Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
SUALLER - CEVABLAR

"Hac-Umre" kelimesi için sonuçlar gösterilmektedir
Sual:
Hacılar yanlışlıkla bayramın birinci günü Arefe vakfesi yapsalar, hacları sahih mi?

Cevap;
Hacılar arefe gününü şaşırarak vakfe yapsalar; sonra bunun bayram günü olduğu anlaşılsa câiz olur. Çünkü zamanında olmuştur. On birinci gün olduğu anlaşılırsa câiz olmaz. Kurban da böyledir. (İbn Âbidin).

Sual:
Haccetmemiş fakir kimse, vekil olarak hacca gönderilse, hac kendisine farz olur mu?

Cevap;
İbn Âbidîn hazretleri Ukûdü’d-Dürriyye’de diyor ki: Hac etmemiş fakîrin, başkası yerine hacca gitmesi câiz ise de, Hill’e gidince, kendisine de hac etmek farz olur. Mekke’de kalıp, sonraki senede kendi haccını yapması lâzım olur. Fakat evvelki haccında, memleketine dönmediği için, meyyitin haccı noksan kalmış olur. Vekîle para verilirken, istediğini yap denilirse, meyyit için başkasını vekîl edebilir ve kendi haccını da o sene kendi yapar. Buna mukabil İbn Âbidîn Dürrü’l-Muhtar’da da diyor ki: Haccetmemiş fakir kimse, vekil olarak hacca gönderilse, hac kendisine farz olmaz, çünki başkasının parasıyla ona vekil olarak gelmiştir. Kendi namına hacca gelen fakir, bir sebeple hac yapamasa, onun ertesi sene yapması farz olur. O halde haccetmemiş fakir kimse bedel olarak hacca gidince hac kendisine farz olmakla beraber, başkasının parasıyla gelebildiği için kendisine haccın farz olmadığını söyleyenler de vardır.

Sual:
Hacca gidenlerden 444 riyal (100 dolar) ayak-bastı parası alınmaktadır. Bu takdirde hac farz olur mu?

Cevap;
Bu hususta iki kavil vardır. Saffâr ve İbni Kemal’in bildirdiğine göre, rüşvet vermek haramdır. Haram işlememek için farz terkedilir. Ebussuud Efendi’nin bildirdiği ikinci kavle göre, hakkını almak için rüşvet vermek câizdir. Mutemed kavil de budur. (İbn Âbidîn, Hac bahsi). İbn Âbidîn hazretleri, burada rüşvet vermek câizdir diyerek, böyle durumlarda haccın farz olmadığına işaret etmektedir. Çünki âyet-i kerime gereği yol emniyeti haccın farz olması için şarttır. Bazı âlimler bu takdirde yol emniyetinin bulunmadığını söylemektedir. Arafat’a çıkma hususunda da bazı seneler yol emniyeti bulunmamakta, hacılar bir gün evvel Arafat’a çıkarılarak haccın zamanında yapılmasına engel olunmaktadır. Bu sebeple âlimlerin bazısına göre günümüzde hac farz olmamaktatır.

Sual:
Umrede tavafın dört veya beşinci şavtında hatimin içinden geçtim. Tavafın bunun dışından olacağını bilmiyordum. Traş olup ihramdan çıktım. Ne yapmam lâzımdır?

Cevap;
Geri dönüp şavtı düzelterek tavafı tamamlamalıdır. Tavaf bitmişse iade gerekir. Mekke’yi terketmedikçe umre iade edilir. Mekke’den çıkılırsa dem (davar kesmek) gerekir.

Sual:
Bir kimse hac farz olduğu halde bedel gönderilmesini vasıyet etmeden ölse, varislerinin bedel göndermesi gerekir mi? Varisler kendiliklerinden bedel olarak hacca gidebilirler mi?

Cevap;
Gerekmez. Varisleri veya bir başkası masrafları ekserisi ölenin terikesinden karşılanmak üzere hacca giderse inşallah meyyit hac borcundan kurtulur. Kendi mallarından gitseler de olur diyen âlimler vardır. (İbn Âbidîn, Sarurenin haccı bahsi.)

Sual:
Kâbe-i Muazzama’yı helikopterle tavaf etmek câiz midir? Revakların üçüncü katından tavaf etmek câiz midir?

Cevap;
Câizdir ama mekruhtur. Nitekim ulemâ Kâbe'nin üzerinde namaz kılmanın mekruh olduğunu söylemişlerdir. (İbn Âbidîn, Namazın mekruhları bahsi.)

Sual:
İş için Cidde’ye gidecek olan kimse mîkatı ihramsız geçebilir mi?

Cevap;
Hac, umre veya başka maksatlarla Mekke’ye veya Harem’e girmek isteyen kimse, mîkatı ihramsız geçemez. Mutlaka umre yapmalıdır. Doğrudan Harem veya Mekke’ye gitmek kasdı olmaksızın Hill’e giren âfâkîlerin (Hill’de oturmayanların) mîkatı ihramlı geçmesi gerekmez. Sonra hac veya umre için Mekke’ye gidecekse Cidde’de ihrama girer. Hac veya umre kasdı olmaksızın Mekke’ye gidecekse ihrama girmesi de gerekmez. Şâfiî mezhebinde hac veya umre kasdı olmaksızın Harem veya Mekke’ye gidenlerin mîkatı ihramlı geçmesi gerekmez.

Sual:
Fıkıh kitaplarında "Farzları ve vâcibleri nafile olarak yapmak, müekked sünnetleri yapmakdan daha çok sevap olur" yazıyor. Farzları ve vâcibleri nâfile olarak yapmak ne demektir? Kılmış olduğu farzı iade veya kaza etmesi gerekmediği halde tekrar kılması mı? Eğer öyleyse bu neden müekked sünnetten daha sevap oluyor?

Cevap;
Farz olan hacca gittikten sonra bir daha gitmek, nafile kurban kesmek, öğle ve yatsıyı tek başına kıldıktan sonra cemaate uymak gibi belli hallere münhasırdır.

Sual:
Hayızlı kadın tavaf yapabilir mi? Hoca tavaf yapın, bir davar kesin, hallolur dedi.

Cevap;
Arafat ve Müzdelife’de hayızlı veya cünüp olmanın mahzuru yoktur. Ama tavafta vâcibdir. Cünüp veya hayızlı olarak tavaf yaparsa, haram işlemiş olur; ama tavaf sahihtir, kendisinden düşer. Hayızlı kadın hayzın bitmesini bekler; sonra tavafını yapar. Hayızlı olarak tavaf ederse, hem günaha girmiş olur; hem de cinayet işlemiş olur ki, ziyaret tavafı ise bedene (sığır veya deve), veda tavafı ise şat (koyun veya keçi) kesmesi gerekir. Eğer sonradan temiz olarak tavafı iade ederse, ceza kendisinden düşer, tövbe kâfi gelir. (İbn Âbidîn, Hac bahsi.) Hacca gidecek kadınların ya ilaçla hayzını geciktirmesi; ya da bayramdan itibaren 11 gün daha orada kalacak şekilde seyahat programı yapması gerekir. Çünki hayzın azamîsi Hanefî mezhebinde 10 gündür. Böylece 11. gün farz olan ziyaret tavafını yapıp memleketine dönebilir.

Sual:
Hacda Arafat’tan Müzdelife’ye geldik. Başımızdaki memurlar gece vakfe yaptırıp bizi Mina’ya götürdüler. Vakfemiz sahih midir?

Cevap;
Hanefî mezhebinde Müzdelife vakfesi vâcib olduğu gibi, vakfeyi fecr doğduktan sonra yapmak da vâcibdir. Diğer üç mezhebde gece de yapılabilir. Ancak bir Hanefî zaruret olmadan bu mezhebleri taklid edemez. Üstelik taklid edebilmek için haccın şart v emüfsidlerinde de bu mezhebe uymuş olamsı gerekir. Bu bakımdan ceza olarak haremde bir koyun veya keçi kurban kesmek gerekir.

Sual:
Kâbe-i Muazzamada revakların üstünden tavafın câiz, ancak mekruh olduğunu yazdınız. Alt katta kadın-erkek birbirine sürtünerek tavaf etmesi haram olacağına göre, mekruhu harama tercih etmek doğru olmaz mı?

Cevap;
Mescid-i Haram’da aşağıda kadınlara değmeden, kimseye eziyet vermeden tavaf yapmak mümkündür. Defalarca yaptım, biliyorum. Üstten yapmaya lüzum yoktur.

Sual:
Bu sene hacca niyetlendim. Diyânet’in verdiği hesaba kurban parası yatırdık, orada kesilecekmiş. Bu tatbikat sahih midir? Şayet böyle kurban sahih olmaz derseniz, o zaman 10 gün orucu orada tutmayıp, memlekete dönünce tutmamda bir mahzur var mı? Bu oruca nasıl niyet edilir?

Cevap;
Kıran veya temettü haccında şükür kurbanı mutlaka Harem'de kesilir. Kurban bulamayan, 3 gün orada, 7 gün de dönünce burada oruç tutar. Sizin vaziyetiniz buna uymuyor. Bugün için Harem’de kurban vardır ve kesilmektedir. Diğer mezheplerde kurban bulamayan bu on günlük orucu dönünce memleketinde de tutabilir. Haccınız bu mezheplere göre sahih ise, başka imkân da bulamazsanız bu mezhepleri taklid edebilirsiniz. Diyânet’in tatbikatı için de nihayet hüsnü zan etmekten başka çare yoktur. Mamafih bu kurbanların hacılar ihramdan çıktıktan sonra kesildiği çok yaygın olarak söylenmektedir. Bu ise ayrıca ceza kurbanı gerektirir. Ancak İmam Ebu Yusuf’a göre câizdir.

Sual:
Zilhicce ayının hilâli bir yerde görülse, hilâlin görülmesi ne kadar mesafedeki yerleri bağlar? Meselâ İstanbul’da hilâl görülse, Amasya’da oturanlar bayram yapabilir mi? Bu hususta tayin edici olan nedir?

Cevap;
Ramazan ayının hilâli dünyanın herhangi bir yerine görülürse, başka yerde oturanlara da Ramazan orucuna başlamak lâzım gelir. Zilhicce hilâli böyle değildir. Her yerde ayrı ayrı görülmesine itibar edilir. Şimdi dünyanın bir yerinde görülünce, takvimler Zilhicce ayını başlatıyor. Bu sebeple kurbanları ikinci gün kesmek, hacda ise ve Zilhicce hilâli takvimlerde yazdığı gün Hicaz'da görünmemişse, ertesi gün tekrar Arafat’a çıkmak lâzımdır. Hilâlin görülmesi bu zamanda çok zordur. İlânı da şer’î hâkim (kadı) tarafından yapılır. Bu ise mümkün değildir. Bu zamanda hilâlin görülebilir olması kâfidir. Nitekim fıkıhta böyle bir kavil vardır.

Hilâlin bir yerde ne zaman görülebileceği, dolayısıyla bu beldede kamerî ayın ne zaman başlayacağı internetten ecnebi zaman hesaplama sitelerinden öğrenilebilir. Diyânet’in sitesinde de hilâlin nereden görüneceği yazmaktadır.

Sual:
Bir hadis-i şerifte, hac veya cihad dışında, deniz vâsıtalarına binilemeyeceği; çünkü denizin altında ateş, ateşin altında da deniz olduğu söyleniyor. Bu iki iş dışında, meselâ seyahat için gemiye binmek, câiz değil midir?

Cevap;
Dünyalık için kendisini tehlikeye atmanın uygun olmadığı bildiriliyor. Gezmek için gemiye veya uçağa binmek caizdir.

Sual:
Kadın evlenirken mehr olarak kocasından hacca gitmeyi isteyebilir mi? Boşanma hâlinde kocasının onu hacca götüremeyeceğine göre, bunun yerine kendisine takılan bilezikleri mehr olarak alabilir mi?

Cevap;
Mehr Hanefî’de ancak mal olabilir. Hacca götürmek talebi diğer mezheblerde ve ancak mehr-i muaccel için bahis mevzuu olabilir. Mehr konuşulmaz veya meşru bir mal üzerinden konuşulmazsa, adın mehr-i misle, yani emsali kadınların aldığı mehre hak kazanır. Evlenirken takılan bilezikler mehr olarak verilirse kâfi gelir.

Sual:
Hacda Müzdelife’ye gelmeden akşam ve yatsıyı cem etmek câiz midir?

Cevap;
Hac zamanı Arafat’tan Müzdelife’ye geçilir. Burada akşam ve yatsı namazları cem-i tehir ile birleştirilerek kılınır. Bu, Hanefî mezhebine göre vâcibdir. Akşam ile yatsı namazını cem etmeden yolda kılanlar, Müzdelife’ye geldikten sonra iade ederler. İmam Ebu Yusuf’a göre iade etmelerine gerek yoktur. Bunlardan birine göre fetvâ verildiği bildirilmemiştir. Ama ibadetlerde öncelikle İmam Ebu Hanife’nin kavline uymak kaidedir. İmam Ebu Yusuf’a uyulursa da bir şey gerekmez. Müzdelife’den önce iki namaz cem edilemediği gibi, Müzdelife’de cem-i takdim ile de kılınamaz. Akşamı yolda kılan, Müzdelife’de yatsıyı kılar. Şimdi Müzdelife’den akşam vakti geçilip Mekke-i mükerremeye gidiliyor. Burada akşam ve yatsı vaktinde kılınıyor. Fecr vakti Müzdelife’ye tekrar gelinip vakfe yapılıyor. Bunlar İmam Ebu Yusuf kavline uygundur. Kaldı ki geniş bakılacak olursa, Arafat’tan yürüyerek çıkan kimse, ancak yatsı vakti Müzdelife’ye varır. Ama daha evvel varırsa, cem etmesi vâcib olmaz. Geceyi burada geçirmek de sünnettir. Geceyi geçirmeyecekse, İmam Ebu Hanife’ye göre de cem etmesi vâcib olmaz.

Sual:
Umrede rehberimize uyarak saçımızdan birkaç tel kesip ihramdan çıktık. Bu yaptığımız doğru mudur?

Cevap;
Umre, Hanefî’de sünnet bir ibadettir. İhramlı olarak tavaf (Kâbe’yi yedi defa dönmek) ve say (Safa ile Merve arasında yedi defa gidip gelmek) suretiyle yapılır. Say’dan sonra traş olup ihramdan çıkılır. Kadınlar, saçlarının ucundan bir tutam keserler. Erkekler için saçı kazımak veya tamamından bir parmak ucu kadar kısaltmak sünnet; saçın dörtte birini bir parmak ucu kadar kısaltmak vâcibdir. Vâcibi terk etmek, ceza kurbanı gerektirir. Haccın farz ve vâcibleri olduğu gibi, umrenin de farz ve vâcibleri vardır. Cezalar bakımından umrenin hükümleri, hac ile aynıdır. Binaenaleyh umrede hiç traş olmamış bir kimse ihramdan çıkmış ve umreyi tamamlamış olmaz. Traş olmadan ihramdan çıkarsa, ceza kurbanı keser. Saçın dörtte birinden azını kesmiş ise de hüküm böyledir. Umre sahihtir; ama vâcibin terki sebebiyle umrenin sevablarından mahrum kalındığı gibi, vacibi terk günahından kurtulmak için Harem sınırları içinde bir koyun veya keçi kurban edilmelidir. Bunun zamanı yoktur. Umreden dönülmüşse, Mekke’deki veya Mekke’ye giden birine vekâlet verilerek de kestirilebilir. Sonra tekrar Mekke’ye giderse, bu kurbanı kendisi de kestirebilir. (İbni Abidin-Hac Bahsi)

Sual:
İmam-ı Rabbani hazretleri 29, 123 ve 124. mektuplarında ve Makamat-ı Mazheriyye 26. mektubunda, nâfile hacca ve umreye gitmeye izin vermediklerini okudum. Bunun sebebi nedir?

Cevap;
Nakşî büyükleri her işlerinde zühd ve takvâyı ön planda tutmalarıyla tanınmıştır. İbâdet yaparken işlenen günahların cezası daha büyük olduğu için, sevenlerine nâfile hac ve umre için izin vermemişlerdir. Bir de Makamat’ta da izah edildiği üzere, meselâ anne ve babanın bakımı, zevcenin hakkı, çocukların terbiyesi gibi vecibeleri bırakıp, maddî ve fizikî bakımdan zahmetli yolculuklara çıkmayı tasvib etmemişlerdir. Nâfilelerden evvel farz ve vâciblerin gözetilmesini emir buyurmuşlardır. Nihayet son asırda Hicaz’da hâkim olan dinî zihniyetin, ibâdetlerin hakkıyla ifa edilmesine izin vermemeleri de bunda bir âmil olabilir. Nâfile hac ve umreye gitmek yerine, meselâ evlenecek veya iş kuracak fakir gençlere yardım etmek daha faziletlidir. Zira bunların günahtan kurtulmasını temin etmek, nâfile ibâdetten yukarıdır. Meşhur kıssadır: Bişr-i Hâfî’yi sevenlerden birisi nâfile hacca gitmek üzere müsaade istemiş. O da “sen bu seyahate Allah rızası için mi gidiyorsun? Diye sormuş. Adamacağız şaşırarak elbette deyince, O halde ben sana daha sevaplı bir iş söyleyeyim. Evlenip kendisini zinadan korumak isteyen fakir bir genç var. Hac için ayırdığın parayı ona verir misin?” demiş. Adamcağız boyun büküp “Ama hacca gitsem” deyince, “Buyur Allah selâmet versin. Sen Allah rızası için gitmiyorsun” demiş.

Sual:
1433/2012 senesi kurban bayramını Türkiye Perşembe, Suudi Arabistan ise Cuma günü yapmaktadır. Hangisine itibar etmek gerekiyor?

Cevap;
15 Ekim 2012 Pazartesi günü Greenwich saatiyle 12:03'de ictimâ, 16 Ekim 2012 Salı günü Greenwich saatiyle 01:20'de rü’yet vâki olacaktır ve hilal ilk defa Güney Amerika'nın güneydoğu sahillerinden itibaren görülmeye başlayacaktır.
İctimâ günü olan 15 Ekim 2012 Pazartesi günü ay güneşten Ankara’da 15 dakika, Mekke'de ise 8 dakika önce batmaktadır. Güneş battığı anda hilal Ankara'da 2° 30', Mekke'de ise 1° 41' ufkun altında bulunduğundan hilâl görülemeyecektedir.
Rü'yet ve Zilhicce ayının birinci günü olan 16 Ekim 2012 Salı günü ay güneşten; Ankara'da 29 dakika sonra Mekke'de ise 43 dakika sonra batmakta ve güneş battığı anda hilâl Ankara' da 4° 16', Mekke' de ise 8° 27' ufkun üstünde bulunmaktadır. Bu sebeple Ankara'dan hilâl görülemezken, Mekke'den hilâl görülebilecektir. Dolayısıyla 10 Zilhicce 1433 günü olan 25 Ekim 2012 Perşembe, takvim hesabına göre Kurban Bayramı'nın birinci günüdür.
Ramazan hilâli dünyanın bir yerinde görülürse, Hanefî mezhebine göre diğer beldelerde de Ramazan başlar. Bir başka deyişle ihtilâf-ı metâli’e itibar olunmaz. Şâfiî’de ihtilâf-ı metâli’e, yani hilâlin her beldede görülmesine itibar edilir. Zilhicce ayı bunun hilâfınadır. Zilhicce hilâlinin bir yerde görülmesi ile dünyanın her yerinde bayram başlamaz. O beldede hilâlin şer’en görülmesi, hiç değilse görülebilir olması lâzımdır. Bunun ne zaman olduğu da hesapla bilinebilir. Bu bir fıkıh kâidesidir. Dört mezhebde de böyledir. Suudi Arabistan’da bayram Cuma günüdür. Hilâl 16 Ekim Salı’yı Çarşamba’ya bağlayan gece dünyadan gözükmekle ise de, Mekke’de gözükmediği için ertesi gün tekrar gözetlenmesi gerekmez ve Zilka’de ayı otuz güne tamamlanır ve Zilhicce’nin ilk günü Mekke için Çarşamba olur. Bayram da Cuma günüdür. Türkiye’de de vaziyet Mekke gibidir. Kurbanları ihtiyaten ikinci gün kesmek iyi olur. Bayram namazı mutlaka cemaatle kılındığı için herkesle beraber kılmak gerekir. Teşrik tekbirlerine de Çarşamba başlanıp Pazar bitirilir. Pazartesi de söylemeye lüzum yoktur. Fitneye sebebiyet verebilir. 

Sual:
Kurbanlar kesildikten sonra veya hacılar Arafat vakfesini yaptıktan sonra bu günün yanlış olduğu anlaşılsa, kurban ve haccın vaziyeti ne olur?

Cevap;

Bayramın birinci günü, hesab ile bulunan gündür. Yahud, bir gün sonradır. Bir gün evvel olamaz. Çünki gökte ay, doğmadan önce görülemez. İhtiyatlı hareket etmiş olmak için, kurbanları, hesab ile bulunan bayramın ikinci günü kesmelidir. Kurban bayramının birinci günü de, Zilhicce ayının hilâlini görmekle anlaşılır. Zilhicce ayının dokuzuncu Arefe günü, hesabla, takvimle anlaşılan gün veya bundan bir gün sonra olur. Bundan (yani hesabla bulunandan) bir gün önce Arafat’a çıkanların vakfesi sahih olmaz. Ertesi günü Arafat’a tekrar çıkmak icab eder. Avamın bunu anlaması zor olduğundan, fukaha kurban ve haclarının sıhhatine istihsanen cevaz vermiştir. Nitekim fıkıh kitaplarında mevzuyla alakalı diyor ki:
Bir cemaat bayram namazını kılıp kurbanlarını kesseler, sonra da o günün arefe olduğu ortaya çıksa, o namazları da, kurbanları da yeterli olur. Zira bu gibi hatalardan korunmak güçtür. O zaman müslümanların ibadetlerinin korunması için cevazına hükmedilir. (İbni Abidin, Kurban bahsi, Cild: 5, Sahife: 279.)
Hacılar Arefe gününü şaşırarak vakfe yapsalar; sonra bunun bayram günü olduğu anlaşılsa caiz olur. (İbni Abidin, Haccın farz ve vacibleri bahsi, Cilt: 2, Sahife: 155)
Şâhidler, vakfe yapıldıktan sonra, hacıların vakfeyi vakti geçtikten sonra yaptıklarına şâhidlik etseler, bu şahâdetleri kabul edilmez. İstihsanen vakfe sahihtir. Hattâ şâhidlerin haccı da sahihtir. Çünkü bunda şiddetle güçlük vardır. Vakfeyi vaktinden evvel yaptıklarına şâhidlik ederlerse, geceleyin çoğunluklarıyla birlikte tedariki mümkün olduğu takdirde kabul edilir. Aksi takdirde kabul edilmez. Nitekim hacıların terviye günü vakfe yaptıklarına arefe günü şahitlik etseler, bu gün tekrar vakfe yapmak mümkün olduğundan kabul edilir. Bayram günü söyleseler kabul edilmez. Çünki tedarik mümkün değildir. (İbni Abidin, Hedy bahsi, Cilt: 2, Sahife: 258-259)
Hacıların Arafat’ta vukuflarından sonra vakfeleri vaktinden sonra oldu diye bazı kimseler şahadet etseler şahidlikleri makbule olmaz. Ol kadar hüccacın haclarının fevtini mucib olub, belki kıylü kalin kesretini ve fitneyi mûris olduğundan imam merkumların şahadetini istima’ etmez ve harac-ı şedid olduğundan istihsanen vukuf sahihdir. Hatta şahidlerin dahi haccı sahihdir. Amma kıyas mezburların şahadetlerinin kabulüdür. Vukuf bir zamana hâs ibadet olduğundan, onsuz ibadet olmadığından, vakfe vaktinden mukaddem oldu diye şahadet ederlerse, nâsın ekseriyle geceleyin vukufu tedarik mümkün olursa şahadetleri makbule olur, yoksa olmaz. (Hâşiyetü Tahtavî ale’d-Dürri’l-Muhtâr, Cinâyât bahsi, Cilt: 3, Sahife: 127)



Sual:
Zengin bir kişi mazereti olmadığı halde bir başkasını umreye vekâleten gönderebilir mi?

Cevap;
Vücub şartları olup da eda şartları yoksa, ölümüne kadar da kalkmayacaksa birini vekâleten farz olan hacca göndermesi gerekir. Umre, nâfile ibadettir. Vekâleten olmaz. Ancak umre yapan, kendisi için yapmış olur. Sevabını başkalarına da hediye edebilir.

Sual:
Hanımlar âdetli iken Kâbe'yi tavaf edemez; ama Kâbe'yi çevreleyen mescidde durabilir mi? Kâbe'ye bakabilir mi?

Cevap;
Âdetli (hayızlı) kadın namaz kılamaz. Oruç tutamaz, Kur’an-ı kerim okuyamaz, tavaf yapamaz, hiçbir mescide giremez. Mescid-i Haram’a da giremez. Uzaktan (revakların dışından) Kâbe’yi seyredebilir.

Sual:
Hac rehberinde “Tavaf esnasında dua edilir, tekbir ve tehlil getirilebilir” diyor. Telbiye söylenmez mi? Telbiye nerelerde söylenir?

Cevap;
Telbiye de söylenebilir. Telbiye ihrama girerken yapılır. Hacca veya umreye niyetlenmeyi ifade eder.

Sual:
Hac esnasında birden fazla dem (hayvan kesme) gerektiren suç yapılsa, hepsi için bir dem kâfi gelir mi?

Cevap;
Hayır. Hepsi için ayrı ayrı ve Harem hududu içinde hayvan kesilmesi gerekir.

Sual:
Hanefî mezhebinde mahremi olmayan bir kadın hacca veya umreye giderse, bu ibadeti sahih olur mu?

Cevap;
Hac ve umre sahihtir. Mahremsiz gitme günahı ayrıdır. Bir ibâdeti yaparken, ayrıca günah işlenirse veya farzları dışındaki şartlarına uyulmazsa, bu ibâdetten sevab hâsıl olmaz. Yani yapan borçtan kurtulur; ama sevab alamaz.

Sual:
Kendisini hacca götürecek mahremi olmayan kadın ne yapar?

Cevap;
Haccın bir edâ ve vücûb şartları vardır. Vücûb şartları, İmâm Ebu Hanîfe’ye göre sekizdir: Müslüman olmak; darülharbde ise haccın farz olduğunu işitmek; akıllı, bâliğ ve hür olmak; geçiminden ve ailesinin nafakasından başka kendisini hacca götürüp getirecek mala sahip bulunmak; hac zamanı gelmiş olmak; hacca gidemeyecek kadar, kör, hasta, çok ihtiyar ve sakat olmamaktır. Edâ şartları da dörttür: Mahbus ve men’ edilmiş olmamak; hac için gideceği yolda ve hac yerinde selâmet ve emniyet olmak; kadın ise mahremi bulunmak ve ıddet hâlinde olmamaktır. Vücûb şartları bulunup da edâ şartından biri bulunmayan kimsenin hacca gitmesi farz olmaz ise de, bu âcizlik ölünceye kadar devamlı ise, yerine bir müslümanı vekil göndermesi veya öldükten sonra yerine birinin gönderilmesi için vasıyet etmesi lâzımdır.

Sual:
Eski devirde kadınlar Hac vazifesini yerine getirirken tavafı nasıl yaparlardı?

Cevap;
Mescid-i Harem’de vazifeli zenci ve hadım Haremağaları, ellerinde birer metrelik sopalarla metâfın (tavaf yerinin) ortasında halka olup, tavafı kadın ve erkekler için ayırmakta, içte erkekler, dışta kadınlar tavaf etmekte idi. Mescid-i Nebevî’de de kadınların öğle ile ikindi namazı arasında Resulullah’ın kabrini ziyaretini tanzim ederlerdi. Şimdi bunlar kalmamıştır.

Sual:
Zilhicce hilâli, ilk gün başka ülkede görülüp de, kendi memleketimizde görülemezse, Zilhicce ayı bir gün sonra mı başlar?

Cevap;

Hesab da, rüyet de ayın başlaması için birer kriterdir. Kamerî aylar, ayın dünya etrafında bir defa dolaşıp yeniden doğuşu ile başlar. Oruç, kurban ve hac, kamerî ayın başlamasına göre ifa edilen ibadetlerdir. Kamerî ay doğar; ama o beldede görülmeyebilir. Bu sebeple dolunaydan itibaren 14 gece sayılıp 29. gece hilâl güneş batarken garb semasında gözetlenir. Görülürse, yeni ay başlar; herhangi bir sebeple görülmezse, içinde bulunulan ay 30 güne tamamlanır. Buna tekmil-i selâsin denir ve hadîs-i şerif ile emrolunmuştur. Yeni ay hesaba göre o gün doğsa bile, ay otuza tamamlanır ve ertesi gün yeni ayın 1’i olur. Bu sene olduğu gibi, bir ay hesaba göre başka, rü’yete göre başka gün başlayabilir. İbâdetlerde ise, esah kavle göre hesab değil, rü’yet esastır. Osmanlılar zamanında kamerî aylar hesab ile değil, rü’yet ile başladığından, çoğu zaman bu tekmil-i selâsin muamelesi yapılır ve bu, hükümet ve taşrada kadılar marifetiyle ilan edilirdi. Bu bakımdan Osmanlı vilâyetlerinin birinde Zilhicce ayı başlamışken, diğerinde daha 30 Zilka'de hüküm sürüyor olabilirdi. Hatta bu sebeple tarihî hâdiselerin çoğu milâdî güne çevrilirken bir gün kayma olabilmektedir. Zilka’de ayının 29.unu 30’a bağlayan gece Türkiye ve Hicaz’da Zilhicce hilâli görülemediği için, eğer Osmanlı Devleti zamanında olsaydı, bu sene (hicrî 1434) Zilka’de 30’a tamamlanıp, ertesi günü (yani 7 Ekim 2013 Pazartesi günü) Zilhicce’nin 1’i sayılıp, Kurban Bayramı da 16 Ekim Çarşamba günü başlayacaktı. Zilka’de 30 gün olsaydı; 29. gece hilâl görülemediği için, zaten 30’a tamamlanacak ve ertesi günü hilâl gözetlenmeyecekti. Zira kamerî aylar 31 gün olamaz.

Ramazan hilâli, dünyanın her hangi bir yerinde şer’î esaslara muvafık bir şekilde görülürse, Hanefî mezhebine göre diğer beldelerde de Ramazan ayı başlamış olur. Şâfiî’de her belde kendi gördüğü ile amel eder. Osmanlılar zamanında Bursa veya Edirne’de hilâlin görüldüğü sonradan sâbit olur ve haber alınırsa, İstanbul’da da Ramazan ayı o gün başlamış sayılırdı. Zilhicce hilâli ise böyle değildir. Bunda her beldede ayrı ayrı şer’î esaslara göre görülmüş olması aranır. Bir beldede görülünce, esah kavle göre, başka beldede de Zilhicce ayının başlaması lâzım gelmez. Rü’yet yapılamadığı için kamerî ayın şer’î bir şekilde başlamadığı memleketlerde, kurbanların ihtiyaten ertesi günü kesilmesi, Ramazan’dan sonra da iki gün ihtiyaten oruç tutulması ile mesele hallolmaktadır.



Sual:
Âkıl bâliğ olmayan bir çocuk veya akıl hastası hac yaparsa, hacı olur mu?

Cevap;
Çocuk, şartlarına uyarsa hac yerine gelir. Ama ileride zengin olursa, tekrar gitmesi lâzımdır. Akıl hastası hac yapamaz. Yerine velisinin yapması da gerekmez. Zira niyet lâzımdır.

Sual:
Aynı zamanda Bulgaristan vatandaşı olup, oraya sık sık gidip gelen bir zengine, hacca gitmek Türkiye’den mümkün olmayıp, kota sebebiyle Bulgaristan’dan mümkün ise, gitmesi farz olur mu?

Cevap;
Haccın farz olması başka şeydir; gidebilmek başka şeydir. Ekseri bulunduğu yere vatanına itibar edilir. Giderse de, borçtan kurtulur.

Sual:
Hac veya umre için ihramdan çıkarken olunacak traşın asgari miktarı nedir?

Cevap;
Hanefî mezhebinde saçın dörtte biridir. Say çıkışındaki berberler bunu bilirler. Rubu (dörtte bir) deyince, o kadar alırlar.

Sual:
Vekaleten umreye gidilebilir mi?

Cevap;
Hayır. Ancak umre yapıp, sevabı bir başkasına hediye edilebilir.

Sual:
Kendi adına umreye giden kişi, başkası adına tavaf edebilir mi?

Cevap;
Nafile ibadetin sevabı başkasına hediye edilebilir.

Sual:
Babası ölüp vasiyet etmediği halde kendi parası ile babası için hac yapsa, hac farziyeti babadan düşer mi?

Cevap;
Bir kavle göre evet.

Sual:
Hâccetü’l-İslam kelimesinin manası nedir?

Cevap;
Farz olan hac manasına kullanılan bir tabirdir.

Sual:
Temettü ve kırân haclarında kurban parasının vekile aid olmasının sebebi nedir?

Cevap;
İfrad yapma imkânı varken yapmayıp, müvekkilini ekstra külfete soktuğu için.

Sual:
Hacda rafes denilen cima, hacc fiileri bitiminden sonra olur deniliyor. Peki bu son fiilden ne anlamalıyız? Ziyaret tavafı yapıldıktan sonra mı cimâ helâl olur?

Cevap;
İhramdan çıkmak lâzımdır.

Sual:
Çalışmak üzere Mekke’ye giden bir Türk, şehre ihramsız girse, geri de dönemese ve umre de yapamasa ne lâzım gelir?

Cevap;
Mekke’ye dışarıdan gelen kim olursa olsun, ihramlı olarak girmek ve umre yapmak mecburiyetindedir. İhramsız girerse, mikata kadar geri dönüp ihrama girer ve tekrar şehre girerse, caiz olur. Böyle yapmaz da, ihrama Mekke’de girerse, bir dem (koyun veya keçi kesmesi) lâzım olur. Eğer temettu veya karin haccına niyetlenmemiş, ifrad haccına niyetlenmiş ise, doğrudan Arafat’a çıkabilir. Aksi takdirde bir dem daha gerekir.

Sual:
Resmî mecburiyet sebebiyle umreye mahremiyle farklı tayyarede gidilse caiz midir? Yine mahremiyle gitmiş olur mu?

Cevap;
Mahreminin seyahat esnasında beraber bulunması şarttır. Günahtan başka ayrıca umre sevabı da alamaz.

Sual:
Haccda farz olan tavafı yaparken hayız olan bir kadın tavafını nasıl tamamlar?

Cevap;
Hayızlı kadının tavaf yapması haramdır. Bayramdan itibaren en az 10 gün kalacak şekilde ayarlamalıdır. Çünki hayzın azami mikdarı bu kadardır. Hayzı bitince tavafını yapar ve sonra memleketine döner.

Sual:
Evlenirken mehr olarak hac veya umre tayin edilmesi caiz midir?

Cevap;
Mehr olarak para veya mal yahud karşılığı kolayca tayin edilebilecek bir menfaat tesbit edilir. Hac veya umre, mehr olarak tayin edilemez. Edilmiş ise mehr-i misl gerekir.

Sual:

Vefat iddeti bekleyen kadın, umreye gidebilir mi?



Cevap;
Kocası ölüp 4 ay 10 gün vefat iddeti bekleyen kadın, süslenemez; zaruret olmadıkça evden dışarı çıkamaz. Hanefîde gündüzleri bir maslahat için çıkmasına izin verilmiştir. Akşam, sohbet için komşusuna gidebilir. Ama geceyi evinde geçirecektir (İbni Abidin). Diğer üç mezhebde gündüz ancak, mecburiyet olunca dışarı çıkabilir. Bu mecburiyet, afet, evin yıkılması, ağır hastalık, düşman korkusu, ev sahibinin evden çıkarması gibi hallerdir.  Bu sebeple vefat iddeti bekleyen kadın, umreye ve hacca gidemez (Minhac, el-Muğni).

Sual:
Çalıntı parayla hacca giden kimsenin haccı kabul olur mu? Olmuyorsa, parayı tazmin edip helâllik alsa, kâfi gelir mi?

Cevap;
Haram parayla yapılan hac sahih olur. Borç düşer. Ancak kabul olmaz, yani sevap alamaz.

Sual:
Eşim ve iki küçük çocuğumla hacca kaydolduk. Ancak son zamanlardaki terör faaliyetleri sebebiyle tereddüt ediyoruz. Birkaç sene tehir etmemiz caiz midir?

Cevap;
Farz olmuş, üstelik kurada çıkmış olan bir haccı tehir etmek doğru değildir. Bir daha hiç gidemeyebilirsiniz. Ancak bu zamanda hanımları ve küçük çocukları hacca götürmek, hem dinen, hem aklen uygun değildir.

Sual:
Diyânetin talebelere müteveccih umre programı bulunmaktadır. Kız talebenin yanında mahremi bulunmadan böyle bir programa iştirakinde beis var mıdır?

Cevap;
Kadınların yanında mahremi olmadan bir günlük yola, yani takriben 33 kilometreye gitmesi mekruh; üç günlük yola, yani takriben 104 kilometreye gitmesi haramdır. Hadis-i şerif ile men edilmiştir. Böyle olduğu halde, umre veya hacca giden, hem günaha girer; hem de yaptığı umreden hiçbir sevap alamaz. Zira ibadetler eğer günah işleyerek yapılırsa, sahih olsa bile, sevab hâsıl olmaz.

Sual:
Hac ve umrede Safa ile Merve arasında sa’y yaparken; yine Müzdelife'de vakfe yaparken abdestsiz olmak hâlinde bir şey gerekir mi?

Cevap;
Sa’yda ve Müzdelife vakfesinde abdest vâcib değildir.

Sual:
Umrede ihramdan çıkarken saçın ne kadar kesilmesi lazımdır?

Cevap;
Hanefî mezhebinde dörtte birinin kesilmesi vâcibdir. Orada berberler ve hacılar buna riayet etmedikleri görülmektedir. Halbuki vacibi terk günahtır ve haccın da, umrenin de sevabını yok eder. Boşa gitmiş olurlar.

Sual:
Mekke’de ikamet eden kişi hac aylarında umre yapsa, sonra ihramdan çıkıp, haccı da aynı sene içinde yapsa, o kişi temettü haccı mı yapmış olur?

Cevap;
Mekke’de oturanlar ancak ifrad haccı yapar.

Sual:
İfrat haccı yapan Mekkeli’ye nisaba mâlik ise kurban vâcip olur mu?

Cevap;
Sadece Mekkeliye değil, hacca giden herkese eğer nisaba mâlik ise ve seferî değil ise kurban vâcibdir. Temettü veya kıran haccı için kesilen şükür kurbanı başkadır.

Sual:
Mekke’ye hacca gelmiş kişi 15 gün kaldığında mukim olur mu?

Cevap;
Hep Mekke’de kalmış ise, mukim olur.

Sual:
Hac için 30 günlüğüne Mekke’de kalmaya niyet eden kişi Taif'e gidip gelse Mekke’ye girerken ihrama girip umre yapması gerekir mi?

Cevap;
Taif’e gitmek hacılara yasaktır. Ama giderse, tekrar döndüğünde ihramlanıp umre yapar.

Sual:
Hac yaparken prostat hastası ihramın altına bir şey giyebilir mi?

Cevap;
Giyemez. Giyerse ve bir tam gün ve gece giyerse Harem’de ceza kurbanı kesmesi gerekir; bir günden az giymiş ise Harem fakirlerine sadaka verir. Ceza kurbanının etinden yiyemez. Sadaka ise fıtra mikdarı olmalıdır.

Sual:
Sultan Abdülhamid’in hacda görüldüğü doğru mudur?

Cevap;
Sultan Abdülhamid ve hiç bir Osmanlı padişahı hacca gitmemiştir. Hac, padişahlara farz değildir. Vekil gönderirler. Bir hatıratta böyle yazıyorsa da, rüya olsa gerektir.

Sual:
Usul kitaplarında zengin iken zekâtını vermese sonra fakir düşse zekâttan mesul olmaz diyor. Çünkü zekât ve fıtr, fevr (hemen verilmek) üzere değil, terâhi  (yani ömür boyu verilmek) üzere vâcibdir. Halbuki hac için de terâhi üzere farzdır denmesine rağmen, kişi daha sonra fakir düşse, ahirette hacdan mesul olacağı geçiyor. Aradaki işkali (tutarsızlık gibi görünen şeyi) nasıl giderebiliriz?

Cevap;
Zekâtı farz olduktan sonra bir sene içinde vermek lazım ise de, bir yılı geçince ömür boyu kerâhatle de olsa sahih olur. Zekât farz olduktan sonra fakir düşse, eğer bu, kendi iradesiyle olmuşsa, yani malı telef etmişse (istihlâk etmişse) zekât ondan düşmez. Fakat mal kendiliğinden telef olmuşsa (helak olmuşsa) zekât ondan düşer. Zekât malın aynına taalluk eder. Hac ise mala değil şahsa taalluk eder.