşaltıldıktan sonra derisini soğuk suyla yıkamak gerekir. Et şarap ile kaynatılırsa necis olur, yenmez. Üç kere temiz su ile kaynatıp her birinde soğutulursa temiz olur denildi.

Müslüman kasaptan alınan bir etin, nasıl kesildiği bilinmiyorsa, helâl olmak ihtimali varsa, yani kesenler Müslüman-Ehl-i kitap ve müşrik-mürted karışık ise, yemek helâl olur. Harâm olduğu görerek veya âdil bir müslümanın haber vermesi ile anlaşılarak bilinirse yenmez. Fakat sorup araştırmak lâzım değildir. Ehl-i kitabın dârülharbde kesmiş oldukları aksi sâbit olmadıkça helâl ve temiz kabul edilir. Ehl-i kitap olmayanın etli yemeklerini yemek onların kestiği kat’î bilinmediği için kerahetle câizdir. Böyle kasaptan alınan etler de kerahetle helâldir. Çin gibi Budist veya Küba gibi komünist memleketlerde satılan etin, Müslüman veya ehl-i kitap olmayan biri tarafından kesildiği yahud leş olduğu bilinmedikçe, alınıp yenmesi câizdir. Çünki burada Ehl-i kitap ve Müslümanlar da yaşamaktadır.



Sual:
Günümüzde yapılan mezuniyet törenlerinin gizli amacı olduğu kep ve cüppe giydirerek herkesi papazlara benzetilmek istendiği söyleniyor. Böyle mezuniyet törenlerinin çıkışı hangi ülkedir, neden öyle giyinilir? Mesela Osmanlı ve Selçuklularda mezuniyet törenleri nasıldı?

Cevap;
Mezuniyet merasimlerinde giyilen kep ve cüppenin Hıristiyanlıkla bir alâkası yoktur. Bilakis orijini Mağrib (Kuzey Afrika) ve Endülüs Müslümanları’nın giydiği taylasan adlı kıyafettir. Taylasan kukuletalı cüppe şeklinde ve bugün keşişlerin giydiğine benzeyen bir giysidir. Hazreti Peygamber ve sahabiler de giymiştir. Avrupalı ilim talipleri Endülüs’teki Kurtuba, Gırnata gibi üniversitelerde tahsil görürdü. Burada müderrisler taylasan giyerdi. Mezun olup icazet alanlara da taylasan giydirmek adetti. Bu usul Avrupa’ya geçmiştir. Taylasan, kep ve cüppeye dönüşmüştür. Papazlar da imamlar gibi sakal bırakır. Siyah cüppe giyer. Beyaz entari giyer. Her benzemek kötülenen benzemek değildir. Avrupa kolejlerindeki talebe ve hocaların kıyafeti İslam medreselerindeki kıyafetlere benziyor. Binaenaleyh kep giymek mahzurlu değildir.

Sual:
“Kim, bir kavme kendisini benzetirse, onlardandır. O halde Yahûdî ve Hıristiyanlara benzemeyiniz” hadîs-i şerifi gayrımüslimlere benzemeyi yasakladığı halde, günlük hayatımızda pek çok işte gayrımüslimlere benzer şekilde davranmak mecburiyetinde kalınıyor. Bunun hükmü nedir?

Cevap;
Gayrımüslimlerin yaptığı ve kullandığı şeyler iki kısımdır: Birisi, âdet olarak, yani her kavmin, her memleketin âdeti olarak yaptıkları şeylerdir. Bunlardan, İslâmiyetin yasak etmediği, insanlara faydalı olanları yapmak ve gayrımüslimlere benzemeği düşünmeyerek kullanmak hiç mahzurlu değildir. Pantolon, fes giymek, çatal, kaşık kullanmak, yemeği masada yemek ve herkesin önüne tabaklar içinde koymak ve ekmeği bıçak ile dilimlere ayırmak hep âdete bağlı şeyler olup mübahtır. Bunun için, bu işte, bulunulan şehrin âdetine tâbi’ olunur. Âdete uymamak şöhret olur, mekrûh olur. Günlük hayatta yaşanılan beldenin örfüne uymak lâzım olduğu, Ehl-i kitaba bu bakımdan benzemekte bir mahzur yoktur.  Hazret-i Peygamber, Tebük seferinde, Hıristiyanlardan aldığı ve Bizanslıların giydiği türden (rûmî) yenleri dar cüppe giymiştir. Papazlara mahsus sebtiyye denilen ayakkabıyı giymiştir. Yahûdîlere mahsus bir kıyafet olduğu bizzat kendisinden rivâyet edilen taylasan kullanmıştır. İmam Ebû Yûsuf’un demir çivi çakılı ayakkabı giydiğini gören talebesi Hişâm, “Böyle demir çivi çakılı ayakkabı giymek mahzurlu değil mi? Süfyân ve Sevr bin Yezîd bunu kerih görüyorlar. Nitekim bunda râhiblere benzemek var” deyince; İmam Ebû Yûsuf, “Resûlullah da kıllı ayakkabı giyerdi. Bunlar da râhiblerin giydiği şeylerden idi. Ancak bu insanların menfeatine tealluk eden bir şeydir. Nitekim uzun yol yürümek ancak böyle mümkün olabilir” diye cevap vermiştir. Gayrımüslimlerin âdetlerinden faydalı olmayanları ve çirkin, mezmûm (kötülenmiş) olanları kullanmak ve yapmak câiz olmaz. Fakat İslâm âlemindeki telakkiye göre, iki Müslüman bunları kullanınca âdet-i islâm olmakta ve üçüncü kullanan Müslüman için artık yasak kalkmaktadır. Birinci ve ikinci Müslüman günâhkâr olursa da, başkaları olmamaktadır. (Birgivî Vasiyetnâmesi, Şir’atü’l-İslâm, İbni Âbidîn, Gümüşhânevî-Câmiül-Mütûn) Günlük hayatta ve âdetlerde de Yahûdî ve Hıristiyanlara benzemeyi yasaklayan ve onlara muhalefeti emreder gibi gözüken “Kim bir kavme kendisini benzetirse, onlardandır. O halde Yahûdî ve Hıristiyanlara benzemeyiniz”, “Yehûd ve Nasârâ, sakal boyamaz. Siz onlara muhâlefet edip boyayınız!” gibi hadîs-i şerifler vardır. Halbuki ulemâdan bu gibi hadîsleri esas alarak, günlük hayatta Yahûdî ve Hıristiyanlara, hatta müşriklere benzemeyi yasak kabul eden yoktur. Nitekim Nablusî der ki: “Hazret-i Peygamber’in sünneti iki çeşittir: Sünnet-i hüdâ ve sünnet-i zevâid. Sünnet-i hüdâ, câmi’de itikâf etmek, ezân, ikâmet okumak, cemâ’at ile namaz kılmak gibidir. Bunlar, İslâm dininin şi’ârıdır. Bu ümmete mahsûsdurlar. Beş vakit namazdan üçünün revâtib, yani müekked sünnetleri de böyledir. Sünnet-i zevâid, Resûlullahın giyim, yemek, içmek, oturmak, barınmak, yatmak ve yürümekteki âdetleri ve iyi işlere sağdan başlamak, sağ el ile yiyip içmek gibidir.... Bazı hadîslerde sakal boyamak emrolundu. Bazılarında da yasak edildi. Bunun için, selef-i sâlihînden bir kısmı boyadı; bir kısmı boyamadı. Çünki, buradaki emre ve yasağa uymak vâcib değildir. Bunun için, bu işte, bulunulan şehrin âdetine tâbi’ olunur. Âdete uymamak şöhret olur, mekrûh olur”. Şir’atü’l-İslâm şerhinde de der ki: “İbni Abbas, haber veriyor ki, Resûlullah aleyhisselâm kendisine bir hüküm indirilmediği hususlarda, Ehl-i kitaba uymasını severdi. Kitaplarında bildirilmiş olduğu için öyle yaptıkları ihtimalini göz önüne alarak Ehl-i kitaba uymayı, müşriklere uymaktan evlâ sayardı. O zaman kitab ehli saçlarını ikiye ayırmadan aşağı sarkıtırlardı. Müşrikler ise ikiye ayırarak aşağı sarkıtırlardı. Önceleri Peygamber efendimiz ve Eshâbı, Ehl-i kitab gibi kâkül bırakırdı. Sonra Cebrâil aleyhisselâm geldi, saçları ikiye ayırmayı emretti. Bütün Müslümanlar da saçlarını ikiye ayırdılar”. Demek oluyor ki, Hazret-i Peygamber, kendisine men edici bir vahy gelmedikçe, âdetlerde Ehl-i kitaba benzemeyi tercih ederdi. Aynı husus ibâdetler için de söylenebilir. Eğer Ehl-i kitabın ibâdet olarak yaptıkları bir hususun gerçekten dinlerinden olduğu Hazret-i Peygamber tarafından biliniyorsa ve vahy ile de yasaklanmış değilse, Hazret-i Peygamber’in bunu tatbik etmekte bir beis görmediği anlaşılıyor ki işte bu eski şeriatlerdir. Tecrîd’de der ki: Hazret-i Muhammed’in dış görünüşünde ilk zamanlar Ehl-i kitaba benzemeyi tercih etmiş; putperestliğin yıkılışından sonra artık müşriklere müşâbehette beis görmemiştir. Tahtâvî der ki: Yemek, içmek gibi âdet olan zararsız şeylerde benzemek câizdir. Kötü, zararlı şeylerde teşebbüh (benzemeyi) kasd ederek benzemek haramdır. Teşebbüh kasd etmezse câiz olur. Ehl-i kitabın dinlerine mahsus olup, dinlerinin alâmeti olan şeylerde, kasd olmadan da benzemek küfr olur. Faydalı dünya işlerinde benzemek câiz, hattâ sevab olur. Nitekim İmameyn namazda mushafa bakarak okumayı Ehl-i kitaba teşebbüh (benzemek) olduğu için mekruh gördüler. Çünki onlar namazlarında mushaftan bakarak okurlardı. Ancak onlara teşebbüh kasdı lâzımdır. Yoksa onlara teşebbüh her şeyde, meselâ ekl ve şirb (yeme ve içme) gibi şeylerde mekruh değildir. Belki mezmûm (kötülenmiş) ve teşebbühe (benzemeye) kasd olunan şeylerdedir. Gayrımüslimlerin kullandıkları şeylerin ikinci kısmı ibâdet olarak yaptıkları ve dinlerinin alâmeti olan şeylerdir. Din adamlarının ibâdet olarak yapdıkları ve kullandıkları şeyler gibi. Ehl-i kitabın ve diğer Müslüman olmayan kavimlerin, dinî bayramlarına ta’zim etmek; başka günlerde yapmadığı işleri bu günlerde yapmak; başka günlerde yemediği şeyleri bu günlerde alıp yemek; bu günleri ta’zimen o dine mensup birine hediye vermek memnudur. Gayrımüslimlerin ibâdetlerini beğenmek; ikrah (zorlama) olmaksızın şaka yollu dahi olsa,  dinlerinin şi’arı olan (zünnar, papaz külâhı gibi) giysileri giymek, (haç gibi) eşyayı kullanmak da küfr-i hükmîye sebep olur. Bunlar, Ehl-i kitaba benzemekte en şiddetli yasak edilen kısımdır ki, ulemâ bunları küfr alâmeti kabul etmişlerdir. Bunları bilmemek ve dârülharbde yaşamak küfre düşmeyi önleyen bir özür ise de, öğrenmemek ayrıca günah kabul edilmiştir. Hazret-i Peygamber ibâdetlerde Yahûdî ve Hıristiyanlara benzemeyi yasaklamıştır. Namaza durduğunuzda her tarafınız sâkin olsun, Yahûdîler gibi sallanmayın!”, Namazı ayaklarınız örtülü kılın, Yahûdîler gibi çıplak ayakla kılmayın!”, “Yahûdîlere muhalefet edin, cenâze defnedilinceye kadar oturun” buyurmuştur. Bu sebeple namaz kılarken sallanmak, (erkek için) çıplak ayakla namaz kılmak, cenaze defnedilirken ayakta beklemek mekruhtur. Namazlarda imamın oda şeklinde bir mihrab içinde durması; namazda mushafa bakarak kıraat edilmesi mekruhtur. Netice itibariyle ulemâ, “Kim, bir kavme kendisini benzetirse, onlardandır. O halde Yahûdî ve Hıristiyanlara benzemeyiniz” hadîsini tefsir ederken, yasaklanan benzemenin ibâdetlerdeki benzeme olduğunu; günlük hayat ve âdetlerde, benzeme kasdı bulunmaksızın benzemenin yasak olmadığını açıklamaktadır.

Sual:
Kukuletalı veya kapişonlu mont veya hırka yahud tişört giymek keşişlere benzemek bakımından câiz midir?

Cevap;
Vaktiyle taylasan diye bir kıyafet vardı. Taylasan, başa giyilip iki tarafı omuzların üzerine sarkıtılan bir nesnedir. Bugünki kukuletalı pardösülere benzemektedir. O zamanlar Yahûdîlere mahsus bir kıyafetti. Buna rağmen Hazret-i Peygamber’in de, Eshâb-ı kiramdan Hazret-i Osman, Hazret-i Hasan, Hazret-i Hüseyn gibi ileri gelen zâtların da taylasan kullandıkları bilinmektedir (Kastalânî, Mevâhib). Hazret-i Peygamber’in hanımları bir yere gidecekleri zaman taylasan giyerlerdi (Kettânî, Terâtib). Hazret-i Muhammed’in âhir zamana ait haberlerinde geçen ve İmam Müslim’in rivâyet ettiği ‘İsbehan (İsfehan) Yahûdîlerinden yetmişbin taylasanlı kimse Deccal’e tâbi olurlar’ ifâdesi, taylasanın Yahûdîlere mahsus bir kisve olduğunu göstermektedir. Ancak âdette gayrımüslimlere benzemek mahzurlu olmadığı için ilk Müslümanlar giymiş ve Müslüman âdeti olmuştur.

İmam Münâvî taylasan için der ki: “Bunu giymek ittifakla mendûbdur. Bilhassa namaz, Cuma ve Bayram için ve toplantılarda mendub olması kuvvetlenir. Taylasan giymeye takannu’ da denir. Hadis-i şerifte ‘Takannu’ peygamberlerin ahlâkındandır’ buyuruldu. Bir başkasında da ‘Ancak sözünde ve işinde hikmeti istikmâl etmiş kimse tekannu eder’ buyuruldu. Taylasanda iç ve dışı ıslah gibi büyük fâideler vardır. Allah’dan hayâ etmeyi ve ondan korkmayı gösterir. Zira korkan kaçak kölenin şanı, başını perdelemektir. Taylasanın bir faydası da küfrü toplayıp at­masıdır. Çünkü o yüzün çoğunu örter, böylece kulun himmetini top­lar ve kalbini Rabbiyle birlikte hâzır kılar. Dış âzâları da muhalefetten ve nefsânî şehvetlerden korunur. Bundan dolayı derler ki: Taylasan halvet-i sugrâdır (küçük halvettir). İbni Hacer el-Heytemî der ki, tekannu sarığı kirlenmekten korur. Peygamberimiz aleyhisselam hicrete evine taylasan giyinmiş olarak çıktı. Nitekim hicrette gizlenmek zarureti vardır. Hatta İbni Abdisselâm der ki, taylasan bir kavmin sünneti ise, bunu terk etmek mekruh olur.”

Taylasan Hicaz’dan Mağrib’e, oradan da Endülüs’e yayılmıştır. Hala Fas ve Cezayir’de giyilir. Avrupa’ya buradan geçmiş, burada çok tutulmuştur. Keşişler tarafından hâlâ giyilir. Görülüyor ki kapişonlu veya kukuletalı elbiseleri giymek keşişlere benzemek kasdı olmadıkça mahzurlu değildir.


Sual:
Yüzük hangi parmağa takılır?

Cevap;
Erkekler için yüzüğü sağ veya sol elin serçe parmağına takmak sünnettir. Hazreti Peygamber yüzüğünü buraya takardı. Serçe parmağın yanındaki parmağa da takmak câizdir. Baş, işaret ve orta parmağa takılmaz. Zira Hazret-i Ali, orta ve şahâdet parmağını işaret ederek "Resûlullah aleyhisselâm yüzüğümü şu parmağa koymamı yasakladı" buyurdu. Taberânî’de de  “Yüzük ancak küçük parmakla yanındakine takılır” hadîs-i şerifi vardır. İbni Âbidin rehn bahsinde der ki: “Mürtehin, kendisine rehin olunan bir yüzüğü serçe parmağına takarsa ve kaybı hâlinde tazmin eder. Çünki maksadı korumak değil, kullanmak olur. Ama başka parmağa takarsa kullanmış değil, korumuş sayılır. Zira erkekler diğer parmaklara takmaktan men olunmuştur. Ancak mürtehin kadın olursa, hangi parmağına takarsa taksın tazmin eder. Çünkü kadınlar yüzüğü başka parmaklarına da takarlar”. Buradan anlaşılan serçe ve yanındaki parmak dışındaki parmaklara yüzük takmanın memnu oluşu erkeklere mahsustur. Nitekim hadis-i şerifte Hazret-i Ali “Resulullah yüzüğümü şu iki parmağa koymamı yasakladı” buyurmaktadır. Kadınlar ise âdete tâbidir.  Doğrusunu ancak Allah bilir.

Sual:
Necip Fazıl'ın vasiyetinde dediği bir şey var: ''Her ferdin, en aşağı yüz tevhid kelimesi okuyup sevabının mislini bana hediye etmesi... 70 bine dolması lazım'' Bu ne demektir? Tevhid kelimesi nasıl söylenir? Sevabının misli ne demektir?

Cevap;
Kelime-i tevhid, lâ ilâhe illallah demektir. Bunun 70 bin tanesine hatm-i tehlil denir ve imanlı ölmüş ise ölüye çok fayda eder. Azabı varsa kaldırır. Okuyan sevab kazanır. Bu sevabları başkasına hediye ederse, kendisinden azalmamak kaydıyla, bir misli o kimseye yazılır.
19 Aralık 2010 Pazar

Sual:
Tütün haram mıdır? Hakikaten zararlı bir şey midir? Sigaraya ilâve maddeler katıldığı için tütün ile şimdiki sigaralar aynı şey midir?  Nimet-i İslâm kitabında tütün için haram denildiğini söylüyorlar. Doğru mudur?

Cevap;
Tütün ihtilaflı bir meseledir. Mübah diyenler, haram diyenler ve mekruh diyen âlimler vardır. Nimet-i İslâm’da tütünün soğan ve sarımsak gibi kötü kokusu sebebiyle mekruhlardan olduğu bildiriliyor. Dinin hükmü de budur. Haram diyen, fıkıh kitabına dayanıyorsa bir şey denemez. Çoğu âlimler sıhhatli olup günde birkaç tane içen ve çocuklarının nafakasından kesmeyene mübah demişlerdir. Başkasına dumanıyla zarar vermemek de şarttır. Tütün ile sigaranın aynı şey olduğu söylenemez. Tütün saf bir maddedir. Fazlası her şey gibi zararlıdır. Bugünki fen bu zararları daha iyi ve kat’i analiz etmektedir. Sigara ana maddesi tütün olan başka bir şeydir. Çok kimyevî madde katılmaktadır. Çoğunun insana zararının kat’i olduğunu fen söylemektedir. Bu sebeple şüpheli şeylerden kaçınmak lazımdır. Sigara içmemek iyidir. İçerse de günde beş taneyi geçmemelidir.
25 Aralık 2010 Cumartesi

Sual:
Sakal kazımak haram mı? Mezahib-i Erbea kitabı da haram mı diyor?

Cevap;
Fıkıh kitaplarında sakalı kazımanın tahrimen mekruh olduğu; ancak dârülharbde bulunmak, emr-i maruf yapabilmek veya nafaka temin etmek gibi endişelerle kazımanın özür olduğu; genç ve güzel görünmek, gayrımüslimlere benzemek gibi sebeplerle kesmenin mekruh olduğu; sünneti hafife almanın mekruh; beğenmemenin küfr olduğu yazıyor. El-Fıkhu ale’l-Mezâhibi’l –Erbaa, dârülislâmda herkesin sakal bıraktığı bir zaman ve zeminde özürsüz kesmeyi söylüyor. Tahrimen mekruh, bir bakımdan haram gibidir.
25 Aralık 2010 Cumartesi

Sual:
Şüphe yakîni yok etmez ne demektir? Dinî konularda ben hep vesveseliyim. Şöyle oldu mu, böyle oldu mu diye bir şüphem bitip diğeri başlıyor. Bana yardım eder misiniz?

Cevap;
Şüphe, iyi bilinen bir şeyi iptal etmez. Abdest alındı. Bozulduğunda şüphe var. Bozulmadı kabul edilir. Abdest yakîndir. Bozulması şüphedir. Vesvese şeytandandır. İnsanı günaha, dinden çıkmaya kadar götürür. Vesvese vesveseyi çeker. Abdestte, temizlikte başlar. Namazda, oruçta devam eder. Alışveriş ve helâl lokmaya kadar sürer. Küfr mü değil mi diye insanı yiyip bitirir. Evlense, karı-koca münasebeti yapamaz. Biriyle yemek yiyemez. Çocuğunu sevemez. Nihayet aklını kaçırır. İki ilacı vardır: Birincisi fıkhı iyi öğrenmektir. İkincisi vesvese gelince aksini yapmaktır. Mesela abdesti bozuldu mu diye vesvese gelince, bozulursa bozulsun deyip böylece namazı kılmalıdır. Dinimiz en basit göçebelerin bile uyabileceği basit esaslar getirmiştir. Karışık değildir. Obsesif kişilikler vesveseye yatkındır. Vesvese biraz da kendini beğenmişlikten kaynaklanır. Yani kendisinin çok titiz ve hassas olduğunu, başkalarının böyle olmadığını düşünerek tatmin olur, böylece eksiklerini kapattığını düşünür, nefsi tatmin olur. Buna rağmen takıntılar geçmiyorsa, doktora gidip obsesyon tedavisi görülebilir.
29 Aralık 2010 Çarşamba

Sual:
İslâmiyette tırnak kesmenin âdâbı nedir?

Cevap;
Azami haftada bir defa el ve ayak tırnaklarını kesmek sünnettir. Bir haftadan fazla uzatmak mekruhtur. Cuma günleri tırnak kesmek müstehab ise de, uzamışsa bu güne tehir etmek mekruh olur. Bazen bir haftadan evvel kesmek gerekebilir. Kesilen tırnakları gömmek iyidir. Basılmayacak bir yere de serpilebilir. Bir torba içinde taşa bağlayıp denize atmak da olur. Çöpe atmak câizdir. Umumi yol ve meydanlara serpmek de çiğnenmesine veya cinlerin eline geçip büyü yapılmasına sebebiyet vereceğinden doğru olmaz. Helâya, lavaboya atmak mekruhtur. Yakmak âlimlerin çoğuna göre doğru değildir. Tırnak kestikten sonra hemen eller yıkanmalıdır. Tırnaklarını kesen, eğer yıkamadan vücudun bir yerini kaşırsa, bunun baras (alaca) hastalığına sebep olacağı bazı kitaplarda bildirilmiştir. Tırnaklarını sırayla kesmek sünnete muhaliftir. Rivayete göre Hazret-i Peygamber önceleri tırnaklarını sırasıyla keserdi. Bir Yahudi çocuğu bunu görüp, biz de böyle keseriz deyince, Yahudilere muhalefet için sıralı kesmeyi terk etti. Tırnak kesmenin usulü hakkında iki kavil vardır. Evvela sağ elin işaret parmağından başlanıp sırasıyla orta, yüzük ve serçe parmağı kesilir, sonra sol elin serçe, yüzük, orta, işaret ve başparmak kesilir, daha sonra sağ elin başparmağı kesilir. Ayak parmaklarında ise sağ ayağın küçük parmağından başlanıp, sol ayağın küçük parmağında bitirilir (İhyâ). Büyüklerimiz bu şekilde tırnak keserdi. İkinci usul de şöyledir: Önce sağ elin serçe, orta ve başparmakları, sonra yüzük ve işaret parmakları kesilir. Daha sonra da sol elin serçe, orta ve başparmakları, sonra yüzük ve işaret parmakları kesilir. Ayak parmaklarının tırnakları da aynı sıra ile kesilir (Cevâhir). Eller her zaman ayaklardan önce kesilir. (Şir’atü’l-İslâm)

Sual:
Erkek için bacak, göğüs ve sırttaki kılları almak câiz midir?

Cevap;
İbni Âbidin hazretleri “Göğüs üzerindeki ve sırttaki kılların tıraşı edebe aykırıdır. Kınye'de hüküm böyledir” diyor.  Haram ve mekruh olmadığı anlaşılıyor. Sırt kılları çirkin bir manzara hâsıl edebilir. Sırtı kaşındırabilir. Bu niyetle almak caiz olur. Yine İbni Âbidin'de şöyle diyor: Boğazının üzerindeki tüyleri tıraş etmesinde İmam Ebû Yûsuf'tan gelen rivayete göre bir beis yoktur.  Erkek için kaşlarını ve kendisini kadınlara ve kadınsı erkeklere benzetmeksizin yüzündeki tüyleri almakta herhangi bir beis yoktur".(Alışveriş Faslı).


Sual:
İnşaat şirketimiz bankalardan kredi kullanıyor. Bunlarla inşaatları yapıyor, malzeme alıyor, personel maaşı ve taşeron ödemelerini yapıyor. Belirli ilerleme seviyelerine gelince de istihkak düzenliyor, işverenden parasını alıp kredi geri ödemelerini yapıyor. Bu döngü sürekli yenileniyor. İdareler parayı mutlaka banka hesabına yatırıyorlar. Ayrıca ihaleye girebilmek için gereken teminat mektubunu da bankalar belirli hacimde kendileriyle iş yapan müşterilerine limit dâhilinde veriyorlar. Bu yüzden bankalar ile çalışmak ve bu limitleri arttırmak zorunluluğu var. Yeni kurulan bir şirketin iş hacmi belli seviyeye gelene kadar önceden para harcanıp sonra istihkak yapıldığından dolayı finansman açığı doğuyor. Şirket bundan önceki devirlerde bu açığı bankadan kredi kullanmak şeklinde çözmüş. Şimdi şirketin elinde kârlı gözüken bir iş var ve buradan elde edilecek kâr ile bir sene zarfında tüm kredilerin kapatılmasına niyet edildi. Bu niyet işi kurtarır mı?


Cevap;
Banka ile çalışmanın mahzuru yok. Ama bankadan kredi kullanıp faiz ödemek caiz değildir. Niyetle kurtulmaz. Şirketin daha fazla kâr edeceği kat’i değildir. Şirketler, ticarî firmalar sermaye ile kurulur. Sermaye olunca kredi almaya ihtiyaç kalmaz. Sermayesi olmayan firma ve şirket kurmaz, ücret ile çalışır.


Sual:
Aktüel enflasyon nisbetinden daha aşağıda bir nisbette faiz geliri caiz midir?


Cevap;
Enflasyon değil, altın kıymeti nazara alınır. Borçlu, borç aldığı gün ile ödediği gün arasındaki farkı altın kıymetine göre tazminle mükelleftir. Aksi takdirde alacaklı zarara uğrar. Bu faiz değildir. Önceden de mikdar bilinemez ve şart koşulamaz. Mamafih bugün bankaların ödediği faiz, umumiyetle bankaya yatırılan paranın altın üzerinden değer kaybından bile az olmaktadır.

Sual:
Selâm verilmesi uygun olmayan kimselere selâm vermenin hükmü nedir? Bunların selâmı alması gerekir mi?


Cevap;

Selâm vermek sünnettir. Hazret-i Peygamber, “Aranızda selâmı yayınız ki, Cennete selâmetle giresiniz” buyurmuştur. Bir başka hadîs-i şerifde ise  “Sabahleyin evinden çıkıp bir mümin kardeşine selâm verene Allahü teâlâ bir köle âzâd etmiş gibi sevap verir” buyurulmaktadır. Selâmın Mânâsı şöyledir: “Ben müslümanım, sen benden selâmet ve emniyet üzeresin, sana benden zarar gelmez. Selâma cevap da, “Ben müminim, sen benden selâmet ve emniyet üzeresin. Benden sana zarar gelmez” demektir. 

Verilen selâmı almak vâcibdir. Ancak bu vâcib selâm sünnete uygun verildiği zaman bahis mevzuu olur. Namaz kılana, hutbe okuyana ve dinleyene, ezan ve ikamet okuyana, Kur'an-ı kerim okuyana, zikr edene, hadîs-i şerif okuyana,  ders veren muallime, hüküm vermek için oturan hâkime ve fıkh müzâkere edenlere, abdest bozana, zevcesi ile meşgul olana, yemek yiyene selâm vermek mekruhtur. Aç olup da yemeğe davet edeceği umulursa yemek yiyene de selâm verilebilir.  Selâm verilmesi mekruh olan kimselerin selâmı almaları da vâcib değildir. Namaz kılan, hutbe veren ve ezan okuyan dışındakiler alırsa, zararı yoktur. Hatta sevab da kazanırlar. Zevceyi ile meşgul olmak demek, cinsi münâsebet ve bu münâsebetin mukaddimeleridir. Bir ihtiyaç varsa veya kalbi kırılacaksa gayrımüslime de selâm vermek câizdir. Yabancı kadınlara, avret yeri açık olana, şarkıcıya, satranç vs oyunlar oynayana, gayrımüslimlere de selâm vermek mekruhtur. Yabancı kadın yaşlı ise mekruh değildir. Satranç vs oyunları oynayan veya bir günah işleyene, velev ki bir an olsun o işten vazgeçmesi niyetiyle selâm vermek câizdir. Kadınların, yabancı bir erkeğin kendisine verdiği selâmı alması da mekruhtur. Yabancı erkeğe selâm veren kadının selâmını almak da vâcib değildir. “Selâm aleyküm” diye med ile selâm verene de cevap vermek vâcib olmaz. (İbni Âbidin, Namazı bozan ve namazda mekruh olan şeyler bahsi)

Dilenci gibi menfaat için selâm verenin de selâmına cevap vermek de vâcib değildir. Çocuklara selâm verilebilir. Bazı âlimler gayrımüslimlere selâm verilebilir, bazıları verilemez buyurdu. Fetvâ ikincisine göredir. Selâmı bilmeyen, hoşlanmayan, anlamayanlara veya dârülharbdeki gayrımüslimlere selâm vermenin mânâsı yoktur. Ayrıca zararlı da olabilir. Burada selâmlaşmak için kullanılan kelimeleri kullanmalıdır. (Tergibü’s-Salât, Namazın Sünnetleri faslı)



Sual:
Televizyonda, resimde, filmde, bilgisayarda avret yerine şehvetle bakmakla hürmet-i müsahere olur mu? Gözünün önüne avret yeri gelse, şehvet duysa, bunlarla hürmet-i müsahere olur mu? Kocanın amcasıyla, dayısıyla hürmet-i müsahere olsa, nikâh bozulur mu? Ya da kimlerle olursa bozulur?

Cevap;

Hürmet-i musahere bir kadınla cinsî temasta bulunmak yahud çıplak tenine ve başındaki saçına şehvetle dokunmak veya fercinin içine şehvetle bakmak suretiyle meydana gelir. Bu kadının annesi ve kızının o adamla evlenmesi yasak olur. Bu adamın oğlu veya babası da o kadına yasak olur. Dokunmak ve bakmakta şehvetin sınırı, erkeğin âletinin hareket etmesi yahut sertse hareketin ziyadeleşmesidir. Kadın veya yaşlılarda gönlün meyletmesi, ürpermesi, o kişi ile cinsî teması gönülden arzu etmektir.

İtibar, dokunurken ve bakarken şehvetli bulunmayadır. Binaenaleyh şehvetsiz dokunur da, sonra bu dokunmadan şehvete gelirse, hürmet-i musahere olmaz. Bakmakta da şehvet şarttır. Nitekim gözünü yumduktan sonra şehvete gelse hürmet-i musahere olmaz. Şehvetin baktığı kadına duyulması şarttır. Bakıp başkasını düşünerek düşündüğü kadına duyarsa hürmet-i musahere olmaz.

Bunun dışında şehvetle bile olsa bakmakla, TV, resim ve aynada yahud su ve cam içinde şehvetle bakmakla, hatta bakıp meni gelmekle hürmet-i musahere olmaz. Yalnızca kadının fercinin içine (yuvarlak kısmına) şehvetle bakınca olur. Bunun da meydana gelmesi çok ihtimal dışıdır. Kocanın amcası veya dayısıyla hürmet-i musahere olmaz. Yalnızca usul ve füru ile, yani adamın oğlu veya babası ile olabilir (İbni Âbidin, Namazın Şartları Bahsi, Haram Olan Kadınlar Bahsi).

Hürmet-i musaherenin kadından gelmesi fevkalâde zordur. Vesvese etmemeli, bu mevzuyu hiç düşünmemelidir.


16 Mart 2011 Çarşamba

Sual:
Avret yerinin yalnız iken de örtülmesi gerekir mi?

Cevap;
Avret yerini örtmenin farz olması namaz içine ve dışına şâmildir. Namaz dışında halk huzurunda örtünmek bilittifak farzdır. Tenha yerde ise sahih kavle göre farzdır. Ancak sahih bir maksaddan dolayı açmak câizdir. Sahih bir maksaddan dolayı avret yerini açmak helâya oturmak ve taharetlenmek gibi yerlerde olur. Yalnız başına yıkanmak için soyunmak hususunda birtakım kaviller vardır. Bazılarına göre yıkanmak için çıplak kalmak mekruhtur. Bazılarına göre inşallah ma'zurdur. Bir kavle göre beis yoktur. Diğer bir kavle göre az müddet de olursa câizdir. Başka bir kavle göre küçük hamam odasında câizdir. Küçük hamam odası ellerini iki yana açtığı zaman duvara değen odadan küçük odadır.
Namaz dışında tenhada örtmesi icap eden yerden murad mahremlerinin bakması câiz olmayan göbek ve dizlerin arası ile karın ve sırtıdır. Kadına evinde yalnız iken başını açmaya ruhsat verilmiştir. Onun için evlâ olan, mahremlerinin yanında ince ve altındakini belli eden bir başörtüsü sarmaktır.  (İbni Âbidîn, Namazın Şartları).

Sual:
Ben bir yurtta kalıyorum. Bu yurtta müdürün ajanları var. Bunlar öğrencilerin idareyi sevmemesine sebep oluyor. Mesela ben tatil günü bilgisayarla meşgul olursam, müdür bilgisayara çok takılma yoksa bilgisayarını alırım diyor. Odada ne olsa müdür hepsini biliyor. Yanlış anlaşılmak gibi kötü şeyler oluyor. Ajanlık yapanlar kul hakkına girer mi?

Cevap;
Kur’an-ı kerim insanların ayıplarını, günahlarını araştırmayı yasaklıyor. Ajanlık, ispiyonculuk, müzevirlik caiz değildir. Talebe arasında ispiyoncu bulundurmak fitne çıkmasına sebebiyet verir. Müslüman, bir din kardeşinin dine aykırı bir hareketini görürse, bunu tatlılıkla ikaz eder. Dinlemezse, kendisi bilir. Dinlemeyeceğini biliyor veya çok zannediyorsa yahud söylediği zaman fitne çıkacağından korkuyorsa, bir şey söylemez.  Kimseye de anlatmaz. Kalben bu hareketi tasvip etmez. Dinin emri budur. Ancak bir kimse kul hakkına taalluk eden bir şey yapmışsa, karşı taraf görenin şahit olmasını isterse, o zaman şahitlik yapar. Bunun dışında kimseye anlatamaz. Kendisinin veya başkasının günahını herkese anlatmak ayrı bir günahtır.
Talebe yurtları ile bu yurtta kalan talebe arasındaki münasebet, otel ile otelde kalanın münasebeti gibidir. Bu da fıkhın icâre akdi hükümlerine tâbidir. Müdür, talebenin amiri veya emiri değildir. Müdür, yurtta çalışan hizmetlilerin amiridir. İslâm hukuku hâdiseye böyle bakar. Dolayısıyla, yurtta kalan talebelerin hususî hayatına karışılamaz. Ancak umumî ahlak ve adaba aykırı davranılırsa veya başkaları
rahatsız edilirse yahud da talebe yurtlarını tanzim eden mevzuatın icab ettirdiği hallerde müdahale edilebilir.
Meselâ yurtta başkalarının yanında sigara içmek, şortla gezmek, yüksek sesle müzik dinlemek, hırsızlık yapmak, hakaret etmek, fiilî tecavüzde bulunmak, yurt eşyasına zarar vermek gibi haller buna misal gösterilebilir. Bilgisayarla meşgul olmak, sakal traşı olmamak, kot pantolon giymek, yurda geç gelmek, yurttaki konferanslara katılmamak gibi haller, müddet bitmeden akdi fesih hakkını vermez.
Yurt idaresi, başlangıçta canının istediği talebeyi yurda alır; istemediğini almaz. Başta yurttaki kaide ve prensipleri bildirir ve talebeyi bu şartla kabul edebilir. Buna kimse karışamaz. Ama yurda kabul ettikten sonra tek taraflı olarak talebeyi yurttan çıkaramaz. Sonradan kâide ve prensip koyamaz. Bir insanın zâtî hak ve hürriyetlerini ihlâl edici keyfî kâide ve yasaklar hiç getirilemez. Yurt idaresi talebenin yurtta kalmasını istemiyorsa, mukavele müddeti bitince, hiçbir sebep göstermek mecburiyetinde olmaksızın talebeye yurttan ayrılmasını söyler. Ders yılı içinde talebeyi yukarıda sayıldığı gibi haklı sebeplerden birisi mevcut olmadıkça yurttan çıkaramaz. Çıkarırsa, akde aykırı davranmış ve kul hakkına girmiş olur. Üstelik talebe yurtlarının, kendisine düşman kazanmasına sebebiyet verir ki bu da aklın kabul edeceği bir şey değildir.
Talebe, müdürü; müdür de talebeyi sevmek mecburiyetinde değildir. Talebe de bu yurtta kalmak istemiyorsa, çıkar. Kalmak mecburiyetinde ise, tahsili bitene kadar sabreder. İdarenin istemediği işleri yapmamaya, yapsa da göstermemeye dikkat eder. Münakaşa etmek doğru değildir. Haklı olduğu halde münakaşayı terk edene cennette köşk verileceğini Hazret-i Peygamber va’d etmektedir. Sabrın sonu selamettir.

15 Nisan 2011 Cuma

Sual:
Bir fıkıh kitabında Hadîka’dan naklen diyor ki: (Ehl-i kitabın dârülharbde kesmiş oldukları, aksi sâbit olmadıkça, temiz kabul edilir. Mecûsînin, kitapsız kâfirlerin etli yemeklerini yimek, onların kestiği kat’î bilinmediği için, tenzîhen mekrûhtur. Şimdi kasaptan alınan etler de böyledir.) Şimdi bizim kasaplardan veya marketlerden aldığımız etleri yememiz tenzîhen mekruh mudur?

Cevap;
Yukarıdaki ibareden anlaşılan şudur: Dârülharbde kasap eğer putperest, dinsiz veya mürted ise, bunun sattığı eti yemek tenzîhen mekruhtur. Çünki kendisinin kesme ihtimali vardır. Dârülharbde eti satan kasab Müslüman veya Ehl-i kitab ise hiç mekruh değildir. Kaldı ki o kitap yazıldığı zaman, eti satan kasaplar keserdi. Şimdi şehir ve kasabalarda et satan kasap ve marketlerin, o etin kesimiyle hiç alâkası yoktur. Kendileri kesmeyip mezbahadan alırlar. Kanunen de böyledir. Bu sebeple bugün Türkiye’deki Müslüman veya Ehl-i kitap kasap ve marketlerden alınan etlerde bir kerahet mevzubahis değildir. Böyle olmayanlardan da, kendilerinin kesmediği kati olduğu için et almak veya ikram ettikleri etli yemekleri yemek mübahtır.

Sual:
Fıkıh kitaplarında erkeklerin altın yüzük takması meselesi anlatılırken diyor ki: “Mâdenin rengi ve kaplaması değil, içi, cinsi muteberdir. Bunun için, meselâ altın yaldızlı gümüş yüzük takmak erkeklere de câiz olur. Gümüş kaplı altın, bakır yüzük, altın, bakır sayılırsa da, altın, bakır görülmedikleri, gümüş göründüğü için, takılması câiz olur”. Öyleyse gümüş yüzüğü altın kaplatıp kullanmak câiz olur mu?

Cevap;
Demir, tunç, platin, altın gibi erkeklerin takması câiz olmayan yüzüklerin üzerine gümüş bir astar geçirilirse, bu yüzük gümüş yüzük sayılır ve takmakta bir beis yoktur. Gümüş yüzük taşını altın çiviyle tutturmak veya gümüş yüzük üzerine altın nakışlar yapmak veya altın yaldız kaplamak câizdir. Yüzüğün üst dairesi altın olanı câiz değildir. Binaenaleyh altın kaplama yüzük takmak câiz olmaz, yaldız ile kaplama aynı şey değildir. (İbni Âbidîn, Hazer ve İbaha bahsi)

Sual:
İrem ismini koymak uygun mudur?

Cevap;
İrem Kur’an-ı kerimde geçer: “Görmedin mi yüksek direkli İrem'e rabbin ne yaptı?” (Fecr Suresi 7. âyet). İrem, Âd kavminin atasıdır. Veya Âd kavmine mensup bir kabiledir. Yüksek direkli tabiri, sütunlarıyla meşhur bir şehir inşa ettikleri veya uzun boylu oldukları yahut güç sahibi bulundukları manasınadır. Benzeri yaratılmamış bir kavim idi.
Âd kavmi 23 kabileden meydana gelir. Yemen ile Şam arasında yaşamışlardır. Uzun boylu, iri yarı, güçlü ve uzun yaşayan insanlardı. Bulundukları beldenin toprağı gayet münbit ve yağmuru bol idi. Her taraf yemyeşil, bağlar, bahçeler, rengârenk çiçekler, göz alabildiğince meyve ağaçları vardı. Adım başı pınarlar, akarsular bulunurdu. Bu belde İrem diye tanınmıştır. Büyük kaya parçalarını yontarak sütunlar haline getirip, muazzam binalar yaparlardı. Bu süslü binaların içinde havuzlar ve bahçeler bulunurdu. Zamanla aralarında fitne ve fesat yayıldı. Hazret-i Hud kendilerine peygamber olarak gönderildi. Fakat Rabbin davetini kabul etmedikleri için büyük bir kıtlık ile helâk edildiler.
İrem kelimesinin manası ve tarihî menşei hakkında tefsirlerde çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. İrem, bu kelimeyi erame şeklinde okuyan Mücâhid, Dahhâk ve Katâde gibi âlimlere göre alâmet, bayrak demektir. İbni Abbas’tan bir rivayette ise helak olmak manasına gelir. Erime benu fülanun, filanın oğulları helâk oldu demektir. İmam Mücâhid’e göre İrem eski bir ümmettin. İrem kelimesinin manası da kadim (eski) veya güçlü demektir.
Tarihçi İbni İshak, İrem’in Hazret-i Nuh'un oğlu Sam olduğunu söyler. Atâ’nın İbni Abbas’tan rivayetine göre Sam’ın oğludur. O halde Âd da İrem’in oğlu veya torunudur. Amâlika kavmi ve Medine (Yesrib) yerlileri bu soydandır. İrem’in bu kavimin atası veya annesi olduğu da rivayet edilir. Çünki hem müzekker, hem müennestir (maskülen-feminen). Yüksek direkli İrem’in bir benzeri daha evvel yaratılmamıştı” kavl-i celilinden dolayı İrem’in bir şehir olduğunu söyleyenler de vardır. Bağ-ı İrem “İrem bağları” lisanımızda meşhurdur. (Tefsir-i Kurtubî)
Şu halde, İrem ismini erkek veya kız çocuğa koymanın şer'en bir mahzuru yoktur. Çocuğa güzel bir isim konması Hazret-i Peygamber’in emridir. Ancak İrem, anıldığı zaman, Kur’an-ı kerimde helâk edilmiş bir kavim hatıra gelmektedir. Bu sebeple çocuğa bu ismi vermemek daha iyidir.

Sual:
Kadının çıplak ayakları ve sesi avret midir? Namaz kılarken ayaklarını örtmesi gerekir mi?

Cevap;
İbni Âbidin şöyle diyor: Kadının çıplak ayaklarının namazda veya namahreme göstermek hususunda avret olup olmadığı ihtilaflıdır. Yüz ve avuçlarda ihtilaf yoktur. Elin üstü ihtilaflı olmakla beraber, mutemet kavil açmanın caiz olduğudur. Osmanlı kadınları ihtiyatlı davranarak elbiselerinin kollarının ucunu üçgen şeklinde uzun yaptırarak ellerinin üstünü örtmesini temin ederlerdi. Ayaklarda da ihtilaf vardır. Esah kavle göre avrettir. Zira ayağın üstü gösterilmesi yasak olan ziynet yeridir. “Kadınlar, gizledikleri ziynetleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar!” ayet-i kerimesi bunu göstermektedir. Kollarda da ihtilaf vardır. Esah olan kolların avret olmasıdır.

Kadının sesi racih (tercih edilen) kavle göre avret değildir. İtimat edilen de budur. Bahr ve nehr’de böyledir. Mamafih Nevâzil’de buna muhalif kavl zikredilir ve Hazret-i Peygamber’in “Namazda olduğunu başkasına bildirmek gerektiği zaman tesbih erkeklere, el çarpmak ise kadınlara mahsustur” sözünü delil getirir. Kâfi’de “Kadın âşikâre telbiye yapamaz. Çünkü sesi avrettir” denilmiştir. Bu kavli tercih edenler de vardır. Muhît gibi. Hatta Feth, “Kadın sesini yükseltirse namaz bozulur” demiştir. Kurtubî gibi kadının sesi avret değildir diyenler ise şunu ilâve etmektedir: “Zekâsı kıt olanlar zannetmesinler ki biz kadının sesi avrettir, demekle konuşmasını kastediyoruz! Bu doğru değildir. Biz ecnebi erkeklerin hâcet düşerse kadınlarla konuşmasına cevaz veriyoruz. Yalnız kadınların yüksek sesle konuşmalarını, seslerini uzatmalarını, yumuşatmalarını ve ahenkli konuşmalarını câiz görmüyoruz. Çünkü bunlarda erkekleri kendilerine meylettirmek ve şehvetlerini harekete getirmek vardır. Kadının ezan okuması bundan dolayı câiz olmamıştır” (Şurutü's-Salât bâbı).

Sual:
Düğünde başkaları tarafından getirilen hediyeler karz (borç) hükmünde midir?

Cevap;
Bu sual Fetâvâ-yı Hayriye'de sorulup cevaplandırılmıştır. Hayrü’r-Remlî şöyle cevap vermiştir: Bu meselede yaşadıkları beldenin örfü muteberdir. Örfe göre karşılıklı olarak gönderiliyorsa, onun karşılığını aynen vermek gerekir. Eğer misliyattan ise misli verilir, kıyemiyattan ise kıymeti verilir. Eğer örf bunun aksine ise, yani onu karşılık beklemeden hibe yoluyla veriyorlarsa, onun hükmü de diğer hükümleriyle birlikte hibe (hediye) gibidir. O halde helâk edilirse, geri alınamaz.
İbni Âbidin hibe bahsinde der ki: “Bizim memleketimizde örf müşterektir. Evet, bazı köylerde düğünde gönderileni karz sayarlar. Hatta düğünlerde köyün kâtibini getirerek hediye edenleri ve hediyeleri yazdırırlar. Hediye edilen kişi de, birisi düğün yaptığında deftere müracaat ederek onun hediye ettiği değerde bir şey hediye eder”. Anadolu’nun bazı yerlerinde de böyledir. Hatta uzun zaman geçmişse, yüzü tutanlar, “Ben size daha önce şöyle bir hediye getirmiştim” diye hatırlatırlar.

Sual:
Hazret-i Ömer devrinde zekât toplayan memurların kadın olduğu rivâyeti ne derece doğrudur?

Cevap;
Kadı Ebu'l-Abbas Ahmed bin Said'in et-Teysîr fî Ahkâmi't-Tes'îr adlı eserinde şöyle deniyor: "Muhtesibde bulunması gereken şartlardan biri de erkek olmasıdır. Çünkü bu hususta erkek oluşu gerektiren sayılamayacak kadar sebep vardır. Bu hususta, Hazreti Ömer'in pazarlardan birinde Şifâ el-Ensâriyye adlı bir kadını -ki Süleyman bin Ebî Hasme'nin annesidir- hisbe vazifesine getirdiği karşı delil olarak ileri sürülemez. Zira hüküm gâlibe göredir, nâdire değil. Bu ise nevâdirdendir ve muhtemelen kadınların işleriyle alâkalı hususî bir mevzuda olmuştur."
İbnül-Arabî, Ahkâmü'l-Kur'ân'da "Ben onlara hükümdarlık eden bir kadın buldum" (Neml 27/23) âyet-i kerimesi ile alâkalı der ki: Hazret-i Ömer'in bir kadını pazarda hisbe ile vazifelendirdiği rivayet edilir ki sahih olmayan bu rivayete iltifat edilmez. Bu rivayet, bid’at ehlinin hadislerde yaptıkları desiselerdendir.

İbn Abdilber el-İstîâb'da şöyle der: “Semra bint Nehîk el-Esediyye, Resulullah aleyhisselâm zamanına ulaştı. Pazarlarda dolaşır, emri maruf ve nehyi münker ederdi. Bunu temin için de yanında taşıdığı bir kamçı ile insanlara vururdu”. İbn Abdilberr’in Semrâ’nın terceme-i hâline bakılırsa, Kadı İbni Sa'id'in "O kadının vazifesi kadınlarla alâkalı hususî bir mevzudaydı” sözü, İbnü’l-Arabî’nin sözündeki müşkili çözebilir.

Nitekim kadının tesettürsüz olarak cemaat içine çıkması, erkeklere karışması, onlarla görüşmesi kendisi için kolay ve rahat değildir. Zira o eğer gençse kendisine bakmak ve onunla konuşmak haramdır. Eğer örtüsüz olarak dolaşıyorsa, bu câiz değildir. Belki de Semrâ hicab âyetinden evvel bu işi yapardı. Veya tayin edilmeksizin, kendi inisyatifiyle yapardı veya İstîâb’da da geçtiği üzere çok yaşlıydı. (Kettânî, Terâtib)

Sual:
Altın veya gümüşün para ile veresiye ve taksitle satılmasının câiz olmadığını işittim. Kuyumcuyum. Altını peşin alamayacak olanlara satış yapmamak çok zordur. Nasıl hareket etmeliyim?

Cevap;

İbni Abidin ribâ bahsinde der ki: İmam Hanutî, kendisine sorulan «Altını fülus (para) ile değiştirirken birini peşin, diğerini vadeli aldığımızda hüküm nedir? sualine şöyle cevap vermiştir: «İkisinden biri kabzedilecek (peşin) olursa caizdir.» Fetâvâ isimli eserinde İmam Bezzâzî şöyle der: «Bir kimse yüz felsi, bir dirheme (gümüşe) satın alsa, iki taraftan birinin kabzetmesi yeterlidir. Gümüş veya altını fülus karşılığı satsa, durum yine aynıdır.» Muhitten naklen Bahır'daki ifadeyi de sözlerine ekler: Fetâvâ-yı Kâriu’l- Hidâye'nin şu ifadesine aldanmamak gerekir. O, «fülusun, altın ve gümüş karşılığı birinin peşin diğerinin vadeli olması caiz değildir» demektedir. Zira fukahanın tartı ile satılan bir malın yine tartı ile satılan bir mal karşılığı selam yoluyla alınması, satılması caiz değildir» sözlerini kendisine delil olarak zikretmektedir. Ancak felslerin, bir bakıma uruz mallardan olması itibariyle iki taraftan birinin kabzetmesiyle iktifa edilebilir.

Görülüyor ki, altın veya gümüşün para karşılında satışında, her ikisinin de peşin olması gerektiğini söyleyenler olmuş ise de, doğrusu, bir tarafın peşin olmasının kâfi geleceğidir. Bu bakımdan veresiye ve taksitle altın ve gümüş satmanız câiz olmaktadır. Ancak altının altınla, gümüşün de gümüşle değiştirilmesinde, iki tarafın da peşin olması şarttır. Bu bakımdan birisi size sikke altın getirip, bilezik istese ve elinizde bilezik yok ise, altını peşin alıp, bileziği sonra vermeniz mümkün değildir. Altını emanet veya borç olarak alabilir; bilezik gelince de satış yapabilirsiniz. Bileziği görünce almamasından korkarsanız, bunu istisna yoluyla yaptırırsınız. İstisnada müşteri şartlara uygun yapılmışsa reddedemez. Emanet veya borç olarak aldığınız altın ile takas edersiniz. Burada dikkat edilecek husus, altının ağırlığı ile bileziğin ağırlığının eşit olması şarttır. İşçilik için ayrıca ücret talep edebilirsiniz. Veya bilezik için ücret olarak para alırsınız, emanet altını da para ile satın alırsınız. Şâfiî mezhebinde sarraf, altını altın ile mübadele ederken, işçilik payı alabilir.



Sual:
Arefe günü cumartesiye gelirse bu gün oruç tutmak uygun olur mu?

Cevap;
Arefe günü, yani Kurban bayramından bir önceki gün oruç tutmak mendubdur, çok sevabdır. Ancak cumartesiye denk gelirse yalnız bu gün oruç tutmak mekruhtur. Tahrimen veya tenzihen mekruh oluşunda ihtilaf vardır. Aşure, Berat gibi mübarek günler de cumartesiye denk gelirse böyledir. Bunda Yahudilere benzemek olduğu için men edilmiştir. Nitekim onlar yalnızca bu güne çok tazim eder, diğer günlere ehemmiyet vermezler. Hazret-i Peygamber “Allahü tealanın üzerinize farz kıldığı oruçtan başkasını cumartesi günü tutmayınız! Üzüm dalından veya ağaç kabuğundan başka bir şey bulamasanız da, bunları çiğneyin de, oruçlu olmayınız!” buyurmuştur.  Muharrem’in 10. Aşure günü de tek başına oruç tutulmaz. Bir gün öncesi veya sonrası ile beraber tutulur. Bunun hakkında da hadis-i şerif vardır. Nevruz ve Mehrican’da oruç tutmak da mekruhtur. Şu kadar ki, Savm-ı Davud gibi bir gün tutup bir gün tutmuyorsa, adak veya kaza tutuyorsa, bir gün öncesini de tutmuşsa, o halde cumartesiye veya Nevruz, Mehrican gibi günlere denk gelen günlerde de oruç tutulabilir. Çünki bu, yalnız o günü tazim etmek değildir, benzeme mevzubahis olmaz. Zilhicce’nin başından itibaren oruç tutulmuşsa veya tevriye günü de tutulmuşsa, şu halde cumartesiye denk gelen arefe de tutulabilir. Bu halde oruç, cumartesine mahsus olmaz. Mekruh olmaz.
Cumartesi ve pazar günlerini beraberce tutmak mekruh olmaz. Çünki Ehl-i kitap bu iki güne birden tazim etmezler. Yalnız Pazar günü oruç tutmak hakkında açık bir hüküm olmamakla beraber, İbni Abidin’in ifadelerinden anlaşılan, yalnız bu gün oruç tutmanın da uygun olmadığıdır.
Yalnız Cuma günü oruç tutmak bazı âlimlere göre mendub, bazılarına göre tenzihen mekruhtur. Mekruh diyenler, oruç ibadetinin farz kılınmadığı yalnız bir güne tahsis edilmesine işaret etmişler, burada Ehl-i kitabın belli bir günü tazim etmesine benzerlik olduğunu söylemişlerdir. Cuma müminlerin bayramıdır. Allah o güne mahsus bir ibadet tayin etmiştir. Bunun dışında bir ibadeti o güne mahsus kılmak uygun olmaz. İmam Ebu Hanife ve Muhammed’e göre bu gün oruç tutmakta beis yoktur. İmam Ebu Yusuf’a göre Cuma günü oruç tutmayı men eden hadis-i şerif vardır. Hadis-i şerifte, “Diğer geceler arasında yalnız Cuma gecesini ihya etmek için ayırmayınız! Cuma gününü de oruç tutmakta diğer günlerden ayrı tutmayınız! Ancak birinizin âdeti olan oruç o güne rastlarsa, mahzuru olmaz” buyurulmuştur. Mesela sevdiği kimse gelirse oruç tutacağını adayan kimsenin sevdiği kimse Cuma günü gelirse, bir gün öncesini veya sonrasını tutmuşsa, kaza tutuyorsa o gün oruç tutması mahzurlu olmaz. (İbni Abidin, Oruç bahsi; Şir’atü’l-İslâm, Orucun faziletleri)


Sual:
Amerika’da doktora yapıyorum. Burada gayrimüslimlerle yan yanayız. Dinimizin en mühim şiarı hubbi fillah ve buğdi fillah. Bu konuda kendimizi nasıl kontrol edebiliriz? Bir örnek verecek olursak, mesela birisi bize hal hatır sordu, konuşuyoruz. Yaşadığımız herhangi bir sıkıntıyı anlatmak dostluk kurmak mı olur? Yoksa evimde musluk bozuldu, arabam bozuldu o yüzden biraz moralim bozuk gibi şeyler mi söylesek?

Cevap;
Gayrımüslimlerin dinini, itikadını ve bundan gelen kötü şeylerini sevmek, beğenmek caiz değildir. Buğd-i fillah, yani Allah için sevmemek bu demektir.Yoksa gayrımüslimleri iyi taraflarından dolayı sevmek yasak edilmemiştir. Bir insanın anne ve babası, zevcesi gayrımüslim olabilir. Bunları sevmeyecek midir? Gayrımüslimlerle daimi dostluk kurulması uygun görülmemiştir. Komşuluk, akrabalık, meslekdaşlık gibi sebeplerle görüşmek, arkadaşlık etmek, güler yüz göstermek, iyilik yapmak, davetlerine gitmek yasak edilmemiştir. Hatta bu zamanda belki faydalı bile olabilir. Bir müslümanı görür, onun güzel ahlakına bakarak Müslüman olabilir, hiç değilse Müslümanlığa düşmanlık etmezler. Büyüklerin hareketleri bizim için ölçüdür.

Sual:
Avrupa’da fakültede okuyorum. Zaman zaman laboratuvara insanlar kendi yaptıkları veya dışarıdan aldıkları bazı yiyecekler getiriyorlar. Bunları ikram ettiklerinde nasıl hareket etmek gerekir? Mesela hazır aldıkları kutunun üzerinde içinde ne olduğu yazıyor ve domuzdan gelen maddeleri biliyoruz. Okuduğumuzda bunu anlayabiliriz. Fakat ikram edildiğinde tâbi böyle bir şansımız olmuyor. Aynı şekilde kendi yapıp getirdiklerinde de içinde ne var diye soramıyoruz. Tâbii sormak emredilmiyor ama burada domuz ürünleri çok yaygın olduğu için insan rahat da edemiyor. Nasıl hareket etmek uygun olur acaba?

Cevap;
İkram edilen şeyde, yenmesi haram olan bir şey olduğu tecrübe ile anlaşılamadığı takdirde yemek câizdir. Kur’an-ı kerimde gayrımüslimlerin yiyeceklerinin Müslümanlar için temiz olduğu bildiriliyor. Hüsnü zan edip yenir.

Sual:
Hava parası almak caiz midir?

Cevap;
Normal şartlarda kira müddeti bittiği halde, çıkmak için kiralayandan veya bir başkasından hava parası istemek ve almak caiz değildir. Kira müddeti bitmeden kiralayan çıkarmak isterse, çıkmak için tazminat istemek câizdir. Bir kimse mülk sahibinin izniyle malda vitrin, dolap, makine, hark, su değirmeni, bina gibi şeyler yapmışsa, kira müddeti bittiği zaman çıkarılmak istenirse, kiracının bunlara karşılık bir tazminat istemesi caizdir. Buna hulüvv veya ferağ akçesi denir. (İbni Abidin, Alış-veriş bahsi)

Sual:
Yemekten sonra elleri uzatarak sesli olarak dua etmek caiz midir?

Cevap;
Hazret-i Peygamber, yemekten sonra ellerini açmadan, yani ileri uzatmadan dua ederdi.

Sual:
Alışveriş yapmak için dükkâna gelen travesti tabir edilen kişileri dükkândan kovmak caiz mi?

Cevap;
Asla uygun değildir. Travesti olmak en nihayet günahtır. Herkese güler yüz ve tatlı dil lâzımdır.

Sual:
Kadınların dışarıda alyans takmaları caiz midır?

Cevap;
Hanımların, alyans dahil hiç bir ziynetlerini nikâh düşen erkeklere göstermesinin yasak olduğu âyet-i kerime ile sabittir.

Sual:
Bazı din kitaplarında, günahlardan uzaklaşmadan zikr yapmaları, insanlara fayda yerine zarar verir diye okudum. Bazen tembellikle namazları aksatıyoruz. Zikr etmemiz yarar yerine zarar mı verir?

Cevap;
Burada kasdedilen seyrü sülûkdaki zikrdir. Zikreden kişi bazı haller görür ve kendini kemâle geldi zannedebilir. Bu bakımdan tehlikelidir. Yoksa günah işleyenin de zikr yapmasına bir mâni yoktur. Ancak günahtan sakınmaya ehemmiyet vermeyenin ibadetlerinden sevab alamayacağı kitaplarda yazılıdır.

Sual:
Bekçi köpeğim var, bunun kuyruğunu kestirmek istiyorum. Dini bakımdan mahzuru var mıdır?

Cevap;
Kuyruğunu kesmenin ciddi bir menfaati varsa canını acıtmadan kestirilir.Yoksa caiz değildir.

Sual:
Yılanı nerede görürseniz öldürün deniliyor; caiz olduğundan bahsediliyor. Bu konuda hadîs-i şerif var mıdır?

Cevap;
Hadîs-i şerifin meali şöyle: (Evde yılan görüldüğünde ona şöyle deyiniz: "Nuh ve Davud oğlu Süleyman'ın senden aldıkları ahde dayanacak bize ezâ vermemeni istiyoruz." Buna rağmen yine de size yönelirse onu hemen öldürün). Bir başkası da şöyle: (Yılanları öldürün. Küçük büyük beyaz veya siyah olsun, kim yılan öldürürse Cehenneme fidye olur. Ve yılan da kimi öldürürse o şehiddir). İnsanlara zarar vermesi sebebiyle öldürülmesi emrolunmuş.

Sual:
Buffalo, zürafa, zebra, kanguru, midilli ve deve kuşu gibi hayvanların etinin yenilmesi helal midir?

Cevap;
Buffalo, zürafa, zebra, kanguru ve deve kuşu yenir. Midilli İmam Ebu Hanife’ye göre mekruhtur.

Sual:
Evde şempanze beslemek caiz midir?

Cevap;
Ehli hayvan beslemek caizdir.

Sual:
Çocuklara Allah'ın isimlerinden olan "Hâlık" isminin konulması caiz mi? Abd sözü ile başlayan isimler kız çocuğuna neden konulmuyor?

Cevap;
Hâlık, samed, rahman gibi Allahın zâtî isimleri konmaz. Başına abd ilâve edilirse olur. Aziz, Mecid gibi sıfatlar insanlara da tek başına konabilir. Abd, erkek köle demektir. Kadın için kullanılmaz. Kadın için bu gibi isimler kullanmak âdet olmamıştır.

Sual:
Levitasyon hakkında bilgi verir misiniz? (Levitasyon: Hindistan ve Tibet'teki insanların havada durabilmeleri)

Cevap;
Bir insan aç kalarak nefsini terbiye ederse, kendini tam kontrol ederek, konsantrasyon sayesinde bu gibi işleri yapabilir.

Sual:
Ruh çağırmanın İslâm inancındaki yeri nedir?

Cevap;
Ruh çağırmak aklen mümkündür. Ama İslâm inancına göre, sâlih insanların ruhu, kendilerini çağıran fâsıklara gelmez. Müslüman olmayanların ruhu ise azapta olduğu için gelemez. Cin gelip ruh gibi numara yapar. Çağıranlarla dalga geçer. Onlar da ruh geldi zanneder. Hakiki ruh çağırma şöyle olur: Müslüman hürmet ettiği bir mübarek zatın isimini anar, onun hayatını okur, kitabını okur, o zâtın ruhu orada hazır olur. Olunca oraya rahmet yağar, oradakiler istidatları kadar feyz alır. Sâlihlerin anıldığı yere rahmet yağar, hadis-i şeriftir. Diriler, ölülerini hayırla andıkları zaman, onun ruhu için hayır ve hasenat yaptıkları zaman, ruhu azapta değil, serbest ise gelebilir veya rüyada görünür.

Sual:
Esrar, afyon gibi uyuşturucular hakkında dinî hüküm nedir? Haramlık dereceleri içki gibi midir?

Cevap;
İçkilerin bile haramlık derecesi aynı değildir. Az içmekle çok içmek de haramlık derecesi bakımından aynı değildir. Bunların ilaç, narkoz olarak kullanılması ve satılması caizdir.

Sual:
Online kumar oynatan bir internet sitesinde çalışmanın dinî hükmü nedir?

Cevap;
Dârülislâmda İmameyn’e göre tahrimen mekruh, İmam Ebu Hanife’ye göre câizdir. Dârülharbde ikisine göre de câizdir. Ama kazancı tayyib, bereketli değildir.

Sual:
Kemik tozundan elde edilen porselenleri kullanmak helal midir?

Cevap;
Domuz dışında her hayvanın kemikleri temizdir.

Sual:
Ay-yıldız veya Arapça Allah yazısı olan bir madalyonu boyundan asıp gezdirmek caiz midir? Bazı insanlar bunun küçük şirk olduğunu söylüyorlar?

Cevap;
Mahzurlu değildir. Şirkle alakası yoktur. Bereket ve korunmak için takılır. Arapça yazı, âyet-i kerime ise helâya girerken örtmelidir. İnsanların düşmanlığını çeken şeyleri yapmamalıdır.

Sual:
İçki de satılan yerden alışveriş yapmanın hükmü nedir?

Cevap;
İçki satmayan emsali varken yapmamak iyidir. Ancak kazancı helâl ve haram karışık olan ile akid yapmak sahihtir. Şu kadar ki, içki satışının semeni, para üstü olarak alınmaz. Ama kasaya koyup diğer paralarla karışırsa, almak câiz olur.

Sual:
İçki için fıçı üretimi; içki partileri için mekân hazırlama işinde çalışmak caiz midir? Bu kişinin kazancı helâl midir?

Cevap;
İkisi de câizdir. Nitekim İmam Ebu Hanife’ye göre ücret ile zimmînin şarabını taşımak, üzümünü toplayıp sıkmak, kilise tamir etmek caizdir. Çünki işin bizzat kendisinde günah yoktur. Ancak tayyip, bereketli kazanç değildir.

Sual:
Fotoğraf stüdyosu açmak caiz midir? Kazandığım para haram mı olur?

Cevap;
Câizdir. Ayna satmaya benzer. Çünki fotoğraf çekmek ile canlı resmi yapmak aynı şey değildir. Mısır başmüftüsü Bahîtü’l-Mutiî bu hususta bir risale kaleme almıştır.

Sual:
İçki reklamı olan formalarla spor yapmak caiz midir? Spor yaparken nelere dikkat etmek gerekir?

Cevap;
Mekruhtur. Başkalarının görmesi dinen câiz olmayan yerlerinin açılmamasına, farzların terk edilmemesine, oyun üzerinde kumar oynanmamasına (başkası ile bahse girişmek veya başkaları bu oyun üzerine spor-toto gibi bahis oynamak gibi) dikkat etmelidir.

Sual:
Koro halinde söylenen ilâhî ve mevlid gibi manzumelerin Hıristiyanlıktan kaynaklandığı öne sürülüyor. Bunun doğruluk derecesi nedir?

Cevap;
Koro halinde ilahi ve mevlid söylemenin dinle bir alakası yoktur. Adettir. Mahzuru olmaz.

Sual:
Peygamber Efendimiz'in za’feranla boyanmış elbiseleri giymeyi yasakladığını, hatta yakılmasını istediğini bildiren rivayete göre, sarı renkli elbise giymek günah mıdır?

Cevap;
Tamamı sarı veya kırmızı elbise giymenin mekruh olduğunu bildiren zayıf kaviller vardır.

Sual:
Bir muhasebeci, vergi kaçıran mükelleflere göz yummaktan ve onlara yardımcı olmaktan dolayı mes'ul olur mu?

Cevap;
Müşterilerinin kabahatlerini araştırmakla mükellef değildir. Gerekirse kendilerine bir defa ikaz eder. Nitekim fıkıh kitaplarının vekâlet bahsinde, dava vekilinin müvekkilinin aleyhine beyanda bulunamayacağı yazar.

Sual:
Çocukları okula göndermeyip çalıştırmak haram mıdır?

Cevap;
Babanın çocuğuna hayatta lâzım olacak bilgileri öğretmesi vecibedir. Bugün bunlar kısmen mekteplerde veriliyor. Ancak her çocuk okuyacak diye bir kaide yoktur. Zeki ve kabiliyetli çocuklar okur. Okuyamayacak olanlar, istidatlarına göre mesleğe yönlendirilir. Okumayacak çocuğu okutmak, hem çocuğa kötülük olur; hem de istidatlı olanların önünü kesmek demektir. Bu bakımdan okumayacak çocuğu okutmamak, hayırlı olur. Bir meslek öğrenmiş olur. Mektebe gitseler, belki asalak olacaklardır. Bu bakımdan, ebeveynin, çocuğu için hayırlı görerek onu okutmaması, mesleğe yönlendirmesi caiz, hatta iyidir. Hiç okutmayıp meslek de öğretmemek, ebeveyn vazifesini yerine getirmemek olur ki günahtır. Anne-babanın ihtiyacı varsa, çocuğu bünyesine uygun işte çalıştırmaları ve getirdiğinden nafaka yapmaları caizdir. Ancak yine de çocuğa din ve dünya bilgilerinden yetecek kadar öğretmeleri farzdır.

Sual:
Veznedar, gün sonunda fazla çıkan paraları alabilir mi? Bunlarla diğer günlerdeki açıkları kapatabilir mi?

Cevap;
Fazla çıkan paralar verenin rızasıyla verilmişse veznedarındır. Değilse lukatadır. Sahiplerine geri vermelidir. Sahibi çıkmazsa fakirse alabilir.

Sual:
Dinî bir bayram olmayan Halloween/Cadılar Bayramı’nı, eğlence niyetiyle kutlamak günah mıdır?

Cevap;
Âdettir, günah değildir. Gayrımüslimlerin küfr alâmeti olmayan âdetlerini, iki Müslüman yapsa, üçüncüsüne günah olmaz.

Sual:
At, eşek ve katır sütü içmek haram mıdır?

Cevap;
At sütü helâldir. Ehlî eşek ve katır eti ve sütü tahrîmen mekruhtur. Yalnız Mâlikî mezhebinde helâldir.

Sual:
İnternette online “Fantezi Futbol” diye bilinen oyunu oynamak haram mıdır?

Cevap;
Diğer oyunlar hükmündedir.

Sual:
Askerde iken, komutanlara içki servisi yapmak caiz midir?

Cevap;
Zaruretler yasakları mübah kılar. Bu işin meraklısı vardır; ona bırakmalıdır. Yapamıyorsa caiz olur.

Sual:
At yarışları caiz midir? Hipodromda at antrenörlüğü, at işletmeciliği, veterinerlik gibi meslekler caiz midir?

Cevap;
At yarışı oynamak kumardır, caiz değildir. Bahsettiğiniz işlerin kendisi haram değildir.

Sual:
Çaycının, dem iyi çıksın diye, çaya karbonat atması caiz midir?

Cevap;
Müşteriyi aldatmak haramdır.

Sual:
İmam-ı Azam Ebu Hanife’ye ve bazı sahabelere dayanarak, şarabın dışındaki (rakı ve bira gibi) sarhoş edici alkollü içkileri, sarhoş etmeyecek kadar içmenin caiz olduğunu söyleyenler var. Meselenin gerçek yüzü nedir?

Cevap;
Üzüm ve hurmadan yapılmayan alkollü içkilerin İmam Ebu Hanife ve Ebu Yusuf'a göre sarhoş etmeyecek mikdarını, eğlence ile olmayarak, iştah için, sıhhat için, yemeği yutmak için vs sebeplerle içmek caizdir. Çünki bu iki âlime göre şarap, üzüm ve hurmadan yapılır. Diğerleri, ancak sarhoş ederse veya fâsıklar gibi içilirse haramdır. İmam Ebu Hanife “Ben nebîze haram diyemem, çünki sahabilerden içenler olmuştur. Ama içmeyi tercih etmem, çünki çoğu sarhoş etmektedir” demiştir. İmam Muhammed’e göre alkollü içkilerin hepsi ve damlası bile haramdır. Fetvâ da böyledir. Rakı üzümden yapılır ve ittifakla haramdır. (İbni Abidin, Eşribe) 

Sual:
İçkili otellerde kalmak ve yemek yemek caiz midir?

Cevap;
Yapılan işin kendisi haram değildir. Malı haram ile karışık olan kişiyle muamele yapmak câizdir.

Sual:
Huzurevinde çalışan kişi, o insanları yıkamak durumunda kalıyor. Bunun gibi şeyleri yapmak dinen câiz midir?

Cevap;
Doktor gibidir. Câizdir. Zaruretler memnuları (yasakları) mübah kılar.

Sual:
Resulullah aleyhisselâmın kuşların peşinden koşmayı câiz görmediğine dair bir hadis var mı?

Cevap;
Çatıda güvercin beslemek, başkalarının bahçelerinde olup biteni ve onların mahremiyetlerini öğrenmeye sebep olduğundan tasvip edilmemiştir. Yoksa evde kafese alışkın kanarya gibi kuş beslemek câiz, hatta makbuldür.

Sual:
Park ve bahçeleri dizayn ederken, çim ve çiçeklerin arasına ördek, köpek, ceylan vb. hayvanların heykellerinin konulması haram sınıfına girer mi?

Cevap;
Heykel hükmünde ise de, eve dikilenlerden daha hafiftir.

Sual:
Belediyeden izin alınmadan yasak olan yerlere ev yapmak caiz midir, kul hakkına girilmiş olur mu?

Cevap;
Müslüman dine de, kanunlara da riayet etmelidir. Suç işlemek, kendisini tehlikeye atmak demektir. Neticesinde ceza vardır. Bu ise dinen caiz değildir.

Sual:
Bazı kuruluşlar, halktan yardım toplamak maksadıyla çekiliş düzenliyorlar. Böyle bir çekilişe katılmakta mahzur var mıdır?

Cevap;
Hayır için değilse, yani elde edilen paralar, fakirlere, muhtaçlara dağıtılmıyor veya bir hayır işine sarfedilmiyorsa, kumardır, mahzurludur.

Sual:
Namaz kılmayana kız verilmez ve kestiği yenilmez deniliyor. Bu doğru mudur?

Cevap;
“Fâsığa kızını veren mel’undur” hadîs-i şeriftir. Ancak böyle kişinin kestiği yenir.

Sual:
Bazı İslâm büyüklerinin insanları imamlık ve müezzinlik yapmaktan, başkasına kefil ve vasi olmaktan men eden ifadelerine rastlıyoruz. Bu ifadelerde ne anlatılmak istenmektedir?

Cevap;
Bunlar veballi işlerdir. Ehliyet ve adalet gerektirir. Herkes bunu beceremez. Kul hakkına ve günaha düşer. Nitekim Hazret-i Ömer, vasi olmak ilk defasında saflık, ikinci defasında ahmaklık, üçüncü defasında hâinlik demektir buyurmuştur. Ancak bu işler yerine göre farz veya sünnet-i kifâyedir. Yapılmazsa, herkes günaha girer veya kerâhate düşer. Onun için kendine güvenenin böyle bir işe girişmesi, girişmeden evvel de fıkıh kitaplarındaki hükümlerini öğrenmesi ve mümkün mertebe adalete riayet ederek vazife yapması gerekir. İmam, müezzin, kadı, kefil, vekil, vasi olmak çok sevaplı işlerdir. Nitekim İmam Ebu Hanife, kendisine yapılan kadılık teklifini adaletle hükmedemeyeceğinden korkarak kabul etmemiş, bu yolda işkencelere maruz kalarak vefat etmiştir. Talebeleri İmam Ebu Yusuf, Züfer ve Muhammed ise kadılık vazifesi kabul edip insanlara faydalı olmayı tercih etmiştir. Herkesin ve her devrin hâli başkadır. Demek ki hakkıyla vazife yapamayacağından korkan kimsenin böyle işleri kabul etmemesi takvâ, etmesi fetvâdır. İhlâsla hareket edene Allah yardım eder. Nitekim "Kim Allah'ın dinine yardım ederse, Allah da ona yardım eder; ayağını sağlam tutar" âyet-i kerimedir.

Sual:
Panik atak hâlinde neler yapılmalı ve hangi duaları okumalıdır?

Cevap;
Sıkıntılı zamanlarda 500 lâ havle ve lâ kuvvete illâ billah okumak hadîs-i şerif ile bildirilmiştir. Her yüz sonunda illâ billahil aliyyil azîm demelidir. Başta ve sonra 100'er Allahümme salli alâ Muhammed demelidir. İnanarak okumalıdır. Doktora da gitmelidir.

Sual:
Başörtüsü omuzlara dökülmeli mi yoksa yakayı kapatsa yeterli mi? İnce başörtüsü kullanmak caiz mi?

Cevap;
Omuzlar örtülü ise, yakayı kapatsa kâfidir. Omuzlara dökülmesi iyidir. İçini (saçları) gösteren başörtüsünün yok hükmünde olduğunu Hazret-i Peygamber bildirmektedir.

Sual:
Bir kadının dışarıda topuğu ve ayak parmakları görünecek ayakkabı giyinmesi caiz midir?

Cevap;
Kadının ayağının avret olmadığını söyleyen kaviller varsa da zayıftır. Bunlar da namazda kerahetle câiz görür, namaz dışında cevaz vermez. Ayakta kalın çorap varsa mahzuru olmaz. (İbni Abidin-Şurutü's-Salât bâbı)

Sual:
Gelinlik giymek caiz midir? Gayrımüslimlerin âdeti olduğundan dolayı nikâh merasiminde gelinlik giyilebilir mi? Gelinlik tesettüre aykırı düşer mi? Tesettüre uygun gelinliğin yabancı erkeklerin görmesinde bir mahzur var mıdır?

Cevap;
Gelinlik âdete tâbidir. Eskiden kırmızı renkte olurdu. Şimdi beyaz olması âdet olmuştur. Bu bakımdan şer’en mahzurlu değildir. Kadınların arasında tesettüre uygun olmasa bile giyilebilir. Şu kadar ki kadının kadına bakması câiz olan yerlerini nazara almalıdır. Derin dekolte veya transparan ile kadınların yanına da çıkılamaz. Çünki kadının kadına karşı göbek ile diz kapağı arasını örtmesi farz, göğsü, sırtı ve karnını örtmesi vâcibdir. Yabancı erkeklere kapalı bile olsa gösterilemez. Çünki ziynettir. Eski düğünlerde, gelinlik giymiş gelinin evden çıkarken üzerine manto veya bir örtü örtüldüğünü gördük.

Sual:
Bazı milletlerarası hava meydanlarında emniyet gerekçesiyle vücut hatları belli olacak şekilde elektronik tarama yapılmaktadır. Böyle bir uygulamaya maruz kalacak olursak ne yapmalıyız?

Cevap;
Şer’en bir mahzuru yoktur. Aynadaki görüntü gibidir. Kendi görüntüsü değildir. Olsa bile, kanunun emri ikrahtır, zarurettir.

Sual:
Bazı memur ve işçiler sıhhatli günlerinde bile hasta raporu alıp şahsî işleriyle meşgul oluyorlar. Bunların çalışmadıkları günün ücretini hak ettiklerini söylemek mümkün müdür?

Cevap;
Hususi firmada veya hakiki şahsa çalışıyor ise, aldığı para haram olur. Memur ise, hakikî şahıs olmayan devlete karşı bir günahtan söz edilemeyecek olsa bile, bundan birisi zarara uğramışsa memur günaha girer.

Sual:
Yıllık iznim dosyama eksik işlendiği için, iki gün izin hakkım varmış gibi gözüküyor. Bunu kullanmak kul hakkına girer mi?

Cevap;
Aldatmak câiz değildir. Âmirinize gidip gerçeği anlatmanız, size daha fazla avantaj temin eder.

Sual:
Bazı kişiler bankalara prim yatırarak ikinci emeklilik hakkı kazanıyorlar. Dinen bu özel emeklilik câiz midir?

Cevap;
Garer (belirsizlik) bulunan bir muamele olduğundan dârülislâmda câiz değildir. Dârülharbde İmam Ebu Hanife ve Muhammed’e göre câizdir.

Sual:
Ticari maksatlı toplantı, düğün ve seminer salonu işletmek caiz midir? Günümüz düğünlerinin birçoğunda, kadınlı erkekli aynı salonda ve müzik eşliğinde düğün yapılmaktadır. İçkisiz olmak şartıyla, böyle bir iş yeri işletebilir miyim?

Cevap;
Seminer salonu işletmenin mahzuru yoktur. Düğün ve sair eğlencelerde helâl ve haram karışık ise, kendisi işletirse, günaha vesile olmak mekruhtur. Kendisi işletmez de mülkünü kiraya verirse bunun kendisi haram olmadığından içkili düğün yapsalar bile mülk sahibine câizdir.

Sual:
Teknokask, laptop gibi teknolojik mamulleri yangın, kırılma ve benzeri haller için sigortalatmak câiz midir?

Cevap;
Dârülislâmda câiz değildir. Dârülharbde İmam Ebu Hanife ve Muhammed’e göre kazâ sigortası yapmak ve yaptırmak câizdir.

Sual:
Siftah açmak hakkında bilgi verir misiniz? Halk arasında, sabah siftah yaptığımızda parayı yere atmak, sakala sürmek hurâfe mi, yoksa dinimizde böyle bir şey var mı?

Cevap;
Yere atmak paraya kıymet vermemeyi, sakala sürmek ise bereket ve kanaati ifade eder. Dinimizde yok ise de gelenek olmuştur. Mahzuru yoktur.

Sual:
Nakit paraya sıkıştığımızda, kredi kartı ile altın alıp bunu hemen geri bozdurmak ve bu parayı kullanmak câiz midir?

Cevap;
Altının, kâğıt para karşılığı taksitle veya kredi kartıyla alınması câizdir. Alınınca mülkü olur, dilediğini yapabilir.

Sual:
Ülkemizin kalkınması için yerli mallarını mı tercih etmeliyiz? Bu durum yabancı ülkelerle dostluk bağlarımızı koparıp ırkçılık yapmamız manasına gelir mi?

Cevap;
Yerli veya yabancı mal satın almanın dinen ve hukuken bir hükmü yoktur. Hangi ülkeden olursa olsun kaliteli malı tercih etmelidir. Yerli malını üretenlerin de ekseriya Türk-İslâm kültürüne bağlı kimseler olduğu söylenemez.

Sual:
İslâmiyete göre, vergi vermenin ve fatura kesmenin hükmü nedir? Bir alışveriş yaptığımızda fiş veya fatura alma mecburiyeti var mıdır? Fiş vermeyen günaha girer mi?

Cevap;
Müslüman kanunlara riayet etmeli, suç işlememelidir. Aksi takdirde ceza ve zarara uğrar ki bu dinen câiz değildir.

Sual:
Mal almak için birisine para verilse, o kişi de malı ucuza alsa, kalan parayı kendisi için alabilir mi?

Cevap;
Vekil, müvekkil gibidir. Malı kaça almışsa, müvekkilinden o kadar alabilir. Müvekkili rıza gösterirse veya önceden ücretli vekâlet için anlaşılmışsa alabilir. Malı pahalıya almışsa, aradaki farkı da kendisi karşılar, müvekkilinden alamaz veya malı kendisi alır müvekkilinden aldığı parayı iade eder.

Sual:
Kumar oynayan bir site ile ortaklık kurmak, web sitemizin modelini verip hisse almak câiz midir?

Cevap;
Kumar oynamak caiz değildir. Kumar oynatan site ile ortak olmak İmam Ebu Hanife ve Muhammed’e göre dârülharbde câizdir. Çünki kasa her zaman kazanır.

Sual:
Emitasyon, sahtecilik, bir başka deyişle meşhur markaların ismiyle sahte elbise üretmek marka taklidi yapmak câiz midir?

Cevap;
Burada sahtecilik yok, taklit vardır. Marka sahibi râzı değilse, câiz olmaz. Marka sahibi râzı ise, fark bâriz ve müşteri kandırılmıyorsa câizdir.

Sual:
Tasavvufta dünyayı terk etmenin gereği üzerinde duruluyor. Ancak bu sebeple Müslümanların geri kaldığı da söyleniyor. Sizce bizim dünyaya bakışımız nasıl olmalıdır?

Cevap;
Dünyayı terk etmekten maksat, dünyada Allah için olmayan şeyleri, yani günahları, hırsı, faydasız şeyleri terk etmek demektir. Dünyalık, para, makam için, dinin emirlerini terketmek uygun değildir. Müslüman dini için dünyalık verir. Mesela günah işlememek için makam, para ve saireden vazgeçer. Tasavvuftaki dünyayı terk etmekten maksat budur. Bir lokma, bir hırka telâkkisi değildir. Bunun İslâm tarihinde pek çok misali vardır.

Sual:
Kadınlar cemaatle namaz için câmiye gidebilir mi?

Cevap;
Dinin emirlerinin yeni tebliğ ediliyor olması sebebiyle Hazret-i Peygamber ilk zamanlar kadınların câmiye cemaate gelmesine müsaade etmişti. Kendisine “Seninle namaz kılmayı seviyorum ya Resulallah” diyen sahabe-i kiramdan Ebu Humey es-Saidînin hanımına, “Evet, biliyorum. Şu var ki, kendi evinde kılacağın namaz, mescide kılacağın namazdan daha hayırlıdır. Kadınların en hayırlı mescidleri, evlerinin en tenha köşesidir” buyurdu (Müsnedü İmam Ahmed, Sahihu İbni Hüzeyme, Sahihu İbni Hibbân). Bu hanım vefatına kadar hep evinde namaz kıldı. Bu sebeple Abdullah bin Ömer, Cuma namazı için câmiye gelen hanımlara “Ey hanımlar, buradan çıkıp evlerinize dönseniz, sizler için daha hayırlıdır buyurdu (Taberânî). Bu bakımdan İmam Ebu Hanife, çok yaşlı hanımların öğle ve ikindi namazı dışındaki namazlarda cemaat için câmiye gelmesini câiz, bunun dışındakileri mekruh görmüştür. Sonra gelen âlimler zamanın bozulmasını sebep göstererek yaşlı olsun, genç olsun kadınların cemaata gitmesinin cuma, bayram ve vaaz için bile olsa mutlak surette mekruh olduğunu söylemiş; İmam Ebu Hanife’nin ihtiyar bir hanımı cemaate gitmekten men etmesini delil göstermiştir. Müftâbih olan da budur. Hatta kadınların iktidâsının sıhhati için imamın kadınlara imamete niyet etmesi lâzım olduğu halde, bazı fakihler câmiye gelen kadınları gördüğü halde imamın onlara niyet etmeyeceğini, çünki kadınların câmiye gelmesinin mekruh olduğunu söyler. Kadınların cenazeye çıkmasının da tahrimen mekruh olduğu fıkıh kitaplarında yazar. Nitekim Hazret-i Peygamber, cenazeye gelen kadınlara, “Sevap kazanarak değil, günaha girmiş olarak dönün!” buyurmuştur (İbni Mâce). Hazret-i Âişe de der ki: “Rasulullah aleyhisselâm, kendisinden sonra kadınların ne âdetler çıkardığını görse idi, Benî İsrail'in kadınları men edildiği gibi mutlaka onları men ederdi”. Bu sebeple kadınların cemaate gidemeyeceği hükme bağlanmıştır. Ama seferde, çarşıda yalnız namaz kılmak için gidebilir.  (‘İbni Âbidin, Cemaatle Namaz, Cenaze; İmam Şa’rânî, Uhûdü’l-Kübrâ, Şir’atü’l-İslâm)

Sual:
Tüp bebekle çocuk sahibi olmak caiz midir, şartları nelerdir? Cinsiyet tesbit usulleri caiz midir? Kur’an-ı kerimde bebeğin cinsiyetini Allahtan başka kimsenin bilemeyeceği yazıyormuş.

Cevap;
Aralarında nikâh bağı bulunan kadın ve erkek arasında yapılması şartıyla câizdir. Ancak kadının avret yerini zaruret olmadan başkası göremeyeceği için, kadın rutin jenital muayene için doktora gittiğinde tüp bebek muamelelerinin yapılması mümkündür. Çocuğun cinsiyetini tesbit etmek câizdir. Bu, gayb sayılmaz. Âletle anlamak gözle görmek gibidir. O halde gayb değildir. Kur’an-ı kerimde mealen “Rahimlerde ne olduğunu Allah’dan başka kimse bilemez” buyuruluyor. Bunu cinsiyete hasretmek doğru değildir.

Sual:
Erkeğin, vefat eden eşinin başı açık resimlerine bakması haram mıdır?

Cevap;
Şehvetsiz bakabilir. Çünki ölüm ile nikâh sona erer.

Sual:
Cinsî güç için Viagra kullanmak dinen mahzurlu mudur?

Cevap;
Câizdir. Tıbben zararlı olmayan her türlü destekleyiciyi kullanmak da böyledir.

Sual:
Erkeğin de cinsî vazifelerini yerine getirmekten kaçınması haram mıdır?

Cevap;
Evlilik iki tarafa da dinî mükellefiyetler yükler. Dört geceden fazla fasıla vermemek sünnettir. Kadının da ihtiyaçları vardır. Karşılamak gerekir. Dört geceden sonra özürsüz yaklaşmamak mekruhtur. Bunun için azami bir müddet tayin edilmemişse de, ölüm iddeti dört ay on gün olduğundan bu kadar müddet zevcesine yaklaşmamak mahzurludur. Kadın razı ise mahzuru yoktur. Nitekim Seyyid Abdülhakîm Efendi der ki: Zeyd, nikâhlısı olan Hind’e, evlenmesinden itibaren mazeretsiz yaklaşmayıp, Hind’in bekâreti mahfûz kalsa ve zevcesi Hind dahi bu hâlden şikâyet etmeyip râzı olsa, tarafların muvâfakat ve rızâsıyla olduğundan her ikisine de bir günâh yoktur. Esasen zevcesine cimâ muamelesinde bulunmak, zevcin hakkıdır. Zevce talepte bulunursa, bir defa vâcib olur. Ondan başka dört geceden fazla fâsıla vermemek sünnettir. Binâenaleyh bir defadan sonra terkinde günah terettüp etmez, mekruhtur. Şer’î hüküm böyledir ama insaf etmek de lâzımdır. Erkek her ne vakit isterse, velev ki istimnâ suretiyle de olsa şehvetini giderebilir. Kadınlarda şehvet tabiatleri icabı erkeklerden fazla ve câiz yollardan şehvetlerini teskin etmeleri zor olduğundan, şehvetin galebe çaldığı zamanlarında şehvetini gidermek üzere dört gecede bir defa olmak veyahud başka günlerde talepte bulunsa veyahud arzusu malum olursa cimayı esirgememelidir. (Sevânihü’l-Enzâr)

Sual:
Evimizde yaşı ilerlemiş olan anne babaya karşı davranışlarımız nasıl olmalıdır? Bazen yanlış davranışlarına sabretmekte zorlanıyoruz. Ne tavsiye edersiniz?

Cevap;
Sizin de o yaşa geleceğinizi, belki onlardan daha fena vaziyete düşebileceğinizi, çocukken onlardan çok daha huysuz olduğunuzu, ama anne-babanızın size sabır ve şefkatle muamele ettiğini düşünün. Kur’an-ı kerimde “Anne ve babanız yaşlandığı zaman onlara öf bile demeyin” emrini hatırlayın.

Sual:
Sultan Fâtih başta olmak üzere, bazı Osmanlı padişahlarının yurt dışından ressamlar getirterek resimlerini yaptırdıklarını duyuyoruz. Bunlar doğru mudur? Eğer doğru ise, İslâm hukukunda resim yasağı ile ilgili hükümlerle nasıl bağdaştırırsınız?

Cevap;
Ressam getirtmediler. Ressam denilen Bellini, aynı zamanda mimardı. İstanbul’u imara geldi. Sonra padişahı görüp, zihninden resmini yaptı. Padişah poz vermiş değildir. Yaşamayacak şekilde canlı resmi yapmak câizdir. Bazı âlimlere göre portre de böyledir.

Sual:
Matbaa, Türkiye'ye dinî sebeplerden dolayı mı geç geldi?

Cevap;
Matbaa geç gelmedi. Gayrı müslimlerin matbaası vardı. Müslümanlar, ekonomik ve estetik sebeplerden dolayı matbaaya itibar etmemiştir. Şeyhülislâm Yenişehirli Abdullah Rûmî Efendi’nin matbaa hakkındaki müsbet fetvâsı Behcetü’l-Fetvâvâ’da mevcuttur. Demek ki meselenin dinle bir alâkası yoktur.

Sual:
Alafranga tuvalette (klozette) idrar sıçratmadan ayakta bevl etmek günah mıdır?

Cevap;
Ayakta bevl etmek yolculuk veya başka bir özür olmadıkça mekruhtur. Hadîs-i şerif ile men edilmiştir.

Sual:
Çarşamba gününün menfiliğine ve uğursuzluğuna, eski kavimlerin Çarşamba günü helâk olduğuna dair bir hüküm var mıdır?

Cevap;
İslâmiyette uğurluluk vardır; ama uğursuzluk yoktur. Çarşamba uğurlu bir gündür. Hadîs-i şerifte, “Bu gün başlanan bir iş tamama erer” buyurulmuştur. Allah’ın nûru (Buhârî), ağaçları, şehirleri ve mamureleri (Hâkim) Çarşamba günü yarattığı da hadîs-i şerifte geçer. Çarşamba günü hacamat olmak (kan aldırmak) tavsiye edilmemiştir. Eyyüb Peygamber’in bu gün hastalandığı, cüzzam ve baras hastalığının umumiyetle bu günlerde ortaya çıkacağına dair rivayetler zikredilir (Hâkim). Ayın son Çarşambası’nın bereketsiz olduğuna dair bir rivâyet de vardır (Hatîb).

Sual:
Tövbe ve istiğfar nedir, nasıl yapılır?

Cevap;
Tövbe, günahına pişman olup affını istemek; istiğfar ise günahın tamamen silinmesini istemek demektir. Samimî olarak günahlarına pişman oldum, tövbe ettim dese veya böyle düşünse tövbe etmiş olur. Bunun bir merasimi yoktur.

Sual:
Günah işlemekten kurtulmanın en kısa yolu nedir?

Cevap;
Günah işlemeyenlerle beraber olmaktır.

Sual:
Mekruhların hepsi aynı derecede midir?

Cevap;
Mübah ile haram arasında 180 derecelik bir aralık tasavvur edilirse, her biri birbirinden derece olarak farklıdır.

Sual:
Bazıları “İçki içmeye devam eden kimse, haram olduğuna ehemmiyet verse, içmez; açık saçık gezen kadın, bunun haram olduğuna ehemmiyet verse, örtünür. O halde bunlar, işlediği günahlarına üzülmedikleri, yani haramı ehemmiyetsiz saydıkları için kâfirdir” diyorlar. Dinimizin bu husustaki ölçüsü nedir?

Cevap;
Bu çok tehlikeli bir sözdür. Amel, imandan bir parça değildir. Bu, Ehl-i sünnetin prensiplerindendir. Günah işleyen herkes, günaha ehemmiyet vermediği, yani azabından korkmadığı için günah işler. Kimse hem ehemmiyet verip, hem de günah işlemez. Küfr, günahı inkâr ederse bahis mevzuu olur. Dolayısıyla bahsi geçen kimselere kâfir denemez. Bu halleri imanlarını zayıflatarak onları küfre sürükleyebilir denebilir. İmam-ı Rabbani hazretleri, böyle günah işlemeye, küfr bulaşığı olan günah diyor ve tövbe edilmezse insanı cehenneme götüreceğini söylüyor.

Sual:
Bazıları, bir din kitabını, meselâ Mektûbât’ı okuyup bitirdikten sonra “Sadakallahülazim” diyorlar. Bir mahzuru var mı?

Cevap;
Çok mahzurludur. Bu söz "Allah doğru söyledi” mânâsına olup, Kur’an-ı kerim okuduktan sonra söylenir. Her sohbetten sonra “Sübhâne rabbike…” âyet-i kerimesini okumak müstehabdır. Eshâb-ı kiram böyle yapardı.

Sual:
Arabî bilenin, dua ve hadîsleri latin harfiyle yazıp okuması câiz midir?

Cevap;
Câizdir. Çünki mânâya vâkıf olduğu için, hangi harfi nasıl okuyacağını bilir.

Sual:
Hıristiyanlar gibi “Seni melekler korusun” diye dua etmek uygun olur mu?

Cevap;
İnsanın iki yanında, ayrıca ön ve arkasında kendisini koruyan hafaza melekleri vardır. Melekler zaten insanları korumaktadır. Böyle dua etmek Müslümanlar arasında âdet değildir. Benzemek kasdı olmaksızın böyle dua edilirse, mahzuru olmaz.

Sual:
Usul ve füru nedir? Farzlar ve haramlar için, füruat denir mi?

Cevap;
Usul asıllar, füru ferler, dallar demektir. Burada iman bilgileri usul, ibadetler fürudur. Farzlar ve haramlar füru-ı dindendir. Farz ve haramlar için füruat veya teferruat denir. Fıkıhta usul anne ve baba ile yukarıya doğru soyu, füru ise çocuk ve torunlar ile aşağıya kadar soyu ifade eder.

Sual:
Kadınların kollarının dar bir bluz ile örtünmesi caiz midir?

Cevap;
Kadınların kolları dar bluzla yabancı erkeğe örtünmüş olmaz. Bedeni de dar ise kadınlara ve kendi mahremi erkeklere karşı da örtünmüş olmaz. Kadınların, göğüs, sırt ve karınlarını başka kadınlara ve mahremlerine de örtmesi vâcibdir.

Sual:
Doktora günah olmaz diyorlar, doğru mu?

Cevap;
Doktor, muayene etmesi gereken yere bakabilir.

Sual:
Günahkârın duası kabul olmaz mı?

Cevap;
Allahü teâlâ umumiyetle günah işlemeyen, kul hakkına ilişmeyen, haram lokma yemeyen müminlerin hâlis dualarını kabul eder ve bunların ibâdetlerine sevab verir. İstisnaları elbette vardır.

Sual:
Bir erkek şortla durabilir mi?

Cevap;
Yalnızken avret yerinin açık olması bazı âlimlere göre câizdir.

Sual:
Annesi yatalak hasta olan erkeğin, annesinin altını temizlemesinde mahzur var mıdır?

Cevap;
Doktor gibi zarurettir. Zaruretler memnuları mübah kılar.

Sual:
Yalnızken çıplak yıkanmak günah mıdır?

Cevap;

Bazı âlimlere göre yalnızken de avret yerini örtmek gerekir. Bazılarına göre gerekmez. Bazılarına göre ise küçük banyo veya duşakabin gibi dar yerlerde gerekmez. Bunun ölçüsü iki kollarını açtıkları zaman banyonun, duşakabinin iki duvarına değiyorsa orası küçüktür. Bu fetvalar Kınye'de ve İbni Abidinde geçiyor. Hindiye'de ise pekçok kitaptan alarak çıplak kalınan odanın 5 arşın veya 10 arşın olması halinde çıplak bulunmanın mahzuru olmadığı yazılıdır. İki kol meselesi bu mesafeyi bulmak içindir. Bazı âlimlere göre yıkanılan yer böyle küçük olmasa da çıplak yıkanmak câizdir.



Sual:
Bir kızın sâlih ana babasını dinlemeyip, sevdiği biri ile evlenmesi câiz midir?

Cevap;
Anne ve babanın dine ve akla aykırı olmayan emir ve yasaklarına uymak vâcibdir. Bu sebeple anne ve babanın itirazı dine ve akla uygun ise dinlemeyen günaha girer. Bu şekilde yapılan evlilik İmam Ebu Hanife ve Ebu Yusuf’a göre sahih; Hanefîlerden İmam Muhammed ile Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelî mezheplerinde sahih değildir.

Sual:
Baba Ehl-i sünnet itikadında değilse yahut namaz kılmıyor ve içki içiyorsa da bedduası kabul olur mu?

Cevap;
Gayrımüslimin bile bedduası kabul olunabilir. Nitekim hadîs-i şerifte “Gayrımüslim bile olsa mazlumun bedduasından sakının. Çünki onunla Allah arasında perde yoktur” buyuruluyor.

Sual:
Gelin, insanın kendi kızı gibi midir? Nerelerine bakmak caiz, nerelerine bakmak caiz değildir?

Cevap;
Kızı gibidir. Kollarına, boynuna, başına, dizden aşağısına bakabilir.

Sual:
Estetik ameliyatta câiz olan şekil hangisidir?

Cevap;
İğrenç, nefret uyandırıcı, alaya sebebiyet veren görünüşü düzeltmek caizdir. Yanık, eğrilik ve çarpıklık, altıncı parmak gibi haller misal verilebilir.

Sual:
Erkeklerin gözlerine sürme çekmesi caiz midir?

Cevap;
Sıhhat için câizdir; ziynet için değildir.

Sual:
Erkeğin peruk takması caiz mi?

Cevap;
Cemâl (güzel görünmek için) câizdir; ziynet (süslenmek) için değildir.

Sual:
Erkek çocuklara da altın nazarlık takmak caiz midir?

Cevap;
Büyüklere haram olan bir şeyi çocuklara yaptıran günaha girer, çocuk mesul olmaz. Erkek çocuğuna altın takmak ve ipekli giydirmek câiz değildir. Altın nazarlık, ziynet olarak değil; nazarlık olarak takılmaktadır. Bu bakımdan câiz görülebilir ise de, altın olmayan nazarlıkları tercih etmelidir.

Sual:
Kabrin üstüne çiçek dikmekte mahzur var mıdır?

Cevap;
Bilakis sünnettir. Hazret-i Peygamber bir kabrin üzerine yaş bir dal dikmiş, “Diri kaldığı müddetçe ölüye faydası olması umulur” buyurmuştur. Bitki zikreder, ölüye faydası olur.

Sual:
Karı koca el ele tutarak veya kol kola girerek halk içinde beraber yürüyebilirler mi yoksa hanım on adım arkadan mı gelmelidir? Ehl-i sünnet ulemâsı bu mevzuda ne söylemektedir?

Cevap;
Dışarıda yürürken, zevc ve zevcenin el ele tutuşması veya kol kola yürümesi câizdir. Bununla beraber bunlar Şark’ta hoş karşılanmaz. Suizanna sebebiyet de verebilir. Bu sebeple eskiden zevc ile zevce sokakta yürürken birbirinden ayrı yürürdü. Küçükler büyüklere, kadınlar da erkeklere hürmet ettiği için yürürken hemen arkadan veya sağda biraz geriden gelirlerdi.

Sual:
Geçenlerde “Nebi Hüseyin” ve “Ruhullah” isimlerinin kullanıldığını duydum. İslâmî açıdan, böyle isimler kullanılabilir mi?

Cevap;
Nebi, Arapça’da haberci demektir. Peygamber için de kullanılır. Zaten peygamber de Farsça’da haberci demektir. İnsan ismi olarak koymak câiz ise de yanlış anlaşılmalara sebebiyet verebileceğinden bugün için doğru değildir. Hüseyn ile bir araya gelirse Hazret-i Hüseyn’i peygamber kabul ediyormuş gibi bir mânâ çıkabilir. Nitekim Şiîler arasında böyle inananlar vardır. Rûhullah Hazret-i İsa'nın lakabıdır. Sırf bu sebeple konabilir ise de koymamak daha doğrudur.

Sual:
Bazen fazla çay demliyorum ve fazlası içilmiyor. Bu israf olur mu?

Cevap;
Kararında demlemelidir. Baştan buna dikkat ederek demlenmişse, sonradan canı istemediği veya işi çıktığı için içemezse, israf günahı olmaz. Artan çay, buzlu çay yapılarak değerlendirilebilir.

Sual:
Arkadaştan bir emanet göndermesini istedim. O da zamanında göndermedi. Kendisine telefon açıp, şaka ile karışık sitem ederek “Emaneti zamanında gönderdiğin için teşekkür etmek istedim” dedim. Bu sözüm yalan oldu mu?

Cevap;
Karşı taraf bunun şaka olduğunu biliyor. Söylenen kişi yalan olduğunu bilmiyorsa, yalan olur.

Sual:
Bazen arkadaşlarımla görüştüğümüzde, mektep günlerinden tanıdığım bazı kişilerin kötü davranışları hakkında konuşuyorlar. O şöyle dengesiz, bu böyle kötü arkadaşlarla geziyor gibi. Bu konuştukları kişiler dinini yaşayan kimseler de değildir. Acaba gıybet oluyor mu?

Cevap;
Aleni günah işleyenleri, başkalarını şerlerinden korumak veya ona acıdığı için konuşmak gıybet olmaz ise de faydasız sözlerdir. İnsanlara acımalı, ıslahı için dua etmelidir.

Sual:
Keyif için kahve falına bakmak caiz midir?

Cevap;
Eğlence olsun diye bakıp, gaybı bilmek iddiasında değilse küfr olmaz ise de, boş iştir. Zamanla insan inanmaya başlar. Bu takdirde -Allah saklasın- imanını kaybedebilir.

Sual:
Televizyonda burçlar hakkındaki tabirleri dinlemek caiz midir?

Cevap;
Burçların insanın kaderi, geleceği ve karakteri ile alâkası yoktur. Bunlarla meşgul olmak en azından boş iştir. İnsanı bu yolla gaybdan haber vermeye kadar götürebilir. O zaman çok daha mahzurlu olur. Burçlar ile astronomi ilmine faydalı olacak kadar uğraşılır. Dinde bir yeri yoktur.

Sual:
Bazı medyumlar, “Kaybolan şeyleri ve başınıza gelecekleri biliyoruz” diyorlar. Bunlara inanmak ve para vermek küfr olur mu?

Cevap;
İslâmiyete göre gaybı Allah’tan başka kimse bilemez. Bir de bildirdiği peygamber ve evliya zatlar bilebilir. Gaybı Allahtan başkasının bilemeyeceğini bilip de bunların geleceğe bildiğine inanmak küfr olur. İslâmiyet, kaybolan kişiyi ve şeyleri bildiğini söyleyen ve bulanların, bunları cinlerden öğrendiği şeklinde izah eder. Bu zaten gayb değildir. Gayb, gelecekte olacak şeylerdir. Şu anda kaybedilen bir mal, sahibi için gayb ise de, aslında gayb değildir. Çoğu bilgi de böyledir. Bu gibi kişilere gidip, gelecekten haber sormak caiz değildir.

Sual:
Yıldıznâme nedir? Yıldıznâmeye bakmak caiz midir?

Cevap;
Yıldıznâme, herkesin doğduğu tarihe bakarak, daha evvel bu tarihte doğanların hayatı boyunca başına gelenlerin bir nevi istatistikî verilerine göre başına gelecek işler ve zamanları hakkında tabirde bulunmak demektir. Herkesin bir yıldızı olduğu, o kişinin başına gelecek işlerin bu yıldızın gökte bulunduğu mevkiye göre tayin edildiği kabulüne dayanır. Boş bir iştir. İnsanı küfre sürükleyebilir.

Sual:
Yatırlara para bırakmak, mum, süpürge getirmek, yatırların yanındaki havuza para atmak caiz midir?

Cevap;
Yatırlar yanındaki havuza para atmak, buranın hizmetine bakan türbedara yardım etmek, sadaka vermek demektir. Caizdir, makbuldür. Buraya getirilen mum ve süpürge de yatırın temizliği için kullanılır. Para ise, türbedar için sadaka sayılır. Yatırdaki velinin ruhu için adak yapılır. Böylece dileğinin gerçekleşmesinin kolaylaşacağına inanılır. Dileği gerçekleşince de bu adağını yerine getirir. Bu da caizdir. Mezardakilerin muma, paraya ihtiyacı yoktur. Bunlar fakirlere sadaka edilip sevabı bu mezardakine hediye edilince sevinir ve istifade eder. Mübarek bir zat ise, ruhu yardım eder.

Sual:
Okey, iskambil gibi oyunlar, çayına veya vakit geçmesi için oynandığında günah olur mu?

Cevap;
Çayına oynamak kumardır, câiz olmaz. Va’dedilen malın, menfaatin küçük olması kumarın mahiyetini değiştirmez. Her çeşit oyunu, kumar olmadan, farzları yapmaya mâni olmadan, sıkıntıyı def etmek için (zevk için değil) âdet hâline getirmeden oynamaya cevaz veren âlimler vardır (İbni Âbidin).

Sual:
Mazeretsiz randevuya geç kalmak kul hakkına girer mi?

Cevap;
Zamandan daha kıymetli şey var mı?

Sual:
Büyük ikramiyeli yarışmalara katılıp oradan kazanılacak parayı yemek caiz midir?

Cevap;
Kumar oynamak caiz değildir. Buradan çıkan dârülislâmda ise ikramiyeyi fakirlere dağıtmak gerekir. Dârülharbde günah mahfuz kalmak üzere, ikramiyeyi yemek İmam Ebu Hanife ve Muhammed’e göre câizdir.

Sual:
Ehl-i kitaptan gayrımüslim iş arkadaşıyla mesajlaşmak  ve facebook’ta arkadaşlara eklemek caiz midir?

Cevap;
Caizdir. İslâmiyete düşmanlık etmeyen gayrımüslimlerle arkadaşlık, komşuluk etmek, akrabalık hakkını yerine getirmek mahzurlu değildir. Mahzurlu olan, gayrımüslimleri, Müslümanların yerine koyarak sıkı dost edinmek, onların inanç ve dinlerinden gelip İslâmiyetin kötülediği âdetlerini beğenmektir.

Sual:
Selâmün aleyküm yerine (s.a) yazmakta bir mahzur var mıdır?

Cevap;
Elle, başla selâm vermek gibidir. Heceleyerek okunan secde âyetine tilâvet secdesi gerekmemektedir. Ancak selâmı açıkça vermek veya yazmak her zaman ve mekânda uygun olmayabilir. O zaman hiç yazılmaz. Selâm vermek farz değildir.

Sual:
Telefonda veya alış-veriş yaparken gayrımüslime “efendim” demek câiz midir?

Cevap;
Fıkıh kitaplarında gayrımüslimi tebcil ederek (yüceltmek) maksadıyla seyyidî (efendim) demenin mahzurlu olduğu yazar. Ancak lisanımızda efendim demek nezaket ifadesidir. Hatta bazen gayrı ihtiyarî söylenir. Gayrımüslim ve fâsıkları yüceltme maksadı olmadıktan sonra mahzurlu değildir. Âdete tâbidir.

Sual:
Bazen yaşlı kimseler öpmek üzere ellerini uzatıyor. Bunlar fâsık ise ellerini öpmek caiz midir?

Cevap;
Fitne çıkarmak, kalb kırmak doğru değildir.

Sual:
Alışveriş yaparken satıcının malına dokunmak caiz midir?

Cevap;
Kirletmemek, buruşturmamak, zarar vermemek şartıyla elle muayene câiz ve bazen lâzımdır. Ekmek gibi bir mal ise, dokunup almamak kul hakkı olur.

Sual:
Yatsıdan sonra konuşmak mekruh mudur?

Cevap;
Yatsıyı kıldıktan sonra faydasız şeyler konuşmak, sohbet etmek (müsâmere) mekruhtur. Hazret-i Peygamber, yatsıdan evvel uyumayı; yatsıdan sonra konuşmayı sevmezdi (Buharî, Müslim, Tirmizi). Hadis-i şerifte buyuruldu ki: “Yatsıdan sonra sohbetten sakınınız” (Abdurrezzâk). Resulullah aleyhisselâm, “Yatsı namazından sonra sohbet yalnız namaz kılana, yolcuya ve gerdeğe girene câizdir” buyurmuştur. Tahâvî, yatsıdan önce uyumak, vaktini kaçırmaktan yahud cemaatı kaçırmaktan korkana mekruhtur. Kendisini uyandıracak birini tayin ederse, uyuması mübah olur, diyor.  Zeylaî de der ki: “Yatsıdan sonra konuşmak ancak faydasız lâf etmeye veya sabah namazını yahud âdet edinen kimsenin gece namazını kaçırmasına sebep olacağı için mekruhtur. Mühim bir hâcetten dolayı olursa mekruh değildir. Kur'an okumak, zikirde bulunmak, sâlihlerin hikâyelerini anlatmak, fıkıh okumak ve misafirle konuşmak da öyledir”. Bundaki mânâ, o günün amel defterine ibâdetle başladığı gibi ibâdetle bitirmektir. Tâ ki aradaki hatalar affolunsun. Onun için sabah namazından önce konuşmak mekruhtur. Zeylaî'nin sözünden anlaşılır ki, ihtiyaçtan dolayı olursa konuşmak mekruh değildir. Velev ki sabah namazını kaçıracağından korksun. (İbni Abidin).

Sual:
Sırtüstü yatmak mekruh mudur?

Cevap;
Sırtüstü ve yüzüstü yatmak uygun değildir (Şir'atül-İslâm). Sırt üstü yatmayı men eden hadis-i şerif Müslim, Tirmizî ve Şirâzî'de mevcuttur. Ayrıca yüzü koyun
yatmayı cehennem ehlinin yatışına benzeten hadis-i şerif İbni Mâce'de vardır. Sağ tarafına yatıp sonra dilediği yere dönmek caizdir. Özrü olan her türlü yatabilir.

Sual:
Kaylûle öğle namazından sonra mı olur?

Cevap;
Kaylûle yapmak, yani gün ortasında, güneşin tepe noktasına yaklaştığı zaman bir mikdar yatmak sünnettir. Efdal olan vakit, öğle ezanı okunmadan hemen öncesidir. Sabah güneş doğduktan sonra veya öğleden sonra ikindiye kadar her hangi bir vakitte de yapılabilir.

Sual:
Kur’an-ı kerimde “zina etmeyin” denmeyip “zinaya yaklaşmayın” denmesinin hikmeti nedir?

Cevap;
İslâm hukukunda sedd-i zerâyi’ prensibi vardır. Kötülüğe götüren yolların, vesilelerin kapatılması demektir. “Yabancı kadınlarla baş başa kalmayınız (halvet), tokalaşmayınız (musafaha), cilveli konuşmayınız, açık saçıkken bakmayınız, çünkü bunların hepsi asıl günah olan zinaya yaklaştırır” demektir.

Sual:
Zikre yeni başlayan sesli mi yapmalıdır?

Cevap;
Zikr sesli veya sessiz yapılabilir. Zikredenin tercihine kalmıştır. Ancak Nakşî büyükleri, cehrî (sesli) zikri bid’at olarak görmüş, tasvib etmemiştir. Nitekim Kur’an-ı kerimde “Allahı yalvararak ve gizli olarak zikredin” buyurulmaktadır (A’râf: 54). Ancak âdet hâline getirmeksizin, irade ve ihtiyar ile olmadan, dert ve hüzün ile içten gelen yüksek sesle zikr etmenin yasak olmadığı bildirilmiştir.

Sual:
Kadın evde kocasının karşısında şortla durabilir mi?

Cevap;
Caizdir.

Sual:
Televizyondaki kadın görüntülerine bakmak caiz midir?

Cevap;
Bunlar aynadaki görüntülere kıyas edilmiştir. Şehvetsiz bakmak caizdir. (İbni Abidin)

Sual:
Kadınların halhal ve hızma takması caiz midir?

Cevap;
Yalnız kadınlara ve mahremi olan erkeklere göstermek şartıyla caizdir. Çünki Kur’an-ı kerim, kadınların ziynetlerini yabancı erkekler göstermesini yasaklamıştır.

Sual:
Kuş şeklinde küpe ve toka takmak caiz mi?

Cevap;
Elbisede canlı resmi bulunması caiz değildir. Ancak gözleri yoksa ve yere konduğunda ayakta duran biri tarafından yüzü görülemeyecek şekilde küçük ise caizdir.

Sual:
Akik taşlı yüzük takmak erkeklere caiz mi?

Cevap;
Akik taşlı yüzük erkek ve kadınlara caizdir, hatta sünnettir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: “Akikten yüzük edinin. Çünki o taş değildir, mübarektir” (Şir’atü’l-İslâm).

Sual:
Yiyecek ve içecek kaplarının ağzı devamlı kapalı mı tutulmalıdır?

Cevap;
Hadis-i şerifte, “Kapların üzerini örtün; kapatırken de besmele söyleyin” buyuruldu. Kapak bulunamazsa, tahta veya başka bir şeyle besmele çekerek kapatmalıdır. Yoksa cinler faydalanır. Mikrop ve bakteri üreyebilir; hayvan veya pislik düşebilir. (Şir’atü’l-İslâm)

Sual:
Gece bahçeye sıcak su serpmek cinnilerin ölmesine yol açar deniyor, doğru mudur?

Cevap;
Böyle bir rivayet yaygındır. Gece cinnîlerin yayıldığı; bu sebeple gece olunca kapıların kapanması, çocukların eve gelmiş olması gerektiği hadis-i şerif ile sâbittir. Dökmemeli; dökmek zorunda ise destur deyip dökmelidir. (Şir’atü’l-İslâm)

Sual:
Cinler tuvalette necasete bakana zarar verir mi?

Cevap;
Helâda necasete bakmak uygun değildir. Hadis-i şerifte “Cin ve şeytanlar helâda insanlara ifsad ve eziyet için beklerler. Sizden biriniz helâya girerken (Eûzü billahi mine’l-hubûsi ve’l-habâis) (ikisi de peltek se ile) desin” buyuruldu. Hubûs, habîsin çokluk hâlidir. Kötü cinler kasdedilmiştir. Habâis (habîseler) bunların dişileridir. (Şir’atü’l-İslâm)

Sual:
Câmide dağıtılan şekeri yemek, namazdan önce câmide uyumak câiz midir?

Cevap;
Câmiye itikaf niyetiyle girilir. İki rek’at namaz veya vakit girmişse vaktin farzı kılınır. Sonra bir şey yenebilir, uyunabilir.

Sual:
Hürmeti müsahere olacak birisine kocası zannedip şehvetle baksa, bununla hürmeti müsahere olur mu?

Cevap;
Bakmakla hürmet-i müsahere olmaz.

Sual:
Hürmet-i müsahere olması için gerçekten şehvet duymak ile şehvet duyuyormuş gibi olmak ayrı bir şey midir? Yoksa normalde hiç olmayacak bir halde bile şehvet duyuyormuş gibi olmakla hürmet-i müsahere doğar mı?

Cevap;
Şehvet duyuyormuş gibi olunmaz. Bu, vesvesedir. Şehvet duymak erkek için aletinin hareketlenmesi; kadın için o erkekle yatmayı arzulayarak ürpermek demektir.

Sual:
Üzerinde kul hakkı bulunan mü’minin duası kabul olmaz mı? Günümüzde üzerinde kul hakkı bulunmayan yok gibidir. Bu insanların duası kabul olmaz mı?

Cevap;
Duası kabul olmaz demek, dua ettiği için sevab alamaz demektir. Çünki farzı terketmiştir. Nâfile ve sünnetlerden sevab alabilmek için farzları tamamlamak gerekir. Yoksa gayrımüslimin bile duası yerine gelebilir. Üzerinde kul hakkı bulunmayan yok gibidir sözü çok iddialı bir sözdür. İmam Gazalî, bu sözün insanları helal ve harama dikkat etmekten alıkoymak için şeytan tarafından verilen bir vesvese olduğunu, aldanmamak gerektiğini söylüyor. Din, tatbiki bu kadar zor bir mesele değildir.

Sual:
Otomobil kredisi kullanarak ikinci el bir araba almak istiyorum. Bunun için kredi almam caiz midir?

Cevap;
Nafaka dışında, borç para bulamayan kimsenin fâizle borç (kredi) alıp bununla bir şey alması ve fâiz ödemesi İslâm fıkhında câiz değildir. Dârülharbde de hüküm böyledir. Araba için de böyledir.

Sual:
Doğum kontrolü için spiral taktırmak günah mıdır? Erkek doktora taktırmak günah mıdır?

Cevap;
Spiral veya başka doğum kontrol usullerini kullanmak câiz ise de, avret yerini zaruretsiz başkasına açmak câiz olmadığı için, spirali yabancı bir erkek veya kadının takması câiz değildir. Rutin jenital muayene için doktora gidildiğinde bu vesile ile taktırılabilir.

Sual:
Açıkça kadın sesiyle müzik dinleyen ve bunu beğenip tavsiye eden kimselere fâsık denilebilir mi?

Cevap;
Dememek lâzımdır. Bu zamanda musikinin hakiki hükmünü bilen çok azdır. Fâsık, günahı günah olarak bilip, kasden işleyen kimseye denir. Bilmemek özür ise de, öğrenmemek ayrı bir kabahattir. Günaha tesir etmez. Nitekim dârülislâmda meşhur olmayan farz ve haramları, dârülharbde meşhur farz ve haramları bile bilmemek özürdür.

Sual:
Sakalda sünnet miktarı bir tutamdır. Bazı müslümanlar neden daha fazla uzatıyor ya da hiç kesmiyor?

Cevap;
Sakalın bir tutam olmasının sünnet oluşu hakkında âlimler arasında ittifak yoktur. Abdullah bin Ömer hazretleri bunu bildirmektedir. “Sakalını uzatın, bıyığınızı kırkınız” hadîs-i şerifi daha meşhurdur. Nitekim Şâfiî mezhebinde bir tutamdan az veya çok ile de sakal bırakma sünneti yerine gelir. Sakalı bir tutam yapmak ayrı bir sünnettir.

Sual:
Aşure günü neler yapılır? Sadece aşure pişirip dağıtmak bidat mıdır?

Cevap;
Aşure günü, her zaman almadığı yiyecek maddelerini alıp evine götürmek çok sevaptır. “Bu gün çoluk çocuğunun geçimini bol yapan kimsenin geçimi sene boyu bol olur” hadis-i şerifi ile tavsiye edilmiştir. Bu gün, Yahudilere benzememek için, bir önceki veya sonraki gün ile beraber iki gün olmak üzere oruç tutmak Hazret-i Peygamber tarafından tavsiye edilmiştir. Bugün aşure pişirmeyi ibadet sanmak yanlıştır, İslâmiyette ibadet olarak bildirilmediği için bid’attir. Aşure veya başka bir atlı pişirmek, eşe-dosta ikram etmek sevabdır.

Sual:
Boy abdesti alınması gereken bir halde sakal tıraşı olmak ya da başka yerlerindeki kılları kesmenin hükmü nedir? Kılları kestikten sonra abdest almanın bir mahzuru var mıdır?

Cevap;
Cünüp iken tıraş olmak, vücut kıllarını kesmek, saç tıraşı olmak, tırnak kesmek mekruhtur. Cünüp değilken kestikten sonra abdest almak müstehabdır.

Sual:
Evde helâ kıble yönündeyse ne yapmalıdır?

Cevap;
Hafifçe sağa veya sola dönülebilir. Bazı âlimlere göre evlerdeki helâlarda kıbleye dönmek mekruh değildir. Sahrada, açık yerde mekruhtur.

Sual:
Yurt dışındayız ve tavuğu Türkler kesmiyor. Kesenler müslüman değil. Bu tavuklar yenir mi?

Cevap;
Ehl-i kitabın (Yahudi ve Hıristiyanların) kestiği yenir. Kesenin Müslüman veya Ehl-i kitab olmadığı iyi bilinmedikçe yenir. Sormak, araştırmak lâzım değildir. Vesvese etmemelidir.

Sual:
Peygamberimiz aleyhisselam buyurdu ki: “Bir kimse, birine su verse ve o da, ona karşı bir temennâ etse, eğilse, Allaha ortak koşmak olur.” Yine buyurdu ki: “El kaldırarak selâm vermek ve Allah’tan başkasına yemin eylemek de şirktir.” Sokakta rastladığımız, uzaktan gördüğümüz kimselere elle selâm vermek zorunda kalıyoruz. Vermezsek darılıyorlar. Ne yapmamız lâzımdır?

Cevap;
Su verene temennâ, yani eğilmek, menfaat için eğilmek olur. Müslüman selâmını yok sayarak, el kaldırarak selâm vermeyi bunun yerine koymak, câiz değildir. Selâm verilemeyen yerlerde, el kaldırarak selâm vermek câizdir. Bu halde kendi işiteceği kadar selâmün aleyküm denir. Uzaktaki birine el sallamak câizdir (Berika).

Sual:
Bir kişi bir bankadaki vâdeli (veya vâdesiz) hesabına haram para yatırsa; daha sonra tekrar aynı kişi aynı bankanın aynı şubesinde kendi adına, fakat farklı bir vâdesiz (veya vâdeli) hesabına helâl para yatırsa, bu helâl parasını daha önceki parasıyla karıştırmış olur mu? Yani bu helâl parayı kullanmak artık tahrîmen mekruh mu olur?

Cevap;
Bir kimse haram bir malı gasp, rüşvet, fâiz gibi yollardan biriyle ele geçirse, hemen geri vermesi ve tövbe etmesi gerekir. Kendi malına ayıramayacak şekilde karıştırmışsa, bu malı, mülk-i habis olur. O malı tazmin etmeden bunu kullanamaz.

Haram parayı bankaya yatırmak da kullanmak demektir ve helâl değildir. Ama yatırırsa, bu para kendisinden çıkmış, helâk olmuş olur. Bu parayı banka geri öderse, artık o paralarla değil, başka paralarla ödediği için, bu paralar habis olmaktan çıkar. Ama tazmin borcu ve gasp günahı kalır. Çünki habis mülkü bilmeden almak câizdir. Banka bunu bilemez. Binaenaleyh banka için bu mal habis değildir.

Kendi helâl parasını bankaya yatırması câiz ve bunu sonra geri alması caizdir. Burada habis mülk, tazmin borcu ve gasp günahı yoktur.

Sual:
Geçen gün Topkapı Sarayı’nı gezerken, bir suale muhatap oldum. Altının günlük hayatta eşya olarak kullanılması dinen caiz olmamasına rağmen, Osmanlı saraylarında kap-kacak ve beşik gibi çeşitli eşyanın altından oluşunun hikmeti nedir?

Cevap;
Altın ve gümüş eşyayı kullanmak caiz değildir. Süs olarak bulundurmak caizdir. Saraydaki altın ve gümüş eşya kullanmak için değildir. Sanat eseri olarak yapılmış, ganimet alınmış veya hediye gelmiştir. İhtiyaç oldukça eritilip para basılmak üzere darphaneye gönderilmiştir. Altın ve gümüş kaplama veya işlemeli eşya altın ve gümüş hükmünde değildir. Hanedanın günlük hayatta kullandığı eşya sade ve dine uygundur. Sultan Hamid’in hususi yemek takımlarını görme imkânım oldu. Sade beyaz porselen tabaklar idi.

Sual:
Pişirmeden evvel yumurtayı yıkamanın şer’î bir hükmü var mıdır?

Cevap;
Yumurta taze ise rutubeti temizdir. Pisliğin içine düşmüşse bile yıkanmasına gerek yoktur. Çünki kaynatılsa bile pislik içine nüfuz etmez. Ama titiz hanımlar yumurtayı yıkamadan kaynatmazlar. Netice yumurtanın yıkanması şer'i maslahat değildir.

Sual:
Altında resim olan veya yazı yazan çorapla namaz kılmanın hükmü nedir?

Cevap;
Hürmet mahallinde olmadığı için mahzuru yoktur.

Sual:
Açık havada sigara içerken, duman karşı tarafı rahatsız ederse kul hakkı olur mu?

Cevap;
Bir insan bir başkasının fiilinden rahatsız oluyorsa, bu kimse kul hakkına girer. Sigara içmeyenler, açık havada yürümeye mecburdur. Sigara içenler, arızî, ekstra bir iş yaparak bunları rahatsız etmektedir. Sıfat-ı ârızada asl olan ademdir. Bir şeyin olmaması esastır. Yani sigara içmemek esastır. İçenler, başkasının rahatsız olup olmamasını nazar-ı itibare almalıdır.

Sual:
Zarla oynanan oyunların (tavla, okey gibi), kartla oynanan oyunların (poker gibi), hadis-i şerifte bildirilen oyunların (satranç gibi) ve top oynamak, bilgisayar oynamak gibi oyunların hepsinin hükümleri aynı mıdır, yoksa aralarında fark var mıdır?

Cevap;
Harbe yarayan at ve kılıç oyunu ile karı-kocanın birbiriyle oyunu dışında her çeşit oyun oynamak hadis-i şerifle yasaklanmıştır. Hükmü, mekruhtur. Dama ve satranç için ayrıca hadîs-i şerif sâdır olmuştur. İmam Ebu Yusuf ve İmam Şâfiî’ye göre kumar bulunmamak ve farza mâni olmamak şartıyla oyun câizdir. Bu bakımdan zevk için değil de istirahat, zihnini rahatlatmak ve idman için oynanabilir.

Sual:
Musiki ile tedâvi câiz midir?

Cevap;
Musiki ile tedavi İslam dünyasında tatbik edildiği gibi, Selçuklu ve Osmanlılar da bilhassa akıl hastalarını su ve kuş sesinden başka musiki ile tedavi etmeye çalışmıştır. Nitekim Edirne Sultan Bayezid Dârüşşifâsında, İstanbul Toptaşı Bimârhânesinde (akıl hastahânesinde), Kayseri Gevher Nesibe Dârüşşifâsında, Edirne Sultan Bayezid Bimarhânesinde, Haleb Arguniyye Bimarhânesinde hep musiki ile tedavinin tatbik edildiği bilinmektedir. İbni Âbidin hazretleri der ki: “Allahü teâlâ haramda şifâ yaratmamıştır” hadis-i şerifi, bunda şifâ olduğu bilinmediği zamandır. Nitekim haramda şifâ müşahede edildiği zaman kullanmak câiz olur. Nitekim hastaya kan vermek bu hükme istinaden meşru olmuştur. Musikiye haram diyen ulemâ zaten eğlence vesilesi olduğu için men etmektedir. Tedavi için musikiden istifade etmenin eğlence olmadığı ortadadır. Musiki matematikten çıkma bir ilim olduğu için, makamların bazen kaybedilen muhakemeyi düzeltmeye yardımcı olduğu ilmen müşahede edilmiştir. Avrupa’da akıl hastalarının içine şeytan girdiği için yakıldığı bir devirde, bunların hasta kabul edilerek telkin ve başka metodlarla tedaviye çalışılması övgüye değer. Musiki ile tedavinin caiz olduğu İbni Hacer'in Zevâcir kitabında 451. kebîrede yazılıdır.

Sual:
Güncel enflasyon nisbetinden daha aşağıda bir fâiz geliri câiz midir?

Cevap;
Malî muamelelerde enflasyon değil, altın kıymeti nazara alınır. Borçlu, borç aldığı veya mal satın aldığı gün ile ödediği gün arasındaki farkı altın kıymetine göre tazminle mükelleftir. Aksi takdirde alacaklı zarara uğrar. Bu, fâiz değildir. Önceden de mikdar bilinemez ve şart koşulamaz.

Sual:
İnsanlara hayvan lakabı takmak câiz midir?

Cevap;
İsim takılan kimse üzülür ise, câiz değildir.

Sual:
Vatandaşlarının Ehl-i Kitap olmadığı bir ülkede yeme-içme hususunda dikkat edilecek noktalar nelerdir?

Cevap;
Çin, Japonya gibi ülkeleri kasdediyorsanız, bunlarda ve bugün dünyanın her yerinde Ehl-i kitap ve Müslüman vardır. Etin ve yemeğin kitapsız kâfir tarafından kesildiğini görmemiş ve gören bir salih Müslümandan da işitmemişseniz, alıp yiyebilirsiniz. Araştırmak gerekmez.

Sual:
Malında haram karışık olanın hediyesini almak câiz, ama ibâhası câiz değil midir?

Cevap;
Hediye edenin veya yemek yedirenin malı helâl ve haram karışık ise, haramı ayırd edemeyen kimseye bu hediyeyi almak câizdir. Bunun ikramını, yani ibahasını kabul etmek de câizdir. Harzem âlimlerinden birisi zâlim vâlinin hediyesini kabul eder; ancak yemeğini yemezmiş. Sebebi sorulunca, “Yemek takdimi ibâha (mübah yapmak) olur. Bunu yiyen, onu sahibinin mülkü olmak üzere yer ve bu suretle zâlimin yemeğini yemiş olur. Hediye ise mülk edindirmektir. Binaenaleyh o kimse kendi mülkünde tasarruf etmiş olur” diye cevap vermiştir.

Sual:
Samed diye isim koymak caiz midir?

Cevap;
Allahü teâlânın isimlerinden rahman, hâlık gibi zâtına mahsus olanlar, insanlara isim olmaz. Mecid, metin, aziz, rahim gibi zâtına mahsus olmayanlar ise insanlara da verilebilir. Samed, Allahü teâlânın insanlara konulması câiz olmayan isimlerindendir. Varlığı için kimseye muhtaç olmayan demektir. Abdüssamed koymalıdır. Adı Samed olanlara Samet dendiği için belki kurtarır. Samet, sessiz demektir.

Sual:
Japon kültüründe eğilerek selâm veriliyor. Bunlarla karşılaşınca onlar bize eğilerek selâm verdiğinde, biz de eğilerek mi selâm vereceğiz?

Cevap;
İslâm selâmını bırakıp Müslümana eğilerek selâm vermek câiz değildir. Gayrımüslime zaten selâm verilmez. Burada âdete uyulur. Eğilmek câiz olur.

Sual:
Denizin çekilmesiyle kıyıyı terk eden sahil sularından geride kalan toprak parçası kime aittir?

Cevap;
Fıkıhta kaidedir, bir toprak parçasının maliki, bu toprağın harimine de maliktir. Yani etrafında kimsenin giremeyeceği bir yer vardır. Sahiller böyledir. Su çekilirse, tabii olarak burada bitişik toprağın maliki mülkiyet kurabilir. Buna ihya denir. Kaldı ki sahiller zaten bitişik karanın mülkiyetine dâhildir.

Sual:
Sınırsız yiyecek şu kadar diye ilan eden bir lokantaya veya pizzacıya iki arkadaş gidip, bir kişilik sınırsız menü söyleyerek, ikisi beraber yiyebilir mi?

Cevap;
Sınırsız yiyecek demek, yiyebildiğin kadar demektir. Bu yemeği ikinci biriyle paylaşmak câiz olmaz. Zaten lokantalar da buna izin vermemektedir. Hamama iki kişi gidip, bir kişi parası vererek, "Arkadaşım benim yıkanacağım suyun yarısı ile yıkanacak" demeye benzer.

Sual:
Anne babanın günah olmayan emirlerine uymanın farz olduğu bildiriliyor. Ama evlilik meselesi anlatılırken anne “Şununla evlenmeyeceksin!” derse, buna itaat lâzım gelmez deniyor. Arada tenakuz yok mudur?

Cevap;
Hükûmetin ve anne-babanın günah ve keyfî olmayan emirlerine uymak vâcibdir. Aksi halde değildir. Anne-babanın isteği dine uygun ve keyfî değilse uyulur. Evlenmeyeceksin dediği zaman şer'î bir sebep varsa, uymak lâzımdır. Kendilerine hizmet edilmesine dair isteklerine mutlaka uyulur. Ama keyfî bile olsa anne-babanın emirlerine uyan saadeti kazanır.

Sual:
Anne babanın emirlerinden kendileri için olanı yapmak, meselâ anne "Oğlum bana su getir!" derse bunları yapmak farz olur. Fakat çocuğu için isterse, meselâ "Şu işte çalışacaksın, şu kahveye gitmeyeceksin, o arkadaşınla görüşmeyeceksin" gibi emirlerine itaat etmemek câizdir diye biliyorum. Doğru mudur?

Cevap;
Anne ve babanın emirleri şeriata uygun ve maslahata muvafık ise, yani keyfî değilse dinlemek vâcibdir. Şeriata aykırı veya keyfî emirlerine uymak gerekmez. Namaz kılmayacaksın, içki içeceksin derse veya iyi birisi olduğu halde bir arkadaşıyla görüşmesini yasaklarsa böyledir. Ama karşı da gelinmez, idare edilir.

Sual:
Emniyet kemerini takmamak tevekkül müdür?

Cevap;
Sebeplere yapışmadan tevekkül edilmez. Ettiğini zanneden, Allah'ı imtihan etmiş gibi olur.

Sual:
Savcı ve hâkimlerin bazen kanun ile vicdanları arasında kaldığında, mecburen kanunu tatbik etmesi hâlinde, meydana gelen mağduriyetlerden dinen mesuliyet nedir?

Cevap;
Savcı ve hâkimler, önlerine gelen meselelerde, pozitif hukuk ile şer’î hukuk karşı karşıya geldiğinde, pozitif hukuku tatbik etmeye mecburdur. Bunu dinen meşru görmedikleri ve isteyerek yapmadıkları için dinen mes’ul olmazlar.

Sual:
Günde 5 veya daha az içilen sigaranın şer’î hükmü nedir? Nargile içmenin hükmü nedir? Bazı sigaraların fabrikalarda alkol ile yıkandığı söyleniyor, bu sigaranın hükmüne tesir eder mi?

Cevap;
Tütün içmenin hükmü ihtilâflıdır. Âlimlerden haram diyenler olmuş, mekruh diyenler olmuştur. İbni Abidin, Nablüsî, Echürî gibi muhakkık âlimler, sıhhate zarar vermeyen ve nafakadan kesilmeyecek kadar mikdarına cevaz vermişlerdir. Sıhhatli ve nafakası kâfi bir insanın günde birkaç defa tütün içmesine bir şey denemez. Eğer sıhhati müsait değilse haram olur. Bunu da ya tabibin sözü veya kendi tecrübesi ile anlar. Kendisinin ve çoluk çocuğunun nafakasından kesiyorsa, yine haram olur. Başkalarının yanında içip onları rahatsız ederse yine haram olur. Ama bu tütünün kendisinin hükmüne tesir etmez. Yani şarap gibi değildir. Şarabın damlası, sarhoş etmese, zarar vermese bile haramdır.
Bununla beraber tütün içince kokusu başkalarını rahatsız edebileceğinden soğan, pırasa gibi tab’an mekruh olduğunu söylemişlerdir. Tab’an mekruh ile şer’an mekruh arasında aslında bir fark yoktur. Bir şey nass (âyet-i kerime veya hadîs-i şerif) ile yasaklanmışsa, haram değilse, şer’an mekruhtur. Nass yok da kıyas ile kerahatine hükmedilmişse, tab’an mekruh oluyor.
İnsan, normal gün içinde mutlaka halka karışmak zorundadır. En azından işine gidecek ve cemaate devam edecektir. Bu sebeple içmemek en iyisidir. Nitekim tütün içenlerin bu incelikleri pek gözetmedikleri malumdur. Sağlıklı bir insan için günde 5 kadar sigaranın zararlı olmadığı mütehassıslarca söyleniyor. İçiliyorsa, bu sayıyı geçmemelidir.
Sigara ise, ana maddesi tütün olan, fakat başka kimyevî maddelerin de hazırlanışında kullanıldığı bir maddedir. Saf tütün gibi değildir. Zararının daha fazla olduğu kuvvetle rivayet ediliyor. Yine de alkolle yıkanmış olduğu iyi bilinmedikçe hükmüne tesir etmez, yani buna haram denemez. Nargile, pipo, puro da tütün ve sigara ile aynı hükümdedir.

Sual:
Altı ay kadar önce evlendim. Düğün masrafları vs. için kredi kullandım. Daha sonra pişman oldum. Bir yere sordum. Gelen cevapta bankadan kredi alınan paranın kendisinin haram olduğu söylendi. Şimdi ne yapabilirim?

Cevap;
Bankadan fâiz ile kredi almak ve fâiz ödemek câiz değildir. Bu şekilde bir kredi alınmışsa, fâsiddir. Bozulması gerekir. Fâsid akid ile alınan mal veya para mülk olur ise de, kullanmak câiz değildir. Akdi bozup, iâde etmek gerekir. Akdi bozmak mümkün değil ise, artık yapacak bir şey yoktur. Tövbe edilir. Bununla alınan eşyalar haram olmaz. İslâm hukukuna göre idare edilmeyen memleketlerde, karşılıklı rıza ile ve müslümanın menfaatine olmak şartıyla fâsid yoldan alınan mal veya paranın haram olmadığı İmam Ebu Hanife ve İmam Muhammed tarafından ictihad buyurulmuştur. Fıkıh kitaplarında, fâiz alma hâlinde, sadece fâizin değil, o paranın tamamının haram olduğu sözü, fâiz olarak alınan fazlalık sahibine geri verilip tövbe edilmedikçe geri kalan parayı (anaparayı) kullanmak helâl olmaz mânâsına gelir. Bunun da muhatabı fâizle borç veren, yani bankadır.

Sual:
Mevlânâ’ya büyük bir hayranlık duyuyorum. Tahirü'l-Mevlevi adında bir zâtın yazdığı mesnevî şerhini okumam doğru olur mu? Sema ve ney hususunda sorduğum kişiler menfi cevaplar veriyor ve bunun dinde olmadığını söylüyor. Bu sema ve ney hâdisesinin nereden çıkmıştır?

Cevap;
Bahsettiğiniz kitabı tedkik etmedim. Fakat Tâhirü’l-Mevlevi makbul bir zâttır. Kitabı da muteber olsa gerektir. Son zamanlarda vefat eden Şefik Can da salahiyetli bir mesnevî mütehasıssı idi. Âbidin Paşa’nın şerhi makbul, fakat okunması ve anlaşılması bu zamanda zordur. Bu zamanda Mesnevi’yi ehil bir hocadan okumayan, istifade edemez. Hatta zarar bile görebilir. Ehil bir hoca da bilmiyorum. Dinini ve ilmihalini iyice öğrendikten sonra, tasavvufa meraklı olan İmam Rabbani’nin Mektubat kitabını okusa bence daha çok istifade eder. Ney, Mesnevî’nin ilk beyitinden itibaren sıkça geçiyor. Mânâsı semboliktir. Kâmil insan veya mürid mânâsına gelir. Mevlevîlikte ney çalındığını göstermez. Çalınmış olsa bile, nefsi tezkiye bulmuş, mütmeinne olmuş zâtlara musikinin zarar vermeyeceğini, kalbi hasta olan sıradan insanlara ise zarar vereceğini İmam Gazalî bildirmektedir. Sema ise bazı tarikatlarda vardır. Ama şimdikiler gibi gösteriş için değil, hakiki coşku ile yapılmaktadır.

Sual:
Kredi çekerek araba almak uygun değil diye biliyorum. Bu zamanda araba zaruret kredi uygun diyenler var. Hangisi doğru acaba?

Cevap;
Faizle kredi ancak zaruret halinde caiz olabilir. Bu da bugün için sadece hiç evi olmayan için oturacağı bir evdir. Çünki ev nafakadandır. Zaruri ihtiyaçtır. Kira ile ev bulmak çok zordur. Araba böyle değildir. Araba almak için kredi çekilmez. Araba zaruri ihtiyaç değildir. Hatta devamlı masraf çeken bir musibettir.

Sual:
Neye dokunsam, neye baksam şehvetleniyormuşum gibi oluyor. Diyelim, eşime şehvetliyim. O an hürmet-i müsahere olacak birine dokunduğumda sanki şehvet duyuyorum gibi geliyor. Her hangi bir şekilde şehvetliyken birine dokunulsa şehvet duyuyormuş gibi olsa hürmet-i müsahere oluyor mu?

Cevap;
Gibi ile olmaz. Bir kadın, kayınpederine veya oğluna şehvetle dokunursa, Hanefî mezhebinde kocası kendisine haram olur. Bu da kolay kolay olacak bir şey değildir. Hürmet-i müsahere teşekkül etmesi zordur. Vesvese caiz değildir. Olursa olsun demelisiniz. Şâfiî mezhebinde böyle hürmet-i musahere yoktur. Bunu düşünürsünüz.

Sual:
Vücudumuzda değişiklikler yapmak dinimizce caiz midir? Örneğin burnu yamuk olan ameliyatla düzelttirebilir mi, kulak estetiği yapılabilir mi? Ya da bazı insanlar cinsel organlarını yeterli görmedikleri için uzatıyorlar bunları yapmak doğru mudur?

Cevap;
Nefret çeken veya hayatı zorlaştıran kusurlar ameliyatla düzeltilebilir. Kulak, burun da buna göre değerlendirilmelidir. Penis çok küçük olup da cinsi teması imkânsız kılıyorsa, ameliyatla büyütülebilir. Aksi takdirde penis büyüklüğünün cinsi hayatın normal yürümesi ile alâkası yoktur.

Sual:
Ayakkabı silkelemek sünnet midir?

Cevap;
Müstehabdır. Hazret-i Peygamber bir gün ayakkabısını giymeden evvel Cebrail aleyhisselâm gelip ikaz etti. Ayakkabısını silkeledi. İçinden bir akrep düştü. Bunun üzerine "Ayakkabısını silkelemeden giyen, bizden değildir" buyurdu. (Şir’atü’l-İslâm)

Sual:
Konut kredisi kullanmaya dair hükümleri biraz açıklar mısınız? Kredi sözleşmesi imzalanırken yapılabilecek birkaç değişiklikle muamelenin câiz kılınması mümkün müdür? Bazı bankaların katılım katkı payı adıyla aldığının hükmü nedir? Banka çalışanının krediyi vermede salahiyetli olup olmadığını bilmeden krediyi tahsil etmede alıcıya düşen bir araştırma mükellefiyeti var mıdır?

Cevap;
Banka muamelelerini tek taraflı olarak değiştirmek kolay değildir. Kanun ve nizama bağlıdır. Resmî vesikalarla tanzim edilmesi gerekir. Banka çalışanı bankanın vekilidir. Ama o da kendi insiyatifi ile bu resmî hükümleri değiştiremez. Esas olan yazılan mukaveledir. Ancak evi banka satın alıp kâr koyarak size satabilir. Fâiz için de ucuz bir malı size veresiye satar. Buna muamele satışı denir. Ancak böyle câiz olabilir. Hiç evi olmayanın ve karz bulamayan kimsenin, nafakadan olduğundan dolayı, bir ev almak için, fâizle kredi almasına izin verilir. Bu zamanda kira öder gibi taksit ödendiğinden böyle almak elverişli olmaktadır.

Sual:
Sahipsiz bir eşya veya mal bulduğumuz zaman ne yapmalıyız ya da eşyanın üzerinde ismi yazıyorsa ne yapmalıyız?

Cevap;
Sahipsiz eşya bulanındır. Sahibi bilinmeyen eşya ise lukatadır. Bulan ilan eder. Üzerinde ismi yazıyorsa, arar. Sahibi çıkınca verir. Sahibi çıkmazsa fakirlere verir. Kendisi fakirse kullanır. Çok ufak bir şeyse sahibini aramasına gerek olmaksızın her halde kullanabilir.

Sual:
Okula giderken gözlerime rimel sürüyorum. Okulda abdest almama engel olur mu? Rimelimin akan yerini yıkıyorum, ama akmayan yerine su değmiyor. Abdestim olur mu?

Cevap;
Öğrendiğime göre iki çeşit rimel vardır. Bunlardan birisi geçicidir, su ile akıp gidiyor. Bu, abdeste mâni olmasa gerektir. Kalıcı rimel ise, su geçirmez. Bu, abdeste mânidir. Şu kadar ki kadınların mahremi olmayan erkeklere makyajını göstermesinin câiz olmadığı din kitaplarında yazar.

Sual:
Fıkh bilgilerine çalışırken, fazladan ibadet yaptığımda aklıma “Senin gibi böyle yapan kaç kişi var, ne güzel ibadet ediyorsun” gibi düşünceler geliyor. Ucb günahını işlemiş oluyor muyum?

Cevap;
Ucbdur. “Ben kendimi böyle biliyorum. Benden çok daha iyiler vardır, ama benim bundan haberim yoktur” demeli.

Sual:
Yatmadan önce saçlarıma yılan yağı ve yüzüme de zeytinyağı sürüyorum. Sabah kalktığımda namaz vakti dar olduğu için yıkamayı namazdan sonraya bırakmak zorunda kalıyorum. Bu hal, abdest ve dolayısıyla namazın sıhhatine bir mâni teşkil eder mi?

Cevap;
Zeytinyağı altına su geçirir, abdeste ve gusle mâni değildir. Yılan yağının ne olduğunu bilmiyorum. Leşin derisi dabağladıkdan sonra; ayrıca kemikleri, sinirleri, boynuzu, tüyü, kılı ve fildişi satılır ve kullanılır. Domuzdan başka eti yenmeyen hayvanlar besmele ile kesilince veya avlayınca derisi sözbirliği ile temiz olur. Eti de temiz olur denildi. Fakat yemesi haramdır. Deri ve etlerini satmak ve fâidelenmek câiz olur. Yılan yağı da bu bakımdan ihtiyaç için kullanılabilir. Altına su geçiriyorsa, abdest ve gusle de mâni teşkil etmez.

Sual:
Ehl-i sünneti esas alan bir ilmihalde neden sakal konusunda kaynak Yusuf Kardavî gösterilmiş olabilir?

Cevap;
Kardavî gibi bu meseleyi uzun ele alan başkası yok da onun için. Eski kitaplarda sakal sünnettir; kesmek mekruhtur veya haramdır diye geçiyor. Ama haramlığı veya mekruhluğu ortadan kaldıran şartları söylemiyorlar. Çünki bunlar dârülislâma göre yazılmış kitaplardır. Kardavî’nin mezhepsiz olması, her sözünün yanlış olduğunu göstermez. Doğruyu kim söylerse kabul etmek lâzımdır.

Sual:
Çarşaf konusunda ehl-i sünnet âlimleri ne diyor?

Cevap;
Çarşafın İslam buluşu olmadığı, Suriye’de gayrımüslim kadınlarının giydiğini, buradan Şamlılar arasında âdet olduğu, oradan da vali Suphi Paşa’nın hanımları tarafından İstanbul’a getirildiği, ucuz ve pratik olması sebebiyle moda olduğu çok meşhurdur. Bundan evvel İstanbul’da ve bütün Osmanlı ülkesinde ferâce (veya maşlah) giyilirdi. Bugünki manto ve başörtüye çok benzer. İnanmazsanız eski fotoğraf ve gravürlere bakabilir, seyahatname ve hatıratları okuyabilirsiniz. Herkesin çarşaf giymesi ile çarşaf İslâm âdeti olmuştur. Burada manto giymek, âdete uymamak olurdu. Ama zamanla manto da İslâm âdeti olmuş; hatta çarşaftan daha yaygın hâle gelmiştir. Mantonun yaygın olduğu yerde çarşaf giymek mahzurludur. Kıyafet âdete tabidir. Parmakla gösterilmeye sebebiyet vermek hadis-i şerif ile yasak edilmiştir. Maksat dinin ört dediği yerleri örtmektir. Bu, yerine göre çarşaf ile olur, manto-eşarp ile olur, ehram ile olur, şalvar-atkı ile olur.

Sual:
Anne babaya her zaman uymak gerekir mi? Gerekmezse bunun sınırları nelerdir?

Cevap;
Anne babanın meşru, dine uygun emirlerine uyulur. Dine uymayan ve keyfi emirlerine uyulmaz. Ama isyan da edilmez.

Sual:
Gazetede okuduğum bir haberde şampuanların içinde domuz jelatini olduğu ve kullanılmasının haram olacağı yazıyordu. Birçok şey için aynı şey söyleniyor. Şüphede kalıyoruz. Kullanmamak mı gerekir?

Cevap;
Gazete haberine burada itibar edilmez. Bir şeyi yemenin haram olduğunu söyleyebilmek için bunu iyi bilmek lâzımdır. Bu da ya bizzat görerek veya gören bir âdil müslümandan işiterek ya da imal edenin itirafı ile bilinir. Kaldı ki konulduğu şampuanın üzerinde yazsa bile, yıkanıp gittiği için câizdir.

Sual:
Açıkça günah işleyen bir kişiye arkasından konuşarak, geri zekâlı, salak gibi kelimeler kullanılsa, sövülse, bu gıybete girer mi?

Cevap;
Açıkça günah işlemekten sakınmayan kimsenin, bu günahı işlediği söylenirse, gıybet olmaz. Başka hususlarda kötülemek, sövmek gıybet olur.

Sual:
Karşımızdakine şaka maksadıyla bir şey söylesek, karşımızdaki de üzülse haram işlemiş olur muyuz?

Cevap;
Şaka insanı üzerse, günah olur. Buna şaka da denmez. Dinleyeceği tahmin edilen kimseye tenhada yumuşak bir şekilde söylenir. Çok şaka yapmamalı; kırıldığı hissedilen kimsenin gönlünü alıp helâlleşmelidir.

Sual:
Herhangi bir müstehabı, edebi terk eden, yanlış bir iş yapan bir kişiyi, bağırarak, yüksek sesle ikaz edersek, kalbini kırmış, haram işlemiş olur muyuz?

Cevap;
İkaz yüksek sesle, bağırarak, başkalarının yanında, sert şekilde olmaz. Hazret-i Peygamber, gördüğü yanlışları, kişinin yüzüne ulu orta söylemez; bazıları şöyle şöyle yapıyor, bu yanlıştır diyerek umumî bir şekilde ikaz ederdi.

Sual:
Bir yazınızdan oral ilişkinin hem câiz olduğu anlaşılıyor, hem de mekruh olduğu. Ama mekruh ne demektir tam olarak anlamış değilim. Mekruhun açıklamasını da bir yerden okudum, ama yine de tam kafama girmiyor. Anladığım, mekruh çirkin bir şey, ama günah olduğu kesin olan bir şey değil. Yazınızda ancak hayız durumunda oral seksin yapılabileceğini belirtmişsiniz. Ben bu işi yapmasam gözüm dışarıda olur. Dolayısıyla hayız yokken de yapsam ne olur? Ayrıca kadına oral seks yapılırsa ne olur? Kadının cinsel organının iç kısmının başladığı yere kadar erkeğin yalaması câiz olur mu ve kadının cinsel organının iç kısmının başladığı yerden sonrası orası kuru olursa câiz olur mu? Kadın kocasının cinsel organını ağzına alması durumunda erkekten meni olmayan diğer sıvı gelirse bunu kadının yalaması câiz midir, değil midir? Yazınızda Şâfiî mezhebinde meninin necis olmadığı geçiyor. Yani Şâfiî olan bir kadın kocasını menisi gelene kadar ağzıyla tatmin edebilir demek midir

Cevap;
O yazıda bir kadının kocasının âletini ağzına almasına mekruh diyen de, demeyen de olmuştur, yazıyor. Mekruh haramdan aşağıdır. Ateşle azap olunmayan, ama âhirette ıkabı (cezası, karşılığı) bulunan iştir. Burada mekruhlukta da ihtilâf olduğu anlaşılıyor. Dolayısıyla bir kadın kocasının âletini ağzına alsa, bazı âlimlere göre mekruh değildir.

İslâmiyet cinsî hayatta birkaç mühim yasak koymuştur. Erkeğin erkeğe, kadının kadına gitmemesi; zina etmemek; helâline de arkadan yaklaşmamak ve âdetliyken yaklaşmamak. Bunun dışında yasak konmamıştır. Oral seks açıkça yasak edilmiş değildir. Şu kadar ki, cinsî temasın normal şekli tasvir edilmiştir. O da erkeğin âletinin, kadının fercine girmesidir. Ağza boşalma normal bir cinsî temas değildir. Ama haram da denemez. Nitekim normal cinsî temas imkânı olanın istimna ( mastürbasyon ) yapması da uygun değildir. çünki mastürbasyon ancak ihtiyaç için, sâkinleşmek için yapılır; zevk için değil. Zevcesi hayızlı olup şehveti gelmek özürdür. Bu sebeple şüpheli şeylerden kaçınmalı; hanımı hayızlı değilken ağzına boşalmamalıdır.

Meninin necis olup olmaması da aslına bakılırsa hâdiseyle doğrudan alâkalı değildir. Evet, meni Şâfiî’de necis değildir, ama yenecek bir şey de değildir. Öte yandan Hanefî’de necis bir şeyi yemedikten ve sonra çalkaladıktan sonra ağza almaya da câiz değildir, denemez. Nitekim oruçlunun yemesi haram olduğu halde, ağzına bir şey alıp çiğnese, sonra da tükürse, orucu bozulmuyor. Netice itibarıyla boşalmaksızın erkeğin âletini emmek veya kadının fercini yalamak aşk oyunudur, câizdir.

Sual:
Arkadaşımın domuz kafası şeklinde kabartmalı bir bardağı var. Bununla su içiyor. "Çok tatlı baksana domuzcuk" diyorlar. Benim bildiğime göre domuz İslâmiyette çok çirkin bir hayvandır. Arkadaşlarım günaha giriyor mu?

Cevap;
Domuz İslâmiyette haram olan hayvanların başında gelir. Çocuklara bile böyle oyuncak almak doğru değildir.

Sual:
Göğsünde yazı bulunan tişörtü, kabanı namaz dışında giymek mekruh mudur

Cevap;
Din büyükleri, Lâtin harflerinin kiliselerde kullanıldığı için elbisede resim hükmünde olduğunu, namazda ve namaz dışında mekruh olduğunu, göğüs ve yanlarda tahrimen, sırtta tenzihen mekruh olduğunu bildirmektedir. Elbisenin içinde câiz ise de bulunmaması iyidir. Duvarlara da ihtiyaç olmadıkça asmamalıdır.

Sual:
Düğünde ilahi ve Kur’an-ı Kerim okunuyor. Ancak Kur’an-ı Kerim okunurken kimse dinlemiyor. Burada nasıl bir yol sürmek lazım?

Cevap;
Düğünde meşru eğlence yapılır. Hazret-i Peygamber düğünde eğlenmeyi tavsiye buyurmuştur. Kadınlar def çalıp eğlenebilir. Erkekler davul çalıp eğlenebilir. Bunların birbirinden ayrı olması lâzımdır. Düğünde Kur’an-ı kerim okunması, sohbet ve vaaz edilmesi, mevlid okunması sünnete uygun değildir. Hürmetsizliğe de sebep olmaktadır.

Sual:
Birinden şunu işittim: "Evlenmeden önce kaynanasının, isteyerek veya istemeyerek avret yerini görse, şehvetli veya şehvetsiz baksa, bu kadının kızı Hanefî fıkhına göre o kimseye haramdır." Böyle bir şey var mıdır? Varsa kadının saçı da avret yeridir. Başı açık gezen bir kadının kızını almak câiz olur mu?

Cevap;
Bakmakla hürmet olmaz. Ancak bir kadının fercinin içine şehvetle bakarsa hürmet doğar. Bu kadının kızını alamaz. Böyle bir şey de kolay kolay olamaz.

Sual:
Haram mal satan (içki, domuz eti vs.) bir yerden helâl olan bir ihtiyaç malzemesini almanın hükmü nedir? Oradan alınan para üstü ile yapılan alış-veriş fâsid olur mu?

Cevap;
Malı helâl ve haram ile karışık kimse ile muamele yapmak câizdir. Böyle bir kimseye mal satıp bedelini almak câiz olduğu gibi, bu kimseden mal alıp para verdikten sonra para üstü de alınabilir. Ancak böyle haram olan mal satmayan emsali varken buradan almamak iyi olur. Meselâ şarap satın alan birinin verdiği parayı bakkal kasaya koymadan size verirse, bu para üstünü almak uygun değildir. Çünki şarap Müslüman için mal değildir. Böyle bir satış câiz olmadığı için, o para da bakkalın malı olmaz. Size de veremez. Ancak parayı kasaya koyup diğer helâl parayla karıştırınca bu mahzur ortadan kalkar.

Sual:
Yanık et veya yanık benzeri yiyecekleri yemek haram mıdı

Cevap;
Fahm (kömür) mertebesine gelmiş ise yenmesi câiz değildir.

Sual:
"Şah-ı Nakşibend Hazretleri’nın neyi alıp, biz bunu kullanmayız (veya çalmayız) ama çalana da bir şey söylemeyiz" diye bir söz söz işittim. Aslı var mıdır? Açıklaması nedir? Yani bir tarikatte olan bir şey diğerinde nasıl olmuyor

Cevap;
Bir mürşide göre caiz olan, öbürüne göre olmaz. Mesela cehrî zikr Şah-ı Nakşibend’e göre bid’at, Kâdirîlere göre caiz, hatta efdaldir. Ney, çalgı, kalbi tasfiye olmuş olanlara zarar vermez. Hatta kalblerini toparlamalarına yardımcı olur. Ama biz yine de dinlemeyiz demek istiyor.

Sual:
Fâizden kurtulmak için ıyne ve muamele gibi satışlara şer’an müsaade ediliyor. Fakat bu, niçin fâize bir kılıf uydurma şeklinde anlaşılmamalı? Yani Yahudilerin cumartesi yasağını delmek için yaptıkları şeye benzemiyor mu? Resulullah efendimizin o hususta “Yahudilerin işlediğini siz işlemeyin. Onlar Allah’ın haram kıldığını hilelerin en basit ve adisi ile helal kılmak istediler” şeklinde bir hadisi var. Bu işi Yahudilerin yaptığından ayıran nedir?

Cevap;
Yahudilere böyle bir yol gösterilmemişti. Nefislerine uyarak dinin emirlerini ihlâl ettiler. Müslümanlara ise yol gösterilmiştir. Âyet-i kerime ve hadis-i şerifler hîle-i şer’iyyeye izin veriyor. Arada böyle bir fark vardır.

Sual:
Muamele ve ıyne satışı ile fâiz aynı yere gelmiyor mu?

Cevap;
Muamele ve ıyne satışı, fâiz yasağından dolayı değil, para kıtlığından dolayı ortaya çıkmış müesseselerdir. Zaruret, fâizi bile mübah kılar. Burada zaruret yoktur, ama sıkı ihtiyaç vardır. İhtiyaç olmadan muamele ve ıyne yapmak zaten mekruhtur. Bu sebeple fâiz değil de, muamele yapılıyor. İkisi aynı yere gelmiyor. Birisi nefs ve hevasına uyarak, diğeri dine uyularak yapılıyor. Maksat nefsine değil, dine uymaktır. Dolayısıyla maksat hâsıl oluyor

Sual:
Şiîlerden ya da diğer bid’at sahiplerinden seyyid olan var mıdır?

Cevap;
Seyyid (evlâd-ı resulden) olmak, günah işlemeye, bid’at ehli olmaya engel değildir. Bid’at da neticede bir günahtır. Mesela İran’da siyah sarıklı olanlar seyyid olarak bilinir. Seyyid Sıbgatullah Hizanî’ye, “Bid’at ehli seyyidlere nasıl davranalım?” diye sormuşlar. Zâtına hürmet, sıfatlarını sevmemek lâzımdır, buyurmuş (Minah). Nasıl fâsık kötü amelinden dolayı sevilmez, ama imanından ve başka iyiliklerinden dolayı sevilirse, aynen böyledir.

Sual:
Zimmîlere dair olarak Müslümanların tavırları ilmihal kitaplarında yazılmıştır. Acaba günümüzdeki gayrımüslimlere (özellikle zararı olmayan) davranışlarımız nasıl olmalıdır?

Cevap;
Kur'an-ı kerim, gayrımüslimleri dine, müslümanlara zarar veren ve vermeyen diye ikiye ayırıyor. İslâm devletinde birincisine harbî, ikincisine zimmî denir. Dine ve Müslümanlara zarar vermeyen gayrımüslimlere iyilik yapmak yasaklanmamıştır. Büyüklerimizden işittik: Herkese güler yüz, tatlı dil ile muamele etmelidir. Kimseyi düşman edinmemelidir. Kimsenin malına, canına ve ırzına tecavüz câiz değildir.

Sual:
Öldürülmesi vâcip olan hayvanlar nelerdir?

Cevap;
Zarar vermeyen hayvan öldürülmez. Hazret-i Peygamber, simsiyah ve gözünün üzerinde çukurluk bulunan köpeğin şeytan olduğu gerekçesiyle öldürülmesini emretmiştir. Hadis-i şerifte, "Hayvanlardan fâsık (zararlı) olan şu beşi Harem-i şerifde bile öldürülebilir: Karga, çaylak, fare, akreb ve saldıran köpek" buyuruluyor. Zehirli kertenkele için de böyledir. Anlaşılıyor ki, ekseriya zarar veren hayvanları öldürmek câiz, hatta müstehab oluyor. Zararı kat’î ise vâcib oluyor.

Sual:
Gönüllülerden anne sütü toplayarak anne sütü bankası kurmak câiz midir?

Cevap;
Yeni doğan bazı çocuklarda, annesinin sütü olmuyor veya annenin HIV olması hâlinde çocuğa zararlı olabiliyor. Anne sütünün, yeni doğan çocuğa lâzım unsurları ise başka süt ve mamalarda yoktur. Bu sebeple çocuğa bir başkasının sütü verilebilir. Ancak bu sütün kime ait olduğunu, çocuğun ailesine söylemeli, evrakına kaydetmelidir. Zira çocuk, sütünü emdiği kadının süt çocuğu olur ve evlenme engeli doğar.

Sual:
İbâdet de gizli, günah da gizli olduğuna göre, başkalarının yanında namaz kılmak; zekât vermek riyâ olmaz mı?

Cevap;
Nâfile ibadetleri başkasına göstermek uygun değildir. Ama farzlar böyle değildir. Herkese farz olduğu için riya olmaz.

Sual:
Bir arkadaşımızın kocası evinde toplanmamızı istemiyor. Bu eve gitmemiz, arkadaşımızın ikramını yememiz câiz olur mu? Şimdiye kadarkilerin hükmü nedir?

Cevap;
Kocası izin vermiyorsa, gitmemelidir. Bir kimsenin malını, ondan izinsiz yeyip içmek, kullanmak câiz değildir. Bir hak varsa, bu gidene değil, kadına geçmiştir. Zira misafir, izin olduğuna hüsnü zan eder. Olmadığını öğrenince uzak durur.

Sual:
Peçe, önceki dinlerde de var mıydı?

Cevap;
Kadının yüzünü örtmesi İslâmiyete göre farz değildir. Bazı âlimler, fitne zamanında, genç kadınların yüzünü örtmesi gerektiğine hükmetmişler; bu sebeple peçe İslâm memleketlerinde âdet olmuştur. Peçe Yahudi dininde de vardır. Tevrat'ta Yakub aleyhisselâmın zevcesinin erkekleri görünce yüzünü örttüğü ve ziynetlerini sakladığı anlatılıyor.

Sual:
Devlet memuruyum. 4,5 aylık bebeğim var. Biraz daha kendim bakmak için mazeretim olmadan 45 gün heyet raporu almayı düşünüyorum. Haram veya kul hakkı olur mu?

Cevap;
Dârülharbde haram olmaz ise de, kanunlara uymak, kendini zarara sokmamak lâzımdır. Eğer yaptığı iş, bir başkasına yüklenecekse veya insanların işi geri kalacaksa, o zaman kul hakkı da olur.

Sual:
Kadın ve erkeğin asansöre binmesi halvet olur mu?

Cevap;
Dükkân, nakil vasıtası gibi yerlerde halvet olmaz. Asansörde de her an içeri birisi girebileceği için haram olan halvet teşekkül etmez.

Sual:
Kayınpederimin uşrunu vermediğini bildiğim zeytinyağından, ticaretini yapmak için peyderpey satın alsam, satın aldığım miktarın uşrunu her defasında vermem gerekir mi?

Cevap;
Uşru, mahsulü kaldıran verir. Zira bir bakıma ibâdettir. Böyle biriyle alışveriş yapmak câizdir. Onda bir ayırıp sadaka vermek şart değilse de, iyi olur.

Sual:
Üzerinde İsviçre bayrağı (haç işareti) logosu bulunan çantayı kullanmak caiz midir?

Cevap;
Muhakkar olduğu, hürmet makamında olmadığı için câizdir. Marka veya plakasında haç bulunan otomobiller de böyledir.

Sual:
Erkek;  evlenmek niyetinde olduğu kadının saçını, evlenmeden önce görebilir mi?

Cevap;
Annesi veya kızkardeşi görüp bildirebilir.

Sual:
Annem ve babam dindar olmakla beraber, ibadetlere dair bazı hususlarda bilgisizliklerinden dolayı bazı hatalar işliyorlar. Ne yapmam gerekir?

Cevap;
Anne ve babaya hatalı hareketleri zahir olduğunda kibarca bir defa söylenir. Ama yaşlı insanlara, hele anne ve babaya doğruları kabul ettirmek zordur. Kendini sevdirip itimat hâsıl edip söylenebilir. Fazla aldırmamalıdır. Çocuk ebeveyninden mesul değildir.

Sual:
Sehpaların üzerine sipariş usulü bazı resimler yapıştırılıyor ve boyanıyor. Bunların hayvan resimli veya yazılı olması caiz midir?

Cevap;
Hakir olduğu, hürmet mevkiinde kullanılmadığı, mesela duvara asılmadığı için caizdir.

Sual:
Üvey annemin önceki kocasından olan kızı bana mahrem midir? 

Cevap;
Yabancıdır, namahremdir.

Sual:
Bir kimse tedavi maksatlı uzaktan akrabası olan doğum yapmış bir kadının sütünü içebilir mi?

Cevap;
İbni Âbidin tedavi maksadıyle caiz oluğunu söylüyor. Kan nakli de bunun gibidir.

Sual:
Girişi ücretli resmî bir müzenin bahçesindeki meyvesi yere dökülüp ziyan olan keçiboynuzu ağacından yemek caiz midir?

Cevap;
Sahipsiz ve ziyan olacağı için yemek caizdir.

Sual:
Çiftliklerdeki tavuklara ve balıklara domuz artığı yemler verildiği söyleniyor. Ne yapmalıdır?

Cevap;
Hayvanlar hep necis şeyler yer. Söylentiye bakılmaz.

Sual:
Bir kimse, kelime-i şahadet getirip müslüman olan bir Alman kadın ile evlendi. O zamandan beri kadında tek bir İslâm alâmeti mevcut değildir. Bu kadından ayrılırsa, çocuklar babadan kopma tehlikesi vardır. Bu halde çocuklara İslâmî terbiye veremezse, baba şer'an mes’ul müdür?

Cevap;
İslâm hukukuna göre fâsık bir erkek veya kadınla evlenmek sahih olmakla beraber, günahtır. Kadın çocukları alır da, İslâmî terbiyeden mahrum olarak büyürlerse, baba mes’uldür. Belki günahı, mecburiyet sebebiyle, benzerlerinden daha az olur.

Sual:
"Kur'an-ı kerimi yapışık olmayan bir şey içinde, mesela çantada iken tutmak caizdir" ifadesine göre mushaf ile birlikte satılan içine mushafın girdiği kutular da böyle midir?

Cevap;
Evet.

Sual:
"Kadınların, namaz dışında, yalnız iken, diz ve göbek arasını örtmesi farz olup, sırtını ve karnını örtmesi vâcib, başka yerlerini örtmesi edebdir" deniyor. Bu erkek için de cari midir?

Cevap;
Hayır.

Sual:
Kına gecelerinde hanımlar damacana, tava gibi bazı ev eşyalarına vurup ses çıkartarak oynuyorlarmış. Bu caiz midir?

Cevap;
Kadınların düğünde def çalıp oynamalarının caiz olduğu hadis-i şerif ile sabittir. Bunlar da def gibidir.

Sual:
Şapka nasıl çıktı? Hangi kiliseden çıkmıştı?

Cevap;
İnsanlığın başından beri insanlar başlarını serpuş örtmüştür. Bugün şapka olarak bilinen serpuşun Hıristiyanlığın teslis itikadını sembolize edercesine üç köşeli olarak çıktığı, sonra bu hale dönüştüğü söylenir. (Bkz. Mahir İz, Yılların İzi) Nitekim Estergon Katedrali’nin kubbesinde -hâşâ- tanrı bu şekilde başında üç köşeli bir hâle olduğu halde resmedilmiştir.

Sual:
Gümüş saat ve tesbih kullanmanın bir mahzuru var mıdır? Yüzükdeki gibi belli bir grama kadar izin verilmiş midir?

Cevap;
Altın ve gümüş eşya kullanmak hadis-i şerif ile yasak edilmiştir. Gümüş tesbih ve saat kullanmak câiz değildir. Kalem, ayna da böyledir. Ama kemer, kılıç ve saatteki gümüş işlemeler câizdir. Eşyanın bir kısmı gümüş ise, burası kullanırken tutulacak yer değil ise, bir kavle göre câizdir. (İbni Abidin, Hindiyye)

Sual:
Fâsık akraba ziyaret edilir mi? Fâsığın ölçüsü nedir?

Cevap;
Günah işlemeye sevketmiyorlarsa ziyaret edilir. Onlara emri maruf yapılmış, müslümanlık sevdirilmiş olur.

Sual:
Küçük yaştaki çocuğuna şehvetle dokunsa hürmet-i müsahere olmaz deniyor. Hürmet-i müsahere sadece büyüklerle mi olur?

Cevap;
Hürmet-i müsahere bülûğa ermiş veya çok yaklaşmış gösterişli çocukla olur. Küçük çocukla olmaz.

Sual:
Her gün yatsı namazından sonra hemen yatıyorum. Saat 3’te kalkıp ders çalışıyorum. Öğlen 11’re kadar. Ama bir bakmışım çok az ders çalışmışım. Her gün öyle oluyor. Vaktin bereketli olması için ne yapmak lazım?

Cevap;
Planlı ve programlı hareket edenin vakti bereketli olur. Sabah namazına kalkmalı, sonra yatmamalı. Mümkünse gündüz biraz uyumalı. Gece erken yatmalı. Boş işlerle çok uğraşmamalı.

Sual:
Müslüman müslümanın gözlerine uzun baksa (rahatsız edecek derecede) edepsizlik olur mu?

Cevap;
Müslüman, kimseyi eliyle, diliyle, gözüyle incitmeyen kimsedir.

Sual:
Kim milyoner olmak ister adlı yarışmada, elinde olan parayı ortaya koyup, yeni suali cevaplama bahis mevzuu olduğundan, uygun mudur?

Cevap;
Para eline geçmeden mülkü olmaz. Ama eline geçtikten sonra bunun karşılığında sual sordurmak tehlikelidir. Ben kazandığımı koyayım, bilemezsem bu gitsin, bilirsem, senin va'dettiğin parayı alayım demektir. Uzak durmalıdır.

Sual:
Şirk-i celî ne demektir?

Cevap;
Riyâ demektir. Yani amellerini Allah rızası için yapmamak, mesela başkalarına yaranmak için yapmak demektir.

Sual:
Birinden alacağım var. Alacağımı istemeye gittiğimde “Param yok, ama milli piyongo bileti aldım” dedi. Bileti bana verdi. “Çıkarsa senin” dedi. Biletten çıkan parayı kullanmak câiz midir veya ne kadarını kullanabilirim?

Cevap;
Dârülislamda câiz değildir. Dârülharbde, yani İslâm hukukuna göre idare olunmayan yerlerde, piyango biletini alma günahı, kumar günahı, bileti alıp verenin olur. İkramiye çıkarsa, alana kullanmak câiz olur.

Sual:
Hakkında hürmet-i müsahere meydana gelen Hanefî’nin, bu şekilde hürmet-i müsahereyi kabul etmeyen Şâfiî mezhebine göre nikâh tazelemesi mi gerekir?

Cevap;
Hürmet-i musahereye maruz kalan kişi, Hanefî ise derhal ayrılması gerekir. Şâfiî ise, nikâhı devam eder. Çünki bu mezhebde hürmet-i musahere sadece sahih nikâh ile teşekkül eder. Hanefî mezhebindeki kimse, zor vaziyette ise Şâfiî mezhebini taklid edebilir. Nikâhı bozulmaz. Ancak nikâhı Şâfiî mezhebine göre sahih değilse, yeniden bu mezhebe göre nikâh yapmaları gerekir.

Sual:
Hastane, hasta için gerekli kanı kendi stoklarından kullanmışsa ve kullanılan kanların yerine kan bulunmasını hasta yakınlarından istemişse, hastaneye gidip kan vermek uygun olur mu?

Cevap;
Olur. İhtiyaçtır. Hatta sevab bile kazanılır.

Sual:
Dışarıda yemek yerken dikkat çekmemek için çatalı sol el ile kullanarak yemek yemek uygun mudur?

Cevap;
Yemeği sağ el ile yemek sünnet, hilâfı mekruhtur. Dikkat çekmemek, fitne uyandırmamak maksadıyla veya sağ elin dolu olması gibi bir ihtiyaç sebebiyle olur.

Sual:
Bize para borcu olan biriyle helâlleşsek, ama niyetimiz o para dışındaki haklarımız olsa, borç düşer mi? O borca da niyet ederek söylesek borç düşer mi?

Cevap;
Bütün haklarını helâl etmişse, o borç da düşer. O borcu sözle istisnâ etmek lâzımdır.

Sual:
Günümüzde para bankada durunca değeri ölüyor. Değerini korumak için fâiz alınıyor. Paranın hem değerini korumak, hem de fâiz yememek mümkün müdür? Altına yatırılabilir mi? Ya da kredi alındığı zaman, fâizden kurtulabilmek için bankaların kırtasiye adı altında aldıkları para fâiz sayılır mı?

Cevap;
Para altına göre değerlendirilir. Paranın altın karşısındaki değer kaybı borçludan istenebilir. Bu bakımdan bankaların fâiz adıyla ödediği mikdar, bunun bazen altında bile olabiliyor. Bu sebeple bankaya para yatırıp fâiz almak, bu çerçevede câiz olmaktadır. Altına yatırmak daha iyi ve uzun vadede kârlıdır. Kaldı ki dârülharbde bankaya para yatırıp fâiz almak İmam Ebu Hanife ve Muhammed'e göre câizdir. Ancak fâizle kredi almak câiz değildir. Muamele masrafı adı altında alınırsa, câiz olabilir.

Sual:
Hazret-i Peygamber’in soyundan gelenler, açıktan günah işlese, âsi olsa yine de sevmemiz lâzım gelir mi?

Cevap;
Sıradan bir Müslüman da günah işlese, iyi işleri için sevilir; kötü işleri sevilmez. Evlâd-ı Resul’den olup âsi olanların da zâtı sevilir, sıfatı olan o günah sevilmez.

Sual:
Bir zât, televizyondaki sohbetinde, Sultan Abdülmecid’in içki içtiğine dair Cevdet Paşa’nın şahadeti olduğunu söyledi. Aslı var mıdır?

Cevap;
Cevdet Paşa da bu hususta gördüğünü değil, işittiğini yazıyor. Hadis-i şerifte, “Bir kimseye yalan olarak her duyduğunu söylemek yetişir” buyuruluyor. Herkese hüsnü zan etmelidir. İyi bilinmeyen şeyin ardına düşmemelidir. Sultan Abdülmecid’in içki içtiğini gören bir kimsenin şahidliğine rastlamadık. Kendisi dindar ve yüksek meziyetlere sahip bir insandı. Böyle bir şahsiyet zaafı göstereceğine inanılamaz.

Sual:
Bilgisayar oyunları, atari oyunları, PS3 oyunları gibi sanal video oyunlarını sıkılınca oynamak mubah mıdır? Zar bulunan oyunları oynamak caiz midir?

Cevap;
Her çeşit oyunun, zevk için değil de, sıkıntıyı def etmek için kumarsız ve farza mâni olmayacak şekilde ara sıra oynamanın İmam Ebu Yusuf’a göre câiz olduğu İbni Abidin’de yazılıdır.

Sual:
Bir iş yerinde çalıştım. Çıkarılırken, başkalarına paralarını verdikleri halde, bana vermediler. Ben de iş yeri sahibinin haberi olmadan 100 lira aldım. Şimdi pişmanım. Bunu nasıl düzeltebilirim?

Cevap;
Bir kimsede alacağı olan kimse, bu kimsenin alacağı kadar malını ele geçirirse, hakkı kadar alabilir.

Sual:
Anne ve baba hakkı mevzuunda bilgi almak isterim. Küçüklüğümden beri sorumsuz, çalışmayan, hep kendini düşünen, eskiden alkol problemi olan ve halen çocukları ve eşi için sorumluluklarını yerine getirmeyen bir babayla beraberiz. Bu durum bizi çok yıpratıyor ve çok üzüyor. Ben de ister istemez babama karşı bir soğukluk ve öfke var. Bazen evlat olarak davranışlarımdan ötürü vicdan azabı çekiyorum. Anne ve babamız, içki, kumar, zina gibi büyük günahları işleseler de, biz evlat olarak onlara nasıl davranmalıyız ki Allah bizden razı olsun?

Cevap;
Anne ve babanın günahkâr, ahlaksız veya imansız olması, onlara karşı hürmet ve hizmet etme mükellefiyetini değiştirmez. Dine uygun emirleri dinlenir; dine uygun olmayan emirleri dinlenmez, itiraz ve isyan da edilmez. Islahları için dua edilir. Peygamber dışında hiç kimseyi bütünüyle sevmek emrolunmadı. İmanları ve iyilikleri sevilir. İmansızlıkları ve kötülükleri sevilmez.

Sual:
Bir arkadaşım Selâm ismiyle yazılar neşrediyor. Selâm ismini kullanmak dinen câiz midir? Selâm ismi, kişiye verilir mi? Biliyoz ki meselâ Hâdi şeklinde isim olmaz; Abdülhâdi olur.

Cevap;
Selâm, esenlik demektir. İnsana isim de olur. Mahlas da olur. Allahü tealanın sıfatıdır, ismi değildir. Hâdi de insana tek başına isim olarak konabilir. Allahü teâlânın zâtına mahsus rahman, hâlık, samed gibi isimleri tek başına insanlara konulamaz.

Sual:
Sitenizde tıbben zararlı olmayan her türlü destekleyici ilacı kullanmak câizdir diye yazıyor. Mesela tıbben tavada kızartma zararlı ve kanserojendir. Tam sağlıklı bir insan tavada kızartma yese fakat tıbben zararlı olduğundan günaha girer mi?

Cevap;
Tıbben zararlı olduğunu bizzat tecrübesi ile veya hâzık (işinin ehli) bir tabibin tavsiyesi ile biliyorsa, yemesi câiz olmaz. Zan ile, vehim ile hüküm verilmez. Bir de buradaki zarar kat’i ve açık olmalıdır.

Sual:
Türkiye'de İslâmî banka adı altında iş yapan müesseselerin yaptıkları işler ne kadar İslâm hukukuna uygundur? Kâr payı denilen şey tam olarak nedir? Fâizden farklı olduğunu söylüyorlar; ancak nihayetinde kredi verip bunun fâizini alarak buradan kazandıkları parayı kar payı diye dağıtıyorlar. Dârülharbdeki vaziyet nedir?

Cevap;
Bu müesseseler bildiğimiz kadarıyla kendilerine yatırılan mevzuatı, para getiren işlerde kullanıyor; muamele ve müdarebe yoluyla nemalandırıyor. Fâizle kredi vermiyor. Bundan elde ettiği kârı da mudilere dağıtıyor. Yaptığı bu iş meşrudur. Fâize benzese de aynı değildir. Dârülharbde bankaya para yatırıp fâiz almak İmam Ebu Hanife ve İmam Muhammed’e göre câizdir. Ama fâizle para çekmek câiz değildir.

Sual:
Sâlih olup olmadığını bilmediğimiz doktorun/eczacının verdiği ilaçları, içinde alkol olup olmadığını anlayamıyorsak kullanabilir miyiz? Aynı vazifeyi yapan alkolsüz ilaç olup olmadığını sormamız şart mıdır? Sormadan alınmışsa ne yapılacaktır? Alkolü ilaç olarak kullanmak ile içinde alkol karışık ilacı kullanmanın hükmü farklı mıdır?

Cevap;
İlacın üzerinde alkol olup olmadığı yazar. Alkol olduğu anlaşılırsa, eczacıya muadili olup olmadığı sorulur. Yok derse, kullanılır. İlaçlardaki alkol, çoğu âlimlere göre içilmesi haram olan alkol değildir. Kaldı ki, alkol, başka ilaç olmadığı zaman ilaç olarak kullanılabilir. Alkol ile alkol karışık ilaç arasında hüküm bakımından fark yoktur.

Sual:
İmam-ı Beyhakî’nin rivayet ettiği bir hadis-i şerifde, Peygamberimiz aleyhisselâm “Tevriyeli, kinâî ifadelerle yalandan kurtulup rahatlama vardır” buyurarak bu meseleye açıklık getirmişlerdir. Nevevî der ki: "Elhâsıl, yemin kâdı veya nâibinin kendisini alâkadar eden bir dâvâda talep ettiği yemin dışındaki bütün hallerde yemin edenin niyetine göre değerlendirilir". Nevevî devamla tevriye için der ki: "Tevriye ile kişi her ne kadar hânis (yemininden dönmüş) olmaz ise de, yemin talep edenin hakkını iptal edecek ise böyle bir tevriyeyi yapmak câiz değildir. Bu hususta ulemâ icma’ etmiştir." Kadı İyâz şu hususta da icma vâki olduğunu kaydeder: "Yemin talep edilmediği ve yeminine bir hak taalluk etmediği halde yemin eden kimse için niyeti esastır, sözü de kabul edilir. Ancak, üzerinde bir başkasının hakkı varsa, talep üzerine veya kendiliğinden yaptığına bakılmaksızın yeminin zâhiri ile hükmedilir, bu hususta ihtilaf yoktur”. Yukarıdaki bilgiler çerçevesinde kul hakkı çok ince bir iş olduğundan ve neredeyse başkasının hakkına girmeden tevriye imkânsız olduğundan, hak taallukunu nasıl anlamalıyız? Ayrıca bir başkasının hakkının olduğu hallerde yalan değil ama eksik olarak konuşmak da yalana girer mi?

Cevap;
Tevriye ve ta’riz, yani iki mânâya ihtimali olan bir sözü yakın mânâsında söyleyip, uzak mânâsını kasdetmek, ancak ihtiyaç olduğu zaman müracaat edilebilecek bir çıkış noktasıdır. Birinin hakkını yemek, başkasına zarar vermek, günah işlemek gibi neticelere varıyorsa câiz değildir. Yalanın câiz olduğu yerlerde, önce ta’rize gidilir. Ta’riz yetmiyorsa, yalan söylenebilir. Ama başkasının hakkını yemek için yalan ve ta’riz (tevriye) câiz değildir. Malı haram olan birinin ikramını fitne çıkarmadan reddebilmek için “Ben yemek yedim” demek gibidir. Burada dün yediğini kasdetmekte; karşı taraf ise şimdiki öğünü yediğini anlamaktadır. Böyle ta’riz câizdir. Amerikan filmlerinde görülüyor, şâhide yemin verdirirken gerçeği, yalnızca gerçeği söyleyeceğine yemin ettiriliyor. Bazen söylenen doğrudur, ama eksiktir, gerçeği tam manasıyla aksettirmez. Onun için yalnızca gerçeği dedirtiyorlar.

Sual:
Kur'an-ı Kerim öpülür mü?

Cevap;
İbadet olarak değil, hürmeten öpülür.

Sual:
Erkeklerin alyans takmaları câiz midir? Altın haram, ama bu mevzuda dinimizde bir kolaylık var mıdır? Eşin rızası tesir eder mi?

Cevap;
Erkeklerin altın yüzük, ziynet ve eşya kullanmasını İslâmiyet yasaklamaktadır. Alyans gümüş olursa örfen takmak câizdir. Allaha isyan olan yerde, mahluka itaat olmaz, hadis-i şeriftir.

Sual:
Bazı parfümlerde Fransızca “alcol dénaturé” denilen madde bulunuyor. Bu etil alkol olmaktan çıkıyor mu? Cetyl alkol gibi etil alkol sayılmayan maddelerin câiz olduğunu biliyorum. Fakat krem sürünürken, ağzımıza gelip yutmuş olsak, bunun zararı var mıdır?

Cevap;
Bildiğim kadarıyla alcol dénaturé denen maddenin kimyevî olarak etil alkolden farkı yoktur. Alcol dénaturé, etil alkolün içine başka kimyevîler karıştırarak elde edilen bir karışımdır. Umumiyetle etil alkolün içilmesini önlemek için sanayide yapılan bir muameledir. Cetyl alkolün ise yukarıdakinin aksine, etil alkol ile hiç bir alâkası yoktur. Bu bakımdan yutulması, yalanması haram değildir.

Sual:
Evde televizyonda haberleri ve dokümanter filmleri seyrediyoruz. Çocuklar internet kafede oyun oynuyorlar. Bunları eve bağlamak için eve internet bağlatmamın mahzuru var mıdır? İnternetten müziksiz ilahi dinleyen sevap kazanır mı?

Cevap;
Teknoloji zamanı yiyen bir kurttur. Bugün televizyon, birçok lüzumsuz ve zararlı program ile insanın zamanını çalmakta, kendine, ailesine ve çevresine karşı mükellefiyet ve mesuliyetlerini yerine getirmesine mâni olmaktadır. İnsan kendisini yetiştirmek için lüzumlu zaman ve imkânı bulamamaktadır. Bunun farkına varsa bile, kendisini kurtarma imkânını elde edememektedir. Bir nevi ibtilâ (bağımlılık) yapmaktadır. Üstelik siz haber veya dokümanter gibi faydalı programları seyrediyormuşsunuz, kendinize hâkimmişsiniz. Ya evdekiler? İnternet de bundan farklı değildir. Çocukları korumak için eve internet bağlatmamalı, internet kafeye de göndermemelidir. Bilgisayar almalı, içinde ebeveynin kontrol ettiği oyun ve filmler bulunmalıdır. İlahi dinlemek mübahtır. Mübahlar iyi niyetle yapılırsa sevap olur.

Sual:
Lâtin harfiyle Hacı Şâkir yazan sabunla vücut yıkanır mı? Muhterem kelimelere hakaret olur mu?

Cevap;
Hakaret yoktur. Caizdir.

Sual:
Bazı çikolata ve bisküvi paketlerinin üstünde muhteviyatı Arapça yazılıdır. Çikolata veya bisküviyi yiyince, bu ambalajı yere atmak caiz midir?

Cevap;
Arab alfabesi, İslâm dininin kıymet verdiği hususlardandır. Buna dinî metinler dışında da hürmet etmek gerektiği kitaplarda yazmaktadır. O halde bu gibi ambalajları yakarak veya okunmayacak şekilde yırtarak imha etmelidir. Mümkün olmazsa ayak altına değil, çöpe atmalıdır. Bu da mümkün olmazsa özür olur.

Sual:
Sofra duasından sonra gayrimüslimlere benzememek için birkaç lokma bir şeyler yemek lâzımdır deniyor, doğru mudur ?

Cevap;
Doyduktan sonra kırk (veya kırık) lokma yenir sözü, halk inanışıdır. Gayrımüslimler yemekten önce, Müslümanlar yemekten sonra dua eder.

Sual:
Arabada ekzos sesi ve lastik sesi çıkararak, arabayı patinaj yaptırarak komşulara karşı kul hakkına düşülür mü? Helâlleşmek gerekir mi?

Cevap;
İnsanları her ne şekilde olursa olsun rahatsız etmek günahtır. Bu hak bugün en çok trafikte ortaya çıkmaktadır. Arabayı sıkıştırmak, gereksiz yere sollamak, hatta sol şeritte ağır gidip arkasından gelenleri bekletmek, parayı zamanında hazırlamayıp gişede sıra meydana getirmek, korna çalınmasına sebep olmak, yayaya yol vermemek, kaldırıma parketmek, gereksiz klakson çalmak, egzosunu tamir ettirmediği için kötü koku ve duman salmak, kasden patinaj veya ani fren yaparak ses çıkarmak gibi hallerde kul hakkı doğar. Bunlar istenmeden veya zaruret sebebiyle olursa, günah olmaz ise de, araba sahibi olup trafiğe çıkmak başlı başına bir mesuliyettir.

Sual:
Firma sahibi bir müslümanın, şirket müdürü olarak bir gayrımüslimi tayin etmesi mahzurlu mudur?

Cevap;
Gayrımüslimlerle icâre ve hemen her akdi yapmak câizdir. Bu işe ehil müslümanla yapmak evlâdır.

Sual:
Bekâr kimse günahtan kaçmak için çalışmak istemese, uygun mudur? Kimyâ-yı Saadette bekâr kişini tevekkülü bahsini okurken, öyle anladım. Yanlış mı anlamışım?

Cevap;
O yazılanlar büyüklere mahsustur. Sıradan insanlar çalışmalı, para kazanmalı, güzel yaşamalı, evlenmeli, bir hanımın mesuliyetini almalı, iyi evlatlar yetiştirmeli, dinine, vatanına ve milletine hizmet etmelidir. Bugünki insanların tevekkül için çalışmaması, ancak tembelliktendir.

Sual:
Kışın kısa günlerde çalışmayan kişinin sabah ve öğlen iki defa yemek yemesi israftır, bir öğün atlamalıdır diyorlar. Doğru mudur?

Cevap;
Acıkmadan yemek israftır. Acıkınca beş defa da yenebilir.

Sual:
Kimyâ-yı Saadet’te tasavvuf büyüklerinin çarşıda pazarda halk arasında dolaşmaları tevekkülün az olduğuna alâmettir deniliyor. Bunu tam anlayamadım?

Cevap;
Tasavvuf büyüklerinin kazanç temin etmede hırslı olmaları hoş değildir.

Sual:
Yazın örtüsüz yatmak mekruh mudur ?

Cevap;
Bazı âlimlere göre caizdir.

Sual:
İnsanın dağ, orman ve nehir manzarasını çok sevmesi; çevredeki gösterişli evlere lüks arabalara imrenerek bakmak kalbi dünyaya bağlamak mânâsına gelir mi?

Cevap;
Kalbi dünyaya bağlamak, dünya işleri için Allahü teâlâyı unutmak, yani dinin emir ve yasaklarını ihmal etmek demektir.

Sual:
Kimyâ-yı Saadet gibi muteber kitaplarda ticaret yapmak için deniz [ve hava] yolculuklarına dalmamalıdır deniyor. Aynı şehre hem kara, hem hava yoluyla gidilebiliyorsa, kara yolunu mu tercih etmek lâzımdır?

Cevap;
Dünyalık kazanmak için kendisini tehlikeye atmamalıdır, demek istiyor.

Sual:
Fâsıklara ve bid’at ehline karşı da tevazu göstermemiz, güler yüz ve tatlı dil ile umamele etmemiz gerekir mi, yoksa tekebbür mü etmeliyiz ?

Cevap;
Her zaman mütevazı olmalıdır. Herkese güler yüz ve tatlı dil ile muamele etmelidir. Kimseyi düşman etmemelidir.

Sual:
Gencim ama, ölümden çok korkuyorum. Bana ne tavsiye edersiniz?

Cevap;
Ölümden herkes korkar. Ama bilin ki öldükten sonra ebedi bir hayat ve cennet ve sevdiklerimize kavuşmak var. Tevbe edin. Dünyada nice büyük insanların bile öldüğünü düşünün. Bunun için kabirleri ziyaret edin. Elle gelen düğün bayram demişler.

Sual:
Dinen kadınların saçlarını kesmedeki hüküm nedir? Kesilen saçları ne yapmak gerekir?

Cevap;
Erkekler kadar kısa olmamalıdır. Kesilen saçları gömmelidir.

Sual:
Kadınların burna hızma, göze renkli lens veya dişe renkli taş takmaları, ziynete girer mi? Gusle mani olur mu? Hanımların sünnet niyetiyle, dışarıya çıkarken sürme sürmeleri uygun mudur?

Cevap;
Yabancı erkeklere göstermelerine din kaideleri izin vermemektedir. Sürme de böyledir. Bunlar altına su geçiriyorsa gusle mâni değildir.

Sual:
Yatalak hasta olan annesinin altını oğlu temizleyebilir mi?

Cevap;
Yapacak kadın yoksa, zaruret hükmüne geçer ve câiz olur.

Sual:
Matbaası olan bir arkadaş, intenette beğendiğimiz herhangi bir veya resmi kopyalayıp tablo hâlinde basıyor. Bu kul hakkına girer mi?

Cevap;
Sahibi razı değilse, bunu çoğaltıp satmak kul hakkına girer. Sadece kopyalamak câizdir.

Sual:
Ciddi maddî sıkıntı içindeyim. Ahlakî ve dinî yaşantısı kötü zengin bir akrabam, bana para vermeyi teklif etti. Kabul etmedim. O halde bir miktar parayı ödünç veriyorum diyerek verdi. Ben de aldım. Bunun dinen mahzuru var mıdır? Ödünç vermesini kabul etmem zillet sayılır mı?

Cevap;
Cenab-ı Peygamber, “Ya rabbi sevmediğin kullarından bana iyilik nasib etme, ta ki gönlüm onlara meyletmesin” diye dua edermiş. Mecbur kalmadıkça böylelerinden iyilik kabul etmemelidir. Borç almayı zaruret kılan bir hal varsa, başkasından da bulunmuyorsa alınabilir. Allah yardımcınız olsun.

Sual:
Cep telefonuyla müzik de dinleniyorsa veya televizyonda sadece haber ve dizi seyrediliyorsa, bunlar çalgı âleti hükmüne girer mi?

Cevap;
Bu hususta ekseriyete bakılır.

Sual:
Karşılaşınca, kadın kadını, erkek erkeği öpse mekruh mu?

Cevap;
Erkeğin erkekle, kadının kadınla şehvetsiz öpüşmesine cevaz veren âlimler vardır.

Sual:
Boğa güreşlerini ve boks maçlarını seyretmek, sirke gitmek günah mıdır?

Cevap;
Sirke gitmek günah değildir. Diğerleri mahzurludur.

Sual:
Hususî bir iş yerinde, işte kullandığımız bir âleti, yetkilisinden izin almadan, özel işimizde kullanmamız câiz olur mu? Arkadaşın malını ondan habersiz kullanmak veya yemek caiz olur mu?

Cevap;
Kimsenin malını (arkadaş da olsa) ondan izinsiz kullanmak, yemek, başkasına vermek câiz değildir. Ama önceden izin verirse veya izin vereceği çok zannediliyorsa câiz olur. İşyerinde de bir-iki hususî telefon, ataç, kâğıt gibi şeylerin kullanılmasına patronlar umumiyetle göz yummaktadır.

Sual:
Vejetaryen olmak, yani hiç et yememek, eti kendine zararlı görmek, dine uygun mudur?

Cevap;
Hiç et yememek, humud (uyuşukluk) hâsıl eder ki dinen makbul değildir.

Sual:
Hristiyanların paskalya günlerinde yaptığı çörek, pastanelerde her gün yapılıp satılıyor. Bu çöreği, paskalya dışında yemekte sakınca var mıdır?

Cevap;
Adına paskalya çöreği demekle bunu yemek haram olmaz. Paskalya gününde bile yapıp yemek câizdir. Yeter ki bunu yaparken Paskalya’ya hürmet etme kasdı bulunmasın. Zira gayrı müslimlerin mukaddes gün ve eşyasına bu niyetle hürmet etmenin câiz olmadığı fıkıh kitaplarında yazılıdır.

Sual:
Düğün davetlerine gittiğimizde herkesin önüne yemekler geliyor. Bir de sofraya ayrıca bir tabak içinde meyve, börek, kürdan, kâğıt peçete konuyor. Bunları isteyen kullanabiliyor. Ortaya konmuş bu şeylerden orada kullanmayıp evimize götürsek câiz olur mu?

Cevap;
İbahedir, yenebildiği kadar yenir. Başkasına verilemez, eve götürülemez. Ancak ziyafet sahibi izin verirse veya izin vereceği biliniyor yahud çok zannediliyorsa başkasına vermek veya götürmek caizdir.

Sual:
Peygamber efendimiz soğan ve sarmısak yemeyi yasaklamış mıdır?

Cevap;
Hazret-i Peygamber “Soğan ve sarmısak yiyen mescidimize gelmesin” buyurmuş. Yatsıdan sonra veya pişmiş olarak yemelidir. Sair zamanda yemek tab'an mekruhtur. Çünki müslümanın cemaate gitmediği bir zaman düşünülemez.

Sual:
İngiltere’de kasaptan et alıp yemek caiz olur mu?

Cevap;
Az da olsa Müslüman veya Ehl-i kitabın da yaşadığı yerlerde kasaptan et alıp yemek câizdir.

Sual:
Müslümanlar kiralık ev sıkıntısı çekerken, evini boş tutmak günah değil midir?

Cevap;
Günah değildir, ama hoş da değildir.

Sual:
Talebeyim, yurtta kalıyorum. Birisinin izinsiz yatağına oturmak, kitabına göz atmak, kalemini kullanmak kul hakkına girer mi? Bunun için illâ bir zararın gerçekleşmesi gerekiyor mu?

Cevap;
Başkasının malını ondan izinsiz kullanmak câiz değildir. İzin verirse veya izin vereceği biliniyor yahud çok zannediliyorsa kul hakkı olmaz. Bir zarar gelirse, kasıt yoksa günah olmaz, ama ödemek lâzımdır.

Sual:
Avrupa’da, çok cirolu bir bonoyu, gayrimüslime vermek günah mıdır? Türkiye’de çok cirolu çeki müslüman toptancıya vermek câiz midir?

Cevap;
Avrupa veya Türkiye’de İmam Ebu Hanife ve İmam Muhammed'e göre câizdir.

Sual:
Yerde bulduğumuz bir şey bizim olur mu?

Cevap;
Bir-iki lira, bir mendil, tek bir hurma tanesi gibi sahibinin aramayacağı kıymetsiz bir şey değilse lukatadır. Bulanın olmaz. Yerden alması müstehabdır. İlân edip sahibini arar. Çıkmazsa fakirlere verir. Fakirse kendi de kullanabilir.

Sual:
Pantolon gibi çorabı da oturarak mı giymek gerekir?

Cevap;
Hadis-i şerifte, silvâr (pantolon) ve ayakkabının oturarak giyilmesi tavsiye edilmektedir.

Sual:
Namaz kılmayan, içki içen bir kimsenin, küfre düşmesi an meselesidir deniyor. Neden böyle söyleniyor?

Cevap;
Ehl-i sünnete göre ameller imandan cüz değildir. Binaenaleyh büyük günah işleyenin, eğer bunun haram olduğuna inanıyorsa, imanı gitmez. Ancak günaha ehemmiyet vermeye vermeye, insanın imanı zayıflar. Yaptığını mübah görmeye başlar ve sonra neuzübillah küfre düşebilir..

Sual:
Soğan ve sarımsak yemek ve sigara içmek tab'an mekruh demek, kokusu giderilmezse mekruh olur mu demektir? Yoksa bunları yemek ve içmek her zaman mı tab'an mekruh olur? Soğan sarımsak yemekle, tütün içmek aynı kefeye konulabilir mi? Yani soğan sarımsak yemek günah olmadığına göre sigara içmek de günah değil midir?

Cevap;
Hadis-i şerifte “Soğan ve sarmısak gibi kokulu şeyleri yiyen, cemaate gelmesin” buyuruluyor. Müslüman, cemaate gitmekle mükelleftir. O zaman cemaate gitmeden evvel yerse, mekruh işlemiş olur. Sigara da böyledir. Yatsıdan sonra veya pişmiş yemelidir. Bunların hiç biri günah değildir. Tab'an mekruhtur. Başkasını rahatsız ederse ayrıca günah olur. Sigara nafakadan kesilirse, yahud aklı giderirse veya sıhhate zarar verirse yine ayrıca günah olur.

Sual:
Arkadaşımla bir iş yaptık ve benim 100 TL paramı aldı. Vereceğini söyledi. Ama kendisini tanıdığım için vermeyeceğini iyi biliyorum. Ondan habersiz parasını alsam ve haberi olmasa, ama sonra bana parayı verirse ben de ona geri vermeye niyet etsem, câiz olur mu?

Cevap;
Alacaklı, borçlusunun malını ele geçirirse, alacağı kadar alabilir. Sonra parayı verirse, almanız câiz olmaz. Fitne çıkmasın diye alıp hediye eder, yahud gizlice cebine koyarsınız.

Sual:
Zann-ı gâlip ile çok samimi bir arkadaşın bir eşyası kullanılsa, ardından da arkadaş bunu öğrendiğinde hakkımı helâl etmiyorum dese, vaziyet ne olur?

Cevap;
Gönlünü bir şekilde almalıdır.

Sual:
Bazı firmalar mesela mamullerinde İsveç, İsviçre bayrağı gibi haçlı bayraklarını resmediyor. Böyle tişörtler imal ediyor. Bunları giymek küfrü gerektirir mi?

Cevap;
Giyilen elbise ve kullanılan eşyada hürmet makamında görünür haç işareti bulunması mahzurludur.

Sual:
Evde kedi, kuş ve akvaryumda balık beslemek câiz midir?

Cevap;
Câizdir. Akvaryum, bu balıkların yaşadığı mekândır. Kedi zaten ehlî bir hayvandır, evde yaşamaya alışıktır. Ancak bu zamanın evleri kedi beslemeye pek müsait değildir. Kafeste yaşamaya alışık kanarya, muhabbet kuşu gibi kuşları da evde kafeste beslemek câizdir.

Sual:
Uykuluk ve kokoreç yemek câiz midir?

Cevap;
Uykuluk, hayvanın guddeleri (bezeleri) ise, yemek câiz değildir. Kokoreç câizdir.

Sual:
Tek başına bir evde yaşamak câiz midir?

Cevap;
Câizdir. Arkadaş veya kedi, kuş gibi bir hayvan olsa daha iyi olur.

Sual:
“Âhir zamanda en iyiniz hafifülhaz olanınızdır, yani hanım ve çocuğu olmayandır” hadis-i şerifine uyarak evlenmiyorum. Namazımı kılıyor, harama bakmamaya çalışıyorum. Mahzuru var mıdır?

Cevap;
Evlenmeden nefsini günahlardan korumak bu zamanda çok zordur. Her müslümana evlenerek iyi bir aile kurması, hanımını ve çocuklarını himaye etmesi yakışır. Sisteme uygun davranmamak mahzurludur.

Sual:
Konuşurken ben diye konuşmak uygun değil midir? Biz diye mi konuşmalıdır?

Cevap;
Gerektiği gibi konuşulur, ben de denir, biz de denir. Dikkat çekici şekilde davranmamalıdır.

Sual:
Arkadaşlar dua istediğinde ne demeliyiz? Mesela Allahü teâlâ iki cihan saadeti versin diye yüzüne karşı dua etmek riya olur mu?

Cevap;
Hemen yüzüne dua etmelidir. Sonraya bırakmamalıdır. Riya, kalbde olur.

Sual:
Fâsık bir kimse, âyât-ı hırz, muska taşısa faydası olur mu? Muska taşıyan kişinin yalnız kendine mi nazar değmez, yoksa arabasına, eşyasına da değmez mi?

Cevap;
Fâsık müslümandır, Allah dilerse ihlâsı nisbetinde ona da değmez. Muska dine uygun ise ve ihlâs ile taşınırsa, kendisine, ailesine ve eşyasına inşallah nazar değmez.

Sual:
Fısk meclisi nedir? Nerelere fısk meclisi denir? Büyük alışveriş merkezleri, lunaparklar, kafeler fısk meclisi midir?

Cevap;
Haram işlenen meclislere denir. Vaziyete göre olur veya olmaz.

Sual:
Bir cevabınızda: Ahkâm-ı İslâmiye’nin tatbik olunmadığı Almanya, Fransa gibi memleketlerde, gerek oradaki gayrımüslimlerle, gerekse birbirleriyle olan muamelattaki münasebetlerinde ahkâm-ı İslâmiye’ye uymamaları, fâsid akid yapmaları, karşı taraftan fâiz almaları câizdir. Merak ettiğim, bu cevaz, fâiz ve zarar dışında bütün hususlarda mıdır ve bâtıl satışlar dâhil midir?

Cevap;
Fâiz ve fâsid satışlar böyledir. Bâtıl satışların da böyle olduğu Fethü’l-kadir’de yazılır.

Sual:
Şans oyunu oynuyorum. Babam oynarsan hakkımı helâl etmem diyor. Eğer oynarsam, babamın hakkı bana haram olur mu?

Cevap;
Şans oyunu oynamak felâketin büyüğüdür. Diğerini düşünmeye sıra gelmez bile.

Sual:
Dârülharpteki kadınların câriye olarak vaty edilmesi câiz midir? Meselâ yurtdışındaki Alman kadınlarla vaty câiz olur mu?

Cevap;
Ne dârülharbdeki gayrımüslim kadınlar, ne de dârülharb veya dârülislâmda dinin emirlerini yerine getirmeyen kadınlar câriyedir. Bunların bu sebeple câriye hükmünde olduğunu, bu sebeple kollarına ve saçına şehvetsiz bakmanın câiz olacağını söyleyen âlimler vardır. Çünki bu kadınlar saçlarını kollarını kendi istekleriyle açmış ve başkalarının bakmasına da razı gelmiştir. kocaları, babaları da bundan şikâyetçi değildir. Câriye'nin başka kadınlara ve erkeklere göre avret yeri, Hanefî'ye göre, göbek ile diz kapağı arasından başka, göğüs, karnı ve sırtıdır. Mâlikî ve Şâfiî mezhebi ile Ahmed bin Hanbel'in bir kavline göre göbekle diz kapağı arasıdır. Ahmed bin Hanbel'in diğer kavline göre yalnız sev'eteyn, yani  önü ve arkasıdır. Yani bir kadın veya erkek, cariyenin avret yeri dışında kalan yerlerine şehvetsiz bakabilir. Câriye olmak başkadır; câriye hükmünde olmak başkadır. Bunların vaty edilebileceğini düşünmek veya söylemek çok yanlıştır. Bir kimsede kölelik statüsünün teşekkülü için dârülislâm, meşru cihad, esaret ve halife-i müslimîn bulunması şarttır. Müslüman, ancak kendi mülkü olan Müslüman veya ehl-i kitap câriyesi ile vaty edebilir.

Sual:
Birden fazla kişilik taşıma hastalığı (Dissociative Identity disorder) hakkında bilgi verir misiniz. Dinimiz bu hastalığa nasıl bakıyor?

Cevap;
Bu hastalık bir insanda birbirinden farklı şahsiyetlerin bulunmasını ifade eder. Psişik bir haldir. Şizofreniye benzer bir hastalıktır. Çok ender görüldüğü söylenir. Dr. Jekyll ve Mr. Hyde isimli romanda tasvir ediliyor. İnsanda birbirini tamamlayan, ancak farklı şekilde tezahür eden kişilikler vardır. Bu tıbbî bir meseledir. Din ile alakası umumi bakımdandır. Akıl hastası gibi muamele edilir. Her bir kişiliğin insanın iradesi üzerindeki tesiri nisbetinde mükellefiyetten bahsedilir. Tıb, bu kişinin fiillerinde iradî bir hâkimiyeti yoktur derse, akıl hastası gibidir. Mükellef sayılmaz.

Sual:
Mesnevi'de hakikaten güzel konular işlenmiş; ama bu konular işlenirken müstehcen örnekler verilmiş. Bunları nasıl değerlendirmek gerekir?

Cevap;
Bu hikâyeler eğlence olsun diye değil, ibret için anlatılır. Mesnevî’yi ehli olmayan okumamalıdır. Seksüalite de hayatın bir gerçeğidir.

Sual:
Para kazanmak için boks maçı yapmak caiz midir?

Cevap;
Hayır. Para için ve rızası ile dahi olsa bir insanı dövmek, hele yüzüne vurmak câiz değildir.

Sual:
Ebru eşarpların üretiminde hayvan ödü kullanıldığı için, bu eşarplarla namaz kılınabilir mi?

Cevap;
Eti yenen veya yenmeyen hayvanların uzuvları, şeriata uygun kesilince veya avlanınca temizdir. Kaldı ki kimyevî değişikliğe uğrar. Eskiden kırmızı renk, kırmız adındaki bir ölü böcekten elde edilirdi. Bu sebeple kırmızı adını almıştır.

Sual:
Giyim kuşamda cübbe ve sarık giymeye ne diyorsunuz? Diğer peygamberler de cübbe giyer, sarık takarlar mıydı? Yoksa bulunduğu mevkideki insanların giydiği şeyleri mi giyerlerdi?

Cevap;
Böyle giyinmek sünnettir. Âdet olan yerde veya evde yalnızken giyilebilir. Yaşantıda örfe uymalıdır. Parmakla gösterilmeye sebep olmamalı, fitne çıkarmamalıdır.

Sual:
İş yerimizde toplantılarda; personelin iş yerindeki, hali, davranışları, çalışma performansı hakkında konuşmalarımız oluyor. Bu konuşmalarımız gıybete girer mi?

Cevap;
Girmez. Çünki gıybette kötülemek maksadı vardır. Nitekim fetvâ sorarken, dâvâ açarken, şâhidlik yaparken, engelleyecek birine söylerken gıybet olmamaktadır.

Sual:
Kadavra câiz midir? Tıp fakültesinde okuyan talebelerin veya üniversitedeki hocaların kadavra üzerinde tetkikat yapması, dinen uygun mudur?

Cevap;
“Ölünün kemiğini kırmak, diriyken kırmak gibidir” hadis-i şerifinden dolayı âlimler buna izin vermediği için, eskiden tıp fakültelerinde insana en çok benzeyen hayvan sayıldığı için at kadavrası veya mulaj (balmumu) heykeller kullanılmıştır. Bazı âlimler, organ nakli ve otopsi gibi buna da zaruret sebebiyle izin vermektedir.

Sual:
Bilgisayar ve televizyon başında vakit geçirip çok geç yatıyorum. Dinimizce geç yatmanın hükmü nedir?

Cevap;
Ahlâk kitaplarında, yatsı namazından sonra yatmalı, sabah namazından sonra yatmamalıdır diyor. Öğleyin biraz uyumak sünnettir. Teknoloji, zamanı yiyen bir kurttur.

Sual:
İkindi vakti ile akşam ezanı arası uyumak, sağlık açısından ve dinen mahzurlu mudur?

Cevap;
Bunun mahzurlu olduğu hadis-i şerif ile sabittir ve tenzihen mekruhtur. Bu uyku, insanı serseme döndürür.

Sual:
Büyük konuşmak diye bir şey var mıdır? Büyük konuşunca başına gelir, derler. Bunun İslam'da bir izahı var mıdır?

Cevap;
“Bir başkasını, din ve dünya işinde ayıplayan kimsenin başına bu iş gelmeden ölmez” hadis-i şeriftir.

Sual:
Şişmanlamak günah mıdır?

Cevap;
Erkeklerin yağ bağlayarak şişmanlamasının kıyamet alâmeti olduğu hadis-i şerifte geçiyor. Hazret-i Peygamber, şişmanların göbeğini göstererek, “N’olaydı şu karnındaki toprakta olaydı” buyurmuştur. Başka bir hadis-i şerifte, Allahü teâlânın en sevmediği kimseler, çok yeyip göbek şişirenler ile geğirenlerdir" buyurulmuştur. Hasen Basrî, "Yer, sarhoşlardan ve çok yeyip şişmanlayanlardan feryad eder" buyurmuştur. Çok yeyip şişmanlamak insanı dinine, kendisine ve çevresine karşı vazifelerini yerine getirmekten alıkoyar veya noksan yaptırır. (Şir'atü'l-İslâm)

Sual:
Zevk için avlanmak câiz midir?

Cevap;
Değildir.

Sual:
Evde bulunan haşereleri öldürmek câiz midir?

Cevap;
Zarar veren hayvanları acı çektirmeden öldürmek câizdir.

Sual:
Trafik kaidelerine uymamak günah mıdır? Trafik kazâsındaki ölüm yahut yaralanmadan dolayı tazminat almak câiz midir? Diyet veya tazminatın miktarı ne kadardır?

Cevap;
Trafik kaideleri örfe girer. Uymak vâcibdir. Dârülharbde, hata benzeri adam öldürmenin cezası Hanefî mezhebinde yalnızca keffarettir. Diyet gerekmez. Diğer üç mezhebde ise diyet ödenir. Tazminatı bu üç mezhebe göre almak ve vermek câiz olur.

Sual:
Umumun hakkı olan boş meraları şahsına kullanmak câiz midir?

Cevap;
Meralar, umumun mera olarak kullanması (hayvanlarını otlatması) içindir. Burada ev, bina yapmak, tarla açmak câiz değildir.

Sual:
İşveren işçiye taahhüd ettiklerini vermediği takdirde, işçi ondan habersiz o kadarını alabilir mi?

Cevap;
Alacaklı, borçlusu borcunu ödemediği takdirde, borçlunun malından alacağı kadar alabilir.

Sual:
Bebek odası mobilyası üzerinde hayvan figürleri/resimleri bulunması caiz mi? Acaba bunlar meleklerin bebek odasına girmesine engel olur mu?

Cevap;
Oyuncak olarak bebekle oynamak İmam Ebu Yusuf'a göre çocuğa câizdir. Bunu biblo olarak kullanmak, rafa koymak, duvara asmak câiz değildir. Canlı resmi ve heykeli bulunan odaya rahmet meleklerinin girmeyeceği hadis-i şerif ile bildirilmiştir. Çocuk oynadıktan sonra oyuncağın üstü örtülebilir. Mobilyada ve çocuk elbisesinde canlı resmi bulunması için özür yoktur.

Sual:
Borcu olan kişi borç verebilir mi? Bir kısmı uzun vadeli olan birçok borcum varken, maaşımla bu borçların bir kısmını ödemek yerine, borç isteyen birine yardımcı olmam uygun olur mu?

Cevap;
Borcu olan kişi eline para geçince hemen borcunu ödemelidir. Borç veremez, hediye veremez, lüks sarfiyat yapamaz. Alacaklı razı ise olur.

Sual:
Talebeyim. Babamın haram parasıyla umreye gitsem, yaptığım ibadetlerden sevap alır mıyım?

Cevap;
Paranın tamamı haram ise ve bu kesinkes biliniyorsa, bunu verenden almak câiz olmaz. Bununla yapılan ibâdetten de sevab hâsıl olmaz. Helâl ve haram mal karışık ise, alana helâl olur ve bununla yapılan ibâdetten sevab alınır.

Sual:
Bıyığın İslâmiyetteki yeri nedir? İmam Şâfiî’den gelen, bıyıksız bir erkeğe bakmak mekruh rivayeti doğru mudur? Bir erkeğin bıyıksız olması mahzurlu mudur? Menfi bir intiba uyandırmamak maksadıyla bıyık kesmek câiz midir?

Cevap;
Hazret-i Peygamber, “Bıyığınızı kırkınız, sakalınızı uzatınız” buyurmuştur. Bıyıkların, kaş uzunluğunda olması sünnettir. Bıyık da sakal gibidir. Sakalı kesmeyi özür haline getiren sebepler varsa, bıyık da kesilebilir. Mamafih bu zamanda çok yadırganmamaktadır. İmam Şâfiî’den rivayet edilen sözün mânâsı başkadır. Henüz bıyığı bitmemiş parlak genç oğlanlara bakmamak hususundadır.

Sual:
Sahibi tarafından 20 sene kullanmayan araziyi, bir başkası kullanabilir mi? Aynı hüküm devlet arazisi için câri midir? Araziyi ihyâ veya mal edinme şartları nelerdir?

Cevap;
Şahsî mallarda mürurızaman (zamanaşımı) olmaz. Elli sene de geçse, sahibi malını alır. Bu zaman zarfında o araziyi ekip biçen kimse, arazi sahibi ile helâlleşmeli ve ona ecr-i misl (kirâ) ödemelidir. İslâm devletinde, halife, devlete ait araziyi, gerekirse bedeli ile halka satabilir. O zaman mülk olur. Sahipsiz araziyi ise ihyâ eden mülkiyetini kazanır. İhyâ için arazinin etrafını çevimek, sürmek, taşlarını ayıklamak vs gibi işler yapmak ve ayrıca halifeden izin almak lâzımdır.

Sual:
Hint kınasından geçici dövme yapmak caiz mi?

Cevap;
Dövme yaptırmak hadis-i şerif ile yasak edilmiştir.

Sual:
Üniversitelerdeki çan sisteminde kopya çekmek kul hakkına girer mi?

Cevap;
Kanunlara riayet etmek herkes için mecburîdir. Kopya çekerek yüksek puan alınca, bir başkası zarar görüyorsa, kul hakkı doğar.

Sual:
Üniversitelerde 2. öğretimde okuyan bir kişi için kopya çekerek dereceye girip, 1. öğretim parası ödemesi kul hakkına girer mi?

Cevap;
Mevzuata uymamak doğru olmaz.

Sual:
Zâbıta ve belediyecilik gibi amme memuriyetlerini yerine getirirken nasıl davranmak gerekir? Seyyar satıcıların mallarını bazen ellerinden alıyoruz ve seyyar arabasını kırıyoruz. Vatandaşa verdiğimiz zararlardan mesul olur muyuz?

Cevap;
Bir memur, kanunların icabını yerine getirirken işlenenlerden mesul olmaz. Ancak vazife yaparken verilen emir suç ve günah teşkil ediyorsa yapılmaz. Seyyar satıcının arabasını kırmak, israfa girer ve câiz değildir. İnsanlara acımalıdır. İnsiyatif kullanmalıdır.

Sual:
İş yerindeki amirlerimizi tenkid etmek gıybete ve kul hakkına girer mi? Hakaret içermeyen, fakat kınayan sözler söylemek de kul hakkına girer mi?

Cevap;
İnsanın duyunca üzüleceği bir kusurunu arkasından söylemek gıybettir. Hakaret olması gerekmez.

Sual:
Tul-i emel nedir? Bazen kafamda geleceği tasarlıyorum. Birkaç yıl içinde yapacaklarımı planlıyorum. Bu tul-i emel denen günah kapsamına girer mi?

Cevap;
Girmez. Tul-i emel uzun yaşayıp, ölmeyi hiç istememek, bir yandan da nasıl olsa zamanım var, yaparım diyerek dinin emirlerini savsaklamak demektir. Çok yaşayıp iyi işler yapmayı uman; bir yandan da dinine, ailesine, cemiyete karşı vazifelerini ihmal etmeyen kimse tûl-i emel sahibi değildir.

Sual:
Hanımım, anne ve babamla görüşmeme kararı aldı. Ben de bundan dolayı kayınbaba ve kayınvalidemle görüşmeyeceğim. Dinimizin bu mevzudaki hükmü nedir?

Cevap;
Bir erkek veya kadın için kayınpeder ve kayınvâlide ile görüşmek dinen zaruri değildir. Ancak eşini üzmek, onun hatırını gözetmemek akıllı insanın işi değildir.

Sual:
Kadın, kocasının akrabalarından kimlerin elini öpebilir, kimlerin elini öpemez?

Cevap;
Kayınpederinin elini öpebilir.

Sual:
Kadın yorgun olduğu zaman kocasının isteğini geri çevirmesi haram mı?

Cevap;
Evliliğin erkeğe verdiği bir hak ise de, erkeğin merhamet etmesi lâzımdır.

Sual:
Kayınvalidenin, oğluyla gelininin yatağına yatıp uyuması uygun mudur?

Cevap;
Uygun değildir. Ama haram da değildir.

Sual:
Avrupa'da içki satılan (içkili) lokanta açmak ve çalıştırmak caiz midir?

Cevap;
Câiz ise de kazancı tayyip değildir.

Sual:
Midye satmak caiz midir? Hanefi mezhebine göre midye yemek caiz değildir. Buna göre Hanefi mezhebinden birinin restoranında midye satması caiz midir?

Cevap;
Midye ve benzeri deniz mahsulleri (balık dışındaki) yenilmez ve satılmaz. Satmakta bir ihtiyaç varsa (meselâ Çin’de veya Şâfiîlerin yaygın yaşadığı Malezya gibi yerlerde ise) Şâfiî mezhebini taklid ederek satabilir.

Sual:
Ekmek ve yemek artıkları lavaboya dökülebilir mi?

Cevap;
Bu zamanda şehirlerde umumî belvâdır (zarurettir), dökülebilir.

Sual:
Cima (cinsî münasebet) yapmanın uygun olmadığı günler var mıdır?

Cevap;
Şir'atü'l-İslâm gibi kitaplarda bu hususta tafsilat vardır. Bu iş için haram gün yoktur; tavsiye edilmeyen günler vardır. Bunlar da umumiyetle tecrübelerle tesbit edilmiştir. Bu zamanda bunlara itibar etmemelidir. İmkân buldukça cima etmelidir. Aksi takdirde harama düşmek tehlikesi vardır.

Sual:
İslâmî prensiplere aykırı davranılan düğünlere gitmek câiz midir?

Cevap;
Uygun olmamakla beraber, akraba arasında fitne çıkmaması için gidilir, kısa oturulur.

Sual:
Televizyonda gördüğümüz kişilerin hoşlanmadığımız hareketlerini tenkid etmek gıybete ve kul hakkına girer mi?

Cevap;
Kötülenen kimse şahsen tanınmıyorsa, gıybet sayılmaz. Yine de yapmamalıdır.

Sual:
Teşvik kredisi ile makine almak caiz midir?

Cevap;
Kredi alıp fâiz ödemek ancak nafaka için ve borç bulamadığı zaman câiz olur.

Sual:
Korsan kitap basıp satmak yahut korsan kitap almak caiz midir? Eser sahibinin veya yayınevinin hakkına girilmiş olur mu? Kitabın roman vs olmasıyla, ilim (mesela hukuk) kitabı olması farkeder mi?

Cevap;
Korsan kitap vs ticareti yapmak kul hakkıdır, caiz değildir. Hem de suçtur. Ancak bilgiyi elde etmek herkesin hakkı olduğundan, korsan kitap alan kimse, aldığı malın meşru mâliki olur. Bunu çoğaltıp satması, ticaretini yapması câiz değildir. Nitekim bir kimse satın aldığı kitabı bir başkasına ödünç verip okutabilir; fotokopisini çekip verebilir.

Sual:
Bir Müslüman, hanımının izni olmadan sakal bırakabilir mi? Habersiz bıraktıysa ve huzursuzluk varsa kesebilir mi?

Cevap;
Sakal için kimseden izin almaya gerek yoktur. Ancak huzursuzluk oluyorsa, bu zamanda sakalı kesmek için başka bazı özürler vardır, bu niyetle kesilebilir.

Sual:
Hürmet-i müsahere nedir? Bir yakınım, bilerek, hoşuna gitmesi için bir adama dokundum diyor. Daha doğrusu elini çarpmış, o an çekmemiş, sonra çekmiş. Bilerek, hoşuna gitsin diye dokunmak, hürmet-i müsahere olur mu? Bir de ince bir pardesü üstünden hürmet-i müsahere olur mu? İnce ve kalın nasıl ayırd edilir?

Cevap;
Bir kadın bir erkeğin veya bir erkek bir kadının çıplak tenine şehvetle dokunur veya cima ederse, bu kadın bu erkeğin oğlu veya babası, adam da bu kadının annesi veya kızı ile evlenemez.

Sual:
Size bir soru sordum, aynı soruyu başkasına sordum, cevabını aldım, daha fazla sormanıza gerek yok dedi. Ama içimde ya bir başkasından başka bir cevap duyarsam diye bir şüphe var. Başkasına da sormalı mıyım? Yoksa benim aldığım cevabın aksine bir şey duymuş olsam bile ben nasıl olsa sormuştum cevabını almıştım demem mi gerekir?

Cevap;
Bir mesele olduğu zaman muteber ilmihal kitaplarına bakmalıdır. Cevabı bulunamazsa, ilmine ve takvasına hüsnü zan edilen birine sorulur. Alınan cevaba göre hareket edilir. Dilerse birkaç kişiye sorulur, içine yatana uyar. Tek kişiye sormak mecburiyeti yoktur.

Sual:
Talebelerimden fotokopi parası toplamıştım. Ancak bir ara yanımda para kalmadığından, bunu kullanmak vaziyetinde kaldım. Tekrar parayı koydum. Acaba günah işledim mi? Tevbe ile affolur mu, helâllik mi almak gerekir?

Cevap;
Umumi vekil etmişlerse veya razı olduklarını bilmek veya çok zannetmek özür olur. Eğer suizanna sebep olmayacaksa çocuklara söyler, helallik alırsınız. Zaten çocukların paraları birbirine karıştırılmışsa, bu takdirde ancak umumî vekillik mevzubahistir.

Sual:
% 100 anapara korumalı altın ve petrol yatırım fonu almak caiz midir?

Cevap;
Dârülharbde İmam Ebu Hanife ve Muhammed'e göre câizdir.

Sual:
Bir arkadaş sohbette çay içmek sohbete vesile olduğu için sünnet-i zevâiddir. 17 bardak içmek felanca zâtın sünnetidir dedi. Çay içmek sünnet midir?

Cevap;
Hazret-i Peygamber’in yaptığı veya beğendiği şeyler sünnet olur. Eski âlimlerden bazısının, "Çay, Peygamber efendimiz zamanında olsaydı, sünnet olurdu; çünki sohbete sebeptir" buyurduklarını işittik. Şöyle yapmak bir zâtın sünnetidir demek, âdetidir demektir. Sünnet, tutulan yol demektir.

Sual:
Hususî müesseselere, cemiyet ve vakıflara burs müracaatında yalan beyanda bulunarak burs almak câiz midir?

Cevap;
Câiz değildir. Kul hakkı olur.

Sual:
Herkes seni severse imanından şüphe et, sözü doğru mudur?

Cevap;
İnsanlarda kötülük galiptir. Bir kimseyi herkes seviyorsa, ya çok iyi birisidir; yahud herkesin hoşuna gidecek kötülükleri vardır demektir.

Sual:
Müslüman bir kadının gayrımüslim veya fâsık bir kadının önünde soyunması helâl değildir. Acaba konuşması da böyle midir?

Cevap;
İbni Âbidin’de “Sâlih bir kadın için uygun değildir ki, gayrımüslim veya fâcir bir kadın ona baksın. Çünkü fâcir kadın gider onu erkekler yanında onu tasvir eder. Binaenaleyh sâliha bir kadın bunların yanında soyunamaz” diyor. Konuşmak zikredilmemiştir.

Sual:
Müzelerde iskeletler oluyor. Ölen bir kimsenin, sağken bakılması helâl olmayan bir yerinin kemiğine bakmak câiz midir?

Cevap;
İbni Âbidin der ki: “Kadının, sağken bakılması helâl olmayan yerinin kemiğine, meselâ kol kemiğine öldükten sonra bakmak câiz değildir”.

Sual:
Bir hanım, muayyen haldeyken cünüp de olsa, gusül abdesti almadan tırnaklarını kesmesi câiz midir?

Cevap;
Mekruhtur.

Sual:
Hürmeti-i müsaherenin hiç bir çözümü yok mudur? Muhakkak zevcesini boşamak zorunda mıdır? Zevcesi ebedî haram mı olur?

Cevap;
Hürmet-i müsahere olmuşsa, eşlerin derhal ayrılması gerekir. Aksi halde mahkeme kendilerini ayırır. Ebedi haram olurlar.

Sual:
Doğalgaz depozitosu 260 lira vererek doğalgazını açtıran bir kimse aradan muayyen bir zaman geçtikten sonra doğalgazı kapattığında depozito ücretinin 280 lira olduğunu görür. Tatbikatta doğalgazı kapatma anında depozito değeri ne ise doğalgaz şirketi tarafından kapatana verilir. Depozitodaki 20 liralık fark helâl midir?

Cevap;
Bu gaz idaresinin tasarrufudur. Rıza ile vermektedir. Bir başkasının malını haksız yere, kandırarak veya zorlayarak almak haramdır.

Sual:
Borç alınan para nemalansa, örneğin altın alınsa, altın kıymetlense, o artan kısım kime ait olur?

Cevap;
Borç para alan, ödeme zamanı gelince, altın kıymetini ödemek zorundadır. Aksi takdirde faiz yemiş olur. Dolayısıyla altın alınmasa bile, altın kıymetindeki artmayı bu paraya yansıtıp öyle ödeyecektir. Altın değil de, başka bir şekilde nemalandırsa, borsa, faiz, tahvil gibi, yine altın üzerinden kıymetin öder. Ama nemalandırmak üzere şirket kurmuşlarsa, bu nemadan hissesine düşeni öder.

Sual:
Vadeli hesaptaki para, vadesiz paraya aktarılınca, tüm para mülk-i habis olur mu?

Cevap;
Dârülislâmda, fâizin yattığı ilk hesab mülk-i habis olur.

Sual:
Gasp edenin, gasb ettiği şeyi, gasp ettiği yerde ödemesi lâzım olur" sözü ne demektir?

Cevap;
Bir kimse bir malı Ankara’da gasb etti ise, İstanbul’a gel ödeyim diyemez. Ankara’ya gönderemem veya götüremem diyemez. Ankara’ya götürüp ya gönderip ödeyecektir. Ama gasb mağduru dilerse her yerde ödeyebilir.

Sual:
Simit, poğaça gibi şeyler yiyorum. Poşette bir sürü susam, kırıntı oluyor. Bunları sobaya, çöpe atmak câiz midir? İsraf olur mu?

Cevap;
Bunları yemeli, yoksa hayvanlara vermeli veya hayvanların yemesi için ayak basılmayan bir yere silkelemelidir. Bu mümkün olmazsa, çöpe veya ateşe atılabilir.

Sual:
Tırnakları kesince evde çöpe atmak câiz midir?

Cevap;
Kesilen tırnaklar gömülmeli veya suya atılmalı, yoksa çöpe atılmalıdır.

Sual:
Annem kola içmemi emrediyor. Ben ise içmiyorum. Bunun gibi sağlık açısından veya başka mevzularda aslında yapılması uygun olmayan ama haram veya mekruh da olmayan şeyleri emredince yapmamak günah mıdır?

Cevap;
Anne ve babanın dine, akla uygun, gayrı meşru veya keyfi olmayan emirlerine uymak gerekir. Sağlık müsait ise arada kola içmeli, anne ve babanın gönüllerini hoş etmelidir. Böyle olmayan emirlerine uymak lâzım olmaz ise de, itiraz etmemeli, sonra yaparım demelidir.

Sual:
Şu andaki Osmanlı hanedanı mensuplarının görüntüleri tamamen yabancı memleket insanlarına benziyor. Siz çoğunu yakından tanıyorsunuz. Dinî inançları hassasiyetle devam ediyor mu? Ediyorsa bilhassa hanımlar neden böyle alafranga haldeler?

Cevap;
Evinden, ailesinden, sevdiklerinden, malından, memleketinden atılmış, gurbet ellerde sefalet içinde yaşamaya mahkûm edilmiş olan insanlardan daha fazla ne beklenebilir? Türkiye’de daha iyi şartlarda yaşayan hoca, hacı, âlim, veli çocukları ne haldeler? Hanedan mensuplarının imanı bütündür. Dine hürmetkârdır. Müslüman memleketinde yaşayanların gördüklerini, işittiklerini görüp işitselerdi, onlardan çok ileri giderlerdi. Dedelerinin hürmetine kendilerine tazim edilir. Yanlış işleri için de Allah ıslah ve affetsin denir.

Sual:
Miftahü’l-Cenne kitabında, insana yoksulluk getiren 24 şeyi sayan hadis-i şerif zikredilirken “Yoksul kimseden ekmek satın almak” diyor. Bunun hikmeti ne olabilir?

Cevap;
Yoksul kimsenin ekmeğe ihtiyacı vardır. Buna rağmen, başka bir ihtiyacını görmek için bunu satmaktadır. Bu ekmekte gözü kalmıştır. Yiyene hayr etmez. Hatta maraz olur. Kişi bu hastalıktan kurtulmak için doktor doktor gezer. İlaç alır. Ayrıca çalışamaz. Böylece yoksul düşer. Uygun olanı, yoksuldan ekmek satın almamalı, ona ayrıca yardım etmelidir.

Sual:
Zamanımızda kâfir, bid’at ehli ve fâsıklara karşı tavrımız nasıl olmalıdır?

Cevap;
Herkese güler yüz ve tatlı dille davranmalıdır. Kimseyi kendisine düşman etmemelidir.

Sual:
Politikacılar, sanatçılar hakkında kötü şeyler söylemek, gıybet olur mu?

Cevap;
Söylenenler yalan ise iftira olur. Doğru ise gıybet olur. Alenî işlenen kabahatler, utanmadan yapılanlar söylenebilir. Gizli suç ve kabahatleri söylemek gıybet olur. Meşhur şahsiyetler hakkında söylenenleri ihtiyatla karşılamak lâzımdır.

Sual:
İcralı malları almak uygun mudur?

Cevap;
Haksız yere haczedildiği bilinmiyorsa caiz ise de ağlayanın malı gülene hayretmez.

Sual:
Bazı bisküvilerin paketlerinde İslâm harfleri yazılı. Bunları sobada yakabilir miyiz?

Cevap;
Yakarak veya gömerek veya yırtarak imha etmek iyi olur.

Sual:
Gazetelerde mübârek isimler olabiliyor. Bazen fark edemeyip bu sayfaları kullanıyoruz. Mahzuru olur mu?

Cevap;
Umumi belvadır, zarurettir. Kaçınmak çok zordur

Sual:
İbrahim’e İbo, Zeyneb’e Zeyno, Fethullah’a Fetoş denirse günah olur mu?

Cevap;
İbo veya Zeyno diye meşhursa caizdir. Değilse, mübarek isimleri değiştirmek çok mahzurludur. Mübarek isim olmasa bile, sahibi üzülürse caiz değildir. Mesela malum terörist, Apo diye meşhurdur. Bu ismi kullanmak caizdir. Fatoş adında artistler vardır. Bunu söylemek böyledir.

Sual:
İslâm hukukunda eşcinselliğin hükmü nedir? Hukukuken cezalandırılan bir suç mudur? Genetik midir, yoksa tercihe dayalı bir şey midir? Eşcinselliğin genetik olması ile tercih hakkı olması arasında ne gibi hüküm farklılığı vardır?

Cevap;
Hemcinsiyle cinsî temas haramdır. Cezası hakkında âlimler arasında ihtilaf olmakla beraber, o halde yakalanmışsa İslâm devletinde mahkeme kararıyla öldürülür; aksi halde sürgün gibi bir ta’zir cezası verilir. İslâmiyet homoseksüaliteye tabiî bir hal ve şahsî tercih olarak bakmaz. Homoseksüellik genetik ise, sahibinin bunda bir kabahati yoktur. Nefsiyle mücadele edip, günahtan kaçınacaktır. Homoseksüalite bazen edinilmiştir. Çocukken uğradığı bir taciz veya kadın elbisesi giydirme gibi haller yüzünden ortaya çıkmıştır. Hormonal, hipnotik vs tedavilerle düzelmesi mümkündür.

Sual:
Kadın, beyinden izinsiz olarak tütün içebilir mi?

Cevap;
Erkek kokusundan rahatsız oluyorsa, men edebilir. (İbni Abidin, Kasm Bâbı)

Sual:
Ayakta çekirdek, dondurma, mısır ve benzeri şeyleri yemek, su içmek mekruh mudur?

Cevap;
Bir özür olmadıkça ayakta yiyip içmek tenzihen mekruhtur. Hazret-i Peygamber, “Hiçbiriniz ayakta su içmesin” buyurmuştur. İnsanın ayakta iken âzâları sâkin ve rahat değildir; içilen su yerli yerine gitmeyebilir, dolayısıyla zararlı olabilir. Hazret-i Peygamber, zemzemi hürmeten ayakta içmiştir. Bunun gibi şifâya sebep olduğu için abdestten artan su ve ilaç alındıktan sonra içilen su da ayakta içilebilir denildi. (Şir’atü’l-İslâm)

Sual:
Başkasının kartıyla alışveriş yapınca, kart sahibine parayı ödeyeceğimiz zamanı tayin etmek mi, etmemek mi gerekir? Sonra öderim denmemişse borç olmaz mı? Bu borç muaccel (âcil) midir? Ve alacaklısından hediye almak câiz olmadığı için, bu kişiye bir şey ikram etmek caiz olur mu? Bu kişiyle samimi arkadaş olmak, öteden beri birbirine bir şey hediye etmek cevaba tesir eder mi?

Cevap;
Başkasının kartıyla alışveriş yapınca, borç bu kart sahibine havale edilmiş oluyor. Havale borcunda tarih koşmak câizdir. Öderim dese de demese de öder. Tarih konuşulmuşsa, müeccel; değilse muacceldir. Karzda tarih konuşmak doğru değildir; konuşulmuşsa da uymak gerekmez. Karz alacaklısından hediye istemek fâiz olur. İstemeden verilen hediyeyi almak câiz ise de, İmam Ebu Hanife alacaklısının gölgesinden bile geçmezdi. Çünki borçlu hediyeyi verirken, daha ziyade karşıdakinin alacağı sebebiyle vermektedir. Ama öteden beri hediyeleşmeleri âdet olan iki kişi arasında ise, borçlunun alacaklıya hediyesi, ziyafeti câizdir.

Sual:
Allahü teâlânın, peygamberlerin isimlerini anarak dilenenlere bir şey vermemek, Allahü teâlâya ya da peygamberlere hürmetsizlik mi olur? Bunlara nasıl davranmalı?

Cevap;
Hürmetsizlik olmaz. Tam tersine, Allahü teâlâ ve peygamberlerin ismini dünyaya âlet ederek bir şey istemek doğru değildir. İbni Abidin der ki: “Fiilen veya kazanan sağlam kimse gibi kuvvetli ve bir günlük yiyeceğini çıkaran kimsenin dilenmesi helâl değildir. Onun hâlini bilip de kendisine sadaka veren de günahkâr olur. Çünkü harama yardım etmiştir”. Bu zamanda dilencilere para vermek doğru değildir. Verilirse de bir şey gerekmez, Allah kalbdeki niyete göre ecr verir inşallah.

Sual:
Erkeklerin altın liralara da mı dokunmaları haramdır?

Cevap;
Hayır. Erkeklerin ve kadınların altın veya gümüş eşya (tabak, bardak, kaşık gibi) kullanmaları câiz görülmemiştir. Altın ve gümüş para, eşya değildir.

Sual:
Takiyye nedir, müdârâ ve müdâhene ile münasebeti var mıdır? Bu çerçevede Hazret-i Peygamber aleyhisselâmın, Ammar bin Yasîr’e müşriklerin işkencelerinden kurtulmak için istediklerini söylemesine izin vermesini nasıl anlamalıyız?

Cevap;
Takıyye, icab ettiği zaman, hakiki fikrini, inancını saklamak demektir. Caferiyye Şiasında bir inanç esasıdır. “Nasıl Hazret-i Ali, güyâ, kabul etmediği halde Hazret-i Ebubekr, Ömer ve Osman'a takıyye yapmışsa, Şiîlerin de Sünnilerin güçlü olduğu yerlerde böyle yapması gerekir” şeklinde bir kaidedir. Ehli sünnete göre, dinini ve canını korumak için, müdârâ yapmak câiz ve lâzımdır. Bir müslümanın, dini sebebiyle eziyet görecekse, canı, malı, ırzına zarar gelecekse, yalan söylemesi, inancını saklaması, küçük veya büyük günah işlemesi câiz olmaktadır. Müdâhane ise dünyalık elde etmek için dinden taviz vermek demektir. Câiz değildir. (Berika)

Sual:
Canlı resmi, namaz kılan kimsenin ayağı altında, oturduğu yerde, bedeninde, elinde ise, mekrûh olur mu?

Cevap;
İbni Âbidîn’de diyor ki: Resim, namaz kılanın ayaklarının altında veya üzerine basılan yaygı ve dayanılan yastıkta olursa mekruh değildir. Resim elinde olursa mekruhtur. Çünki ellerini yere koymaya mani olur. Ellerini yere koymak sünnettir Ancak resmi elinde tutmayıp eline asılı bulunduğu takdirde mekruhluk ortadan kalkar. Yerde ve yere serilen eşyâda, yastık, sergi, mendil, para, mektup pulları üzerinde ve cep, çanta, dolap gibi kapalı yerlerde ve elbisenin göbekten aşağı kısımlarında bulunması, resmi muhân (aşağı) tutmak olduğundan câizdir. Dürer’de diyor ki: Secde edilmeyen yerlerinde canlı resmi bulunan seccâde üzerinde kılmak mekrûh değildir. Çünki yere sermek hakâret etmek demektir. Paradaki, yüzükteki ve her yerdeki resim, küçük olursa, yani yere koyunca, ayakta duran kimse, uzuvlarını ayırd edemezse, namaz mekruh olmaz. Büyük ve örtülü olunca da, mekruh olmaz. Canlının başı kesilmiş, yüzü veya göğsü, karnı, başı silinmiş, sıvanmış ise, namaz mekruh olmaz. Cansız resimleri, meselâ ağaç, manzara resimleri, nerede bulunursa bulunsun, namaz mekruh olmaz.

Sual:
Fülûs aynı sayıda fülûs karşılığında satılınca, yani kâğıt para bozdurulursa, ikisinin de ayrılmadan önce kabz edilmeleri lâzım mıdır?

Cevap;
Para bozdururken (bütün lira, küçük liralarla veya lira, mesela dolarla değiştirilirken) ikisinin peşin kabz edilmesi lâzım ve kâfidir. Çünki, burada fâizin iki şartından yalnız birisi bulunduğundan, yani aynı cinsten oldukları için veresiye satışı câiz olmaz. İkisinin de kabz olunması lâzımdır. Ancak ikisinin de aynı sayıda olması gerekmez. Meselâ yüz liralık kâğıt parayı, tutarı yüz liradan az olan ufak paralarla bozmak câizdir. (Bedâyi’)

Sual:
Altın veya gümüşün kâğıt para ile satışının veresiye olması câiz midir?

Cevap;
Altın, altın karşılığı; gümüş de, gümüş karşılığı satılırken, ikisinin de peşin olması ve ağırlıklarının aynı olması şarttır. Ancak altın veya gümüş kâğıt para ile veresiye veya taksitle satılması câizdir. Çünki fâzin şartlarından cins birliği yoktur. (Fetâvâ-i Hindiyye)

Sual:
Bir fıkıh kitabında Hadîka’dan naklen diyor ki: “Zamanımızda helâl ve haramı gözetmek, hattâ Ebülleys-i Semerkandî’nin en kolay olan fetvâsına bile uymak çok güç oldu. Bu fetvâya göre, malının çoğunun halâl olduğu sanılan kimsenin verdiği hediyeyi almak, onunla alış veriş ve kirâlamak câiz olur. Malının çoğu helâl olduğu sanılmayan kimse ile bunlar câiz olmaz. Çünki, harâm olduğu bilinen mal elden ele geçince, haramlığı yok olmaz” diyor. Şu halde bugün bir insanın malının çoğunun helâl olduğu nasıl anlaşılacaktır?

Cevap;
Herkesin elinde bulunan malı onun mülkü bilmelidir. Gasp, zulüm, şarap satışı, rüşvet, hırsızlık, fâiz, haraç ve hıyânet yollarından biri ile ele geçtiği açıkça bilinen bir mal, o kişinin mülkü olmaz. Bunu ondan almak, kullanmak, yemek helâl olmaz. Başka malları, mülkü kabul edilir. Onları verince almak haram olmaz. Haramdan topladığı malları, kendi helâl malı ile yahud birbirleri ile karıştırsa, mülk-i habîs denir. Bu habîs karışımdan verince, haram olduğunu tanımadığı malı, parayı almak câiz olur. Verilenin bizzat kendisinin harâm mal olduğu bilinirse, bunu ondan hiç bir suretle almak câiz olmaz. Bu ifadelerden anlaşıldığına göre: Habîs mülk, hediye, kirâ ve satış akdine mevzu olunabilir. Haram malın kendisini tanıyan için bu câiz değildir. Ama karşısındakinin malının habîs olduğunu bilen, ama haram malın kendisini tanımayan için câizdir. Çoğunun haramdan olduğu iyi biliniyorsa, bu karışık mal ile her çeşit muamele mekruh oluyor. Bu ise, en kolay olan Ebülleys fetvâsından bile hafiftir. O halde Ebülleys fetvâsındaki câiz olmaz kelimesini, mübah olmaz veya mekrûh olur diye anlamak gerekir.

Sual:
Evliyâdan Bişr-i Hâfî’nin, sokakta başı açık yürüdüğü rivâyet olunuyor. Bunu belirtmeye niçin ihtiyaç duyulmuş olabilir?

Cevap;
Berika’da diyor ki: “Başkalarının günâha girmemeleri için, bir kimsenin mübâhları terk etmesi iyi olur. Fekat sünnetleri, hattâ müstehabları terk etmesi câiz olmaz. Meselâ gıybet yapmamaları için, misvâk kullanmağı, sarık sarmağı, yalın ayak gezmeği, merkebe binmeği terk etmek iyi olmaz. Bişr-i Hâfî, sokakda yalın ayak yürürdü”. (I/585-586). Başı açık gezmek sünnet veya müstehab değildir. Ama yalın ayak gezmek böyledir. Bişr-i Hâfî’nin, hâfî lakabı da bunun için verilmiştir ki yalın ayak demektir.

Sual:
Kız arkadaşımla evlenmeyi düşünüyoruz. Ancak bu zamana kadar günah işlememek için nikâhlanmak istiyoruz. Ancak bunu ailelerimize ve çevreye duyuramayız. Bunun mahzuru var mıdır?

Cevap;
Nikâhta üç mezhebde kızın velîsinin bulunup akid yapması şarttır. Hanefî’de ise İmam Muhammed’e göre velînin izni aranır; diğer iki imama göre velî denklik bulunmaması hâlinde sonradan isterse nikâhı bozabilir. Hazret-i Peygamber gizli nikâhtan hoşlanmazdı. “Nikâhları ilan ediniz. Def çalınız” buyurmuştur (Nesaî, Tirmizî). Düğünde def çalınması, sadece eğlence için değil, herkese bu evliliği alenileştirmek içindir. Evlilikten maksat da budur. İki şâhid aleniyetin asgarisidir. Üstelik bugün için nikâhlar belediyeye kaydedilmedikçe kanun önünde muteber addolunmuyor. Miras, nafaka ve nesep hususunda problemler çıkıyor. Ayrıca bu şekilde evlenenler, kendilerini bu nikâhla bağlı görmüyor; nişanlılık hissiyatından kurtulamıyor. Basit bir sebeple işi bozabiliyor. Bu takdirde başkalarının duymadığı bir ayıp meydana geliyor. Bu erkek veya kız sonradan başkasıyla evlenecek olsa, mazisi mechul oluyor. Bu ise insanları kandırmaktan başka bir şey değildir. Şu halde bu zamanda gençlerin rağbet ettiği dinî nikâh, flörtü meşrulaştırmaya yarıyor. İslâmiyetin nikâhtan maksadı bu değildir.

Sual:
Fıkıh kitaplarında namaz kılmak için elbise bulamayan kimse oturarak, rükû ve secdesi için ima (işaret) ederek namazını kılar buyuruluyor. Bu kimse oturup tek eliyle de avret mahallini mi kapatacak?

Cevap;
Avret yerini örtmekten âciz kalan kimse, namazda oturduğu gibi veya daha iyisi ayaklarını kıbleye uzatıp, elleri ile önünü örtüp, imâ ile kılar. Çünki avret yerini örtmek, namazın diğer farzlarından daha mühimdir.

Sual:
Parlak erkek çocuğa bakmak günah mıdır?

Cevap;
Şehvetle bakmak günahtır.

Sual:
Fıkıh kitaplarında "Satranç ve her oyunu oynayanlara selâm verilmez" ve "Gıybet edenlere selâm verilmez" yazıyor, bu zamanda bu tür oyunları oynamayan ve gıybet etmeyen yok gibidir. Bizim bu halde ne yapmamız gerekir? Fitne ihtimali varsa selâm vermek câiz olur mu?

Cevap;
İbni Abidin der ki: Bu işi yaparken selâm vermek, İmameyne göre mekruhtur. İmam-ı Azam, bir an bunları oyundan alıkoymak niyetiyle selâm verilebilir dedi. Bunun dışında alenî oyun oynamayı âdet hâline getirerek fıskını ilân eden kimseye selâm vermemelidir. Bazı âlimler buradaki oyundan maksadın kumar ile olan oyun olduğunu söyler. Nitekim İmam Ebu Yusuf ve İmam Şâfiî, eğlence için değil de, istirahat veya sıkıntıyı gidermek için ara sıra oyun oynamanın câiz olduğunu söyler. Gıybeti de böyle anlamak mümkündür. Selâm verilmesi icab eden yerde, fitne çıkmaması için herkese selam verilir. Fitne çıkmayacaksa, selâm vermek lâzım değildir.

Sual:
Zimmî kâfirlerin dârülislâmda fâizcilik yapması câiz midir? Osmanlı Devleti’nde Galata bankerleri tefecilik yapmıyorlar mıydı? Eğer yapıyorlarsa, devlet buna neden izin vermiştir?

Cevap;
Hayır. Dârülislâmdaki zimmîler ile Müslümanlar ahkâm bakımından aynıdır. Osmanlı zimmîlerinin tefecilik yapmaları yasaktı. Fakat bazıları hukukun inceliklerini kullanarak, hile-i şer’iye yaparak, bir yandan da borç verip kendilerine râm ettikleri devlet ricalini ayarlayarak el altından tefecilik yapmıştır. Ama resmiyette mümkün değildir. Nitekim meselâ mahkemeye alacakları için dâvâ açsalar, fâiz talebinde bulunamazlar. Mahkeme reddeder. Nitekim buna dair hüccetler mahkeme sicilinde mevcuttur. Fuhuş ve müslümana içki satışı da yasaktır ama umumhane ve meyhanelerin gizliden gizliye çalışmasını engellemek mümkün değildir.

Sual:
Tuvalete muska ile girilebilir mi? Kur’an-ı kerim âyeti olursa ne yapmak lâzımdır?

Cevap;
Cevşen veya muska hatta mushaf, cepte olursa veya sarılı olursa bununla helâya girmek câizdir. Helâda avret yeri açık değilken ve helâda necâset yok ise, mushaf veya her çeşit muska açık olarak da helâya girilebilir.

Sual:
Bazen sevmediğimiz düşman olduğumuz kişiler için bunu öldürmek lazım, bunun gibileri asmak, kesmek lâzım gibi laflar kullanıyoruz. Böyle söylemek mahzurlu mudur?

Cevap;
Haklı bir sebep yoksa, böyle sözler söylemek tehlikelidir. Dayağı hak etmemiş birisi dövüldüğü, ölümü hak etmemiş birisi öldürüldüğü zaman ne iyi olmuş diyenin imanı tehlikeye girer. Dilini tutmalıdır. Zulme rızâ zulm, zulmü beğenmek ise küfrdür.

Sual:
Öğretmenim. Her il yahud ilçede il milli eğitim ya da ilçe milli eğitim müdürleri maaş ödemeleri hakkında muayyen müddetler için bankalar ile anlaşmaktadır. Bankalar kendilerinden maaş alan öğretmenlere promosyon olarak muayyen mikdar para vermektedir. Bunların alınmasında dinen bir mahzur var mıdır?

Cevap;
Bu promosyon, paranızı bize yatırırsanız (vedia ederseniz), size hediye veririz demektir. Bankaya yatırılan maaşlar bir karz olsaydı, bunu yatırırken üçüncü şahıs lehine böyle bir şart koşmak lağv ve fâiz olurdu. Yani şart yerine getirilmez; ama banka ile şirket (müdürlük) için günah bahis mevzuu olurdu. Üçüncü şahsın mesuliyeti olmadığından, bu promosyon maaşlıya câiz ve helâldir. Vedia akdinde ise böyle bir şart koşmak câiz ve alınan para maaşlıya da, şirkete (müdürlüğe) de helâldir.

Sual:
Erkeklerin İpek seccade ile namaz kılmaları caiz olur mu? Velev ki bir ihtiyaç olmasın.

Cevap;
Caizdir. (İbni Abidin)

Sual:
Erkeklerin uzamış olan saçlarını arkadan toplayarak namaz kılmaları mekruh olur mu?

Cevap;
Saçlarını örerek tepesine toplamak ve tutturmak yahud beliklerini kadınların yaptığı gibi başının etrafına dolamak veya bütün saçlarını arkaya toplayarak secde hâlinde yere düşmesin diye iplik ve bezle bağlamak hep mekruhtur. Peygamber aleyhisselâm erkeği böyle namaz kılmaktan men etmiştir. (İbni Abidin)

Sual:
Gördüğüm bazı kimseler [erkekler] namazda başın etrafına mendil, tülbent bağlıyorlar ve tepeleri açık kalacak şekilde namazlarını kılıyorlar. Böyle namaz kılmaları caiz midir?

Cevap;
Hazret-i Peygamber bazen başının tepesi açık olarak sarık sarardı.

Sual:
Bir arkadaş meclisinde dinî mevzular da konuşuldu. Ben kimseye sormadan ve gizlice bu sohbeti kaydettim. Böyle yapmam uygun mudur?

Cevap;
Orada bulunanların izni olmadan sözlerini başkasına nakletmek, seslerini kaydetmek, başkasına dinletmek, bir insanın izni olmadan sesini kaydedip resmini çekmek, mektubunu okumak, bunu kopya etmek câiz değildir. Sünen-i Ebu Davud’da rivayet edilen hadis-i şerifte “Meclisler emânettir” buyuruluyor.

Sual:
Cenâzede siyah matem elbisesi giymek câiz midir?

Cevap;

Cenâze ile çiçek ve çelenk götürmek, bunları mezâr üstüne koymak, mâtem alâmetleri taşımak, yakaya rozet, resim gibi şeyler takmak, gayrımüslimlerin âdetidir. Müslümanların bunları yapması câiz değildir. İbni Mâce’nin bildirdiği hadîs-i şerîfte, “Cenâzeyi yüksek sesle ve ateş, ışık ve başka şeyler taşıyarak götürmeyiniz!” buyuruldu. Ölü için sessiz ağlamak câizdir. Yüksek sesle ağlamak, mâtem tutmak, siyah elbise giymek, siyah perdeler ve rozetler, işaretler asmak, mâtem işâretleri, resmini taşımak câiz değildir. Hazânetü’r-Rivâyât’ta diyor ki, “Cenâzeye ve cenâze çıkan yere siyâh örtmek ve siyâh giyinmek câiz değildir.” Siyah elbise giyinmek sünnettir. Başka zaman siyah giyinmeyip, yalnızca ölüye mâtem saikiyle siyah giyinmenin câiz olmadığı buradan anlaşılmaktadır. Ancak kocası ölen kadının ıddet zamanı olan dört ay on gün için mâtem tutması sünnettir. Bu zamanda mücevher takmaz, süslenmez. İbni Abidin, kocası ölmüş kadının bu zaman zarfında siyah elbise giymesinin dört mezhebde de câiz olduğunu söylemektedir.



Sual:
Erkek ve kadın için kaşlarını almak caiz midir?

Cevap;

İbni Abidin der ki: Kadınların kaşlarını yolarak inceltmeleri mekruhtur. Nitekim hadis-i şerifte buyuruldu ki: "Saç ekleyene, ekletene, ben yapana, yaptırana, dişlerinin basını inceltene, buna razı olana, yüzünden tüyleri aldırana, yüzündeki tüyler aldırıldığı takdirde buna rıza gösterene Allah lanet etmiştir.". Kadın, eğer yabancı erkeklere güzel görünsün diye yüzündeki tüyleri yolarsa, bu hadis-i şerifin şümulüne girer. Aksi takdirde eğer yüzünde kocasının nefretini gerektiren tüy varsa onu izâle etmek, sıyırmak câizdir. Hatta kadın, yüzünde sakal veya bıyık biterse, onu sıyırması câiz, hatta müstehabdır. Erkek için muhanneslere (kadın gibi giyinen ve davrananlarabenzetmeden, kaşlarını, kirpiklerini ve yüzündeki tüyleri almakta herhangi bir beis yoktur.



Sual:
Bir evde anne, erkek ve kız evlat yaşıyor. Erkek evlat çalışıyor, anne ve kızın da gelirleri var. Bunların müşterek bir bütçesi var, buradan hepsi ihtiyaçlarını alıyor. Erkek evlat, asabi mizaçlı biridir. Sinirlenince ve başka sebeplerle hep hakkını haram ediyor; sonra sinirleri yatışınca tövbe ettim, tüm hakkımı da helâl ettim diyor. Buna göre, hakkını haram edince, daha önceden kullanılmasına izin verdiği kendi eşyalarını ve eve herkesin yemesi için aldığı yiyecekleri, herkesin kullanması için aldığı eşyaları, kız kardeşin yemesi ve kullanması helal olur mu? Haram ettikten sonra eve aldığı şeyleri kız kardeşin yemesi ve kullanması helal olur mu? Daha sonra tövbe ettim ve tüm hakkımı helal ettim deyince, haram ettiği haklarını helal etmiş olur mu?

Cevap;
Bir kimse birine bir şey satsa, kiralasa veya hediye etse, yedirse, helâl etmiş demektir. Sonradan haram ettim dese de kıymeti olmaz. İnsan ancak karşılıksız bir hakkını, mesela bir alacağını helâl veya haram edebilir

Sual:
Bir insanın yaptığı hatadan, günahtan, kul hakkından veya aldığı bedduadan dolayı çocuğu veya torunu çeker deniyor. Bu doğru mudur? Eğer doğru ise Fâtır suresinin “Kimse kimsenin cezasını çekmez” meâlindeki 18. âyeti ile tezat arzetmez mi?

Cevap;
Bu söz ile kasdedilen, bu suçun, kabahatin cezası değildir. Bundan doğan uğursuzluk, o kimsenin çoluk çocuğuna feyz-i ilahînin, inayet-i rabbanînin, lutf-ı sübhaninin gelmesine mani olur demektir. Veya bu hatadan doğan menfi netice, o adama ceza olarak çoluk çocuğunda ortaya çıkar. Veya çoluk çocuğu bundan dolayı sıkıntı çeker ve bu işin kötü olduğu, gelecek nesillere bile zarar verdiği anlaşılır. Böylece bir daha kimsenin yapmaması umulur. Ve böylece çoluk çocuğuna gelen sıkıntı, o suçu işleyen adam bakımından bir ceza, çoluk çocuk bakımından rahmet olabilir. Allah’ın işine akıl ermez. Kaldı ki bu söz mutlak değildir.

Sual:
Mısır ehramlarının (piramitlerinin) biblolarını süs olarak kullanmak mahzurlu mudur?

Cevap;
Yasakların sınırını kendince genişletmek doğru değildir. Sadece canlı resmi ve küfr alâmeti (haç) biblo olarak kullanılamaz. Mısır ehramlarının din ile bir alâkası yoktur. Firavunlar içinde mümin olanları da vardı. Kaldı ki ehramlar sanat tarihinin benzersiz eserleri olmak itibariyle göz kamaştırmakta ve medeniyet bakımından yüksek bir seviyeye işaret etmektedir.

Sual:
Evlendiğimizde bize altın ve para olarak hediyeler geldi. Bunların bir kısmı ile araba aldım. Geri kalan kısmı, hanımımda duruyordu. Şimdi geçimsizlik sebebiyle ayrılmak üzereyiz. Hanımım bu hediyelere ilâveten, arabayı da kendisine vermemi istiyor. Böyle bir talepte bulunabilir mi? Düğünde gelen bu hediyeler kime aittir?

Cevap;
Düğünde gelen hediyeler, kime verilirse verilsin, açıkça gelinin veya damadındır denmedikçe, kız tarafından gelenler kızın, erkek tarafından gelenler erkeğindir. Hatta bazı yerlerde bu hediyeler karz hükmündedir. Yani meselâ o altını takan, kendisi de düğün yaptığında aynısını beklemektedir.  Binaenaleyh kız ancak kendi tarafından gelen hediyelere maliktir. Fazlasını isteyemez. (İbni Âbidin, Kitabü’l-Hibe)

Sual:
Osmanlılardaki harem-selâmlık tatbikatının İslâmiyette yeri olmadığını, bunu İran geleneğinin tesiriyle Emevîlerin ihdas ettiğini işittim. Doğru mudur?

Cevap;

Harem-selâmlık geleneği İslâmiyetin başından beri vardır. “Kadınlara bir şey soracağınız, onlardan bir şey isteyeceğiz zaman, perdenin arkasından söyleyin. Bu onların ve sizin kalbiniz için daha temizdir” meâlindeki Ahzâb sûresinin 53. âyet-i kerimesine dayandırmışlardır. Hicab âyeti de denilen bu âyet-i kerime nâzil olduktan sonra Hazret-i Peygamber zaruret olmadan hanımlarla konuşmamış, onlarla bir arada oturmamıştır. Bundan sonra da Müslümanlar evlerinde harem-selâmlık tatbikatını devam ettirmiştir. Harem, yabancı erkeklerin giremeyeceği bir yerdir. Rahat hareket etmelerine, başı açık dolaşabilmelerine, sere serpe oturmalarına imkân verdiğinden dolayı hanımlar tarafından da hüsnü kabul görmüş ve benimsenmiştir.



Sual:
Kendileri görülmediği için, yabancı kadın veya kızlarla telefonla sohbet, yazışmak veya mailleşmek câiz olur mu?

Cevap;
Fıkıh kitapları, yabancı kadınlara selâm vermeyi, selâm göndermeyi bile câiz görmeyince; ihtiyaçsız sohbet, yazışmak veya mesajlaşmanın da bu hükme girdiği anlaşılıyor.

Sual:
Yanımda çalışan bir işçi vardır. Fakat beni çok üzüyor. Verilen işi yapmıyor. Aksi cevaplar veriyor. İşe zamanında gelmiyor. Burnunun sürtülmesi için işten çıkarmak istiyorum. Kul hakkı olur mu?

Cevap;
Maiyetindeki memuru kötü halleri sebebiyle işten çıkarmak kul hakkı olmaz. Mukavele müddeti bitmişse, sebepsiz çıkarmak bile kul hakkı olmaz.

Sual:
Dedelerimizden kalma pek değeri olmayan bir tarla için köyümüzden biri burası vakıf imiş deyince miras taksimi sırasında içimize şüphe düştü. Bu tarlanın ne için vakfedildiği bilinmiyor. Elimizde vakf olduğuna dair bir belge yok. Şu halde şer’î vaziyet nedir?

Cevap;
Bir yer vakıf imiş sözü ile vakıf olmaz. Buranın belli bir vakfa ait arazi olduğu hakkında en az iki âdil şahit veya sahih bir vesika (vakfiye, mahkeme kararı vs) olmalıdır. Bu da ancak İslam mahkemesinde bahis mevzuudur. Vakıf malının dedelerinizin eline nasıl geçtiği bilinmiyor. Kaldı ki vakfın ne vakfı olduğu da belli değildir. Eskiden köylerin gelirini devlet vakfa tahsis ederdi. Bu şer’î manada bir vakıf değildir. Sizinki de böyle olsa gerektir. Eğer mesela köy camisinin vakfı ise, bunun da ispatı lazımdır.

Sual:
Üzerinde Arap harfleri ile mübarek yazılar bulunan bir seccademiz var. Bunu yere serip namaz kılmamız caiz midir?

Cevap;
İbni Abidin Gusl bâbında diyor ki: Üzerinde «el-Mülkü lillah» (yani mülk Allah'ındır) yazılı yaygı ve saireyi yere yaymak ve kullanmak mekruhtur. Üzerinde insan sözü yazılı yaygı ve sairenin mutlak surette mekruh olmaması gerekir. Bazıları: «Harfleri ayrı yazılmışsa mekruhtur» demişlerdir. Birinci kavil daha uygundur. Bir âlim, gençlerin üzerinde Ebu Cehl leanehullah (Allahın laneti üzerine olasıca Ebu Cehl) yazılı bir nişan tahtasına ok attıklarını görüp men etmiş. Tahtanın yanına gittiğinde harflerin ayrı ayrı yazıldığını görmüş. Yine men etmiş. Seyyidi Abdülganî bunu şöyle izah eder: “Elifbâ harfleri Kur'an'dır. Bunlar Hud Aleyhisselâm'a indirilmiştir”.
Şu halde Arabî harflerle âyet-i kerime veya mübarek sözleri yere sermek, paralara basmak ne maksatla olursa olsun mekruhtur. Hakaret kasdı varsa küfr olur. Arabî harflerle insan sözünü yere sermenin mekruh olduğu ve olmadığı istikametinde iki kavil vardır. Başka harflerle yazılmışsa hükmü bundan daha hafiftir.

Sual:
Kürk giymek câiz midir?

Cevap;
Domuz ve köpek dışında leş de olsa tabaklanmış her çeşit hayvanın kürkünü giymek kadın ve erkeğe câizdir. Bununla namaz kılmak da câizdir. Hatta bunların postunda namaz da kılınır. Ancak erkek bunu ziynet kasdıyla giymemelidir. Kadın ziynet kasdıyla giyebilir ise de, ne maksatla giyerse giysin, mahrem olmayanların yanına çıkamaz.

Sual:
Kadınların deri çanta kullanmaları, bunu boyunlarına ve sırtlarına asmaları câiz midir?

Cevap;
Kadınların deri çanta kullanmaları câizdir. Dışarıda deri elbise giyilmesi câiz görülmemiştir. Deri çanta sırta veya boyna asılır ise, elbise hükmünde olur. Elde veya küçük olup cepte taşınırsa mahzuru yoktur. Nitekim erkeklere ipekli giymek câiz olmadığı gibi, ipekli kese ve çantayı boynuna asması da böyledir. Ancak bu keseyi elinde tutması veya cebine koyması câizdir. (İbni Abidin)

Sual:
Kim milyoner olmak ister adlı yarışmadan kazanılan paranın şer’î hükmü nedir?

Cevap;
Mükâfat hükmündedir, câizdir. Ancak muayyen bir mikdar kazandıktan sonra, bunu almayıp, karşılığında yeni suale geçmekte kumar şüphesi vardır.

Sual:
Fıkıh kitaplarında Mâlikî mezhebinde kadınlara dokunma hâlinde arada kalın bir örtü varsa abdesti bozulmaz diyor. Kalın örtü ne demektir?

Cevap;
Teninin hararetini, sıcaklığını hissettirmeyen kalınlıkta demektir. Kalın bir şey üzerinden dokunup şehvet hâsıl olursa, kasıtlı yapılmışsa günah ise de, abdesti hiç bozmaz.

Sual:
Mescid duvarlarının ve dinî kitapların süslenmesi câiz midir?

Cevap;
Hazret-i Peygamber, müteaddid hadîsleriyle mescidlerin süslenmesini men etmiştir. Nitekim bu devirde inşa edilen mescidler basit ve çok sâde yapılardı. Bu devrin insanları, görünüşe kıymet vermezlerdi. 683 (m. 1284) senesinde vefat eden Mâlikî âlimlerinden İbnü’l-Münîr, “İnsanların evlerini çoğaltıp yükselttikleri ve yaldıza boğdukları bir zamanda, mescidlerin ziynetten büsbütün mahrumiyeti, halkın hafife alıp küçük görmelerine sebebiyet verir” diyerek mescidlerin süslenmesini mendub görmüş; bazı Hanefî hukukçuları da bu istikamette fetvâ vermişlerdir. (Şerh-i Tecrid-i Sarih)
İbni Abidin der ki: Mushafı süslemek caizdir. Çünkü bu, mushaf için ta’zimdir. Nitekim mescidlerdeki nakışlar da caizdir. Ama mescid mihrablarına bu nakışlar yapılmaz. Bazıları kıble duvarına nakış yapmak [zihni meşgul edeceği için] mekruhtur dedi. Kıble duvarını vakfeden veya başkası kendi malından süslerse câizdir. (Alış-veriş faslı)

Sual:
Minarelerde vakti haber vermek için veya mübarek günlerde ışık yakmak câiz midir?

Cevap;
Vakti haber vermek maksadıyla ışık yakmak mekruhtur. Zira bunun için ezan meşru olmuştur. Mübarek günlerde ışık yakmak, mescidi kandillerle süslemek, mahya yakmak câizdir. Hazret-i Peygamber devrinde, Ramazan ayında Mescid-i Nebevî’de daha fazla kandil yakılırdı. İbni Âbidin der ki: Malının üçte birini Mescidü'l-Aksâ'ya vasiyet etse, bu câizdir ve mescidin tamirinde, aydınlatmasında ve benzeri şeylerde kullanılabilir. Bu, mescide vakfedilenden, mescidin kandil ve lambalarına sarfedilmesinin cevazını ifade ettiği gibi, vakfın geliri ile mescidde yakmak için yağ ve gaz almanın ve Ramazan ayında yakılan kandillere sarfedilmesinin de cevazını ifade etmektedir. (Vasiyet bâbı) Kandil, bayram gecelerinde minârelerde ve başka yerlerde fazla ışık yakmayı câiz görmeyen ulemâ da, bunu gösteriş kasdıyla yapılırsa veya vakfın parasını israf olduğu için men etmektedir. Şu halde, vakfın gelirinden olmamak şartıyla fazla kandil yakmak bunlara göre de câizdir.

Sual:
Hazret-i Peygamber’in ismi anıldığı zaman salavat getirmek farz mıdır?

Cevap;
Salavat getirmek ömründe bir defa farz, her zikir edildikçe fetvâya göre müstehabdır. İmam Tahâvî’ye göre her zikredildiğinde vâcibdir. kur’an-ı kerimde “Şüphesiz Allah ve melekleri, Nebi aleyhisselâma salât ederler. Öyleyse ey iman edenler, siz de ona salât ve selâm ediniz”! (Ahzâb: 56) buyurulmuştur. Hadis-i şerifte de “İsmim anıldığı zaman bana salavat getirmemek cefâdandır” deniyor. Allahümme salli alâ Muhammed veya sallallahü aleyhi ve selem ya da aleyhisselâm demek kifayet eder.
Tüccar bir elbiseyi açar da, onun güzelliğini müşteriye bildirmek için tesbih eder yahud salavat getirirse mekruh olur. Bunu bekçinin yapması dahi mekruhtur. Bundan dolayıdır ki büyüklerden biri bir meclise geldiği vakit onun geldiğini bildirmek ve kendisine yer verilmesini veya ayağa kalkılmasını te'min için tesbih etmek yahud salavat getirmek memnudur. Bunu yapan günahkâr olur. (İbni Abidin)
Salavat getirmek namazın son oturuşunda sünnet olduğu gibi, sünnet-i gayri müekkedelerin ilk oturuşunda dahi sünnettir. Cenâze namazında da öyledir. (İbni Abidin)
Mâni bulunmamak şartıyla her zaman salavat getirmek müstehabdır. Ulema müstehab olduğu bazı yerleri söylemişlerdir. Bunlar Cuma günü ile Cuma gecesi, Cumartesi Pazar ve Perşembe günleridir. Bu üç gün hakkında hadis-i şerif vardır. Sabah ve akşam, mescide girerken ve çıkarken, Hazret-i Peygamber’in kabrini ziyaret ederken, Safa ile Merve'de, [imam için] Cuma ve sair hutbelerde, müezzine icabet ettikten hemen sonra, ikamet edilirken, duanın başında, ortasında ve sonunda, kunut duasından sonra, telbiyeyi bitirdikten sonra, bir yere toplanırken ve dağılırken, abdest alırken, kulak çınlarken, bir şey unutulduğu vakit, vaaz ve ilim neşir ederken, hadis-i şerif okumağa başlarken ve bitirirken, sual ve fetvâ yazarken salevât getirmek müstehab olduğu gibi, her musannifin [kitap yazarının], her hoca ve talebenin, hatibin, kız isteyenin, evlenenin, evlendirenin salavat getirmesi dahi müstehabdır. Mühim işlerin başında, zikir zamanında, Hazret-i Peygamber’in ismini işittiği zaman yahud ismi yazıldığı zaman salavat getirmek müstehabdır. (İbni Abidin)
Yedi yerde Hazret-i Peygamber’e salavat getirmek mekruh olur. Bunlar, cimâ, def-i hacet, malını satmak için, hata yaptığında, şaştığında, hayvan keserken ve aksırdıktan sonradır. Kur'an-ı kerim okurken veya hutbede Hazret-i Peygamber’in ismini işitince de salavat getirilmez. Çünki bunlarda susarak dinlemek vâcibdir. Okumayı bitirdikten sonra salavat getirirse iyidir. (İbni Abidin)
Bir mecliste Hazret-i Peygamber’in ismi söylenirse, söyleyenin veya dinleyenlerden birinin salavat getirmesi kâfidir. Hepsinin getirmesi iyidir. (İbni Abidin)
Hazret-i Peygamber’in ismini kalbinden geçirdiği zaman salavat getirmek iyidir. (Şir’atü’l-İslâm)
Netice itibariyle salavat söylemek ömründe bir defa farz, her ismi zikir edildikçe müstehab; tüccarın malını açarken yaptığı gibi olursa tahrimen mekruh, namazda sünnet, mümkün olan her vakitte müstehab, son teşehhüdünden [ve kunutun sonundan] başka namazın her yerinde mekruhtur.
Hazret-i Muhammed’den başka peygamberler için salavat getirmek ihtilaflı ise de, muhtar olan bunlara da salevât getirmenin hükmü, Hazret-i Muhammed’e getirmenin hükmü gibidir. Büyük meleklere de salavat getirmek meşrudur. (Şir’atü’l-İslâm)

Sual:
Gül kokusu, Peygamber efendimizin mübarek terinin kokusu mudur?

Cevap;
Hazret-i Peygamber’in terinin gül gibi koktuğu, siyer kitaplarında geçer. Hadis-i şerifte "Ben bir latif cevher idim, arş-ı alayı tavaf eder idim; Allahü teala bana nazar eyledi, utandım, terledim; yeryüzüne düşen yedi damladan, Dört halife, gül, kabak ve pirinç yaratıldı" buyurulmuştur. (Şir'atü'l-İslâm)

Sual:
Bir müslümana sahte (kuru sıkı veya paintball silahı gibi) silah doğrultmanın hükmü nedir?

Cevap;
Hazret-i Peygamber “Müslümana silah çeken, onu korkutan bizden değildir” buyurmuştur. Bu bakımdan gerçek silah zannediliyorsa veya korkutuyorsa uygun değildir.

Sual:
Memleketimizde nargile tütünü imal edip satmayı planlıyoruz. Ama bu kazanacağım paranın helal veya haram olması hususunda şüphelerim vardır.

Cevap;
Tütün aslen mübahtır. Üretmek ve satmak caizdir. Tuz da helaldir; bazılarına ve çok yenirse herkese zarar verir. Ama hiçbir âlim tuz istihsaline ve satışına haram dememiştir.

Sual:
Üzerinde kubbe, sütun bulunan seccadeleri yere sermek uygun mudur?

Cevap;
Evet. Mübarek yazı ve resim (cami gibi) bulunan seccade, kâğıt, örtü yere serilmez.

Sual:
Banyoya hangi ayak ile girmek gerekir?

Cevap;
Helâya sol ayak ile girilir. Banyo, evin sair odaları gibidir.

Sual:
Pazardan satın alınan bir kilo portakalın içinde iki tane çürük olduğu anlaşılıp tekrar satıcıya götürülse satıcı ise tartmadan iki tane yeni portakal verse faiz olur mu?

Cevap;
Olmaz, ayıp muhayyerliği sebebiyle iade hakkı vardır.

Sual:
Yabancı kadınlara sadece bir kere mi bakmak câizdir ve ne maksad ile bakılması lâzımdır?

Cevap;
Fıkıh kitaplarında yabancı kadınlara ihtiyaç olmadıkça bakılamayacağı; bir kere görmenin mahzurlu olmadığı; ama ikinci defa bakmanın tahrimen mekruh olduğu yazmaktadır. Bu bir kere bakmanın cevazı, kendi mahremi olup olmadığının anlaşılması içindir. Ancak ihtiyaç varsa (alışveriş, şahitlik, muayene, görücülük gibi) defalarca bakılabilir. Görücülük dışındakiler şehvetsiz olmalıdır.

Sual:
Hanımların altın günü veya para günü yapıp her ay bir kişiye topluca bir miktar altın veya para vermeleri caiz midir?

Cevap;
Altının altınla, paranın para ile veresiye mübadelesi faizdir. Bu gibi para ve altın günleri de caiz değildir. Eminevim tarzı sistemlerle ev almak da böyledir.

Sual:
Yurt dışında çalışan birisini işyeri çalıştığı saat üzerinden daha aşağı mikdarda sigorta yapıyor ve maaşı az gözüküyor. Böylece işçinin devletten yardım alma hakkı doğuyor. Bu yardımı almak uygun mudur?

Cevap;
Düşük sigorta yapılmasından doğan farkı işyerinin ödemesi lâzımdır. Bu devletin borcu değildir. İşyerinin borcudur. Çünki işçi ile işyerinin anlaşması maaş+sigorta ödeme bedeli üzerindendir. Dârülharbde bile olsa, kandırarak bir kâfirden mal çekmek câiz değildir. Ancak anladığım kadarıyla devlet bu gibi hususlarda tolerans gösteriyor. Bir başka husus, eğer devlet o vatandaştan hakkı olmayan bazı şeyler (haksız vergi veya ceza gibi) tahsil etmişse, o zaman şahsın devletten alacağı doğar. Bu kadar mikdarı alabilir. Müslüman nerede bulunursa bulunsun İslâmiyetin güzel ahlâkının numunesi olmak mecburiyetindedir. Hele kanunlara uymamak, hele bir de neticede ceza doğuyorsa, caiz değildir. İşyerini şikâyet etmelidir.

Sual:
Bazen firmaların ihale kazanmak veya müşterilerinden gelen bir talep sonucunda acil, hızlı bir şekilde ISO belgesi almak veya ISO sistemine sahip olmak ihtiyaçları oluyor. Sonra bu sistemlerini veya belgelerini kullanarak müşterilerine teklif veriyorlar veya ihaleye giriyorlar. Böyle firmalara ISO sistemini hızlı bir şekilde hazırlarken, dokümanların eski tarihli olarak hazırlanması durumu çıkıyor. Hatta geçmiş bir tarihte firmaya tarafımızdan eğitim(ler) verildiğinin kayıtları oluşturuluyor. Bazen de sistem tam sağlıklı olmadığı halde, o sistem çok sathî bir şekilde kontrol edip veya bazen hiç kontrol etmeyip vesika veriliyor. Firma da bu vesikayı kullanıyor. Piyasada bu tarz işlere ‘sabunlama iş’ deniliyor. Bu tür işlerde danışman veya denetçi olarak yer almak veya bu tür işlerde aracı, komisyoncu olarak bulunmanın ve buradan kazanılan paranın hükmü nedir?

Cevap;
Müslüman dine de, kanunlara da riayet eder. Birisine para karşılığı veya meccanen haksız olarak menfaat temini caiz değildir. Bu işi hakkıyla yapan firmalara haksızlık olmaz mı? Üstelik ub işi yapan kimse, mesuliyet altına girer; takibata uğrar; en azından lekelenir. Bu bakımdan böyle işlere bulaşmamalıdır. Aldatan bizden değildir hadis-i şeriftir. Ancak haram liaynihi olmadığı için buradan elde edilen kazanca tesir etmez. Yani kazanç helaldir.

Sual:
Para borçlarında ödeme zamanında altın üzerinden kıymetini istemek, meselâ 100 lira borç verip, bunun ödeme zamanındaki altın üzerinden kıymeti olan 500 lirayı istemenin fâizli krediden en farkı vardır? Bu halde para ile para satın almış ve faiz vermiş olmuyor mu?

Cevap;
Baştan bu mikdar şart etmediği için câiz oluyor. Baştan beşyüz lira ödeyeceği konuşulmuş olsaydı, veya her ay için anaparaya şu kadar eklenecektir denseydi, fâiz olurdu.

Sual:
Bir kimsenin bir günahı işlediğine dair işaret varsa, mesela birisini bardan çıkarken gördüğümüzde, içki içmiş olabileceğini düşünmek, sui zanna girer mi?

Cevap;
Sui zan, birisi hakkında açık ve kati bilgi olmadan, kötü düşünmek, onun kabahat işlediğini düşünmek demektir. Anlattığınız hâdise, sui zannın tam misalidir. Ama o kişi alenî içki içen birisi ise, sui zan olmaz ise de, yine de doğru değildir.

Sual:
Su bulunduğu halde, elimize bulaşan kanı, şarabı, alkolü birkaç defa emip tükürmekle necaset temizlenmiş olur mu?

Cevap;
Olur. (İbni Abidin)

Sual:
Erkek ile erkek, kadın ile kadın arasında hürmet-i musahere olur mu? 

Cevap;
Olmaz. Bir adam bir adamla cinsî münasebette bulunsa bile, o adamın kızını alabilir. Bu fiil kadınlar arasında da olsa hürmet-i musahere icabetmez. (İbni Abidin)

Sual:
Hâmile kadının kabir ve türbe ziyaret etmesinde bir mahzur var mıdır?

Cevap;
Yoktur. Eskiler kadın korkar da çocuğunu düşürebilir diye kabristana gitmesini hoş görmezdi.

Sual:
İki kişi arasında hürmet-i musahere teşkil edecek bir hal cereyan etse, bu iki kişinin çocukları birbiri ile evlenebilir mi?

Cevap;
Zina eden şahsın usûl ve fürûuna zina ettiği kadının usûl ve fürûu helâldir. Aralarında hürmet-i musahere olan iki kişinin çocukları veya anne-babası birbiriyle evlenebilir. (İbni Abidin)

Sual:
İmam Rabbanî hazretlerinin Mektubat kitabında sıkça, "Bazı zamanlar çoluk çocuğumuzun da bize düşman olacağı veya olduğu" ve "Evin, eşin ve çocukların idaresini Allahü teâlâ''ya bırakınız" deniyor. Ancak bunun ne şekilde yapılacağı tam olarak bildirilmiyor. Burada esas tema tevekkül müdür?

Cevap;

Sâlikin meşguliyeti Allahü teâlânın rızasını kazanmak olmalıdır. Bu sebeple evdeki işler gibi basit dünya işlerini bu işin meraklısına tevdi etmelidir. Büyüklerimizden de böyle gördük. Mesela ev badana olacak; rengini hanımlar seçer. Çoluk çocuğun düşman olması, onların dünyalık istekleri o kadar artar ki veya onları hak yolda bulundurmak o kadar zorlaşır ki, sâlikin/müslümanın kendi işine/ibâdetine vakti ve gücü kalmaz, hatta seyr ü sülükünü terk bile edebilir demektir. Kendisini geçim için gereğinden fazla zorlamamalı, hırsa kapılmamalı, çoluk çocuğum ne olur diye düşünmemelidir. Âyet-i kerimede mealen “Kim Allah’ın dinine yardım ederse; Allah da ona yardım eder ve ayaklarını sıkı tutar” buyuruluyor.



Sual:
Rabbimizden gelenlerin başımızın üstünde yeri vardır. Ama mesela eşi içki içen, sürekli eşini döven bir adama karşı o kadının tavrı ne olmalıdır? Mücadele mi, sabır mı?

Cevap;
Mücadele edebiliyorsa eder. Edemiyorsa sabr eder. “Kötü bir şeyi düzeltemezseniz, sabredin. Allah düzeltir” hadis-i şeriftir.

Sual:
Kulpu üzerinde İslâm harfleriyle besmele yazan bir bardak kullanılır mı?

Cevap;
Hakaret mahalli olmadıktan sonra kullanmak caizdir. Şifa âyetleri yazılı taslar vardır. İçine su konup içilir. Zemzem içi üzeri âyet-i kerime yazılı taslar vardır. Besmele âyet-i kerime değildir. Ağıza değen veya elin değdiği yerde olabilir. Ama günlük hayatta böyle tas kullanmak âdet olmamıştır

Sual:
19 yaşındaki erkek kardeşim, ergenlik başlarında 12 yaşındayken annemizle yan yana televizyon seyredenken kazara hürmet-i musahere olduğunu söyledi. Bunu anne babamıza asla söyleyemeyiz. Anne babamız, fıkıh bilgileri az, ama inançlı ve onurlu insanlardır. Söylemesek bir mesuliyet doğar mı? Alo Fetva hattını aradım. “Şâfiî ile amel edin. Kaldı ki anne ve baba ile kesinlikle hürmeti müsahere olmaz” dediler. Ama aralarındaki nikâh Şâfiî’ye göre değil.

Cevap;
12 yaşında bir çocuğun annesinin çıplak tenine şehvet ile dokunduğuna inanmak çok zordur. Bir kere hürmet-i musahere, bir kadının çıplak tenine şehvet ile dokunmakla olur. Bu da âletinin dokunduktan sonra sertleşmesi ile anlaşılır. Hürmet-i musahere, hele anne ile, kolay kolay hâsıl olacak bir şey değildir. Vesvese veya mevzuyu iyi bilmemekle alakalı olabilir.

Üçüncü bir şahsın şehvetle dokundum demesiyle, eşlerin ayrılması gerekmez. Kadının bunu tasdik etmesi ve erkeğin de kabul etmesi gerekir. Ama o anda eğer aleti kalkık halde kadına sarılmış ise, veya ağzından öpüyorsa, yahud kadının göğsünü sıkıyorsa, o zaman şehvetli olduğu anlaşılır ve kocanın itirazına mahal kalmaz. Üçüncü şahıs hakikaten şehvet ile dokunmuş olsa bile, bunu ikrar etmesi de gerekmez. Böylece eşlerin ayrılmasına hacet kalmaz. Yoksa üvey annesine kızan her oğul, gidip sarılır, sonra da babasına bu kadını boşa, hürmet-i musahere oldu der.

Oğlun, (babanın karısına) dokunma nedeniyle lezzet duyduğunu haber vermesi halinde, baba, onun doğru söylediğini kuvvetle zannetmelidir. Aksi takdirde hürmet-i musahere hâsıl olmaz.

Mülkü (yani evlilik gibi bir hukukî statüyü) giderecek haberin ya tarafların (karı veya kocanın) ikrarı, yahud iki kişinin şahitliği ile gelmesi gerekir.

Hürmet-i musaherenin şehvetli dokunuşla da oluşu Hanefî mezheplerinde sabittir. Maliki, Şafii ve Hanbeli mezheplerinde başka yollarla sabit olur. Âyet veya hadis olmaması ölçü değildir. İmam Ebu Hanife bir hadis görmüş, ama bu hadis bugüne intikal etmemiş olabilir.

Sual:
Mesela şişman olan birini tarif ederken şişman demek ve ya uzun boylu birini tarif ederken uzun demek gıybet olur mu?

Cevap;
Bu kişi o vasfı ile tanınıyorsa, tarif için söylemek câiz olur ise de yine de işittiği zaman üzüleceği bir şeyle vasıflandırmamalıdır.

Sual:
Kaşları dökülmüş kadın veya erkeğin kaşları yerine dövme veya benzeri birşey yapması câiz midir?

Cevap;
Cemâli düzeltmek veya tedavi maksadıyla olduğu için câizdir.

Sual:
Vasiyet etmek vâcib midir?

Cevap;
Üzerinde hac gibi dinî bir vecibe veya zekât, fıtra, başkasına ait bir borç yahud emanet bulunan kimsenin vasiyette bulunarak bunları haber vermesi vâcibdir. Aksi takdirde borçlu olarak âhirete gitmiş olur. “Vasiyetini yazmadan iki gece geçirmek bir müslümana helâl olmaz” ve “Vasiyet yapmadan ölen kimseye, âhirette konuşma hakkı verilmez” hadîs-i şerifleri bunu gösterir. Hazret-i Peygamber vefat etmeden evvel Hazret-i Ali’ye bir Yahudi’ye olan borcunun ödenmesini ve rehindeki zırhının alınmasını vasiyet buyurmuştu. Uhdesinde borç ve emanet bulunmayan kimsenin vasiyet yapması müstehabdır. Buradaki vasiyet, malının muayyen bir kısmının hayır işlerine harcanmasını vasiyet etmek demektir. “Beni şuraya defnedin”, “Kabrimi şöyle yapın” gibi hususlar meşru vasiyet sayılmaz.

Sual:
Hükûmetin fiyatlara kâr haddi koyması câiz midir?

Cevap;
İslâmiyette serbest piyasa ekonomisi câridir. Herkes malını dilediği kişiye ve fiyata satar. Hükûmetin fiyatlara kâr haddi koyması câiz değildir. Hadis-i şerifte “Sakın başkasının malına kâr haddi koymayınız. Fiyatları koyan Allahü teâlâdır” buyuruldu. Enes bin Mâlik rivayet etti: Medine-i münevverede pahalılık oldu. Ya Resûlallah! Fiyatlar yükseliyor. Bize si’r, yani kâr haddi koyunuz denildi. Fiyatları koyan Allahü teâlâdır. Rızkı genişleten, daraltan, gönderen yalnız Odur” buyurdu. (İbni Mâce, Ebu Davud, Tirmizî, Müsnedü İmamı Ahmed, Bezzâr, Ebu Ya’lâ ) İbni Âbidin der ki: Esnafın hepsi fiyatları fâhiş olarak [mal oluş fiyatının iki misline] arttırdığı, pahalılığın millete zarar ve zulüm hâline geldiği zaman, hükûmetin tüccârlara danışarak uygun bir narh, kâr haddi koyması câiz olur. Hükûmetin koyduğu bu fiyata uymak vâcibdir. Yükseğe satılmışsa akid muteberdir; alıcının ücrette tenkis yaptırma (indirtme) hakkı vardır. İmam Mâlik buyurdu ki: “Vâli kıtlık senesinde eşyaya narh koymaya memurdur”. Burada İmam Mâlik, narh için fâhiş bir fiyatın varlığını aramamıştır. Bazı âlimlere göre narh yalnızca ekmek ve ette olur. (Reddü’l-Muhtar, Alışveriş bahsi). İmam Şa’rânî Mizanü’l-Kübrâ’da Hazret-i Ömer’in narh koyduğunu rivayet eder.

Sual:
Ders yılı sonunda bir çekiliş tertipleniyor. Üç liraya bilet satılıyor. Hediyeleri esnaftan toplanan şeyler teşkil ediyor. Geliri mektebe kalacakmış. Buna iştirak caiz midir?

Cevap;
Para yatırıp kuraya, piyangoya, çekilişe girmek caiz değildir. Geliri mektebe de kalsa caiz olmaz. Çünki ortaya para koyup, kazancı iki taraftan birine veya üçüncü bir şahsa şart edilen iddia, kura, çekiliş gibi şeyler kumardır.

Sual:
Kargo şirketimde bazen paket kayboluyor. İçinde ne olduğunu bilmiyoruz. Mal sahibine karşı mesuliyetimiz nedir?

Cevap;
Kargocu ecîr-i müşterektir. Ecîr-i müşterek, yani terzi, kargocu gibi herkese çalışan işçi, İmam Ebu Hanife’ye göre emindir; kendi sun’u (fiili, eseri) olmaksızın (yangın, gasp, hırsızlık gibi) meydana gelen zararı ödemek zorunda değildir. Çünki ücret amelin karşılığıdır. Mecelle’de de böyledir. Meselâ bir hamalın sırtındaki yük, başkalarının izdihamından dolayı düşüp parçalansa, hamal ödemez. Ama İmameyn’e göre öder. Zira ücretle çalışmaktadır. Ücret hem ameli, hem de korumasının karşılığıdır. Ecîr-i müşterek, kasıt ve kusuru olsun olmasın, mutadı aşsın aşmasın, kendi sun’uyla (fiiliyle) meydana gelen zararları tazmin eder. Meselâ hamal ayağı kayarak veya kendisi kalabalığa sokulup düşse, taşıdığı malı öder. Taşıdığı malı geciktirir de, mal bozulursa yine öder. Müteahhir ulemâya göre, ecîr-i müşterekin elindeki mal, sakınılması mümkün olmayan bir sebepten telef olsa, aralarında o malın kıymetinin yarısı üzerine cebren sulh olurlar. Yani ecîr-i müşterek malın yarısını öder. Kargocunun çalıştırdığı şoför, büro memuru gibi kişilerin verdiği zarardan da, kargocu müşteriye karşı mesuldür. Gerekirse bunlara rücu eder. Kargonun ne olduğu malum değilse, bunu kargo sahibinin ispat etmesi gerekir. Aksi takdirde kargocu örfe göre bir tazmin ile mükelleftir. (Ali Haydar-Mecelle Şerhi)

Sual:
Kan vermek hacamat yerini tutar mı? Kan alanların hepsi kadındır. Kan alırken ister istemez ten teması oluyor, bu caiz midir?

Cevap;
Kan verirken niyet edilirse, hacamat sevabı da alınır. Kadın eldiven takar. Takmazsa bu onun meselesidir. Nitekim cariyeye de istemeden el değmek günah sayılmıyor.

Sual:
Çocuk olmaması için tedbir almak, doğum kontrolü yapmak câiz midir?

Cevap;
Fetâvâ-yı Hindiyye’de “Zamanın Fesâdı (Kötülüğü) Korkusu Sebebiyle Dışarıya Azil” adında bir başlık altında diyor ki: Bir adam, "Bu zamanda, kötü bir çocuk olur!" diye, karısının izni olmaksızın azil yapsa, yani menisini eşinin fercine dökmese, el-Asl’daki açık cevaba göre, buna ruhsat yoktur. "Zamanın kötülüğünden dolayı, müsâade vardır." diyenler de olmuştur. Erkek karısını, azilden men edebilir. “Kölenin Nikâhı” bahsinde de diyor ki: Hür bir kadının rızâsı veya evli bir cariyenin efendisinin rızâsı ile azl mekruh değildir. Efendinin kendi câriyesine, câriyenin rızâsı olmasa bile, azl yapması mekruh olmaz.

Reddü’l-Muhtâr’da da diyor ki: Bir kimse câriyesinden onun izni olmaksızın azl yapabilir. Bunda kerahet yoktur. Hanefî mezhebinin esas kavli kadının izni yoksa azlin mübah olmadığı yolundadır. Ancak sonra gelen ulemâ, zaman bozukluğu sebebiyle “bizim zamanımızda mübahtır” demişlerdir. Hür kadının doğuracağı çocukta kötülük zuhur edeceğinden korkulursa, kadının rızası olmaksızın azl yapılabilir. Peki kadın kocasının rızası olmadan rahmin ağzının tıkamak, hap yutmak gibi tedbirler alabilir mi? Ulemâ bu hususta kadından izin almadan yapılan azle kıyasen bunun da kocasının izni olmadan yapılması haram olmak gerekir, diyor. Bu görüş, mezhebin aslına göredir. İbni Abidin, zamanın bozukluğu sebebiyle, iki tarafın da doğum kontrolü yapmasının caiz olduğunu söylemektedir.

İmam Gazâlî, İhyâ’da bu mesele için uzunca bir bahis açmış ve hülâsa olarak şöyle söylemiştir: Azl yapmamak, cimânın edeblerindendir. Azl (meniyi dışarı akıtmak) hakkında âlimler dört farklı görüştedir: 1) Mutlak ve her halde azl mübahtır. 2) Mutlaka haramdır. 3) Eğer kadının da rızasıyla olursa helâldir; kadının rızası yoksa helâl değildir. Bunlar sanki azli değil de, kadına eziyeti yasaklamaktadır. 4) Câriyede azl mübahtır; hür kadında değildir. Bize göre en doğru fetvâ, azlin mübah olmasıdır.

Azl yapmak mekruhtur diyenler, ne kasdetmektedir? Kerâhiyet üç mânâya gelir: 1) Tahrîmen kerâhiyet; 2) Tenzîhen kerâhiyet; 3) Faziletin terki mânâsına gelen kerâhiyet. Bu bakımdan azli mekruh görenler, üçüncü mânâyı kasdederler. Nitekim “câmide boş oturup zikr veya namazla meşgul olmamak mekruhtur” veya “Mekke'de oturup her sene haccetmemek mekruhtur” sözü bunu ifade eder. Bu kerâhetten maksat, evlâ ve faziletliyi terketmek demektir. Azl meselesinde de mekruh diyenlerin kasdı budur. Çünki çocuk sahibi olmak evliliğin faziletlerindendir. Evlenip de çocuk sahibi olmamak bu çerçevede değerlendirilebilir.

Bizim (İmam Gazâlî’nin) azle tahrimen veya tenzihen mekruh demememizin sebebi şundan dolayıdır: Yasağın (nehyin) isbatı ancak nass veya nass ile bildirilen başka bir şeyin üzerine kıyas etmekle mümkündür. Oysa azlin mekruh olması için herhangi bir nass olmadığı gibi, kerâheti hakkında kıyas edebileceğimiz bir asıl da mevcut değildir. Aksine burada azlin mübah olduğuna dair kıyas yapılacak bir asıl vardır. O da evlenmeyi esasından terketmek veya evlendikten sonra cimâı terketmek veya cinsî münasebette bulunduğu halde meniyi akıtmayı terketmektir. Bunların herhangi birini terketmek, en faziletli olanı terketmek demektir. Herhangi bir yasağı işlemek değildir. Bunlarla azl arasında hiçbir fark yoktur. Zira çocuk, ancak meninin rahme düşmesiyle oluşur. Dolayısıyla meniyi rahme akıtmamak, çocuk düşürmek demek değildir.

Şöyle bir sual sorulursa: “Azl mübah olsa bile, insanı buna sevkeden sebeplerden dolayı mekruh olmak ihtimâli vardır. çünki insanı azl yapmaya sevkeden sebep ya meşru, ya da bozuk bir niyettir. Bu boçzuk niyette, şirk izlerine rastlanır”. Buna şöyle cevap verilebilir: İnsanı azle sevkeden niyetler beş tanedir: 1) Câriyeler hususundaki niyettir. Câriye çocuk doğurursa, ümmü veled olup azâda hak kazanır. Efendi böyle bir statü doğmasın diye azl yapar. Bu azl, şer’an memnu değildir. 2) Kadının gençlik ve güzelliğini korumak için azl yapmak da yasaklanmış değildir. 3) Çocuklarının çokluğu sebebiyle sıkıntının artmasından, geçim zorluğundan ve gayr-ı meşrû yerlere başvurmaktan kaçınmak niyetidir. Böyle bir niyetle yapılan azl de yasak değildir. Zira zorluk ve çalışmanın azlığı, dinin yardımcısıdır. Gerçi asıl kemâl, Allah'a tevekkül etmektir. Nitekim Allahü teâlâ şöyle buyurmuştur: Yerde yürüyen ne kadar canlı varsa, hepsinin rızkı sadece Allah'a aittir. (Hud. 6) Şüphe yoktur ki, azl yapmakta kemâlin zirvesinden düşüş olduğu gibi, en faziletli olanı terk etmek de vardır. Fakat görünüşte tevekküle aykırı olan, malı koruyup biriktirmek, tevekküle zıt olmakla beraber yasak bir şeydir diyemeyiz. 4) Kız çocuğunun ar getireceği düşüncesiyle yapılan azldir. Bu, bozuk bir niyettir. Bu niyetle yapılan azlde mesuliyet vardır. 5) Temizliğe aşırı derecede düşkün olan bazı kadınlarda olduğu gibi, çocuk doğurmaktan, hayız ve nifastan kaçındığı için çocuk istememektir. Bu Hâricî mezhebine mensup kadınların âdetidir. Bu niyet de bozuktur.

“Çocukların nafakasından korkarak evlenmeyi terkeden bizden değildir” hadîs-i şerifi ileri sürülerek, azl de evlenmeyi terketmek gibidir denirse, Resûlullah'ın “Bizden değildir” sözü, “Sünnetimiz üzere bize uymuş değildir” demektir. Zira sünnetin en faziletlisi evlenip çocuk edinmektir. Hazret-i Peygamber'in “Azl, çocuğu diri diri gömmektir” hadîs-i şerifi ileri sürülecek olursa, bunun gibi, azlin mübah olduğuna işaret eden birçok sahih hadîs de vardır. Bu hadîs, bozuk niyetle yapılan azl hakkında olsa gerektir. İbn Abbas, azl ile doğumu önlenen, küçükken öldürülen yavru gibidir kıyasına giderek “Azl, çocuğu öldürmenin bir şeklidir” deyince, Hazret-i Ali bu kıyasın zayıf bir kıyas olduğunu söyleyerek itiraz etmiş ve “Ancak meni (âyet-i kerimede geçtiği üzere) yedi tür değişimden geçtikten sonra zâyi edilirse, öldürülen çocuk hükmüne geçer” buyurmuştur (Mü'minûn: 12-14).

Buhârî ve Müslim'de ittifakla Câbir'den rivâyet edilen hadîs-i şerifte şöyle buyurulmaktadır: “Bizler Resûlullah aleyhisselâm zamanında azl yapıyorduk”. Yani, “Biz azil yapıyorduk, bizim böyle yaptığımız Hazret-i Peygamber'in kulağına gittiği halde, bizi bu hareketimizden menetmedi”.

Yine Buhârî ve Müslim'de Câbir'den şu rivâyet vardır: Adamın biri Hazret-i Peygamber'e gelerek şöyle dedi: “Benim bir câriyem var. Hurmalıkta bizim hizmetimizi görür ve su getirir. Ben ise arada sırada onunla buluşurum. Fakat gebe kalmasını istemiyorum”. Hazret-i Peygamber şöyle buyurdu: “İstersen azl yap! Fakat muhakkak ki, Allah tarafından takdir edilmiş ne ise olur”. Bundan uzun zaman sonra adamcağız çıkageldi ve dedi ki: “Ey Allah'ın resûlü! Bizim câriye gebe kaldı”. Bunun üzerine Resûlullah aleyhisselâm “Ben kendisi için takdir edilen olacaktır dedim ya” buyurdu.

Netice itibariyle: Çocuk olmaması için önceden tedbir almak, meselâ prezervatif kullanmak câizdir. İmam Gazâlî’nin saydığı sebeplerle, meselâ dinî terbiye verememek korkusu ile doğum kontrolü yapmak iki tarafın da tek taraflı iradesiyle câiz olur. Gezip tozmak, hayatını yaşamak, fakir düşmek, çocuk sevmemek gibi sebepler özür değildir. Doğum kontrol metodlarından hepsi câiz olmakla beraber, kendisini kısırlaştırmak, tüplerini bağlatmak câiz değildir.

Sual:
Mushafın kenarına veya altına Arabî harflerle başka yazı yazmak câiz midir?

Cevap;
Bazı âlimler bir veya iki âyet-i kerimeyi Farsça yazmaya izin vermiştir. Çünki fetvâ için, talim için ihtiyaç olur. Ama Kur’an-ı kerimi Farsça okumayı, Farsça Mushaf okumayı ve yazmayı şiddetle men etmişlerdir. Kur'an-ı kerimi yazıp da, her kelimenin tefsir ve tercemesini yaparsa câiz olur. Mushafın altına Farsça tefsirini yazmak mekruhtur, diyenler olduğu gibi, Hindüvânî buna ruhsat vermiştir. Farsça şart değildir. Başka dille yazılması da aynı hükümdedir. (İbni Âbidin-Âdâbü’s-Salât)

Sual:
İmamlar eskiden siyah cüppe giyiyorlardı. Şimdi hepsi beyaz oldu. Sünnete uygun olan hangisidir?

Cevap;
Elbisede siyah, beyaz ve yeşil müstehabdır. İmamın kıyafeti biraz farklı ele alınmıştır. Reddü’l-Muhtar’da der ki: İmamın siyah giyinmesi Cuma’nın sünnetlerindendir. Bahr’de diyor ki: Hulefâ-i Râşidîn’e ve asırlar boyunca şehirlerde devam edegelen âdete uyarak siyah elbise giymesi de sünnettir. Mülteka şerhinin libas faslında «Siyah renk müstehabdır. Çünkü Abbasoğullarının alâmetidir. Peygamber aleyhisselâm Mekke'ye, başında siyah bir sarık olduğu halde girmiştir» denilmektedir. İbni Adiyy'in bir rivayetinde, «Resûlüllah aleyhisselâmın siyah bir sarığı vardı. Onu bayramlarda giyer ve arkaya doğru sarkıtırdı» deniliyor. (Cuma Namazı)

Ölen kimsenin müslüman mı, gayrımüslim mi olduğu bilinmez, bir alâmet de bulunmazsa müslüman memleketinde bulunduğu takdirde yıkanarak cenazesi kılınır. Bedâyi'de müslüman alâmetinin dört şey olduğu bildiriliyor. Bunlar: sünnetli olmak, (sakalı) kınalı olmak, siyah giyinmek ve kasıkları tıraşlı olmaktır. Ben (İbni Abidin) derim ki: Bizim zamanımızda siyah giyinmek müslüman alâmeti olmaktan çıkmıştır. (Cenaze Bahsi)

Siyah giymek menduptur. Çünkü İmam Muhammed es-Siyerü'l-Kebir'de Ganâim bahsinde siyah giymenin müstehap olduğuna delâlet eden bir hadis rivayet etmiştir. (Libas Bahsi)

Halife Harun er-Reşid, İmam Ebu Yusuf’a renklerin en efdalini sormuş, o da “Mushafın yazıldığı mürekkebin rengi” cevabını vermiştir.

Netice itibariyle imamların siyah cüppe giymesi mendub olduğu gibi, öteden beri bir İslâm âdeti hâlini de almıştır. Siyah renk, giyinen kişiye bir heybet ve vakar verir. Huşu ve huzuru temine daha elverişlidir. Kolay kolay kir göstermez. Osmanlılar da Dört halifeler ve Abbasîlerden gelen bu an’aneyi devam ettirmiş; sadece şeyhülislâmlar, merasimlerde ferve-i beyzâ denilen üniforma hüviyetindeki beyaz cüppeyi giymiştir. Beyaz renk giymek de sünnettir; ama imam ve hatibler için siyah renk uygun görülmüştür. Önceki Diyanet İşleri Reisi’nin yegâne icraati zımnında imamlara giydirilen beyaz cüppelerin kolay kirlendiği, içindeki elbisenin renklerini göstererek huşuyu bozduğu, hele Macar operetlerindeki gibi yaka ve kollardaki sırmalı işlemelerin gülünç olduğu hayretle müşahede edilmektedir.

Sual:
Yaşlı bir tanıdığım "Mürşid-i kâmilin hanımı, mürşidin talebelerine anne gibidir, namahrem değildir”. Bu söz doğru mudur?

Cevap;
Bahsedilen söz ya yanlış anlaşılmıştır, yahud şaka yapılmıştır, veya cinnet geçirmiştir. Peygamber aleyhisselâm ve ailesi dâhil herkes dinî emirlerle mükelleftir. Kur’an-ı kerimde Hazret-i Peygamber’in hanımlarına bu yolda emir ve tavsiyelerde bulunulmuştur. Bu yüksek hanımlar, müminlerin anneleri olup, kimseyle evlenmeleri yasak bulunduğu halde, tesettüre riayetle mükellef kılınmıştır.

Sual:
Dârülharbdeki bankalara para yatırıp fâiz almak bazı âlimlere göre câiz değilse, takvâ yolu varken fetvâya yolu neden tercih edilsin? Üstelik bankada Müslümanların da parası varsa mekruh olmaktadır. Böylece kerahetten de kaçınılmış olmaz mı?

Cevap;

Dârülharbde bankaya para yatırıp fâiz almak İmam Ebu Hanife'ye göre câizdir. Fetvâ da böyledir. Üç mezhebe ve İmam Ebu Yusufa göre caiz değildir. İmam Ebu Hanife'nin kavli zayıf kavil değildir. Mezhebin müftabih kavlidir. Bu zamanda gayrımüslimlerin siyasete, hukuka ve ekonomiye hâkim olduğu memleketlerde yaşayan müslümanlar için büyük bir destektir. Takvâ sahibi bu işe bulaşmaması uygun ise de, zarar etmesi de uygun değildir. Zirâ İslâm cemiyetinde para, altın ve gümüştür. Kıymetini hükûmetlerin tesbit ettiği kâğıt parada ise değer kaybı vardır. Bankanın verdiği fâiz bu mikdarın altında veya eşit ise, zaten fâiz değildir. Çünki alışverişte para kesat olsa, değeri düşse, akid zamanındaki kıymeti ödenir. Bu da altın üzerinden tesbit olunur. Bankada dârülislâm vatandaşı Müslüman veya zimmînin de parası varsa, buraya para yatırıp fâiz almak mekruh olur. Ekseriyet bunlarda ise tahrimen, değilse tenzihen mekruhtur. Ancak dârülislâm vatandaşı olmayan müslümanların para yatırması, buradan alınan fâizi mekruh etmez.



Sual:
Mahrem olan akrabaların yanında kadının saçlarını açması câiz midir?

Cevap;
Mahrem akrabanın omuzdan aşağıya kol, boyun, baş, dizden aşağısına bakmak câizdir.

Sual:
7 yaşında kız çocuğunun komşunun 6 yaşındaki erkek çocuğu ile evde oyun oynaması uygun mudur?

Cevap;
Kız çocuğunun, erkek çocuk ile kontrollü bir şekilde oynaması câizdir. 12 yaşından itibaren ayrı oynarlar.

Sual:
Birisi, birçok müşterilerden alacaklarını tahsil ettikten sonra birisinin 50 lira civarında fazla verdiğini fark edip, kimin verdiğini bilemezse, ne yapmalıdır?

Cevap;
Tek tek sorarak öğrenmeye çalışır. Bulamazsa bir fakire tasadduk eder. Fakirse kendi de kullanabilir.

Sual:
Obsesif kompulsif hastasıyım. Dinî ve dünyevî meselelerde o kadar çok vesveselerim oluyor ki hayat yaşanmaz bir hâle geliyor. Meselâ bir günaha düştüğüm zaman tövbe ediyorum. Ama bir kere tövbe etmekle içim rahatlamadığı için saatlerce, günlerce, bazen haftalarca durmadan tövbe ediyorum. İnsanların arasından uzaklaşıp karanlıklarda sürekli tövbe edesim geliyor. Vücudumdan devamlı sıcak ter boşalıyor. Acı ve ıztırap çekiyorum. Evin bodrumunda karanlıkta hergün saatlerce ağlıyorum. Bir ara her sabah acaba cinler eşyaların yerini değiştirmiş midir diye evi kontrol ediyordum. Evliliğim sarsılmaya başladı. Etrafımdaki insanlarda böyle bir şey görmüyorum. Ne yapacağımı bilemiyorum?

Cevap;
Bahsettiğiniz rahatsızlık bu zamanda çok kişide vardır. Farkında olmak çözmenin yarısıdır. Bu bir karakter meselesidir. Genleri değiştirmek zordur. Ama üstünü örtmek kolaydır. Şeytana alet olmamak lâzımdır. İslâmiyet bu gibi hususlarda vesveselerin üzerine gitmenin, yani olursa olsun, küfre düştümse düştüm, abdestim bozulduysa bozulsun demeyi ve bu istikamette en az bir defa hareket etmeyi emrediyor. Yani küfre düştüğünüzü düşündüğünüzde düşersem düşeyim ne olacak diyeceksiniz.
İkincisi tıbbî ve psikolojik yardım almalısınız. Bu rahatsızlık tam olarak geçmez ama hayatınızı normal olarak sürdürebilirsiniz. Böyle çok kimse tanıdım.
Üçüncüsü rahat yaşayın. Açık havada gezin. Deniz kenarına gidin. Bir hobi edinin. Fazla ibadet etmeyin, fazla dinî kitap okumayın. Bunlar, vesveseyi arttırır. Allah hayırlı şifalar versin, ferahlandırsın.

Sual:
Avlanmak câiz midir?

Cevap;
İhtiyaç için avlanmak mübahtır. Eşbâh’ta avcılığı meslek edinmek mübah değildir, diyor. Ama Dürrü’l-Muhtar, Bezzâziyye, Hidâye sahipleri mübah olduğunu söyler. Kabul edilen görüş de budur. Hadis-i şerifte, “Bir kimse av peşine düşerse, gafletten kurtulamaz” buyuruldu (Tirmizî). Bir başka hadis-i şerifte de “Avlanmayı terk edene hususî şefaat edeceğim” buyuruldu (İhyâ). Bir diğerinde ise “Avlanan her hayvan, kesilen her ağaç, onların Allah’ı tesbihlerinin kesilmesi demektir” (Ebû Nuaym). Can yakmak makbul olmadığı için, kasaplık gibi, avcılık da çok tavsiye edilen bir meslek değildir. Bununla beraber helâlinden olduğu müddetçe, bütün kazanç yolları câizdir. (İbni Abidin-Sayd Bahsi)
İhtiyaç dışında, oyun ve eğlence için avlanmak mekruhtur. (Eşbâh, Bezzâziye, Mecmau'l-Fetâvâ, Şürünbülâliyye). Nitekim İmam Ebu Yusuf der ki: Oyun, eğlence için avlanılırsa onda hayır yoktur ve onu kerîh görüyorum. Eğer satmak, katık yapmak veya başka bir ihtiyacında kullanmak gibi muhtaç olunan şeyleri kastederse avlanmakta herhangi bir beis yoktur. (Tatarhâniye).
Netice itibariyle ihtiyaç ve maişet için avlanmak caiz olduğu gibi, avcılığı meslek edinmek de câizdir. Avlanması spor için olsa bile, avladığı havanın eti veya postundan istifade ediyorsa, bir mahzur yoktur. Nitekim Hazret-i Peygamber, av eti yemiş ve sevmiştir.
İhramlı kimsenin avlanması câiz değildir. İhtiyaç için veya meslek olarak avlanmanın mübah olmasında da şartlar vardır. Bunların beşi avcıdadır: 1-Hayvan kesebilecek ehliyette olmalıdır. 2-Hayvanı tutmak için avcı hayvanı o gönderecektir. 3-Avlanması helâl olmayan bir kimse, onunla birlikte hayvanı göndermeyecektir; 4-Besmeleyi kasten terk etmeyecektir. 5-Hayvanı ava saldıktan sonra, av tutuluncaya kadar (hayvan) orada başka bir işle meşgul olmayacaktır. O şartların beş tanesi de av köpeğindedir: 1-Köpek muallem (terbiye edilmiş) olacaktır. 2-Gönderilme yönleri üzerinden gidecektir. 3-Avlanması helâl olmayan başka bir köpek ona ortak olmayacaktır. 4-Avladığı hayvanı yaralamak suretiyle öldürecektir. 5-O avdan bir şey yemeyecektir. Beş şart da avlanan hayvandadır: 1-Haşerattan olmayacaktır. 2-Balık hariç suda yaşayanlardan olmayacaktır. 3-Kendisini iki kanadı veya dört ayağı ile koruyabilecek hayvanlardan olacaktır. Bir başka deyişle yakalanması ancak hile ile mümkün olan, ürkek ve yakalanmamak için bütün gayretini sarfeden hayvanlar avlanabilir. Bunlara vahşî denir ki, ehlînin zıddıdır. Binaenaleyh tavuk, kaz gibi kümes ve sığır, davar gibi ahır hayvanları, at ve eşek gibi binek hayvanları avlanamaz. Geyik gibi bir av hayvanı insanlara alıştırılırsa, av hayvanı olmaktan çıkar. 4-Dişiyle veya pençeleriyle kuvvet bulanlardan olmayacaktır. 5-Kesilmeden önce bu yara ile ölmesi lâzımdır. (İnâye)

Sual:
Bıyığın kısaltılması mı, tamamen kazınması mı sünnettir?

Cevap;
Hadis-i şerifte “Bıyığınızı kırkınız, sakalınızı uzatınız” buyuruldu. Bıyıktaki kırkmanın mikdarı kaş; sakaldaki uzunluğun mikdarı ise alt dudak altından bir tutam (dört parmak) olarak bildirildi (Berika). Bazıları “Bıyığınızı kırkınız!” hitabını kazımak; “Sakalınızı uzatınız” hitabını da salıvermek olarak anlamaktadır.
Bıyığın kısaltılması mı, yoksa tıraş edilmesi mi sünnettir meselesi ihtilâflıdır. Müteahhirîn ulemâsından bazılarına göre mezhepin görüşü, kısaltılması istikametindedir. Bedâyi sahibi, "Sahih olan budur." demiş; Tahâvî; "Kısaltmak iyidir, tıraş etmekse daha iyidir" ifadesini kullanmıştır. Nehr ise bunu üç imama nisbet eder. Feth sahibi diyor ki: “Kısaltmanın tefsiri, bıyıkların dudak kenarlarından alarak kısaltmasını temin etmektir.” Hidâye sahibinin sözüne göre ise, bıyıklarını dudakları hizasında bırakmaktır. Bıyıkların iki ucuna gelince: Bazılarına göre bunlar bıyıktan, bazılarına göre sakaldandır. Bu takdirde onları terk etmekte (salıverip uzatmakta) beis yoktur, diyenler olmuş; mekruh olduğunu söyleyenler de bulunmuştur. Çünki bunda Ehl-i Kitab'a benzemek vardır. Bu söz doğru olmaya lâyıktır. Bahr sahibi Tahâvi'nin söylediğini tercih etmiştir. (İbni Abidin-Hacda Cinâyetler bahsi)
Böyle olmakla beraber bıyıktan dudağın en yüksek kenarına eşit olacak kadar kesmek icmâ ile sünnettir. Şu halde bıyık kazımak bid’atdir. (İbni Abidin-Cuma Namazı Bahsi)
Bıyığı kazımak değil, kırkarak kısaltmanın sünnet olduğuna binaen, fıkıh kitaplarında bıyığın altındaki yerinin yıkanması; harbde gâziler için bıyığın uzatılmasının düşmanın gözünde heybetli görünmeye sebep olduğu için mendub olduğu, bıyık yağlamanın müstehab olduğu, birinin bıyığını kesenin diyet ödeceği gibi hükümler yer alır.

Sual:
Toplantıya kim geç kalırsa, on lira para verecek veya bir kilo tatlı getirecektir gibi bir anlaşma yapmak caiz midir?

Cevap;
Kumar, içinde garer (belirsizlik) bulunan bir sözleşmedir. Yarışan iki kimse aralarında “Kazanmayan, kazanana şunu verecek” diye anlaşırsa, kumardır. Kumara katılanların her birinde, hem almak, hem de vermek ihtimâli vardır. (İbni Âbidîn) Burada toplantıya geç gelmek, yarışı kaybetmek ile aynı mesabededir. Geç gelen, yarışı kaybeden gibidir. Bu sebeple bu anlaşmada kumar tehlikesi vardır. Ama bir kişi diğerine ve diğerlerine gecikirsem size on lira vereceğim veya bir koli tatlı getireceğim derse, bunda bir mahzur yoktur.

Sual:
Bazı marketler, belli bir kıymette mal alan müşterilerine çekilişle hediye veriyor. Bu çekilişlere katılmakta mahzur var mıdır?

Cevap;
Akid yapılırken, taraflardan birisine faydalı olan bir şart ileri sürmek fâsiddir. Akdi de fâsid yapar. Marketten alışveriş yapanlara ikramiye va’d etmek de böyledir. Ancak söz kesilirken, yani akid yapılırken, müşteriye satın aldığı maldan başka bir şey de vermek şart edilmezse, satıcı tarafından hediye olarak sonradan vermek ve bunun için müşteriler arasında kur’a çekmek câiz olur.

Sual:
Kola cinsi meşrubatta alkol olduğuna dair resmî bir tahlil raporu neşredildi. Buna göre kola içmek câiz olur mu?

Cevap;
Kola ve gazoz, alkollü meşrubat değildir. Esanslar alkolde eritildiği gibi, gliserinde de eritilir. Veya birçok organik esterler, esans kokusunda olup suda da erirler. Bu sebeple kola ve gazoz esansının alkolde değil, bu şekilde eritildiği düşünülür. Mübâhlar zan ile haram olmaz. Helâl ihtimali olan yiyecek maddeleri zan ile haram olmaz. Kola, gazoz ve sair mübah yiyecek ve içecekler alkol ve sair haram maddeler karıştırıldığını bizzat imalatçı bildirirse, ki kişi aleyhine ikrar ile bağlıdır, bunu içmek haram olur. Yahud bizzat görmek veya salih bir müslümanın gördüğünü veya tahlil ederek alkol bulduğunu haber vermesi ile olur. Ancak bu haramlık yalnızca bu görülen içecek için olur. Sadece buna alkol karıştığı düşünülür. Aynı malın diğerlerinde alkol olmayabilir. Zira yukarıda da söylendiği gibi, esans alkol dışındaki maddelerde de eritilebilir. Üstelik bu gibi raporlar o partideki meşrubat için muteber olabilir. Sonraki partide alkol olmayabilir. Her şişenin tahlili de mümkün değildir. Nihayet bu gibi haberler haksız rekabet için de çıkarılmış olabilir. Bu vesvesenin nihayeti yoktur. Meselâ piyasada satılan reçellerin içine fare düşmüş, fakat imalatçı reçeli dökmemiş olabilir. Eti yenen hayvanlarda da böyledir. Bir hayvanın leş olduğunu söylemek için ya bizzat veya salih bir müslüman tarafından görülmüş olması lâzımdır. Zan ile et haram olmaz. Hayvanın meşru olduğunu araştırmak da lâzım değildir. Hatta vesvesedir. Hazret-i Peygamber aleyhisselâma Şam’dan gelmiş bir peynir ikram ettiler. Orada bulunan sahabilerden bazısı Şam’da bu peynirin mayalanması sırasında içine ölmüş bir hayvan atıldığını söylediler. Hazret-i Peygamber peynirden kesti ve besmele söyleyerek yedi. Abdest suları da böyledir. Hazret-i Ömer ile Amr bin Âs radıyallahü anhümâ bir yerde bir havuzdan abdest almak istediler. Havuzun sahibi köylü de orada idi. Amr bin Âs, “Senin bu havuzuna canavarlar (yani eti yenmeyen vahşi hayvanlar) gelir mi?” diye sordu. Hazret-i Ömer hemen atılıp, “Sakın bize bir şey söyleme!” buyurdu. Abdest alıp namazlarını kıldılar. Bu bakımdan rivayet doğru olmasa gerektir. İhbar ispat edilmedikçe amel edilmeye şâyân olmaz (değmez). Yani içilmesi memnu olmaz.

Sual:
Bir erkek, yazın sıcak günlerde sokakta diz kapağını örten ama dizden aşağısını açıkta bırakan kısa pantolon giyebilir mi? Erkek için dizden aşağısı çıplak olarak dolaşması caiz midir?

Cevap;
Câizdir. Ancak böyle namaz kılarsa mekruh olur.

Sual:
6 dersten kaldığımız halde, ailemize 2 tane kaldı desek (2, 7’nin içinde olduğu için) veya filan yere gittin mi diye sorsalar, bugün gitmediğimiz halde daha önce gittiğimizi düşünerek gittik desek caiz olur mu?

Cevap;
Yalan söylemek günahtır. Ama doğru söylendiği zaman fitne çıkacaksa, düşmanlığa sebep olacaksa, maddî veya manevî bir zarara yol açacaksa, bu takdirde ta’riz yapılır. Yani kinayeli konuşulur. İki mânâya gelen söz söylenir. Dürûğ-i maslahat-âmiz bih ez râst-ı fitne-engiz (İş bitiren bir yalan, Ehvendir fitne çıkaran doğrudan) demişler. Ta’riz sebebiyle başkasının hakkını yemek, ona zarar vermek câiz değildir. Hazret-i Peygamber, harbde düşmanı aldatmak için, karı-koca arasında geçimi temin için ve iki kişiyi barıştırmak için yalan söylemeye izin vermiştir.

Sual:
Abdest aldıktan sonra tekrar abdest almak câiz midir?

Cevap;
Sünnet vechiyle gusle başlarken önce namaz abdesti alınır. Sonra bütün beden yıkanır. Gusl tamam olunca, tekrar abdest almak tenzihen mekruhtur. Zira abdest müstakil bir ibâdet değildir, tekrarında israftır. Gusl ederken abdesti bozulursa, bir daha abdest alınır. Abdest bozulmadan, başka bir yerde almak veya namaz, secde-i tilâvet ve mushafa dokunmak gibi şer'en abdesti gerektiren bir amel eda edildikten sonra tekrar abdest almak câizdir; hatta mendubdur. Ulem⠓Abdest üzerine abdest, nur üzerine nurdur” hadîs-i şerîfinde kasdın, abdest ile bir ibâdet yaptıktan sonra, bozulmadan yeniden abdest almak olduğunu söyler. (İbni Abidin-Abdestin sünnetleri)

Sual:
Dinler arası diyalog hakkında nasıl düşünmelidir?

Cevap;

Diyalog, karşılıklı konuşma mânâsına gelip, monologun zıddı olduğuna göre, karşıdakinin haklarına hürmet ve müsamaha göstermek demektir. Böyle ise İslâmiyete uygundur. Nitekim Kur’an-ı kerimde “Sizin dininiz size, benim dinim bana” buyurularak diyalogun en mükemmel şekli beyan edilmiştir. Ancak diyalogdan anlaşılan dinlerin hükümlerini birbirine karıştırmak, hatta daha ileri giderek dinleri birleştirmek ise, bu câiz görülmemiştir. Ancak muhtelif dinlere mensup din adamı ve ferdlerin diyalog kurarak bir araya gelmeleri, dünya barışı, ateistlik ve pozitivizm cereyanına karşı mücadele, çevre gibi insanlığın tümünü alâkadar eden mevzularda müşterek hareket zemini teşkil etme bakımından faydalı olur.
Bütün din mensupları, kendi dinlerinin en doğru ve mükemmel olduğuna, diğer din mensuplarının delâlette olduğuna inanır. Bunların kendi dinlerine girmesini ister. Hıristiyan inancına göre, vaftiz olmadan ölen kimse, Hristiyan çocuğu olsa bile zaten Cennet’e giremez. Yahudilik, Hıristiyanları mutlak cehennemlik görür; tevhid inancı sebebiyle “Nuhî müminler” saydığı Müslümanların Cennet’e girebileceğini söylese bile; Musa aleyhisselâmdan uzakta, aşağı bir mevkide kalacağına inanır. Bu sebeple İslâmiyetteki, gayrımüslimlerin Cennet’e giremeyeceği inancını yadırgamak doğru değildir.  İslâm inancına göre, Müslüman olmayanlar, aslâ Cennete giremez. Kiliseleri sahih mabed, ibadetleri sahih ibadet görülemez. Hatta Müslümanların ibadetlerinde gayrımüslimlere benzemesi şiddetle yasaklanmıştır. Ama dünyada, dinlerine, canlarına, mallarına, hâsılı hak ve hürriyetlerine ilişilemez. Hatta bunları muhafaza etmek, İslâm devleti veya cemiyetinin, hatta her Müslüman ferdin dinî vecibesidir. Kur’an-ı kerimde “Allahü teâlânın katında gerçek din İslâmdır” buyularak bu esasa işaret edilmiştir. Hazret-i Peygamber zamanında Hıristiyan ve Yahudilerden Müslümanlığa girenler oldu. Hazret-i Peygamber bunlara, “Hayır, sizin Müslüman olmanıza gerek yoktur. Siz zaten İbrahimî bir dine mensupsunuz” dememiştir. Hatta Hıristiyan iken Müslüman olan Temîm Dârî’ye “Boynundaki haçı çıkar ve at!” emrini vermiştir. Kur’an-ı kerim, Ehl-i kitaba, diğer gayrımüslimlere nisbeten daha mümtaz bir mevki tanır. Ama ellerindeki mukaddes kitapların tahrife uğradığını, dinlerinin makbul görülmediğini açıkça ifade eder. Yahudi ve Hıristiyanların, hâlihâzırdaki inançları ile mümin sayılıp Cennetlik olduğuna inanmak, İslâm inancına açıkça aykırılık teşkil eder. Ehl-i kitabın bu hâliyle ebediyen necattan uzak olduğunu, Beyyine sûresi beyan eder. “Lâ ilâhe illallah diyen Cennet’e girer” hadîs-i şerîfi, Muhammed aleyhisselâmın bildirdiği şekilde, zât ve sıfatlarıyla Allah’a inanan kimse Cennet’e girer demektir. Bu ise Muhammed ve önceki bütün peygamberlere (aleyhimüsselâm), meleklere, önceki mukaddes kitapların hepsine, âhiret gününe, kadere, dinin açık emir ve yasaklarının hepsine inanmak demektir.



Sual:
Teyp veya hoparlör ile okunan ezan ve kıldırılan namaz câiz olmadığına göre, telefonla yapılan akidlerin de sahih olmaması veya teypten müzik dinlemenin mahzuru olmaması gerekmez mi?

Cevap;
Verilen misallerin hiç biri diğerine benzememektedir. Her câmide ezanın müezzinin kendi sesiyle okunması şarttır. Merkezî ezan, sahih olmaz. İmama uymanın sahih olması için de imam ile aynı mekânda bulunmak şarttır. İmam bir odada bulunup, cemaat bu odayla bağlantısı olmayan başka bir odada olsa, arada hoparlör veya televizyon irtibatı olsa, bu odada imama uyanların namazı sahih olmaz. Çünki ezan ve namaz gibi ibâdetlerde vâsıta kullanmak câiz değildir. Akdin sıhhati için, birbirine uygun iradenin ortaya konulması kâfidir. İsbat şartı ayrıdır. Binaenaleyh telefonla akid yapmak, vekâlet vermek, zevcesini boşamak câizdir.
Telefonda, radyoda ve hoparlörde bir söyleyen adamın sesi; bir de elektrikle mıknatısın hâsıl ettiği metalik ses vardır. Yekdiğerine çok benzeyen bu iki ses, ayırd edilmese bile birbirinin aynı değildir. Birisi asıldır, ikincisi bunun benzeridir. Sinemada ve televizyonda hareket eden şekiller gibidir. Hiç kimse bu şekiller, kendilerini meydana getiren asıl kimselerin aynıdır diyemez. Akidlerde, boşanmakta, zekât vermekte yazışmak ve vekil tayin etmek, yani vâsıta kullanmak câiz olduğu malumdur. Telefon ve hoparlör de mektup gibi vasıta olduğu için caiz olmaktadır. Ezanda ve nemazda ise kendinin okuması şarttır. Onun için zekât vekâleti ve boşanma ile ezan ve nemaz bu bakımdan ayrılmaktadır.
Teyp, çalgı âletinin çıkardığı sesi kaydedip neşredince, çalgı âletini kendisi olmaktadır. Musikide esas olan, ahenkli ses çıkışıdır. Çalgı âleti zaman ve mekâna göre değişebilir.

Sual:
Tesettürlü bir hanımın güneşten korunmak maksadıyla güneş gözlüğü takmasında dinen bir mahzur var mıdır?

Cevap;
Ziynetli ve dikkat çekici olmamak kaydıyla caizdir.

Sual:
Sev’eteyn ve avret-i galîza neresidir?

Cevap;
Sev'eteyn, iki çirkin yer demektir, ferc ile makad halkasını ifade eder. Mübaşeret-i fahişe, yani kadın ile erkeğin veya aynı cinsten iki kişinin sev’eteynlerini birbirine yapıştırması ile her iki tarafın da abdesti bozulur. Erkekte avret-i galiza, dübür (makad) ve etrafındaki budlar ile zeker, husye ve etrafıdır. Kadında baş, boyun, kollar ve dizden aşağısı dışında kalan bedendir. Avret-i galizanın açılması, avret-i hafifenin açılmasından daha günahtır. (İbni Abidin-Setri avret bahsi) Mâlikî mezhebinde kasden değil de, yanlışlıkla veya unutarak avret-i hafifesi açık olarak kılınan namaz sahihtir. (Mezâhib-i Erbaa)

Sual:
Kadınların evli olduklarını belli etmek niyetiyle yüzük takmaları câiz midir?

Cevap;
Alyans takmak örf olmak itibariyle kadın ve erkeğe câizdir. Erkeğin taktığı alyansın gümüş ve en çok 4,8 gram ağırlığında olması da şarttır. Kadınların ziynetlerini nikâh düşen erkeklere göstermeleri âyet-i kerime ile yasak edildiğinden; sokakta ve yabancı erkeklerin yanında alyans takmaları câiz değildir.

Sual:
Arada bir hacamat olmak (kan aldırmak) sünnet midir?

Cevap;
Hazret-i Peygamber’in kullandığı tedâvi usullerinden birisi de hacamat, yani kan aldırmaktır. Mübarek başları ağrıdığı zaman hacamat olurlardı. Buna dair çok sayıda hadîs-i şerif vardır. Hacamatın en mühim sebebi de, kan galeyanını, yani kan basıncının fazlalığını önlemektir. Bu sebeple sıcak memleketlerde hacamata sık ihtiyaç olur. Hiçbir hastalığı olmadan hacamat olmak lüzumsuzdur. Nitekim İbni Mâce ve İbni Adiyy’inr haber verdikleri bir hadîs-i şerifte “Hacamat olunuz ki, kan artarsa ölüme sebeb olur” buyuruldu. Hastalık sebebiyle hacamat olunca, sünnete niyet ederse, sevab da kazanır. Hacamat sünnetinin sevabına kavuşmak için, illâ Hazret-i Peygamber devrindeki usullerle (yani deriyi yarıp, vantuzla kan çekmek gibi) kan aldırmak gerekmez. Bir ihtiyaç için kan aldırmak ve niyet etmek kâfidir.

Sual:
Vâdesiz veya vâdesi gelmiş borcu olup, hiç parası ve malı bulunmayan kimse bankadan kredi alarak borcunu ödeyebilir mi?

Cevap;
Fâizli kredi almak, malı, parası olmayan ve karz-ı hasen ile borç bulamayan kimseler için ancak zaruret hâllerinde câiz olur. Zaruret ise hayatı, uzvu kaybetmek korkusudur. Hâsılı nafaka için fâizli borç almak câizdir. Ama bir borcu ödemek için fâizli kredi almak zaruret değildir. Zira borcu olup, hiç parası ve malı bulunmayan kimseye, alacaklının mühlet vermesi vâcibdir. Ancak alacaklı belâlı olup, öldürmek veya vurmakla tehdit ediyor, bunu da yapmaya kâdir ise belki… Hem bir hususî şahsa olan borcunu ödeyemeyen kimse, bankadan aldığı krediyi fâizli olarak nasıl ödeyecektir?

Sual:
Kredi kartı ile alışveriş ettiğimiz esnaf banka ile anlaşmalı olmadığı için taksit yapmıyor. "Biz tek çekim yapalım, siz bankayı arayıp bu alışverişinizi taksitlendirirsiniz” diyor. Bankayı arayıp alışverişi taksitlendirmek sahih midir? Banka meblağa fark koyarsa veya koymazsa vaziyet ne olur?

Cevap;
Havale edilen mikdarı veya her çeşit borcu karşı tarafın rızası ile taksitlendirmek mümkündür. Bankanın bu meblağa fazlalık koyması câiz değildir. Fâizin bir çeşidi de peşin borcu tecil etmek veya taksitlendirmek için meblağı arttırmaktır.

Sual:
Ekmek ve meyvelerdeki alkol ile şarap ve sair müskirattaki alkol arasında ne fark vardır?

Cevap;
Alkol organik kimyada bir fonksiyonel grubun genel adıdır. Bu sebeple yüzlerce belki binlerce organik molekül alkol olarak adlandırılabilir. Necis ve içilmesi haram olan, şaraplarda bulunan ise sadece 2-karbon atomu taşıyan, formulü (C2H5OH) olan, ismi etil alkol veya etanol olan alkol molekülüdür. Buna da kısaca alkol deniyor.
Meyvelerde bulunduğu söylenen alkolün, şaraptaki alkolle kimyevî bakımdan hiçbir farkı yoktur. İkisinin de formülü aynıdır. Fakat meydana geliş şekilleri farklı oluyor. Şaraplardaki alkol, bakterilerin fermantasyonu ile sonradan hâsıl olurken, meyvelerin içlerindeki, yaradılışta kendiliğinden mevcut bulunuyor. Fermantasyon (tahammür) sebebiyle şaraba Arabca’da hamr adı veriliyor. Fermantasyona uğramış alkollü içki demek oluyor.
Meyvedeki alkol fıtrîdir. Ama ya ekmeğin mayalanması, ya sirkedeki alkol? Aslında alkol metabolik bir artıktır (ürün de diyebiliriz). Birçok bakteri türü vardır. Bunlardan bir kısmı alkolü ana ürün olarak veriyor, şarapların üretiminde kullanılan bakteriler gibi. Bunun haricinde diğer bakteriler ise alkolü yan ürün olarak üretiyorlar. Bakteriler oksijenin varlığında ve oksijenin yokluğunda (veya ortamda az bulunduğunda) farklı metabolik artıklar/ürünler veriyorlar (buna biyolojide solunum, teneffüs deniyor, oksijenli ve oksijensiz solunum). Alkol umumiyetle oksijenin az olduğu ortamlarda bakteriler tarafından üretilen bir metabolik artıktır. Fakat her bakteri veya hücre oksijen az olunca alkol üretmiyor. Meselâ insanın kas hücreleri oksijen yetersiz olduğunda insana yorgunluk hissi veren laktik asit üretiyor. Kaslar oksijen yokluğunda laktik asit değil de alkol üretseydi, insan koştuğunda veya çok hareket ettiğinde sarhoş olabilirdi. Oksijenin az olması, o an için enerji ihtiyacını karşılayacak reaksiyonlarda kullanılacak miktarda olmaması demektir. Hücreler de bu eksikliği oksijensiz solunum yaparak gideriyorlar. Kendi enerji ihtiyaçlarını karşılıyorlar ve ortama oksijensiz solunum ürünlerini de vermiş oluyorlar. Ayrıca ortamda oksijen ne kadar çok bulunsa bile, oksijensiz solunum az bir miktar da olsa devam edebiliyor. Dolayısıyla ekmeklerde ve sirke yapımında kullanılan bakteriler her ne kadar ana ürün olarak alkol üretmeseler de, yukarıda izaha çalıştığımız oksijensiz solunumdan dolayı az da olsa alkol üretebiliyorlar.
Netice itibariyle meyvelerde ve ekmek ile taze sirkede bulunan alkol dinen haram edilmemiş; tahammür (fermantasyon) neticesi ortaya çıkan veya suni olarak elde edilen etil alkol haram kılınmıştır. Birbirine benzeyen iki şeyin illeti farklı ise, hükmü de farklı olur. Bu meseleye doğrudan benzetilemez ama, adam öldürmek büyük günah iken, cihada vâcib olmaktadır. Yabancı kadın ile vika haram iken, nikâh akdi olunca mübah, hatta sevab sayılmaktadır.

Sual:
Şaraptan yapılan sirkeyi yemek câiz midir?

Cevap;
Câiz, hatta makbuldür. Hadis-i şerifte “Sirkenin hayırlısı, şaraptan olanıdır” buyurulmuştur. Burada artık kimyevî bir değişiklik mevzubahistir. Şarap sirke olunca, şarap olmaktan çıkar.

Sual:
Bankaların likit fon muamelesi caiz midir?

Cevap;
Likit fon denilen sistemde bilidiği kadarıyla, banka mudinin parasıyla fon alır. Bu fonda, para, repo, altın, döviz ve hisse senedi gibi yatırımlara bağlanır. O fonun yükselişine göre az mikdarda da olsa muntazam ve garantili şekilde mudinin parasında artış olmaktadır. Bu fonda fâiz ve hisse senedi gibi şer’î hükümlere uygun olmayan hususlar bulunduğu için, bankaya para yatırıp B tipi (likit) fon veya A tipi fon muamelesine girmek, bankaya para yatırıp fâiz almak gibidir. Dârülharbde İmam Ebu Hanife ve İmam Muhammed'e göre câizdir.

Sual:
Vadeli işlemler borsasına girip sözleşme satın almak câiz midir?

Cevap;
Burada yatırımcı altın, döviz, borsa, buğday gibi hususlarda para yatırıp sözleşme almakta ve yatırdığının birkaç misli teminat kazanmaktadır. Buna göre vade içinde ve sonunda sözleşme mevzuu olan şey yükselirse, yatırımcı çok kazanmakta; ama bu vade içinde veya sonunda, sözleşme mevzuu mal yatırılan paranın altına düşerse, paranın tamamı yanmakta ve yatırımcı çok zarar etmektedir. Başlangıçta yatırımcının tahmini tutarsa yüksek kâr etmekte, tutmazsa, elindeki para sıfırlanmaktadır. Burada garer (bilinmezlik) olduğundan dolayı tipik bir kumar muamelesidir.

Sual:
Abdest ve gusülde lüzûmundan fazla su kullanmak isrâftır. Sekiz rıtl [3,5 kg] su ile sünnete uygun gusl edilebilir. Resûlullah aleyhisselâm bir müd [iki rıtl, 875 gr.] su ile abdest alır, bir s⒠[4,2 kg] su ile gusl ederdi. Şu halde bu mikdardan fazla su kullanmak isrâf olur mu?

Cevap;
Bu mikdarlar abdest ve guslde sünnet olan mikdarı ve alt limitleri bildiriyor. Bu mikdardan az kullanılırsa, abdest ve gusl tam olmaz. Bundan fazla kullanmak eğer ihtiyaç için ise mekruh olmaz. Nitekim Nimet-i İslâm’da der ki: Abdest ve gerekse gusl için dinimizin bildirmiş olduğu bir mikdar su yok ise de, herkesin kendi bünyesine göre lâzım olan sudan fazla su sarfetmesi ve her uzvunu üç defadan fazla yıkamak mekruhtur.

Sual:
Başkalarının görme ihtimali varsa, kadının ince başörtüsü üzerine meshetmesi caiz olur mu?

Cevap;
Altına su geçiyorsa olur.

Sual:
Maddî vaziyetim çok iyi olmamakla beraber kıyafete çok hevesliyim. Üç kattan fazla elbise bulundurmamak lâzım geldiğini de işitiyorum. Benim yaptığım dinen uygun mudur?

Cevap;
Güzel giyinmek dinen makbuldür. Zarurî ihtiyaçlarından kısmadan ve günah işlemeden kıyafet almak caizdir. Üç kat elbiseden fazla tutmayıp fakirlere vermek azimettir. Her hususta orta halli olmak iyidir. Kıyıya ihtiyat parası koymak lazımdır.

Sual:
Muteber kitaplarda ticaret için deniz ve hava yolculukları gibi tehlikeli işlere dalmamalıdır deniyor. Aynı şehre hem kara hem hava yoluyla gidilebiliyorsa, kara yolunu mu tercih etmek lâzımdır?

Cevap;
Böyle yapmak takvadır. Bu zaman için çok müşkildir.

Sual:
Sermayesi olmayıp borç para da bulamayan sermaye için kredi çekebilir mi?

Cevap;
Parası kadar ticaret yapmalıdır. Yoksa ücretle çalışmalıdır. İş kurmak veya işyerini genişletmek için fâiz ile kredi almak câiz değildir.

Sual:
Mesai arkadaşlarımdan bazısı hakkında dedikodu ve suizanda bulundum. Bunları kendilerine söyleyip af dilemeye cesaret edemiyorum. Nasıl helâlleşmeliyiz?

Cevap;
Bayram, kandil veya tatil iznine çıkma gibi vesilelerle umumî olarak helâlleşilir.

Sual:
Müftümüz lokantadan yemek yemeyip, evden yemek getirmekte; “İnsanların nazarları bu yemeklerdeki faideyi yok eder” diyor. Şu halde biz de lokantadan yemeyip evden yemek getirmeye mi çalışmalıyız?

Cevap;
Bu, şahsî hassasiyet ve tercihtir. Lokantadan yemek yemek câizdir. Ama ehlullah, herkesin gözü değdiği, bazıları imrenerek baktığı için açıktaki yemekler maraz yapar demişlerdir. Nasıl hazırlandığı bilinmediği, üstelik pahalı da olduğu için eskiden memur, esnaf ve işçiler yemeklerini evden getirmeyi tercih ederlerdi.

Sual:
Kayınvâlide ve damadı arasında hürmet-i musahere olursa, sadece damadla kızın nikâhı mı gider, kayınvâlide ile kocasının nikâhı da bozulur mu?

Cevap;
Damad ile zevcesinin nikâhı gider.

Sual:
Talebelik hayatımda muvaffak bir talebe olduğum halde, imtihanlarda çok kopya da çekerdim. Memurluk imtihanında önümdeki kişiden 3, 4 tane soru bakmıştım. Acaba kul hakkından ötürü kazancım ömür boyu haram mıdır?

Cevap;
Kopya çekmek kabahattir. Müslüman dine uyar, günah işlemez; kanuna uyar, suç işlemez. Ama talebelikte çekmek kabahat olmakla beraber, hak geçmediği için bundan doğan netice dinen mahzurlu değildir. Müsabaka imtihanlarında ise kopya mahzurludur. Ama bu da kazanca tesir etmez. Tevbe etmek ve imtihanda kaybedenler için hayırlı dua etmek lâzımdır.

Sual:
Tartı veya hacim ile ölçülmeyen malların aynı cinslerinin birbirine satışlarında ancak veresiyenin fâiz olacağını söyleyerek buna misal olarak bir yumurtanın iki yumurtaya peşin olarak satılmasında fâiz olmayacağını yazmışsınız. Bu yumurtalar nev'leri farklı yumurtalar için midir? Yani 3 tane bıldırcın yumurtasını 1 tane tavuk yumurtasına satmak fâiz olmaz demek midir?

Cevap;
Yumurta misali tavuk yumurtası içindir. Mekîl ve mevzun olmayan (hacim veya tartı ile ölçülmeyen) malların peşin mübadelesinde müsavi (eşit) olmaları gerekmez, ribâel-fadl teşekkül etmez. Farklı hayvanların yumurtaları başka çeşit maldır. 3 bıldırcın yumurtası 2 tavuk yumurtasına peşin ve veresiye satılabilir.

Sual:
Bâliğ olmamış çocuğun işlediği günahlardan anne ve babası mesul müdür?

Cevap;
Bâliğ olmamış bir çocuk ibâdetlerle mükellef olmadığı gibi, günahlardan da mesul değildir. İbâdet yaparsa, sevabını alır. Bununla beraber küçük çocuklara ibâdetleri ve günahları öğretmelidir. İbâdetleri mümkün mertebe yapıp, günahlardan kaçınmaya alıştırmak iyi olur. Çocuğa günah işleten, meselâ kıbleye karşı bevlettiren, erkek çocuğa altın takan anne ve baba veya çocuğun bakımıyla mükellef olan kişi mesul olur.

Sual:
Kadının namahremler arasında açık olarak çalışıp kazandığı haram mı olur?

Cevap;
Kadının nâmahremler arasında açık çalışması câiz görülmemiş ise de, yaptığı işin kendisi haram değilse, kazandığı para da haram olmaz. Tefeci fâizin, fahişe ise fuhşun karşılığında para almaktadır. Fâiz ve fuhş haramdır. Karşılığında para almak da haramdır. Zira ücrete müstehak bir amel değildir. ikisini karıştırmamalıdır.

Sual:
Tecavüze uğrayıp da hamile kalan bir kadın karnındaki çocuğu aldırabilir mi?

Cevap;
Babasız çocuğu bu devirde dine uygun yetiştirmek neredeyse imkânsız olduğundan, bu niyetle 120 günden evvel düşürülebilir.

Sual:
Şair Mehmed Akif Ersoy'un Çanakkale Şehitlerine adlı şiirinde geçen "Bedr'in aslanları, ancak bu kadar şanlı idi" mısraının, dinen bir mahzuru var mıdır?

Cevap;
Kur’an-ı kerimde övülen, Hazret-i Peygamber tarafından hepsinin cennetlik olduğu bildirilen, Eshab-ı kiramın ve peygamberlerden sonra insanların en üstünleri sayılan, bereket ve belâlardan korunmak için isimleri yazılıp evlere asılan Bedr kahramanlarını hafife alan bu ifadenin mahzurlu olduğu açıktır. İslamî hassasiyete sahip birinden beklenmeyecek bir sözdür. Çanakkale Harbi’ne katılan askerler içinde iman, amel ve ahlâk bakımından her çeşit insan vardır. Şairler, umumiyetle hisleriyle hareket eden kimselerdir. Böyle abartılı ifadelere meraklıdır.

Sual:
Fakültemizde okuyan Somalili arkadaşlarla korsanlık mevzuunu münazara ettik. Arkadaşlar yabancı gemilerin oralara atık bırakıp aynı zamanda balık zenginliklerini sömürdüklerini dile getirdiler. Bu, korsanlık yapmak için özür olur mu? Korsanlar bir otorite sayılıp vergi alabilir mi?

Cevap;
İşin aslı bilinmemektedir. Atık atıyor, balık tutuyor diye masum gemilere saldırmak, onlara zarar vermek, haraç almak için kişilere bir hak tanımaz.. Açık sularda herkes balık tutabilir. Seyahat edebilir. Bundan kimse haraç alamaz. Gemi limana yanaşmış ise ve mal indiriyorsa, gümrük vergisi alınabilir. Bunu da meşru hükümet yapar.

Sual:
İslâm hukukunda câriyelerin, kölelerin çalgı âleti çalmasının hükmü, hür insanlardan farklı mıdır? Câriyenin çaldığı çalgıyı dinlemek caiz midir?

Cevap;
Bu hususta köle ile hür arasında fark yoktur.

Sual:
Fısk meclisi ne demektir?

Cevap;
İnsanların günah işlemek üzere toplandığı yerlere fısk meclisi denir. Çarşılar, otobüsler, her ne kadar dinin emirlerine uygun giyinmeyen kimseler de bulunsa, fısk meclisi değildir. Çünki günah işlemek için toplanılmış değildir. Fıkıh kitaplarında, fısk meclislerinde zaruretsiz bulunmak, zikretmek, hadis, fıkıh ve benzerlerini okumak günahtır der. Ancak fıskdan uzak durmak maksadıyla zikredilebilir. Hadis-i şerifte, “Gafiller arasında Allah’ı anan, hatırlayan, ölüler arasında diri gibidir” buyurulmaktadır.

Sual:
Açıkça işlenen günahın tövbesi de açıkça yapılmazsa, bu tövbe sahih olmaz mı?

Cevap;
Tövbe sahih olur. Ama başkaları bu günahı gıybet ederse günaha girmezler.

Sual:
Bilip de yapmamanın cezası daha büyük olduğuna göre, dinî meseleleri öğrenmek istememek uygun mudur?

Cevap;
Bilip de yapmamak, âhirette mazeret ileri sürememek demektir. Yoksa dinini öğrenmek bir vecibedir. Öğrenmezse, öğrenmediği için günaha girer. Dârülislâmda meşhur haram ve farzları bilmemek mazeret değildir.

Sual:
Çarşafın, Hıristiyan râhibelerinden alındığını işittim. Şu halde giyinmek câiz olur mu?

Cevap;
Çarşafın Hıristiyan râhibelerinden geldiğine dair bir vesika yoktur. Benzerlik, bu hususta bir ölçü değildir. Âdetlerde, Müslüman olmayanlara uymak câiz görülmüştür. Kaldı ki kimden ve nereden gelirse gelsin bir örtünme vasıtasıdır. Âdet olan yerlerde çarşaf bir tesettür vâsıtasıdır ve giyinmek câizdir.

Sual:
Yemeğe tuzla başlamak sünnettir. Ama yemekler tuzlu olabiliyor. Böyle sünnetlere uyulmasa olur mu?

Cevap;
İllâ tuzla başlamak gerekmez. Yemekteki tuza niyet edilirse, sünnet sevabı alınır. Tuzla yemeğe başlamak ibâdette sünnet değildir. Zevâid sünnetidir, âdette sünnettir. Bu bakımdan terki mekruh değildir.

Sual:
Kur’an-ı kerimde “Zinâ etmeyin” denmeyip de, niye “Zinâya yaklaşmayın” deniyor?

Cevap;
Zinâya sebep olan işlerden de uzak durulması istenmektedir. Yabancı kadınların çıplak tenine dokunmak, öpüşmek, sarmaşmak, baş başa yalnız kalmak, cilveleşmek zinâ mukaddimeleridir.

Sual:
Düğünlerde gelin arabasının önünü kesip, para alıyorlar. Câiz midir?

Cevap;
Düğünde, bahşiş alabilmek için, gelin arabasının önünü kesmek, gelinin sandığının üzerine oturmak, kapıyı kilitlemek gibi hareketler her ne kadar âdet olmuşsa da, rüşvete benzediğinden yanlıştır. Emrivâki yoluyla insanlardan mal, para veya menfaat istemek uygun değildir. Düğün alayının zarf içinde veya metal para serpmek suretiyle istenmeden dağıttığı paraları almak ise câiz, hatta bereketlidir.

Sual:
Esnemek günah mıdır?

Cevap;
Esnemek dinen makbul değildir. Namazda ise mekruhtur. Bu sebeple dişiyle alt dudağını ısırarak mâni olmalıdır. Bunu yapamıyorsa, kıyamda sağ, diğer rüknlerde sol elinin tersiyle ağzını kapatması lâzımdır. Hele esnerken ses çıkarmak daha kerihtir. Hazret-i Peygamber, “Şeytan, sesli esneyen ve geğiren kimseyle eğlenir” buyurmuştur. Peygamberlerin hiç esnemediği hatırlanırsa, esneme geçer.

Sual:
Hadis-i şerifte “İki öğün yemek yemek israftır” buyuruluyor. Üç öğün yememiz israf olur mu?

Cevap;
Hazret-i Peygamber’in bu sözü, muhatabının daha acıkmadan sonraki öğünü yediğini bilerek söylediği rivayet olunur. Yoksa iki öğün yemek israf olsa, dinen fıtra, fidye ve kefarette fakire asgari iki öğün yedirmek esas alınmazdı. Acıkınca beş öğün bile yemek israf olmaz. Acıkmadan yemek mahzurludur.

Sual:
Kırlarda akarsular, ırmaklar üstü açık olarak akıyor. Bu sular içilir mi, böyle sular ile abdest alınır mı?

Cevap;
Deniz, nehir, dere, göl, göze, kaynak suları temizdir. Abdest alınır; çamaşır yıkanır; içilir.

Sual:
Hanefî’de helâl olmadığı için, Şâfiî mezhebindeki birisi midye ve deniz mahsulleri yiyebilir mi?

Cevap;
Şâfiî mezhebinde midye ve deniz mahsullerini yemek esah kavle göre helâldir. Kendi mezhebinde caiz; fakat başka mezhepte haram olan bir şeyi yememek evlâdır. Hilâftan, yani müctehidler arasındaki ihtilaftan çıkmak müstehabdır.

Sual:
Allah insana faydalı şeyleri helâl kıldığına ve şarabın da sağlığa faydalı olduğu bilindiğine göre, bu niyetle sarhoş etmeyecek kadar içki içmek günah olur mu?

Cevap;
Alkollü içkiler, âyet-i kerime ve hadis-i şerifler ile açıkça yasaklanmıştır. Bir âyet-i kerimede şarabın faydası olduğu; ama zararının faydasından çok olduğu açıkça bildirilmiştir. Bir şeyin faydası olması, haram olmasına mâni değildir. Bunun faydası, başka bir şeyden de elde edilebilir.

Sual:
İnsan sûresinin 21. âyetinde, “Cennette temiz şarap içilir” yazıyor. Şarabın haram olması ile temiz olması ve Cennette bulunması tezat değil midir?

Cevap;
Mezkûr âyet-i kerime şarabın Cennette içileceğini bildirmektedir. Bu "şaraben tahûra" ifadesine temiz içecekler mânâsı da verilmiştir. Dünyada haram olan şeylerin cennette helâl olması abes değildir. Erkeklerin ipekli giyinmesi ve altın takması dünyada helâl değil iken, cennette helâldir.

Sual:
Hususi bir iş yerinde, iş yerinin işinde kullandığımız bir âleti, yetkilisinden izin almadan, kendi işimizde kullanmamız caiz olur mu?

Cevap;
Buna izin verilmişse veya izin verileceği biliniyorsa mahzur yoktur. Zımba, iğne, kâğıt gibi sahibinin kullanılmasına ehemmiyet vermeyeceği şeylere de izin verdiği çok zannedilir.

Sual:
Kol saatlerinin camlarını çizilmeye karşı dayanıklı olması için safirden, kasasını da dayanıklı olması için titanyum'dan yapıyorlar. Bu iki metal de altın kadar pahalıdır. Bu saatleri kullanmak câiz midir?

Cevap;
Altından olmadığı müddetçe helâldir.

Sual:
“İslâmiyet bir lokma, bir hırka anlayışını temsil eder” sözüne ne cevab verilebilir?

Cevap;
Kur’an-ı kerimde meâlen: "İnsan için ancak çalıştığı kadarı vardır" buyurulmaktadır. İslâmiyet, sebeplere yapışarak çalışmayı, helâlinden yiyip içmeyi, eline geçene de kanaat ederek gayrı meşru yollara müracaat etmemeyi emretmektedir.

Sual:
İpek kravat takmak caiz midir?

Cevap;
Ortalama bir elin rastgele açık dört parmağı kadar kalınlığı geçmezse câizdir.

Sual:
Bir kimse istemeyerek, gönül rızası olmadan "Hakkımı helâl ettim" dese, helallik isteyene hakkını helal etmiş olur mu? Sonra pişman olsa, hükme tesiri var mıdır?

Cevap;
İbrâda söze bakılır. Helâl etmiş olur. Pişman olması hükmü değiştirmez. Ancak bu şekilde emrivâki ile, zorlayarak helâllik istemek doğru değildir. Helâllik alana tayyip bir kazanç olmaz. Önce zararı tazmin etmeli, borcu ödemeli, karşı tarafın gönlünü almalı, sonra helâllik dilemelidir.

Sual:
Banka kredisiyle aldığım arabayı servis işinde kullanıyorum,. Bundan kazandığım para helâl olur mu?

Cevap;
Böyle bir alışveriş fâsiddir. Mal, fâsid mülk olur. Akdi bozup malı geri vermek gerekir. Kullanılmışsa, geri verilmez. Ancak bundan elde edilen kazanca tesir etmez. Kazanç helâldir; ancak tayyip değildir.

Sual:
Bir genç kızın ihtiyaç zuhur edince sükûnet bulmak için istimnâ yapması câiz midir? Hayz hâlinde olması hükmü değiştirir mi?

Cevap;
Erkekten farkı yoktur. Değiştirmez.

Sual:
Hazret-i Peygamber, şalvar giymiş midir?

Cevap;
Şalvar, İbrahim aleyhisselâmın sünnetidir. Şalvar, entarinin altına don, pantolon gibi avret yerinin açılmasını önleyen bir şey giymek demektir. Hazret-i Peygamber şalvar giymiş; hatta “Ayakta şalvarını giymek fakirliğe sebep olur” buyurmuştur. Sahabilerden şalvarı olan giymiş, olmayan giymemiş, entari veya peştemal ile örtünmüştür. Hazret-i Ali’nin fitne zamanında “Koyun sürüsünü kesmedim yani aralarından geçmedim, şalvarımı ayakta giymedim. Bu hüzün nereden geldi, anlamadım” buyurduğu meşhurdur. Pantolon, İtalya menşeli olmakla beraber, şalvarın şekil değiştirmiş hâlidir. Ata binmekte kolaylık temin etmesi sebebiyle Türkler arasında tutulmuş ve bu vâsıtayla Avrupa’da tanınmıştır. Âdetlerde, Müslüman olmayanlara uymak câiz görülmüştür.

Sual:
Çöpe veya sokağa atılan, az çok değerli bir malı bulan kullanabilir mi?

Cevap;
Sahibi vazgeçmiş demektir. Sahipsiz mal olur. İhraz ile mülkiyet kazanılır.

Sual:
Müslüman olmayana ( gayrımüslime ) selâm vermek ve gayrımüslimin selâmını almak câiz midir?

Cevap;

Bir müslüman gayrımüslime önce selâm vermez. Çünkü şöyle bir hadîs vardır: “Yahudi ve Hıristiyanlara selâm vermek hususunda ilk başlayan siz olmayınız”. Eğer bir gayrımüslim, bir müslümana selâm verirse onu almakta herhangi bir beis yoktur. Fakat cevap verirken “Ve aleyke” (Sana da!) ifadesi kullanılır. Hele gayrımüslime onu tebcil, yani dinini yüceltmek maksadıyla selâm verirse imana zararlıdır. Şir'atü’l-İslâm’da şöyle der: “Kişi zimmet ehline (gayrımüslimlere) selâm verdiği zaman: Esselâmü alâ men ittibea’l-hüdâ (Selâm hidâyete tabi olanların üzerinde olsun)” desin. Onlara mektup yazdığı zaman da böyle yazılır”. Müslüman, zimmet ehline eğer onların yanında görülecek bir ihtiyacı varsa, selâm verir. Aksi takdirde selâm vermesi mekruhtur. Sahih olan da budur. Gayrımüslime selâm vermenin yasaklanması, ta’zim hâlindedir. Bir ihtiyaç için, fitneyi önlemek veya Müslüman olmasını temin etmek maksadıyla selâm vermek ve ta’zim olmaksızın selâmını almak câizdir. Çünki bir hadîs-i şerifte “Onlar size selâm verdiklerinde, onların selâmına cevap veriniz!” buyuruldu. Netice itibariyle gayrımüslime selâm vermek dinî bir mükellefiyet değildir. Ta’zim değil de, başka bir maksadla vermenin, selâm verirlerse almanın mahzuru yoktur. Karşılaşma sırasında gayrımüslime ilk olarak selâm vermeyi câiz görenler, Kur’an-ı kerîmde geçen bir âyet-i kerîmeyi de delil almıştır. O da Hazret-i İbrahim’in, Müslüman olmadığı belli olan üvey babası ve amcası Âzer’e selâm verdiğini anlatan âyet-i kerîmedir (Meryem: 47). (İbni Âbidin, Şir’atü’l-İslâm, Iklîl-i Süyûtî; Terâtib-i Kettânî). Seyyid Abdülhakîm Efendi, Sevânihü’l-Enzâr isimli gayrı matbu eserinde diyor ki: İslâmiyyetden evvel birbirlerine tesâdüfde, hayyekellâhü, ya’ni Allah sana hayat versin derlerdi. Uzun ömür belki de muzır olacağından, İslâmiyyet bunu daha hayrlı bir şekle kalbederek, esselâmü aleyküm, ya’ni, selâmet sizin üzerinize olsun, ya’ni Allah sizi dünyâda ve âhiretde kalbinize mazarrat verecek şeylerden muhâfaza buyursun, demeyi emretmişdir. Bu duâ bir kâfire söylendikde, onun mazarratdan kurtulması demekdir. Bir kâfire ise en muzır şey onun küfrüdür. O halde bir kâfire  “esselâmü aleyküm” dense, ona ziyâde muzır olan küfründen halâs olmasını taleb olacağından câizdir.



Sual:
Bir kimseye veya malına bakılıp nazar değse, kul hakkına girilmiş olur mu? Zararın tazmini gerekir mi?

Cevap;
Güzel bir şey görünce mâşaallah demek dinin icabıdır. Müslümanın Müslüman üzerindeki haklarındandır. Nitekim Nesâî'deki hadîs-i şerifte şöyle buyurulmaktadır: «Sizden herhangi bir kimse, nefsinden, malından veya kardeşinden bir şeyin hoşuna gittiğini gördüğü zaman bereketle dua etsin. Zira şüphesiz nazar değmesi haktır.» Bereketle dua şöyle demesidir: «Tebârekallahu ahsenü’l-hâlikîn.» (Ya Rabbi, buna bereket ihsan eyle). Bazı âlimlerin dediğine göre bir kişi kötü nazarla bilinmişse ondan sakınmak uygundur. Resmî makamlar onu halkla haşru neşr olmaktan men etmelidir. Evinde oturmaya mecbur etmelidir. Eğer fakirse kendisine yetecek kadar maaş vermelidir. Çünkü bunun zararı sarımsak ve soğan yiyenin zararından daha fazladır. Hazret-i Ömer, bu gibi insanların halka karışmasını yasaklardı (İbni Abidin). Bir kişi güzel bir şey görüp de bereketle dua etmez ve nazarı değerse günaha girer. Ancak zararın tazmini gerekmez. Zira zararın nazar ile meydana geldiği kat’î olarak bilinemez.

Sual:
Tepe yamacında, bahçe veya tarla vasfı bulunmayan bir arazideki ağaçlar bir başkası tarafından aşılanmıştır. Arazinin ilk sahibi bellidir. Ama bu kişi ölmüş ve şimdiki sahibi bilinmemektedir. Bu ağaçların meyvesi yenirse ne lâzım gelir?

Cevap;
Ziyan olacağından korkuluyorsa yenebilir. İzin vermiş veya izin vereceği çok zannedilirse yenebilir. Böyle olmadan yenmişse parası sahibine verilir, yoksa sadaka verilir.

Sual:
Namazda takke takmak, sarık sarmak yerine geçer mi?

Cevap;

Namazlarda erkeklerin takke takması sünnet, terki mekruhtur. Sarık sarmak ise müstehabdır. Hadis-i şerifte “Sarık ile kılınan namaz, sarıksız kılınan namazdan yetmiş kat daha sevabdır” buyurulmuştur. Sarık sarma imkânı varken sarmazsa, müstehabdan mahrum kalır. Fitne çıkmaması için evde kılarken sarılabilir. Dışarıda özür sebebiyle saramazsa, takke sarık yerine geçer (Buğyetü'l-Müsterşidîn). Sarığın şekli hakkında çeşitli rivayetler vardır. Beyaz, yeşil veya siyah olması müstehabdır. Bir buçuk metre uzunluğunda bir karış eninde beyaz bir tülbend bezi sarık olabilir. Ayakta, kıbleye karşı, sağdan sola doğru sarmak, sararken salavat getirmek, omuzların arasına bir karış ucunu sarkıtmak edebdendir. Takkenin ve kefiye gibi bir örtünün üzerine sarılır. Açık başa sarık sarıp, başın üstünü açık bırakmak mekruhtur. Tevsîm, yani sarığın ucunu arkadan iki kürek kemiğinin arasına sarkıtmak da müstehabdır. Bunun ölçüsü ve şekli hakkında ulemâ farklı bildirdi. İki buçuk karış olması meşhurdur. Âlimler uzun, avam daha kısa uzatır denilmiştir. Hazret-i Peygamber’in tevsîm yapmadan sarık sardığı da nakledilmiştir. (Berika-Hayâ bahsi)



Sual:
Gıybeti yapılan bir kimseye, onu gıybet ettiğini söylemeden “Haklarını helâl et!” desek, o da etse, gıybet günahından kurtulmak mümkün olur mu?


Cevap;
Gıybet günahına tevbe ettikten sonra böyle helâlleşmek İmam Ebu Yusuf’a göre kâfidir. Ona göre bir kimse haklarını bilmeden helâl etse, helâl etmesi sahihtir. İmam Muhammed'e göre helâl etmiş olmaz. İşlenen kabahatları ayrıca saymak, çoğu zaman düşmanlık ve fitneye sebebiyet verebilir.

Sual:
Kurbağa ve salyangoz yetiştirmek ve satmak câiz midir?

Cevap;
Bunların yenmesi caiz değildir. Ama iktisadî kıymeti olan her hayvanı (domuz hariç) alıp satmak caizdir. Eti yenmeyen hayvanların satışının câiz olması, bundan istifade edilip edilemeyeceği ve istifadenin de şer’en câiz olup olmamasına bağlıdır. İstifade edilebilen ve bu istifadeye şer’en cevaz verilmiş ise câizdir; aksi halde câiz değildir. (İbni Abidin-Büy’ül-Fâsid bahsi)

Sual:
Bazıları hâşâ Allah’ın oğlu gelse seni elimden alamaz diyorlar. Böyle söyleme dendiğinde de onu kasdetmedim, sinirden söyledim diyorlar. Bunun hükmü nedir?

Cevap;
Hakaret kasdı ile söylenmemişse küfr olmaz ise de, büyük günahtır.

Sual:
Sakal kazımak mekruh ya da haram ise, devamlı sakal kazıyan hocaların arkasında namaz kılmak câiz olur mu?

Cevap;
Sakal kazımak haram değildir. Özürsüz kazımak mekruhtur. Özürle kazımak mekruh değildir. Özürle sakal kazıyan fasık olmaz. Özürle kazıdığına hüsün zan ederiz. Özürsüz kazısa bile fâsık olmaz. Çünki mekruh işleyene fâsık denemez. Fâsık, alenî büyük günah işleyen veya küçük günaha devam eden kimse demektir.

Sual:
Meselâ gıybet gibi bir günah için istiğfar söylerken günahını ve istiğfar ettiğini hatıra getirmek gerekir mi?

Cevap;
Günahı hatırlamak şart değil ise de, istiğfarı kalbde istiğfara niyet ederek söylemek lâzımdır. Aksi takdirde sadece zikr olur.

Sual:
Avrupa’da hayvan yemlerine domuz eti ve kan karıştırılmaktadır. Bu hayvanları yemek câiz midir?

Cevap;
Pislik yiyen ve bu sebeple eti kokan tavuk üç gün, koyun dört gün, sığır ve deve on gün hapsedilir. Sonra yenebilir. Böyle hapsetmeden etini yemek ve sütünü içmek tenzihen mekruhtur. Koku yoksa yemek câizdir. Şarap içen veya domuz sütü ile beslenen hayvan da hemen kesilirse etini yemek böyle mekruhtur. Serbest gezen ve her çeşit şeyi yiyen tavuğu yemeden önce hapsetmek (yani kümese alıp temiz yem yedirmek) müstehabdır. Bazı âlimlere göre koku gidene kadar hapsedilir. (İbni Abidin, Necâset Bahsi; Hazer ve İbâha Bahsi) Hayvan yemlerine haram karıştırıldığı görülmedikçe veya etiketinde okunmadıkça haram denilemez.

Sual:
Tövbenin af ettiremediği bir günah var mıdır?

Cevap;
Samimi ve şartalrına uygun yapılan tövbenin affettiremeyeceği günah yoktur. Ancak kul hakkı varsa, ayrıca helalleşmek gerekir. Aksi takdirde Allah hakkı affedilir; ama kulun hakkı bâki kalır. Bir de şirk sebebiyle işlenen günahta, bu şirke sebep olan itikadın düzeltilmesi lâzımdır.

Sual:
Askerî birliğe "Peygamber Ocağı" denebilir mi?

Cevap;
İslâm devletinin ordusuna, cihad vazifesinden dolayı bu ismi vermek Osmanlılarda âdet olmuştur.

Sual:

Bir banka yapılan alışverişin ödemesini fâizsiz olarak daha sonraki aylara erteleyebileceğini söylüyor ve sitesinde aynen şöyle yazıyor: Erteleme fâiz orani % 0'dır. İşlem ücreti, vergi ve fon hariç, 5 TL ve ertelenen her ay için ertelenen tutarın % 1,99'udur. Bu şekilde erteleme yapmak uygun mudur?



Cevap;

Borç muamelesinde fâiz değil de, muamele masrafı (işlem ücreti) adıyla para tahsil etmek câizdir. Çünki banka bir muamele yapmakta, masraf etmektedir. Bunu sened yazma masrafının borç alana ait olması keyfiyetine benzetmek mümkündür. Ama bunun bir muamele karşılığı olması şarttır. Her ay için ne gibi bir işlem yapılmaktadır ki bir ücret talep edilsin? Buna fâiz denemez, ama müştebeh (şüpheli) hükmündedir.



Sual:
25 sene evvel köyün birinde imamlık yaptım. Kimseyle kavgam, alacak-vereceğim olmadı. Ayrılırken bazı sebeplerden dolayı helalleşemedim. Bu beni çok rahatsız ediyor. Şimdi ne yapmam gerekir?

Cevap;
Bir hak geçmemişse, helalleşmek de şart değildir. Hak geçmişse, helalleşmek şarttır. Helâlleşecek olan ölmüşse, mala dair ise vârisleriyle helâlleşilir. Bu da mümkün değilse, o kişi için dua edilir, sadaka verilip sevabı ona hediye edilir.

Sual:
Günah işlemekte ısrar ayrı bir günah mıdır? Isrardan bahsetmek için devamlı işlenen günahın aynı cins olması şart mıdır?

Cevap;
Ehl-i sünneti itikadına göre günahlar büyük ve küçük günahlar (kebâir ve sagâir) olmak üzere ikiye ayrılır. Şirk, adam öldürme, yalan şahitlik, harb meydanından kaçmak, fâiz almak, yetim malı yemek, anne-babaya isyan, namuslu kadına iftira, hırsızlık, zinâ, şarap içme, sihir yapma gibi büyük günahlar şartlarına uygun tövbe ile affedilir. Tövbe edilmemişse, belâ ve musibetler ile yahud kabir azabı ile cezâsı ödenir. Temizlenmezse, şefaat ile affedilebilir. Nihayet bu da olmazsa cehennem ateşi ile temizlenir.
Nâmahreme bakmak, çıplak tenine dokunmak, baş başa kalmak, zevk için istimnâ, lânet etmek, zararsız yalan, gıybet, insanların evlerini gözetlemek, bir müslümana üç günden fazla küs durmak, namazda kasden gülmek, kerahet vaktinde namaz kılmak, bayramda oruç tutmak, deliyi veya çocuğu mescide sokmak, kıbleye karşı def-i hacet etmek, kadının mahremsiz seyahati, müşteri kızıştırma, Cuma ezanı sırasında alışveriş, malın ayıbını gizlemek, evde köpek beslemek, şarap dışındaki içkileri içmek, şarap satmak, ayakta bevletmek, mescide cünüp girmek, zekâtı malın âdisinden vermek, çalgının mübah olmayanlarını dinlemek, leş yemek, eti yenen hayvanın koç yumurtası, mesanesi gibi yenmesi yasaklanan yerlerini yemek, kadını bâin talâkla boşamak, çocukları arasında ayrım yapmak, hâkimin taraflardan hediye kabul etmesi, başkasının yerinde izinsiz namaz kılmak, resme karşı namaz kılmak, fitne çıkaranlara silah satmak, acıkmadan yemek, suizan, hased, cünüp olarak Kur’an okumak hep küçük günahlardandır.
Küçük günahlar ise, tevbenin yanında, yapılan hayırlı işler sayesinde affedilir. Nitekim âyet-i kerimede meâlen “Şüphesiz hâsenât, seyyiâtı (iyilikler, kötülükleri) giderir” buyuruldu.  Resulullah aleyhisselâma bir adam geldi. Ağlayarak yabancı bir kadını öptüğünü itiraf etti. Resulullah bir şey demeden ezan okundu. İkindi namazını beraberce kıldılar. Adam tekrar günahını arzedince, Hûd sûresi’nin “Şüphesiz hasenât, seyyiâtı giderir” meâlindeki 114. âyet-i kerimesi nâzil oldu. Hadis-i şerifte “İki namaz, arasındaki günahlara, iki Cuma namazı da, arasındaki günahlara, Ramazan orucu diğer ramazan orucu arasındaki günahlara keffârettir” buyuruluyor. Hazret-i Peygamber, Muâz bin Cebel’e buyurdu ki: "Kötülüğün ardından hemen iyiliği yetiştir ki onu silsin”. Nisâ sûresinin 31. âyet-i kerimesinde meâlen “Büyük günahlardan kaçınırsanız, küçük günahlarınızı affederiz” buyurulmaktadır. Kişi arada büyük günah işlese bile, bu, küçük günahların iyiliklerle silinmesine engel değildir. Günah işlemeye kasdedip de imkânı varken Allah korkusuyla vazgeçenin, kazandığı sevab, küçük günahlarını siler.
Günahta ısrar ayrı bir günahtır. Rûm sûresinin 10. âyet-i kerimesi bunu beyan etmektedir. Günâhta ısrardan maksat, kişinin günâh işleme niyetinin devam etmesidir. İsterse günâhı ara sıra yapsın veya sadece bir kere yapsın. Büyük veya küçük günâhtan rücû eden, bir günde yetmiş kere günâh işlese de, ısrar etmiş olmaz. Günâhta ısrar etmek, küçük günâhı büyük yapar. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki: “Lâ sagîre ma’al ısrâr ve lâ kebîre ma’al istiğfâr” yani küçük günâhta ısrâr edilirse büyük günâh olur. Büyük günâha istiğfâr edilirse afv olur, artık günâh kalmaz.
Demek ki, büyük günahı devamlı işlemek kasdıyla bir defa bile işlemek, ısrar demektir. Küçük günahta ısrar etmek, ise bunun büyük günaha dönüşmesine yol açar. Israr, devamlı işleme kasdıyla ve arada hayırlı bir iş yapmaksızın aynı günahı üç kere işlemektir. Meselâ bir kimsenin devamlı gıybet etmesi yahud devamlı ipekli giymesi gibi. Şir’atü’l-İslâm’da diyor ki: Eğer cinsi muhtelif küçük günahlar bir araya gelirse, yine kebîre (büyük günah) hâline dönüşür. Ahlâk kitaplarının günaha ısrar bahsinden anlaşılan, büyük günahlarda günaha ısrar için aynı günahın devamlı işlenmesi ve devamlı işlenmeye karar verilip icraata geçilmesi aranır. Şu halde küçük günahın büyük günaha dönüşmesi için aynı günah olması gerekmediği halde, büyük günahta ısrardan bahsedebilmek için aynı günahın tekerrürü aranır.
Küçük günahı günah olarak bilerek işlerse küçük günahtır. Hafif görürse veya bununla övünürse (meselâ “Şu günah işi nasıl yaptım ama!” diye böbürlenerek anlatırsa) yahud işleyen insanların örnek aldığı bir âlim olursa ya da ısrar ederse büyük günah olur. [Küçük günahın günah oluşu kat’î delille sâbit ise, hafif görmek küfrdür. Nasılsa küçük günah deyip, Allah’ın setretmesine ve mühlet vermesine güvenirse küfr olmaz, büyük günah olur.]
Abdülhakîm Arvâsî, gayrı matbu Sevânihü’l-Efkâr zeylinde eserinde der ki: Üç sagîre (küçük) günah, aralarında keffâreti mûcib tevbe, sadaka, tesbih gibi bir hâl olmaksızın ictima’ ederse günah-ı kebîreye dâhil olurlar.
(Birgivî Vasıyetnâmesi Şerhi, Türpüştî Risâlesi, Berîka, Tefsir-i Kurtubî, Miftâhü’l-Felâh, Kimyâ-i Seadet, Şir’atü’l-İslâm)

Sual:
Bir kimse zevcesiyle beraber bilgisayarda araba yarışı türünden oyunlar oynayabilir mi?

Cevap;
Hadis-i şerifte, erkeğin zevcesiyle oyun oynamasına izin verilmiştir.

Sual:
Sevgililer günü, anneler günü, babalar günü kutlamak caiz midir?

Cevap;
Bunlar dine dair değil, âdete dair işlerdir. Müslümanların, âdete dair işlerde gayrımüslimlere benzemesi câizdir. Benzeme kasdı yoksa hiç mahzuru yoktur. Benzeme kasdı varsa, bunu ilk yapanlar günahkâr olur. Bu günleri başkaca gayrımeşru bir iş yapmaksızın kutlamak câizdir.

Sual:
Bir kimse kredi kartını bir başkasına ödünç verse, o da zamanında unutarak veya kasıtlı ödemeyip fâize düşse, bundan kart sahibi mesul olur mu?

Cevap;
Başkasının kredi kartı ile alışveriş yapmak, borcu bu kişiye havale etmek demektir. Bu kişi de bankaya havale etmektedir. Banka alacağını kart sahibinden ister. Aradaki şahsın caiz olmayan muamelelerine vasıta olmak, bunları ödemek, kart sahibini de mesul kılar. Bu mesuliyet borcu zamanında ödemeyeninkinden daha hafiftir.

Sual:
Makat etrafındaki kılları gidermek câiz midir?

Cevap;
Kasık kıllarını 15 günde bir temizlemek sünnet, kırk günden sonraya bırakmak tahrimen mekruhtur. Dübürdeki, yani makat etrafındaki kılları gidermek ise müstehabdır.

Sual:
Eşim dinini bildiği halde, ibâdetlerini yapmakta gevşek davranmaktadır. Kendisini nasıl iknâ edebilirim?

Cevap;
Erkek, ikaz ettikten sonra, aile efradının fiillerinden mesul değildir. Yanlışlarını görünce her zaman kalben beğenmemek de lâzımdır. Erkek bu hususta aile efradına hediye va'deder; darılabilir; isteklerini yapmayabilir. Ama sert söylemez.

Sual:
Vergi borcum var. Her gün fâiz biniyor. Ödesek, fâiz günahına bulaşmış olur muyum?

Cevap;
Ödemeyip faize kaldığı için zaten günaha bulaşılmıştır. Günahı da her geçen gün artmaktadır. Büyük günahı def etmek için küçüğü işlenir. Gecikme fâizi zaten üzerine borç olarak yazılmıştır. Vergilerini ve her çeşit borcunu zamanında ödemeyip gecikme fâizine düşmek câiz değildir. Ödeme imkânı, meselâ borcun karşılığı, malı, mülkü, muntazam geliri olmayanın borçlanması câiz değildir. Böyle bir kimse ancak nafaka kadar borçlanabilir.

Sual:
Abdest alırken, musluğu hep açık tutmak israf olur mu?

Cevap;
Hayır. Mahallinde kullanılmaktadır.

Sual:
Estetik ameliyat câiz midir?

Cevap;
Yaradılışı değiştirmek âyet-i kerime ile yasaklanmıştır. Bu bakımdan estetik ameliyat da câiz değildir. Zevk için değil de, görünüşü kötü olup nefret uyandırıyorsa, estetik ameliyat olmak câizdir.

Sual:
Salih kişi kimdir?

Cevap;
Kebâir (büyük günah) işlediği bilinmeyen, sagâire (küçük günaha) devam ettiği de bilinmeyen, nâm-ı diğerle hâsenâtı seyyiâtına gâlip (iyilikleri kötülüklerinden fazla) olan kimsedir. İçki içtiği, fâiz ve rüşvet aldığı, leş yediği bilinen, ayrıca meselâ gıybete devam eden kimse sâlih değildir.

Sual:
Uyuyan birini namaza kaldırmamak günah mıdır?

Cevap;
Kaldırmaya söz vermişse veya ücretli çalışıyorsa vâcib, değilse müstehabdır.

Sual:
 Bazı Afrika ve Arab memleketlerinde kadın sünneti adında bir gelenek vardır. Bunun şer’î hükmü nedir?

Cevap;
Orta Afrika, Hindistan, Malezya, Endonezya’da bazı kabilelerde ve bazı Arabistan bedevîlerinde rastlanan bir âdettir. Birleşmiş Milletler, Dünya Sağlık Teşkilatı ve bazı devletler, kadın sünnetini yaralama olarak saymakta ve yasaklanması için mücadele etmektedir.
Kadın sünnetinin birkaç tipi vardır. 1-Klitorisin ucu kesilir. 2-Klitorisin tamamı kesilir. 3-Klitoris, prepus ve çevredeki küçük ve büyük dudaklar kesilir. Yaygın rastlanan bu üç cinsidir. 4-Klitoris ve prepus ile beraber büyük ve küçük dudaklar tamamen kesilip yara dikilerek sadece idrar ve aybaşı için parmak genişliğinde bir açıklık bırakılır. Nadiren de olsa Afrika’nın doğusunda tatbik edilen bu cinsi, Firavun Sünneti diye bilinir. 5-Klitoris veya dudaklar çizilir; klitoris dağlanır; vajina kesilerek genişletilir veya ilaçla daraltılır.
Kadın sünneti, Hindistan, Endonezya ve Malezya’da jenital uzvun dinî ritüel olarak çizilmesi şeklinde tatbik edilir. Somali, Habeşistan gibi Afrika beldelerinde klitorisin kesilmesi şeklinde rastlanır. En yaygın görülen mıntıkalar da burasıdır. Orta Afrika’daki kabilelerde de bu cinsi tatbik edilir. Klitoris kesilmesi, kadının temizliği ve saf anne olması için lüzumlu görülür. Sünnet olmamış kadınların evlenmesi tasvib edilmez. Hatta sünnet olmamış kadın evlenirse, çocuklarının yaşamayacağına inanılır. Habeş Yahudileri de kadın sünnetini tatbik eder.
İslâmiyette, kadın sünneti emredilmemiş veya müstehab görülmemiş; ancak yasak da edilmemiştir. Yasak edilmeyen sadece klitorisin ucunun hafifçe kesilmesi şeklinde tatbik edilen cinsidir. Bir kadın Medine-i münevverede kadın sünneti yapardı. Hazret-i Peygamber kendisini çağırtarak, derin kesmemesi, bunun kadın için daha haz verici, erkek için de daha makbul olacağını söyledi. Senedinde kopukluk bulunan ve zayıf olarak vasıflandırılan bu hadis, Sünen-i Ebu Davud’da geçer. Ezher ulemâsından Muhammed Selim el-Avvâ, kadın sünnetinin İslâmiyette yeri olmadığını, zayıf bir hadise dayanarak hüküm verilmemesi gerektiğini söylemiştir. Afrika’daki Müslümanlar arasındaki kadın sünneti tatbikatı da, İslâmiyete değil, eski Afrika geleneklerine dayandırılmaktadır. Arabistan’a da buradan aksetmiştir. Kadın sünnetinin zararlı olduğu tıbben veya başka bir şekilde sâbit olursa, hükümetin yasaklaması mümkün ve câizdir.

Sual:
Uzun yıllardır kullanılmayan ve korunmayan bir ev vardır. Camları ve kapıları kırık; yıkılmak üzeredir. Bu evden bardak veya eski bir dolap almak caiz midir?

Cevap;
Sahibi tarafından terkedilmiş malları alıp ihraz yoluyla mülk edinmek caizdir.

Sual:
Çocuğa Cemre ismini koymak dinen mahzurlu mudur?

Cevap;
Çocuklara güzel isimler koymak dinin emridir. Cemre ateş yumağı demektir. Bu sebeple cehennemi hatırlatan Cemre, Ateş, Suzan, Nârân, Nirân gibi isimleri çocuğa koymak uygun değildir.

Sual:
Piyango satışından elde edilen para gibi haram para ile yapılan câmide namaz kılmak câiz midir?

Cevap;
Haram para ile hayır hasenat yapmak ve bundan sevab beklemek câiz değildir. Böyle olduğu iyi bilinen bir yerde namaz kılmak da başka namaz kılacak yer yoksa mekruhtur. Ancak bir kimsenin helal ve haram parası karışık ise, bunun yaptığı câmide namaz kılınır. Bahsettiğiniz kimse, o câmiyi piyango parası ile değil, kendi helâl miras parası ile yaptırdığını söylemişti. Vesvese ve suizan edilmez. Piyango satışından elde edilen para İmam Ebu Hanife’ye göre dârülharbde haram değildir.

Sual:
Müslümanlığı seçenlerin hidayet hikâyeleri anlatılırken umumiyetle Kur’an-ı kerimi tetkik ederek bunun tesiriyle Müslüman olduklarını görüyoruz. Şu halde bu bakımdan meal okumanın mahzurundan söz edilebilir mi?

Cevap;
Kur’an-ı kerimin çeşitli lisanlardaki meali çok kimsenin hidayetine sebep olduğu doğrudur. Bu sebeple faydalıdır. Ancak müslümanın dinini öğrenmek için yalnızca meal okuması yanlış ve zararlıdır. Meal okuyarak hidayete gelen kimsenin derhal ilmihalini öğrenmesi icab eder. İlmihalini iyi bilen, meal de, tefsir de okuyabilir.

Sual:
Amerika’da yaşıyorum. Burada hapşırdığımız zaman insanlar “Bless you” diyor. Buna teşekkür etmemiz mahzurlu olur mu?

Cevap;
Size dua ediyorlar. Ne güzel! Teşekkür etmek gerekir.

Sual:
Bankalarda altın hesabı vardır. Altını bozdurup, lira karşılığını hesaba yatırıyorlar. Bu tutar kaç gram altına denk geliyorsa, hesabınızda o kadar para oluyor. Yani gram karşılığı lira oluyor. Altının gram değeri artarsa, hesaptaki para da artıyor; azalırsa, para da azalıyor. Hesapta fizikî olarak altın değil, lira tutuluyor. Hesaptan çekmek isteseniz, ancak lira çekebiliyorsunuz. Bu hesabı kullanmak şer’an uygun mudur?

Cevap;

Yatırılan paradır. Para, ödeme zamanı gelince veya istenince altın kıymeti üzerinden ödeniyor. Zaten İslâm hukukunda para ile yapılar akitlerde, paranın değeri düşerse, altın üzerinden kıymeti ödenir. Altın hesabı tam bunu karşılıyor. Aslında altın alındığı yoktur. Yani bu bir altın alma muamelesi değildir. Bu bakımdan altın hesabı tam İslâm hukukuna uygundur. Câizdir, hatta fâizli muameleden kaçınmak isteyenler için uygun bir imkândır.



Sual:
Bir banka, hisse senedi alırken, belli nisbete tekabül edecek şekilde yine hisse almaya imkân tanıyor. Yani 100 liralık hisse senedi alırken, meselâ 50 liralık daha banka imkânı ile alabiliyorsunuz. Yani bir bakıma size kredi tanıyor. Hâliyle sonrasında da fâiz adıyla ücret tahsil ediyor. Dinen bu da faiz midir, yoksa sizin adınıza yapılmış bir muamele ücreti olarak değerlendirilebilir mi?

Cevap;
Faiz adıyla alıyorsa faizdir. Caiz değildir. Ama “muamele masrafı” veya “ücret” adıyla alırsa, karşılığı bulunduğundan câiz olur. Bankalar, kredi verdiği zaman, fâiz yerine bu isimle para alsalar, banka bu işi yaparken gerçekten bir masraf yaptığı için câiz olur ve fâiz olarak değerlendirilemez. Ekonomideki nâzım rolü inkâr edilemeyecek olan bankaları, tefecilerle aynı kategoride görmek doğru değildir.

Sual:
Bir devlet dairesinde müfettişim. Vazifem iş yaptırılan müteahhitleri kontrol etmektir. Bu sebeble müteahhitin şantiyesinde vazife yapıyorum. Müteahhit burada öğle yemeği veriyor. Ama bazen bize dışarıdan yemek veya tatlı ısmarlıyor. Bunu yemek; ayrıca iftar verse gitmek câiz midir?

Cevap;
Hâkimin, tarafların hediyesini alması, davetine gitmesi câiz değildir. Zira taraf tutmasına yol açabilir. Burada da âdete bakılır. Âdet olmasa da, müfettiş hâkim gibi değildir. İki tarafın da hediyesini alabilir. Elverir ki, bu hediye ve ikram karşılığında adaletsizlik yapılmasın.

Sual:
Vaktiyle haram yolla alıp harcadığım parayı, şimdi helâl malımla sahiplerine değil de, ihtiyaç sahibi olan birilerine versem kul hakkından kurtulmuş olur muyum?

Cevap;
Haram para sahiplerine verilir ve helalleşilir. Sahipleri ölmüşse varislerine verilir. Varisler bulunmazsa veya bilinmiyorsa, fakirlere dağıtılır. Sahibi veya varisi sonradan ortaya çıkarsa tekrar buna ödemek gerekir.

Sual:
Osmanlı tebası olup tehcir edilen gayrımüslimlere ait malları, emvâl-i metrûke sayılıyor. Bunları devlet başkalarına tahsis ediyor. Bu malların üzerinde gayrımüslim mâliklerin mülkiyet hakları devam etmesi gerekir. Bu mallar gerçekten metruk sayılabilir mi? Üzerlerinde tekrar mülkiyet kurulması câiz midir?

Cevap;
Devlet bunlara el koyuyor. Karşılığında başka arazi veriyor veya göç edilen devlet önceden buradan göçürülenlerin arazisini yeri muhacirlere veriyor. Mîrî arazi ise, zaten devlete aittir. Ev ve sair mülkler ise haksız yere el konmuş mağsub maldır. Bunlar üzerinde tekrar mülkiyet zarureten kurulur. Mürtedin elinden kurtarmak maksadıyla mal edinilebilir. Bunu şer’î hukuk kaideleri üzerine oturtmak zordur. Zira politik bir mevzudur.

Sual:
Saç uzatmak sünnet ve Hazret-i Peygamber saç uzatmıştır. Buna mukabil bir erkeğin kadına ve bir kadının erkeğe benzemesi de men edilmiştir. Bu ikisi nasıl telif edilebilir?

Cevap;
Kadınların erkekler gibi kısa saç kestirmesi ve erkeklerin de kadınların uzattığı gibi saç uzatması caiz değildir. Hazret-i Peygamber o devirde erkeklerin uzatması âdet olduğu mikdarda, yani arkadan boynuna, yandan kulakları üzerine düşecek kadar uzatmıştır. Her devrin ve yerin âdetine uymak icab eder. Erkeğin saç uzatması hoş karşılanmayan yerde, sünnet mikdarı bile saç uzatmak doğru değildir. Zira âdette sünnettir. Şöhrete, parmakla gösterilmeye sebep olur.

Sual:
Emlâk işiyle uğraşıyorum. Gelen müşterilerin bankadan mesken kredisi almasına yardımcı oluyorum. Banka da bana komisyon veriyor. Bu iş mahzurlu mudur?

Cevap;
Evi olmayan kimsenin, faizsiz borç da bulamıyorsa, bankadan kredi çekmesi caizdir. Size gelen müşterilerin böyle olduğuna hüsnü zan ederek aracı olmak câizdir. Alınan para da helâldir. Yine de tayyip bir iş değildir.

Sual:
Bir fıkıh kitabında "Günah işlerken şehidliğe sebep olan bir şeyle ölürse şehid olur ama günahını da yüklenir." diyor. Zaten şehidlerin bütün günahları affolmuyor mu?

Cevap;
Üzerinde bu günahtan dolayı bir kul hakkı varsa, affedilmiş olmaz, demektir.

Sual:
Bir kimse, “Şu kadar para verirsen, sana bir haber vereceğim” demek câiz midir?

Cevap;
Rüşvet değil, mükâfat sayılır. Helâldir. Ama hakkı olan bir şeyi söylemek için para isterse, rüşvet olur. Meselâ bir kimse, bir başkasına git felancaya şunu söyle dese, o da gitse ve para istese câiz olmaz. Zira vazifesidir. Talebe işlerindeki memur, para verirsen, notlarını söylerim dese, yine böyledir.

Sual:
Arazimizin üzerinden imar geçti ve belediye düzenlemesi dolayısıyla, tanımadığımız kimselerle, bu yerin bir parçası üzerinde paylı mülkiyetli olacak şekilde mülkiyet tesis edildi. Şu anda da izâle-i şüyu davası devam ediyor. Bu arazinin bir parçası üzerinde paylı mülkiyete sahip mâliklerden herhangi biri ekip dikebilir yahut başka bir şekilde kullanabilir mi?

Cevap;
Mülk şirketidir. Hissesi kadar kullanabilir. Hissesini kullanması mümkün değil ise, muhâyee yoluyla kullanır. Mesela bir sene o eker, ertesi sene diğer mâlik eker. Diğer mâliklerden izin almamışsa veya alamamışsa, ecr-i misl öder. Birincide tevbe etmesi de lâzımdır.

Sual:
Kadınların aralarında yaptıkları altın veya para günlerini, nihayetinde borç vermek olarak görüp cevâz verenler vardır. Ne dersiniz?

Cevap;
Bu eğer borç vermekse, menfaat şartlı borç fâizdir. Borç verme şartıyla borç verilmez. Ayrıca bir karz akdinde gün (vâde) tayini de akdi ifsâd eder. Mübâdele (trampa satışı) ise, aynı malın birbiriyle veresiye mübâdele fâizdir. Hediye (hibe) ise şartlı ve ivazlı hediye satış sayılır. Ama veresiyesi fâizdir. İvazın derhal verilmesi gerekir. Burada rıza da akdi fâsid olmaktan kurtarmaz. Kabul gününe altın veya para götüren kadın, bunu babasının hayrına yapmıyor. Dolayısıyla hediye değildir.

Sual:
Kûveyt’te neşredilen el-Mevsûâtü'l-Fıkhiyye adlı eserde sigaranın mutlak haram olduğunu söyleyenler, Şürünbilâlî, Mesîri, Dürrü'l-Müntekâ sahibi; Sâlim es-Senhûrî, İbrahim el-Lekkânî, Muhammed bin Abdülkerim, Hâlid bin Ahmed, İbn Hamdûn; Necmeddin el-Gazî, Kalyûbî, İbn Allân; Ahmed el-Behûtî gibi isimleri delil gösteriyor. Bu zâtların sözü fıkıhta muteber midir?

Cevap;
Hakkında nass bulunmayan yerde ictihad olur. Tütün sonradan ortaya çıkmıştır. Bunun için bazı âlimler eşyada aslolan ibâhe olduğu için mübah, bazıları keyif verici ve pis okulu olduğu için mekruh, bazıları aklı giderdiği ve bedene zarar verdiği için haram demiştir. Her birinin kendince mantıklı ve muteber delilleri vardır. İbni Âbidin mübah diyenlerin kavlini tercih etmiş. Biz de bununla amel ederiz. Haram diyenler, tütünün şarap, esrar gibi aklı giderdiğini zannediyorlardı. Bugün böyle olmadığı ilmen anlaşılmıştır. Vehhâbî inancına göre de, sigara haramdır. Modern bazı kitaplar, fıkıh kaidelerinin dışına çıkarak, bu tesirle yazılmıştır. Buna dikkat etmelidir. Neticede haram, mekruh veya mübah diyene, şer’î delile istinad ediyorsa bir şey söylenemez. Bahsettiğiniz isimlerin bir kısmı muteber zâtlardır. Diğerlerinin hâli meçhuldür. Bunlara mukabil, Şeyhülislâm Ebülbekâ, Ahmed bin Alî Harîrî, İsmail Mer’aşî, Kâdî Abdurrahîm, Ganîm bin Muhammed Bağdâdî, Şeyhülislâm Behâî, Muhammed Tarsûsî, Muhammed Kehvâkî, Yusuf Decvî, Muhammed bin Abdülbâkî Zerkânî, Abdülganî Nablûsî, Abdurrahmân bin Muhammed İmâdî, Alî Echürî, Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî, Mahmud Sâminî, Osman Bedreddîn, Abdülhakîm Arvâsî gibi âlimler hülâsa itibariyle zarar ve alışkanlık yapmayacak kadar az içilen tütüne haram ve mekruh demekten sakınmalı, kesesine ve sıhhatine zarar vermeyecek kadar az içenleri fâsık, günâhkâr bilmemelidir, diyor.

Sual:
Bir başkasına ait şifresiz wireless bağlantısına bağlanmak caiz midir?

Cevap;
Şifre koymamışsa, başkalarının kullanmasına izin verdiği anlaşılır. Etrafı çevrilmemiş tarladan geçmek gibidir. Ama sürati azalttığı ve başka mahzurlara yol açtığı için kullanmamak iyi olur.

Sual:
Nazar değmesi için nazar eden kişinin nazar edileni görmesi mi lâzımdır?

Cevap;
Nazar, bazı kişilerin gözünden çıkan zararlı şuaların, isabet ettiği kimseye veya nesneye zarar vermesi demektir. İslâm inancına göre nazar haktır. Âyet-i kerime ve hadîs-i şeriflerle sâbittir. Buna karşı korunmak da meşrudur. Bu bakımdan isabet-i ayn’dan, yani nazar değmesinden söz edebilmek için, nazar eden kişinin nazar edileni görmesi şarttır.

Sual:
Milli Piyango bileti almak câiz midir?

Cevap;
Kumardır.

Sual:
İşyerimde üç ay evvel altın bir kolye buldum. Bir sene saklayıp fakirlere verecektim. Kardeşim iş yerimi dekore ederken bir yere kaldırmış. Nereye koyduğunu hatırlamıyor. Bu halde ne yapmak gerekir?

Cevap;
Lukata, bulanın elinde emanettir. Sahibi çıkana kadar bekler. Çıkmazsa fakirlere verir. Kendi fakirse kullanır. Kasdı olmaksızın zayi olmuşsa, ödemesi gerekmez.

Sual:
Diyabet insülinleri domuzdan mı elde ediliyor? Kullanılması caiz midir?

Cevap;
Piyasada çeşitli şekillerde elde edilen insülinler bulunmaktadır. Gerçi domuzdan elde edileni en tesirlisidir. Ancak domuz dışında elde edileni varken, domuzdan elde edilenini kullanmak câiz değildir. Zira domuz eti ve yağını yemeyip başka işlerde kullanmak da câiz değildir. Bulunamazsa devâsı kat’i olduğu ve kullanılması hayatî olduğu için domuzdan elde edileni kullanmak câiz olur.

Sual:
Bana ait tarlanın içinden çıkan define kime aittir?

Cevap;
Üzerinde İslâmî işaretler varsa, lukatadır; beytülmâlin; beytülmâl yoksa, fakirlerin hakkıdır. Kendisi fakirse kullanabilir; fakir olan zevcesine, çocuklarına, akrabasına verebilir. Böyle değilse, yani İslâmî işaretler taşımıyorsa, meselâ üzerinde Roma alâmetleri varsa veya hiç alâmet yoksa, tarla sahibinindir; sahipsiz yerde bulunmuşsa, bulanındır.

Sual:
Marketlerin alışveriş karşılığı verdiği piyango biletleri kumara girer mi?

Cevap;
Müşteri bakımından hayır; ama market bakımından evet. Çıkan ikramiyeyi kullanmak İmam Ebu Hanife'ye göre dârülharbde müşteriye câiz olur.

Sual:
Kolonoskopi yapılması gereken bir hasta, doktorun yanında kadın hemşire bulunduğu için tedaviyi terk etmesi caiz olur mu?

Cevap;
Tedavi için avret yerinin erkeğe veya kadına zaruret mikdarı açılması caiz ve lâzımdır. Bu hususta kadın da erkek gibidir.

Sual:
Bir kimse ülke çapında tanınan, at yarışlarinda ün salmış, iyi cins bir atı damızlık olarak kullanmak niyetiyle satın alsa, atı damızlık olarak kullanabilmesi için ödenmesi mecburi olan bir ücreti jokey kulübüne ödese, kumar günahına bulaşmış olur mu? Bir kimse bu at ile kendi atını çiftleştirmek istese, daha sonra doğacak olan tayı at yarışlarında kullansa damızlık atın sahibi kumar günahına girmiş olur mu?

Cevap;
Kulübe ödenen para kumar parası değildir. Kaldı ki tek işi de at yarışı değildir. Tay, annenin sahibine aittir. Bunu kime dilerse hediye eder veya satar. Bu satış caiz olan bir satıştır. Zira bu tayın at yarışında kullanılması kati değildir. Kullanılması da damızlık hayvanın veya tayın sahibine tesir etmez. Belki tayyip (hoş) bir kazanç değildir.

Sual:
Bazı kişiler insanın kendi idrarının yara, siğil ve benzeri yaralarda faydalı olabileceği ve eskiden bu usulle birçok tedavinin yapıldığını söylediler. Caiz midir?

Cevap;
Tabib-i müslim-i hâzık, yani mütehassıs müslüman tabib söylerse veya tecrübe ile anlaşılmışsa caizdir. İçilmesi haram veya kendisi necis olan bir şey tedavide kullanılabilir. Nitekim Hazret-i Peygamber zamanında sıtmanın deve idrarı ile tedavi edildiğine dair rivayet vardır. Harblerde yaralara mikrop öldürücü olduğu için idrar yaparlardı.

Sual:
Bir kimse, bir başkasını affettiği zaman, aynı zamanda hakkını da helal etmiş sayılır mı?

Cevap;
Mâlî bir hak değilse, affetmek helâl etmek demektir. Mâlî hakları ödeme borcu devam eder.

Sual:
Koca karısına hakkım sana haram olsun derse, kadın kocasının getirdiği yemeği yemesi, verdiği parayı kullanması haram mı olur?

Cevap;
Bu söz mecazdır. Yemesi caizdir, zira nafaka kadının evlilikten doğan hakkıdır. Koca bunu haram edemez.

Sual:
Ev tadilatı için bankadan fâizle kredi aldım. Bunun caiz olmadığını sonradan öğrendim. Ancak iki yıl daha ödemem var. Ne yapmam gerekiyor?

Cevap;
Tövbe günahı siler. Ödeme yapmanın bununla alakası yoktur. Borç her halükârda ödenir.

Sual:
Türkiye’de yaşayan birisinin, yurtdışında İngilizlerin işlettiği bir siteye kredi kartından para yatırıp ve oradan iddaa oynaması, site dârülharbde olduğu için, câiz midir?

Cevap;
Dârülislâmda veya dârülharbde, müslümanla veya gayrımüslimle kumar, iddia, toto, piyango oynamak dört mezhebde de câiz değildir.

Sual:
İslâmiyet'i anlatan bir müzikli videoda alt yazı olarak Kur'an-ı kerim meali verilmesi caiz midir?

Cevap;
Müzik esas itibariyle eğlence vasıtası olduğu için, hoş değildir.

Sual:
Bir kadın yabancı bir bebeği evlat edinirse ve onu emzirirse, kocasına ve kendine mahrem olur mu?

Cevap;
İki buçuk yaşını doldurana kadar bir defa bile emzirse, mahremi olur. Çocuk kız ise, adamın; erkek ise kadının kız kardeşi emzirirse, yine mahrem olur. Aksi takdirde çocuk büyüdüğü zaman, kız ise adama, erkek ise kadına nâmehremdir. Evlâtlık, mahremiyet ve evlenme engeli doğurmaz. Bir başkasının çocuğunu kendi çocuğu ilan etmek câiz değildir. Ancak anne-babasını inkâr etmeden bakıp büyütmek câiz, hatta sevaplıdır.

Sual:
Okuduğum bir yazıda geçen şu ifadeyi izah etmeniz mümkün müdür? “Hanefîlere göre, fâizin illeti, mislî mallarda cins ve miktar birliği; ölçü ile alınıp satılan şeylerde cins ve ölçü birliği; tartı ile alınıp satılan şeylerde ise cins ve tartı birliğidır. Nesîe ribasının illeti ise vadedir. Şâfiî hukukçulara göre, altın ve gümüşte ribâ illeti para olma (semenlik) özelliği, hadiste sayılan diğer dört maddede ise illet "yiyecek maddesi" olmalarıdır.”

Cevap;
İlletin cins ve mikdar birliği olması demek, fadl faizi, altın, gümüş gibi tartıyla ve buğday, darı, pirinç gibi hacimle alınıp satılan mallarda cereyan etmesi demektir. Bir gram altın iki gram altına satılırsa faiz olur. Bir kile pirinç, iki kile pirinç ile satılırsa faiz olur. Bir yumurta iki yumurtaya, bir metre basma, iki metre basmaya satılırsa faiz olmaz. Zira cins bir ise de, mikdar birliği yoktur. Zira aded ile ve mezuro ile ölçülmektedir. Ama nesie faizinde illet yalnızca vade olduğu için, bir kile buğday bir kile buğdaya, bir gram altın bir gram altına, bir metre basma bir metre basmaya, bir yumurta bir yumurtaya vadeli (veresiye) satılırsa faiz olur. Şafii mezhebinde altın ve gümüş tartıyla ölçüldüğü için değil, semen-i galib olduğu için bunlarda faiz cereyan eder. Hanefi ile aynı kapıya çıkmaktadır. Kireç hacim ile ölçüldüğü halde, yiyecek olmadığı için Şafiide faiz cereyan etmez.

Sual:
Çalgılı ilahinin hükmü nedir?

Cevap;

Çalgı, eğlence vasıtasıdır. İlahi ise ibadettir. İkisini bir araya getirmek doğru değildir. Dini tahkir, aşağılamak veya alay için çalgı ile söylenirse o zaman küfre sebep olabilir. Ehl-i sünnet itikadına göre, amel imandan cüz değildir. Yani günah işlemekle, insan imandan çıkmış olmaz. Bu mealde bir fetvâyı, alay veya tahkir için söylenmesi hâline mahsus kabul etmek lâzımdır.



Sual:
Bir kimse, 10 metrekarelik dükkânını, bir başkasına 20 metrekarelik dükkânına satabilir mi?

Cevap;
Satabilir. Ribâ-i fadl, yani fazlalık fâizi, keylî ve veznî, yani tartı veya hacim ile ölçülen mallarda olur. Arazi, bina gibi mesaha ile veya yumurta gibi sayı ile veya kumaş gibi mezuro ile ölçülen mallarda cereyan etmez.

Sual:
Doğum günü kutlamak câiz midir? Câiz ise mumlu pasta bulunması câiz midir?

Cevap;
Doğum günü kutlamak Müslüman âdetidir. Bunda mumlu pasta ise gayrımüslimlerden gelmiştir. Ancak âdettir; dinî bir şey değildir. Câizdir.

Sual:
Üzümleri sıkıp suyunu elde ettikten sonra, şişeye koyarak buzdolabında muhafaza edilse, mahzuru olur mu?

Cevap;
Alkollü içki elde etmek bu kadar kolay değildir. Üzüm suyu içmek câizdir.

Sual:
Bir devlet memuru âmiri olduğu makamda bulunan kayıt dışı bir eşyayı satıp, o parayı yine o müessese için harcayabilir mi?

Cevap;
Evet. Bu işi için umumî izinli sayılır.

Sual:
Kireç, kireç ile vâdeli satılırsa fâiz olur mu?

Cevap;
Hanefî mezhebinde hacim veya tartı ile ölçüldüğü için fâiz olur. Ama Şâfiî mezhebinde yenecek şey olmadığı için fâiz cereyan etmez.

Sual:
Bankadan ev almak için fâizli kredi almıştım. Şimdi daha düşük fâizli bir kredi teklif ediyorlar. Bu sayede borcum düşecektir. Bu krediyi almak câiz midir?

Cevap;
Dârülharbde müslümanın menfaatine olan fâsid akidleri yapması İmam Ebu Hanife’ye göre câizdir.

Sual:
Mezarlıkta yetişen meyve yenilebilir mi?

Cevap;
Kabristanda bulunan ağaç, orası kabristan yapılmadan evvel yetişmiş ise, toprak sahibinin mülküdür. Ağacı ve meyvelerini dilediğine verir. Sahipsiz toprak olup, halk tarafından kabristan yapılmış ise, ağaçlar, meyveler ve toprak, önceden gelen âdete göre kullanılır. Ağaçlar, kabristan yapıldıktan sonra yetişmiş ise, bunları diken malûm ise, o kimsenin mülkü olurlar. Bunları ve meyvelerini fakirlere sadaka verir. Dibe düşmüş çürüyecek meyveleri sahibinin izin vermediği bilinmedikçe alıp yemek câizdir. Fakirse her halde yiyebilir. Ağaçlar, kendiliklerinden yetişmiş iseler, diken kimse bilinmiyorsa, hâkimin kararı ile amel olunur. İsterse, sattırıp, parasını kabristanın ihtiyaçlarına sarf ettirir. Vakıf kabristandaki ağaçlar, meyveler, vakfın şartına göre kullanılır. Şartı bilinmiyorsa, hâkimin kararı ile amel olunur. Bugün için şer’î hâkim olmadığından, sahipsiz toprak veya lukata gibi muamele görür. (Hindiyye-Kerâhiyyet bahsi)

Sual:
% 25 devlet destekli bireysel emeklilik câiz midir?

Cevap;

Burada kişi, bankaya muayyen aralıklarla bir para ödüyor. Bunu eğer 10 sene gibi bir müddetle çekmeyeceğini garanti ederse, devlet % 25 destek veriyor. Banka, bu parayı sahibinin talimatı istikametinde altın, borsa gibi bir fonda nemâlandırıyor veya cari hesapta tutuyor. Müddet nihayetinde o kişiye çeşitli alternatiflere göre, ya yatırdığı mikdar toplu olarak ödeniyor veya emekli maaşı gibi muayyen vadelerde ödeme yapılıyor. Bu aslında bir sigorta veya emeklilik değildir. O kişiye, kendi parası -kârıyla veya zararıyla- ödenmekte, parası bitince ödeme de bitmektedir. Devletin desteği bir ihsan mahiyetindedir. Müddet bitmeden parasını çekmek isterse, bu devlet desteğinden mahrum ve ayrıca cezalı bir şekilde yatırdığı kadarını –o anda hesapta ne varsa- almaktadır. Bunun şer’î prensiplere aykırı bir tarafı yoktur. Banka, bu parayı sahibinin verdiği talimat istikametinde altın, borsa vs fonlarda değerlendirmekte veya tamamen cari hesapta tutmaktadır. Bu fon muamelelerinin şer’î prensiplere uygun olması hâlinde, bizatihi bireysel emeklilik meşru gözükmektedir. Bankada para tutmak ise, her ne kadar bankaların bütün muameleleri şer’î prensiplere uymasa bile, meşru işleri de bulunduğundan, câiz olmaktadır.



Sual:
Yeni doğan çocuğun kırkıncı günü diye birşey var mıdır?

Cevap;
Yeni doğan çocuk ve annesi bu 40 gün içinde bünye itibariyle zayıf olduğu için, hastalık, nazar, büyü, cinnin daha fazla tesir edebileceği endişesiyle âdeten dışarı çıkmamaktadır.

Sual:
Birilerini internette ya da telefondan sahte hüviyet kullanarak işletmek günah mıdır?

Cevap;
İnsanları üzmek, zarar vermek şaka için bile olsa câiz değildir. Meselâ saklanıp ortaya çıkarak korkutmak veya malını saklamak günahtır.

Sual:
Evde hamster, yani fare beslenebilir mi?

Cevap;
Serbest yaşamak âdeti olan hayvanı evde beslemek câiz değildir.

Sual:
Beat Box yapmak, dinlemek, müzik dinlemekle aynı hükümde midir?

Cevap;
Anladığım kadarıyla beatbox ağızla ritim demek. Çalgı sayılmaz, şarkı söylemeye girer.

Sual:
Karışık plaja veya hemcinslerinin olduğu hamama gitmek câiz midir?

Cevap;

İbni Abidin der ki: Hamama gitmek bir ihtiyaçtır. Kendisi avret yerini açmaz, başkasının açık avret yerine de kasten bakmazsa hamama [havuza, avret yeri açık olanların bulunduğu çarşılara, pazarlara] gitmek câizdir. “Âhır zamanda ümmetimin erkeklerinin avret yerleri örtülü olarak da hamama gitmeleri haram olur. Çünki orada avret mahalleri açık olanlar da bulunur. Avret yerlerini açanlara ve başkasının avret yerine bakanlara Allah la'net eylesin!” hadîs-i şerifi, avret yei açık olana bakanlar için veya azîmeti bildirmek içindir. Hazret-i Peygamber, Cuhfe’de hamama gitmiş; eshab-ı kiramdan da gidenler olmuştur.



Sual:
Ahlâk kitaplarında yazdığına göre bir kimsenin kusurunu acıdığı için söylemek gıybet olmamaktadır. Bundan maksat nedir?

Cevap;
Kötülemek, ayıplamak, teşhir etmek maksadı olmaması demektir. Müsait bir ortamda kendisine de söyleyebileceği bir şeydir. Veya işitip kendisini düzelteceği hallerdir.

Sual:
Gıybet edilen kimse ile helâlleşmek şart mıdır?

Cevap;
Bu kimse kendi arkasından konuşulduğunu duymazsa; tövbe ve istigfar etmekle ve ona hayır dua etmekle affolur. Helâlleşmeğe lüzum yoktur. Zira kalbi kırılmaz, üzülmez, hak da geçmez. Ama Allah hakkı, günah olur. Tövbe kâfi gelir. Ama işitmişse, kalbi kırılır ve kul hakkı da geçer. Bu takdirde, tövbeden başka, helâlleşmek de lâzımdır.

Sual:
Birçok hadis-i şeriflerde emire, sultana itaatin ehemmiyeti tebarüz ettirilmiş. Bugün için siyasetçilerin icraatini tenkit; seçimlerde iktidardaki siyasetçiye karşı çalışmak câiz midir?

Cevap;
Hadîs-i şeriflerde kasdedilen sultan, İslâm devletinin reisidir. Meşru şekilde başa geçmiş halifedir. Şimdiki siyasetçiler değildir. Ama bunlara da itaat etmek, kendisini tehlikeye atmamak dinin icabıdır. Ayrıca gıybet ve iftira haramdır.

Sual:
Devlet öğrenci kredisi veriyor. Bunu almak câiz midir?

Cevap;
Geri ödemede fâiz tahakkuk ettirilmediği, beyaz eşya fiyatına endekslendiği için, şart lağv (geçersiz) olsa bile, kredi sahihtir. Ödeme zamanı altın kıymeti istenebilir. Talebenin ihtiyacı yok ise, almaması daha münasip ise de, ödemeye gücü yetenin alması câizdir. Kredi, fâizli olsaydı, sadece nafakaya muhtaç olan talebenin alması câiz olurdu.

Sual:
Aralarında hürmet-i müsahare olan iki kişi evlenebilir mi?

Cevap;
Evet. Karı-koca arasında zaten hürmet-i müsahare vardır.

Sual:
Mübah olan işlerde “Allah aşkına”, “Allah için”, “Allahını seversen”, “Allahın adını verdim” gibi ifadeler kullanmanın bir mahzuru var mıdır?

Cevap;
Dünyalık talepler için bu tabirleri kullanmak hiç uygun değildir. Karşı taraf bir mecburiyet ve mükellefiyet altına girmez. Yani yapmasa günahkâr olmaz.

Sual:
Birisi bana bir şey için söz verdi. Sonra o şeyi bana vermeyip, başka birine verdi. Kendisine söz verilen kimse, “Sen bana söz verdiğin için bu benim hakkımdır” diyebilir mi?

Cevap;
Hayır. Ancak söz verip de özürsüz tutmamak mekruhtur.

Sual:
Sıvı yağa necâset düşerse ne yapmak gerekir?

Cevap;
Su ile çalkalayıp, üste ayrılan yağ alınır. Meselâ yağı çömleğe koyarak üzerine bir misli su döker ve çalkalar. Biraz durunca yağ suyun üstüne çıkar. Ve çömleği altından delerek suyu akıtır veya üstteki suyu bir yere ayırıp suyu döker. Bunu üç defa tekrarlayınca yağ temizlenir. Necâset karışmış sütü, balı, pekmezi temizlemek için, biraz su ile karıştırıp, su uçuncaya kadar kaynatılır. Bu suyun mikdarı için İbni Abidin’de bir misli kadar diyor.

Sual:
Makine ile kesilen tavuk yenir mi?

Cevap;
Makine bıçak gibidir. Her hayvan kesilirken besmele söylemek gerekir. Makine ile aynı anda birkaç tavuk kesiliyorsa, hepsi için düğmeye basarken tek besmele yetişir. Zira bu tek bir fiil sayılır. Ama makine tavukları peşpeşe kesiyorsa, o zaman her tavuk kesilirken ayrı besmele gerekir. Zira her biri ayrı bir fiil sayılır. Hanefî mezhebinde, besmele kasden terk edilirse, o hayvan yenmez. Unutarak terk edilmişse, yenir. Şâfiî mezhebinde kasden de, unutarak da olsa besmele çekilmemiş hayvanı yemek câizdir. Piyasada satılan tavukları, bir Müslüman besmele ile veya ehl-i kitab kendi dinine göre Allah’ın ismini söyleyerek kesmiş diye hüsnü zan ederek yemek câizdir. Araştırmak lâzım değildir. Besmele çekilmediği iyi bilinen bir hayvanı, Şâfiî mezhebini takliden yemek câiz olur. (İbni Abidin, Zebâih)

Sual:
Sukuk tatbikatı caiz midir?

Cevap;
Sukuk, sakk kelimesinin çokluk hâlidir. İslâm tarihinde, borcun tevsik edildiği vesikalara (sertifikalara) sakk denir. Resmî sened manasına da kullanılır. 1978 tarihinden beri İslâm dünyasında yayılmaya başlayan sukuk tatbikatında, bir şirket (veya müessese, meselâ hazine, mevzuattaki adı ile kaynak kuruluş), gayrımenkul, tayyare, gemi, otomobil gibi kiralamaya elverişli mal varlıklarını bir aracı şirkete (mevzuattaki adı ile varlık kiralama şirketi) kiralamak ve geri almak şartıyla satmaktadır. Sadece bu gibi mallar değil, her türlü hak ve alacaklar da bir havuzda toplanıp, bu şekilde satılabilmektedir. Bu varlık kiralama şirketi de, satın aldığı mal varlığını sukuk (sertifika) adıyla tahvile dönüştürüp, halka arzetmek suretiyle satmaktadır. İlk şirket, sattığı malı kiralamaktadır. Bunun aracı şirkete ödeyeceği kiralar, halka arzedilen sukukun geliri olarak halka dağıtılmakta ve aracı şirket de buradan kâr elde etmektedir. Kararlaştırılan müddetin sonunda, mal tekrar eski sahibine satılmakta; sukuk da, arzedildiği fiyattan geri alınmaktadır. İslâm âleminde bu sisteme 1978 yılından beri rastlanmaktadır. İcâre sertifikası (kira sertifikası) adı da verilmekte ve fâizsiz bir sistem olarak takdim edilmektedir.
Burada birden fazla muamele vardır. Öncelikle şirketin veya şahısların alacaklarını satmaları caiz değildir. Yalnızca borçluya aynı fiyattan satılabilir. Alacak, Hanefîlerden İmam Züfer ile Mâlikî ve Şâfiîlere göre borçludan başkasına da satılabilir; ama bu da bir başkasına satamaz. Dolayısıyla aracı şirkete satılan şirketin alacakları ve hakları hiç olamaz. Bugün finans şirketlerinin sukuk tatbikatı, murabaha, leasing, selem gibi enstürmanların ortaya konması suretiyle yapılmaktadır. Bu ise alacakların satılmasından başka bir şey değildir ve cevaz verilemez.
Eğer satılan şirketin gayrımenkul, tayyare, gemi gibi kiralamaya elverişli bir mal ise, satışın bir tarafa menfaat getiren şarta bağlanması, meselâ kiralamak şartıyla satmak fâsiddir. Akdi ifsad eder, bozar. Üstelik hiçbir satış zamana, vadeye, ta’likî veya infisahî bir şarta bağlanamaz. Muayyen bir zaman için yapılan satış bâtıldır.
Mamafih muayyen bir zaman için yapılan satışı, kira olarak kabul edenler vardır. Ama bu sefer kiracının, kiraladığı malı kiralayana tekrar kiralaması bâtıldır. Hatta böyle bir akid yapılırsa, yani kiralayan, kiraladığı malı, kiracıya kiralarsa, birinci kiranın da geçersiz olacağı yönünde görüşler vardır.
Bu satış muamelesi, İslâm tarihinde fâizsiz kredi bulma zaruretinden dolayı umumi prensiplere aykırı olarak kabul edilmiş bey bilvefâ ve bey bilistiğlâl adlı satış akidlerine benzetilebilir. Bunlardan birincisi, bir malı, bedeli getirildiğinde her zaman geri almak hakkı veren satıştır. İkincisi ise bir malı satana kiralamak şartıyla yapılan satıştır. Her ikisi de âlimler arasında ihtilâflıdır. Fıkıhta bunu fâsid satış, sahih satış ve rehin olarak gören üç görüş vardır.
Bunu sahih bir satış kabul edenlerin görüşüne itibar edilirse, müddet konuşmamak kaydıyla satış tamamdır. Ancak mal aracı şirketin olur; her türlü risk de ona aittir. Meselâ gayrımenkul yıkılsa, bu zarar aracı şirkete aittir. Halbuki sukuk sisteminde bu risk ilk şirkete aittir. Varlık kiralama şirketi, hakikî manada mal sahibi olmadığı gibi, kaynak kuruluş da hakikî manada kiracı değildir. Satılan mal hiç kullanılmasa bile, aracı şirkete kira adıyla bir meblağ ödenmektedir. Üstelik riskin satana ait olması şart edilirse, bey bilvefâ, sahih satış olmaktan çıkar. Üstelik bey bilvefânın gayrımenkuller üzerinde yapılması şarttır. Menkul mal üzerinde yapılırsa, rehin sayılır ve rehin hükümleri cereyan eder.
Eğer bey bilvefâyı rehin olarak görenlerin görüşüne itibar edilirse, malın tekrar ilk şirkete kiralanması bâtıldır. Akdi de bozar. Zira rehin verilen malın rehin verene kiralanması câiz değildir.
Sukuk (sertifika) sahiplerine ödenen kâr payı ise tahvil fâizinden başka bir şey değildir. Zira bunun hiçbir meşru karşılığı yoktur. Zira bu muamele hakiki ve şer’î manada bir kira akdi sayılamaz. Sukuk sistemi, şirketin halktan tahvil yoluyla borç para toplamasından başka bir şey değildir. Şu halde halka ödenen kâr payı tam manasıyla faizdir.
Sukukun, halka arzı neyin karşılığıdır? Kaynak şirkete ait mal, halka mı satılmaktadır? Öyle ise böyle bir satış, satış akdinin şartlarına uymamaktadır. Sukukun arzı, halktan borç para toplamak ise, bu kabul edilebilir. Ancak sukuk senedlerinin elden ele dolaşması, tedâvül etmesi câiz değildir. Yukarıda da söylendiği üzere, borcun borçludan başkasına satılması câiz değildir. Buna cevaz verenler de en fazla bir kişiye satılması câiz görür. Nitekim çek, sened ve bonolar da ancak bir defa ciro edilebilir. Şu halde bir kimse elindeki sukuku başkasına devredemez.
Finans şirketleri, sukuk tatbikatının câiz olduğunu iddia ededursun; Türkiye’de aklı başında birkaç fıkıhçı tatbikatı tetkik ederek, bundaki gayrımeşru noktalara işaret eyledi. İslâm İşbirliği Teşkilâtı’na tâbi İslâm Fıkıh Akademisi 2012’de Cezayir’de toplanarak sukuk sisteminin haram olduğuna dair fetvâ neşretmiştir. Netice itibariyle sukuk tatbikatı, bu hâliyle İslâm hukukuna uygun değildir. Ancak İmam Ebu Hanife, fıkıh ahkâmına uymayan bazı muamelelerin dârülharbde müslümanın menfaatine olmak kaydıyla câiz hâle geleceğini ictihad etmiştir. Buna istinaden dârülharbde sukuk tatbikatına cevaz verilebilir.

Sual:
İki kişi, arabalarını, her biri kullanmak üzere, muayyen bir zaman için değişseler fâiz olur mu?

Cevap;
Âriyet, bir bedel karşılığı olursa, âriyet olmaktan çıkar. İcâre (kira) akdine dönüşür. İcâre akdinde ise, ücret ile akid mevzuu olan menfaatin aynı cinsten olmaması lâzımdır. Bir evde oturma karşılığı, başka bir ev veya bir şahsın hizmeti mukabilinde başka birinin hizmeti kiralansa câiz olmaz. Fâiz şâibesi vardır. (Bedâyi, Hindiyye, Bahrürrâik, İbni Abidin, Dürer) Nitekim Nesefî’nin Erbaîn adlı eserinde diyor ki: İki kişi, mesela öküz veya at veya araba veya dükkân veya tarla veya tezgâhlarını, her biri muayyen bir zaman kullanmak üzere değişseler, fâiz olur. Eğer değişmişlerse, her ikisi de verdikleri mal için ecr-i misl (emsal kira) isteyebilir. Ancak kiralanan şey ile ücret aynı cinsten değilse câiz olur. Nitekim satış (bey) akdinde semen olmağa elverişli olan şey, icârede bedel olmağa elverişli olduğu gibi, semen olmağa elverişli olmayan şeyler dahi icâre bedeli (ücret) olabilir. Meselâ bir hayvan mukabilinde yahud bir hânenin süknâsı (oturma hakkı) mukâbilinde bir bostan kiralanabilir. (Mecelle, madde 463). Arabalarını muayyen bir zaman için değişmek isteyen iki kimse, bunu aynı mecliste şart etmemelidir. Önce birisi arabayı âriyet alır. Aradan bir müddet geçip, meclis değiştikten sonra diğeri ötekinin arabasını âriyet alır. Bu takdirde ikisi birbiri karşılığı olmadığı için câiz olur. Her ikisinde de âriyet hükümleri cereyan eder.

Sual:
Kurşun dökmek câiz midir?

Cevap;
İlaç kullanmak gibidir. Câizdir.

Sual:
Su dolu kovanın içine necaset düşse ne yapmak gerekir?

Cevap;
Bu necaset, suyun üç sıfatından (renk, koku, tat) birini değiştirmese bile, o su necis olur. İçilmez, temizlikte kullanılmaz. Bu kovaya müstamel su (abdest veya guslde kullanılmış su) karışırsa, necis olmaz. Zira müstamel su, necis değildir. Ancak içindeki su kadar karışırsa, mukayyed su olur. Bununla abdest ve gusl alınamaz. İçindeki müstamel su kadar taşırılırsa, kovada kalan su ile abdest ve gusl alınır.

Sual:
Bir hükümdar, bir kanun koysa, mesela tütünü yasaklasa veya bir yere bir vali tayin etse, sonra da vefat etse, o kanun veya o tayinin hükmü devam eder mi?

Cevap;
Emirülmüminin (müminlerin emiri) insanların maslahatı, yani umumun iyiliği için bir şeyi emreder veya yasaklarsa, mesela tütün içmeyi yasaklarsa, öldükten sonra da bu yasak devam eder. Yeni emirülmüminin bunu kaldırırsa, o zaman başka. Aynı şekilde hükümdarın yaptığı tayinler de böyledir. Bir halifenin vefatıyla tayin ettiği vâli, kâdı azledilmiş olmaz (İbni Abidin).

Sual:
İki kişi, ayrı cinsten birer teneke buğdayı değişseler, bu tenekelerin hacmi farklı olduğundan, fâiz doğar mı? Tartmak gerekir mi?

Cevap;
Faiz olmaz. Zira teneke aynı mikdarı ifade eder. Buğday, tartarak değil, hacim ile ölçülür, alınıp satılır. Bu birer teneke buğday, aynı cins ise, bu satış câiz olmaz. Zira bu değişmede bir fayda yoktur.

Sual:
Porsuk kılından yapılan traş fırçasını kullanmak caiz midir?

Cevap;
Câizdir. Hınzır dışında, eti yenen veya yenmeyen hayvanlardan şer’î kesimle veya kendiliğinden ölenlerin derisi, kılı tabaklanınca temiz olur, kullanılır.

Sual:
Bir çocuk, bulûğa ermeden evvel kul hakkı bulunan bir günah işlese, bulûğa erdikten sonra helâlleşmesi lâzım mıdır?

Cevap;
Çocuk veya deli, birisine maddî bir zarar vermişse, malını kırmış veya uzvunu yaralamış ise, bunu kendi malından öder. Velisi veya vasisi bu ödemeyi çocuğun malından yapar. Çocuk fakirse, zengin olduğu zaman öder. Bulûğa erdikten sonra zengin olursa, o zaman öder. Hiç zengin olmadan vefat ederse, bir hak mevzubahis değildir.

Sual:
Vesvese hakkında malumat veren bir kitap tavsiye edebilir misiniz?

Cevap;
Böyle bir kitap işitmedim. İmam Gazalî’nin İhyâ ve Kimyâ kitaplarında verdiği malumat kâfi ve nâfidir.

Sual:
Ali’nin evi var, Zeyd’in yok, Osman’ın var. Ali kendine yeni bir ev almak istiyor. Bunun için kendi evini Zeyd’e veriyor ve yeni ev alana kadar bu evde oturmaya devam ediyor. Sonra kendisine yeni bir ev buluyor ve bunu almak için bankadan kredi almaya Zeyd ile beraber gidip, gelirlerini gösterip Ali için kredi çekiyorlar. Ali’nin maaşı yetmediği için kredi alamamaktadır. Alınan kredinin yüksek mikdarını Zeyd ödeyecektir. Geri kalanını Ali ve az bir mikdarını Osman ödeyecektir. Bu muamelenin mahzurlu tarafı var mıdır?

Cevap;
Evi olmayan bir kimsenin, karz-ı hasen (faizsiz borç) bulamıyorsa, faizle kredi çekmesi nafaka olduğu için câiz görülmüştür. Ama evi olan faizli kredi alamaz. Krediyi Ali alabilir. Bunu geri ödemede Zeyd veya Osman yardım edebilir. Veya kredi borcunu kısmen ya da tamamen Zeyd ve Osman’a havale edebilir. Vekil asil gibidir. Asil için câiz olmayan bir şeyi yapmak, vekil için de câiz olmaz.

Sual:
Üzüm çekirdeğinin zararlı olduğu dinî âdâb kitaplarında azıyor. Tabibler de tavsiye ediyor. İki sözün arası nasıl birleştirilir?

Cevap;
Âdâb kitaplarında men edilen, bütün olarak yenilmesidir. Çiğnenerek veya ezilerek yenebilir.

Sual:
Kadınlar, saçlarını deve hörgücü gibi yapmaktan hadis-i şerif ile men ediliyor. Bundan kastedilen tam olarak nedir?

Cevap;
Uzun saçı örmek, at kuyruğu yapmak ya da ensede toplamak caizdir. Tepede toplamak hadis-i şerif ile men edilmiştir.

Sual:
Şâfiî mezhebinde, bir kilo kireç bir kilo kirece veresiye satılırsa veya bir kilo kireç iki kilo kirece peşin satılırsa fâiz olur mu?

Cevap;
Hayır. Şâfiî mezhebinde fâiz olması için, mübadele edilen (satılan) malların altın ve gümüş ya da yiyecek maddesi olması lâzımdır. Kireçte bu tahakkuk etmez. Ama Hanefî mezhebinde her ikisi de fâiz olur. Zira bu mezhebde keylî veya veznî olarak satılan malların birbirlerine peşin satılması hâlinde birinin fazla olması, yahud aynı mikdarda oldukları halde veresiye olması hâlinde fâiz doğar.

Sual:
Elektrik faturası elektrik idaresi çalışanları veya dükkân sahibinin dikkatsizliği sebebiyle elimize son ödeme gününden sonra geçse, bu kişinin gecikmeden dolayı ödenen fâiz sebebiyle bir dinî mesuliyeti var mıdır?

Cevap;
Bir işte kasıt yoksa, günah da yoktur.

Sual:
Bir kimsenin, övüldüğü zaman estağfirullah demesi doğru mudur?

Cevap;
Nezâket ve tevâzu icabı söylenen bir sözdür. Ben bu övgüye lâyık değilim; böyle sanmaktan dolayı Rabbimden istiğfar dilerim demektir.

Sual:
Ölüm hastasının hastalık müddetince yaptığı muameleler neticesinde kazanan taraf, kazandığının bir kısmını veya hepsini harcarsa, ölüm hastasının alacaklıları ve vârisleri ne yapabilir?

Cevap;
Ölüm hastası, ölüm hastalığında malının borçlarından arta kalan kısmının üçte birinden karşılıksız harcama yapabilir. Ölürse, yaptığı bu muameleler geriye doğru tenkis edilir. Kazananlar, ödemekle mükelleftir.

Sual:
Abdest veya guslederse hasta olmaktan korkan kimsenin de teyemmüm etmesi câiz olur mu?

Cevap;
Su bulamayandan başka, hastanın ve çok yaşlının teyemmüm etmesi câizdir. Sağlam kimsenin, abdest alırsa, hasta olacağından korkmasının teyemmüm için özür olup olmaması hususunda iki kavil vardır. Bir kısım âlime göre câiz olmaz. Oruç tutunca, hasta olacağından korkarsa, orucu kazâya bırakması câiz olur diyen âlimler, hasta olmaktan korkanın teyemmüm etmesi câiz olur dediler. Zarar vermek, kendinin çok zannetmesi veya müslüman, âdil ve mütehassıs bir tabibin haber vermesi ile anlaşılır. Âdil bulunmazsa, fıskı zâhir (açık) olmayan Müslüman tabibin sözü de kabul edilir. Müslüman tabib yoksa, kendi kanaatine göre hareket eder. (Tahtâvî-Merâkı’l-Felâh hâşiyesi).

Sual:
Resulullah efendimizin ayakta su içtiğine dair hadis-i şerifler mevcuttur. Bundan dolayı ayakta su içmek sünnet midir?

Cevap;
Hazret-i Peygamber, suyun oturarak içilmesini emir buyurmuştur. Kendisi ayakta su içmiş ise de, bunun zemzem olduğu ve hürmeten ayakta içtiği veya seferde oturacak yer bulamadığı için ayakta içtiği bildirilmiştir. Şu halde zemzem, abdestten artan su ve ilaç için içilen su dışında suyun oturarak içilmesi sünnettir.

Sual:
Gençken haberi olmadan dayımın parasından aldım. Şimdi o parayı yerine koysam, ama helâlleşemesem, mesuliyetten kurtulmuş olur muyum?

Cevap;
Haksız yere alınan para yerine konup tövbe edilince mesuliyet biiznillah düşer. Mal ise ve kullanılmışsa, helâlleşmek icab eder.

Sual:
Cihad ile emr-i ma’ruf aynı şey midir?

Cevap;
Hâdimi, Berika’da lisan âfetleri kısmında diyor ki: Cihad, lugatta cehd etmek, meşakkat çekerek çalışmak, çok uğraşmak demektir. Tabir, yani ıstılahî mânâsı ise, Allah’ın dinini yaymak demektir. Cihad da dört çeşittir: 1.Nefsi ile cihad. Dinin emirlerini öğrendikten sonra, onları yerine getirmek üzere kendi nefsi ile mücâhede etmek demektir. En kıymetli cihad budur. Onun için buna Hazret-i Peygamber’in tabiriyle “cihâd-ı ekber” denir. 2.Şeytan ile cihad. Şeytan, insanı doğru yoldan ayırmaya uğraşır. Ona vesveseler verir. Onun verdiği şüphe ve süslü gösterdiği haramlardan uzak durmak mücâhededir. 3.Kâfirlerle cihad. Müslümanlara saldıran, Müslümanlığın yayılmasını, insanların Müslüman olmasını, Müslüman olanların da dinlerinin icaplarını yerine getirmesini engelleyen hükümetlerle yapılan mücâhededir. Cihâd denince ilk anlaşılan budur. Bu da fiilen, sözle ve dua ederek olur. İslâm devleti, cihâd ilan edince, gücü yeten Müslümanların bu davete icabet edip cihâda gitmesi farz-ı kifâyedir. Umumî seferberlikte herkese farz-ı ayn olur. Kâfirlere İslâmiyeti tebliğ etmek, kavlî (dil ile) cihâd olur. Buna da gücü yetmeyen, Müslümanların gâlibiyeti, kâfirlerin mağlubiyeti ve Müslüman olmaları için dua eder. 4.Fâsıklarla cihad. Bu ise emr-i ma’ruf ve nehy-i münkerdir. Müslümanlardan dinin emirlerine aykırı hareket edenleri bu işten men etmek demektir. Bu da el, dil veya kalb ile olur. Münker, kendisinde Allahü teâlânın rızasının bulunmadığı söz ve fiillerdir. Ma’ruf ise bunun zıddıdır. Hazret-i Peygamber, Sizden biriniz bir münker gördüğü zaman eliyle, gücü yetmezse dili ile men etsin. Buna da kâdir olmazsa, kalben buğzetsin!” buyurmuştur.
Cihâd ile, emr-i maruf ve nehy-i münker arasında bazı farklar vardır:
1-Cihâd, kâfirlere karşı silahlı veya propaganda, espiyonaj, dezenformasyon gibi vasıtalarla mücâdele etmektir. Emr-i maruf ve nehy-i münker ise, Müslümanlardan emri yapmayan veya münker işleyenlere yapılır. Kâfirler, dinin emirleri ile mükellef değildir ki, onlara emr-i maruf yapılsın.
2-Cihâdın şartı, düşmanların tecavüzüdür. Emr-i maruf ve nehy-i münker ise, bir müslümanın dinin sınırlarına tecavüzü hâlinde, yani dinin emrini yapmayan veya münkerini yapan bir müslüman görüldüğü zaman yapılır.
3-Cihâdı ancak hükûmet yapar. Müslümanlar hükümetin emriyle cihâda çıkar. Emr-i maruf ve nehy-i münker ise herkes tarafından yapılır.
4-Cihâd, kâfirleri Müslüman yapmak için değil, hâkimiyet altına alıp zararsız hâle getirmek için yapılır. Emr-i ma’ruf ise, bizzat şahsın düzeltilmesi maksadına matuftur.
5-Düşmanın galebe çalacağı bilindiği zaman, cihâda girişmek câiz olmaz. Ama emr-i ma’ruf ve nehy-i münker böyle değildir. İşiten kimse için faydadan uzak değildir. Fâsık, bir din kardeşini, kendisini kötülükten alıkoymak için gayret ederken gördüğü zaman, tesir altında kalabilir. Kâfirler, küfrün hak olduğuna inanmaktadır. Ama fâsık, müslümandır.
6-Cihâd üç şekilde yapılabildiği gibi, emr-i maruf ve nehy-i münker de üç şekilde yapılır. İmam Ebû Hanîfe’nin de bulunduğu âlimlerin bir kısmına göre, el ile yapmak muhtesibin (hükümetin), dil ile yapmak âlimlerin işidir. Avam ise, o kötü işe kalben buğzeder. Zira halkın el veya dil ile emr-i ma’rufa kalkışması, fitne ve fesada yol açar. İmam Ebû Yusuf ve İmam Muhammed’in de aralarında bulunduğu diğer âlimlere göre, bir müslümanı günah işlerken gören ve gücü yeten herkes el ile veya buna gücü yetmezse dil ile emr-i maruf ve nehy-i münker yapabilir. Ancak iş yapıldıktan sonra, sadece hükümet ceza verebilir. Emr-i ma’ruf ve nehy-i münker ceza değil; engellemedir.
7-Emredilen veya nehyedilen şeyin, üzerinde icma olunmuş bir şey olması veyahud fâilinin helâl veya haram oluğuna itikad ettiği bir husus olması lâzımdır. İhtilâflı meselelerde emr-i maruf ve nehy-i münker yapılmaz. Bir âlimin münker dediği, bir âlimin cevaz verdiği hususta emr-i maruf ve nehy-i münker olmaz. Terk edilen amel veya işlenen münker, namaz kılmamak, oruç tutmamak gibi umumi bir şey ise herkes yapabilir. Değilse avam tarafından değil, ancak o meselenin aslını bilenlerce yapılabilir.
8-Emr-i ma’ruf ve nehy-i münker, alenî söz ve fiillere yapılır. Bunun için insanların gizli hayatını takip etmek câiz değildir. Ancak hükümet, maslahat sebebiyle bunu yapabilir ve meselâ o kişinin evine müdahale edebilir.
9-Kendisi ma’rufu yapmayan veya münkeri işleyen kimsenin, o hususta emr-i ma’ruf ve nehy-i münker yapma mükellefiyeti düşmez. Yapmazsa, ayrıca günaha girmiş olur. Bununla beraber, kendi yapmadığı şeyi, başkasına söyleyen kimsenin sözü tesirli olmaz.

Sual:
Bülûğa erdikten sonra Müslüman olan bir erkek sünnet olur mu?

Cevap;
Beyhakî ve Taberânî’de rivayet edilen bir hadis-i şerifte, “Sünnetsiz adam, seksen yaşında da olsa, müslüman olunca yine sünnet edilir” buyuruldu. İbni Abidin ve Şir’atü’l-İslâm’da der ki: İmana gelen yaşlı adamın sünnet olması şart değildir. Hiç olmasa da olur denildi. Çünki sünnet, avret yerinin görünmesi için özür olmaz diyenler de vardır. Hadîka ve Berîka’da diyor ki: Müslüman olan yaşlı adam ve hastalar, sünnetin acısına dayanamazlarsa, sünnet edilmezler. Sünnet derisinin altını yıkamak farz olduğu için, Şâfi’îde sünnet olmak şarttır. Netice itibariyle Müslüman olan kimsenin sünnet olması lâzımdır. Ancak avret yerini göstermemek için sünnet olmaz diyenler varsa da, bu zayıf bir kavildir. Sünnet için avret yerini açmak özür olur.

Sual:
Bülûğun alt sınırı nedir?

Cevap;
Bülûğ çocuk yapabilme kabiliyetini kazanmak demektir. Bu da kişiden kişiye değişir. Kızlarda 9, erkeklerde 12 yaşını tamamlamakla başlar, 15 yaşını dolduruncaya kadar devam eder. Bu yaşları doldurmak değil, bu yaşlara girmenin esas alındığı bir başka kavil de vardır. İmam Muhammed Asl adlı eserinde her ikisi de zikrediliyor. Mecelle, doldurmayı esas almıştır (m. 986). 15 yaşına geldiğinde hâlâ bülûğa ermemişse, ermiş kabul edilir. Dinî, şer’î ve cezaî mesuliyeti başlar.

Sual:
Bir işe iltimas ile giren kimse, pişman olup tövbe etse, o işte çalışmaya devam edebilir mi? Aldığı maaş helal olur mu?

Cevap;
Bu hareket, münferid bir harekettir. Kazancın helal olup olmadığına tesir etmez. Çalışmaya devam edilebilir. Eğer işe alma, münhasıran işe alan kimsenin takdirinde ise, hepten câizdir.

Sual:
Adı, anne adı ve doğum tarihine göre ebced hesabıyla insanların karakteri, su-toprak-hava veya ateş olmak üzere tesbit ediliyor. Muhyiddin Arabî’ye varan bir ilim olduğu söyleniyor. Ben de yaptırdım. Ben su, nişanlım ise ateşmiş. Bu evliliğin sıkıntılı olacağı söylendi. Nasıl hareket etmek gerekir?

Cevap;
Ebced hesabı, Arab alfabesinde harflerin rakam değeri bulunduğu faraziyesine dayanan bir sanattır. Daha ziyade hâdiselere tarih düşürmek için edebiyatta kullanılır. İnsanların karakteri, olmuş veya olacak hiçbir hâdise buna bağlanamaz. Eski hükemâ (Yunan filozofları) insanlardaki hormon ifrazatını nazara alarak, demevi, lenfavî, safravî ve sevdavî olmak üzere dört karakter türü tesbit etmiştir. Bunun tayini de doğum gününe ve isme göre değil, fizikî hususiyetler nazara alınarak olur. Bugünki ilim, bu tasnife ehemmiyet vermemektedir. Binaenaleyh aklen ve dinen ciddiye alınacak bir husus değildir. İnsanların burcu, doğum tarihi değil; genetik hususiyetleri, doğup büyüdüğü çevre, karakterinde çok daha tesirlidir.

Sual:
"Müslümana sövmek fısk, onunla kıtâl etmek küfrdür" hadis-i şerifine göre, müslümanı öldürmek küfr müdür?

Cevap;
Bu hadis-i şerifin mânâsı, masum bir insanın katlini helâl, mübah görerek öldürmek veya dövüşmek küfrdür, demektir.

Sual:
Fıkıh kitaplarında geçen ihtiyar kadın ifadesinden 55 yaştan yukarı olan kadınlar mı anlaşılır?

Cevap;
Yaş veya hayızdan kesilmesi değil, görünüşü esastır. Görünüş itibariyle acûze denen bir hâle gelmiş, normal olarak erkeklerin arzulamayacağı kadın ihtiyar kadın demektir.

Sual:
Para veya mal yahud bir menfaat karşılığında hakkını helâl etmek câiz midir?

Cevap;
Para karşılığı helâlleşmek caizdir. Haktan para, mal veya menfaat karşılığı ferağ (vazgeçmek) meşrudur. Bir alacak mevzubahis ise, bu mikdarda sulh olunmuş, demektir.

Sual:
Fıkıh kitaplarında “Hükümdarın tütün içmeyi yasaklaması hâlinde, tütün içilmesi haram olur” diye yazıyor. Bir şeyin haram olması için ya hakkında bir nass olmalı, ya da müctehidlerden birinin haram demesi lâzım değil midir? Helâle haram demek küfre sebep olmaz mı?

Cevap;
Müminlerin emiri olan kişi, umumun menfaati için bir mübahı emredebilir veya yasaklayabilir. O zaman bu işi yapmak veya yapmamak haram olur. Eşyada aslolan mübahlıktır. Sonradan ortaya çıkan sebeplerle haram olabilir. Tütüne mübah diyen âlimler de sağlıklı biri için makul mikdarda içilmesini nazara almıştır. Ama insanların çoğu bu kaideye uymadığı için zarara uğramış, üstelik nikotine alışarak bağımlı olmuştur. Tütün dumanı ile üstünü başını kirlettiği gibi, başkalarına da zarar vermiştir. Tütüne mübah diyenlerin zamanından bu zamana fen bilgileri çok inkişaf etmiştir. Bugün sigaranın azının bile sıhhatli bir insan için zararlı olduğunda bütün ilim adamları müttefiktir. Şu halde tütünün yasaklanması gayet makuldür. Fıkha da aykırı değildir. Helâl olduğu hakkında nass bulunan veya sahih icmaya varılmış bir şeye haram demek tehlikelidir. Ancak haram olduğu ihtilaflı bir mevzuda haram diyenlerin görüşünü söylemek küfr olmaz. Tütüne haram diyen âlimler de vardır, mekruh veya mübah diyenler de.

Sual:
Bid'at ehline karşı nasıl davranmak gerekir?

Cevap;
Herkese güler yüz ve tatlı dil ile muamele yapmak; kimseyi kendisine düşman edinmemek dinin icaplarındandır. Bid’at ehliyle görüşmemek, selâmını almamak, ona güler yüz göstermemek dârülislâma ait hükümlerdir. Bid’at ehlinin böylece yanlışını anlayıp intibaha gelmesi umulur. Kaldı ki bir kimsenin bid’at ehli olup olmadığını anlamak herkes için kolay değildir. İlim sahibi olmak lâzımdır. Çoğu kendi cemaatine veya şeyhine mensup olmayanları bid’at ehli görmektedir.

Sual:
Piyasada dolaşan ve Sakal-ı şerif denen hatıraların ziyareti ve öpülmesi meşru mudur? Bunların hakikaten Hazret-i Peygamber’e ait olduğu nereden bellidir?

Cevap;
Hazret-i Peygamber traş olduğunda, Sahabiler saç ve sakal kıllarını paylaşır; hatıra olarak saklarlardı. Hasta oldukları zaman bu kılı suya koyup bu suyu içerlerdi. Vefat ettiklerinde gözlerinin üzerine konmasını vasiyet ederlerdi. Sahabe-i kiramın tatbikatı delildir. Bu bakımdan sakal-ı şerif ziyareti meşrudur. Resulullah aleyhisselâmı hatırlamaya ve kalbin rikkatine vesile olur. Bugün elde bulunan sakal-ı şeriflerin bazısının şeceresi vardır. Hepsine hüsn-i zan etmek lâzımdır. Maksat Resulullah’ı hatırlamaktır, sakal değildir. Öpmek lâzım değildir. Hatta sırayla öpülürse, sıhhî bakımdan muvafık olmayabilir. Önüne gelip hürmetle bakar, salavat getirir.

Sual:
Dârülharbde devlet hazinesini soyan ya da devlet malına zarar veren, meselâ karayolunu tahrib eden kişi kul hakkına girer mi? Girerse, kimin hakkına girmiş olur?

Cevap;
Dârülharbde hazine insanların maslahatına harcanıyorsa, buna zarar vermekle, bu insanların hakkına girilmiş olur. Karayolu, zâlim hükûmetin israfı değildir. Kâfir hükûmetin malı da değildir. Bir karayoluna zarar veren de, doğrudan veya dolaylı olarak karayolundan istifade edenlerin hakkına girmiş olur.

Sual:
İsmi Mustafa olan kişileri Musti diye çağırmak câiz midir?

Cevap;
Mustafa ismine hakaret kasdı yoksa ve o kişi de bundan dolayı üzülmüyorsa câizdir.

Sual:
Mülk Allah'ın olduğuna ve devlet de fakirlere bakmak zorunda olduğuna göre fakir bir kimse devlet arazisine gecekondu yapıp oturabilir mi?

Cevap;
Şer'î bir devlette, kimse hazine arazisine ev yapamaz; bu araziyi ekip biçemez. Fakir olmak da bu hususta imtiyaz temin etmez. Fakir ise malı kadar yaşar. Kirada oturur. Hiç malı yok ise, çalışır. İş bulamıyorsa veya çalışacak vaziyette değilse devlet kendisine bakar. Bakmazsa dilenir. Mülk Allah’ındır sözü, o mânâya gelmez.

Sual:
Krediye ihtiyacı olan bir kimsenin ne yapması gerekir?

Cevap;
Kendisine kredi verecek bir arkadaşından karz-ı hasen (borç) alır. Bunu bulamazsa, sermaye sahibi arkadaşı ile kâr-zarara ortak olabilir. En nihayet muamele satışı yapabilir. Arkadaşından borç alır. Ödenecek faiz mikdarı kadar bir malı, mesela bir kalemi borç veren borç alana o fiyata veresiye satar. Mesela ihtiyacı olan 100 lira borcu alır; 15 lira faizi de kalem bedeli olarak borç verene borçlanır. Toplam 115 lira borçlanmış olur. Fâizle kredi almak câiz değildir. Yatırım, kâr, işyeri vs fâizli kredi için bahane sayılmamıştır.

Sual:
Hadis-i şerifte “Benim için ayağa kalkmayınız!” buyrulduğu halde, büyükler gelince niçin ayağa kalkıyoruz?

Cevap;
Resulullah aleyhisselâm kendisi için ayağa kalkılmasını sevmezdi. “Acemlerin yaptığı gibi, siz de benim için ayağa kalkmayınız” buyurmuştur. Fakat âlimlere, sâlihlere, velîlere, soylulara, yaşlılara ikram için ayağa kalkmak câizdir. Nitekim Resulullah aleyhisselâm Adiyy bin Hatem, İkrime gibi kabile reislerine bizzat ayağa kalktığı gibi; Ensar’ın büyüklerinden Sa'd bin Muaz geldiği zaman da “Kavminizin büyüğüne ayağa kalkınız” buyurdu. Acemler, zenginlere ve makam sahiplerine ta’zim için ayağa kalkardı. Meşru olan ayağa kalkma, ta’zim için değil, ikrâm içindir. “Büyüklerine hürmet etmeyen bizden değildir” hadis-i şerifi vardır. Hürmet, âdete göre değişir. Netice itibariyle yukarıdaki hadis-i şerif kendi hususî hâlini bildirmektedir. Ayrıca ayağa kalkılmasını isteyen ve seven birisi için ayağa kalkılmamasına da delâlet eder.

Sual:
Apartman boşluğuna ayakkabı ve sair eşya koymak câiz midir?

Cevap;
Apartman boşluğunda, ayrıca her katın sahanlığında apartmandaki bütün dairelerin hissesi vardır. Bu sebeple buraya çıkarttığı ayakkabıyı burada bırakmak; başkaca eşya koymak caiz değildir. Paspas, gazete sepeti gibi eşyalara örfen izin vardır. Apartman sahanlığına ayakkabıları çıkartmak, çöp koymak, Müslüman nezahatine aykırıdır. Üstelik ayakkabıların çalınmasına veya zarara uğramasına sebebiyet verir.

Sual:
Erkek için avret mahallinin üst sınırı nereden başlar?

Cevap;
Erkeğin avret yeri göbeğinin altından diz kapağının altına kadardır. Göbeğin altından murad, göbekten geçerek bedeni kuşak gibi saran ve bulunduğu yerden her tarafa aynı uzaklıkta bulunan çizginin altıdır. Göbeğin altından tenasül uzvunun etrafındaki kılların bitim noktasına kadar olan kısım İbnü'l-Fadl'ın hilafına rağmen avrettir. Müteahhirîn ulemasından İbnü’l-Fadl bu hususta âdete itimad etmiştir. (İbni Abidin, Bakma ve Dokunma bahsi)

Sual:
Papazlara mahsus şapka giymek Müslüman için neden câiz değildir?

Cevap;
Bir müslümanın haç takması, zünnar kuşanması ve papaz şapkası giymesinin, gayrımüslim bayramlarını kutlamak ve âyinlerine tazim etmenin küfre sebep olacağı muteber fıkıh kitaplarda ve fetvâlarda yazılıdır. Naklî delili şu hadîs-i şeriftir ki, Resulullah aleyhisselâm, “Müslüman ile kâfiri ayıran, serpuşudur” buyuruyor. Kadı Beydâvî tefsiri ve Şeyhzâde hâşiyesinde Bakara suresinin İnnellezîne keferû diye başlayan âyet-i kerimesinin tefsirinde gıyâr (küfr alâmetleri) bahsinde bu hükümler anlatılıyor. Aklî delil ise, gayrımüslimlerin inançları icabı yaptığı işleri Müslümanların yapması, kendi dinlerini tahkir manasına geleceği için küfre sebep oluyor.

Sual:
Cünüb iken tırnak kesmek veya kan aldırmanın hükmü nedir?

Cevap;
Cünüb iken traş olmak, tırnak kesmek, kan aldırmak mekruhtur. Bunun sebebi, vücudun bir uzvunu gusülsüz olarak vücuddan ayırmaktır. Nitekim “Kesilen her kıl, neden beni zayi ettin diye soracaktır” mealinde gusletmeden kasık tıraşı olmayı men eden hadîs-i şerif vardır. Fukaha, tırnak ve saçı da buna kıyas etmiştir. (Şir’atü’l-İslâm)

Sual:
Bir kimse telef ettiği kıyemî malı tazmin ederken ne zamanki kıymetini esas alacaktır?

Cevap;
Telef ettiği andaki kıymetini altın üzerinden öder.

Sual:
Alışveriş yaptığımız market bize bir çekiliş kartı verdi. Buradaki şifreyi falanca numaraya kısa mesaj atınca çekilişe katılmak uygun mudur?

Cevap;
Kısa mesaj ücreti, çekilişi yapan şirkete gidiyorsa, kumar olur. Değilse, telefon operatörüne gidiyorsa, kumarda menfaat üçüncü bir şahsa ait ise yine kumar olur. Kısa mesaj ücretinin çok az olması, bu muamelenin kumar olmasına tesir etmez. Mükâfat çıkarsa, dârülharde kullanmak câiz olur, kumar günahı bâki kalır.

Sual:
Kadının kulağını iki ayrı yerden deldirmesi caiz midir?

Cevap;
Örfe bakılır.

Sual:
Karikatür çizmenin hükmü nedir?

Cevap;
Hadîs-i şerifler, canlı resmi çizmeyi men etmektedir. Ancak kaynaklardaki bilgilerden, hürmet makamında olmadan, gazete ve mecmualara karikatür çizmenin caiz olduğu anlaşılmaktadır.

Sual:
Cenâze evinde, cenaze sahibinin yemek dağıttırması câiz midir?

Cevap;
Cenaze evinden yemek dağıtılması mekruhtur. Komşuların ve yakınların yemek yapıp götürmesi gerekir. Cafer Tayyar vefat ettiğinde Resulullah aleyhisselâm, “Cafer’in evine yemek götürünüz. Şimdi onlar kederlerinden bu işle uğraşacak halde değildir” buyurdu. Komşuların getirdiği yemeği, gelip gidenlere ikram etmek câizdir. Uzaktan gelen misafirler için yemek hazırlamaları da caizdir.

Sual:
Dinî muhtevalı bir internet sitesi kurmak istiyorum. Ancak bunu okuyan birisinin alay etmesinden ve oraya kötü bir yorum yazmasından mesul olur muyum?

Cevap;
Dinî bilgisi olmayan kimselerin dinî muhtevalı site kurması mahzurludur.

Sual:
Sakalı jiletle kazımak ile makine ile almak arasında fark var mıdır?

Cevap;
İkisinin de hükmü aynıdır. Şu kadar ki, Mâlikî mezhebinde bir kavle göre sakal veya vücuddan bir kılın kazınması, abdesti bozar.

Sual:
Osmanlılar neden çocuklarına Muaviye ismini vermemiştir?

Cevap;
İsim âdete tabidir. Muaviye söylenişi zordur. Şit, Hud, Şuayb, Elyasa gibi çok peygamberin ve çok sahabilerin de ismi Türkler arasında âdet olmamıştır. Ama Türkler Muaviye yerine, onun künyesi olan Ebu Yezid veya kolay söylenişiyle Bayezid ismini çok koymuştur. Arablar zaten künyeyi daha çok kullanır. Muaviye ismine fazla rastlanmamasından, Türklerin Şia’ya meyilli olduğu gibi bir mânâ çıkarmak doğru değildir.

Sual:
Ana bir baba ayrı (üvey) hala veya teyze mahrem midir?

Cevap;
Evet. Aynen öz hala ve teyze gibidir.

Sual:
Hanefî mezhebinde mahremi olmayan bir kadın hacca veya umreye giderse, bu ibadeti sahih olur mu?

Cevap;
Hac ve umre sahihtir. Mahremsiz gitme günahı ayrıdır. Bir ibâdeti yaparken, ayrıca günah işlenirse veya farzları dışındaki şartlarına uyulmazsa, bu ibâdetten sevab hâsıl olmaz. Yani yapan borçtan kurtulur; ama sevab alamaz.

Sual:
İntihar eden, ebedî cehennemde mi kalacaktır?

Cevap;
İntihar büyük günahlardan olmakla beraber, imanı varsa ebedî cehennemde kalmaz. Hazret-i Peygamber, “Bir kimse bir demirle intihar etse, Cehennemde ebedi olarak demiri elinde karnına dürter durur. Bir kimse zehir içerek intihar etse, Cehennemde ebedi olarak onu içer durur. Bir kimse de kendisini uçurumdan atarak intihar etse, Cehennemde ebedi kendini atar durur” buyurmuştur. (Tirmizî). Amel, imandan parça olmadığı için, ulema bu gibi hadisleri, haramı, helal olduğuna inanarak yapan kimseye hamletmiştir.

Sual:
İntihar edenin cenaze namazı kılınır mı?

Cevap;
Dürrü’l-Muhtâr’da diyor ki: “Kendini öldüren kimse, bu işi kasten bile yapsa, yıkanır ve namazı kılınır. Bununla fetva verilir. Velev ki, günahı, başkasını öldürmekten daha büyük olsun”. Nitekim Hazret-i Peygamber buyurdu ki: “Üç şey sünnettendir: Her imamın arkasında namaz kılmak ki, namazın sevâbı sana, vebâli onadır. Her emir ile cihâd ki, ecri sana, şerri ise onun üzerinedir. Ehl-i tevhidden her ölünün namazını kılmak, intihar etmiş de olsa” (Deylemî). İmam Ebu Yusuf’a göre intihar edenin cenaze namazı kılınmaz. Zira Müslim'de geçtiği üzere Resulullah aleyhisselâm kendini öldüren birinin namazını kılmamıştır. Pek çok âlimler bu Yusuf’un kavlini tercih etmiştir. Ancak İbni Abidin der ki: Hadis-i şerif, intihar edenin cenaze namazının kılınmayacağına delâlet etmez. Zâhire bakılırsa, Resulullah aleyhisselâm başkalarını böyle bir işten menetmek için kılamamıştır. Nitekim Resulullah, borçlunun cenaze namazını da kılmamıştır. Bundan, onun namazını eshab-ı kiramdan da kimsenin kılmamış olması lâzım gelmez. Çünkü onun namazı ile başkasının namazı bir değildir. Anne babasından birini öldüren kimse ile kısas ile öldürülünce ve devlete isyan edip veya eşkıyalık yapıp, muharebe sırasında ölen kimsenin cenaze namazı kılınmaz.

Sual:
Yabancı bir kimsenin bulunmadığı kabristana başörtüsüz ve açık kolla girilebilir mi?

Cevap;
Caiz ise de, tesettüre dikkat etmek edebdendir. Hazret-i Aişe, Hazret-i Ömer, kendi odasına gömüldükten sonra, araya bir perde çekmiştir. Beden ölmüş ise de, ruh diridir ve cesediyle irtibat hâlindedir.

Sual:
İtikada ve ameldeki şirk aynı şey midir?

Cevap;
İtikaddaki şirk, birden fazla tanrıya inanmak; Allah’a ma’bud olarak ortak koşmak demektir. Allah’dan başka bir şeyin yaratıcı olduğuna, tapınmaya değer oluğuna inanmak böyledir. Böyle kimse müşrik olur; dinden çıkar. Ameldeki şirk ise, bir ameli Allah rızası için değil, başka maksatla yapmaktır. Bu kimse, dinden çıkmaz. Eğer şartlarına uymuş ise ameli de sahihtir. Ancak bu ibâdete mahsus sevablara kavuşamaz.

Sual:
Hanefî mezhebinde mekruh tahrimî veya tenzihî olmak üzere iki çeşittir. Şâfiî mezhebine göre ise tek çeşittir. Şâfiî mezhebinde kişi tahrîmen mekruh olan bir şeyi işlese bile günaha girmez mi?

Cevap;
Mekruh işleyen, haram işlemiş olmaz. Âhirette ateşle azaba duçar olmaz. Mekruhun bazı çeşidinde ateşle azab olur diyen âlimler vardır. Hanefî mezhebinde tahrimen mekruh olan bazı ameller, Şâfiî’de haramdır. Şâfiî mezhebine göre mekruh, şeriatın terkedilmesini kat’i ve bağlayıcı olmadan istediği şeydir. Bunu terkeden medhedilir, sevap alır; yapan da zemmedilmez, cezalandırılmaz.

Sual:
Gazetelerdeki astroloji sayfasını okumak, kendisine uyduğunu söylemek; fincanı kapatıp rastgele şeyler anlatmak şirke girer mi?

Cevap;
Niyete bakar. İslâm inancına göre, gaybı ancak Allah bilir. Kendisinin veya başkasının da bildiğine inanmak şirktir. Komiklik olsun diye ve merak sâikiyle astroloji sayfalarını okumak veya falcının sözünü dinlemek yahud söylemek veya “Olabilir” şeklinde tahmin yürütmek şirk olmaz ise de, harama veya küfre düşme tehlikesinden kaçınmak lâzımdır.

Sual:
Mushaf, bir kese, çanta, torba, sandık içinde ise veya mendile, kâğıda sarılı ise abdestsiz olarak dokunmak ve taşımak câiz olur mu?

Cevap;
Mushafa abdestsiz dokunmak câiz değildir. Bu takdirde kendisine dokunulmuş olmamaktadır. Câizdir.

Sual:
Gayrımüslimlere meâl veya Kur’an-ı kerim dağıtmak câiz midir?

Cevap;
Meâl dağıtılabilir. Ama mushaf olmaz, zira bilerek veya bilmeyerek hakaret edebilir. Hakarete vesile olmamalıdır.

Sual:
Süt kardeş, kişinin öz kardeşi gibi mahrem midir?

Cevap;
Evet. Bununla evlenmek câiz değildir. Ancak nafaka ve miras mevzubahis olmaz. Ayrıca süt kardeşler genç ise, fitneye yol açmamak için dikkatli olunması gerektiği; mahrem yerlerini birbirine göstermekten, başbaşa kalmaktan ve beraber yolculuk yapmaktan sakınılması gerektiği bütün bunların genç süt kardeşler için tenzihen mekruh olduğu fıkıh kitaplarında yazar.

Sual:
Şâfiî mezhebindeki bir kadının, Hanefî mezhebini taklid ederek yüzünü örtmemesi özür olur mu?

Cevap;
Bu zamanda Şâfiî mezhebindeki kadınların, yüz örtmenin âdet olmadığı yerlerde Hanefî'ye uyarak el ve yüzlerini örtmemesi iyi olur. Kıyafetlerde bulunduğu yerin âdetine uymak, fitne çıkarmamak sünnet icabıdır.

Sual:
Bir kimseye annesi “Sevabı bana bağışlanmak üzere ölümümden sonra her sene bir hatim okut!” diye vasiyet etse, ne lâzım gelir?

Cevap;
Kur’an-ı kerim okumak için adam kiralamak caiz olmadığı, ancak okuyana okuduktan sonra teberru olarak hediye verildiği için, böyle bir vasiyete uymak lâzım değildir. Ancak hediye edilen hayır ve hasenattan ölü fayda görür. En güzeli vârisinin kendisinin okuması veya mümkünse ölüyü tanıyıp seven bir emin kimseye hatim okuması için ricada bulunması; bunun sonunda da o kimseye üçte iki altın liradan az olmayacak şekilde bir hediye vermesidir.

Sual:
Zarara uğrayan bir kimse kendisine zarar verene aynısını yapabilir mi?

Cevap;
Hayır, tazmin isteyebilir. "La darar ve la dırar", zarara uğrama da yok, zarar verme de yok, hadis-i şeriftir.

Sual:
Bir kadın, manto veya çarşafsız olarak sokağa çıkabilir mi?

Cevap;
Elbisesi dar, ince, süslü veya açık değil ise çıkabilir.

Sual:
Arkadaşlarla pikniğe gidiyoruz. Herkes eşit para veriyor. Ama herkes aynı yemiyor. Böyle bir organizasyon caiz olur mu?

Cevap;
Rıza olduğu için caizdir. Bezzâziyye’de der ki “Yolcular, azıklarını karıştırırsa veya eşit para verip yiyecek alarak yerlerse her ne kadar farklı yeseler bile câiz olur”. (Berika, Âfâtü’l-Yed)

Sual:
Erkeklerin taktıkları gümüş yüzükte ağırlık limiti var mıdır?

Cevap;
Erkeklerin gümüş yüzük takmaları câizdir. Tirmizî’de Büreyde’nin rivayet ettiği bir hadis-i şerifte demir, bakır ve tunçtan yüzük edinmeleri men olunduktan sonra şöyle gelmiştir: “Gümüşten yüzük edinin; ağırlığı da bir miskali geçmesin.” Bir miskal, takriben 4,8 gram ağırlığındadır. Bundan daha ağır yüzük edinmek câizdir. Hadis-i şerif vücub bildirmemekte; evlâ olanı beyan etmektedir. Yani gümüş yüzüğün 4,8 gramı geçmemesi efdaldir. (Berika, Âfâtü’l-Yed)

Sual:
Zarar veren hayvanların boğularak veya yakılarak öldürülmesi câiz midir?

Cevap;
Zarar veren hayvan, acı çekmeyecek şekilde öldürülür. Suda boğmak ve ateşte yakmak câiz değildir. Ancak başka türlü öldürülmesi mümkün değilse veya çok zorsa, câiz olur. Hâkim’de geçtiği üzere İbni Mes’ud der ki, Minâ’da zehirli bir yılana rastladık. Resulullah öldürmemizi emretti. Yılan bir deliğe girdi. “Yuvayı ateşe verin” buyurdu. Üzerinde karınca bulunan odunu silkeledikten sonra yakmak câiz olur. (Berika, Âfâtü’l-Yed)

Sual:
Çocuğun avret yerine bakmak câiz midir?

Cevap;

Küçük çocuğun avret yerine bakmak câizdir. Resulullah aleyhisselâmın huzurunda, torunları Hasan ile Hüseyn’in küçükken önü açık bulunduğu rivayet olunur. Bunun sınırı ise konuşacak çağa gelmektir ki umumiyetle 4 yaş olarak takdir edilmiştir. (Berika, Âfâtü’l-Ayn)

İbni Âbidin hazretleri, “Pek küçük oğlan ve kız çocuğun avret yeri yoktur. Binaenaleyh bunlara bakmak ve dokunmak mübahtır. Bu da dört yaş ve daha azıyla tefsir edilmiştir. Bu yaştan yedi veya dokuz veya on yaşına kadar olan çocukların avret yeri sev’eteyndir, yani ön ve arka uzuvlarıdır” dedikten sonra, bu sınır için yaş tayin edilmeyeceğini, gösterişli bir hale gelince avret yeri cihetiyle büyükler gibi olduğunu söylemektedir. Yine de küçük çocuğun da avret yerine, hizmetiyle meşgul olanlardan başkasının bakması münasip değildir. Çocukları küçük yaştan itibaren edebli giyinmeye alıştırmak gerekir. Bülûğa ermemiş çocuğun yaptığından, buna izin veren, mâni olmayan anne ve babası mes’uldür. Çocuk, mükellef değildir.



Sual:
Yılbaşında hindi satan lokantada yemek yemenin mahzuru var mıdır?

Cevap;
Yılbaşında hindi yemenin de, hindi satmanın da mahzuru yoktur. Hindinin, Hıristiyanlıkla bir alâkası bulunmamaktadır. Âdettir.

Sual:
Hadîs-i şerif kitaplarında, Hazret-i Aişe’den rivayetler vardır. Kendisi, erkek sahabe ile konuşur muydu?

Cevap;
İlim için görüşülür. Hazret-i Âişe, müminlerin annesidir; kimseyle evlenmesi caiz değildir. Kaldı ki misal olarak gönderdiğiniz hadîs-i şerifin râvisi Urve bin Zübeyr, Hazret-i Âişe’nin kızkardeşinin oğludur. Kendisinden rivayet edilen hadislerin çoğu, mahremi olan akrabalarından nakledilmiştir.

Sual:
İslâmiyet denilince akla neden hemen yeşil renk gelmektedir?

Cevap;
Yeşil renk, dinin şiarı olarak görülür. Resulullah’ın en çok giydiği ve sevdiği üç renkten biridir. Cenneti, sukûneti, istikrarı sembolize eder. Eskiler, pabuç, paspas, lazımlık gibi hakaret mahalli eşyanın yeşil olmamasına dikkat ederdi.

Sual:
İnşaat mühendislerinin şantiyede baret takmalarının mahzuru var mıdır?

Cevap;
Kanuni veya sıhhî mecburiyet özür olur.

Sual:
Ramazan ayında oruç tutmayanlara yiyecek satmanın hükmü nedir?

Cevap;
Ramazan ayında lokantaların iftar ve sahurda açılması münasiptir. Zira haram işlenmesine bile bile vesile olmak tahrimen mekruhtur. Yiyecek paket yapıp verilebilir; ama masaya servis yapılmaz. Satmaya veya servis yapmaya bir şekilde mecbur ise, yiyenin seferî veya gayrı müslim yahud özürlü olduğuna hüsnü zan edilir.

Sual:
İnternete video yükleyip, reklam göstermesine müsaade ederek para kazanmak caiz midir?

Cevap;
Câizdir. Reklamın muhteviyatı, kazancın cevazına değil, kerahatine tesir eder.

Sual:
Kadınların araba kullanması câiz midir?

Cevap;
Hazret-i Peygamber’in, kadınları ata binmekten men ettiğine dair bazı hadis-i şerifler vardır. Bu sebeple fıkıh kitaplarında kadınların ata binmelerinin câiz olmadığı yazar. Nitekim İbni Abidin hazer ve ibâha bahsinde der ki: Bir müslüman kadın eğere binmemelidir. Çünkü hadîs-i şerif vardır. O da şudur: «Cenab-ı Hâk eğerler üzerindeki ferçlere lânet etmiştir.» Bu hadîsin aslı olmadığı rivayet edilmişse de, bu lafızda vârid olmadığı anlatılmak istenmiştir. Aksi takdirde hadîsin manâsı sabittir. Zira Buhârî ve başka kitaplarda şu hadîs vardır: «Allah Resulü kendilerini kadınlara benzeten erkeklere ve kendini erkeklere benzeten kadınlara lanet etmiştir». Taberânî'nin rivayet ettiği hadisle şöyle denilmektedir: «Bir kadın boynuna yay astığı halde Resulullah'ın yanından geçti. Manzarayı gören Peygamber aleyhisselâm buyurdular: «Allah kadınlardan kendisini erkeklere, erkeklerden de kendisini kadınlara benzetene lânet etmiştir.» Kadın, meşru bir maksadla ata binebilir. Bu halde de ya bir mahreminin yedeğinde olacak, yahud atı bir mahremi çekecektir. Ulemâ bu hadîs-i şerifleri nazara alarak, kadınların araba sürmesine cevâz vermemiştir. Ancak kadının sürücü olmamak kaydıyla arabaya binmesi câiz görülmüştür. Mesele atta da, arabada da sevk ve idarenin kadında olmaması keyfiyetidir. Nitekim Asr-ı Saadet’te hanımlar bir dâbbeye (ata, merkebe, deveye vs) bindikleri zaman, Hazret-i Peygamber mahremlerinden birinin terdîfini yedekte gitmesini veya yularını tutmasını emrederdi (Buhârî, Müslim).

Sual:
Favori uzatmak uygun mudur?

Cevap;
Evet. Âdete tâbidir. Erkeklerin yanak üzerine saç uzatması, Yahudilere benzemek sebebiyle kerih görülmüştür. Bu hususta hadîs-i şerif vardır. Yahudiler, favori bırakmaz; başlarının iki tarafından yanak üzerine saç uzatır, hatta bu saçları bukle bukle yaparlar. Hadîs-i şerifte kast edilen budur.

Sual:
Yemek seçmenin dinen mahzuru var mıdır?

Cevap;
Yok ise de, müslümana yakışan nimete hürmet etmektir. Hazret-i Peygamber, önüne gelen yemeklerden sevdiğini yer; sevmediği hakkında menfi bir şey söylemezdi.

Sual:
“Bir zâlime yardım edene, Allahü teâlâ o zâlimi musallat eder.” hadis-i şerifini nasıl anlamak gerekir?

Cevap;
O zâlim, ona da kötülük yapar. Zira zulm, onun cibilliyetinde vardır. Zâlime yardımdan kaçındırmak için söylenmiştir.

Sual:
Fıkıh kitaplarında şöyle bir ifade geçiyor: “Özür sahibi olan, namaz vakti çıkınca abdesti bozulmuş olur. Öğleden başka dört namazdan birinin vakti girmeden evvel aldığı abdest ile bu namazı kılamaz. Çünki öğle namazının vakti başlarken, bir namazın vakti çıkmıyor.” Abdestin bozulması için bir namaz vaktinin çıkması lâzım olduğuna göre, sabah vakti çıktıktan sonra aldığı abdest ile öğle kılınabilirken, sabah namazı için aldığı abdest ile öğle namazı kılınamaz mı?

Cevap;
Sabah için aldığı abdest, öğle vakti girene kadar devam eder. Sabah, güneş doğduktan sonra aldığı abdestin hükmü, öğlenden sonra da devam eder.

Sual:
İade ettiğim mamule mukabil bana para yerine alış-veriş çeki verdiler. Ben de oradan yeni bir mal almak yerine, bu çeki paraya dönüştürmek istiyorum. Aynı paraya versem kimse almaz. Mesela 100 liralık çeki 80 liralık devretmek uygun mudur?

Cevap;
Mesele çek ve senedin cirosuna benziyor. Her ne kadar para değil, mal karşılığı ise de, daha altına bozdurmak zarara sebebiyet vermektedir. Alacağın daha düşük bedelle satılması fâiz olur. Bu bakımdan 100 liralık çekin 80 liraya satılması câiz görülemez. Aynı bile olsa Hanefî mezhebinde alacak yalnızca borçluya satılabilir. Ancak İmam Züfer’e ve üç mezhebe göre daha düşük bedelle olmamak üzere başka birine de satılabilir. Mesele şöyle halledilebilir: Karşı taraf istediği 100 lira değerindeki mamulü 80 liraya alması için çekin sahibini vekil tayin eder. Vekil, elindeki çek ile malı alır. 80 lirayı vekâlet verenden alır. Vekil, şart edilen bedelin üzerinde mal almışsa, bu aradaki farkı üstlenir.

Sual:
Marketler alış-veriş yapanlara, hediye çeki vermektedir. Bu çeki başkasına satmak caiz midir?

Cevap;
Mağaza, hediye çeki vereceğini akid sırasında söylemişse, akdi ifsad eder. Zira taraflardan birine faydası olan şart, akdi ifsad eder (bozar). Akid sırasında söylenmemişse, önce veya sonra söylenmişse, akde zarar vermez; ancak şarta uymak da lâzım gelmez. Mağazaların verdiği hediye çeki, o mağazadan o mikdarda mal alma hakkıdır. Hakkın bedel karşılığında devrinde örf ve âdete bakılır; yani böyle bir örf varsa, bedel karşılığında devredilebilir. Ancak bu bedel, çekin kıymetinden az olmamalıdır. Buna doğrudan fâiz denemese bile, şüpheli şeylere girdiği açıktır. Bazı şirketler, çalıştırdığı elemanlara mesela belli bir mağazadan 100 liralık kıyafet çeki vermektedir. Bu da şirketin, o mağazadan alacağını gösteren seneddir. Bunu da değerinden aşağısına satmak câiz değildir. Mesela 100 liralık çeki, devretmek istediği kimseye verir. Bu kimse, vekil sıfatıyla 100 liralık mal alır. Çekin sahibi bu malları o kişiye 80 liraya satar.

Sual:
Fıkıh kitaplarında “Yenilen ve içilen şeyler acı olmamalıdır.” diyor. Biber, turşu yiyoruz. Bazı yemeklere acı katıyoruz. Bunları yememeli miyiz?

Cevap;
Biber, turşu acı değil, yakıcıdır. Zıddı serinleticidir. Nane, okaliptüs, serinleticidir. Yakıcı başkadır, acı başkadır. İlaç acıdır. Salatalık, patlıcan bazen acır. Misvak erak veya zeytin ağacından olur; ama nar ağacından olmaz, zira acıdır. Acı, insanın tabiatını bozar. Ancak acıyı da yemek haram değildir. Nitekim “Her acı şifâdır, zehir hariç; her tatlı zehirdir, bal hariç” demişlerdir. Burada kast edilen, insana faydalı gelen şeyler, acı olabilir.

Sual:
Abdülkâdir Geylânî Gunyetü’t-Tâlibîn kitabında, “Bir kimse, bir günâh işleyeni gördüğünde, kendine zarar gelmek ihtimali bulunduğu zaman, acaba men' etmesi câiz olur mu? Bize kalırsa olur. Hatta çok kıymetli olur.” Öte yandan fitne çıkartma ihtimali varsa emr ve nehy yapılmaz deniliyor. Nasıl hareket etmelidir?

Cevap;
Fitne başkadır; kendisine zarar gelme ihtimali başkadır. Bir tüccar, emr-i maruf yaparsa, kendisinden alış-veriş yapanlar azalabilir. Ama fitne çıkmış olmaz.

Sual:
Bir kimse hâline muvafık yeni bir ev almak için mevcut evini satılığa çıkarsa, fakat henüz mevcut evini satamadan, bulduğunu kaçırmamak için yeni bir evi satın alsa, bu evin kalan borcunu ödemek için, kredi alması câiz midir?

Cevap;
Oturabilecek bir ev için faizsiz borç bulamayan, faizli borç alabilir. Herkesin ihtiyaç eşyası hâline göredir. Zengin ise, gecekonduda otursun, denemez. Köşk, lüks bir apartman dairesi, onun için ihtiyaç eşyası sayılır.

Sual:
Ekmekte, ayrıca portakal gibi pek çok meyvenin kendisinde ve kabuğunda alkol vardır. Öte yandan, kefir ile yoğurt sütten yapıldığı; her ikisinin teşekkülünde de alkol açığa çıktığı halde, kefir haram iken, yoğurt helâl oluyor. Bunun sebebi nedir?

Cevap;
Kefir mayalanarak elde edilen alkollü bir içkidir. Alkol teşekkül etmeyen olgun bir meyve yoktur. Bunlardan meyvelere, ekmeğe şeriat izin vermiştir. Şeriatin yasak ettiği alkol içilmez. Yoğurtta alkol teşekkül ettiğini hiç işitmedim.

Sual:
Kayıt dışı çalışan bir işçi, isteğe bağlı sigorta olsa, günahtan kurtulur mu?

Cevap;
Mesuliyet işverene aittir. İşçinin dinî bir mesuliyeti yoktur. İsteğe bağlı sigorta olması lâzım gelmez.

Sual:
Elektrik faturalarını devletin ödediği devlet mekteplerinde, muallimlerin bu elektriği kullanması, mesela bununla demlediği çayı içmesi uygun mudur?

Cevap;
Caizdir. Devlet bu kadarına tolerans gösterir.

Sual:
Balıkla yoğurt yemek câiz midir?

Cevap;
Bu fıkhî bir mesele olmamakla beraber, mütehassıslar, balık ile süt mamullerinde bulunan histamin maddesinin bir araya geldiği zaman, vücuddaki histamin seviyesinin yükselmesi sebebiyle bazı kimselerde zehirlenmelere yol açtığını söylüyor. Bu sebeple bilhassa balık tutulduktan üç gün sonra yeniyorsa veya balığın tutulduğu su temiz değilse yahud tutulduktan sonra uygun şartlarda hemen soğutulmamışsa, yanında süt, peynir ve yoğurt yenmesinin mahzurlu olduğuna dikkat çekiyor.

Sual:
Kokmuş yemek yemek câiz midir?

Cevap;
Kokmuş etin yenmesi câiz değildir. Tereyağı, süt, nebatî yağlar böyle değildir. Çorba gibi yiyecekler koktuğu zaman necis olmuş sayılmaz. (Berika)

Sual:
Soğan veya sarımsak iyen kimse câmiye gidebilir mi?

Cevap;
Soğan, sarımsak, pırasa, tütün gibi kötü kokulu bir şey yeyip içen kimsenin câmiye gitmesi mekruhtur. Hadis-i şerif ile men olunmuştur (Müslim, Ebu Davud, Taberânî). Zira bundan başkalarını rahatsız etmek bahis mevzuudur. Eğer kişi unutarak veya vakit girene kadar kokusu kaybolur zannıyla yemiş ise câmiye gitmemekle mazurdur. Böyle olmayarak yerse, mescide gitmeyip namazı evde kılması gerekir; cemaati terk ettiği için de mesul olur. (Berika, Âfatü’l-Beden)

Sual:
Kısa kollu gömlek ile namaz kılmamak için askıda asılı bulunan bir ceketi giyebilir miyiz?

Cevap;
Başkasının elbisesini onun izni olmadan giymek mekruhtur. Ya hep uzun kollu gömlek giymeli, yahud da kısa gömlek giydiği zaman ceket ile gezmelidir. (Berika, Âfâtü’l-Beden)

Sual:
Yolu kısaltmak maksadıyla boş bir arsadan geçmek câiz midir?

Cevap;
Duvar, tel, parmaklık veya hendek yapılmamış ise, yani insanın ve hayvanın girmesine mâni bir şekilde çevrili değilse, oradan bir hâcet için ve zarar vermeden geçmek câizdir. Aksi halde câiz olmaz. (Berika, Âfâtü’l-Kadem)

Sual:
Yemekten sonra birinin elini açıp dua etmesi ve diğerlerinin âmin demesi câiz midir?

Cevap;
Yemekten sonra birinin elini açıp dua etmesi ve diğerlerinin âmin demesi hakkında ne bir hadîs ve ne de selef-i sâlihînden bir haber işitilmiştir. Fakat beis olmaması umulur. (Berika, Âfâtü’l-Batn)

Sual:
Hadis-i şerifte, “Zina eden, aynı şeye maruz kalır” buyurulmaktadır. Bu musibete uğramamanın çaresi yok mudur?

Cevap;
Tevbe etmeyen içindir. Pişman olup, tevbe etmelidir.

Sual:
Almanya’da gayrımüslim komşularımızın ikram ettiği et yemeğini yiyebilir miyiz?

Cevap;
Ehl-i kitabın, yani Yahudi ve Hristiyanların kestiği et ve ikram ettiği yemek temizdir, yenebilir. Âyet-i kerimede buna müsaade vardır. (Mâide 5)

Sual:
Mâlikî mezhebinde hürmet-i musahare var mıdır?

Cevap;
Mâlikî de Şâfiî gibidir. Yani ancak nikâh altındaki zifaf ile hürmet-i musahare meydana gelir. Ancak Mâlikî’de fâsid nikâh zifafı da hürmet-i musahareye sebep olur. Zina, şehvetle dokunma Hanefî dışındaki üç mezhebde de hürmet-i musahare meydana getirmez.

Sual:
Vesveseden kurtulmak için tıbbî tedaviden başka ulemanın bildirdiği tedavi usulleri var mıdır?

Cevap;
Ya Allahür-rakîbül-hafîzür-rahîm, ya Allahül-hayyül-halîmül-azîzür-ra’ûfül-kerîm, ya Allahül-hayyül-kayyumül-kâimü alâ külli nefsin bimâ kesebet, hul beynî ve beyne adüvvî. Bu dua, her gün sabah akşam üçer defa okunursa, biiznillah vesveseyi def eder. Ayrıca kelime-i temcide (Lâ havle velâ kuvvete illâ billah) devam etmelidir. Bunu günde mümkünse 500 defa söylemek iyidir. Başında ve sonunda 100’er salavat söylenir.

Sual:
Borçludan intifa' fâiz olduğuna göre, alacağımız olan bir müesseseden su içmek câiz olur mu?

Cevap;
Örfe göre bu kadarı intifa sayılmaz. Fâiz de olmaz. Mesela alacaklı olduğu bir arkadaşı kendisini yemeğe götürse, her zaman götürmesi âdet ise, gitmek câiz olur. İlk defa vâki oluyorsa, uygun değildir. Zira hadîs-i şerifte, “Her menfaat veren borç, fâizdir” buyuruluyor. Bu menfaat baştan şart edilirse, fâiz olur, haramdır. Edilmezse, mekruhtur. Zira şüpheli şeylere girer.

Sual:
Gasb edilen su ile abdest almanın hükmü nedir? Bu su ile abdeste başlarken besmele çekilir mi?

Cevap;
Abdest alınır, sahihtir; besmele de çekilir. Ama bu suyu kullanmak haramdır.

Sual:
Kırk gün boyunca devamlı et yemek veya kırk gün boyunca hiç et yememek mahzurlu mudur?

Cevap;
Birincisinde kalb kararıp, sertleşir; ikincisinde humud, uyuşukluk hasıl olduğu hadîs-i şerif ile beyan edilmiştir. (Şir’atü’l-İslâm)

Sual:
Nûr suresinin “Ay hâlinden kesilmiş ve evlenme için ümidi kalmamış olan yaşlı kadınlar ziynet yerlerini erkeklere göstermemek şartıyla dış elbiselerini bırakmalarında bir günah yoktur. Bununla birlikte yine de sakınmaları kendileri için daha hayırlıdır." meâlindeki 60 âyet-i kerimesi çerçevesinde, yaşlı bir kadın yabancı erkeklerin yanında başı veya kolları açık oturabilir mi?

Cevap;
Cilbab, kadınların dışarıya çıkarken üzerilerine aldığı, çarşaf, manto, mahrama gibi dış elbisesidir. Böylece iç elbisedeki süsler, darlık, incelik ve dekolte örtülmüş olur. İhtiyar kadın için bu kadarcık bir müsaade vardır. Zira âyet-i kerimedeki “ziynetlerini göstermemek şartıyla” ifadesi, örtülmesi gereken yerlerin açılamayacağına delâlet eder. Böyle kadınların saçının ve kolunun gözükmesinde beis yoktur diyenler varsa da, sahih olan kavil bu değildir. (Kurtubî)

Sual:
Sultan II. Mahmud''un yaptığı kıyafet inkılâbında, ulemâ fese karşı çıkmış mıydı?

Cevap;
Ulema hep padişahın yanında olmuştur. Fes, İslâmiyete aykırı bir serpuş değildir.

Sual:
Bazen kargoyla veya postayla Arapça veya Osmanlıca kitaplar istiyoruz. Kitapların içinde âyet-i kerimeler olabiliyor. Bunlar yere de konabiliyorlar. Câiz oluyor mu?

Cevap;
Zaruretler memnuları mübah kılar. Kasıtlı bir hakaret mevzubahis değildir.

Sual:
Arapça, Osmanlıca dinî kitapların içinde âyet-i kerimeler bulunsa, belden aşağı tutulabilir mi?

Cevap;
“Belden aşağı tutulamaz” diye bir fıkhî hüküm yoktur. Âdete göre mümkün mertebe hürmet etmelidir.

Sual:
Rafine tuzun sağlığa zararlı olduğu söyleniyor. Bunu kullanmak haram mıdır?

Cevap;
Hayır. Zan ile hüküm verilmez.

Sual:
Mürted, müşrik, fâsık ve kâfirlere bir ihtiyaç olmadan iyilik etmek, bunlara faydalı şeyler vermek imana zarar verir mi?

Cevap;
Bilakis sevab kazandırır. Herkes Allah’ın kuludur. Herkese iyilik etmelidir.

Sual:
40 watt bir ampül ile ihtiyacı giderme imkânı varken, daha fazla watt ampül kullanmak israf olur mu?

Cevap;
Hayır. Mahallinde kullanılan hiçbir şey israf olmaz.

Sual:
Bir el sabunun muhteviyatında "anise alcohol" (anason alkolü) yazıyor. Bunu kullanmak câiz midir?

Cevap;
Alkol, sabun imalinde kimyevî değişikliğe uğrar. Uğramasa bile yıkanıp gittiği için mahzuru yoktur.

Sual:
At yarışı bülteni çıkarıp bu bültenden yarış tahminleri veren birisinin bu bülteni satarak kazandığı para haram mıdır?

Cevap;
Haram değil ise de, harama vesile veya yardımcı olmak uygun değildir. Bu iş mekruhtur; kazanç da tayyip değildir.

Sual:
Bir fâizsiz finans kurumunun kredi kartıyla 1500 liralık mal aldım. Finans kurumundan, (1500 liralık işlemi aylık % 0,99’dan başlayan kar oranı ve %1 ücretle 36 aya kadar bölmek için şu numaraya mesaj gönderin) şeklinde bir mesaj geldi. Bu muamele câiz midir?

Cevap;
Hayır. Peşin borçlandıktan sonra, adı ne olursa olsun bir ücret veya menfaat karşılığında bu alacağı tehir etmek, veresiye hâle getirmek fâizdir. Ama veresiye borcun, indirim karşılığında peşin ödenmesi câizdir. Malı alırken, peşin şu kadar, taklitle şu kadar deyip, alıcı birini seçince câiz olu

Sual:
Peygamberlerin yüzünü canlandırmanın veya çizmenin dinimizdeki hükmü nedir?

Cevap;
Resim çizmenin hükmü bellidir. Peygamber olunca daha mahzurludur. Piyeslerde canlandırmak da uygun değildir. Ama bunu bir delile dayandırmak zordur. Peygamber olmadığı kat’i bilinen bir kimse için, peygamberdir diye inanmak küfrdür. Rolde veya çizimde bu yoktur. Ama yine de hürmetsizliğe sebebiyet verebilir.

Sual:
Nefsin istediklerinin tam zıddını yapmak çok zordur. Nefsi yenmenin en kolay yolu nedir?

Cevap;
Allah dostlarını, Allah’ın sevgili kullarını sevmek; onların hayatlarını ve kitaplarını okumak; onlar gibi olmaya çalışmaktır.

Sual:
Bir kimse ıslanmış olan ağını kurutmak için yere serse, sonra bir av hayvanı bu ağa takılsa, oradan geçmekte olan başka bir kimse ağa takılmış olan hayvanı ağdan kurtararak yakalarsa bu hayvan kimin mülkü olur?

Cevap;
Ağı takanın. Zira ağ, hükmen ihraz demektir.

Sual:
Çiftleşen iki hayvandan ikisinin malikleri farklı ise doğan yavru kimin mülkü olur?

Cevap;
Dişinin sahibinin tabii ki.

Sual:
Çok sual sormanın dinimizce yasak edilmesinin sebebi nedir?

Cevap;
Bu hüküm, lüzumsuz sualler içindir.

Sual:
Hastanede aşçı olarak çalışan bir kimse, hastalardan kalan yemekleri, döküldüğünü kati olarak bilirse, evine getirebilir veya yiyebilir mi?

Cevap;
İsraf olmasın diye evet.

Sual:
Amerika’da bir şirket, sigorta edilmiş telefon çalındığında yenisini veriyor. Şirkete telefonu çalınmadığı halde, çalındı veya kayboldu diyerek yenisini almak caiz olur mu?

Cevap;
Hayır. Dârülislâmda veya dârülharbde kâfire de yalan söylemek ve böylece mal veya menfaat elde etmek caiz değildir.

Sual:
Bir kimse bismillahi allahü ekber demeden tüfekle ateş etse, o avladığı yenir mi?

Cevap;
Kasten söylememişse Hanefî mezhebinde yenmez. Şâfiî mezhebinde yenir. Unutarak söylemişse, Hanefî mezhebinde de yenir.

Sual:
Tütün ekmek ve satmak caiz midir?

Cevap;
Evet.

Sual:
Hanefî mezhebinde hürmet-i musaharanın delili nedir?

Cevap;
Mukallid delil aramaz. Fıkıh kitaplarında müctehidlerin söylediği söze tâbi olur. Zira İmam Ebu Hanife gibi müctehidlerin ictihadlarını dayandırdığı hadîs-i şeriflerin hepsi bugüne intikal etmemiştir. Bu ictihadların delilinin olmadığı söylenemez. Nassdan bir delili yok ise bile, kıyas etmiş olabilir. Dinde, kıyas da delildir. Nitekim kayınpeder, kayınvalide, üvey anne, üvey kız ile evlenmeyi yasak eden nasslar vardır. Hürmet-i musaharanın evlenme engeli teşkil ettiğine, Fetih sahibi hadîs-i şeriflerden, Sahabe ve Tâbiine ait eserlerden delil getirmektedir.

Sual:
Aralarında nikâh bulunmayan bir erkek ile bir kadın, halvet olsalar, yani baş başa kalsalar, bunlar arasında hürmet-i musahere doğar mı? Yani mesela bu kadının annesi ile bu erkek evlenebilir mi?

Cevap;
Halvet, hürmet-i musahereyi icab ettirmez.

Sual:
Ailem, yılbaşı kutlar, tombala oynar, hindi yer. Ben bunlara katılmak istemiyorum. Ne yapmam gerekir?

Cevap;
Yılbaşı dinî bir şey değildir; âdettir. Kumar, içki gibi günah işlemeden kutlamanın zararı yoktur. Fitne çıkarmamalıdır.

Sual:
Üzerinde şeker hamurundan yapılmış insan veya hayvan figürleri bulunan pastaları yemek veya yapıp satmak caiz midir?

Cevap;
Hürmet değil, tahkir makamındadır; bu sebeple her ikisi de câizdir. Canlı resmini veya figürünü duvara asmak gibi hürmet etmeyip, yere sermek veya eşya olarak kullanmak İslâmiyette yasaklanmamıştır. Böyle ise de, canlı figürüyle yapmamak iyi olur. Mübahlarda da İslâm âdetine uymakta hayır ve bereket vardır.

Sual:
Kadınların hastalık olmadan mammografi çektirmeleri ve nisaiye mütehassısına senede bir defa kontrole gitmeleri caiz mi?

Cevap;
Rutin kontrol gereklidir; bu sebeple câizdir.

Sual:
Güvercin beslemek caiz midir?

Cevap;
Caizdir.

Sual:
Kafeste muhabbet kuşu beslemek caiz midir?

Cevap;
Mekânı kafestir, caizdir. Bülbül gibi kafese alışık olmayanları beslemek câiz değildir.

Sual:
Patronunun, işten çıkan işçilerin bir miktar parasını vermediğini iyi bilen bir kimse, ihtiyaten patronun bir mikdar parasını saklasa, işten çıktığı zaman da alamadığı paraya saysa ve söylemese câiz olur mu?

Cevap;
Tevehhüme itibar yoktur. Bu ihtimalle başkasının malını habersiz almak caiz olmaz; gasp sayılır. Ayrılırken, o para ona helâl olur; zira alacağı vardır. Ama başta aldığı için, helâlleşmek lâzımdır. Zira parayı bir müddet fâizsiz kredi gibi elde tutmuş ve bundan dolayı bir menfaat elde etmiş yahud karşı tarafın menfaatine engel olmuştur.

Sual:
Câminin önünde fâizli bir bankanın ATM’sinin olması câiz midir?

Cevap;
Evet. ATM, insanların istifade ettiği bir şeydir. Münhasıran haram vâsıtası değildir.

Sual:
Bazıları yemeğe tuzla başlamak sünnettir, bazıları değildir diyor. Bu tip çelişkili hallerde ne yapmalıyız?

Cevap;
Yemeğe tuzla başlamanın sünnet olduğu, muteber din kitaplarında, meselâ Şir’atül-İslâm’da yazıyor. Buna dair hadîs-i şerife bazı âlimler zayıf diyor. Onların zayıf demesiyle zayıf olması lâzım gelmez. Bu bir ictihad meselesidir. Üstelik farz ve haramlar dışında, zayıf hadîslerle amel edilir. Bir şey bir kimseye sünnet diye ulaşsa, ama aslı olmasa, o kişi o işi o niyetle yaparsa, sünnet yapmış gibi sevap alır. Bu husus, bir hadîs-i şerifte geçiyor.

Sual:
Puro içmek câiz midir?

Cevap;
Sigara gibidir.

Sual:
Erkeklerin ve kadınların ellerine kına yakması caiz midir?

Cevap;
Erkeklere yara gibi şifa için caizdir. Kadınların yabancı erkeklere göstermemek şartıyla kına yakması müstehabdır.

Sual:
Ben öldükten sonra bana yılda bir kez kurban kesin deyip parasını miras yoluyla bırakan bir kimse için kesilen kurbandan ailesi yiyebilir mi?

Cevap;
Evet.

Sual:
Tüfekle av yapmak caiz midir?

Cevap;
Evet.

Sual:
Gayrımüslime kan vermek ya da kan almak caiz midir?

Cevap;
Evet.

Sual:
Bir esnaf kendi post cihazından 25.000 lirayı 12 ay takside bölüp; ertesi gün nakit olarak 23.000 lira alsa caiz midir?

Cevap;
Hayır, faiz olur.

Sual:
Alkol sirkesi haram mıdır?

Cevap;
Hayır, makbuldür. Hadîs-i şerifte, sirkenin hayırlısı, şaraptan yapılandır, buyurulmaktadır.

Sual:
Katılım bankasından araba alıp, ödemesini geçirerek fark ödense, bu fark faiz midir?

Cevap;
Evet.

Sual:
Yemekten sonra ağız yıkanırken, ağızın dışını yıkayıp, iç kısmına alınan su müsta'mel midir? Yutulsa câiz midir? Böylece sünnet sevabı hâsıl olur mu?

Cevap;
Abdest ve guslde kullanılan, yahud kurbet olarak, meselâ yemekten önce veya sonra sünnet niyetiyle ellerini yıkamakta kullanlan su müsta’mel olur. Nitekim cünüp bir kimsenin, ağzını yıkamadan su içmesi hâlinde, bu su ağzını yıkamış olduğundan müsta’mel su olur. Bunu içmek veya bununla hamur yoğurmak tenzihen mekruhtur. Bazı âlimler, başka uzva, yere, elbiseye düştükten sonra müsta’mel olur dedi. Bu bakımdan sünnet niyetiyle ağzı yıkadıktan sonra, bu suyu yutmamalı; tükürmelidir. (İbni Abidin, Nimet-i İslâm)

Sual:
Sağlıklı olmak ve vücudunu şekle sokmak maksadıyla vücud geliştirme hareketleri yapması caiz midir?

Cevap;
Evet.

Sual:
Suni peruk takmak caiz midir?

Cevap;
Evet. Zaten insan saçını, saçına eklemek, hadîs-i şerif ile yasak edilmiştir. Bu sebeple kadın veya erkek cemal için ancak suni peruk veya hayvan kılından yapılmış peruk takabilir.

Sual:
Cep telefonlarında ve bilgisayarlarda iyi bir iletken olduğu için altın kullanılması, erkeklerin bunları kullanmasına engel teşkil eder mi?

Cevap;
Ziynet olmadığı için câizdir. Altın diş ve buruna müsaade edilmiştir. Kaldı ki ziynet olsa bile ele temas etmediği için câizdir.

Sual:
Avucumuzdaki izlerin manası var mıdır?

Cevap;
Avuçtaki izlerden dinî bakımdan bir mana çıkarılamaz. İslâmiyet, herhangi bir işarete bakarak, gelecekten haber vermeyi tasvip etmez. Ancak ihtimal üzerine konuşulabilir.

Sual:
İnsanlar birine kızdığı zaman, “Bunu bir güzel döveceksin” veya “Bunu asacaksın” gibi sözler söylemek caiz midir?

Cevap;
Bu kimsenin suçu, dinen bu cezayı gerektiriyorsa, mahzuru yoktur. Değilse, mahzurludur. Hatta, haksız yere cezalandırılan veya zulüm yahud eziyet gören bir kimse için, “ne iyi oldu”, “eline sağlık” diyenin, zulmü beğendiği için, imanının gitmesinden korkulur.

Sual:
Tarihî şahsiyetler hakkında ileri geri konuşmak dinen câiz midir?

Cevap;
Gıybet ve iftiranın günah olması, ölmüş kimse için de bahis mevzuudur. “Ölülerinizi hayırla anınız!” mealinde hadis-i şerif vardır. Alenî yaptığı ve tevatürle bildirilen günahları zikretmek gıybete girmez. Bunun dışında, iyi bilinmeyen hususlarda şahsî değerlendirmeler yapmak tehlikelidir; zira ölü kendini müdafaa etme imkânı bulamaz ve helâlleşmek de mümkün olmaz.

Sual:
Çalıştığım yerde imza atmak için yerine birini vekil etmek caiz midir?

Cevap;
Devam imzası ise kendisi gitmediği halde başkasına imza attırırsa, sahtekârlık olur, caiz değildir. “Yalan söyleyen bizden değildir” hadis-i şeriftir. Hele, maddî menfaat için yalan söylemek, başkasını aldatmak daha da kötüdür. Resmî vesikalara imza izni ise, vekil etmeye salahiyeti varsa, vekil olmuş olur.

Sual:
Sultan II. Mahmud’un portresini devlet dairelerine astırması hakikat midir? Öyle ise bunun şer’î izahı nedir?

Cevap;
Canlı resminin yapılıp hürmet makamına asılması şer’î prensiplere aykırıdır. Sultan II. Mahmud devri, siyasî bakımdan çok karışık bir devrin üzerine bina edilmiştir. Bir şeyin o zaman vâki olması, caiz olduğunu da göstermez. Şu kadar ki, canlı resminin asılması hususunda ihtilaf vardır. Ulemadan gölgesiz (minyatür) resme veya o hâliyle yaşamayacak portre resmine cevaz verenler vardır.

Sual:
Midye ve kokoreç yemek caiz midir?

Cevap;
Midye deniz haşaratından olduğu için yenilmez; kokoreç câizdir.

Sual:
Besmeleyi okunamayacak şekilde veya hayvan şeklinde yapmak yahud İslâm harflerini ters (soldan sağa) yazmak caiz midir?

Cevap;
Hiç biri uygun değildir. Bazı eski hattatlar yazmış ise de, hattatların yapması dinî ölçü olmaz.

Sual:
Dindar olarak görünen, ama yolsuzluk yapan veya dine aykırı icraatları da bulunan bir politikacıya rey vermek, dinen mahzurlu olur mu?

Cevap;
Rey vermek mühim ve mesuliyetli bir iştir. Ancak bir kimsenin suçu, şer’en sabit olmadıkça o kişi masumdur. Dedikoduya itibar edilmez. Yolsuzluk başkadır; rey vermek başkadır. Rey vermek, bir partinin/politikacının her şeyini desteklemek demek değildir. Gayr-ı islâmî siyasî rejimlerde “Ehven-i şerreyn ihtiyar olunur” kaidesine göre hareket edilir.

Sual:
Memleketi dışında okuyan bir talebeye, memleketindeki muhtar namzedi "Bana oy vermen şartıyla yol paranı ben vereyim, gel oy kullan!" diye çağırsa, talebe de kabul etse, caiz midir?

Cevap;
Câizdir. Söylediği yere rey vermezse, ahlâken mahzurlu bir iş olmakla beraber, aldığı yol parası haram olmaz.

Sual:
Evimizin çatısında çok sık olmasa da mangal yapıyoruz. İster istemez koku yayılıyor. Herkese verme imkânımız da yoktur. Kul hakkına girer mi?

Cevap;
Girer.

Sual:
Bir erkek talebenin, kızların da devam ettiği bir mektebe ve üniversiteye devam etmesi caiz midir?

Cevap;
Geçimini temin edecek bir meslek kazanmak, ailesine, milletine, dinine hizmet etmek isteyen bir kimse için mahzuru yoktur.

Sual:
Bir gazeteye verdiğiniz mülâkatta, dersinizde kopya çeken kişinin kul hakkına girmeyeceğini beyan ettiniz. Bağıl veya çan eğrisi denilen bir sistemin tatbik edildiği mektepte okuyan talebe kopya çekerse kul hakkına girmiş olur mu?

Cevap;
Ben öyle söylemedim, gazete öyle başlık atmış. Her günahın, bir Allah hakkı, bir de kul hakkı vardır. Kopya çekmek günahtır; ama müsabaka imtihanı değilse kul hakkı geçmez. Müsabaka varsa, kul hakkı da geçer. Bağıl sistemde veya çan eğrisinde birinin notu, bütün sınıfa tesir etmektedir.

Sual:
Babam, bankadan faizli kredi çekerek araba satın alsa, bu araba binmem caiz olur mu?

Cevap;
Fâsid satışla alınan mal, alıcının mülkü olur. Başkalarının binmesi caizdir.

Sual:
Erkek çocuğa, sünnetinde kına yakılması caiz midir?

Cevap;
Erkeklerin, zaruretsiz, ziynet sebebiyle kına yakması mekruhtur. Çocuğa caizdir. Mesela başı ağrıyan bir erkeğin saçına veya yarası olanın buraya kına koyması mekruh değildir.

Sual:
Resul-i ekremin kullandığı kokular nelerdir?

Cevap;
Menekşeyi sever; “Menekşenin diğer kokulara üstünlüğü, benim insanlara üstünlüğüm gibidir” buyurmuştur. Gül, misk gibi kokuları da kullanmıştır.

Sual:
“Kırk gün boyunca devamlı et yiyenin kalbi kararır” sözündeki kararmadan ne anlamak gerekir?

Cevap;
Kalbin feyz almaya kapanması veya zayıflaması demektir. Hayvanî gıdalarla devamlı beslenmek tasvib edilmemiştir. Hiç hayvanî gıda almayanda da, uyuşukluk olur.

Sual:
“Âlimim diyen câhildir” sözüne göre, bazı büyüklerin kendileri hakkında övücü sözler söylemesinin hikmeti nedir?

Cevap;
Âlimler, kendilerinden istifade edilmesi için böyle söylerler. Hazret-i Ali, “Geliniz! Kur’an-ı kerimi benden öğreniniz! Hangi âyet-i kerime ne zaman, nerede ve ne sebeple nâzil oldu, hepsini bilirim” buyurmaktadır.

Sual:
Taksi şoförünün kadın müşteri alması caiz midir?

Cevap;
Evet. Otomobilde, asansörde, dükkânda halvet olmaz.

Sual:
Dünyayı sevmemenin, âhireti sevmenin formülü nedir?

Cevap;
Allah dostlarını sevmek.

Sual:
Dârülharbde bankadan kredi çekmek caiz midir?

Cevap;
Hayır.

Sual:
Otostop çekmek caiz midir?

Cevap;
Evet. Rızayla arabasına almaktadır.

Sual:
Sineksavar aletlerle sivrisinekleri öldürmek caiz midir?

Cevap;
Zarar veren hayvanları öldürmek caizdir.

Sual:
Dilencilik haram mıdır?

Cevap;
Bir günlük nafakası olanın dilenmesi ve öyle kimseye de sadaka verilmesi caiz değildir.

Sual:
Dışarıda kısa kollu gömlekle gezmek mekruh mudur?

Cevap;
Hayır. Ama sünnete muhaliftir. Resulullah’ın gömleğinin kolları bileklerine kadardı.

Sual:
Bir kimse, dünyevî bir ilimde muallim olup, ders anlatırken de sevap alır mı?

Cevap;
İyi niyetle mübahlar taata dönüşür.

Sual:
Erkeklerin altın dışında, başka bir madenden yapılmış kolye, bileklik gibi takıları takması caiz midir?

Cevap;
Kadınlara teşebbüh (benzemek) olur. (İbni Abidin)

Sual:
Osmanlılardaki 'besleme' müessesesi ne manaya gelmektedir?

Cevap;
Fakir kimsesiz çocuklar alınıp büyütülür, sonra evlendirilir veya işe konur. Buna besleme denir. Ancak evlatlık olarak birini üzerine kaydedip çocuğu ilan etmek İslâm hukukunda caiz değildir.

Sual:
Bir tarlanın mahsulü toplandıktan sonra, o tarlada unutulan veya dikkatten kaçan mahsulün bir başkası tarafından toplanması helâl midir?

Cevap;
Örfe tâbidir. Terkedilmiş mala, ihraz (mülk maksadıyla almak sureti) ile mâlik olunabilir.

Sual:
Sihir öğrenmek ve yapmak küfr müdür?

Cevap;
Tesirine kati inanmadıkça küfr değildir. Ancak sihr yoluyla, fevkalâde şeyler elde etmek, meselâ kendisini istemeyen kadını, kendisine âşık etmek; malını satmak istemeyen kimseyi, malı satar hâle getirmek, câiz olmaz. Sihr ile meşgul olanlar, küfre düşme tehlikesi ile her zaman baş başadır.

Sual:
Ulema dârülharbe mushaf götürmeyi uygun bulmamışlar. Almanya’da yaşayan ve bu mezheblere mensup müslümanlar nasıl hareket eder?

Cevap;
Şir’atü’l-İslâm’da bu hükmün illeti  bildiriliyor: Çok kere istihfaf ve hakarete maruz kalır” diyor. Şu halde, eğer böyle bir hafife alma ve hakaret yoksa, götürmek caiz olur. Bugün müslümanların ekseriyette yaşadığı yerlerin hemen hepsi dârülharbdir.

Sual:
Sarı ve kırmızı elbise giymek erkek için caiz midir?

Cevap;
Bir kavle göre baştan aşağı ise tenzihen mekruhtur. (Şir'a)

Sual:
Casusluk yapmak, caiz midir?

Cevap;
İslâm devleti, düşmandan haber almak üzere gereken her tedbiri alır. Harb, hiledir, hadis-i şeriftir. Hazret-i Abbas müslüman olduğu halde hicret etmemiş; Mekke’den Medine’ye istihbarî bilgi aktarmıştır. Bir müslüman casus, kendini belli etmemek için, farz ve haramları terkedemez. Ancak, icab ettiği zaman yalan vs söyleyebilir; zayıf kavillerden istifade edebilir. hayatî tehlikesi varsa, zaruretler, memnuları, mübah kılar.

Sual:
Lale ile alâkalı makalenizi okudum. Lale, Eski Mısır’da Baal tanrısını sembolize eder. Pagan geleneği olarak İslâmiyete sokulmuş ve câmiler bunlarla doldurulmuştur. Allah bir sembolle temsil edilseydi veya İslâm’da yeri olsaydı, bu, Peygamber zamanında bildirilirdi.

Cevap;
Âdette, kâfirlere benzemek câizdir. Lalenin böyle görülmesi, Müslümanlara ait bir keyfiyettir. Dinî bir husus değildir. Ama dine aykırı da denemez. Müslümanların güzel gördüğünü, Allah da güzel görür. Çok da lâzım değildir. Gelenek, başı bilinmeyen bir şeydir. Baal tanrısını temsil edişi de, bugün isbatı kati olmayan bir keyfiyettir. Eşyada, kudret-i ilahînin tecellilerini görmekten öte bir şey denemez.

Sual:
Bize hadisleri ve sünnetleri en güzel ve doğru şekilde nakleden ve öğrenmemizi sağlayan tahrif edilmemiş hangi eseri önerirsiniz?

Cevap;
Avamın tefsir ve hadis okuması, hele bunlarla amel etmesi uygun değildir. Fıkıh (ilmihal) kitapları okumanız tavsiye olunur. Burada zaten herkese lâzım olan hadis-i şerifler zikredilmektedir. Bunları okuduktan sonra, Riyâzü’s-Sâlihîn, Râmuzü’l-Ehâdis, Câmiüssagir gibi bir kitab bereketlenmek için okunabilir.

Sual:
Muhyiddin Abdal adlı şahsın yazdığı bir şiir vardır. Bunu ilahi okumak caiz midir?

Cevap;
Yazan kim olursa olsun, dinî prensiplere aykırı olmayan faydalı şiir ve ilahînin okunmasında ve dinlenmesinde mahzur yoktur.

Sual:
Akapella ismi verilen, müziklerin, şarkıların, müziksiz ağız veya vücutla ahenkli bir şekilde yapılan ve aynı zamanda birden fazla ton içeren ses kayıtları müzik hükmünde midir?

Cevap;
El çırpmak, parmaklarla vokal tutmak, çıplak sesle şarkı söylemek gibidir. Başka bakımlardan mübah ise mübah olur, değilse çalgı aleti hükmüne girer.

Sual:
Bir kimse, nâdiren de olsa dükkânına gelip çalışan torununu sigortalı yapsa, bunun sonra alacağı emekli maaşı helâl olur mu?

Cevap;
Kanunî çerçevede kalınca olur.

Sual:
Nazar boncuğu takmak caiz midir? Nazar gerçek midir?

Cevap;
Câizdir. Böylece bazı gözlerde nazar değmesine sebep olan zararlı şualar, o boncuğa isabet eder. Nitekim Hindiyye’de, ekin ve bostan tarlalarına, nazar değmesin diye, hayvan kafatası asmakta mahzur yoktur diyor. Nazar boncuğunu şirk olarak vasıflandıranların, bundaki tesirin kat’i olduğuna inanmak hâline münhasır olduğu söylenebilir. Müşrikler, nazarı değen biriyle anlaşıp, Hazret-i Peygamber’e zarar vermek istediler. Kul euzüler vesilesiyle zarar olmadı. Kalem (Nun) suresinin son iki ayeti kerimesi, nazar ayeti diye bilinir ve bu hadiseyi anlatır. Hadisi şeriflerde de buyuruldu ki: Nazar değmesi haktır; bir şeyi beğenen önce maşallah derse nazarı değmez; nazar, deveyi kazana, adamı mezara sokar.

Sual:
Haramı veya küfrü beğenmek küfürdür. Fakat haramlar insanın hoşuna gidebilir deniyor. Beğenmek ve hoşuna gitmek arasındaki fark nedir?

Cevap;
Bir işin nefse hoş gelmesi ile aklın o işi beğenmesi farklıdır. Birinde gayrı ihtiyarîlik, diğerinde ihtiyar (seçme hakkı) vardır.

Sual:
Mum söndü iddiası nasıl ortaya çıkmıştır? Meşhur bir ansiklopedide Bektaşî âyini olduğu söyleniyor.

Cevap;
Çerağ gülbankı da denilen bu hâdisenin, cinsî serbestliği ile tanınan Kabala Yahudiliğinden (Sabatayistlerden) Bektaşî-Kızılbaş topluluklarına geçtiği veya Antik Çağ cinsî misafirperverliğinden kalma bir âdet olduğu yahud böyle bir âdetin hiç bulunmadığı söylenmiştir.

Sual:
Öğretmenim. Kanunen yapmamız gereken bazı işler, dinî inancımızla bağdaşmıyor. Nasıl hareket etmek gerekir?

Cevap;
Memurlar için bazı kanunî mecburiyetler; zaruret hükmündedir. Öğretmenlik, çocuklara ve gençlere faydalı bilgiler vermek, onları terbiye etmek için çok lüzumlu bir iştir. Bu kadarına katlanmak lâzımdır.

Sual:
Sultan II. Mehmed’in, saraya freskler yaptırdığı ve II. Bayezid'in bunları dine aykırı bularak attırdığı doğru mudur?

Cevap;
Canlı resmi yapmak ve yaptırmak dinen yasaklandığına göre, böyle birşey mümkün olmasa gerektir. Belki manzara resimleri yaptırılmış olabilir. Zamanımızda Sultan Fatih’i, hakikî hüviyetinden farklı bir şahsiyet olarak lanse etme gayreti vardır. Ayasofya’daki fresklerin bile kazındığını Osmanlı kronikleri bildiriyor. Sultan Bayezid’in kazıttığı, Bizans’tan kalma freskler olsa gerek.

Sual:
Süt kardeş ile halvet etmek câiz midir?

Cevap;
Her ne kadar sütkardeş ile evlenmek haram ise de, süt mahremleri, neseben mahremler ile her hususta aynı hükümde değildir. Bir erkeğin, süt kız kardeşi ile halvet etmemesi, yani baş başa kalmaması vâcibdir. Fitne tehlikesi varsa, başına, kollarına da bakması ve beraber seyahate gitmesi mekruh olur. (İbni Âbidin, Bakma ve Dokunma bahsi)

Sual:
Kur’an-ı kerimde bildirilmeyen haramlar var mıdır?

Cevap;
Kur'an-ı kerim ile yasaklanan her şey haramdır veya haram, yalnız Kur’an-ı kerim tarafından yasaklanan şeydir, bilgisi yanlıştır. Kur’an-ı kerimde emredilen bazı şeyler, farz veya vâcib olmayıp, müstehab olabilir. Yasaklanan bazı şeyler de haram olmayıp, mekruh olabilir. Kur’an-ı kerimde, akid yaparken iki şâhid koşulması, yazılması, talâkın iki şâhid huzurunda yapılması; Kur’an-ı kerim tilâvetine başlarken eûzü çekilmesi gibi hususlar farz değil, müstehabdır.
Hazret-i Peygamber, bazı şeyleri haram veya helâl edebilir. Erkeğin altın takması ve ipekli giymesi; kadının mahremi olmadan sefere çıkması, Hazret-i Peygamber tarafından haram edilmiştir. Kur’an-ı kerimde leş haram iken, kendiliğinden ölen balık ve çekirge yemek helâl edilmiştir. Namazda fâtiha okumak Kur’an-ı kerimde emredilmemiş iken, Hazret-i Peygamber tarafından farz veya vâcib kılınmıştır. Kendisine bu salahiyet Kur'an-ı kerim tarafından verilmiştir ve vahy iledir. Müctehidler de Kur’an-ı kerim veya hadîs-i şerifle açıkça haram veya helâl edilmemiş bir şeyi, kıyas yoluyla haram veya helâl olduğunu söyleyebilir. Meselâ pirincin pirinçle mübadelesinde, birinin fazla oluşu veya müsavi bile olsa veresiye mübadelesi buğday, arpa, tuz ve hurmaya kıyasen haram kılınmıştır.

Sual:
Kuruyemiş ve oyuncakçı dükkânımızda, yılbaşı münasebetiyle satış yaparak başkalarının günaha girmesine sebep olmak mahzurlu mudur?

Cevap;
Yılbaşında kuruyemiş, oyuncak veya yılbaşına mahsus hediyelikleri alıp satmanın mahzuru yoktur. Bunlar âdete bağlı şeylerdir. Gayrımüslimlere küfr alâmeti satmak bile câizdir.

Sual:
Hadım ağaları veya hadım olunmuş (erkeklik vasfı kalmamış) erkekler dinen kadınlar için erkek hükmünde midir?

Cevap;
Kur’an-ı kerimde mümin kadınların, tâbiîn denilen ve erkekliği kalmamış hizmetçiler ile kadınların mahrem yerlerini henüz anlamayan çocuklardan örtünmemesine ruhsat verilmektedir (Nur Suresi: 31). Erkekliği kalmamış hizmetçi için, hareketleri kadınsı kişileri veya erkeklik uzvu bulunmayanları yahud faal olmayan ihtiyarları yahud da kadınlara ne yapacağını bilmeyen saf kimseleri kasdettiği hususunda tafsilât vardır. Dürrülmuhtar'da der ki: “İğdiş edilmiş, tenasül uzvu kesilmiş ve husyeleri alınmış bir kimse ecnebi bir kadına bakmakta tenasül uzvu olan bir kimse gibidir. Bazıları tenasül uzvu kesilmiş, suyu kurumuş bir kimsenin bakmasında beis yoktur, demişlerdir”. İbni Abidin burayı şerhederken der ki: “En sıhhatlisi bu âyette geçen Evittâbiîn tabirinin müteşâbih olduğunu söylemektir. Müminlere söyle, gözlerini haram bakışlardan tutsun, kısmı ise muhkemdir. Biz buna yapışırız.” Şu halde, kadınların hadımlardan kaçması lâzım geldiği anlaşılmaktadır. Saray hareminde de kadınlar, hadımlarla bir arada bulunmaz; kaç-göç tatbik ederdi.

Sual:
Günümüz şartlarında devletten kıdem tazminatı almak câiz olur mu?

Cevap;
Devlet, kendi çıkardığı kanunla kıdem tazminatını tanzim ettiği için, buna rızası olduğu anlaşılır. Hakiki şahıs da olmadığı için, dinen caiz olmayan muamelelerin, devlet ile yapılması; mesela devletten alacaklara faiz tahsil etmek, nemâ almak vs caizdir.

Sual:
Bazı mecmua ve kitaplarda bazı sanatçılara ait müstehcen minyatürler gördüm. Osmanlı Devleti’nde bunlara nasıl müsaade ediliyordu?

Cevap;
İslâm devleti, herkesin hususi hayatında ne yaptığına karışamaz. Bu kitaplara bâhnâme denir. İnsanların, cinsî hayatı doğru olarak öğrenmesi, tabiî bir ihtiyaçtır.

Sual:
Beş vakit namazını kılan, orucunu tutan, zekât veren, Ehl-i sünnet büyüklerini seven bir beyim var. Evlenirken bu hususiyetlerinden dolayı kabul ettim. Ancak daha sonra öğrendim ki bir takım kötü alışkanlıkları ve kötü arkadaşları var. Konsere gitmek, kısa şortla denize girmek, içki-kadın bulunan masada yemek yemek ve benzeri şeyler. Bunları yapmasının günah olduğunu söylüyorum. Kendisi de biliyor. Ama yine de sürekli olmasa da yapıyor. Çok mutsuzum. Bana dinî hususta engel olmuyor. Böyle birine itaat ve hürmet etmem lâzım mıdır? Ayrılmalı mıyım?

Cevap;
Bunlar büyük günahlar değildir. Günahsız kimse de yoktur. Küçük günahlar, sâlih amellerle veya tevbe ile silinir. Sabretmek, dua etmek lâzımdır. Saydığınız hususiyetler bu zamanda az meziyet değildir. İnsan kendisine bakmalı, hareketlerinde falso varsa düzeltmelidir. Şu halde ailesi ve sevdiklerindeki sevmediği işler de düzelir. Koca, günahkâr olsa, büyük günahlar işlese, zina etse, kumar oynasa, şarap içse, yine zevcesinin meşru dairede itaat etmesi ve hürmetkâr davranması lâzımdır. Kadın, kocasının amellerinden mes’ul değildir. Ayrılmak çare değildir. Daha iyisini bulmak da kolay değildir.

Sual:
Osmanlılar zamanında sokak hayvanlarının bakımı nasıl sağlanıyordu?

Cevap;
Evlerin önüne herkes yiyecek ve su koyardı. Ayrıca sahipsiz ehlî veya vahşî hayvanların doyurulması için vakıflar kurulmuştur.

Sual:
Hayvanları kısırlaştırmak caiz midir?

Cevap;
Hayvanları kısırlaştırmak caiz değildir. Zira fıtratullahta (Allah’ın yaratışında) zaruretsiz değişiklik yapılamaz. Ancak azgın hayvanı sakinleştirmek veya cılız hayvanı semizletmek için yapılabilir. Mesela öküz, kısırlaştırılmazsa, yani husyeleri alınmazsa, çifte koşulamaz. Koç, etrafını vurursa; at, sahibini bindirmezse, kısırlaştırılır. Zarar veren kedi, köpek gibi hayvanları, acı çektirmeden öldürmek caizdir.

Sual:
Cifr ilminin Hazret-i Ali ve İmam Cafer’den gelen bir ilim olduğu doğru mudur?

Cevap;
Arab edebiyatında, harflerin her birinin farazî bir sayı değeri vardır. Buna göre tarih düşürülür. Yani o mısradaki sözlerle anlatılan hâdisenin tarihi verilir. Buraya kadar câiz görülmüştür. Cifr ise, harflerin rakam kıymetinden istikbale dair haberler çıkartmaktır. Bu caiz değildir. Ne Hazret-i Aliye, ne de başkasına böyle bir şey öğretilmiştir. Bu ilim, caiz olmayan ilimlerdendir. Gaybı, ancak Allah bilir. Allah'ın bildirdiği peygamberler ve evliya da bildirdiği kadar bilir. İmam Cafer’in böyle bir kitap yazdığı uydurmadır. Cafer ismi ile cifr arasında bâtıl bir irtibat kurulmuştur. Bu ilme meraklı olanlar, zamanla dinden çıkarak Bâtınıyye yolunu kurmuş; harflerin rakam kıymetine bakarak, âyetlerden bambaşka manalar çıkarmışlardır.

Sual:
Yasin cüzlerine kumaş kaplama işi yapıyorum. Türkçe okunuşlu cüzleri kaplamam uygun olur mu?

Cevap;
Kur’an-ı kerimin okunuşunu latin harfleriyle yazan kitapları okumak, ibâdet maksadıyla câiz değildir. Ancak bunlar doğru okumaya yardımcı olmak gibi başka maksatla da kullanılabilir. Bu bakımdan mahzuru yoktur.

Sual:
Kımız, Türklerde bahsedildiği kadar tutuluyor muydu?

Cevap;
Kımız, mayalanmış ve alkol teşekkül etmiş kısrak sütüdür. İçilmesi caiz değildir. Türkler müslüman olduktan sonra, kımız içmeyi terkettiler. Göçebe topluluklarda dinî hayat zayıf olduğu için, kımız âdeti devam etti. Mamafih İmam Ebu Hanife’ye göre sarhoş etmeyecek mikdarı, ilaç ve hazım gibi sebeplerle içilirse caizdir. Ama Hanefide fetva böyle değildir. Üç mezhebde hiç caiz değildir.

Sual:
Bugün sanat diye adlandırılan müzik, dans gibi bazı şeylerin, İslâmiyette yasak olması sebebiyle, bazı tenkitler işitiyoruz. Bunlara karşı ne söylenebilir?

Cevap;
Sanatın ne olduğunu kişi kendi tarif ederse, yanlış neticelere varır. Müzik, resim, dans haramdır diye de kesip atılamaz. Bunların helâli vardır, haramı vardır. Her şey de böyledir. İslâm âleminde müzik ve resimde nice sanatkarlar yetişmiş. Bunlar dinî prensiplere uygun çerçevede çalışmışlardır. Sadece bu değil; edebiyat, mimarî, kaligrafi (hüsnü hat), ebru, tezhib, sedefkârlık, hakkâklık, gümüş işlemeciliği, kumaş süslemeciliği vs sanat değil midir? Bu sahalarda çok sayıda sanatkârın eserleri, Avrupalıları hayran bırakmaktadır.

Sual:
Bir akid sebebiyle karşı taraf bize zarar verse, mahkeme de tazminata değil, ama faize hükmetse, bunu almak caiz olur mu?

Cevap;
Bir akidde uğranılan zararı herhangi bir şekilde almak caizdir. Mahkemenin hükmettiği faiz, paranın değer kaybını, mahkemenin hakiki masraflarını karşılamaya bile zor yeter.

Sual:
Eyüb’de teleferiğe binince kabristanın üzerinden teleferikle geçmiş olunuyor. Bu şekilde kabirlere basmadan üzerinden geçmek caiz mi?

Cevap;
Kabirlere özürsüz basmak mekruhtur. Burada basılmış olunmuyor.

Sual:
Bir hanım aksırıp elhamdülillah dese yerhamukillah demek farz olur mu?

Cevap;
Mahrem ise denir; namahrem ise denmez.

Sual:
Cima için uygun olmadığı bildirilen vakitlerde şehvet çok galebe çalar ise cima yapmak caiz olur mu?


Cevap;
Şartlar müsait olduğu her zaman cima caizdir. Bu gibi sebeplerle tehir etmemelidir. Bunlar tavsiye mahiyetindedir. Zaman bozuktur.

Sual:
Gıybet edildiği anda, hakkında gıybet edilen kişinin kul hakkı geçer mi?

Cevap;
Duyup üzülünce hak geçer; helalleşmek gerekir Duymamışsa, tövbe kâfi gelir.

Sual:
Birçok evliya ve ehl-i tasavvufun nefis terbiyesi için uzlete çekilmesi ve çile çekmesi Peygamberimizin ‘İslâmda ruhbanlık yoktur’ hadisi ile bağdaştırılabilir mi?

Cevap;
Ruhbanlık, hiç evlenmeyip, kendini dünyevî zevklerden uzak tutmak demektir. Uzlet ise sünnettir.

Sual:
Klozet kullanmanın mahzuru var mıdır ?

Cevap;
Edebe, sünnete muvafik olan yere çömelerek def-i hacet etmektir. Bir zarureti olanın klozet kullanmasında mahzur yoktur. Zaruretsiz kullanmak da caizdir, ama edebe muvafık değildir.

Sual:
Meslek hayatımıza başlarken, bizi mecburi olarak Oyak mesken fonuna aza yaptılar. Ben faizle işletildiğini duydum. Bizim mesuliyetimiz nedir?

Cevap;
Mecburi olduğu için zaten mesuliyet icab etmez. İmam Ebu Hanife ve İmam Muhammed'e göre dârülharbde bu gibi muameleler müslümanın menfaatine ise her halde caizdir.

Sual:
1,5 yıl önce düğün masrafları için faizli kredi çektim. Bu para ile ev eşyası, takı ve düğün masraflarını karşıladım. Bu eşya ve takılar bize helal midir? Bunları satıp borcumu ödemeli miyim?

Cevap;
Tevbe gerekir. Eşya ve takılar haram olmaz. Menfaatinize olacak şekilde hareket ediniz.

Sual:
Adam öldürmek büyük günah olduğuna göre, cellatların mesuliyeti nedir?

Cevap;
Hakkın icrası veya vazifesinin ifası suç ve günah teşkil etmez. Cellad işini yapmaktadır. Hatta şer’î hükümlerin yerine getirilmesine yardım ettiğinden dolayı sevab bile alır.

Sual:
Sanal olarak (gerçek bir mal ortaya koymadan) kumarhane oyunu oynamak caiz midir?

Cevap;
Kumar değil, oyun ise de, müslümana yakışmaz.

Sual:
Bir arkadaş benden borç aldı; 3 gün sonra veririm dedi; 40 gün sonra verdi. ‘bunun için kızgınım biraz’ dedim. Arkadaşlardan biri de ‘gıybetini yaptın’ dedi. ‘Fasığın fıskını açıklamak gıybet değildir’  dedim. Bu sözün hükmü nedir?

Cevap;
Duyunca üzüleceği şeyi, kötüleme niyetiyle söylemiş ise gıybettir. Başkasını ikaz, fetva sormak için söylemek gıybet olmaz.

Sual:
Sünnet düğününde mehter marşı getirip, sünnet çocuğunu at ile gezdirmek caiz midir?

Cevap;
Böyle velimelerde bando misilli musiki çalmak caizdir. Diğeri de âdettir.

Sual:
İpek halı ve seccade kullanmak caiz midir?

Cevap;
Erkeklerin, ipek cibinlik kullanması câizdir. Başa ipek takke giymek ve boyuna ipek kese asmak mekrûhdur. İpek seccâdede nemâz kılmak câizdir. İpek yorganla örtünmek câiz değildir. Sâat, anahtar, tesbîh ipleri ve cebe konulan kese, çantalar, mushaf kesesi ve boğçanın ipekden olması câizdir. Duvarları ipek kumaş ve halı ile örtmek, kibr ve zînet için olmazsa, câizdir. İpek halı, yaygı kullanmak, üzerine oturmak câizdir. İpek yemek peşkiri, iç donu mekrûhdur. Abdest havlusu câizdir.

Sual:
Çocukların kuklaları, oyuncak köpekleri, kedileri olsa, bunların evin içinde bulunması caiz midir?

Cevap;
İmam Ebu Yusuf’a göre çocukların canlı suretinde oyuncaklarla oynaması câiz olup, bu kavle göre rahmet meleklerine mâni değil ise de, kullanılmadığı zaman üzerini örtmek iyi olur. Bunları biblo olarak kullanmak câiz olmaz.

Sual:
Çocukların elbise ve yatak takımlarında canlı resmi bulunmasının hükmü nedir?

Cevap;
Yetişkinlerin yapmasının câiz olmadığı veya mekruh olduğu şeyleri, çocuklara yaptırmak da aynı hükümdedir.

Sual:
Kimya-i Saadet'te ‘tesettüre riayet etmeyen kadın haram işler, buna razı olan erkek yakınları günaha ortak olur’ yazıyor. Bunu nasıl anlamalıdır? Bu durumda olan erkek, mesela kız kardeşi için ne yapabilir?

Cevap;
Nasihat eder, emr-i maruf ve nehy-i münker yapar. Dinlemezse küserek, psikolojik baskı yaparak dinletmeye çalışır. Yine dinlemezse üstelemez, o yaptığı kötü işe kalben buğz eder.

Sual:
Amerika'da yemek ya da kozmetik mamullerde kullanılan bazı kimyevîlerin domuz ya da alkol temelli olduğu biliniyor.

Cevap;
Üstünde yazmak bilmek demektir. Yazmıyorsa araştırmaya gerek yoktur.

Sual:
Kurban bayramı dışında et ihtiyacı için hayvan keserken hayvanda yaş sınırı aranır mı?

Cevap;
Hayır. Ancak kurbanda davarın 1, sığırın iki yaşında olması şarttır. 6 ayı geçmiş, ama 1 yaşında gözüken davar da kurban olur.

Sual:
Doktor, bir kanser hastasına anne sütü içmesini söylese caiz olur mu?

Cevap;
Tabib-i müslim-i hâzık ise veya tecrübeyle sâbit ise evet (İbni Abidin)

Sual:
Bir kimse zina etse, sonra pişman olup tevbe etse, o kadınla helalleşmesi gerekir mi?

Cevap;
Rıza ile olduğu için hak geçmemiştir. Samimi tevbe kâfi gelir.

Sual:
İş yerinde içki içenler ekseriyettedir. Nasıl hareket etmek gerekir?

Cevap;
Herkesin aklının ölçüsüne göre konuşmak gerekir. Aklı erene şarabı dinin yasak ettiğini, bu sebeple içmediğini söylersiniz. Aklı ermeyene, sevmiyorum hoşlanmıyorum alışmamışım dersiniz. Böyleleri ile de fazla muhatap olmazsınız. Münakaşa etmek, izaha kalkışmak, hele kabul etmeyecek olana emr-i marufa kalkışmak doğru değildir, fitne olur. Modern cemiyette herkesin dilediği gibi yaşama hakkı ve hürriyeti vardır. Din, cemiyet halinde yaşanır.

Sual:
‘Kim övünmek maksadıyla kâfir olan 9 atasını sayarsa, onuncusu da onlardan olur’ hadis-i şerifi gereğince, müslüman olmayan atalarıyla övünmek insanı küfre düşürür mü?

Cevap;
Bir kimse, imansız bile olsa, iyi tarafları olabilir. Bunların övülmesi dinen caizdir. Ataları ile övünmek; eğer onların kötü yanlarıyla övünmek ise, hadis-i şerifin şumulüne girer. Eğer bunu dinî ve ictimaî bir üstünlük olarak görüyorsa, mahzurludur. Hadis-i şeriflere kafasına göre mânâ vermek doğru değildir.

Sual:
Eskiden misafir geldiğinde, su ile kahve ikram edilirmiş. Su alınırsa misafir aç, kahve alınırsa misafir tok kabul edilirmiş. Buna göre sofra kurulurmuş. Bu doğru mudur?

Cevap;
Hayır. Bu bir latifedir. Türk töresinde kim ve ne zaman olursa olsun, hazır olan ne varsa, sofra çıkarılır. Misafir buyur edilir. Yerse yer; yemezse bir defa ısrar edilir ve sofra sonra kaldırılır. Böylece aç olduğunu söylemekten çekinen de, ikrama kavuşmuş olur. Misafirin artığı, yani misafir yedikten sonra önünden kalkan sofra, ev halkı için bereket kabul edilir.

Sual:
Hayvanlara sert bağırmakla, korkutmakla hayvan hakkı geçer mi?

Cevap;
Hayvanlara kötü muamele çok günah ve insanlara kötü muameleden daha tehlikelidir.

Sual:
Orta Asya'da "tövb" diye bilinen ve umumiyetle dinî bütün olan insanlar vardır. Dedelerinin, atalarının ruhlarının geldiklerini söylüyorlar. Gelen hastaların çeşitli dua ve sureler okuyarak iyileşmelerine vesile oluyorlar. Bir tabağın içine buğday kabuğu koyup hastanın başının etrafında döndürüyor ve dualar okuyorlar. Sonra tabağı açtıklarında hastanın durumuna göre farklı resimler görüyorlar. Bu tövb insanlar bazen kötü ruhları def etmek için tavuğu kesip bir halı parçasına kanını bulaştırıp evin köşelerine vuruyorlar. Bir kadına, köyünün imamı "sana dedelerinin ruhları geliyormuş boynuna al ve tövb ol iyileşirsin" demiş ve tövb olmuş. Böyle bir iş yapmak caiz midir?

Cevap;
Anadolu'da bunlara “ocak” derler. Yardım eden dedeleri görüntüsündekiler, iyi cinler olarak düşünülebilir. Haram işlemeden yapılabilir. Doktor gibidir. Sevap da alır. Tedavi, maddî olduğu gibi, manevîdir de.

Sual:
Bir haftalık uzamış tırnak gusle mani midir?

Cevap;
Hayır. Fazlası mekruhtur.

Sual:
Bir borç senedini kendi hesabına tahsil etmesi için avukata vermek ve tahsil edilmeden seneddeki miktarın belli bir kısmını avukatın alacaklıya ödemesi fâiz olur mu? Kitaplarda geçen borç senedini başkasına satmak ifadesi bunu mu kastetmektedir? Bu durumda avukatın aldığı para haram olur mu?

Cevap;
Seneddeki meblağ avukata ait olacak ve bunun karşılığında önceden alacaklıya bir kısmını ödemek, deynin deyne satılması demektir. Üstelik noksanına satılmasıdır. Caiz değildir. Fâiz olur.

Sual:
Kabuğu kirli yumurta, bu kirleri temizlenmeden tavaya kırılabilir veya kaynatılabilir mi?

Cevap;
Evet. Yenen kısmı içidir. Kabuğun üstü necis bile olsa, içine nüfuz etmez.

Sual:
Ciğer gibi kanlı uzuvları doğradıktan sonra direk tavaya atmak doğru mudur?

Cevap;
Etin üstündeki kan temizdir, yenir.

Sual:
Küçük kızımızı sosyalleşmesi için verdiğimiz yuvada müzik öğretmelerinin mahzuru var mıdır?

Cevap;
Çalgısız çocuk şarkılarının mahzuru olmaz. Ama küçük çocuklar için en ideal yer aile ve annesinin yanıdır.

Sual:
Bir kadın muayene olacaksa, evvela kadın doktor araması gerek olduğu halde, yaşadığı şehirdeki hastanede kadın doktor olmasa, ama farklı şehirde olsa, bu kadının masraf edip o şehre gitmesi gerekir mi?

Cevap;
Gerekmez. Şimdiki kadın doktorların, erkek doktora muayeneden farkı yoktur. Tabib-i müslüm-i hâzık aramalıdır. Kadının muayesinde, varsa, kadın olanını tercih edilir.

Sual:
Erkeklerin gömlek kollarına düğme niyetine takılan manşetler mahzurlumudur?

Cevap;
Mahzuru yoktur. Zira bir iş görmektedir. Gümüş bile caizdir. Fıkıh kitaplarında, erkeklerin elbise şerit, düğmelerinin gümüşten olmasına cevaz bulunduğu gibi, saat kayışı, kemer zinciri gibi süs değil de, işe yarayan aksesuarlar da gümüş olabilir.

Sual:
Belediye, otobüslerinde başkasının kartının kullanılmasını yasakladığına göre, bu kartı başkasına kullandırmak caiz olur mu?

Cevap;
Kanunlara uymayarak kendisini tehlikeye atmak ve fitne çıkartmak câiz değildir.

Sual:
İşyerinde verilen 100 liralık alışveriş fişini arkadaş bana 95 liraya sattı. Caiz olur mu?

Cevap;
Bu muamele fâsid ve beş lira da fâiz olur. Akdi hemen bozmak ve tevbe etmek lâzımdır. Alacağın, sahibinden başkasına satılması câiz değildir. İmam Züfer ve üç imam sadece bir kişiye satılmasına cevaz verir ama aynı mikdarda olmalı, aşağı olmamalıdır. Çok ihtiyaç varsa, 95 liranın yanında, 5 liranın karşılığı olarak mesela bir kalem, mendil satılabilir.

Sual:
İcra dairelerine alacağımız için takip başlattığımızda eğer borçlu takibe itiraz ederse ve mahkeme bu itirazın haksızlığına karar verirse, borçlunun borcu % 20 artıyor. Buna icra-inkâr tazminatı deniyor. Dinen bu tazminatı dava dilekçesinde talep etmek ve mahkeme hükmederse almak caiz midir? 

Cevap;
Bu, yalan söylemenin ve bu yolla alacaklıyı zarara uğratmanın cezasıdır. Câizdir.

Sual:
Alkolle çözülmüştür diyerek gazoz içmemek ve gayrımüslim memleketlerindeki lokantalarda İslâmiyete uygun kesilmemiştir diyerek et yememek takva mıdır?

Cevap;
Bunlara dinen cevâz verildiği için, bunlardan sakınmak vesvese ve ifrâda kaçmak olur. Kibre sebep olur.

Sual:
Doktorun muayene sebebiyle dübüre parmak sokması orucu bozar mı? Gusül gerektirir mi?

Cevap;
Parmağı ıslaksa veya ilaç sürülmüşse, oruç bozulur. Gusl gerekmez.

Sual:
Kadınların kaşını aldırması neden caiz değildir?

Cevap;
Hikmeti, aldatmak ve sureti tebdile yeltenmektir. Kadın alınca, aldatmak oluyor. Bir de bu işi ekseriya kadınlar yapmaktadır.

Sual:
Bir erkeğin bir erkeği yanağından öpmesinin hükmü nedir?  

Cevap;
Ulemânın bazısı şehvetsiz câiz; bazısı ise sedd-i zerâi mucibince, mekruh demiştir.

Sual:
Geç yaşta müslüman olan bir gayrı müslimin, geçmiş bütün günahları affolur kaidesine göre, daha önce haram yollar ile edindiği mal ve mülkü de helâl olur mu?

Cevap;
Affolan günahlar, hakkullah (Allah hakkı olan) günahlardır. Gayrımüslimler, esah kavle göre amellerle mükellef değildir; sadece iman etmekle mükelleftir. Dârülharbde daha evvel haram yollarla edindiği malları, kendi mülkü sayılır. Can yakma ve çalma gibi içinde kul hakkı bulunan ve her dinde haram olan günahlar telafi edilmedikçe affedilmez.

Sual:
Bir kimseden alınan borç, taahhüt edilen zamanda geri ödenmemişse ve artık o kişiden haber alınamayıp kendisine ulaşılamıyorsa ne yapmak lazım gelir?

Cevap;
Para olduğu halde zamanında ödenmeyen borç, gasp sayılır. Sahibi kayıp ise, lukata hükmündedir. Sahibi ölmüşse vârislerini arar. Bulamazsa lukata olarak elinde tutar. Ümidi keserse fakirlere tasadduk eder. Kendi fakirse, kullanır. Sahibi çıkarsa ödemesi lâzımdır. Tevbe de gerekir.

Sual:
Ehl-i kitabın kestiği etin helâl olması için, hayvan keserken kendi dinlerine göre Allahu teâlânın ismini yahut bir sıfatını söylediğini işitmek lâzım mıdır?

Cevap;
Ehl-i kitabın, yani Yahudi ve Hrisityanların, Allahu teâlânın ismini veya bir sıfatını, herhangi bir lisan ile söyleyerek kestiği hayvan helâldir. Bunu işitmek, söyleyip söylemediğini araştırmak lâzım değildir. Şâfiî mezhebinde, ism-i celâl kasden terkedilse bile, o et yenir.

Sual:
Bir gazete yazarı "Para Vakıfları" ile alakalı yazısında Ebussuud Efendi’nin fâize cevaz verdiğini söyledi. Aslı var mıdır?

Cevap;
Osmanlı Hukuku kitabımda, bunun Kur'an-ı kerimde men edilen ribâ olmadığını, muamele satışı semeni olduğunu beyan ettim. Fâiz, Osmanlılar zamanında hem şirket kâr payı, hem muamele satışı semeni, hem de haram olan ribâ için kullanılmaktadır. Fıkıh malumatı bilmeden Osmanlı tarihini anlamak mümkün olmuyor.

Sual:
Üzerinde gayrimüslim hakkı bulunan bir mü'min dünyada helâlleşmez ise, âhirette mutlaka cehenneme gider mi? Kurtulmanın bir yolu yok mudur?

Cevap;
Kimin cennete, kimin cehenneme gideceği kat’i olarak bilinemez. Gayrımüslim kul hakkı, müslüman kul hakkından daha şiddetlidir. Bulup ödemelidir. Mümkün değilse, fakirlere sadaka vermeli, tevbe ile gözyaşı döküp dua etmelidir. İnşallah Allah merhamet edip helâlleştirir.

Sual:
Bir spor klübünün veya alkollü içki satan firmanın hisse senedlerini satın almak câiz midir?

Cevap;
Helâl ve haram beraber yapıldığı için, câiz; fakat mekruhtur.

Sual:
Düğünlerde saz ve bağlama gibi aletlerin çalınması caiz midir?

Cevap;
Düğünlerde def ve davul; ayrıca Şâfiî de zurna çalınmasına cevaz verilmiştir.

Sual:
Osmanlı Devleti’nde, bilhassa 16. asır ve sonrasında müderris alımlarında adam kayırmacılık yaşanmış mıdır? 

Cevap;
Her zaman her yerde bu mümkündür. Ama müderrislik için belli vasıflar aranır. Bu vasıflara sahip bulunmayan kimsenin fiilen müderrisliğe tayini ve bu vazifeyi yapması padişahın oğlu bile olsa mümkün değildir. Beşik ulemalığı adıyla, talebeye burs ve pâyesiz tayin adıyla fahri profesörlük gibi vasıflandırılabilecek tatbikat vardır. Ama bunlar kaideyi bozmaz. İlmiye sınıfı Osmanlı Devleti’nin sonuna kadar meslek haysiyetini ve kalitesini iyi-kötü muhafaza etmeye çalışmıştır. Bu bahis fıkıh kitaplarında da ele alınmıştır. Meselâ İbn Abidin'de müderrisliğe dair şunlar yazılmaktadır: "Devlet reisinin nâehil birini müderris tayin etmesi sahih değildir. Çünki devlet reisinin işleri amme menfaati ile kayıtlıdır." ve "Müderris olan kişi, tedrise ehil değilse, müderrisler için tahsis edilen maaştan birşey alması ve yemesi caiz olmaz."

Sual:
Sezaryen ile doğum yapan kadının, sonraki doğumu tehlikeli olsa, tüplerini bağlatması caiz olur mu?

Cevap;
İnsanları, hatta bir zaruret olmadan hayvanları kısırlaştırmak caiz değildir. Hele çeşit çeşit doğum kontrol metodları varken, böyle bir ameliyat asla caiz olmaz.

Sual:
Arap Sabunu tabirini kullanmak câiz midir?

Cevap;
Caizdir. Zira Arapları tahkir mevzubahis değildir.

Sual:
Kadınların peçe takması vâcib midir?

Cevap;
Şâfiî ve Hanbelî ulemâsının ekserisi, Mâlikî ve Hanefî âlimlerinin ise bazısı fitne zamanı kadınların yüzlerini örtmesi gerektiğine fetvâ vermiştir. Hazret-i Âişe’nin kavli de böyledir. Ancak hac için ihrama girdiğinde yüzünü örtemez. Ekseriyetin kabul ettiği kavil, kadının yüzünün ve ellerinin avret olmadığı istikametindedir.

Sual:
Bulgaristan’dan göç ettik. Kimimiz bir daha geri dönmemek üzere; kimisi ise ortalık sakinleşince tekrar geri döneriz diye geldi. Geride kalan toprakların bir kısmına duyduğum kadarıyla devlet el koymuş ve bir başkalarına satmış. Bu vaziyette o topraklarda mülkiyet hakkı bitmiş mi oluyor? 

Cevap;
Gasp ile habis mülkiyet kurulur.  Sahibinin hakkı devam eder. Geri dönüp alma imkânı varsa alabilir. Harbîlerin el koyduğu mal, onun mülkü olur. Müslümanlar orayı tekrar fethedince, ganimet olur. Müslüman oraya gidip, önceki malını ihraz ederse (el koyarsa) mâlik olur. Hanefî de böyledir. Hazret-i Peygamber, Mekke'ye teşriflerinde “Ukayl bize ev mi bıraktı?” buyurdu ve bu evi talep etmedi.

Sual:
Annenin yemek yemeyen çocuğunu öcü geliyor, doktor geliyor diye kandırması caiz midir?

Cevap;
Çocuğa bir maslahat için yalan söylemek caiz ise de, yapmamalı, her hareketinde numune olmalıdır. Hazret-i Peygamber, gel ceviz vereceğim diye çocuğunu çağıran bir kadına, gelse verecek miydin diye sormuş; hayır, kandırmak için söyledim deyince tasvip etmemişti.

Sual:
Zinada kul hakkı var mıdır?

Cevap;
Zina, hakkullah olan, yani Allahın hakkı bulunan günahlardandır. Tevbe ve dârülislâmda had cezası ile biiznillah silinir. Ama tecavüz böyle değildir.

Sual:
Baldız ile hürmet-i musahare olur mu?

Cevap;
Her ne kadar muvakkat evlenme engeli varsa da, İbni Âbidin’de açıkça, baldızla zina bile etse zevcesiyle hürmet-i musahare olmaz diyor.

Sual:
Çinlilerin pirinç tarlasında güneşten korunmak için başlarına giydiği koni şeklindeki başlık şapka gibi midir?

Cevap;
Evet.

Sual:
Bir sahilden çocuklar evde oynasın diye ya da faydalı diye kum alıp eve getirmekte beis var mıdır? 

Cevap;
Bu kadarın ammeye zararı yoktur.

Sual:
Yollarda bazı meyve ağaçları bulunuyor. Meyveleri kimse tarafından toplanmıyor. Kimsenin mülkünde de değildir. Heba olmasın diye bu meyveleri toplamakta beis var mıdır?

Cevap;
Yoktur. Sahipsiz mal ihraz ile mülk edinilebilir.

Sual:
Canlı resmi çizmek caiz değil diye biliyoruz. Fakat dini mecmualarda böyle resimlerle karşılaşıyoruz. Ne dersiniz?

Cevap;
Canlı resminin mahiyeti hakkındaki fetvalar muhteliftir. Hem hakir olduğu, hem de bir maslahat bulunduğu için böyle yapılıyor olsa gerektir.

Sual:
Kadınların haşema denilen alt kısmı tayt olan üst kısmında dizine kadar gelen yelek tarzı bir kıyafet ile denize veya havuza girmesi caiz midir?

Cevap;
Bol, dizleri örtüyor ve sade ise caizdir.

Sual:
Çek karşılığı satış yapılsa, çekin vadesinin dolmasına az bir müddet kala vadenin uzatılması karşılığı meblağın arttırılmasına gidilse caiz midir?

Cevap;
Caiz değildir. Altın olarak karşılığının fazlası fâiz olur.

Sual:
Anneler günü kutlamak caiz midir?

Cevap;
Âdette bidattir. Dinî değil de, âdet olan faydalı veya zararsız işlerde gayrımüslimlere benzemek câizdir.

Sual:
Birisi bizden bir şey istese, vermemek fitne olacaksa, bizde yok desek caiz olur mu?

Cevap;
Ta’riz yaparak, mesela elimde yok denir; şu anda elinin içinde olmadığı kasdedilir.

Sual:
Kadının kına süsü yaptırması dövme sayılır mı?

Cevap;
Hayır. Dövme başkadır; kına süsü başkadır. Erkeğe ikisi de caiz değildir. Kadına yabancı erkeklere göstermemek şartıyla kına yakmak câiz, hatta müstehabdır.

Sual:
Fıkıh kitaplarında, cemaati kaçırmak için özür olan hallere, sevdiği yemeği kaçırmak korkusu da eklenmiş. Bunun izahı nedir?

Cevap;
Namazı kılarsa, sofra kaldırılacak; sevdiği yemeği yiyemeyecek ve aklı orada kalacaktır. Böylece namaz mekruh olacaktır.

Sual:
Tavuk ve diğer hayvanlara verilen hormon, hayvan hakkına girmeye sebep midir?

Cevap;
Hayır. Ama fıtratı değiştirmek ve dünyanın dengesini bozmak caiz değildir.

Sual:
Fıkıh kitaplarında, sıcak yemek zararlıdır diyor. Bundan maksat nedir?

Cevap;
Ağzını yakacak kadar sıcak yemek uygun değildir. Yemeğe üflemek de böyledir.

Sual:
Maden kazası gibi umumi bir âfet olduğu zaman, doğum günü kutlamak caiz midir?

Cevap;
Câizdir, ama dedikodu ve reaksiyona sebep olmamalıdır. Eğlenecek zaman çok bulunur.

Sual:
Namazda iken vücuttan birşeyin sarkması caiz midir?

Cevap;
Namazda sırta alınan şal, ceket, kaşkol gibi elbisenin sarkması mekruhtur. Kravat, kapişon ipine de dikkat etmelidir.

Sual:
Ev temizliği için çağırılan temizlikçi, camları silerken kollarını açsa, ev sahibi günah işlemesine sebep olmuş sayılır mı?

Cevap;
Hayır. Herkes kendisinden mesuldür. İşçi kadınların çalışırken kollarını açmasına cevaz vardır.

Sual:
Hayvanı elektroşokla bayıltıp kesmek caiz midir? 

Cevap;
Bu şokun tesiriyle ölmedikçe evet. Aksi takdirde leş olur.

Sual:
Bir besmele ile 20 koyun kesmek caiz midir?

Cevap;
Hayır. Her biri için kesen tarafından bizzat ayrı ayrı söylenmesi gerekir.

Sual:
Bankadan % 20 faizle çekilen 10 bin liranın tamamı mı, yoksa sadece faizi mi haramdır?

Cevap;
Bu, müfsid fâiz şartı sebebiyle fâsid muameledir. Paranın tamamı haramdır; kullanılması câiz değildir. Aynen iade gerekir. 2 bin lira da bankaya haramdır. Ancak para kullanılmış veya kendi helâl parasına karıştırılmış ise, bu paranın tamamını habis yapar. Parayı geri ödemeden, diğerlerini de kullanamaz.

Sual:
Kanser hastasının, doktorların, kemoterapiden sonra sperm sayısında azalma olacağı yolundaki ikazlar istikametinde, spermlerini dondurması caiz midir?

Cevap;
Evet.

Sual:
Kullanmadığımız boş kâğıtları geri dönüşüm kutusuna atmak israf olur mu?

Cevap;
Hayır. Mahalli orasıdır. 

Sual:
Gazetede banka reklâmı yapmak caiz midir?

Cevap;
Bankalar, insanlara faydalı çok çeşitli işler yaparlar. Bu işlerden bir-iki tanesi dine aykırıdır. Bu sebeple gazete ve benzeri yerlerde banka reklamı neşretmek, bankanın haberini vermek demektir. Herkes bilir ki, reklamdaki sözler, gazetenin değildir. Reklam, reklam sahibinin sözünü nakletmektir. “Bankacılık muamelelerinizi bizim bankamız ile yapabilirsiniz” demektir. Bu muamelenin illâ gayrı caiz muamele olması gerekmez. İkinci olarak şer’î hukukun hâkim olmadığı yerlerde, bankaya para yatırıp fâiz almak, İmam Ebu Hanife ve İmam Muhammed’e göre caizdir. Bir başka husus, gazete gibi yerler, reklamlar ile yaşarlar ve gelen reklamları ancak bir yere kadar reddedebilirler. Oyunu kaidesine göre oynamak isteyen, bundan müstağni kalamaz. Bankanın parasını rızasıyla alıp hayırlı işlerde kullanmak da mezmum değildir. Eğer banka reklamının, insanların caiz olmayan amellerine vasıta olacağı söylenirse, bu, gazetenin bütün haberleri için cari olabilir.

Sual:
Suç olan şeyler günah da olur mu?

Cevap;
Kendisini tehlikeye atmak caiz değildir. Müslüman dine uyar günah işlemez kanuna uyar suç işlemez. Sultanın keyfî değil de, maslahat sebebiyle emrettiği veya yasakladığı şeylere riayet de dinen vecibedir. Trafik kaidelerine riayet böyledir.

Sual:
İlmihal kitaplarında içi gösteren kıyafetler yok hükmündedir buyrulmaktadır. İçini belli eden ince gömlekler için ne denebilir?

Cevap;
Avret yerini örten elbise içini gösteriyor ise, yok hükmündedir. Diğerleri için örfe bakılır.

Sual:
Şer’î kanunlarla idare edilen bir devlette gayrımüslim kadınlar halk arasında oldukları zaman tesettür etmek mecburiyetinde midir?

Cevap;
Hayır. Maslahat için hükümet tahdid getirebilir. Mesela göğüslerini bacaklarını açmalarını men edebilir.

Sual:
Şaka ile söylenen yalan dinen caiz midir?

Cevap;
Uygun kimselere, meselâ yakın arkadaşa, ta’riz yoluyla, yani bir kelimenin iki manasından uzak olanını kullanarak şaka yapılabilir. Yalan, câiz değildir.

Sual:
Umumi yemekhanede yemek yiyen talebe, ikinci defa yemek alsa, vebale girer mi?

Cevap;
Verilen kadarı hakkıdır. Fazlası ancak yemekhanenin izniyle caiz olur. Artıyor ve ziyan olacaksa yenebilir. Ama yemek biter ve başkası yiyemezse, kul hakkı da geçer.

Sual:
Safer ayının uğursuz olduğu doğru mudur?

Cevap;
İslâmiyette uğursuzluk itikadı yoktur. Yani İslâm dini her türlü uğursuzluğu reddeder. Safer ayının uğursuzluğu, Câhiliye devrinden kalma bir itikaddır. Nitekim Buhârî’de geçen bir hadîs-i şerifte, “Kuş ötmesinden uğursuzluk hükmü çıkarılamayacağı gibi, Safer ayının da uğursuzluğu yoktur” buyurulmuştur. Eskiden Muharrem ayı, haram aylardan olduğu için bu ayda savaşılmazdı. Muharrem ayı bitip Safer ayı girer girmez muharebeler tekrar başlardı. Bu sebeple Safer ayında yola çıkanın başına bela gelmesi kuvvetle muhtemeldi. Safer ayının uğursuzluğu şeklinde tefsir edilen “Kim bana Safer ayının çıkmasını müjdelerse onu cennet ile müjdelerim!" gibi hadîslerin bu mânâyı muhtevi olması muhtemeldir. Veya uğursuzluk olmadığı bildirilmeden önceye aittir. Ama İslâmiyet uğuru kabul eder. Uğurlu günler, yerler, kelimeler, eşyalar olabilir.

Sual:
Birisi bir başkasına "Sen şu şu şu günahları işledin mi?" diye sorsa ve sorulan kimse de bunları işlemiş olsa, sorana "yapmadım" diyebilir mi?

Cevap;
Günahı başkalarına fâş etmek ayrı bir günahtır. Sormak caiz olmadığı gibi, itiraf etmek de caiz değildir. İnkâr etmelidir. Bu, tövbe sayılır.

Sual:
Eski kitaplarda 3, 5 hatta 40 günde bir yiyenleri okuyunca günde iki, hatta bazen üç öğün yemeği âdet edinen ben utanıyorum. Fakat bazen iki öğünle bile, yolculuk ve namazda zorlandığım oluyor. Bu devirde yeme-içme nasıl olmalı?

Cevap;
Helâl olduktan ve hayırda kullandıktan sonra dilediği gibi yiyebilir. Bizler onlar gibi olamayız. Herkesin hâli başkadır.

Sual:
Animasyon sektöründeyiz. Çocuklar için çizgi film yapıyoruz. Ahlakî olmayan bir vaziyet bahis mevzuu değil. Ama bu hâliyle bu işi yapmak caiz midir?

Cevap;
Canlı resmi çizmek ve asmayı hadis-i şerifler yasak etmiştir. İbadet için yapılmışsa veya mübarek zâtlara hakaret varsa küfrdür. Canlı resmi, alay ve hakaret olmadıktan sonra, film ve gazetede ise tazim olmadığı için caizdir. Nasihat ve hizmet maksadıyla yapılabilir.

Sual:
Çocuk için resimli pike nevresim kullanılabilir mi?

Cevap;
Ta’zim değil, tahkir makamında olduğu için câiz ise de canlı resmini eve hiç sokmamak azimettir. Hazret-i Peygamber, Hazret-i Aişe’nin evinde gördüğü kuş motifli perdeyi indirip minder yapmasını istedi. O da öyle yaptı. Sonra bundan da razı olmadı ve minderi kaldırttı.

Sual:
Kadınlar için demir, tunç ve bakır ya da diğer madenî şeylerden imal edilmiş yüzük, bilezik, gerdanlık, küpe filan takmak caiz mi? 

Cevap;
Kadınların altın ve gümüşten mamul yüzük takmaları helâldir. Erkeklerin sadece gümüş yüzük takmaları helâldir. Diğer madenlerden yüzük takmak erkek için de kadın için de helâl değildir. Ama kadın için başka ziynetler bu madenlerden olabilir.

Sual:
Demir ve tunçtan yüzük üretilse gümüş kaplatılsa bunu erkek takabilir mi?

Cevap;
Demirden yapılmış, demir görünmeyecek şekilde üzerinde gümüş bir astar geçirilmiş bir yüzüğü takmakta beis yoktur. (Tatarhâniyye)

Sual:
Kışın araba kullanırken istemeden yoldan geçenlere su sıçrarsa bu kul hakkına girilmiş olur mu?

Cevap;
Girer. Dikkat ettiği halde kaçınılmayacak bir hal ise mazurdur. 

Sual:
Haram para olduğu bilinen bir şey, zorla o kişinin elinden alınırsa caiz olur mu?

Cevap;
Mesela hırsızın çaldığını başka birisi zorla alamaz. Hırsızın hakkı geçmez. Ama bu malı aslî sahibine iade etmek için almışsa caiz olur.

Sual:
“Üzerinde kul hakkı bunun cennete giremez” sözünü nasıl anlamak gerekir?

Cevap;
Öder, helâlleşir ve tevbe ederse gidebilir.

Sual:
Tüfekle avcılık caiz midir?

Cevap;
Evet. Ateşlerken besmele söylemek gerekir.

Sual:
Bazı modernistler Kur’an-ı kerimde bahsedilenin başörtüsünün, göğüsleri kapatmak olduğunu söylüyorlar. Bu sözün hükmü nedir?

Cevap;
Bütün ulema Kur’an-ı kerimde geçen hımar (başörtüsü) tabirini, başın da örtülmesi olarak anlamış, hadis-i şeriflerle de kuvvetlendirilen bu mana üzerine icma’ hâsıl olmuştur. Bu söz, sarih ve mütevâtir icma’ya aykırı olduğundan küfrü müstelzimdir. 

Sual:
İnsanlara bela, iki sebepten gelir. Ya işlediği günahlar yüzünden veya günahsız da olsa derecesinin yükselmesi için. Allahü teala kimseye zulmetmez. İnsanın başına gelen musibet işlediği günahlardan veya yaptığı hatalardandır deniyor. Bunu nasıl anlamak gerekir?

Cevap;
Günah işleyenler Allah’ın himayesi altında olmaz.

Sual:
Peygamber Efendimiz "Ben geldiğimde bana Acem büyükleri gibi ayağa kalkmayın” buyurmuş mudur? Öyle ise örfümüzde mevcut olan bir büyük gelince ayağa kalkma âdetinin hükmü nedir?

Cevap;
Hazret-i Peygamber, kendisine kalkılmasını istemezdi. Kalkılmasını istemeyi de kerih görürdü. Ama başka büyüklere kalkılmasıni isterdi. Sa’d bin Muaz gelince “Kavminizin ulusuna ayağa kalkın!” buyurdu. Demek ki kalkılmasını istemek mahzurludur. Kalkmak mahzurlu değildir. Hatta büyüklere kalkmak sünnettir.

Sual:
Selamlaşırken kafa tokuşturmak, yanaktan öpmek veya öpmeden âdet olduğu üzere öpüyormuş gibi yapmak câiz midir?

Cevap;
Câiz ise de hoş değildir. Uzaktan gelenin kucaklaşması caizdir. Yüzden veya alından öpmeye de bazı alimler cevaz vermiştir.

Sual:
Eşimin 8 ya da 9 yaşında bir erkek yeğeni var. Bu bana namahrem midir? Kaçmak gerekir mi?

Cevap;
Nâmahremdir. Bülûğa ermemiş ise kaç-göç gerekmez.

Sual:
Yasak olan halvette, namahrem erkeğin asgari kaç yaşında olması icab eder?

Cevap;
Bulûğa ermiş ise, baş başa kalmak halvet olur.

Sual:
İçinde alkol bulunan gargara ve ağız bakım suları ile ağız çalkalamak caiz midir?

Cevap;
Alkolün içilmesi haramdır; ihtiyaç için ağzı çalkalamak ve tükürmek caizdir.

Sual:
Yemekten sonra sofrada, “Allahümmerzuknâ kalben takiyyen mineş şirki beriyyen lâ kâfiren ve şakiyy┠mı yoksa “..lâ kâfiren ve lâ şakiyy┠diye mi okumak daha doğru olur?

Cevap;
İkisi de olur. Tek la ile okumak daha münasiptir.

Sual:
Bir baba tefecilikten kazandığı parayla çocuğuna ev alsa, çocuk da ilk etapta bu kazanca ortak olsa, ancak sonradan pişman olup bıraksa, çocuğun o evde oturması caiz midir?

Cevap;
Fâiz alıp vermek, hele tefecilik yapmak, İslâmiyette büyük günahlardandır. Bu kimse, bir başkasına hediye verse, ikram etse bunun haramdan olduğu iyi bilinmiyorsa alana caiz olur. Böyle kişiyle muamele de böyledir. Zira, helâl para ile haram para birbirinden ayrılmayacak şekilde karışıksa bunu almak caizdir. Hepsi faiz ise dârülharbde İmam Ebu Hanife ve Muhammed’e göre caizdir.

Sual:
Resim öğretmenlerinin kazancı haram mıdır?

Cevap;
Resim derslerinde yapılan canlı resimleri, hakir ve oyuncak hükmünde görülebilir. Bunun kazanca bir zararı yoktur. Bu resimleri öğretmenlerinin direktifleri ile yapan çocuk ve ebeveyni de günahkâr olmaz.

Sual:
Bir ağacın dibine dökülmüş meyveleri yemek câiz midir?

Cevap;
Meyve ağacının yanından geçen kimse, zaruret (açlık) hâlinde ise etrafı çevrili olsa bile meyveden yiyebilir, ama kıymetini öder. Zaruret yoksa, etrafı çevrili ise asla yiyemez. Çevrili değilse, İmam Ahmed’e göre yiyebilir; yanında götüremez. Sahibi bilinen ağacın meyvesi dibine dökülmüş olsa bile yenmez. Eğer dibine dökülen meyve, hemen bozulacak ise ve sahibinin men ettiği bilinmiyorsa, yenebilir. Ceviz gibi durmakla bozulmayacaksa hiç yenemez. Açlıktan ölme hâli müstesnadır. Asr-ı Saadet’te hurmaları sopayla düşürüp yiyen bir çocuğu, Resulullah’a getirdiler. Daldaki meyvelere dokunma; yere düşenleri ye buyurdu. Bu hadis-i şerif, sahibinin dibine döküleni yemeye izni olması veya zaruret yahud çocuğun hâline göredir.

Sual:
Mektep yemekhanesine kayıtlı olanlar, olmayanlara, tatlı, su, hatta yemek götürebilir mi?

Cevap;
Kendi yemediğini götürür. Fazlası, yemekhanenin izniyle olur. İzin vereceğini bilmek veya çok zannetmek, izin sayılır.

Sual:
Domuz kılından yapılan fırça ile boyanan duvarlar necis olur mu? Böyle bir fırça ile poğaçanın üzerine yağ sürülse yenir mi?

Cevap;
Domuz kılını mecbur kalmadıkça boya gibi işlerde kullanmak caiz değildir. Değdiği ıslaklık necistir. Kuruyunca orada namaz kılınır. Ancak üzerine domuz kılıyla yağ sürülmüş poğaça yenmez.

Sual:
Tavuk yemine kan karıştırınca helal olur mu?

Cevap;
Kat’i bilinmiyorsa araştırılmaz. İnsan pisliği yiyen hayvan ile kısrağın etini yemek mekruhtur. Ancak pislik yiyen hayvan, etinden o pis koku gidinceye kadar hapsedilir, koku gittikten sonra yenilir. Bu temizlenme müddeti şöyle takdir edilmiştir: Ezher kavle göre, tavuk üç gün, koyun-keçi dört gün, deve ve sığır on gün hapsedilir. Nitekim böyle bir hayvana yaklaşınca pis koku gelir. Bu hapsedilme, Bezzâziyye’ye göre leş yiyen hayvan içindir. Serahsî’ye göre zaman takdir edilmez; kokunun gitmesine itibar edilir. İşte bundan dolayı fukaha tavuğun yenilmesinde beis görmemiştir. Çünkü tavuk herşeyi yer ve eti de bozulmaz. Eğer bir hayvan, hem necaset, hem de temiz yiyecekler yese ve eti de kokmasa, o zaman onun eti helâldir. Domuz sütü ile beslenen bir buzağının eti helâldir. Çünkü onun eti bozulmaz. Onun gıdalandığı şey de tüketilmiştir. Bazı âlimlere göre domuz sütüyle beslendikten sonra birkaç gün ot yese veya birkaç gün geçse eti helâldir. Eti yenilen bir hayvan şarap içse, aynı saatte kesilse, onun etini yemek helâldir, ama mekruhtur. Necâsetle sulanan ekinler caizdir. (İbni Abidin)

Sual:
Arab harflerinin yazılı olduğu kağıtları biriktirip geri dönüşüme verebilir miyiz?

Cevap;
Verilebilir. Yakmak veya gömmek gerekmez.

Sual:
Diş sağlığı için kullanılan ve ağız çalkalama sıvısında alkol bulunması câiz midir?

Cevap;
Evet. Alkolü içmek haramdır; ihtiyaç veya tedavi için ağız çalkalamak caizdir.

Sual:
Bir Müslüman, yapılmasınının haram olduğuna inanarak büyü yaptırırsa dinden çıkar mı?

Cevap;
Hayır. Büyük günah olur.

Sual:
Burçların insanların karakterleri üzerinde bir tesiri var mıdır? "Şu burç lider olur, şu burç hassas olur; şu burç, bu burçla evlenemez" tarzında tabirler doğru mudur?

Cevap;
Astrolojinin dinî ve ilmî bir temeli yoktur. Eğer burçların, ay gibi dünyaya manyetik tesir ettiği gibi bir ilmî kaide olsaydı, astrolojinin de kıymeti olurdu. O burçta doğanların, aynı manyetik tesire maruz kaldığı için, karakterinin benzer şekilde tesire uğradığı kabul edilebilirdi. Şu halde astroloji ancak -eğer varsa- istatistikî bir kıymet ifade eder. Yani bu burçta doğanlar, ekseriya şöyledir denir. Aynı mıntıkada doğup büyüyenlerin birbirine benzemesi, müşterek hususiyetler taşıması gibidir.  Hele astroloji yardımıyla gayptan haber vermek, ileride burçların pozisyonu sebebiyle şöyle olacak böyle olacak diye kati konuşmak, dine tamamen aykırıdır. Gaybı, Allah’tan başka kimse bilemez. İbni Âbidin anlatıyor: “Tencîm, yani gök cisimlerinin teşekküllerinden âdi hâdiselerin vuku bulacağını çıkarmak ilmine denir. Hazreti Ömer, ‘İlm-i nücumdan (yıldızlar ilminden, astronomiden) karada, denizde yolunuzu bulacak kadarını öğrenin; geri kalanından vaz geçin!’ demiştir. Fazlasından men etmesinin sebebi üçtür: Birincisi: Bu ilim, halkın ekserisine zararlıdır. Çünkü kendilerine bu eserlerin yıldızların hareketi neticesinde meydana geldiği anlatılınca yıldızların hakikî müessir olduğu kanaatine varırlar. İkincisi: Yıldızlar hakkındaki hükümler sadece bir tahminden ibarettir. Üçüncüsü: Bu ilimde bir fayda yoktur. Zira mukadder olan mutlaka meydana gelecektir. Ondan korunmaya imkân yoktur. Hidâye sahibinin Muhtârâtü'n-Nevâzil isimli kitabında zikredilmiştir ki; ilm-i nücûm, hadd-i zâtında güzeldir, mezmum [kötülenmiş] değildir. İki kısımdır: Birinci kısım hesab iledir ve bu haktır. Bunun hak olduğunu Kitabullâh beyan etmektedir. Çünkü Hak teâla Hazretleri: ‘Güneş ve ayın hareketi hesap iledir.’ (Rahman Suresi: 5) buyurmuştur. İkinci kısım istidlâl [mana çıkarmak] iledir. Şöyle ki: Allahü tealâ'nın kazâ ve kaderiyle seyir ve hareket eden yıldızlarla, hâdiselerin olacağına istidlâl etmektir. Bu, doktorun nabza bakıp bununla hasta olup olmadığına istidlâl etmesine benzer ki, bu kısım da câizdir. Eğer yıldızların seyir ve hareketiyle meydana gelen hâdiselerin, Allahü teâlâ'nın kazâ ve kaderiyle olduğuna inanmazsa yahud istidlal yoluyla değil de mücerred ilm-i gaybı bildiğini iddia ederse kâfir olur.”

Sual:
Birisi mesela ‘sizinle akşam çay içersem Allah belamı versin’ derse, bu söze uymazsa ne yapmalıdır?

Cevap;
Tevbe etmelidir.

Sual:
Erkek kaba avret mahalli örtülü olmak kaydıyla dizini, baldırını dar bir şekilde örten elbise giyebilir mi?

Cevap;
Başkasının yanına çıkması mekruhtur.

Sual:
Dalış yapabilmek için dalgıç/dalış elbisesi giyebilir mi?

Cevap;
Dalgıç kıyafeti, ne kadar vücudu sararsa sarsın, kalın olduğu için avret yerlerini belli etmemektedir. Ediyorsa, zaruret varsa, giyebilir.

Sual:
Makata ya da ferce fitil sokulsa, abdest bozulur mu? Gusül gerekir mi? 

Cevap;
Tamamı içeri girip, sonra kendiliğinden çıkarsa veya elle çıkarılırsa abdest ve oruç bozulur.

Sual:
Türban ile başörtüsü aynı mıdır?

Cevap;
Türban, Hindistan'da Sihlerin giydiği sarığa benzer başlığın adıdır. Türban başka şeydir, başörtüsü başka şeydir. Kur’an-ı kerime göre, boynun örtülmesi farz olduğundan, türban başörtü yerine geçmemektedir. Türban, 12 Eylül sonrası, mekteplerde takılmasına bir ara müsamaha edilen bir kıyafettir.

Sual:
Hürrem Sultan’ın resimleri gerçek midir? Eğer gerçekse niye başı açıktır?

Cevap;
Gerçek olup olmadığını bilemeyiz. Hayal mahsulü olmak ihtimali fazladır. Müslüman kadınlar evlerinde başı açık oturabilirler.

Sual:
Canlı solucan veya balıkla avlanmak caiz midir?

Cevap;
Fetâvâ-i Hindiyye’de diyor ki, “Sağ bir kuş ile bir şahini talim ettirmek mekruhtur. Çünki canlıya eziyet vardır”.

Sual:
Anne ve babası ayrı olan bir gencin annesi, babasıyla görüşmesini istemezse ve “Görüşürsen sütümü helâl etmem” derse, ne lâzım gelir?

Cevap;
Bu sözün bir hükmü yoktur. Annesinin sözünü dinlemez. Fakat fitne çıkmaması için gizli gizli görüşür.

Sual:
Marka tavuklarda 45 günde iğne ile tavuk hâline getiriliyor. Bu hormonlar caiz midir?

Cevap;
Yaradılışa müdahale doğru değildir. Âyet-i kerime, kâinattaki dengeyi bozmayı yasaklıyor.

Sual:
Bilgi yarışmalarından kazanılan para helal midir? 

Cevap;
Evet. Kendisi para koymadığı için mükâfat hükmündedir.

Sual:
İnternette wallpaper programlarından duvar kâğıdı indirmek câiz midir?

Cevap;
İnternete koymuşlar ve indirilmesini men etmemişlerse, herkesin almasına umumî izin ve rızaları var demektir.

Sual:
Fitness hocasının internette site kurup, insanlara spor ve sağlık hakkında malumat vermesi, takviye gıda maddeleri tavsiye etmesi caiz midir?

Cevap;
Hukukî mevzuatı bilemeyiz. İlaç satılıyorsa ticarettir. Hizmet ise icâre akdi sayılır. Kandırmamak kaydıyla mahzuru yoktur.

Sual:
İlimde ifrat, malayaniye kaçma olur mu? Mesela falanca hükümdarın sarayının ahırındaki atların cinsi hakkında araştırma yapan kimse için malayaniyle iştigal ediyor denir mi? Bu kimsenin bu iş için harcadığı vakit israf mıdır?

Cevap;
Lüzumlu işleri ihmal etmedikten sonra niye mahzuru olsun? Yine de dünyaya ve âhirete faidesi olan ilimle meşgul olmalıdır.

Sual:
Formasında haç işareti olan takımı bilgisayar oyunlarında seçmek, o takımla oynamak ve sosyal ağlarda kendisine yabancı isimle hesap açmak, bu takımın formasını giymek küfür olur mu?

Cevap;
Hayır. Formasını giymek mahzurludur.

Sual:
Sakal traşı olduk veya alınacak kılları klozete veya lavaboya atmanın hükmü nedir?

Cevap;
Bir yere gömülemiyorsa, bu zamanda umumi belva olarak caizdir.

Sual:
Nazarımın değdiğini ve bir kimseyi istemeden bu sebeple öldürmüş olabileceğimi düşünüyorum. Ne yapmalı?

Cevap;
Eceli gelmeyen ölmez. Nazar haktır, ama bir öldürme vasıtası değildir. Vesvese yapmamalıdır.

Sual:
Üniversite talebesinin devletten geri ödemek şartıyla aylık kredi alması caiz midir?

Cevap;
Faizsiz ise evet. Aksi halde ancak nafaka zarureti varsa alınır.

Sual:
Saç ektirmek fıtratı değiştirmek değil midir? Cemal sahibi olmak için fıtrat nasıl değiştirilir?

Cevap;
Fıtratta değişiklik yoktur. Saçı vardı, döküldü, ektirdi. Burun ameliyatı gibi değildir.

Sual:
Araba çarparak öldürülen hayvan, çarpmadan önce besmele çekilse bu şekilde yenir mi?

Cevap;
Leş olur. Ölmeden kesilmesi lazımdır.

Sual:
İpek, erkek için haram iken, Osmanlı padişahlarının savaşlarda giydiği doğru mudur?

Cevap;
Harbde düşmana heybetli görünmek için ipekli giyinmek, bıyıklarını ve tırnaklarını haddinden fazla uzatmak caizdir.

Sual:
20 yaşında bir kıza, buluğa ermiş erkek kardeşinin sarılmasının, öpmesinin mahzuru var mıdır?

Cevap;
Bazı mahzurları yol açabilir. Onun için kendisine bundan rahatsız olduğunuzu nazikçe beyan edersiniz. Nikâh düşmediği için kardeşlerin birbirini görmeleri, birbirine dokunmaları ve öpmeleri mahzurlu değildir. Ancak insanın nefsi de hatadan uzak değildir.

Sual:
Bir hanım, adet düzensizliğinden dolayı, kontrol altına almak için 3 ay boyunca ilaç içse, bu süre zarfında hiç sahih temizlik görmese, ancak esas kanamanın rastladığı günler önceki sahih temiz günlere denk gelse, lekelenmeleri de önceki adet dönemine denk gelse nasıl hareket eder? Biz önceki sahih kan ve sahih temizlik sayılarına göre hareket ettik ancak kanamanın yoğun olduğu devrelerin temizlere denk geldiği halde namaza devam etmek ve küçük lekelenmelerin olduğu zaman namazı bırakmak aklımızı kurcalıyor, yardımcı olursanız sevinirim. Yumurta çatlatma iğnesinin içinde hamile kadın idrarından elde edilen bir HCG isminde hormon var. Bunu kullanmak uygun mudur? 2-3 hanım doktora gittiğimiz halde netice alamadık ve eşimin rahatsızlığı için mecburen bir erkek doktora gidiyoruz, neticelerinden de memnunuz. Buna devam etmek uygun mudur?

Cevap;
Görülen kanlar arasında en az 15 gün temizlik yoksa, bu kanlar arası hep aktı kabul edilir. Mesela 1 gün kan 14 gün temizlik, 1 gün kan, 14 gün temizlik gören bir kadının, 30 günü hep aktı kabul edilir; hayz ve temizlik yerleri buna göre tayin edilir. Böyle hallerde, yani kanın devamlı akması hallerinde, temizlik ve hayz âdetleri esas alınır. Mesela, hayz âdeti 5 gün, temizlik âdeti 25 gün olan bir kadın, aylarca aralarında 15 gün bulunmayan kanlar görse, 5 gün hayz, 25 gün temizlik olacak şekilde hareket eder. Hayz günlerinde ibadetler ve vaty bırakılır, temizlik günlerinde ise yerine getirir.

İçilmesi haram veya kendisi necis olan bir şey tedavide kullanılabilir. Şimdiki kadın doktorlara muayenenin, erkek doktora muayeneden farkı yok gibidir. Tabib-i müslim-i hâzık (müslüman mütehassıs/uzman doktor) aramalıdır.

Sual:
Hastalığı sebebiyle oruç tutamayan kimse, fidyesini Ramazan’dan evvel verebilir mi?

Cevap;
Bütün kitaplarda fidye Ramazan ayının başında veya sonrasında da verilebilir diyor. Öncesinde de verilir diyene rastlamadık.

Sual:
Faizsiz aldığı kredi borcunun bir taksidini hataen (unutarak) zamanında ödemediği için, faize düşen kimsenin, bu aldığı paranın tamamı haram olur mu?

Cevap;
Borcunu zamanında ödemek lazımdır. Kasden veya ihmal edip faize bırakmak günahtır. Ama ana paraya zarar etmez.

Sual:
Bir kişinin kim olduğunu söylemeden hakkında kötü konuşmak gıybet olur mu?

Cevap;
Olmaz ise de yapmamalıdır.

Sual:
Çocuğun parasını velisi kullanabilir mi?

Cevap;
Fakirse evet. Zenginse kullanır, ama sonra ödemek şartıyla.

Sual:
Bir müslüman veya gayrimüslim, muayyen bir yaştan sonra aklını kaybetse, o kişinin vaziyeti nedir?

Cevap;
O andan itibaren çocuk gibi olur. Yaptıklarından mesul değildir. Âhirette de o andaki vaziyetine göre Müslüman veya gayrımüslim muamelesi görür.

Sual:
Eski fotoğraflarda bazı Osmanlı askerlerinin yakasında Almanya ve sair Hristiyan devletlerce verilmiş haç şeklindeki madalyalar görülmektedir. Bir Müslümanın kıyafetinde bu tür sembolleri havi madalyaları taşıması caiz midir?

Cevap;
Zaruretsiz hayır.

Sual:
Hayvanat bahçesine gidip, tabii hayattan koparılarak hapsedilmiş hayvanları seyretmek caiz midir?

Cevap;
Hayvanların yaratılış gayesi, insanların istifadesi içindir. Hayvanat bahçesine gitmek caizdir. Ama hayvanları tabii hayatına aykırı bir şekilde hapsetmek hoş değildir. Nitekim kanarya kafeste, akvaryum balığı akvaryumda beslemek mubahtır. Ama bülbülü kafese koymak, büyük eniz balığını akvaryuma hapsetmek caiz değildir.

Sual:
Dârülharbde yeterli güce ulaştıktan sonra şer’î hükümleri hâkim kılmak için ayaklanmak caiz midir?

Cevap;
Her ne sebeple olursa olsun hükümete ayaklanmak caiz değildir. Fitne çıkarmak haramdır.

Sual:
Kediye saldıran köpeği kovmak için sopayla vurulabilir mi?

Cevap;
Evet.

Sual:
Kedi güvercin yakalasa, güvercini kurtarmak gerekir mi? 

Cevap;
Hayır.

Sual:
Yesin diye kelebeği kedinin önüne atmak caiz olur mu?

Cevap;
Olmaz.

Sual:
Dilenciye para verilir mi?

Cevap;
Dilenmek haramdır. Hadis-i şerif ile men edilmiştir. Hiç nafaka bulamayanın dilenmesi caizdir. Bu zamanda dilencilere para vermek, günaha yardım olacağından caiz değildir. Fakir olduğu bilinen kişiye sadaka verilir. Ama fakirler dilenmemektedir.

Sual:
Zinâda kul hakkı da var mıdır?

Cevap;
İki taraf rıza ile yaptığı için hayır. Hukukullahtan olan suçlardandır. Ama tecâvüz varsa kul hakkı da karışır.

Sual:
Kredi kartı ile tek çekim  alış-veriş yaptıktan sonra, bunu bir mikdar fazlasına taksitlendirmek  caiz midir?

Cevap;
Fâiz olur.

Sual:
Bir kimsenin facebook sayfasında kendisini tenkit etmek veya nasihat vermek caiz olur mu?

Cevap;
Hazret-i Peygamber birine nasihat verirken ya yalnız söylerdi, ya da bazıları şöyle yapıyor halbuki şöyle yapmalı veya yapmamalı diye ortadan söylerdi.

Sual:
Talebenin imtihanlarda dinin cevaz vermediği hususları yazması icap etse ne lazım gelir?

Cevap;
Kalben tasdik etmeyip, ta’riz yapılır. Yani iki manaya gelecek şekilde yazılır. Sual şeklinde yazılır. Bu da olmazsa zaruret olur, caizdir.

Sual:
Uzman bir yatırımcıya belli bir mikdar para verip, şahsımız adına foreks piyasası üzerinden muamele yaptırarak ve verilen para üzerinden aylık belli bir  yüzdelik almak caiz olur mu?

Cevap;
Şirket kurulursa, kâr payı tesbit edilir. Borç olarak verilirse, şu kadar fazla öde denirse, fâiz olur.

Sual:
Kadın, eşinin yanında pantolon, pijama, tayt veya eşofman giyebilir mi?

Cevap;
Pantolon, pijama, eşofman ve tayt erkek kıyafetidir, yalnızken de giyemez. Zevcinin yanında çıplak bile durabilir; ama bunları giyemez.

Sual:
Bir insanın bir ırkı,  muhtelif sebeplerle sevmemesi, hatta nefret etmesi mahzurlu mudur?

Cevap;
Evet. 

Sual:
Vanilla exract denilen maddede etil alkol olduğu söyleniyor. Kullanmak caiz midir?

Cevap;
Muhtevasında yazmıyor. Varsa ve kati ise ve kimyevi reaksiyona uğramıyorsa yemek caiz olmaz.

Sual:
Bira bardağı ile su içmek caiz midir?

Cevap;
Evet.

Sual:
Av yasağı zamanında avlanan hayvanın etini yemek caiz olur mu?

Cevap;
Olur ise de kanunlara uymamak caiz değildir.

Sual:
Kadının eşini adıyla çağırması caiz midir?

Cevap;
Anneyi, babayı ve zevcenin zevcini adıyla çağırması mekruhtur (İbni Abidin).

Sual:
"Hacim ile veya vezin ile ölçülen bir malı, ölçmeden ödünç vermek ve almak fâiz" olduğuna göre, bir müddet kullanılmış küçük mutfak tüpünü arkadaşımıza kullanması için ödünç verirken, içinde kaç m3 kaldığını ölçemeyeceğimiz için, faiz olmasın diye hediye ediyorum dese veya böyle demeyip dolu olarak geri verse faiz olur mu?

Cevap;
Mutfak tüpü, hacim veya vezn ile ölçülmez. İçinde ne kadar kaldığı bilinmediği için de ödünç verilirse, umumî belva sebebiyle tahminen doldurup öyle iade eder. Helalleşilirse mesele kalmaz. Hamamda yıkanmak gibidir. Herkesin kullanacağı/kullandığı su farklıdır. Ama aynı parayı verir.

Sual:
Yolculuk yaparken mola yerindeki bir mescidde toz içinde eskimiş mushafı alıp, oraya yeni bir mushaf koysak caiz midir?

Cevap;
Hayır. Eski mushafı almak caiz olmaz, vakfedilmiştir.

Sual:
Banka çalışanları kendileri için herhangi bir havale yaptıklarında banka çalışanlarından havale ücreti almıyor. Arkadaşımızın muamelesini kendi adımıza yapmak caiz olur mu?

Cevap;
Bankanın rızası varsa veya razı olduğu çok zannediliyorsa caizdir.

Sual:
15 aylık çocuğu yatırırken kerahet vakitlerine dikkat etmek lâzım mıdır? Güneş doğarken uyandırmak gerekir mi?

Cevap;
Hayır.

Sual:
Çocuğun müzikli oyuncakla oynaması caiz midir?

Cevap;
Çocuğu oyalamak için def çalmaya ruhsat verildiğine göre caizdir. (İbni Abidin)

Sual:
Pastaya mum dikmenin ve mum üflemenin mahzuru var mıdır?

Cevap;
Hayır. Mumu nefesle değil, üfleyerek söndürmelidir.

Sual:
İnsülin iğnesi yaptıktan sonra iğne yerinden bir damla insülin sıvısı kansız olarak geri çıksa, abdest bozulur mu?

Cevap;
Hayır. Nitekim kulağa damlatılan yağ kulaktan geri çıksa abdest bozulmaz.

Sual:
Bana borçlu olup, borçlarını ödemeyen bir arkadaşım, benden para istese, vermemek için yalan söylemek caiz olur mu?

Cevap;
Ta’riz yapılır. Mesela param yok denir, şu anda üzerimde para yok veya sana verilecek param yok manası kast edilir. Bu mümkün olmazsa, şer’î bir maslahat için yalan söylemek caizdir.

Sual:
İngiltere’de bilgisayar yazılımı yapan bir şirkette çalışmak, bahis ve iddia üzerine yazılımlar da yaptığı için caiz olur mu?

Cevap;
Gayrı müslimler kendi arasında oynarsa mesele yoktur. Müslümanlar oynarsa mahzurludur. Uzak durmak en iyisidir. Başka iş yoksa dârülharbde caizdir.

Sual:
Çeyiz hesabı açanlara, devlet biriktirilen miktarın  %20’si kadar destek oluyor. Bu usul fâize girer mi?

Cevap;
Hayır. Kendi rızasıyla ihsanda bulunmaktadır.

Sual:
Bir kimse, boşandığı kadının sonraki evliliğinden olan kızı ile evlenebilir mi?

Cevap;
Hayır. Hürmet-i musahare teşekkül etmiştir.

Sual:
Özürsüz olarak oruç tutmayan birinin vereceği iftar davetine icabet etmek caiz midir?

Cevap;
Evet. Günah işleyen kimsenin ikramını yemek caizdir.

Sual:
Yaşlı yabancı kadının elini öpmeyince garipsiyorlar ise nasıl hareket etmelidir?

Cevap;
Şehvet çekmeyecek kadar yaşlı kadının elini öpmek, konuşmak, yalnız kalmak, sefere gitmek caizdir. Fitne ve zarar verme tehlikesi varsa, her kadının elini sıkmak caiz olur.

Sual:
İp kopmasın, sağlam olsun diye bağlarken besmele çekmek caiz midir? Büyüye girer mi?

Cevap;
Caizdir.

Sual:
Yerebatan Sarnıcı’ndaki havuza dilek tutup para atmanın dinen mahzuru var mıdır?

Cevap;
Boş bir iştir. Niyete bakar.

Sual:
Evlenmek için kredi çekilmesi caiz midir?

Cevap;
Dârülharbde bile borç alıp faiz ödemek caiz değildir. Asgari nafaka masrafları için borç bulamaz ve zina tehlikesi varsa caiz olur.

Sual:
Evli bir çiftin dışarıda el ele tutuşup yürümesinde mahzur var mıdır?

Cevap;
Dinen caizdir. Ama umumi adaba uymak, cemiyette hoş karşılanmayan şeyleri yapmamak ve suizanna sebebiyet vermemek icab eder.

Sual:
Minyatür ve nakkaşlığın hükmü nedir?

Cevap;
Canlı resmi yapmak dinen mahzurlu görülmüştür. Bazı âlimler, gölgesi olmadığı (perspektifi bulunmadığı) gerekçesiyle minyatüre cevaz verir. Osmanlılar zamanında minyatürler, bir maslahat için yapılmıştır. Kitaplarda kalmıştır; duvarlara asılmış değildir.

Sual:
Define bulunsa, oradan gelen para helâl midir?

Cevap;
Sahipsiz yerse, bulanındır. Değilse, arsa sahibinindir. Her halde, beşte birinin beytülmâl-i müslimîne verilmesi dinin emridir. Beytülmâl yoksa, bu kısmı fakirlere verir. Fakirse, kendisi de alabilir.

Sual:
Gazetelerdeki günlük burç yorumlarını okumanın mahzuru var mıdır?

Cevap;
Burçlara bakarak insanların geleceğini söylemek, buna itibar etmek boş bir iştir. Bunlar daha ziyade burçların ve yıldızların hareketlerine bakarak, geçmişteki hâdiselerle irtibat kurarak olması muhtemel hâdiseler hakkında güya ipucu vermektedir. Bunu bir istatistikî veri kabul etmek mümkün olabilir. Ama bu hadiselerin, o burçta doğmuş kişilerle irtibatlandırılması dinen abestir.

Sual:
Talebenin, kazancının helâl, meşru olduğundan emin bulunmadığı bir şirketin bursundan faydalanmasında mahzur var mıdır?

Cevap;
Malının tamamı haramdan olduğu iyi bilinmedikçe bununla muamele yapmak, hediyesini almak, ikramını yemek caizdir.

Sual:
Otobüste iki kişinin akbilleri karışsa, eline geçen başkasının akbilini kullanmak kul hakkı olur mu?

Cevap;
Sahibini aramalıdır. Bulamazsa, fakir ise kullanabilir.

Sual:

Kocası tarafından aldatılan kadın, boşanmak için mahkemeye başvurabilir mi?



Cevap;
Hayır. Zinâ veya başka bir günahı işlemek, boşanma sebebi değildir. Mâlikî mezhebinde, şartları varsa, mahkemeye müracaat ederek geçimsizlik sebebiyle tefrik isteyebilir. Sâlih bir erkek veya kadın için, fâsık ile evlenmek dinen mahzurludur.

Sual:
İslâmiyette insanın mal biriktirmenin hükmü nedir? Bir zengin, zekâtını verdikten sonra kalan malını fakirlere paylaşmaya mecbur mudur?

Cevap;
Zekâtını verdikten sonra, helâlinden mal biriktirmek ve lüks içinde yaşamak dinen mahzurlu değildir. Hadis-i şerifte, ‘Zekâtı verilen mal, kenz (biriktirilmiş mal) değildir’ buyuruluyor.

Sual:
Ateist veya mürted birinin ya da ehli kitabın avladığı balık yenir mi? Besmele çekilmesi şart mıdır?

Cevap;
Balığı tutanın Müslüman veya ehl-i kitab olması, tutulurken besmele çekilmesi, yenebilmesi için şart değildir.

Sual:
Yabancı bir kız çocuğunu kaç yaşına kadar sevip oynamak mümkündür?

Cevap;
Gösterişli olana kadar caizdir.

Sual:
Gençlerin saçlarını boyatmaları caiz midir? Fıtratı değiştirmek sayılır mı?

Cevap;
Caizdir. Ziynet olduğundan ve hadis-i şerifle izin verilmiş bulunduğundan fıtratı değiştirmek sayılmaz.

Sual:
Çocuklara Satılmış, Satı gibi isimler verilmesinin sebebi nedir?

Cevap;
Eski bir halk inanışına göre, çocuğu bir evliyanın himayesine verip (satıp), çocuklara musallat olan kötü ruhları aldatmak ve böylece çocuğun yaşamasını temin maksadıyla yapılıyor. Bugün de bir evliyanın türbesine adak yapıp, çocuğun onun manevî himayesine tevdi edildiği ve çocuğa o zatın isminin verildiği görülmektedir. Bu, dine aykırı değildir.

Sual:

Vefat iddeti bekleyen kadın, umreye gidebilir mi?



Cevap;
Kocası ölüp 4 ay 10 gün vefat iddeti bekleyen kadın, süslenemez; zaruret olmadıkça evden dışarı çıkamaz. Hanefîde gündüzleri bir maslahat için çıkmasına izin verilmiştir. Akşam, sohbet için komşusuna gidebilir. Ama geceyi evinde geçirecektir (İbni Abidin). Diğer üç mezhebde gündüz ancak, mecburiyet olunca dışarı çıkabilir. Bu mecburiyet, afet, evin yıkılması, ağır hastalık, düşman korkusu, ev sahibinin evden çıkarması gibi hallerdir.  Bu sebeple vefat iddeti bekleyen kadın, umreye ve hacca gidemez (Minhac, el-Muğni).

Sual:
Bankacıların kazancı helal midir?

Cevap;
Bankaların dinen caiz olan ve olmayan çeşitli işleri ve kazançları vardır. Helal ve haram para karıştığından dolayı bankada çalışmak caizdir; aldıkları para helaldir.

Sual:
Gayri müslimin ya da şarap satanın şarabına zarar gelirse tazmin edilir mi?

Cevap;
Müslüman şarab, domuz, leş üzerinde mülkiyet kuramaz. Müslümana ait şaraba zarar gelirse, ödenmez, kul hakkı da olmaz. Ama sirke yapıyorsa başkadır. Gayrımüslimin şaraba mülkiyeti caizdir. Bu sebeple zimmînin şarap alıp satması caiz olduğu gibi; zimmînin şarabını döken Müslüman tazmin eder. darülharbde gayrımüslimin şarabını dökünce tazmin etmesi kazâen lâzım değil ise de, caiz değildir.

Sual:
Çalıştığım yerde yılbaşı vesilesiyle hediyeleşme olacak. Bu hediyeleşme de, gayrimuslimlerin kutlamaları tarzında olacak muhtemelen. Buna katılmak dinimizce uygun mudur?

Cevap;
Fitne çıkma ihtimali varsa, iştirak edilir. Yılbaşının ve yılbaşında hediyeleşmek âdettir; Hristiyanlıkla alâkası yoktur. İçki vs gibi dinen haram olan şeyler varsa, bu cihetten caiz olmaz.

Sual:
Reiki yapmak uygun mudur?

Cevap;
Bir biyoenerji tekniği olan reiki, dinî bir mesele değildir.

Sual:
Okulumuzda lgbt’yi müdafaa eden, homoseksüel veya biseksuel kişiler vardır. Bunlara karşı vaziyetimiz nasıl olmalıdır?


Cevap;
Her dinin, inanç sistemi, emir ve yasakları vardır. Her din mensubunun, buna inanması lazımdır. Ama dinsizlere, başka dinden olanlara ve Müslüman olduğu halde, dinin emir ve yasakları uymayanlara karşı da emr-i maruf yapmak; yapılamıyorsa, müsamahalı olmak, onlara acımak, iyilikleri için dua etmek her Müslümanın vazifesidir. Münakaşa etmek, hele bu zamanda, doğru değildir. Dostun dostluğunu giderir; düşmanın düşmanlığını arttırır.

Sual:
Alkol almadan alkollü bir ortamda bulunmak caiz midir?

Cevap;
Fısk meclisinde zaruret olmadan bulunmak caiz değildir.

Sual:
Bronz yüzük ve 12 ayardan düşük altın satmak caiz midir?

Cevap;
Kadınlar ancak altın ve gümüş; erkekler ise ancak gümüş yüzük takabilir. 12 ayar altın, altın değildir. Bunları Müslümana satmak mekruhtur.

Sual:
Karmin maddesi ihtiva eden salam ve karpuz aromalı sütlerin yenmesi caiz midir? Karmin maddesinin, böcek kanından elde edildiğine dair rivayete istinaden soruyorum.

Cevap;
Sosyal medyada paylaşılan bu gibi malumatlara itibar etmemelidir. Bildiğine uyulur. Karmin, başka maddeden de elde edilebilir. Yenmesi haram olduğu iyi bilinen bir madde, mamulün üzerinde yazıyorsa o mamul yenmez. Araştırmak lâzım değildir. –miş, -miş sözlerine itibar edilmez. Her çeşit böceğin, elbise boya vs olarak kullanılması câiz; ama haşerat sınıfından olduğu için kasden yenilmesi câiz değildir. Mamulde karmin olduğu kat’i ise yenmez.


Sual:
İnsan sureti olmayan, mesela bir Osmanlı askerinin savaş zırhı temalı bir biblo bulundurmak dinen mahzurlu mudur?

Cevap;
Canlı resmi asmak caiz olmaz. Yüzü hiç olmazsa caiz olur.

Sual:
Oğluma Kürşad ismini koymam dinen uygun mudur?

Cevap;
Çocuklara güzel isimler koyulması, Hazret-i Peygamber’in tavsiyedir. Kürşad ismini koymak caiz ise de, İslam kültüründe daha güzel isimler tercih edilmelidir.

Sual:
Çocuklara sarı renkli giydirmek sünnet midir?

Cevap;
Hazret-i Hasen dünyaya geldiğinde, sarı renkli beze sarılmıştı. Hazret-i Peygamber, sarı renkli bezin çözülüp, beyaz renkli bezle sarılmasını buyurdu. Onun için bebeklere sarı renkli bez giydirmek uygun görülmemiştir. Bunun hikmetleri vardır. Parlaktır; nazarı çeker. Şeytanı celbeder. Çocuk sarılık olursa farkedilmez.

Sual:
Gümrüğü ödenmediği için gümrükte biriken malları satın almak caiz midir?

Cevap;
Gümrüğü muayyen bir zaman zarfında ödenmediği için, artık terk edilmiş sahipsiz mal sayılır; bunu satın almak caizdir.

Sual:
“Sabah uykusu rızka mânidir” hadis-i şerifi ile ne kast edilmektedir?

Cevap;
Millet dünya nimetlerini paylaşmaya girişmiş iken uyuyanın hâli nicedir? Güneş doğarken uyumak mekruhtur. Bu zamanda uyuyan, hastalık ve cinlerin zararına maruz kalabilir. Ömrü sıhhat aramakla geçer. Servetini harcar. Çalışamaz.

Sual:
Hastalık sesebiyle uyluk kemiği alınması gereken birine başkasının kemiğini nakletmek caiz midir?

Cevap;
Zaruret olunca organ nakli câizdir.

Sual:
Duvarlarında resim asılı olan, canlı resim satan bir kitapçıda çalışmak caiz midir?

Cevap;
Evet. Bu, iş akdine tesir etmez. Duvara canlı resim asması, kendi meselesidir. Canlı resmi satmak ise, nerede kullanılacağı bilinmediği için caizdir.

Sual:
Bir erkeğin, zevcesinin evde mini etek giymesini istemesi caiz midir?

Cevap;
Kadın, kocasının yanında tesettüre mecbur değildir. Yabancı kadınların ve mahremi olan baba, kardeş gibi erkeklerin yanında dizlerinin üzerinde etek giymesi, ayağında uzun kalın çorap olsa bile caiz değildir.

Sual:
Bulunduğumuz yerdeki devlet hastanesinde kadın doktor var; ancak hususi hastanede yok. Hususi hastanede erkek doktora muayene caiz midir?

Cevap;
Hasta hanımlar, müslüman tabibe muayene ettirilir. Müslüman, yani sâlih tabib yoksa, zaruret hâlinde mevcud gayr-ı müslimlerin, ahlâkı mazbut olanlarını tercih etmek suretiyle câizdir. Kadın tabib tercih edilmelidir. Velhâsıl sıra ile, müslüman, sonra gayr-ı müslim kadın tabib, gayr-ı müslim terbiyeli tabib ve nihayet mevcud herhangi bir tabibe mürâcaat edilir. Burada şartlara göre hareket edilir. Erkek daha mahirse tercih sebebi olabilir. Dinini kayırmayan kadın da, yabancı erkek hükmündedir.

Sual:
Ginekolojik muayene esnasında spral taktırmak caiz midir?

Cevap;
Evet.

Sual:
Satranç oynamanın hükmü nedir?

Cevap;
Satranç oynamak, İmam Ebu Hanife ve İmam Muhammed'e göre tahrimen mekruhtur. İmam Ebu Yusuf'a ve İmam Şâfiî’ye göre, kumarsız olursa ve farza mâni olmazsa mubahtır. Bütün oyunlar da böyledir. "Satranç oynayan, elini domuz kanına daldırmış gibidir" meâlindeki hadis-i şerifi, bu âlimler böyle tefsir etmişlerdir. Osmanlı padişahlarının, bilhassa Yavuz Sultan Selim’in satranç oynadığına dair anlatılanlar birer efsanedir.

Sual:
Aile huzurunda sözlenen kimselerin,  düğüne yakın bir tarihte nikâ kıyacakları için, nikâhsız telefondan mesajlaşmaları caiz midir?

Cevap;
Zaruret için ve zaruret mikdarı olabilir.

Sual:
İki kaşımın arasında Hindlilerin dövmesini andıran kabarık bir ben var. Gittikçe büyüyor. Bunu aldırmak caiz midir?

Cevap;
Görenlerde nefret uyandıran kusurların estetik ameliyatla düzeltilmesi câizdir.

Sual:
Büyüklerin elini öpmek dini vecibe midir?

Cevap;
Hürmet ifadesidir. Gelenektir. Böylece dinin 'büyüklere hürmet ediniz' emri yerine getirilmiş olur.

Sual:
Çalıntı parayla hacca giden kimsenin haccı kabul olur mu? Olmuyorsa, parayı tazmin edip helâllik alsa, kâfi gelir mi?

Cevap;
Haram parayla yapılan hac sahih olur. Borç düşer. Ancak kabul olmaz, yani sevap alamaz.

Sual:
Acı çeken ev hayvanının veteriner tarafından uyutulması caiz midir?

Cevap;
İyileşmeyeceği anlaşılınca, sahibi veya veterineter tarafından acı çektirmeden öldürülmesi caizdir.

Sual:
Erkeklerin saçlarını uzatması, örmesi veya tepesinde ya da ensesinde toplaması caiz midir?

Cevap;
Fetâvâ-i Hindiyye’de diyor ki: “Erkeğin saçını iki tarafa taraması veya tıraş etmesi sünnettir. Bir erkeğin, saçını örmeden, kulak ortası ve omuz başına kadar uzatması caizdir. Uzayan kısmı büker ve örerse, mekruhtur. Bu hâl, kâfirlere benzemektir.” Daha fazla örmeden bile uzatmak, kadınlara benzemek olacağından mekruhtur. Hazret-i Peygamber, bazen traş etmiş, bazen uzatmıştır. İlk zamanlar müşriklere muhalefet için Ehl-i Kitaba benzemeye tercih etmiş; sonra galipg elince bunu yasaklamıştır. Eshab-ı kiram, namazda ve namaz dışında erkeklerin saçını uzatıp, tepesinde toplamasını da mekruh görmüştür. Abdullah bin Abbas, Abdullah bin haris’i böyle gördü de saçını çözdürttü. Bu hadis, Buhârî hariç Kütüb-i Sitte’nin hepsinde, Dârimî ve Müsnedi Ahmed’de de vardır. Resulullah’ın azatlısı Ebu Râfi, böyle saçını tepesinde toplamış olan Hazret-i Hasan’ın saçını çözdüğü ve “Resulullah bunlar için şeytan oturağı buyurdu” demiştir. Bu da Ebu Davud, Tirmizî, İbni Mâce ve Müsned’de yazar. Abdullah bin Mes’ud da böyle yapmıştır. Zira saçın toplanması, Sünen-i Ebu Davud’da geçtiğine göre, Enes bin Mâlik hazretleri, ziyarete gelen bir erkek çocuğunun saç örüğünün çözülmesini söylemiş ve “Bu Yahudi kılığıdır” buyurmuştur. Netice üç mezhebde namazda veya namaz dışında erkeklerin saçı toplaması mekruh iken; Mâlikî’de ise namazda mekruhtur.

Sual:
Bir işyerinin özel sağlık sigortası çalışanlarına yılda 500 liralık numaralı gözlük alma hakkı veriyor. Bir optikçide bir şekilde reçete ayarlayıp sanki numaralı gözlük verirmiş gibi numarasız güneş gözlüğü almak caiz midir?

Cevap;
Aldatmak caiz değildir.

Sual:
Kadınların erkeklere benzemek maksadı olmadan, âdet üzerine  saçlarını erkekler gibi kısa kestirmesinin hükmü nedir?

Cevap;
Kadının erkeğe, erkeğin kadına benzemesinde, benzemek kastı aranmıyor. Bu cihetten mahzurludur. Ama kâfire benzemekte benzeme kastı aranıyor.

Sual:
İslam harflerini ve Latin harflerini birbiri ile karıştırarak yazmak uygun mudur?

Cevap;
İslam harfleriyle Latin harflerini birbirine karıştırmak caizdir. Âyet-i kerimeleri, İslam harfleriyle yazıp, bunu Latin harfleri arasına yazmak uygun değildir.

Sual:
Tüp bebekle çocuk sahibi olan bir çift, ikinci defa tüp bebekle çocuk sahibi olabilir mi?

Cevap;
Şartlarına uygun yapılmış ise evet.

Sual:
Sultan Fatih ressama poz vermiş midir?

Cevap;
İstanbul’un imarı için gelen Mimar Bellini görüp, padişahı zihninden çizmiştir.

Sual:
Latin harfleri ile yazılmış, ayet meallerinin, tefsirlerinin bulunduğu, evliyaların, peygamberlerin isimlerinin geçtiği gazeteler, yakma, gömme imkânı yoksa nasıl imha edilir?

Cevap;
İmha makinesine veya çöpe atılır. Zira zamanımızda umumi belvâ vardır; kaçınılamayacak bir sıkıntıdır.

Sual:
Sultan II.Abdülhamid’in zamanında rakı fabrikasının açılmasına izin verildiği doğru mudur?

Cevap;
Gayrımüslimlerin içki içmesi, imal etmesi ve alıp-satması caizdir. Bunların açılmasına da hükümet izin verir.

Sual:
Birine bir fetva verse, sonra bunun hatalı olduğunu anlayan ne yapmalıdır?

Cevap;
İyi bilmediği hususlarda insanlara fetva vermek mahzurludur. “Sizin ateşe atılmaya en istekliniz, fetva vermeye en isteklinizdir” hadis-i şerifi vardır. Bu kimseyi bulup, ikaz etmelidir. Bu mümkün değilse, tevbe etmelidir. Böyle yanlış fetva vermek, kati farza ve harama dair de olsa, kasıt bulunmadığı için küfre sebep olmaz.

Sual:
Üç küçük günahın bir büyük günah etmesinin delili nedir?

Cevap;
Günahlar büyük ve küçük olmak üzere ikiye ayrılır. Küçük günahlar, hemen arkasından yapılacak bir iyilik ile silinir. Büyük günahlar ise ancak tevbe veya şefaat ile affedilir. Peşpeşe üç küçük günah, bir büyük günah sayılır. Bütün kelâm ve ahlâk kitapları ile tefsirlerde geçer. Mesela İhyâ’da var. Hûd suresinin 114.âyetine binâen.

Sual:
Diyânetin talebelere müteveccih umre programı bulunmaktadır. Kız talebenin yanında mahremi bulunmadan böyle bir programa iştirakinde beis var mıdır?

Cevap;
Kadınların yanında mahremi olmadan bir günlük yola, yani takriben 33 kilometreye gitmesi mekruh; üç günlük yola, yani takriben 104 kilometreye gitmesi haramdır. Hadis-i şerif ile men edilmiştir. Böyle olduğu halde, umre veya hacca giden, hem günaha girer; hem de yaptığı umreden hiçbir sevap alamaz. Zira ibadetler eğer günah işleyerek yapılırsa, sahih olsa bile, sevab hâsıl olmaz.

Sual:
İçkiye dair âyetlerinin iniş sırası nasıl olmuştur?

Cevap;
Evvela “Hurma ve üzümden ne güzel içkiler yaparsınız” mealindeki âyet-i kerime. Sonra “İçkinin faydası da var zararı da. Zararı daha çoktur” mealindeki âyet-i kerime. Sonra “Sarhoş iken namaza yaklaşmayın” meâlindeki âyet-i kerime. Sonra “Şarap pistir. Uzak durun” meâlindeki âyet-i kerime. Sonar sünnet-i nebevî ile şarap içene ceza.

Sual:
Tevbe suresi 23. âyette müslüman değillerse ana babalarımızı bile dost edinmememiz gerektiği söyleniyor. Peki bir Türk, İslamiyet'ten önce yaşamış Türklere karşı sevgi besleyebilir mi?

Cevap;
O zamanki Türklerin mümin olmadığını bilemeyiz. Bunlar göktanrı dininden idiler. O zaman için bir hak dine mensup olduklarına hüsnü zan edilir. Kaldı ki kâfir bile olsa bir güzel hasletinden dolayı sevmek caizdir.

Sual:
Bir mektepte veya talebe yurdunda masa tenisi turnuvası tertiplense, iştirak etmek isteyenler 3’er lira verecek dense, bu para ile ilk üç kazanana mükâfat vermek câiz midir? Bu para ile tenis malzemeleri almak, artanı da topluca yiyecek alıp yemek câiz olur mu?

Cev