Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
SUALLER - CEVABLAR

"Ezan-Kamet" kelimesi için sonuçlar gösterilmektedir
Sual:
Ezan okunduğunda, bir de abdest alındığında parmakları göze sürmek sünnet olduğuna göre bunları sürüş şekli ve zamanı nedir?

Cevap;
Ezan okunduğu zaman icâbet etmek sünnettir. İcabet câmiye giderek olur. Bir özür sebebiyle gidemeyecek olan ezanı hürmetle dinler ve ezan cümlelerini tekrar eder. “Eşhedü enne Muhammeder resulullah” cümlesinin birincisini işitip tekrar ettikten sonra “sallallahü aleyke ya resulallah” der; ikincisini tekrar ettikten sonra iki elinin baş parmaklarını işaret parmağı ile yumup uc uca getirir ve baş parmağının tırnaklarını öpüp gözlerinin üstüne koyar. Değdirir, fakat sürerek çekmez. “Kurret ayneyye bike ya resulallah” der. Ya Resulallah, iki gözüm seninle görsün, yani Ya Resulallah, sen gözbebeğimsin, iki gözümün nurusun demektir. İmam Ahmed bin Hanbel, İbnü’l-Cevzî, İbni Hacer, Süyûtî bunun hadîs-i şerif olduğunu bildiriyor.  “Allahümme metti’ni bi’s-sem’i ve’l-basari” (Ya rabbi, sen beni görmek ve işitmekle nimetlendir) der. Böyle yapmak sünnetle sabit olup müstehabdır. Bir hadîs-i şerîfde, “Ezân okunurken ismimi işitince, iki baş parmağını gözüne koyanı, kıyâmet günü arar, bulur ve Cennete götürürüm” buyuruldu. Hazret-i Ebû Bekr, ezan okunurken, Resûlullah aleyhisselâmın ismini işitince, iki baş parmağının tırnağını öptü. Sonra gözlerine sürdü. “Niye böyle yaptın?” buyurulunca, “Senin mübârek isminle bereketlenmek için yâ Resûlallah” dedi. “Güzel yaptın. Böyle yapan, göz ağrısı çekmez” buyuruldu.  Bir hadîs-i şerîfte, “Müezzin “Muhammeden resûlullah” deyince, bir kimse iki baş parmağını öper, sonra gözlerine sürer ve “Eşhedü enne Muhammeden abdühu ve Resûlüh, Radıytü billâhi rabben ve bil-islâmi dînen ve bi-Muhammedin sallallahü aleyhi ve selleme nebiyyen” derse, şefâ’atim ona helâl olur” buyuruldu. (Tahtâvî, Merâkı’l-Felâh Hâşiyesi) Abdest aldıktan veya yalnızca el yıkadıktan sonra da baş veya işaret parmakları ıslak bir şekilde gözlere sürerek çeker. “Allahümmahfaz ayneyye mine’l-emrâzi ve nevvirhüm┠(Allahım, iki gözümü hastalıklardan muhafaza et ve onları nurlandır) der. Hazreti Peygamber “El yıkadığınız zaman gözlerinize ikram edin” (Yani suyu ulaştırın) buyurmuştur. Böyle yapmak müstehabdır. (Şir’atü’l-İslâm)

Sual:
Dünya müslümanları arasında ezan ve ikamette farklılık var mıdır?

Cevap;

Hazret-i Peygamber’in dört müezzini vardı: Bilâl Habeşî, İbni Ümmi Mektûm, Sa’d bin Âbid (yahud Sa’d bin Abdurrahman Kurezî ki Kubâ’da ezan vermiştir) ve Ebû Mahzûre Evs bin Mi’yer Cümahî Mekkî. Bilâl ezanda terci etmez, yani sesini alçaltıp yükseltmezdi. İkamette tekbirleri ikişer, hayye ale’s-salah ve hayye ale’l-felâh’ları birer kere okurdu. Ebû Mahzûre ezanda terci yapar, ikamette tekbirleri dörder, hayye ale’s-salah ve hayye ale’l-felâh’ları ikişer kere okurdu. İmam Ebû Hanîfe ve Irak âlimleri Bilâl’in ezanı ve Ebû Mahzûre’nin ikameti ile, İmam Şâfiî ve Mekke âlimleri Ebû Mahzûre’nin ezanı ve Bilâl’in ikameti ile, İmam Ahmed bin Hanbel Bilâl’in ezan ve ikameti ile amel ettiler. İmam Mâlik tekbirde ve ikamette hayye ale’s-salah ve hayye ale’l-felâh’ları ikişer kere söylemekle Medine ameline uymamıştır.

Hanefîlerin ikamette itibar ettikleri Ebû Mahzûre, İslâmiyet ile Mekke-i Mükerreme’nin fethedildiği sene tanıştı. O sene Resûl-i Ekrem Tâif Muhasarasından Ci’râne'ye dönüyordu. Namaz vakti ge­lince müezzin ezan okumaya başladı. Resûlullah'a karşı büyük bir kin ve düşman­lık besleyen Ebû Mahzûre ile Kureyşli on genç ezan sesini işitince bir yere gizlen­diler ve alaylı bir şekilde müezzini taklit ederek yüksek sesle ezan okudular. İç­lerinden birinin güzel sesli olduğunu farkeden Hazret-i Peygamber onları yanına ça­ğırttı ve kendilerine birer birer ezan okuttu. En son okuyan Ebû Mahzûre'nin se­sini çok beğenerek ona ezanı öğretti; daha sonra namaz vakti gelince elini ba­şına koyup alnını okşadı ve ezan oku­masını emretti. Ebû Mahzûre bu emri isteksiz bir şekilde yerine getirdikten sonra Hazret-i Peygamber ona bir miktar gü­müş para verdi ve kendisine dua etti. Gönlü İslâmiyet'e ısınan Ebû Mahzûre orada müslüman oldu ve Hazret-i Peygamber'den kendisini Mekke'deki Harem-i Şerife müezzin yapmasını istedi. Bu arzusunu kabul eden Hazret-i Peygamber, Mek­ke Valisi Attâb bin Esîd'e gitmesini ve yeni vazifesini ona bildirmesini söyledi. Ebû Mahzûre, Resûl-i Ekrem'in Mek­ke'den ayrılmasına kadar Kâbe'de Bilâl-i Habeşî ile birlikte ezan okudu. Resûlullah'ın okşadığı alnına düşen saçları hiç kestirmedi. 59 senesinde vefatına kadar Mekke'de müezzinlik yaptı. Kendisinden sonra Mescid-i Haram müezzinliğini oğlu ve torunları yüzyıllar­ca devam ettirmişlerdir. Kureyş'in nesebini çok iyi bilen Ebû Mahzûre'den hadîs-i şerifler rivâyet olunmuştur.

Şiî Ca'ferîlerde ezan okunurken iki defa (Eşhedü enne Muhammeder resulullah) dedikten sonra iki defa (Eşhedü enne Aliyyen Veliyyullah) denir. (Şehâdet ederim ki Ali Allah’ın velîsidir, dostudur) demektir.(Hayye ale’l-felâh) dedikten sonra iki defa (Hayya alâ hayri’l amel) denir. (Haydin en hayırlı amele) demektir. Bunun Hazret-i Peygamber zamanında okunduğuna, Hazreti Ömer tarafından kaldırıldığına inanırlar. Ayrıca sabah ezanında (Essalâtü hayrün minen-nevm) demezler. İkamet okunurken de ezanda ilk okunan (Allâhu Ekber) cümleleri iki defa; ezanın sonundaki (Lâ ilâhe illallah) cümlesi de bir defa okunur. (Hayye alâ hayri’l amel) cümlesinden sonra iki defa (Kad kâmeti’s-salâh) cümlesi okunur.



Sual:
Ezan okunurken dinleyen kimseye selâm verilir mi?

Cevap;
Ezanı işiten kimsenin derhal mahallesindeki mescide giderek cemaate iştirak etmesi lâzımdır. Dil ile icabet etmesi (yani ezan kelimelerini tekrar etmesi ve aralarında söylenmesi sünnet olan zikrleri söylemesi) kâfi değildir. Vakit varsa dil ile icabet eder. Sonra yürüyerek mescide gider. Ancak cemaate gitmekten alıkoyan bir özür varsa dil ile icabet eder. “Müezzini işittiğiniz vakit siz de onun dediği gibi deyin! Sonra bana salâvat getirin!” hadîs-i şeriftir. Mescidin içinde ise zaten ezana icabet etmiş sayılacağından dil ile icabet etmesi gerekmez. Ederse de zararı yoktur. Bahr’de bildirildiği üzere ezanı işiten kimsenin konuşmaması, ezan ve ikamet hâlinde bir şeyle meşgul olmaması, selâm dahi alıp vermemesi gerekir. Bunların hepsi ezanın nazmını bozar. Ezan okuyana selâm vermek meşru olmadığı gibi, almak da vâcib değildir.  Müezzin nefeslendiği sırada selâmı alabilir ise de, bunu da yapmamak iyidir. (İbni Âbidin, Ezan bahsi)

Sual:
Bazı İslâm büyüklerinin insanları imamlık ve müezzinlik yapmaktan, başkasına kefil ve vasi olmaktan men eden ifadelerine rastlıyoruz. Bu ifadelerde ne anlatılmak istenmektedir?

Cevap;
Bunlar veballi işlerdir. Ehliyet ve adalet gerektirir. Herkes bunu beceremez. Kul hakkına ve günaha düşer. Nitekim Hazret-i Ömer, vasi olmak ilk defasında saflık, ikinci defasında ahmaklık, üçüncü defasında hâinlik demektir buyurmuştur. Ancak bu işler yerine göre farz veya sünnet-i kifâyedir. Yapılmazsa, herkes günaha girer veya kerâhate düşer. Onun için kendine güvenenin böyle bir işe girişmesi, girişmeden evvel de fıkıh kitaplarındaki hükümlerini öğrenmesi ve mümkün mertebe adalete riayet ederek vazife yapması gerekir. İmam, müezzin, kadı, kefil, vekil, vasi olmak çok sevaplı işlerdir. Nitekim İmam Ebu Hanife, kendisine yapılan kadılık teklifini adaletle hükmedemeyeceğinden korkarak kabul etmemiş, bu yolda işkencelere maruz kalarak vefat etmiştir. Talebeleri İmam Ebu Yusuf, Züfer ve Muhammed ise kadılık vazifesi kabul edip insanlara faydalı olmayı tercih etmiştir. Herkesin ve her devrin hâli başkadır. Demek ki hakkıyla vazife yapamayacağından korkan kimsenin böyle işleri kabul etmemesi takvâ, etmesi fetvâdır. İhlâsla hareket edene Allah yardım eder. Nitekim "Kim Allah'ın dinine yardım ederse, Allah da ona yardım eder; ayağını sağlam tutar" âyet-i kerimedir.

Sual:
Tek başına namaz kılan, her namazdan evvel ezan okumalı mıdır? Okumazsa sadece sünnet sevabından mahrum mı kalır?

Cevap;
Mahallesindeki câmide okunan ezan ve ikamet, onun için de okunmuş sayılır. Evde yalnız kılarken ezan okuması gerekmez. Okursa evlâ olur.

Sual:
Fıkıh kitaplarında “Allahü teâlâya (Tanrı) demeğe izin yoktur. Yani tanrı demek günah olur. Allah ismini kullanmak istemeyip, bunun yerine, tanrı demek veyâ doksandokuz isimden birini bile kullanmak istemek, çok büyük ve çirkin suç olur.” ifadelerinde tam olarak ne kastediliyor?

Cevap;
Âyet-i kerimede, ezanda, sünnetle bildirilen dualarda, Allah isminin yerine, 99 isimden birini bile kullanmak kabahat iken, tanrı nasıl kullanılabilir, demektir. Yani ezan okurken, Allahü ekber yerine tanrı uludur denemeyeceği gibi, Rahîmü ekber de denemez. Bunları, bildirildiği yerlerde veya söylenen yer dışında her yerde kullanmak câizdir. Tanrı ismini de ilah mânâsına kullanmak câizdir. İbâdet kasdetmeksizin, Tanrı böyle istedi, Tanrı misafiri, Tanrım beni affet gibi ifadeler kullanılabilir. Nitekim Mızraklı İlmihalde “Tanrı teâl┠diye çok geçer. “Tanrım” sözü, “İlahî” kelimesinin Türkçesidir. Yine de, memleketimizde bu hususta bir suikast (kötü niyet) olduğu için, Müslümanların buna bile içi sinmemektedir.

Sual:
Muteber kitaplarda ezân okunurken Azîz Allah denir diye bir ifade geçiyor mu?

Cevap;
Ezan, Allahın ismini yüceltmektedir. Bu sebeple izzet sahibi Allah manasına bu söz söylenerek tasdik edilmektedir. Âdettir.

Sual:
Minarelerde vakti haber vermek için veya mübarek günlerde ışık yakmak câiz midir?

Cevap;
Vakti haber vermek maksadıyla ışık yakmak mekruhtur. Zira bunun için ezan meşru olmuştur. Mübarek günlerde ışık yakmak, mescidi kandillerle süslemek, mahya yakmak câizdir. Hazret-i Peygamber devrinde, Ramazan ayında Mescid-i Nebevî’de daha fazla kandil yakılırdı. İbni Âbidin der ki: Malının üçte birini Mescidü'l-Aksâ'ya vasiyet etse, bu câizdir ve mescidin tamirinde, aydınlatmasında ve benzeri şeylerde kullanılabilir. Bu, mescide vakfedilenden, mescidin kandil ve lambalarına sarfedilmesinin cevazını ifade ettiği gibi, vakfın geliri ile mescidde yakmak için yağ ve gaz almanın ve Ramazan ayında yakılan kandillere sarfedilmesinin de cevazını ifade etmektedir. (Vasiyet bâbı) Kandil, bayram gecelerinde minârelerde ve başka yerlerde fazla ışık yakmayı câiz görmeyen ulemâ da, bunu gösteriş kasdıyla yapılırsa veya vakfın parasını israf olduğu için men etmektedir. Şu halde, vakfın gelirinden olmamak şartıyla fazla kandil yakmak bunlara göre de câizdir.

Sual:
Teyp veya hoparlör ile okunan ezan ve kıldırılan namaz câiz olmadığına göre, telefonla yapılan akidlerin de sahih olmaması veya teypten müzik dinlemenin mahzuru olmaması gerekmez mi?

Cevap;
Verilen misallerin hiç biri diğerine benzememektedir. Her câmide ezanın müezzinin kendi sesiyle okunması şarttır. Merkezî ezan, sahih olmaz. İmama uymanın sahih olması için de imam ile aynı mekânda bulunmak şarttır. İmam bir odada bulunup, cemaat bu odayla bağlantısı olmayan başka bir odada olsa, arada hoparlör veya televizyon irtibatı olsa, bu odada imama uyanların namazı sahih olmaz. Çünki ezan ve namaz gibi ibâdetlerde vâsıta kullanmak câiz değildir. Akdin sıhhati için, birbirine uygun iradenin ortaya konulması kâfidir. İsbat şartı ayrıdır. Binaenaleyh telefonla akid yapmak, vekâlet vermek, zevcesini boşamak câizdir.
Telefonda, radyoda ve hoparlörde bir söyleyen adamın sesi; bir de elektrikle mıknatısın hâsıl ettiği metalik ses vardır. Yekdiğerine çok benzeyen bu iki ses, ayırd edilmese bile birbirinin aynı değildir. Birisi asıldır, ikincisi bunun benzeridir. Sinemada ve televizyonda hareket eden şekiller gibidir. Hiç kimse bu şekiller, kendilerini meydana getiren asıl kimselerin aynıdır diyemez. Akidlerde, boşanmakta, zekât vermekte yazışmak ve vekil tayin etmek, yani vâsıta kullanmak câiz olduğu malumdur. Telefon ve hoparlör de mektup gibi vasıta olduğu için caiz olmaktadır. Ezanda ve nemazda ise kendinin okuması şarttır. Onun için zekât vekâleti ve boşanma ile ezan ve nemaz bu bakımdan ayrılmaktadır.
Teyp, çalgı âletinin çıkardığı sesi kaydedip neşredince, çalgı âletini kendisi olmaktadır. Musikide esas olan, ahenkli ses çıkışıdır. Çalgı âleti zaman ve mekâna göre değişebilir.

Sual:
Ezân okunması gereken başka yerler de var mıdır?

Cevap;
Ezân, evvel emirde namaz vaktinin girdiğini haber vermek için okunur. Ancak vaktin değil, namazın sünnetidir. Yani vakit girer girmez hemen okumak lâzım değildir. Beş vakit namazdan başka namaz için ezan okumak sünnet değildir.
Ancak ezân okumanın mendub olduğu yerler vardır: Yeni doğan çocuğun sağ kulağına ezan, sol kulağına ikamet okumak mendubdur.
Kuruntulu, saralı, efkârlı, kötü huylu insan veya hayvanın kulağına, asker kalabalığına ezân okumak mendubdur. Yangın, zelzele gibi âfetlerin vuku bulduğu anda ezan okumak da böyledir. Bir çölde yolunu şaşıran da ezân okur. Cinler azgınlaşıp musallat olduğu zaman dahi ezân okunur.
Bazıları ölüyü kabre indirirken de dünyaya gelişe kıyasen ezân okunacağını söylemişlerse de, İbni Hâcer bunu reddetmiştir.
Bayram namazı için ezân sünnet olmadığı gibi, vitr, cenâze, küsûf, istiskâ ve terâvih namazları ile beş vaktin sünnetleri için de ezân sünnet değildir. Çünkü sünnet namazlar farzlara bağlıdır.

Sual:
Ezan okurken müezzin ellerini nerede tutar?

Cevap;

Ezan okurken, müezzinin parmaklarını kulak deliklerine koyması mendubdur. Zira Hazret-i Peygamber, Bilâl’e “Parmaklarını kulaklarına koy! Çünkü bu sesini daha yükseltir” buyurmuştur. Ellerini kulaklarına koyarsa daha iyi eder. Zira Ebu Mahzûre, dört parmağını bir araya toplayarak kulaklarına koymuştur. İmam A'zam'dan rivayet olunduğuna göre bunu yalnız bir eli ile yapması da aynı hükümdedir (İbni Abidin).



Sual:
Bir ilmihalde “Ezanın ayakta okunması tevâtür ile anlaşılmıştır” deniyor. Tevâtür ne demektir?

Cevap;
Tevâtür, her asırda yalan üzere ittifakları mümkün olmayan bir topluluk tarafından nakledilmek demektir. Meselâ İngiltere’nin başşehri Londra’dır. Bu, tevâtür ile sâbittir. Bunun için gidip bakmak gerekmez. Tevâtür, dinde de bir delildir. Kur’an-ı kerim tevâtür ile nakledilmiştir. Mütevâtir denilen ve inkârı küfr olan hadîs-i şerifler de böyledir. Mütevâtir, tevâtür ile bildirilen demektir.

Sual:
İlk minare yapılırken sabah ezanından önce salât verdirilmesinin sebebi nedir?

Cevap;
Sabah namazına hazırlanmayı temin için veya Mısır Vâlisinin tam sabah ezanı vakti kilise çanlarının kasıtlı olarak uzun müddet çalmasına misilleme olarak verdirildiği söylenir.

Sual:
Ezan okurken parmakları kulaklara koymakla elleri koymak arasında bir fark var mıdır?

Cevap;
Sesi yükseltmeye yardımcı olacağı için müstehabdır. Parmakları veya elleri veya tek eli kulaklara koymak câizdir. Elleri kulaklara koyuş hakkındaki rivayetler değişiktir. Ebû Mahzure, dört parmağını büzer, başparmağını kulağının arkasına gelecek şekilde koyardı.

Sual:
Türkiye’de yatsı ezanı erken okunmaktadır. Bu sebeple yatsı ezanı okunduktan 16 dakika sonra akşam namazının kılınması caiz olur mu?

Cevap;
Türkiye’de ikindi ve yatsı ezanları Osmanlılar zamanından beri İmam Ebu Yusuf ve İmam Muhammed’e göre okunmaktadır. İmam Ebu Hanife’ye göre ikindide yazın 72, kışın 36; yatsıda ise yazın 25, kışın 12 dakika muhayyerlik vardır. Yani ikindi veya yatsı namazını ezan okunana kadar kılmamış veya kılamamış olanlar, ezandan sonra bir müddet daha edâ olarak kılabilir. Ancak ezanlarda temkin olduğu için, vaktin girmiş olması muhtemeldir. Bu sebeple bilhassa akşam namazını bu vakte kadar geciktirmek, kazaya kalmasına sebebiyet verebilir.

Sual:
Ezanı belli makamlarda okuyup, her vaktin ezanını ayrı makamda okumak doğru mudur?

Cevap;
Ezanı ve Kur’an-ı kerimi harflerini değiştirmeksizin güzel ses ve makamla okumanın müstehab olduğu hadis-i şerif ile sâbittir. Osmanlılarda her vaktin ezanı farklı bir makamda okunurdu.

Sual:
Okuduğum bazı fıkıh yazılarının namaz kısmında, ezan okunduğunda duyulmayan yere gitmemelidir diyor. Bununla anlatılmak istenen nedir?

Cevap;
Ezan sesi gelmeyen yerde yaşamamalıdır. Zira orada Müslüman cemaati yok demektir. Müslüman cemaatin bulunmadığı yerde yaşayan müslümanın işi çok zordur. Evlenecek kız bulamaz, nikâh şahidi bulamaz, ölse cenaze işlerini yapacak kimse bulamaz.

Sual:
Yürüyerek kaamet okunur mu?

Cevap;
Kaamet, yürüyerek okunmaz. Sünnete muhaliftir. Okunursa iade gerekmez.

Sual:
Ezan okunurken dinlemeyip başka bir işle meşgul olmanın veya konuşmanın hükmü nedir?

Cevap;
Sünnete uygun okunan ezanı dinlemek sünnettir. Özürsüz dinlememek veya başka bir işle meşgul olmak sünnete muhaliftir.

Sual:
Sünnet üzere ezan okumak ne demektir?

Cevap;
Bâliğ erkek, abdestli, yüksekte, ayakta, elleri kulağına koyarak, kıbleye karşı ve ezanın ekilmelerini değiştirmeden nağme yaparak okumak, sünnettir.

Sual:
Ben doğduğumda kulağıma ezan okunmamış. Şimdi okutmam gerekir mi?

Cevap;
Müstehabdır. Çocuğun velisinin vazifesidir. Şimdiden sonra gerek yoktur.

Sual:
Hanımların evde namaz kılarken kaamet getirmeleri lâzım mıdır?

Cevap;
Kaamet getirmek erkeklere lâzımdır, sünnettir. Kadınlar getirmez.

Sual:
İmsak vaktinde ezan okunmadan, sabah namazını kılmak câiz olur mu?

Cevap;
Ezan, namazın şartı değildir. Vakit, namazın şartıdır. Vakit girince, namaz kılınır. Ezanı beklemeye lüzum yoktur. Takvimlerde yazan imsak vaktinden 15-20 dakika sonra sabah namazını kılmak ihtiyatlı olur.

Sual:
Ezanın hoparlörle okunması konusunda fikrinizi paylaşabilir misiniz? 

Cevap;
“Benden gördüğünüz gibi ibadet ediniz” hadis-i şerifi mucibince, ibadetler, Hazret-i Peygamberden görüldüğü gibi yapılmalıdır.

Sual:
Hangi şartlarda ezan câminin içinde okunabilir?

Cevap;
Ezanın câmi dışında ve yüksek yerde okunması sünnettir. İçerde okumak mekruhtur. Ancak hazır cemaat için veya dışarda okumak imkânı yoksa içerde okumak caizdir.