Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
SUALLER - CEVABLAR

"Emanet" kelimesi için sonuçlar gösterilmektedir
Sual:
Fıkıh kitaplarında diyor ki: “Satışta mebî yedi türlüdür:.. 5-Bir kimseye ödünç verilmiştir. Yalnız ona ve peşin satmak câiz olup, başkasına satmak fâsiddir. 6- Bir kimseye emânet, âriyet yahud kirâ veya rehin yahud sermâye olarak verilmiştir. O kimseye satmak câiz ise de, alıp, tekrar teslîm etmek lâzımdır. 7-Mebî, gasp veya hırsızlık yahut hıyânet suretiyle müşteride bulunur. Bu müşteriye satılabilir. İkinci teslime ihtiyaç yoktur”. Bunların farkları nedir? Bir kimseyi umumî vekil edip ona bir miktar para verince para emânet olarak mı kalır?

Cevap;
Ödünç, karz demektir. Para gibi istihlâk olunacak (tüketilecek) şeyler üzerinde yapılır. Kendisini değil, mislini ödeyecektir. Dolayısıyla aldığı onun mülkü olur, mislini ödeme borcu altına girer. Bu mikdarı ona satmak veya bu mikdar karşılığında satış akdi yapmak câizdir. Tekrar alıp vermeye gerek yoktur. Çünki zaten mülküdür. Hatta harcamıştır. Başkasına da satamaz. Çünki alacağın temliki câiz değildir. Emânet, âriyet, kirâ ve rehinde mal ortadadır. Tüketilmez. Kendisi ödenir. Bunu satmak için geri alıp, tekrar vermek lazımdır ki teslim vâki olsun. Gaspta, gasbeden mala mâlik olur, aynını veya mislini ödeme borcu altına girer. Binaenaleyh bunu satarken tekrar teslime lüzum yoktur. çünki zaten gasbedenin mülkündedir. Mülkünde olanı alıp tekrar teslim abestir.

Sual:
Emanet bırakılan parayı kullanarak, para kazanmak haram olur mu? Servise tamir için bırakılmış arabayı veya âleti, sahibinin haberi olmadan, servis şahsî işi için kullanabilir mi?

Cevap;
Baştan izin verilmemişse veya izin vereceği bilinmiyorsa câiz olmaz. Bu vesileyle kazanılan para da kazanana helâl olmaz; malın sahibine verilir veya fakirlere sadaka edilir.

Sual:
Hususî bir iş yerinde, işte kullandığımız bir âleti, yetkilisinden izin almadan, özel işimizde kullanmamız câiz olur mu? Arkadaşın malını ondan habersiz kullanmak veya yemek caiz olur mu?

Cevap;
Kimsenin malını (arkadaş da olsa) ondan izinsiz kullanmak, yemek, başkasına vermek câiz değildir. Ama önceden izin verirse veya izin vereceği çok zannediliyorsa câiz olur. İşyerinde de bir-iki hususî telefon, ataç, kâğıt gibi şeylerin kullanılmasına patronlar umumiyetle göz yummaktadır.

Sual:
Kiracıdan alınan depozitoyu, ev sahibi şahsî harcamalarında kullanabilir mi?

Cevap;
Emanettir, izinsiz kullanamaz, kendi parasına karıştıramaz. Baştan kullanmak ve parasına katmak üzere izin almışsa, kullanabilir.

Sual:
Öğretmenim. Her il yahud ilçede il milli eğitim ya da ilçe milli eğitim müdürleri maaş ödemeleri hakkında muayyen müddetler için bankalar ile anlaşmaktadır. Bankalar kendilerinden maaş alan öğretmenlere promosyon olarak muayyen mikdar para vermektedir. Bunların alınmasında dinen bir mahzur var mıdır?

Cevap;
Bu promosyon, paranızı bize yatırırsanız (vedia ederseniz), size hediye veririz demektir. Bankaya yatırılan maaşlar bir karz olsaydı, bunu yatırırken üçüncü şahıs lehine böyle bir şart koşmak lağv ve fâiz olurdu. Yani şart yerine getirilmez; ama banka ile şirket (müdürlük) için günah bahis mevzuu olurdu. Üçüncü şahsın mesuliyeti olmadığından, bu promosyon maaşlıya câiz ve helâldir. Vedia akdinde ise böyle bir şart koşmak câiz ve alınan para maaşlıya da, şirkete (müdürlüğe) de helâldir.

Sual:
Bir kişi hem alıcı hem satıcı olamaz, yani hem alıcıya hem de satıcıya vekil olup kendi kendine alışveriş yapamaz. Para bozdurmak ise fülusun fülusa satışıdır. Ben bir şirketin malî işlerine bakıyorum. Kasadaki paraları kullanmaya izinli ve vekilim. Kendi paramı kasadan bozdurabilir miyim?

Cevap;
Vekil, satın almak üzere vekil olduğu şeyi kendisi için alamaz. Ama vekilin elindeki para emanettir. Buradan para bozdurması vekilin sarf satışı yapması demek değildir. Emaneti kullanmaktır. Buna izin verilmişse, ki muhasebeciye her zaman umumi izin verilmiş sayılır, bozdurabilir. İkisi aynı şey değildir. Vekile, git bana döviz al dense veya para bozdur dense, karşılığında kendi dövizini veya parasını veremez. Ama müvekkil ile doğrudan akit yaparsa olur.

Sual:
Vasiyet etmek vâcib midir?

Cevap;
Üzerinde hac gibi dinî bir vecibe veya zekât, fıtra, başkasına ait bir borç yahud emanet bulunan kimsenin vasiyette bulunarak bunları haber vermesi vâcibdir. Aksi takdirde borçlu olarak âhirete gitmiş olur. “Vasiyetini yazmadan iki gece geçirmek bir müslümana helâl olmaz” ve “Vasiyet yapmadan ölen kimseye, âhirette konuşma hakkı verilmez” hadîs-i şerifleri bunu gösterir. Hazret-i Peygamber vefat etmeden evvel Hazret-i Ali’ye bir Yahudi’ye olan borcunun ödenmesini ve rehindeki zırhının alınmasını vasiyet buyurmuştu. Uhdesinde borç ve emanet bulunmayan kimsenin vasiyet yapması müstehabdır. Buradaki vasiyet, malının muayyen bir kısmının hayır işlerine harcanmasını vasiyet etmek demektir. “Beni şuraya defnedin”, “Kabrimi şöyle yapın” gibi hususlar meşru vasiyet sayılmaz.

Sual:
Kargo şirketimde bazen paket kayboluyor. İçinde ne olduğunu bilmiyoruz. Mal sahibine karşı mesuliyetimiz nedir?

Cevap;
Kargocu ecîr-i müşterektir. Ecîr-i müşterek, yani terzi, kargocu gibi herkese çalışan işçi, İmam Ebu Hanife’ye göre emindir; kendi sun’u (fiili, eseri) olmaksızın (yangın, gasp, hırsızlık gibi) meydana gelen zararı ödemek zorunda değildir. Çünki ücret amelin karşılığıdır. Mecelle’de de böyledir. Meselâ bir hamalın sırtındaki yük, başkalarının izdihamından dolayı düşüp parçalansa, hamal ödemez. Ama İmameyn’e göre öder. Zira ücretle çalışmaktadır. Ücret hem ameli, hem de korumasının karşılığıdır. Ecîr-i müşterek, kasıt ve kusuru olsun olmasın, mutadı aşsın aşmasın, kendi sun’uyla (fiiliyle) meydana gelen zararları tazmin eder. Meselâ hamal ayağı kayarak veya kendisi kalabalığa sokulup düşse, taşıdığı malı öder. Taşıdığı malı geciktirir de, mal bozulursa yine öder. Müteahhir ulemâya göre, ecîr-i müşterekin elindeki mal, sakınılması mümkün olmayan bir sebepten telef olsa, aralarında o malın kıymetinin yarısı üzerine cebren sulh olurlar. Yani ecîr-i müşterek malın yarısını öder. Kargocunun çalıştırdığı şoför, büro memuru gibi kişilerin verdiği zarardan da, kargocu müşteriye karşı mesuldür. Gerekirse bunlara rücu eder. Kargonun ne olduğu malum değilse, bunu kargo sahibinin ispat etmesi gerekir. Aksi takdirde kargocu örfe göre bir tazmin ile mükelleftir. (Ali Haydar-Mecelle Şerhi)

Sual:
Bankanın hesaptan kesmiş olduğu hesap işletim ücretini veya kredi kartı ücretini, sözleşmede yazdığı halde, dilekçe vererek geri istemek veya dâvâ açarak almak uygun mudur?

Cevap;
Bankaya yatırılan para için mevduat deniyor ise de, aslında karzdır. Zira vediada emanet edilen mal, para kullanılamaz. Para vedia verilir de kullanmak veya kendi malına karıştırmak şart edilir ise karz sayılır. Vedia verilen mal veya para telef olursa, ödenmesi gerekmez. Bankaya yatırılan paranın böyle olmadığı aşikârdır. Karzda, ilâve menfaat talebi caiz değildir. Şart etmiş olsa bile geri alabilir.

Sual:
Emânet ile âriyet arasındaki fark nedir?

Cevap;
Âriyet (ödünç), başkasına ait bir malı kullanmak için almaktır. Her âriyet emânettir; ama her emânet âriyet değildir. Kiracının elindeki mal da emânettir. Rehin alanın elinde rehin emanettir. emânet, daha umumî bir mefhumdur. Âriyet, vedîa, kirâ, rehin, satılıp teslim edilmeyen mal hep emânet hükümlerine tâbidir.

Sual:
Bir kimse, birinden borç alsa ve karşılığında borcu kadar kıymetli bir malı emanet bıraksa, bu kişi borcun ödenmesini beklemeden malı nakde çevirse, sonra bu mal, borç mikdarından daha fazla kıymet kazansa, borçlu aradaki farkı isteyebilir mi?

Cevap;
Anladığım kadarıyla borç para alınmış; karşılığında altın kıymetli bir mal rehin verilmiş. Borç daha ödenmeden, alacaklı rehni paraya çevirmiştir. Bu anladığım doğru ise, netice şöyledir: Alacaklı rehni satamaz. Satmışsa, mislî ise aynısını, değilse kıymetini öder. Şu halde o altın malın, kıymetini ödemesi gerekir. Yani borç alırken o altın malın kıymeti 100 lira ve şimdi 150 lira ise, 150 lira ödemesi gerekir. Ama borç ödenmezse, rehni alan alacaklının bunu satıp paraya çevirme hakkı vardır. Bundan alacağını alır; kalanı sahibine geri verir.

Sual:
Fındık memleketlerinde bir tatbikat vardır. Ekseri çiftçinin deposu olmadığı için fındığı elinde tutamaz. O an için paraya ihtiyacı olmasa da çürütmemek için tüccara götürür. Her ne kadar “emanete verme” denilse de, fındıklar karışmaktadır. Bundan sonra çiftçi, ister parça parça, ister tamamını istediği zamanda gelip o gün câri olan fiyattan bozdurabilir. Fiyatta belirsizlik olduğu için bu şekilde bir satış câiz midir?

Cevap;
Emanet dense de bu bir karz sayılır. Kelâmın i’mâli, ihmâlinden evlâdır. Mislî mallar karz verilir. Geri öderken, başka bir misli mal ile (o andaki para kıymeti ile) ödenmesi karşılıklı rıza ile câizdir.

Sual:
Bir kitabevinden kitap sipariş edilse, iki tane fazladan gönderseler, kendilerine bir türlü ulaşılamasa, ne lazım gelir?

Cevap;
İsterseniz kitapları kabul eder, parasını da irtibat kurunca ödersiniz. İsterseniz kitapları kabul etmezsiniz, irtibat kurunca iade edersiniz. O zamana kadar emanet olarak elinizde tutarsınız.