Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
SUALLER - CEVABLAR

"Faiz" kelimesi için sonuçlar gösterilmektedir
Sual:
Osmanlıların İslâmiyetteki fâiz yasağını bertaraf ettikleri söyleniyor, hatta bu hususta vesikalar gösteriliyor. Osmanlılar gerçekten fâiz yasağını kaldırmış mıdır?

Cevap;
Para darlığının bulunduğu, karz yoluyla kredi temin edilemediği zamanlarda ulemâ muamele satışını tavsiye etmektedir. Muamele satışında, meselâ, on altın alıp, on bir altın ödemek hususunda uyuşulunca, on altını borç olarak verip, bir altına da kalem, defter gibi bir şeyi borç alana satmak câizdir. Böylece on bir altın borçlanılmış olur. Satış önce, borçlanma sonra da olabilir. Hatta meselâ, borç isteyen kimse bir malı on liraya peşin satıp teslim ettikten sonra, bunu o kimseden on bir liraya veresiye geri satın alsa bu da muteberdir. Ancak bu çeşit satışlarda muamele ile satılacak malın fiatı, borç mikdarının devlet tarafından tesbit edilen¬ yüzdesinden fazla olamaz. (İbn Âbidîn). Osmanlı Devleti'nin son zamanlarında yüzde on beşe kadar muameleye izin verilmekteydi. Murâbaha Nizamnâmesi bu nisbeti tayin etmektedir. Osmanlıların son zamanlarındaki bankalar bu usule göre çalışırlardı. Meselâ, banka veznesindeki memur elindeki bir kalemi veya saati ya da (ekseriya) bir kitabı yüz altın kredi isteyen kimseye on altına veresiye satar, sonra istenilen mikdarı borç olarak verir, böylece müşteri bankaya yüz on altın borçlanmış olurdu. Fâiz, işte bu satışlardaki fazlalığa denir. Fâiz, fazlalık demektir. Günümüzde fâiz kelimesinin yanlış olarak ribâ karşılığı olarak kullanılması, bu zamanlardan kalma bir gelenek olsa gerektir. Bu farkı bilmeyenler, Osmanlılar devrinde ribânın meşru kabul olduğu zannına kapılmışlardır.

Sual:
Bugünki müslümanların İslâmiyyetin muamelattaki hükümlerine (bey, şirâ, vekâlet, havâle, fâiz) uymamaları câiz midir?

Cevap;
İmam Ebu Hanife ve İmam Muhammed, Ahkâm-ı İslâmiye’nin tatbik edilmediği yerlerdeki müslümanların, kendi rızaları ile ve menfaatlerine olmak şartıyla, bey ve şirâ ahkâmına uymamalarını câiz görmektedir. Dolayısıyla bugün müslümanların, Ahkâm-ı İslâmiye’nin tatbik olunmadığı Almanya, Fransa gibi memleketlerde, gerek oradaki gayrımüslimlerle, gerekse birbirleriyle olan muamelattaki münasebetlerinde Ahkâm-ı İslâmiye’ye uymamaları, fâsid akid yapmaları, karşı tarafdan fâiz almaları câiz; ancak fâiz vermeleri ve bu muameleden zarar etmeleri câiz değildir. Taraflar müslüman ise ve bunlardan birisi Ahkâm-ı İslâmiye’ye uymak isterse, karşı tarafın da uyması gerekir. İki taraf râzı olsa bile, böyle yerlerde bey ve şira ahkâmına uymak takvâdır; İmam Ebu Yusuf ve üç mezhebe göre lâzımdır.

Sual:
Şirket ortağım, bankadan faizle kredi alarak sermaye hissesi olarak verdi. Almak câiz mi?

Cevap;
Haram, fâizli akid yapılırken cereyan eder. Para adamın mülküdür. Nitekim haram parayı bile malı ile karıştırırsa, bilenin alması câizdir.

Sual:
Bir talebe yurduna verilen kurban etlerini bir soğuk hava deposuna verip, o adam bunu kullanıp, bize başka etten her hafta şu kadar vermesi câiz mi?

Cevap;
Fâiz olur. Ama eti adama satarlar. Parasıyla her hafta veya her ay şu evsafta et vermesi üzere selem akdi yapabilirler.

Sual:
Bankada vadeli hesap açtırmak câiz midir? Bono, Borsa câiz mi?

Cevap;
Vadeli hesap açtırıp, fâiz almak, borçlu olduğu kimseye bono yazıp vermek, alacaklının bu bonoyu bir başka borçlusuna vermesi, yatırım maksadıyla borsadaki hisse senedlerini almak, İmam Ebû Yusuf ve diğer üç mezhebe göre câiz değildir. İmam Ebû Hanife ve İmam Muhammed’e göre câizdir. Ancak fâiz vermek, bono kırdırmak, borsada al-sat yapmayı iş haline getirmek hiçbir zaman câiz değildir.

Sual:
Esnafın az nakit paraya acil ihtiyacı olduğu zaman müşterinin veya kendisinin kredi kartını kendi pos makinesinden geçirip, o mikdarı bankadan alıp, sonra zamanı gelince ödemesi, pos makinesine komisyon ödendiği için câiz olur mu?

Cevap;

Müşterinin kredi kartını kendi pos makinesinden geçirip para çekmek, müşteriden borç para almak manasına gelir. Müşteri bankayı vekil etmekte, esnaf da parayı bankadan almakta, zamanı gelince müşteriye ödemektedir. Esnaf, kendi kredi kartından çektiğinde doğrudan kendisi bankadan fâizsiz borç almış olur. Banka, esnafın kendi kredi kartını kendi pos makinesinden geçirmesini yasaklamadığına göre buna zımnî izni var demektir. Her iki halde de ödenen komisyon fâiz değil, muamele masrafı karşılığıdır. Bu işler için bankanın bir muamele masrafı yaptığı hakikattir. Şer’î hukukta borçlanma esnasında sened masrafının alacaklı veya borçluya ait olmasını kararlaştırmak câizdir. Kredi kartından para çekmek ise fâiz işletildiği için câiz değildir. Kredi kartını zamanında ödemeyip fâiz ödemek zorunda kalmak da câiz olmaz.

Kredi kartı sahibi, kartını tanıdık bir esnafın pos makinesinden geçirerek bu parayı esnaftan alsa, esnaf bankadan borç alıp, tanıdığına borç vermekte, sonra bu alacağı bankaya temlik etmektedir. Alacağın temliki Hanefî mezhebinden İmam Züfer ve diğer üç mezhebe göre câizdir. Bankanın aldığı komisyon bir muamele masrafı olarak görülürse, bunu parayı alanın veya verenin ödemesi câizdir. Bunun için esnafın önce parayı vermesi, sonra kartı pos makinasından geçirmesi gerekir. Eğer evvela kartı pos makinasından geçirirse, kart sahibinin bankadan borç alması için aracı/vekil olmuş demektir. Bu takdirde muamele masrafını mutlaka kart sahibi öder. Pos makinası sahibi istemezse, ihsan etmiş olur.



Sual:
Kredi çekerek araba almak uygun değil diye biliyorum. Bu zamanda araba zaruret kredi uygun diyenler var. Hangisi doğru acaba?

Cevap;
Faizle kredi ancak zaruret halinde caiz olabilir. Bu da bugün için sadece hiç evi olmayan için oturacağı bir evdir. Çünki ev nafakadandır. Zaruri ihtiyaçtır. Kira ile ev bulmak çok zordur. Araba böyle değildir. Araba almak için kredi çekilmez. Araba zaruri ihtiyaç değildir. Hatta devamlı masraf çeken bir musibettir.

Sual:
Konut kredisi kullanmaya dair hükümleri biraz açıklar mısınız? Kredi sözleşmesi imzalanırken yapılabilecek birkaç değişiklikle muamelenin câiz kılınması mümkün müdür? Bazı bankaların katılım katkı payı adıyla aldığının hükmü nedir? Banka çalışanının krediyi vermede salahiyetli olup olmadığını bilmeden krediyi tahsil etmede alıcıya düşen bir araştırma mükellefiyeti var mıdır?

Cevap;
Banka muamelelerini tek taraflı olarak değiştirmek kolay değildir. Kanun ve nizama bağlıdır. Resmî vesikalarla tanzim edilmesi gerekir. Banka çalışanı bankanın vekilidir. Ama o da kendi insiyatifi ile bu resmî hükümleri değiştiremez. Esas olan yazılan mukaveledir. Ancak evi banka satın alıp kâr koyarak size satabilir. Fâiz için de ucuz bir malı size veresiye satar. Buna muamele satışı denir. Ancak böyle câiz olabilir. Hiç evi olmayanın ve karz bulamayan kimsenin, nafakadan olduğundan dolayı, bir ev almak için, fâizle kredi almasına izin verilir. Bu zamanda kira öder gibi taksit ödendiğinden böyle almak elverişli olmaktadır.

Sual:
Günümüzde para bankada durunca değeri ölüyor. Değerini korumak için fâiz alınıyor. Paranın hem değerini korumak, hem de fâiz yememek mümkün müdür? Altına yatırılabilir mi? Ya da kredi alındığı zaman, fâizden kurtulabilmek için bankaların kırtasiye adı altında aldıkları para fâiz sayılır mı?

Cevap;
Para altına göre değerlendirilir. Paranın altın karşısındaki değer kaybı borçludan istenebilir. Bu bakımdan bankaların fâiz adıyla ödediği mikdar, bunun bazen altında bile olabiliyor. Bu sebeple bankaya para yatırıp fâiz almak, bu çerçevede câiz olmaktadır. Altına yatırmak daha iyi ve uzun vadede kârlıdır. Kaldı ki dârülharbde bankaya para yatırıp fâiz almak İmam Ebu Hanife ve Muhammed'e göre câizdir. Ancak fâizle kredi almak câiz değildir. Muamele masrafı adı altında alınırsa, câiz olabilir.

Sual:
Kadınların aralarında yaptıkları altın veya para günlerini, nihayetinde borç vermek olarak görüp cevâz verenler vardır. Ne dersiniz?

Cevap;
Bu eğer borç vermekse, menfaat şartlı borç fâizdir. Borç verme şartıyla borç verilmez. Ayrıca bir karz akdinde gün (vâde) tayini de akdi ifsâd eder. Mübâdele (trampa satışı) ise, aynı malın birbiriyle veresiye mübâdele fâizdir. Hediye (hibe) ise şartlı ve ivazlı hediye satış sayılır. Ama veresiyesi fâizdir. İvazın derhal verilmesi gerekir. Burada rıza da akdi fâsid olmaktan kurtarmaz. Kabul gününe altın veya para götüren kadın, bunu babasının hayrına yapmıyor. Dolayısıyla hediye değildir.

Sual:
İnşaat şirketimiz bankalardan kredi kullanıyor. Bunlarla inşaatları yapıyor, malzeme alıyor, personel maaşı ve taşeron ödemelerini yapıyor. Belirli ilerleme seviyelerine gelince de istihkak düzenliyor, işverenden parasını alıp kredi geri ödemelerini yapıyor. Bu döngü sürekli yenileniyor. İdareler parayı mutlaka banka hesabına yatırıyorlar. Ayrıca ihaleye girebilmek için gereken teminat mektubunu da bankalar belirli hacimde kendileriyle iş yapan müşterilerine limit dâhilinde veriyorlar. Bu yüzden bankalar ile çalışmak ve bu limitleri arttırmak zorunluluğu var. Yeni kurulan bir şirketin iş hacmi belli seviyeye gelene kadar önceden para harcanıp sonra istihkak yapıldığından dolayı finansman açığı doğuyor. Şirket bundan önceki devirlerde bu açığı bankadan kredi kullanmak şeklinde çözmüş. Şimdi şirketin elinde kârlı gözüken bir iş var ve buradan elde edilecek kâr ile bir sene zarfında tüm kredilerin kapatılmasına niyet edildi. Bu niyet işi kurtarır mı?


Cevap;
Banka ile çalışmanın mahzuru yok. Ama bankadan kredi kullanıp faiz ödemek caiz değildir. Niyetle kurtulmaz. Şirketin daha fazla kâr edeceği kat’i değildir. Şirketler, ticarî firmalar sermaye ile kurulur. Sermaye olunca kredi almaya ihtiyaç kalmaz. Sermayesi olmayan firma ve şirket kurmaz, ücret ile çalışır.


Sual:
Bir GYO şirketi ile ortak bir proje yapıyoruz. Burada müşteriler bizim inşa ettiğimiz yerleri satın alıp parasını ortak hesaba peşin yatırıyorlar. Bu paralar bizim inşaat ilerlememize paralel olarak GYO tarafından ortak hesaptan serbest bırakılıyor. İşin başında satışlar çok iyi gitti ve hesapta oldukça yüklü bir para birikti. Bu toplanan paraları GYO nemalandırıyor ve bize fâiz ödüyor. Bu fâizleri ne yapacağız ? Bunlarla banka fâiz ödemelerini yapmak uygun olur mu ? Başka ne şekilde değerlendirilebilir?

Cevap;
Bunlar adı fâiz olsa da, bir fâizli akid neticesinde tahakkuk etmiş değildir.  GYO şirketinin ihsanı mesâbesindedir. Kaldı ik başta böyle anlaşılmış olsa bile bu fâizleri almak İmam Ebu Hanife ve İmam Muhammed’e göre câizdir. Zaten paranın altın üzerinden kıymet kaybetmesini de borçlu tazmin etmelidir. Bu faizler bunu ancak kapatabilir. Bunlar şirketin (dolayısıyla şirket ortaklarının) mülküdür. Bunlarla kredi faizi ödemek, kredi almayı meşrulaştırmaz.

Sual:
Aktüel enflasyon nisbetinden daha aşağıda bir nisbette faiz geliri caiz midir?


Cevap;
Enflasyon değil, altın kıymeti nazara alınır. Borçlu, borç aldığı gün ile ödediği gün arasındaki farkı altın kıymetine göre tazminle mükelleftir. Aksi takdirde alacaklı zarara uğrar. Bu faiz değildir. Önceden de mikdar bilinemez ve şart koşulamaz. Mamafih bugün bankaların ödediği faiz, umumiyetle bankaya yatırılan paranın altın üzerinden değer kaybından bile az olmaktadır.

Sual:
Altın veya gümüşün para ile veresiye ve taksitle satılmasının câiz olmadığını işittim. Kuyumcuyum. Altını peşin alamayacak olanlara satış yapmamak çok zordur. Nasıl hareket etmeliyim?

Cevap;

İbni Abidin ribâ bahsinde der ki: İmam Hanutî, kendisine sorulan «Altını fülus (para) ile değiştirirken birini peşin, diğerini vadeli aldığımızda hüküm nedir? sualine şöyle cevap vermiştir: «İkisinden biri kabzedilecek (peşin) olursa caizdir.» Fetâvâ isimli eserinde İmam Bezzâzî şöyle der: «Bir kimse yüz felsi, bir dirheme (gümüşe) satın alsa, iki taraftan birinin kabzetmesi yeterlidir. Gümüş veya altını fülus karşılığı satsa, durum yine aynıdır.» Muhitten naklen Bahır'daki ifadeyi de sözlerine ekler: Fetâvâ-yı Kâriu’l- Hidâye'nin şu ifadesine aldanmamak gerekir. O, «fülusun, altın ve gümüş karşılığı birinin peşin diğerinin vadeli olması caiz değildir» demektedir. Zira fukahanın tartı ile satılan bir malın yine tartı ile satılan bir mal karşılığı selam yoluyla alınması, satılması caiz değildir» sözlerini kendisine delil olarak zikretmektedir. Ancak felslerin, bir bakıma uruz mallardan olması itibariyle iki taraftan birinin kabzetmesiyle iktifa edilebilir.

Görülüyor ki, altın veya gümüşün para karşılında satışında, her ikisinin de peşin olması gerektiğini söyleyenler olmuş ise de, doğrusu, bir tarafın peşin olmasının kâfi geleceğidir. Bu bakımdan veresiye ve taksitle altın ve gümüş satmanız câiz olmaktadır. Ancak altının altınla, gümüşün de gümüşle değiştirilmesinde, iki tarafın da peşin olması şarttır. Bu bakımdan birisi size sikke altın getirip, bilezik istese ve elinizde bilezik yok ise, altını peşin alıp, bileziği sonra vermeniz mümkün değildir. Altını emanet veya borç olarak alabilir; bilezik gelince de satış yapabilirsiniz. Bileziği görünce almamasından korkarsanız, bunu istisna yoluyla yaptırırsınız. İstisnada müşteri şartlara uygun yapılmışsa reddedemez. Emanet veya borç olarak aldığınız altın ile takas edersiniz. Burada dikkat edilecek husus, altının ağırlığı ile bileziğin ağırlığının eşit olması şarttır. İşçilik için ayrıca ücret talep edebilirsiniz. Veya bilezik için ücret olarak para alırsınız, emanet altını da para ile satın alırsınız. Şâfiî mezhebinde sarraf, altını altın ile mübadele ederken, işçilik payı alabilir.



Sual:
Nakit paraya sıkıştığımızda, kredi kartı ile altın alıp bunu hemen geri bozdurmak ve bu parayı kullanmak câiz midir?

Cevap;
Altının, kâğıt para karşılığı taksitle veya kredi kartıyla alınması câizdir. Alınınca mülkü olur, dilediğini yapabilir.

Sual:
Riyâdü'n-Nâsıhîn'de "Satılan şeyin ayıbını ve satın alınan şeyin kıymetini gizlemek fâiz olur" diyor. Bir kimse sattığı malı kaça aldığını söylemek mecburiyetinde midir?

Cevap;
Satış akdinde malın belli bir fiyatı olur (semen). Bu malın kaça mal olduğunu, kaç liraya alındığını söylemek lâzım değildir. Yukarıdaki ifadede kasdedilen, satın alınan malın kıymetini satıcının saflığından veya başka bir şeyden faydalanmak suretiyle gizleyerek, düşük fiyatla almaktır. Bir malın antika olduğunu bilmeden satan kimsenin malını ucuza almak böyledir.

Sual:
Otomobil kredisi kullanarak ikinci el bir araba almak istiyorum. Bunun için kredi almam caiz midir?

Cevap;
Nafaka dışında, borç para bulamayan kimsenin fâizle borç (kredi) alıp bununla bir şey alması ve fâiz ödemesi İslâm fıkhında câiz değildir. Dârülharbde de hüküm böyledir. Araba için de böyledir.

Sual:
Bir kişi bir bankadaki vâdeli (veya vâdesiz) hesabına haram para yatırsa; daha sonra tekrar aynı kişi aynı bankanın aynı şubesinde kendi adına, fakat farklı bir vâdesiz (veya vâdeli) hesabına helâl para yatırsa, bu helâl parasını daha önceki parasıyla karıştırmış olur mu? Yani bu helâl parayı kullanmak artık tahrîmen mekruh mu olur?

Cevap;
Bir kimse haram bir malı gasp, rüşvet, fâiz gibi yollardan biriyle ele geçirse, hemen geri vermesi ve tövbe etmesi gerekir. Kendi malına ayıramayacak şekilde karıştırmışsa, bu malı, mülk-i habis olur. O malı tazmin etmeden bunu kullanamaz.

Haram parayı bankaya yatırmak da kullanmak demektir ve helâl değildir. Ama yatırırsa, bu para kendisinden çıkmış, helâk olmuş olur. Bu parayı banka geri öderse, artık o paralarla değil, başka paralarla ödediği için, bu paralar habis olmaktan çıkar. Ama tazmin borcu ve gasp günahı kalır. Çünki habis mülkü bilmeden almak câizdir. Banka bunu bilemez. Binaenaleyh banka için bu mal habis değildir.

Kendi helâl parasını bankaya yatırması câiz ve bunu sonra geri alması caizdir. Burada habis mülk, tazmin borcu ve gasp günahı yoktur.

Sual:
Güncel enflasyon nisbetinden daha aşağıda bir fâiz geliri câiz midir?

Cevap;
Malî muamelelerde enflasyon değil, altın kıymeti nazara alınır. Borçlu, borç aldığı veya mal satın aldığı gün ile ödediği gün arasındaki farkı altın kıymetine göre tazminle mükelleftir. Aksi takdirde alacaklı zarara uğrar. Bu, fâiz değildir. Önceden de mikdar bilinemez ve şart koşulamaz.

Sual:
Altı ay kadar önce evlendim. Düğün masrafları vs. için kredi kullandım. Daha sonra pişman oldum. Bir yere sordum. Gelen cevapta bankadan kredi alınan paranın kendisinin haram olduğu söylendi. Şimdi ne yapabilirim?

Cevap;
Bankadan fâiz ile kredi almak ve fâiz ödemek câiz değildir. Bu şekilde bir kredi alınmışsa, fâsiddir. Bozulması gerekir. Fâsid akid ile alınan mal veya para mülk olur ise de, kullanmak câiz değildir. Akdi bozup, iâde etmek gerekir. Akdi bozmak mümkün değil ise, artık yapacak bir şey yoktur. Tövbe edilir. Bununla alınan eşyalar haram olmaz. İslâm hukukuna göre idare edilmeyen memleketlerde, karşılıklı rıza ile ve müslümanın menfaatine olmak şartıyla fâsid yoldan alınan mal veya paranın haram olmadığı İmam Ebu Hanife ve İmam Muhammed tarafından ictihad buyurulmuştur. Fıkıh kitaplarında, fâiz alma hâlinde, sadece fâizin değil, o paranın tamamının haram olduğu sözü, fâiz olarak alınan fazlalık sahibine geri verilip tövbe edilmedikçe geri kalan parayı (anaparayı) kullanmak helâl olmaz mânâsına gelir. Bunun da muhatabı fâizle borç veren, yani bankadır.

Sual:
Fâizden kurtulmak için ıyne ve muamele gibi satışlara şer’an müsaade ediliyor. Fakat bu, niçin fâize bir kılıf uydurma şeklinde anlaşılmamalı? Yani Yahudilerin cumartesi yasağını delmek için yaptıkları şeye benzemiyor mu? Resulullah efendimizin o hususta “Yahudilerin işlediğini siz işlemeyin. Onlar Allah’ın haram kıldığını hilelerin en basit ve adisi ile helal kılmak istediler” şeklinde bir hadisi var. Bu işi Yahudilerin yaptığından ayıran nedir?

Cevap;
Yahudilere böyle bir yol gösterilmemişti. Nefislerine uyarak dinin emirlerini ihlâl ettiler. Müslümanlara ise yol gösterilmiştir. Âyet-i kerime ve hadis-i şerifler hîle-i şer’iyyeye izin veriyor. Arada böyle bir fark vardır.

Sual:
Muamele ve ıyne satışı ile fâiz aynı yere gelmiyor mu?

Cevap;
Muamele ve ıyne satışı, fâiz yasağından dolayı değil, para kıtlığından dolayı ortaya çıkmış müesseselerdir. Zaruret, fâizi bile mübah kılar. Burada zaruret yoktur, ama sıkı ihtiyaç vardır. İhtiyaç olmadan muamele ve ıyne yapmak zaten mekruhtur. Bu sebeple fâiz değil de, muamele yapılıyor. İkisi aynı yere gelmiyor. Birisi nefs ve hevasına uyarak, diğeri dine uyularak yapılıyor. Maksat nefsine değil, dine uymaktır. Dolayısıyla maksat hâsıl oluyor

Sual:
Türkiye'de İslâmî banka adı altında iş yapan müesseselerin yaptıkları işler ne kadar İslâm hukukuna uygundur? Kâr payı denilen şey tam olarak nedir? Fâizden farklı olduğunu söylüyorlar; ancak nihayetinde kredi verip bunun fâizini alarak buradan kazandıkları parayı kar payı diye dağıtıyorlar. Dârülharbdeki vaziyet nedir?

Cevap;
Bu müesseseler bildiğimiz kadarıyla kendilerine yatırılan mevzuatı, para getiren işlerde kullanıyor; muamele ve müdarebe yoluyla nemalandırıyor. Fâizle kredi vermiyor. Bundan elde ettiği kârı da mudilere dağıtıyor. Yaptığı bu iş meşrudur. Fâize benzese de aynı değildir. Dârülharbde bankaya para yatırıp fâiz almak İmam Ebu Hanife ve İmam Muhammed’e göre câizdir. Ama fâizle para çekmek câiz değildir.

Sual:
Avrupa’da, çok cirolu bir bonoyu, gayrimüslime vermek günah mıdır? Türkiye’de çok cirolu çeki müslüman toptancıya vermek câiz midir?

Cevap;
Avrupa veya Türkiye’de İmam Ebu Hanife ve İmam Muhammed'e göre câizdir.

Sual:
Bir cevabınızda: Ahkâm-ı İslâmiye’nin tatbik olunmadığı Almanya, Fransa gibi memleketlerde, gerek oradaki gayrımüslimlerle, gerekse birbirleriyle olan muamelattaki münasebetlerinde ahkâm-ı İslâmiye’ye uymamaları, fâsid akid yapmaları, karşı taraftan fâiz almaları câizdir. Merak ettiğim, bu cevaz, fâiz ve zarar dışında bütün hususlarda mıdır ve bâtıl satışlar dâhil midir?

Cevap;
Fâiz ve fâsid satışlar böyledir. Bâtıl satışların da böyle olduğu Fethü’l-kadir’de yazılır.

Sual:
Teşvik kredisi ile makine almak caiz midir?

Cevap;
Kredi alıp fâiz ödemek ancak nafaka için ve borç bulamadığı zaman câiz olur.

Sual:
% 100 anapara korumalı altın ve petrol yatırım fonu almak caiz midir?

Cevap;
Dârülharbde İmam Ebu Hanife ve Muhammed'e göre câizdir.

Sual:
Borç alınan para nemalansa, örneğin altın alınsa, altın kıymetlense, o artan kısım kime ait olur?

Cevap;
Borç para alan, ödeme zamanı gelince, altın kıymetini ödemek zorundadır. Aksi takdirde faiz yemiş olur. Dolayısıyla altın alınmasa bile, altın kıymetindeki artmayı bu paraya yansıtıp öyle ödeyecektir. Altın değil de, başka bir şekilde nemalandırsa, borsa, faiz, tahvil gibi, yine altın üzerinden kıymetin öder. Ama nemalandırmak üzere şirket kurmuşlarsa, bu nemadan hissesine düşeni öder.

Sual:
Vadeli hesaptaki para, vadesiz paraya aktarılınca, tüm para mülk-i habis olur mu?

Cevap;
Dârülislâmda, fâizin yattığı ilk hesab mülk-i habis olur.

Sual:
Başkasının kartıyla alışveriş yapınca, kart sahibine parayı ödeyeceğimiz zamanı tayin etmek mi, etmemek mi gerekir? Sonra öderim denmemişse borç olmaz mı? Bu borç muaccel (âcil) midir? Ve alacaklısından hediye almak câiz olmadığı için, bu kişiye bir şey ikram etmek caiz olur mu? Bu kişiyle samimi arkadaş olmak, öteden beri birbirine bir şey hediye etmek cevaba tesir eder mi?

Cevap;
Başkasının kartıyla alışveriş yapınca, borç bu kart sahibine havale edilmiş oluyor. Havale borcunda tarih koşmak câizdir. Öderim dese de demese de öder. Tarih konuşulmuşsa, müeccel; değilse muacceldir. Karzda tarih konuşmak doğru değildir; konuşulmuşsa da uymak gerekmez. Karz alacaklısından hediye istemek fâiz olur. İstemeden verilen hediyeyi almak câiz ise de, İmam Ebu Hanife alacaklısının gölgesinden bile geçmezdi. Çünki borçlu hediyeyi verirken, daha ziyade karşıdakinin alacağı sebebiyle vermektedir. Ama öteden beri hediyeleşmeleri âdet olan iki kişi arasında ise, borçlunun alacaklıya hediyesi, ziyafeti câizdir.

Sual:
Fülûs aynı sayıda fülûs karşılığında satılınca, yani kâğıt para bozdurulursa, ikisinin de ayrılmadan önce kabz edilmeleri lâzım mıdır?

Cevap;
Para bozdururken (bütün lira, küçük liralarla veya lira, mesela dolarla değiştirilirken) ikisinin peşin kabz edilmesi lâzım ve kâfidir. Çünki, burada fâizin iki şartından yalnız birisi bulunduğundan, yani aynı cinsten oldukları için veresiye satışı câiz olmaz. İkisinin de kabz olunması lâzımdır. Ancak ikisinin de aynı sayıda olması gerekmez. Meselâ yüz liralık kâğıt parayı, tutarı yüz liradan az olan ufak paralarla bozmak câizdir. (Bedâyi’)

Sual:
Altın veya gümüşün kâğıt para ile satışının veresiye olması câiz midir?

Cevap;
Altın, altın karşılığı; gümüş de, gümüş karşılığı satılırken, ikisinin de peşin olması ve ağırlıklarının aynı olması şarttır. Ancak altın veya gümüş kâğıt para ile veresiye veya taksitle satılması câizdir. Çünki fâzin şartlarından cins birliği yoktur. (Fetâvâ-i Hindiyye)

Sual:
Zimmî kâfirlerin dârülislâmda fâizcilik yapması câiz midir? Osmanlı Devleti’nde Galata bankerleri tefecilik yapmıyorlar mıydı? Eğer yapıyorlarsa, devlet buna neden izin vermiştir?

Cevap;
Hayır. Dârülislâmdaki zimmîler ile Müslümanlar ahkâm bakımından aynıdır. Osmanlı zimmîlerinin tefecilik yapmaları yasaktı. Fakat bazıları hukukun inceliklerini kullanarak, hile-i şer’iye yaparak, bir yandan da borç verip kendilerine râm ettikleri devlet ricalini ayarlayarak el altından tefecilik yapmıştır. Ama resmiyette mümkün değildir. Nitekim meselâ mahkemeye alacakları için dâvâ açsalar, fâiz talebinde bulunamazlar. Mahkeme reddeder. Nitekim buna dair hüccetler mahkeme sicilinde mevcuttur. Fuhuş ve müslümana içki satışı da yasaktır ama umumhane ve meyhanelerin gizliden gizliye çalışmasını engellemek mümkün değildir.

Sual:
Pazardan satın alınan bir kilo portakalın içinde iki tane çürük olduğu anlaşılıp tekrar satıcıya götürülse satıcı ise tartmadan iki tane yeni portakal verse faiz olur mu?

Cevap;
Olmaz, ayıp muhayyerliği sebebiyle iade hakkı vardır.

Sual:
Hanımların altın günü veya para günü yapıp her ay bir kişiye topluca bir miktar altın veya para vermeleri caiz midir?

Cevap;
Altının altınla, paranın para ile veresiye mübadelesi faizdir. Bu gibi para ve altın günleri de caiz değildir. Eminevim tarzı sistemlerle ev almak da böyledir.

Sual:
Para borçlarında ödeme zamanında altın üzerinden kıymetini istemek, meselâ 100 lira borç verip, bunun ödeme zamanındaki altın üzerinden kıymeti olan 500 lirayı istemenin fâizli krediden en farkı vardır? Bu halde para ile para satın almış ve faiz vermiş olmuyor mu?

Cevap;
Baştan bu mikdar şart etmediği için câiz oluyor. Baştan beşyüz lira ödeyeceği konuşulmuş olsaydı, veya her ay için anaparaya şu kadar eklenecektir denseydi, fâiz olurdu.

Sual:
Dârülharbdeki bankalara para yatırıp fâiz almak bazı âlimlere göre câiz değilse, takvâ yolu varken fetvâya yolu neden tercih edilsin? Üstelik bankada Müslümanların da parası varsa mekruh olmaktadır. Böylece kerahetten de kaçınılmış olmaz mı?

Cevap;

Dârülharbde bankaya para yatırıp fâiz almak İmam Ebu Hanife'ye göre câizdir. Fetvâ da böyledir. Üç mezhebe ve İmam Ebu Yusufa göre caiz değildir. İmam Ebu Hanife'nin kavli zayıf kavil değildir. Mezhebin müftabih kavlidir. Bu zamanda gayrımüslimlerin siyasete, hukuka ve ekonomiye hâkim olduğu memleketlerde yaşayan müslümanlar için büyük bir destektir. Takvâ sahibi bu işe bulaşmaması uygun ise de, zarar etmesi de uygun değildir. Zirâ İslâm cemiyetinde para, altın ve gümüştür. Kıymetini hükûmetlerin tesbit ettiği kâğıt parada ise değer kaybı vardır. Bankanın verdiği fâiz bu mikdarın altında veya eşit ise, zaten fâiz değildir. Çünki alışverişte para kesat olsa, değeri düşse, akid zamanındaki kıymeti ödenir. Bu da altın üzerinden tesbit olunur. Bankada dârülislâm vatandaşı Müslüman veya zimmînin de parası varsa, buraya para yatırıp fâiz almak mekruh olur. Ekseriyet bunlarda ise tahrimen, değilse tenzihen mekruhtur. Ancak dârülislâm vatandaşı olmayan müslümanların para yatırması, buradan alınan fâizi mekruh etmez.



Sual:
Vâdesiz veya vâdesi gelmiş borcu olup, hiç parası ve malı bulunmayan kimse bankadan kredi alarak borcunu ödeyebilir mi?

Cevap;
Fâizli kredi almak, malı, parası olmayan ve karz-ı hasen ile borç bulamayan kimseler için ancak zaruret hâllerinde câiz olur. Zaruret ise hayatı, uzvu kaybetmek korkusudur. Hâsılı nafaka için fâizli borç almak câizdir. Ama bir borcu ödemek için fâizli kredi almak zaruret değildir. Zira borcu olup, hiç parası ve malı bulunmayan kimseye, alacaklının mühlet vermesi vâcibdir. Ancak alacaklı belâlı olup, öldürmek veya vurmakla tehdit ediyor, bunu da yapmaya kâdir ise belki… Hem bir hususî şahsa olan borcunu ödeyemeyen kimse, bankadan aldığı krediyi fâizli olarak nasıl ödeyecektir?

Sual:
Kredi kartı ile alışveriş ettiğimiz esnaf banka ile anlaşmalı olmadığı için taksit yapmıyor. "Biz tek çekim yapalım, siz bankayı arayıp bu alışverişinizi taksitlendirirsiniz” diyor. Bankayı arayıp alışverişi taksitlendirmek sahih midir? Banka meblağa fark koyarsa veya koymazsa vaziyet ne olur?

Cevap;
Havale edilen mikdarı veya her çeşit borcu karşı tarafın rızası ile taksitlendirmek mümkündür. Bankanın bu meblağa fazlalık koyması câiz değildir. Fâizin bir çeşidi de peşin borcu tecil etmek veya taksitlendirmek için meblağı arttırmaktır.

Sual:
Bankaların likit fon muamelesi caiz midir?

Cevap;
Likit fon denilen sistemde bilidiği kadarıyla, banka mudinin parasıyla fon alır. Bu fonda, para, repo, altın, döviz ve hisse senedi gibi yatırımlara bağlanır. O fonun yükselişine göre az mikdarda da olsa muntazam ve garantili şekilde mudinin parasında artış olmaktadır. Bu fonda fâiz ve hisse senedi gibi şer’î hükümlere uygun olmayan hususlar bulunduğu için, bankaya para yatırıp B tipi (likit) fon veya A tipi fon muamelesine girmek, bankaya para yatırıp fâiz almak gibidir. Dârülharbde İmam Ebu Hanife ve İmam Muhammed'e göre câizdir.

Sual:
Sermayesi olmayıp borç para da bulamayan sermaye için kredi çekebilir mi?

Cevap;
Parası kadar ticaret yapmalıdır. Yoksa ücretle çalışmalıdır. İş kurmak veya işyerini genişletmek için fâiz ile kredi almak câiz değildir.

Sual:
Tartı veya hacim ile ölçülmeyen malların aynı cinslerinin birbirine satışlarında ancak veresiyenin fâiz olacağını söyleyerek buna misal olarak bir yumurtanın iki yumurtaya peşin olarak satılmasında fâiz olmayacağını yazmışsınız. Bu yumurtalar nev'leri farklı yumurtalar için midir? Yani 3 tane bıldırcın yumurtasını 1 tane tavuk yumurtasına satmak fâiz olmaz demek midir?

Cevap;
Yumurta misali tavuk yumurtası içindir. Mekîl ve mevzun olmayan (hacim veya tartı ile ölçülmeyen) malların peşin mübadelesinde müsavi (eşit) olmaları gerekmez, ribâel-fadl teşekkül etmez. Farklı hayvanların yumurtaları başka çeşit maldır. 3 bıldırcın yumurtası 2 tavuk yumurtasına peşin ve veresiye satılabilir.

Sual:
Banka kredisiyle aldığım arabayı servis işinde kullanıyorum,. Bundan kazandığım para helâl olur mu?

Cevap;
Böyle bir alışveriş fâsiddir. Mal, fâsid mülk olur. Akdi bozup malı geri vermek gerekir. Kullanılmışsa, geri verilmez. Ancak bundan elde edilen kazanca tesir etmez. Kazanç helâldir; ancak tayyip değildir.

Sual:
Finans müesseselerinin verdiği kâr payı fâiz hükmünde midir?

Cevap;
Finans müesseseleri, topladığı mevduatı müdârebe veya muamele gibi meşru yollarla işleterek kâr ediyor. Mevduat sahiplerine bu kârından hisse veriyor. Zarar etme ihtimâli de vardır. Gerçi müşteri kaybetmek ve piyasadan silinme felâketine uğramamak için kârı düşük bile olsa gönüllü olarak mevduat sahiplerine fazla veriyor veya zararı sineye çekebiliyor. Bu bakımdan fâizden farklıdır ve meşrudur. Banka ise topladığı mevduatı fâiz ile satıyor. Topladığı gelirden, mevduat sahiplerine fâiz veriyor. İki fâiz arasındaki fark bankanın geliri oluyor. Kârın önceden muayyen olması fâiz oluyor ve bu muameleyi fâsid yapıyor. Aradaki fark budur.

Sual:

Bir banka yapılan alışverişin ödemesini fâizsiz olarak daha sonraki aylara erteleyebileceğini söylüyor ve sitesinde aynen şöyle yazıyor: Erteleme fâiz orani % 0'dır. İşlem ücreti, vergi ve fon hariç, 5 TL ve ertelenen her ay için ertelenen tutarın % 1,99'udur. Bu şekilde erteleme yapmak uygun mudur?



Cevap;

Borç muamelesinde fâiz değil de, muamele masrafı (işlem ücreti) adıyla para tahsil etmek câizdir. Çünki banka bir muamele yapmakta, masraf etmektedir. Bunu sened yazma masrafının borç alana ait olması keyfiyetine benzetmek mümkündür. Ama bunun bir muamele karşılığı olması şarttır. Her ay için ne gibi bir işlem yapılmaktadır ki bir ücret talep edilsin? Buna fâiz denemez, ama müştebeh (şüpheli) hükmündedir.



Sual:
Fıkıh kitaplarında buğday, hurma ve tuz daima mekildir, kilo ile tartılıp satılır buyuruluyor. Ama bugün bunları hacimle satan yok gibidir. Bu şekilde satın almak câiz olur mu?

Cevap;
Bu kavil İmam Ebu Hanife ve Muhammed’e göredir. İmam Ebu Yusuf’a göre bunların satışında örfe bakılır. Fetvâ da böyledir.

Sual:
Bir kimse kredi kartını bir başkasına ödünç verse, o da zamanında unutarak veya kasıtlı ödemeyip fâize düşse, bundan kart sahibi mesul olur mu?

Cevap;
Başkasının kredi kartı ile alışveriş yapmak, borcu bu kişiye havale etmek demektir. Bu kişi de bankaya havale etmektedir. Banka alacağını kart sahibinden ister. Aradaki şahsın caiz olmayan muamelelerine vasıta olmak, bunları ödemek, kart sahibini de mesul kılar. Bu mesuliyet borcu zamanında ödemeyeninkinden daha hafiftir.

Sual:
Vergi borcum var. Her gün fâiz biniyor. Ödesek, fâiz günahına bulaşmış olur muyum?

Cevap;
Ödemeyip faize kaldığı için zaten günaha bulaşılmıştır. Günahı da her geçen gün artmaktadır. Büyük günahı def etmek için küçüğü işlenir. Gecikme fâizi zaten üzerine borç olarak yazılmıştır. Vergilerini ve her çeşit borcunu zamanında ödemeyip gecikme fâizine düşmek câiz değildir. Ödeme imkânı, meselâ borcun karşılığı, malı, mülkü, muntazam geliri olmayanın borçlanması câiz değildir. Böyle bir kimse ancak nafaka kadar borçlanabilir.

Sual:
Bankalarda altın hesabı vardır. Altını bozdurup, lira karşılığını hesaba yatırıyorlar. Bu tutar kaç gram altına denk geliyorsa, hesabınızda o kadar para oluyor. Yani gram karşılığı lira oluyor. Altının gram değeri artarsa, hesaptaki para da artıyor; azalırsa, para da azalıyor. Hesapta fizikî olarak altın değil, lira tutuluyor. Hesaptan çekmek isteseniz, ancak lira çekebiliyorsunuz. Bu hesabı kullanmak şer’an uygun mudur?

Cevap;

Yatırılan paradır. Para, ödeme zamanı gelince veya istenince altın kıymeti üzerinden ödeniyor. Zaten İslâm hukukunda para ile yapılar akitlerde, paranın değeri düşerse, altın üzerinden kıymeti ödenir. Altın hesabı tam bunu karşılıyor. Aslında altın alındığı yoktur. Yani bu bir altın alma muamelesi değildir. Bu bakımdan altın hesabı tam İslâm hukukuna uygundur. Câizdir, hatta fâizli muameleden kaçınmak isteyenler için uygun bir imkândır.



Sual:
Bir banka, hisse senedi alırken, belli nisbete tekabül edecek şekilde yine hisse almaya imkân tanıyor. Yani 100 liralık hisse senedi alırken, meselâ 50 liralık daha banka imkânı ile alabiliyorsunuz. Yani bir bakıma size kredi tanıyor. Hâliyle sonrasında da fâiz adıyla ücret tahsil ediyor. Dinen bu da faiz midir, yoksa sizin adınıza yapılmış bir muamele ücreti olarak değerlendirilebilir mi?

Cevap;
Faiz adıyla alıyorsa faizdir. Caiz değildir. Ama “muamele masrafı” veya “ücret” adıyla alırsa, karşılığı bulunduğundan câiz olur. Bankalar, kredi verdiği zaman, fâiz yerine bu isimle para alsalar, banka bu işi yaparken gerçekten bir masraf yaptığı için câiz olur ve fâiz olarak değerlendirilemez. Ekonomideki nâzım rolü inkâr edilemeyecek olan bankaları, tefecilerle aynı kategoride görmek doğru değildir.

Sual:
Emlâk işiyle uğraşıyorum. Gelen müşterilerin bankadan mesken kredisi almasına yardımcı oluyorum. Banka da bana komisyon veriyor. Bu iş mahzurlu mudur?

Cevap;
Evi olmayan kimsenin, faizsiz borç da bulamıyorsa, bankadan kredi çekmesi caizdir. Size gelen müşterilerin böyle olduğuna hüsnü zan ederek aracı olmak câizdir. Alınan para da helâldir. Yine de tayyip bir iş değildir.

Sual:
Ev tadilatı için bankadan fâizle kredi aldım. Bunun caiz olmadığını sonradan öğrendim. Ancak iki yıl daha ödemem var. Ne yapmam gerekiyor?

Cevap;
Tövbe günahı siler. Ödeme yapmanın bununla alakası yoktur. Borç her halükârda ödenir.

Sual:
Okuduğum bir yazıda geçen şu ifadeyi izah etmeniz mümkün müdür? “Hanefîlere göre, fâizin illeti, mislî mallarda cins ve miktar birliği; ölçü ile alınıp satılan şeylerde cins ve ölçü birliği; tartı ile alınıp satılan şeylerde ise cins ve tartı birliğidır. Nesîe ribasının illeti ise vadedir. Şâfiî hukukçulara göre, altın ve gümüşte ribâ illeti para olma (semenlik) özelliği, hadiste sayılan diğer dört maddede ise illet "yiyecek maddesi" olmalarıdır.”

Cevap;
İlletin cins ve mikdar birliği olması demek, fadl faizi, altın, gümüş gibi tartıyla ve buğday, darı, pirinç gibi hacimle alınıp satılan mallarda cereyan etmesi demektir. Bir gram altın iki gram altına satılırsa faiz olur. Bir kile pirinç, iki kile pirinç ile satılırsa faiz olur. Bir yumurta iki yumurtaya, bir metre basma, iki metre basmaya satılırsa faiz olmaz. Zira cins bir ise de, mikdar birliği yoktur. Zira aded ile ve mezuro ile ölçülmektedir. Ama nesie faizinde illet yalnızca vade olduğu için, bir kile buğday bir kile buğdaya, bir gram altın bir gram altına, bir metre basma bir metre basmaya, bir yumurta bir yumurtaya vadeli (veresiye) satılırsa faiz olur. Şafii mezhebinde altın ve gümüş tartıyla ölçüldüğü için değil, semen-i galib olduğu için bunlarda faiz cereyan eder. Hanefi ile aynı kapıya çıkmaktadır. Kireç hacim ile ölçüldüğü halde, yiyecek olmadığı için Şafiide faiz cereyan etmez.

Sual:
Bir kimse, 10 metrekarelik dükkânını, bir başkasına 20 metrekarelik dükkânına satabilir mi?

Cevap;
Satabilir. Ribâ-i fadl, yani fazlalık fâizi, keylî ve veznî, yani tartı veya hacim ile ölçülen mallarda olur. Arazi, bina gibi mesaha ile veya yumurta gibi sayı ile veya kumaş gibi mezuro ile ölçülen mallarda cereyan etmez.

Sual:
Kireç, kireç ile vâdeli satılırsa fâiz olur mu?

Cevap;
Hanefî mezhebinde hacim veya tartı ile ölçüldüğü için fâiz olur. Ama Şâfiî mezhebinde yenecek şey olmadığı için fâiz cereyan etmez.

Sual:
Bankadan ev almak için fâizli kredi almıştım. Şimdi daha düşük fâizli bir kredi teklif ediyorlar. Bu sayede borcum düşecektir. Bu krediyi almak câiz midir?

Cevap;
Dârülharbde müslümanın menfaatine olan fâsid akidleri yapması İmam Ebu Hanife’ye göre câizdir.

Sual:
% 25 devlet destekli bireysel emeklilik câiz midir?

Cevap;

Burada kişi, bankaya muayyen aralıklarla bir para ödüyor. Bunu eğer 10 sene gibi bir müddetle çekmeyeceğini garanti ederse, devlet % 25 destek veriyor. Banka, bu parayı sahibinin talimatı istikametinde altın, borsa gibi bir fonda nemâlandırıyor veya cari hesapta tutuyor. Müddet nihayetinde o kişiye çeşitli alternatiflere göre, ya yatırdığı mikdar toplu olarak ödeniyor veya emekli maaşı gibi muayyen vadelerde ödeme yapılıyor. Bu aslında bir sigorta veya emeklilik değildir. O kişiye, kendi parası -kârıyla veya zararıyla- ödenmekte, parası bitince ödeme de bitmektedir. Devletin desteği bir ihsan mahiyetindedir. Müddet bitmeden parasını çekmek isterse, bu devlet desteğinden mahrum ve ayrıca cezalı bir şekilde yatırdığı kadarını –o anda hesapta ne varsa- almaktadır. Bunun şer’î prensiplere aykırı bir tarafı yoktur. Banka, bu parayı sahibinin verdiği talimat istikametinde altın, borsa vs fonlarda değerlendirmekte veya tamamen cari hesapta tutmaktadır. Bu fon muamelelerinin şer’î prensiplere uygun olması hâlinde, bizatihi bireysel emeklilik meşru gözükmektedir. Bankada para tutmak ise, her ne kadar bankaların bütün muameleleri şer’î prensiplere uymasa bile, meşru işleri de bulunduğundan, câiz olmaktadır.



Sual:
Devlet öğrenci kredisi veriyor. Bunu almak câiz midir?

Cevap;
Geri ödemede fâiz tahakkuk ettirilmediği, beyaz eşya fiyatına endekslendiği için, şart lağv (geçersiz) olsa bile, kredi sahihtir. Ödeme zamanı altın kıymeti istenebilir. Talebenin ihtiyacı yok ise, almaması daha münasip ise de, ödemeye gücü yetenin alması câizdir. Kredi, fâizli olsaydı, sadece nafakaya muhtaç olan talebenin alması câiz olurdu.

Sual:
Sukuk tatbikatı caiz midir?

Cevap;
Sukuk, sakk kelimesinin çokluk hâlidir. İslâm tarihinde, borcun tevsik edildiği vesikalara (sertifikalara) sakk denir. Resmî sened manasına da kullanılır. 1978 tarihinden beri İslâm dünyasında yayılmaya başlayan sukuk tatbikatında, bir şirket (veya müessese, meselâ hazine, mevzuattaki adı ile kaynak kuruluş), gayrımenkul, tayyare, gemi, otomobil gibi kiralamaya elverişli mal varlıklarını bir aracı şirkete (mevzuattaki adı ile varlık kiralama şirketi) kiralamak ve geri almak şartıyla satmaktadır. Sadece bu gibi mallar değil, her türlü hak ve alacaklar da bir havuzda toplanıp, bu şekilde satılabilmektedir. Bu varlık kiralama şirketi de, satın aldığı mal varlığını sukuk (sertifika) adıyla tahvile dönüştürüp, halka arzetmek suretiyle satmaktadır. İlk şirket, sattığı malı kiralamaktadır. Bunun aracı şirkete ödeyeceği kiralar, halka arzedilen sukukun geliri olarak halka dağıtılmakta ve aracı şirket de buradan kâr elde etmektedir. Kararlaştırılan müddetin sonunda, mal tekrar eski sahibine satılmakta; sukuk da, arzedildiği fiyattan geri alınmaktadır. İslâm âleminde bu sisteme 1978 yılından beri rastlanmaktadır. İcâre sertifikası (kira sertifikası) adı da verilmekte ve fâizsiz bir sistem olarak takdim edilmektedir.
Burada birden fazla muamele vardır. Öncelikle şirketin veya şahısların alacaklarını satmaları caiz değildir. Yalnızca borçluya aynı fiyattan satılabilir. Alacak, Hanefîlerden İmam Züfer ile Mâlikî ve Şâfiîlere göre borçludan başkasına da satılabilir; ama bu da bir başkasına satamaz. Dolayısıyla aracı şirkete satılan şirketin alacakları ve hakları hiç olamaz. Bugün finans şirketlerinin sukuk tatbikatı, murabaha, leasing, selem gibi enstürmanların ortaya konması suretiyle yapılmaktadır. Bu ise alacakların satılmasından başka bir şey değildir ve cevaz verilemez.
Eğer satılan şirketin gayrımenkul, tayyare, gemi gibi kiralamaya elverişli bir mal ise, satışın bir tarafa menfaat getiren şarta bağlanması, meselâ kiralamak şartıyla satmak fâsiddir. Akdi ifsad eder, bozar. Üstelik hiçbir satış zamana, vadeye, ta’likî veya infisahî bir şarta bağlanamaz. Muayyen bir zaman için yapılan satış bâtıldır.
Mamafih muayyen bir zaman için yapılan satışı, kira olarak kabul edenler vardır. Ama bu sefer kiracının, kiraladığı malı kiralayana tekrar kiralaması bâtıldır. Hatta böyle bir akid yapılırsa, yani kiralayan, kiraladığı malı, kiracıya kiralarsa, birinci kiranın da geçersiz olacağı yönünde görüşler vardır.
Bu satış muamelesi, İslâm tarihinde fâizsiz kredi bulma zaruretinden dolayı umumi prensiplere aykırı olarak kabul edilmiş bey bilvefâ ve bey bilistiğlâl adlı satış akidlerine benzetilebilir. Bunlardan birincisi, bir malı, bedeli getirildiğinde her zaman geri almak hakkı veren satıştır. İkincisi ise bir malı satana kiralamak şartıyla yapılan satıştır. Her ikisi de âlimler arasında ihtilâflıdır. Fıkıhta bunu fâsid satış, sahih satış ve rehin olarak gören üç görüş vardır.
Bunu sahih bir satış kabul edenlerin görüşüne itibar edilirse, müddet konuşmamak kaydıyla satış tamamdır. Ancak mal aracı şirketin olur; her türlü risk de ona aittir. Meselâ gayrımenkul yıkılsa, bu zarar aracı şirkete aittir. Halbuki sukuk sisteminde bu risk ilk şirkete aittir. Varlık kiralama şirketi, hakikî manada mal sahibi olmadığı gibi, kaynak kuruluş da hakikî manada kiracı değildir. Satılan mal hiç kullanılmasa bile, aracı şirkete kira adıyla bir meblağ ödenmektedir. Üstelik riskin satana ait olması şart edilirse, bey bilvefâ, sahih satış olmaktan çıkar. Üstelik bey bilvefânın gayrımenkuller üzerinde yapılması şarttır. Menkul mal üzerinde yapılırsa, rehin sayılır ve rehin hükümleri cereyan eder.
Eğer bey bilvefâyı rehin olarak görenlerin görüşüne itibar edilirse, malın tekrar ilk şirkete kiralanması bâtıldır. Akdi de bozar. Zira rehin verilen malın rehin verene kiralanması câiz değildir.
Sukuk (sertifika) sahiplerine ödenen kâr payı ise tahvil fâizinden başka bir şey değildir. Zira bunun hiçbir meşru karşılığı yoktur. Zira bu muamele hakiki ve şer’î manada bir kira akdi sayılamaz. Sukuk sistemi, şirketin halktan tahvil yoluyla borç para toplamasından başka bir şey değildir. Şu halde halka ödenen kâr payı tam manasıyla faizdir.
Sukukun, halka arzı neyin karşılığıdır? Kaynak şirkete ait mal, halka mı satılmaktadır? Öyle ise böyle bir satış, satış akdinin şartlarına uymamaktadır. Sukukun arzı, halktan borç para toplamak ise, bu kabul edilebilir. Ancak sukuk senedlerinin elden ele dolaşması, tedâvül etmesi câiz değildir. Yukarıda da söylendiği üzere, borcun borçludan başkasına satılması câiz değildir. Buna cevaz verenler de en fazla bir kişiye satılması câiz görür. Nitekim çek, sened ve bonolar da ancak bir defa ciro edilebilir. Şu halde bir kimse elindeki sukuku başkasına devredemez.
Finans şirketleri, sukuk tatbikatının câiz olduğunu iddia ededursun; Türkiye’de aklı başında birkaç fıkıhçı tatbikatı tetkik ederek, bundaki gayrımeşru noktalara işaret eyledi. İslâm İşbirliği Teşkilâtı’na tâbi İslâm Fıkıh Akademisi 2012’de Cezayir’de toplanarak sukuk sisteminin haram olduğuna dair fetvâ neşretmiştir. Netice itibariyle sukuk tatbikatı, bu hâliyle İslâm hukukuna uygun değildir. Ancak İmam Ebu Hanife, fıkıh ahkâmına uymayan bazı muamelelerin dârülharbde müslümanın menfaatine olmak kaydıyla câiz hâle geleceğini ictihad etmiştir. Buna istinaden dârülharbde sukuk tatbikatına cevaz verilebilir.

Sual:
İki kişi, arabalarını, her biri kullanmak üzere, muayyen bir zaman için değişseler fâiz olur mu?

Cevap;
Âriyet, bir bedel karşılığı olursa, âriyet olmaktan çıkar. İcâre (kira) akdine dönüşür. İcâre akdinde ise, ücret ile akid mevzuu olan menfaatin aynı cinsten olmaması lâzımdır. Bir evde oturma karşılığı, başka bir ev veya bir şahsın hizmeti mukabilinde başka birinin hizmeti kiralansa câiz olmaz. Fâiz şâibesi vardır. (Bedâyi, Hindiyye, Bahrürrâik, İbni Abidin, Dürer) Nitekim Nesefî’nin Erbaîn adlı eserinde diyor ki: İki kişi, mesela öküz veya at veya araba veya dükkân veya tarla veya tezgâhlarını, her biri muayyen bir zaman kullanmak üzere değişseler, fâiz olur. Eğer değişmişlerse, her ikisi de verdikleri mal için ecr-i misl (emsal kira) isteyebilir. Ancak kiralanan şey ile ücret aynı cinsten değilse câiz olur. Nitekim satış (bey) akdinde semen olmağa elverişli olan şey, icârede bedel olmağa elverişli olduğu gibi, semen olmağa elverişli olmayan şeyler dahi icâre bedeli (ücret) olabilir. Meselâ bir hayvan mukabilinde yahud bir hânenin süknâsı (oturma hakkı) mukâbilinde bir bostan kiralanabilir. (Mecelle, madde 463). Arabalarını muayyen bir zaman için değişmek isteyen iki kimse, bunu aynı mecliste şart etmemelidir. Önce birisi arabayı âriyet alır. Aradan bir müddet geçip, meclis değiştikten sonra diğeri ötekinin arabasını âriyet alır. Bu takdirde ikisi birbiri karşılığı olmadığı için câiz olur. Her ikisinde de âriyet hükümleri cereyan eder.

Sual:
İki kişi, ayrı cinsten birer teneke buğdayı değişseler, bu tenekelerin hacmi farklı olduğundan, fâiz doğar mı? Tartmak gerekir mi?

Cevap;
Faiz olmaz. Zira teneke aynı mikdarı ifade eder. Buğday, tartarak değil, hacim ile ölçülür, alınıp satılır. Bu birer teneke buğday, aynı cins ise, bu satış câiz olmaz. Zira bu değişmede bir fayda yoktur.

Sual:
Ali’nin evi var, Zeyd’in yok, Osman’ın var. Ali kendine yeni bir ev almak istiyor. Bunun için kendi evini Zeyd’e veriyor ve yeni ev alana kadar bu evde oturmaya devam ediyor. Sonra kendisine yeni bir ev buluyor ve bunu almak için bankadan kredi almaya Zeyd ile beraber gidip, gelirlerini gösterip Ali için kredi çekiyorlar. Ali’nin maaşı yetmediği için kredi alamamaktadır. Alınan kredinin yüksek mikdarını Zeyd ödeyecektir. Geri kalanını Ali ve az bir mikdarını Osman ödeyecektir. Bu muamelenin mahzurlu tarafı var mıdır?

Cevap;
Evi olmayan bir kimsenin, karz-ı hasen (faizsiz borç) bulamıyorsa, faizle kredi çekmesi nafaka olduğu için câiz görülmüştür. Ama evi olan faizli kredi alamaz. Krediyi Ali alabilir. Bunu geri ödemede Zeyd veya Osman yardım edebilir. Veya kredi borcunu kısmen ya da tamamen Zeyd ve Osman’a havale edebilir. Vekil asil gibidir. Asil için câiz olmayan bir şeyi yapmak, vekil için de câiz olmaz.

Sual:
Şâfiî mezhebinde, bir kilo kireç bir kilo kirece veresiye satılırsa veya bir kilo kireç iki kilo kirece peşin satılırsa fâiz olur mu?

Cevap;
Hayır. Şâfiî mezhebinde fâiz olması için, mübadele edilen (satılan) malların altın ve gümüş ya da yiyecek maddesi olması lâzımdır. Kireçte bu tahakkuk etmez. Ama Hanefî mezhebinde her ikisi de fâiz olur. Zira bu mezhebde keylî veya veznî olarak satılan malların birbirlerine peşin satılması hâlinde birinin fazla olması, yahud aynı mikdarda oldukları halde veresiye olması hâlinde fâiz doğar.

Sual:
Elektrik faturası elektrik idaresi çalışanları veya dükkân sahibinin dikkatsizliği sebebiyle elimize son ödeme gününden sonra geçse, bu kişinin gecikmeden dolayı ödenen fâiz sebebiyle bir dinî mesuliyeti var mıdır?

Cevap;
Bir işte kasıt yoksa, günah da yoktur.

Sual:
Yedi kişinin ortaklaşa kurban olarak kestiği sığırın eti nasıl paylaşılır?

Cevap;
Fâiz olmaması için, eti tartarak, eşit ağırlıkta olarak paylaşmaları lâzımdır. Et ribâ (fâiz) cereyân edebilen mallardandır. Tartmadan bölüşüp helâllaşmak câiz olmaz. Çünki helâllaşmak hediye vermek gibi hallerde olur. Taksimi mümkün olan bir şeyde ortak olanların hisselerini ayırmadan önce hiç kimseye hediye etmeleri câiz değildir. Eti göz kararı yediye taksim edip, altı kişiye et ile birlikte deri veya bacak da verilirse tartmadan paylaşmaları câiz olur. Başı da, derisi gibidir. Böylece dört parça ayaklı, biri derili, biri başlı, biri de tek başına ettir. Hepsi ayrı olunca, tartmadan, rıza veya kura ile paylaşmak câiz olur. Veya ortakların hepsi bir kişiye hayvanı kestirmek ve etini dilediği gibi dağıtmak üzere umumi vekil yaparsa, bu kişi tartmadan, göz kararı taksim edip, ortaklara dağıtabilir. Şürünbulâlî’ye göre tahminen taksim etmek muteber değildir; ama taksim edilirse, haram da değildir. Taksimin doğru yapılmaması, kurbanın sıhhatine tesir etmez; kurban şartlarına uygun kesilmişse, kurban olarak kâfi gelir. (İbni Abidin, Kurban bahsi)

Sual:
Kuyumcuya gidip, mesela 10 gr. altın satıp, yerine yeni model 25 gr. altın almak câiz midir?

Cevap;
Altının mübadelesinde biri fazla olursa ribâ (fâiz) olur. 10 gr, 25 gr karşılığı peşin veya veresiye satılamaz. Ama 10 gram altın satılıp, parası alınır. Sonra 25 gram altın satın alınır. Parası verilir. Ya da 25 gr yerine, 10 gram altın ile 15 gramın karşılığı kadar para beraberce verilirse, fâiz olmaz.

Sual:
Krediye ihtiyacı olan bir kimsenin ne yapması gerekir?

Cevap;
Kendisine kredi verecek bir arkadaşından karz-ı hasen (borç) alır. Bunu bulamazsa, sermaye sahibi arkadaşı ile kâr-zarara ortak olabilir. En nihayet muamele satışı yapabilir. Arkadaşından borç alır. Ödenecek faiz mikdarı kadar bir malı, mesela bir kalemi borç veren borç alana o fiyata veresiye satar. Mesela ihtiyacı olan 100 lira borcu alır; 15 lira faizi de kalem bedeli olarak borç verene borçlanır. Toplam 115 lira borçlanmış olur. Fâizle kredi almak câiz değildir. Yatırım, kâr, işyeri vs fâizli kredi için bahane sayılmamıştır.

Sual:
Araba almak istiyorum. 10 bin lira peşin ödenecek. 40.000 lirası da otomobil firmasının finans şirketi (X Finans) tarafından karşılanacak. Bunun karşılığında, şirketin para aldığı bankaya her ay muayyen taksitlerle toplam 43.000 lira ödeyeceğim. Bu muamele câiz midir?

Cevap;
Zarurî nafakadan olmadığından dolayı, araba için fâizli kredi almak caiz değildir. Arabayı bizzat X Finans satıyorsa, 53 bin lira fiyat konur; 10 bini peşin verilir; 43 bini finans şirketine ödenir; bu câizdir. X Finans, kendisini malum bankaya havale ederse, X Finans’ın bankaya olan kredi borcunu araba alacak kişi ödemiş olur. Bu borç fâsid bir borçtur ve havale de fâsid olur. Dârülislâmda böyle bir borç muamelesi ve böyle bir borcu havale etmek câiz değildir. Kredi, araba alanın adına ise, hiç câiz olmaz.

Sual:
Düğünlerde takmak üzere altın kiralamak caiz midir?

Cevap;
Düğününde altın alacak gücü olmayıp, eşe dosta mahcub düşmemek maksadıyla kuyumcudan muayyen bir ücret mukabilinde altın kiralayıp, düğünde kullanarak tekrar iade etmek câizdir. Hulliyyat, yani ziynet eşyası kiralanabilir. Zira menfaati vardır. Altının altınla, gümüşün gümüşle veya birbirleriyle kiralanması caizdir, fâize girmez.

Sual:
İade ettiğim mamule mukabil bana para yerine alış-veriş çeki verdiler. Ben de oradan yeni bir mal almak yerine, bu çeki paraya dönüştürmek istiyorum. Aynı paraya versem kimse almaz. Mesela 100 liralık çeki 80 liralık devretmek uygun mudur?

Cevap;
Mesele çek ve senedin cirosuna benziyor. Her ne kadar para değil, mal karşılığı ise de, daha altına bozdurmak zarara sebebiyet vermektedir. Alacağın daha düşük bedelle satılması fâiz olur. Bu bakımdan 100 liralık çekin 80 liraya satılması câiz görülemez. Aynı bile olsa Hanefî mezhebinde alacak yalnızca borçluya satılabilir. Ancak İmam Züfer’e ve üç mezhebe göre daha düşük bedelle olmamak üzere başka birine de satılabilir. Mesele şöyle halledilebilir: Karşı taraf istediği 100 lira değerindeki mamulü 80 liraya alması için çekin sahibini vekil tayin eder. Vekil, elindeki çek ile malı alır. 80 lirayı vekâlet verenden alır. Vekil, şart edilen bedelin üzerinde mal almışsa, bu aradaki farkı üstlenir.

Sual:
Marketler alış-veriş yapanlara, hediye çeki vermektedir. Bu çeki başkasına satmak caiz midir?

Cevap;
Mağaza, hediye çeki vereceğini akid sırasında söylemişse, akdi ifsad eder. Zira taraflardan birine faydası olan şart, akdi ifsad eder (bozar). Akid sırasında söylenmemişse, önce veya sonra söylenmişse, akde zarar vermez; ancak şarta uymak da lâzım gelmez. Mağazaların verdiği hediye çeki, o mağazadan o mikdarda mal alma hakkıdır. Hakkın bedel karşılığında devrinde örf ve âdete bakılır; yani böyle bir örf varsa, bedel karşılığında devredilebilir. Ancak bu bedel, çekin kıymetinden az olmamalıdır. Buna doğrudan fâiz denemese bile, şüpheli şeylere girdiği açıktır. Bazı şirketler, çalıştırdığı elemanlara mesela belli bir mağazadan 100 liralık kıyafet çeki vermektedir. Bu da şirketin, o mağazadan alacağını gösteren seneddir. Bunu da değerinden aşağısına satmak câiz değildir. Mesela 100 liralık çeki, devretmek istediği kimseye verir. Bu kimse, vekil sıfatıyla 100 liralık mal alır. Çekin sahibi bu malları o kişiye 80 liraya satar.

Sual:
Bir kimse hâline muvafık yeni bir ev almak için mevcut evini satılığa çıkarsa, fakat henüz mevcut evini satamadan, bulduğunu kaçırmamak için yeni bir evi satın alsa, bu evin kalan borcunu ödemek için, kredi alması câiz midir?

Cevap;
Oturabilecek bir ev için faizsiz borç bulamayan, faizli borç alabilir. Herkesin ihtiyaç eşyası hâline göredir. Zengin ise, gecekonduda otursun, denemez. Köşk, lüks bir apartman dairesi, onun için ihtiyaç eşyası sayılır.

Sual:
Borçludan intifa' fâiz olduğuna göre, alacağımız olan bir müesseseden su içmek câiz olur mu?

Cevap;
Örfe göre bu kadarı intifa sayılmaz. Fâiz de olmaz. Mesela alacaklı olduğu bir arkadaşı kendisini yemeğe götürse, her zaman götürmesi âdet ise, gitmek câiz olur. İlk defa vâki oluyorsa, uygun değildir. Zira hadîs-i şerifte, “Her menfaat veren borç, fâizdir” buyuruluyor. Bu menfaat baştan şart edilirse, fâiz olur, haramdır. Edilmezse, mekruhtur. Zira şüpheli şeylere girer.

Sual:
Bir fâizsiz finans kurumunun kredi kartıyla 1500 liralık mal aldım. Finans kurumundan, (1500 liralık işlemi aylık % 0,99’dan başlayan kar oranı ve %1 ücretle 36 aya kadar bölmek için şu numaraya mesaj gönderin) şeklinde bir mesaj geldi. Bu muamele câiz midir?

Cevap;
Hayır. Peşin borçlandıktan sonra, adı ne olursa olsun bir ücret veya menfaat karşılığında bu alacağı tehir etmek, veresiye hâle getirmek fâizdir. Ama veresiye borcun, indirim karşılığında peşin ödenmesi câizdir. Malı alırken, peşin şu kadar, taklitle şu kadar deyip, alıcı birini seçince câiz olu

Sual:
Bir gazete yazarı, Şeyhülislâm Ebussuud Efendi’nin % 12 fâize fetvâ verdiğini yazdı. Bunun aslı nedir?

Cevap;
Burada bir yanlış anlama olsa gerek. Ebussuud Efendi’nin fetvâ verdiği, muamele satışı ribhidir; fâiz değildir. Osmanlılar zamanında kredi ihtiyacı olanlar, karz bulamazlarsa, borç aldıkları kimseden, herhangi bir malı da veresiye satın alırlardı. Bu malın fiyatı, borç alınan mikdarın devlet tarafından tesbit edilen muayyen bir yüzdesinden fazla olamazdı. Bu satışa muamele satışı, bu yüzdeye de fâiz adı verilir. Ama dinin yasak ettiği fâiz (ribâ) değildir. Bunu bilmeyenler, Osmanlılarda dinen yasak olan fâizin câri olduğunu zannetmektedir. Osmanlı Hukuku kitabımda tafsilat vardır.

Sual:
Nakit para lazım olan B kredi çekmek istiyor; fakat şartları banka nezdinde kabul edilmiyor. Bu halde kiracısı A onun namına kredi çekse ve bunu B’ye verse, sonra da kira öder gibi krediyi ödese caiz olur mu?

Cevap;
Borç alıp faiz ödemek caiz değildir. Caiz olmayan muamelelerde, vekil de asil gibidir.

Sual:
Câminin önünde fâizli bir bankanın ATM’sinin olması câiz midir?

Cevap;
Evet. ATM, insanların istifade ettiği bir şeydir. Münhasıran haram vâsıtası değildir.

Sual:
Bir esnaf kendi post cihazından 25.000 lirayı 12 ay takside bölüp; ertesi gün nakit olarak 23.000 lira alsa caiz midir?

Cevap;
Hayır, faiz olur.

Sual:
Katılım bankasından araba alıp, ödemesini geçirerek fark ödense, bu fark faiz midir?

Cevap;
Evet.

Sual:
Babam, bankadan faizli kredi çekerek araba satın alsa, bu araba binmem caiz olur mu?

Cevap;
Fâsid satışla alınan mal, alıcının mülkü olur. Başkalarının binmesi caizdir.

Sual:
Dârülharbde bankadan kredi çekmek caiz midir?

Cevap;
Hayır.

Sual:
Bankadan kredi çekerek altın aldım. Fâizli olduğu için buna zekât düşmeyeceğini; hepsini sadaka vermem gerektiğini söylediler. Nasıl hareket etmem gerekir?

Cevap;

Fâsid alışverişte alınan mal, alanın mülkü olur. Ama kullanması haramdır. İkale yapıp (akdi bozup), sahibine geri vermesi gerekir. Gasp, rüşvet, fâsid akd gibi gayrı meşru yollardan gelen mal, eğer şekil değiştirmişse, mesela bununla başka bir mal alınmış veya başka mal ile ayrılamayacak kadar karıştırılmış ise, mülk-i habîs olur. Bu da aynı hükümdedir. Her ikisinin de zekâtı verilmez. Ancak İmam Ebu Hanife’ye göre dârülharbde fâsid muamele ile elde edilen mal mülktür. Elinizdeki para ve altın nereden gelirse gelsin borçtan geri kalanı 96 gramı geçiyorsa kırkta biri zekât verilir. Fâizli kredi için ayrıca tövbe etmek gerekir.



Sual:
Bir servis işi yapan firmaya, borç para verip, verdiği paranın mikdarına göre aylık ücret almak caiz midir?

Cevap;
Bu şirkete ortak olsaydı, kârdan muayyen nisbette hisse ve ayrıca bizzat çalışıyorsa ücret alabilir. Borç vermiş ise alamaz. Şirkette, önceden ortaklara muayyen bir meblağın kâr olarak ödeneceği tayin edilemez.

Sual:
Bir arkadaş yurt dışından 100 dolarlık bir siparişimi getirdi. Rızasıyla 100 dolar karşılığı Türk lirası verebilir miyim?

Cevap;
100 dolar veya karşı tarafın rızası ile 100 dolar karşılığı Türk lirası veya başka para yahud mal vermek câizdir. 100 doların altın karşısında değeri düşmüşse, bu aradaki farkı da karşı taraf isteyebilir.

Sual:
Bankadan kredi alırken, oradaki memur ile anlaşıp, fâiz tabiri hiç kullanılmasa, ama imzaladığımız mukavelede yazıyor olsa, neye itibar edilir?

Cevap;
Kâğıtta fâiz yazıyorsa ve imzalanırsa, fâizdir. Söze bakılmaz. Yazı, sözü kaldırır. Yeni bir akit yapılmış olur.

Sual:
Bir ev alınsa ve ödemesi vadeye bağlansa, ardından borçlu borcun çoğunu ödeyip bir kısmını ödeyemeyip alacaklıya gitse, alacaklı borcu öteleyip mikdarını 2000 lira artırsa, caiz olur mu?

Cevap;
Bu anlaşma, fâizin ta kendisidir.

Sual:
Bir akid sebebiyle karşı taraf bize zarar verse, mahkeme de tazminata değil, ama faize hükmetse, bunu almak caiz olur mu?

Cevap;
Bir akidde uğranılan zararı herhangi bir şekilde almak caizdir. Mahkemenin hükmettiği faiz, paranın değer kaybını, mahkemenin hakiki masraflarını karşılamaya bile zor yeter.

Sual:
Meslek hayatımıza başlarken, bizi mecburi olarak Oyak mesken fonuna aza yaptılar. Ben faizle işletildiğini duydum. Bizim mesuliyetimiz nedir?

Cevap;
Mecburi olduğu için zaten mesuliyet icab etmez. İmam Ebu Hanife ve İmam Muhammed'e göre dârülharbde bu gibi muameleler müslümanın menfaatine ise her halde caizdir.

Sual:
1,5 yıl önce düğün masrafları için faizli kredi çektim. Bu para ile ev eşyası, takı ve düğün masraflarını karşıladım. Bu eşya ve takılar bize helal midir? Bunları satıp borcumu ödemeli miyim?

Cevap;
Tevbe gerekir. Eşya ve takılar haram olmaz. Menfaatinize olacak şekilde hareket ediniz.

Sual:
Bir borç senedini kendi hesabına tahsil etmesi için avukata vermek ve tahsil edilmeden seneddeki miktarın belli bir kısmını avukatın alacaklıya ödemesi fâiz olur mu? Kitaplarda geçen borç senedini başkasına satmak ifadesi bunu mu kastetmektedir? Bu durumda avukatın aldığı para haram olur mu?

Cevap;
Seneddeki meblağ avukata ait olacak ve bunun karşılığında önceden alacaklıya bir kısmını ödemek, deynin deyne satılması demektir. Üstelik noksanına satılmasıdır. Caiz değildir. Fâiz olur.

Sual:
İşyerinde verilen 100 liralık alışveriş fişini arkadaş bana 95 liraya sattı. Caiz olur mu?

Cevap;
Bu muamele fâsid ve beş lira da fâiz olur. Akdi hemen bozmak ve tevbe etmek lâzımdır. Alacağın, sahibinden başkasına satılması câiz değildir. İmam Züfer ve üç imam sadece bir kişiye satılmasına cevaz verir ama aynı mikdarda olmalı, aşağı olmamalıdır. Çok ihtiyaç varsa, 95 liranın yanında, 5 liranın karşılığı olarak mesela bir kalem, mendil satılabilir.

Sual:
Bir gazete yazarı "Para Vakıfları" ile alakalı yazısında Ebussuud Efendi’nin fâize cevaz verdiğini söyledi. Aslı var mıdır?

Cevap;
Osmanlı Hukuku kitabımda, bunun Kur'an-ı kerimde men edilen ribâ olmadığını, muamele satışı semeni olduğunu beyan ettim. Fâiz, Osmanlılar zamanında hem şirket kâr payı, hem muamele satışı semeni, hem de haram olan ribâ için kullanılmaktadır. Fıkıh malumatı bilmeden Osmanlı tarihini anlamak mümkün olmuyor.

Sual:
Çek karşılığı satış yapılsa, çekin vadesinin dolmasına az bir müddet kala vadenin uzatılması karşılığı meblağın arttırılmasına gidilse caiz midir?

Cevap;
Caiz değildir. Altın olarak karşılığının fazlası fâiz olur.

Sual:
Bankadan % 20 faizle çekilen 10 bin liranın tamamı mı, yoksa sadece faizi mi haramdır?

Cevap;
Bu, müfsid fâiz şartı sebebiyle fâsid muameledir. Paranın tamamı haramdır; kullanılması câiz değildir. Aynen iade gerekir. 2 bin lira da bankaya haramdır. Ancak para kullanılmış veya kendi helâl parasına karıştırılmış ise, bu paranın tamamını habis yapar. Parayı geri ödemeden, diğerlerini de kullanamaz.

Sual:
Gazetede banka reklâmı yapmak caiz midir?

Cevap;
Bankalar, insanlara faydalı çok çeşitli işler yaparlar. Bu işlerden bir-iki tanesi dine aykırıdır. Bu sebeple gazete ve benzeri yerlerde banka reklamı neşretmek, bankanın haberini vermek demektir. Herkes bilir ki, reklamdaki sözler, gazetenin değildir. Reklam, reklam sahibinin sözünü nakletmektir. “Bankacılık muamelelerinizi bizim bankamız ile yapabilirsiniz” demektir. Bu muamelenin illâ gayrı caiz muamele olması gerekmez. İkinci olarak şer’î hukukun hâkim olmadığı yerlerde, bankaya para yatırıp fâiz almak, İmam Ebu Hanife ve İmam Muhammed’e göre caizdir. Bir başka husus, gazete gibi yerler, reklamlar ile yaşarlar ve gelen reklamları ancak bir yere kadar reddedebilirler. Oyunu kaidesine göre oynamak isteyen, bundan müstağni kalamaz. Bankanın parasını rızasıyla alıp hayırlı işlerde kullanmak da mezmum değildir. Eğer banka reklamının, insanların caiz olmayan amellerine vasıta olacağı söylenirse, bu, gazetenin bütün haberleri için cari olabilir.

Sual:
Bir baba tefecilikten kazandığı parayla çocuğuna ev alsa, çocuk da ilk etapta bu kazanca ortak olsa, ancak sonradan pişman olup bıraksa, çocuğun o evde oturması caiz midir?

Cevap;
Fâiz alıp vermek, hele tefecilik yapmak, İslâmiyette büyük günahlardandır. Bu kimse, bir başkasına hediye verse, ikram etse bunun haramdan olduğu iyi bilinmiyorsa alana caiz olur. Böyle kişiyle muamele de böyledir. Zira, helâl para ile haram para birbirinden ayrılmayacak şekilde karışıksa bunu almak caizdir. Hepsi faiz ise dârülharbde İmam Ebu Hanife ve Muhammed’e göre caizdir.

Sual:
Üniversite talebesinin devletten geri ödemek şartıyla aylık kredi alması caiz midir?

Cevap;
Faizsiz ise evet. Aksi halde ancak nafaka zarureti varsa alınır.

Sual:
Faizsiz aldığı kredi borcunun bir taksidini hataen (unutarak) zamanında ödemediği için, faize düşen kimsenin, bu aldığı paranın tamamı haram olur mu?

Cevap;
Borcunu zamanında ödemek lazımdır. Kasden veya ihmal edip faize bırakmak günahtır. Ama ana paraya zarar etmez.

Sual:
Kredi kartı ile tek çekim  alış-veriş yaptıktan sonra, bunu bir mikdar fazlasına taksitlendirmek  caiz midir?

Cevap;
Fâiz olur.

Sual:
Uzman bir yatırımcıya belli bir mikdar para verip, şahsımız adına foreks piyasası üzerinden muamele yaptırarak ve verilen para üzerinden aylık belli bir  yüzdelik almak caiz olur mu?

Cevap;
Şirket kurulursa, kâr payı tesbit edilir. Borç olarak verilirse, şu kadar fazla öde denirse, fâiz olur.

Sual:
"Hacim ile veya vezin ile ölçülen bir malı, ölçmeden ödünç vermek ve almak fâiz" olduğuna göre, bir müddet kullanılmış küçük mutfak tüpünü arkadaşımıza kullanması için ödünç verirken, içinde kaç m3 kaldığını ölçemeyeceğimiz için, faiz olmasın diye hediye ediyorum dese veya böyle demeyip dolu olarak geri verse faiz olur mu?

Cevap;
Mutfak tüpü, hacim veya vezn ile ölçülmez. İçinde ne kadar kaldığı bilinmediği için de ödünç verilirse, umumî belva sebebiyle tahminen doldurup öyle iade eder. Helalleşilirse mesele kalmaz. Hamamda yıkanmak gibidir. Herkesin kullanacağı/kullandığı su farklıdır. Ama aynı parayı verir.

Sual:
Çeyiz hesabı açanlara, devlet biriktirilen miktarın  %20’si kadar destek oluyor. Bu usul fâize girer mi?

Cevap;
Hayır. Kendi rızasıyla ihsanda bulunmaktadır.

Sual:
Evlenmek için kredi çekilmesi caiz midir?

Cevap;
Dârülharbde bile borç alıp faiz ödemek caiz değildir. Asgari nafaka masrafları için borç bulamaz ve zina tehlikesi varsa caiz olur.

Sual:
Bir kimse "sana 100 bin lira borç veririm; ama bununla kuracağın şirketin yüzde ikilik kısmına beni ortak edeceksin" dese, caiz midir?

Cevap;
Câiz değildir. Borç veren kimsenin, borçludan menfaat şart etmesi, akdi fâsid eder. Karz akdi bozulur.

Sual:
Bankacıların kazancı helal midir?

Cevap;
Bankaların dinen caiz olan ve olmayan çeşitli işleri ve kazançları vardır. Helal ve haram para karıştığından dolayı bankada çalışmak caizdir; aldıkları para helaldir.

Sual:
Emekli ikramiyesini hak etmiş bir memur, bireysel emeklilik bünyesinde biriktirdiği parayı çekmeyip, her geçen yılda bu para büyüse, faize girer mi?

Cevap;
Caizdir.

Sual:
Esnafın bankalardan aldığı, sadece anaparasını ödediği, faizini ise devletin ödediği kredi caiz midir?

Cevap;
Akid esnasında faiz kararlaştırıldığı için, borçlu ödemese bile, akid fâsid olmakla beraber, İmam Ebu Hanife ve İmam Muhammed’e göre, Müslümana zararı olmadığı için bu düzende caizdir.

Sual:
Teşvik çerçevesinde KOSGEB müteşebbislere mali destek sağlıyor. Anaparayı müteşebbis, faizini ise bankaya devlet ödüyor. Kullanmak caiz midir?

Cevap;
Bir akidde faiz olması, önceden bunun şart koşulması, faizi kim öderse ödesin caiz değildir. Ancak İmam Ebu Hanife ve İmam Muhammed’e göre dârülharbde caizdir.

Sual:
Türkiye de yaşayan biri, İngiliz bahis şirketlerinde veya bankalarında internet üzerinden faiz alabilir veya bahis oynayabilir mi?

Cevap;
İmam Ebu Hanife ve Muhammed’e göre faiz alabilir; ancak bahis hiç oynayamaz.

Sual:
Çek kırdırmak caiz midir?

Cevap;
Alacağın, alacaklıdan başkasına satılması caiz olmadığı gibi, bundan tenzilat yapmak şartıyla alacaklıya dahi satılması caiz değildir.

Sual:
Araba almak isteyen, arabayı satanla bir bedel üzerinden anlaşıyor. Sonra katılım bankasına, %30’unu peşin ödüyor; %70’ini banka tamamlayıp arabayı alıyor ve bu kişiye biraz kâr koyup taksitli satıyor. Caiz midir?

Cevap;
%30 neyin mukabilidir? Satış ise, mal onların değildir. Vekâlet ise, kendi malını müvekkiline satamaz. Vekil olup başkasından alıyorsa, kıymetinden fazlayı müvekkilinden isteyemez. Bunun yolu, ya malı satın alır; araba almak isteyene %30 peşin, gerisi veresiye kâr koyup satar. Veya vekil olup arabayı alır; ayrıca kâr yerine vekâlet ücreti alır. Ya da banka 3. bir kişiyi araya sokar. Malı o alır. Kâr koyup taksitle satıp, alacağını bankaya devreder.

Sual:
Ödünç para verirken, veren kişinin geri alacağı müddeti beyan etmesi caiz olur mu?

Cevap;
Karz yoluyla borç verirken borcun müddeti şart edilirse, paranın parayla veresiye satılması olup faiz sayılır. Müddet koşsa bile dilediği zaman isteyebilir. Ancak ödünç veren vermeden evvel veya sonra müddeti söyler de verirken şart etmezse caiz olur. Yine dilediği zaman isteyebilir. Rehn verilmiş veya kefil gösterilmiş ise bunun için müddet şart edilebilir.

Sual:
Bir araba bir başka arabaya satılsa ve diğer arabanın sahibi alacağı araba yanında bir de 2 ay sonra ödenmek üzere 2000 lira istese caiz olur mu?

Cevap;
Tartı ve hacim ile ölçülmeyen aynı cins malların birbiriyle peşin mübâdelesinde mahzur yoktur. Ancak veresiye mübâdelesinde mahzur vardır. Semen olarak başka bir şey konursa, caiz olur.