Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
SUALLER - CEVABLAR

"Dua" kelimesi için sonuçlar gösterilmektedir
Sual:
Başımıza bir bela gelince, bir yakınımız ölünce nasıl dua etmeliyiz?

Cevap;
Bir belâ, musibet isabet edince, “İnnâ lillahi ve innâ ileyhi râciûn” (Ondan geldik, Ona döneceğiz) demek sünnettir. Kadere rıza alâmetidir. Sonra Cenab-ı Hak’tan sabr ve tahammül dilenir; ölüye rahmet ve mağfiret ihsan etmesi istenir.

Sual:
Namaz kılmış olana, “Allah mübarek etsin” mi denir, yoksa “Allah kabul etsin” mi?

Cevap;
Her ikisi de caizdir. Birincisi daha iyidir. Allah kabul etsin (tekabbelallah), namazın sevablarına kavuşma temennisidir. Hadîs-i şeriflerde namaz için “kabul etmek” lafzı geçer. Allah mübârek etsin (tebârekallah) ise zaten mübarek olan bir ibâdet senin hakkında da mübârek olsun, bereketini gör mânâsına gelir.

Sual:
Fâsık babaya hayır dua edilir mi?

Cevap;
Elbette edilir. Gayrımüslim bile olsa, hidâyeti için dua edilir. Hatta Salih insana dua eden çok olur. Esas, fâsık ve gayrımüslimlere dua etmelidir. kitaplarda, gayrımüslime “Allah râzı olsun” duasının söylenebileceğini, bunun mânâsının “Allah senin bu hâlinden râzı olsun” değil, “Allah seni râzı olduğu yola soksun” olduğu yazar. Anne veya baba, fâsık veya gayrımüslim de olsa, evlâdın onlara karşı vazifeleri devam eder. Hürmet ve hizmet etmesi gerekir. Fısk veya küfrlerinden ileri gelen kötü huyları beğenilmez, bunlar desteklenmez; bu istikametteki emir ve isteklerine uyulmaz; ama bunun için de sert söylenmez; itiraz ve münakaşa edilmez.

Sual:
Arabî bilenin, dua ve hadîsleri latin harfiyle yazıp okuması câiz midir?

Cevap;
Câizdir. Çünki mânâya vâkıf olduğu için, hangi harfi nasıl okuyacağını bilir.

Sual:
Dua âyetlerinin ve diğer duaların, evimizde bulundurmak ve üzerimizde taşımak için, elle yazılması şart mıdır? Yazıcıdan çıktı alınsa veya fotokopi çekilse de olur mu?

Cevap;
Elle yazmak lâzım değildir.

Sual:
“Kenzü’l-Arş” duası muteber midir?

Cevap;
Kadeh duası da denilen bu dua eskilerin günlük dua ve virdlerinin bulunduğu En’am-ı Şeriflerde yer alırdı. Hadis kitaplarında zikredilmemekle beraber Nevâdir-i Kalyubî’de geçer. Mânâsı güzel ve dokunaklıdır. Nihayet bir dua ve zikrdir. Hâlis niyetle okunması faydalıdır.

Sual:
Hıristiyanlar gibi “Seni melekler korusun” diye dua etmek uygun olur mu?

Cevap;
İnsanın iki yanında, ayrıca ön ve arkasında kendisini koruyan hafaza melekleri vardır. Melekler zaten insanları korumaktadır. Böyle dua etmek Müslümanlar arasında âdet değildir. Benzemek kasdı olmaksızın böyle dua edilirse, mahzuru olmaz.

Sual:
Günahkârın duası kabul olmaz mı?

Cevap;
Allahü teâlâ umumiyetle günah işlemeyen, kul hakkına ilişmeyen, haram lokma yemeyen müminlerin hâlis dualarını kabul eder ve bunların ibâdetlerine sevab verir. İstisnaları elbette vardır.

Sual:
Baba Ehl-i sünnet itikadında değilse yahut namaz kılmıyor ve içki içiyorsa da bedduası kabul olur mu?

Cevap;
Gayrımüslimin bile bedduası kabul olunabilir. Nitekim hadîs-i şerifte “Gayrımüslim bile olsa mazlumun bedduasından sakının. Çünki onunla Allah arasında perde yoktur” buyuruluyor.

Sual:
Yatarken salevat çekiyorum. “Allahümme salli ala seyyidina Muhammed” diye değil “Sallallahü aleyhi ve sellem” diye getirsem sevabı aynı olur mu?

Cevap;
Birincide isim bildiriliyor. İkincide bir mechullük var. Kime salât olsun? Bu sebeple birincisini söylemelidir.

Sual:
Sakal tıraşı olmuş birine sıhhatler olsun denir mi?

Cevap;
Sıhhatler olsun, saç traşı veya banyo yapana denir. Sakal traşı olana geçmiş olsun demek âdettir.

Sual:
Namaz tesbihatından sonra "Lâ ilahe illallahu vahdehü lâ şerike leh lehül mülkü ve lehül hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr" dedikten sonra başka birşey okunur mu? Okunması bid’at mıdır?

Cevap;
Sonra Subhane rabbiyel aliyyil alel vehhâb deyip eller kaldırılır ve dua edilir. Dua edilmese de olur. Başka bir şey okumak bidat olmaz, artık namaz için mesnun olan tesbîhat bitmiştir.

Sual:
Yemekten sonra elleri uzatarak sesli olarak dua etmek caiz midir?

Cevap;
Hazret-i Peygamber, yemekten sonra ellerini açmadan, yani ileri uzatmadan dua ederdi.

Sual:
Fasık kimse evliyayı vesile ederek dua etse duası kabul olur mu?

Cevap;
Allah bilir.

Sual:
İşlediğim günahlardan ve içinde bulunduğum durumdan dolayı psikolojik çöküntü içindeyim, bunalıma girdim, ne yapmalıyım?

Cevap;
Tevbe ediniz. Allah samimi tevbeyi mutlaka kabul eder. İyi insanlarla arkadaşlık kurunuz. Sıkıntılı insanlarla görüşmeyiniz. Sıkıntılı yerlere girmeyiniz. Açık havada, deniz kenarında geziniz. Uyku ve yemenize dikkat ediniz. Meyve yeyiniz. Takvasına hüsnü zan ettiğiniz insanlara iyilik yapıp dua isteyiniz. Hergün 500 defa La havle ve la kuvvete illa billah deyiniz. her yüz sonunda illa billahil aliyyil azim ekleyiniz. 500 başında ve sonunda 100 Allahümme salli ala Muhammed söyleyiniz. İnşallah şifa bulursunuz.

Sual:
Panik atak hâlinde neler yapılmalı ve hangi duaları okumalıdır?

Cevap;
Sıkıntılı zamanlarda 500 lâ havle ve lâ kuvvete illâ billah okumak hadîs-i şerif ile bildirilmiştir. Her yüz sonunda illâ billahil aliyyil azîm demelidir. Başta ve sonra 100'er Allahümme salli alâ Muhammed demelidir. İnanarak okumalıdır. Doktora da gitmelidir.

Sual:
Yatırlara para bırakmak, mum, süpürge getirmek, yatırların yanındaki havuza para atmak caiz midir?

Cevap;
Yatırlar yanındaki havuza para atmak, buranın hizmetine bakan türbedara yardım etmek, sadaka vermek demektir. Caizdir, makbuldür. Buraya getirilen mum ve süpürge de yatırın temizliği için kullanılır. Para ise, türbedar için sadaka sayılır. Yatırdaki velinin ruhu için adak yapılır. Böylece dileğinin gerçekleşmesinin kolaylaşacağına inanılır. Dileği gerçekleşince de bu adağını yerine getirir. Bu da caizdir. Mezardakilerin muma, paraya ihtiyacı yoktur. Bunlar fakirlere sadaka edilip sevabı bu mezardakine hediye edilince sevinir ve istifade eder. Mübarek bir zat ise, ruhu yardım eder.

Sual:
Okuduğumuz duaları 12 imamların, Şia imamlarının ruhuna hediye etsek uygun olur mu? Bir de yanılmıyorsam 12. imam Hazret-i Mehdi oluyor. Hazret-i Mehdi yaşıyor mu? Onun ruhuna dua hediye edilebilir

Cevap;
12 imam, Hazret-i Ali, Hasan ve Hüseyn ile Hüseyn’in soyundan gelen 9 âlimdir. Bunlar Ehl-i sünnet için de muhterem ve mübarektir. Bunların ruhuna dua etmek caiz, hatta çok iyi olur. Şia imamları için böyle söylenemez. Ehl-i bid’ata, ancak ıslahı için dua edilir. Şia imamlarından kasıt 12 imam ise, bunlar Şiî değil, Ehl-i sünnettir. Şia, kendisine mal etmektedir. 12. imam Muhammed Mehdi, Sünnî inancına göre vefat etmiştir. Kıyamete yakın Hazret-i Peygamber’in soyundan başka bir mehdi gelecektir. Şiîlere göre 12. imam ölmemiş, saklanmıştır. Kıyamete yakın bu imam, mehdi olarak gelecektir.

Sual:
İman etmeyen birinin ruhuna dua edilir mi?

Cevap;
İmanı olmadığı iyi bilinen bir kimsenin ruhu için dua edilmez. Ecdadımız, gayrımüslimler için “Toprağı bol olsun!” tabirini kullanırdı.

Sual:
Yedi uyurların ruhuna dua edeceğim. Ama sanırsam yedinci olan köpek diyorlar. Hayvanların ruhuna dua edilir mi?

Cevap;
Eshâb-ı Kehf’in (Yedi uyurların) ruhuna okuyunca, köpeğin ruhuna gitmez. Hayvanlara okunmaz.

Sual:
Üzerinde kul hakkı bulunan mü’minin duası kabul olmaz mı? Günümüzde üzerinde kul hakkı bulunmayan yok gibidir. Bu insanların duası kabul olmaz mı?

Cevap;
Duası kabul olmaz demek, dua ettiği için sevab alamaz demektir. Çünki farzı terketmiştir. Nâfile ve sünnetlerden sevab alabilmek için farzları tamamlamak gerekir. Yoksa gayrımüslimin bile duası yerine gelebilir. Üzerinde kul hakkı bulunmayan yok gibidir sözü çok iddialı bir sözdür. İmam Gazalî, bu sözün insanları helal ve harama dikkat etmekten alıkoymak için şeytan tarafından verilen bir vesvese olduğunu, aldanmamak gerektiğini söylüyor. Din, tatbiki bu kadar zor bir mesele değildir.

Sual:
Namazdan sonra uzun istiğfar duası yerine üç kere estağfirullah denebilir mi?

Cevap;
Denebilir. Estağfirullah demekle sünnet yerine gelir. Uzun istiğfar (Estağfirullah el-azîm ellezî lâ ilahe illâ hû el-hayyel-kayyume ve etûbü ileyh) söylemek evlâdır.

Sual:
Şifâ niyetiyle dua okuyup, sonra kendi üstüne üflemesi câiz midir?

Cevap;
Hazret-i Peygamber aleyhisselâm dua ettiği veya bir şey okuduğu zaman ellerine üfleyip yüzüne ve üzerine sürer veya üzerine ve etrafına üflerdi.

Sual:
Rüyada ihtilâmdan korunmak için okunacak bir dua, tesbih ya da âyet-i kerime var mıdır?

Cevap;
Erkeğin ihtilâmdan kurtulması için, yatarken ılık duş alması, ana rahmindeki cenin gibi büzülerek yatması, haftada bir veya iki kere istimnâ yapması tavsiye edilir. İhtilâm tabiî bir ihtiyaçtır. Vücuda teşekkül eden erkeklik cevherinin tabiî bir yolla dışarı atılması demektir. İhtilâm olmazsa, hastalık zuhur eder. Çok sık oluyorsa, evlenme imkânı yoksa, yukarıdaki tedbirler de işe yaramazsa, tedavi olmalıdır. Vesveseye de itibar etmemelidir.

Sual:
Namazdan sonra tesbihat yapılmadan dua edilebilir mi?

Cevap;
Edilebilir. Ancak tesbihatın sevabından mahrum kalınır.

Sual:
Yeni doğan çocuğa “Allah bağışlasın” deniyor. Çocuk günahsız değil midir?

Cevap;
Allah bağışlasın, Allah canını bağışlasın demektir. Allah günahını bağışlasın demek değildir.

Sual:
Horoz ötünce, melekler bu sesi duyar, göğe yükselirlermiş ve o anda yapılan duâ kabul olurmuş. Bu sözün aslı var mıdır?

Cevap;
Sahih-i Müslim’de geçen bir hadis-i şerifte “Horozun öttüğünü duyduğunuz zaman, Allahın fazlından isteyin. Çünkü o bir melek görmüştür. Ve Merkebin anırdığını duyduğunuz zaman, şeytanın (şerrinden) Allaha sığının. Çünkü o, şeytanı görmüştür” buyurulmaktadır.

Sual:
“Salâten tüncin┠duasını Peygamber efendimiz okumuş mudur?

Cevap;
Salâten tüncinâ sonradan tertip edilmiş bir salavattır.

Sual:
Cenaze namazında çocuk ve deli için üçüncü tekbirden sonra mağfiret duası okunur mu?

Cevap;
Çocuk ve deli için mağfiret duası okunmaz. Onun yerine bedel olan dua söylenir. O da fetevveffehû’dan sonra şöyledir: Allahümmec’alhu lenâ feratan vec’alhu lenâ ecran ve zuhran vec’alhu lenâ şefîan müşeffean. (Nimet-i İslam)

Sual:
Cenaze namazında üçüncü tekbirden sonra fatihayı besmelesiz dua niyeti ile okuyabiliyoruz. Sehven veya bilmeden besmele çekerek okunsa namaz sahih olur mu? Dua makamında âyet okumak namazı mekruh eder mi?

Cevap;
Cenaze duasını bilmeyen, dua niyetiyle fatihayı okuyabilir. Başında besmele çekmez zarar vermez. Zira besmele de ayet değil, bir cihetten duadır.

Sual:
Sofra duasından sonra gayrimüslimlere benzememek için birkaç lokma bir şeyler yemek lâzımdır deniyor, doğru mudur ?

Cevap;
Doyduktan sonra kırk (veya kırık) lokma yenir sözü, halk inanışıdır. Gayrımüslimler yemekten önce, Müslümanlar yemekten sonra dua eder.

Sual:
Erzeli ömür ne demektir? Yaşlılıkta bunamamak için ne yapmalıdır?

Cevap;
Ömrün en rezil hâli, yani ihtiyarlık meşakkati demektir. Hazret-i Peygamber ve onun yolundan gidenler, “ya rabbi, erzel-i ömürden sana sığınırım” duasını söylemişlerdir. Bunamamak için ilimle meşgul olmanın, çok Kuranı kerim okumanın faydalı olduğu bazı kitaplarda yazılıdır.

Sual:
Babam ve annem dinin emirlerine karşı lakayttır. Bunları zorlayabilir miyim? Bedduaları kabul olur mu?

Cevap;
Şartlar müsaitse bir defa ikaz eder. Değilse veya dinlemezlerse dua eder. Beddua haklı ise, gayrımüsliminki bile kabul olur.

Sual:
Arkadaşlar dua istediğinde ne demeliyiz? Mesela Allahü teâlâ iki cihan saadeti versin diye yüzüne karşı dua etmek riya olur mu?

Cevap;
Hemen yüzüne dua etmelidir. Sonraya bırakmamalıdır. Riya, kalbde olur.

Sual:
Fâsık bir kimse, âyât-ı hırz, muska taşısa faydası olur mu? Muska taşıyan kişinin yalnız kendine mi nazar değmez, yoksa arabasına, eşyasına da değmez mi?

Cevap;
Fâsık müslümandır, Allah dilerse ihlâsı nisbetinde ona da değmez. Muska dine uygun ise ve ihlâs ile taşınırsa, kendisine, ailesine ve eşyasına inşallah nazar değmez.

Sual:
Çocuk doğduğu zaman yapılabilecek sünnetler nelerdir? Çocuk doğar doğmaz iki üç gün içerisinde sünnet ettirmek câiz midir? En doğrusu nedir?

Cevap;
Sağ kulağına ezan, sol kulağına kaamet okunarak kıbleye karşı durulup ismi konur. Ağzına hurma gibi bir tatlı sulandırılıp sürülür. İyi bir evlat olması için şöyle dua edilir. “Allahümme’chalhu (kız ise hu yerine hâ) veleden salihan ve bârren takiyyen ve enbetehu (kız ise enbetehâ) fi’l-İslâmi nebâten”. İmkân varsa saçı traş edilip tartılarak ağırlığı kadar gümüş sadaka verilir. Sünnet yaşı hakkında bir hüküm bildirilmemiştir. Doğumdan bulûğa kadar câizdir.

Sual:
Kur'an-ı kerim okuyanın yanına melekler gelir mi? Günah işlenen yerden melekler uzaklaşır mı? Melekler bize dua eder mi? Âyetülkürsiyi okuyana koruyucu melek verilir mi?

Cevap;
Melekler Kur'an-ı kerim okumayı bilmediği için, okuyanların yanına toplaşıp ona salat ve istiğfar ederler. Rahmet melekleri günah işlenen yerden kaçar. İnsanın salih amelleri için birer melek yaratılır; kıyamete kadar o kişi için dua eder.

Sual:
Anne babam dindar değiller, evde huzurum yok, ne yapmalıyım? Aile içinde çok fazla huzursuzluklarımız var, annem ve babamın inancı çok zayıf. Sürekli içki içip kavga ediyorlar. Evde ibadet ortamım dahi yok. Çok çaresizim, ne yapmalıyım?

Cevap;
İnsan anne-babasından mesul değildir. Bir kere gerekire ikaz eder. Sonra dua eder. Bir an evvel ekmeğinizi kazanıp evden ayrılmaya bakın.

Sual:
Nimet-i İslâm kitabında, namazın sünnetlerinin 43. maddesinde, (Salevattan [salli bariklerden] sonra bir dua okumak sünnettir ) buyuruluyor. Bu ifadeye göre bir dua okumak sünnet; iki ve daha fazla okumak müstehap diye mi anlamamız lâzımdır? Bir dua okumak sünnet ise, bunu özürsüz terk etmek mekruh oluyor. Buradaki mekruh tahrimî mi, tenzihî mi oluyor?

Cevap;
Dua okumak müstehabdır. Her müstehab sünnettir. Duayı terk, mekruh değildir. Duanın kısa olması makbuldür. Mesela Rabbiğfir verham ve ente hayrürrâhimîn kâfidir.

Sual:
Son teşehüdde salli bariklerden sonra dua niyeti ile fatiha okunabilir mi?

Cevap;
Evet.

Sual:
Yatarken ev halkına “Allah rahatlık versin” mi, yoksa “İyi geceler” mi demeliyiz?

Cevap;
Her ikisi de iyidir. Güzel dualardır. Birincisi ayrıca zikr olur.

Sual:
"Lâ havle ve lâ kuvvete illa billah" cümlesinin mânâsı nedir? Mânâsını düşünmeden okursak fâidelerine kavuşamaz mıyız?

Cevap;
Hareket ve kuvvet ancak Allah’tandır demektir. Mânâsını veya fâidesini düşünmeden söyleyince, sadece zikr sevabı alınır.

Sual:
Tuvalete muska ile girilebilir mi? Kur’an-ı kerim âyeti olursa ne yapmak lâzımdır?

Cevap;
Cevşen veya muska hatta mushaf, cepte olursa veya sarılı olursa bununla helâya girmek câizdir. Helâda avret yeri açık değilken ve helâda necâset yok ise, mushaf veya her çeşit muska açık olarak da helâya girilebilir.

Sual:
Hazret-i Peygamber’in ismi anıldığı zaman salavat getirmek farz mıdır?

Cevap;
Salavat getirmek ömründe bir defa farz, her zikir edildikçe fetvâya göre müstehabdır. İmam Tahâvî’ye göre her zikredildiğinde vâcibdir. kur’an-ı kerimde “Şüphesiz Allah ve melekleri, Nebi aleyhisselâma salât ederler. Öyleyse ey iman edenler, siz de ona salât ve selâm ediniz”! (Ahzâb: 56) buyurulmuştur. Hadis-i şerifte de “İsmim anıldığı zaman bana salavat getirmemek cefâdandır” deniyor. Allahümme salli alâ Muhammed veya sallallahü aleyhi ve selem ya da aleyhisselâm demek kifayet eder.
Tüccar bir elbiseyi açar da, onun güzelliğini müşteriye bildirmek için tesbih eder yahud salavat getirirse mekruh olur. Bunu bekçinin yapması dahi mekruhtur. Bundan dolayıdır ki büyüklerden biri bir meclise geldiği vakit onun geldiğini bildirmek ve kendisine yer verilmesini veya ayağa kalkılmasını te'min için tesbih etmek yahud salavat getirmek memnudur. Bunu yapan günahkâr olur. (İbni Abidin)
Salavat getirmek namazın son oturuşunda sünnet olduğu gibi, sünnet-i gayri müekkedelerin ilk oturuşunda dahi sünnettir. Cenâze namazında da öyledir. (İbni Abidin)
Mâni bulunmamak şartıyla her zaman salavat getirmek müstehabdır. Ulema müstehab olduğu bazı yerleri söylemişlerdir. Bunlar Cuma günü ile Cuma gecesi, Cumartesi Pazar ve Perşembe günleridir. Bu üç gün hakkında hadis-i şerif vardır. Sabah ve akşam, mescide girerken ve çıkarken, Hazret-i Peygamber’in kabrini ziyaret ederken, Safa ile Merve'de, [imam için] Cuma ve sair hutbelerde, müezzine icabet ettikten hemen sonra, ikamet edilirken, duanın başında, ortasında ve sonunda, kunut duasından sonra, telbiyeyi bitirdikten sonra, bir yere toplanırken ve dağılırken, abdest alırken, kulak çınlarken, bir şey unutulduğu vakit, vaaz ve ilim neşir ederken, hadis-i şerif okumağa başlarken ve bitirirken, sual ve fetvâ yazarken salevât getirmek müstehab olduğu gibi, her musannifin [kitap yazarının], her hoca ve talebenin, hatibin, kız isteyenin, evlenenin, evlendirenin salavat getirmesi dahi müstehabdır. Mühim işlerin başında, zikir zamanında, Hazret-i Peygamber’in ismini işittiği zaman yahud ismi yazıldığı zaman salavat getirmek müstehabdır. (İbni Abidin)
Yedi yerde Hazret-i Peygamber’e salavat getirmek mekruh olur. Bunlar, cimâ, def-i hacet, malını satmak için, hata yaptığında, şaştığında, hayvan keserken ve aksırdıktan sonradır. Kur'an-ı kerim okurken veya hutbede Hazret-i Peygamber’in ismini işitince de salavat getirilmez. Çünki bunlarda susarak dinlemek vâcibdir. Okumayı bitirdikten sonra salavat getirirse iyidir. (İbni Abidin)
Bir mecliste Hazret-i Peygamber’in ismi söylenirse, söyleyenin veya dinleyenlerden birinin salavat getirmesi kâfidir. Hepsinin getirmesi iyidir. (İbni Abidin)
Hazret-i Peygamber’in ismini kalbinden geçirdiği zaman salavat getirmek iyidir. (Şir’atü’l-İslâm)
Netice itibariyle salavat söylemek ömründe bir defa farz, her ismi zikir edildikçe müstehab; tüccarın malını açarken yaptığı gibi olursa tahrimen mekruh, namazda sünnet, mümkün olan her vakitte müstehab, son teşehhüdünden [ve kunutun sonundan] başka namazın her yerinde mekruhtur.
Hazret-i Muhammed’den başka peygamberler için salavat getirmek ihtilaflı ise de, muhtar olan bunlara da salevât getirmenin hükmü, Hazret-i Muhammed’e getirmenin hükmü gibidir. Büyük meleklere de salavat getirmek meşrudur. (Şir’atü’l-İslâm)

Sual:
Camilerde ezan sonrası müezzin sesli olarak ezan duası ettiriyor, katılmak uygun olur mu, gerekir mi?

Cevap;
Câmiye cemaatle namaz kılmak üzere gelen kimse, okunan ezana icabet etmiş demektir. Bunun ezana sözlü icabeti ve sonunda da ezan duası okuması gerekmez. Okursa iyi olur. Başkası yüksek sesle okuyorsa, tekrar eder veya yalnızca amin der.

Sual:
Namazdan sonra dua ederken önce elleri yüze sürüp sonra Fatiha okumak mı uygun olur, yoksa duadan sonra eller açık bir şekilde Fatiha okuyup en son mu elleri yüze sürmek uygun olur, ilkinin bir mahzuru var mıdır?

Cevap;
Her ikisi de olur. Elleri yüze sürmek duanın edebindendir. Fatiha da duadır. Hazret-i Peygamber dua ettikten sonra ellerini yüzüne sürdüğüne göre, duanın sonunda bir kere sürmek iyidir.

Sual:
Tecdid-i iman duası yaptıktan sonra, abdesti bozulmuş olur mu?

Cevap;
Küfre düşenin abdesti bozulmaz ise de imana gelince tekrar alması iyi olur. Tecdid-i iman, âdet olarak (ihtiyaten) yapılıyorsa, buna da gerek yoktur.

Sual:
Hanefi mezhebinde teheccüd, istihare, işrak, evvabin, v.b sünnet ve nafile namazlarda celsede allahümmağfirli demek ve secde de hadis-i şeriflerde geçen mesnun olan duaları ve istiğfar dualarını okumanın bir mahzuru var mı?

Cevap;
Hanefî mezhebinde her namazda celsede Allahümmağfirlî demek câizdir. Hatta İbni Abidin böyle yaparak Hanbelî mezhebinin hilafından da çıkılmış olur diyor. Secdede dua ise yalnız nâfile namazlara mahsustur.

Sual:
Her gün okunması çok fâideli duaları ve adedleri bildirir misiniz?

Cevap;
Bunlar kıymetli kitaplarda yazmaktadır. Mihrabiyeleri, yani sabah ve akşamdan sonra huvallahülleziyi, yatsıdan sonra âmenerresûlüyü okumalıdır. Her namazdan sonra 11 ihlâs, muavvizeteyn, 67 istiğfar ve 10 subhanallahi ve bihamdihi subhanallahilazim okumalıdır. Bismillahillezi lâ yedurru ma’asmihi şey’ün filardi ve lâ fissemâi ve hüvessemîülalîm, sabah akşam üç defa okumalıdır. Her çeşit belâya karşı faidelidir. Salâten tüncina ve salât-ı tefriciyeyi sabah akşam okumak faydalıdır. Allahümme innî euzü bike min en üşrike bike şey’en ve ene a’lemü ve estağfirüke limâ lâ a’lemü inneke ente allâmülguyûb sabah-akşam bir defa okumalıdır. Küfr-i hükmîye karşı faidelidir. Allahümme bârik lî filmevt ve fî mâ ba’delmevt günde 25 defa okumak, ölümü hatırlattığı için şehiden ölmeye sebeptir. Lâ ilahe illâ ente sübhâneke innî küntü minezzâlimîn (Yunus aleyhisselâmın duası) günde kırk defa okumalıdır. İsm-i azam (Allahü teâlânın duanın kabulünü kolaylaştıran ismi) diyenler vardır. Lâ ilahe illallahü vahdehu lâ şerîke leh lehü’l-mülük ve lehülhamdü ve hüve alâ külli şeyin kadîr, sabah ve imkân varsa akşamdan sonra 10 defa okumalıdır. Kelime-i tevhidden başka, subhanallahi ve bihamdihi subhanallahilazim; subhanallahi velhamdülillahi velâ ilâhe illallahü vallahü ekber; estağfirullah elazim; lâ havle velâ kuvvete illâ billahilaliyyilazîm; allahümme salli alâ muhammedin ve alâ âlihi ve sahbili ve sellim gibi virdleri fırsat buldukça yapmalıdır. Bunlar hadîs-i şeriflerle sabit olduğu gibi, sülehâ-yı ümmet de devam etmiştir.

Sual:
Karı koca arasının iyi olması için bir hocaya muska yazdırmak uygun mudur?

Cevap;
Mübah işler için Kur’an-ı kerim ayetleri veya dualar bulunan muska yazdırmak câizdir. Hazret-i Peygamber, “Efsunda şirk olmadığı müddetçe câizdir” buyurmuştur. Câiz olmayan, Kur’an âyetleri veya duadan başka şeyler yazılı bulunan muskadır. Yabancı bir kadının bir erkeği sevmesi, birinin malını almak gibi sebeplerle muska yazdırmak hiç câiz olmaz. Her ne sebeple olursa olsun büyü yapmak ve yaptırmak câiz değildir. Yapılmış büyü, meşru vâsıtalarla, dua ve muska ile çözülebilir. Sahâbîler, bildikleri rukyeleri (muskaları) Hazret-i Peygamber'e arzeder; O da bazı yerlerini çıkardıktan sonra okumalarına müsaade ederdi.

Sual:
Hastaya okuyana veya muska yazana para verilir mi?

Cevap;
Efsunlamak, yani hastaya iyileşmesi için Kur’an okumak veya Kur’an âyetlerinden muska yazmak ibâdet değil tedavidir. Bu sebeple ücret istenebilir ve verilebilir. Ebu Sa'id radıyallahu anh anlatıyor: "Biz, bir seriyyede (Resûlullah aleyhisselâmın gönderdiği askerî bir seferde) idik. Bir yerde konakladık. Yanımıza bir cariye gelip: "Kabile reisimizi bir zehirli haşere soktu. Onunla meşgul olacak erkekler de şu anda yoklar. Sizde rukye yapan (hastaya okuyan) biri var mı?" dedi. Bunun üzerine bizden bu hususta mahâretini bilmediğimiz biri kalkıp onunla gitti ve adama okuyuverdi. Adam iyileşti. Kendisine otuz koyun verdiler. Bize sütünden içirdi. Ona: "Yahu sen rukye bilir miydin?" dedik. "Hayır, ben sadece Fâtiha okuyarak rukye yaptım" dedi. Biz kendisine "Resûlullah aleyhisselâma sormadan (bu verdiklerine) dokunma!" dedik. Medine'ye gelince, vaziyeti arzettik. Resûlullah aleyhisselâm "Fâtiha'nın rukye olduğunu (tedavi maksadıyla okunacağını) sana kim söyledi?” dedikten sonra, “Verdikleri koyunları paylaşın, bana da bir hisse ayırın!" buyurdular." (Buhari; Müslim; Ebu Davud; Tirmizi)

Sual:
Bir hadis-i şerifte “Fâtiha suresi zehire şifadır” buyuruldu. Burada ki zehirden murad nedir?

Cevap;
Bu gibi hallerde zâhirî mana verilir. Nitekim zehirli haşere tarafından ısırılan kimse üzerine Fâtiha suresinin okunacağı veya bir kâğıda sarılıp üzerine asılacağı İbni Abidin’de geçmektedir. Hadis-i şeriflerde, zehirlenen kimseye Fatiha suresinin okunması tavsiye buyurulmaktadır. Hazret-i Peygamber, hastalıklarda maddî ve manevî tedavilere müracaat ederdi. Hem ilaç ve benzeri maddî devaların kullanılmasını; hem de hastaya Kur'an-ı kerim okunup dua edilmesini tavsiye buyururdu.

Sual:
Cuma hutbesi sırasında hatib yüksek sesle ve Türkçe dua etmektedir. Bu duaya iştirak etmek lâzım mıdır?

Cevap;
Cuma hutbesinde hatibin sessiz veya yüksek sesle Arapça dua etmesi câiz, hatta mendubdur. Ancak hutbeyi başka dil ile okumak câiz olmadığı gibi; hatib duaya başlarsa, cemaatın el kaldırmaları ve âşikare dil ile âmin demeleri câiz olmaz. Bunu yaparlarsa günahkâr olurlar. Bazıları günahkâr değil, isâet etmiş olacaklarını söylemişlerdir. Sahih olan kavil birincisidir. Fetvâ da ona göredir. Kezâ Peygamber aleyhisselâmın ismi zikredilince cemaatın aşikâre olarak salavât getirmeleri câiz değildir. Bunu kalbleri ile yaparlar. Fetvâ buna göredir. Hutbeyi sessizce dinlemek farzdır. Konuşana sus demek bile câiz değildir. (İbni Abidin). Hutbe ibâdettir, ilim öğrenme vasıtası değildir. Müslüman için haftada bir gün hutbedeki iki kelime ile ilim öğrenilemez. Hutbede söylenecek sözler bellidir: Hamdele, salvele, tesbih, dua, âyet-i kerime ve nasihat. Cuma'ya devam eden müslümanlar, hutbede neler söylendiğini üç aşağı beş yukarı zaten bilir. Selçuklu ve Osmanlı Türklerinin lisanı Türkçe olduğu halde, Cuma hutbeleri asırlarca dine uygun olarak Arapça okunur; hutbenin mânâsını cemaate anlatmak üzere Cuma’dan önce vaazlar konulmuştu. Üstelik hadis-i şerifte "Hutbeyi kısa, namazı uzun tutunuz" buyurumaktadır. Şimdi bunun tam hilâfı yapılmaktadır. Cuma hutbelerinin Türkçe okunması, 1927 yılında Tek Parti iktidarının müftüsü tarafından imamlara emredilmiştir. İmamlar, hutbenin sıhhatini muhafaza için yarısını eskiden olduğu gibi Arapça, yarısını hükümetin istediği gibi Türkçe okuyarak ortalama bir formül bulmuşlardır. Hutbede Türkçe dua okunması, cemaatin yüksek sesle âmin demesi ve hutbenin sonundaki “İnnallahe…” âyet-i kerîmesinin meâlini verilmesi âdeti, iki önceki diyanet işleri reisinin emriyle ortaya çıkmış garib tatbikatlardandır.

Sual:
Hazret-i Ali için kullanılan "kerramallahu vecheh" ifadesi ne mânâya gelmektedir?

Cevap;
Allah yüzünü şereflendirsin demektir. Hiç puta tapınmadığı, müslüman olarak büluğa erdiği yahud hiç avret yerine bakmadığı veya harama bakmadığı için bu isim verilmiştir deniyor. (Mir’at-ı Kainat)

Sual:
Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelî'de Kadir gecesi Ramazan-ı şerifte, Hanefî'de ise bütün senededir diye okudum. Bu ne demektir?

Cevap;
İmam Ebu Hanife’ye göre kadir gecesi yıl içinde herhangi bir gecedir. Bu gece gezer. Zira kadr, gecenin rütbesidir, kıymetidir, şerefidir. Kendisi değildir. Bu sene Ramazan ayında, seneye Muharrem ayında olabilir.

Sual:
Zikr ve râbıtanın fâsıklara zarar verdiğini işittim. Dille yapılan zikr de böyle midir?

Cevap;
Önce itikadı ve ameli düzeltmek, sonra tasavvuf terbiyesine girişmek lazımdır. Aksi takdirde hâsıl olan bazı haller kişiyi felâkete sürükler. Burada kasdedilen tasavvufî zikr ve râbıtadır. Böyle olmayan zikrler, meselâ âyet-i kerime ve hadis-i şeriflerde bildirilen zikrleri söylemek; Allah dostlarını ziyaret ederek, hayatlarını öğrenerek, kitaplarını okuyarak ve onları düşünerek yapılan râbıta câiz ve faydalıdır.

Sual:
Kur’an-ı kerim okunduktan sonra, bütün Müslümanlar denince, hepsine aynı sevab gittiğine göre, falanca zata, filanca evliyaya diye isim zikretmenin faydası nedir?

Cevap;
İsim söylenince bu felancanın size hediyesidir diye hususi bildirilir. Ölü ayrıca sevinir. Söylenmezse umumi olarak dağıtılır. Kimden geldiği söylenmez.

Sual:
Âyetelkürsi, kısa sureler veya temcid, tehlil gibi zikirleri, dudakları kıpırdatmadan kalb ile söylemek câiz midir?

Cevap;
Kur’an-ı kerim, dua ve tesbihler kendi işiteceği sesle, dudak kıpırdatarak, kendi işiteceği kadar sesle söylenir. Bazı tarikat zikirleri kalble söylenir.

Sual:
Açıkça işlenen günahın tövbesi de açıkça yapılmazsa, bu tövbe sahih olmaz mı?

Cevap;
Tövbe sahih olur. Ama başkaları bu günahı gıybet ederse günaha girmezler.

Sual:
Ehl-i sünnet itikadında bulunmayan kimselerin tevbesinin kabul olmayacağına dair bir yazı okudum. Tevbenin kabul olması itikat ile alakalı bir mevzu mudur?

Cevap;
Ehl-i bid’at olan kimse, kendisini doğru yolda bilir. İtikadının bozuk olduğunun farkında olmadığı için buna tevbe etmek de aklına gelmez. Kasdedilen budur. Yoksa mürted bile olsa şartlarına uygun yapılan tövbe kabul olur. (Berika)

Sual:
“Medet Ya Gavs” veya "Meded Ya Geylanî" gibi ibareleri kullanmak şirk midir?

Cevap;
Hakikî istigâse olunacak, yalnız Allahü teâlâdır. Bunu bilmeyen hiçbir müslüman yoktur. Fakat başkasından da istigâse olunacağını, mecâz olarak söylemek câizdir. Çünki Kasas sûresinin 15. âyetinde meâlen, "Onun kavminden olan, düşmanına karşı, ondan istigâse eyledi" buyuruldu. Hadîs-i şerîflerde de, "Mahşer yerinde, Âdem aleyhisselâmdan istigâse edeceklerdir" ve "Yardım isteyen kimse, Ey Allahın kulları bize yardım ediniz desin!" buyuruldu. İkinci hadîs-i şerîf, yanında olmıyan kimseye seslenerek, ondan yardım istemeği emr etmektedir. Ayrıca, Şeyhülislam Ahmed ibn Kemal Paşa'nın Şerh-i Hadîs-i Erbaîn kitabında geçen hadis-i şerifte "İşlerinizde şaşırdığınız zaman, kabirdekilerden yardım isteyiniz!" buyurulmaktadır.

Zuhruf sûresinin 87. âyet-i kerimesinde beyan buyurulduğu üzere Mekke müşrikleri de Allah’ın varlığına iman ediyorlardı. Ancak putlarda ulûhiyet olduğuna inanıyor; onların şefaati, arabuluculuğu sayesinde Allah’ın kudretinin tecelli edebileceğine inanıyorlardı. Bu, şirktir. Zira Allah böyle emretmemiştir. Hatta teslise inanan Hıristiyanlar bile müşriklerden farklı mütalaa edilmiş ve ehl-i kitab olarak vasıflandırılmıştır. Hıristiyanlar, Hazret-i İsa, Hazret-i Meryem veya azizlere yalvarırlar. Ancak onlar, yaratıcı ve hakiki kudret sahibi olan Allah’tan isterler; bu aziz zâtları vesile yaparlar. Bu sebeple müşrik değildirler. Mekke müşriklerinin putları Allah’a götüren vesile olarak görmeleri, tevessül ve istigâse ile aynı şey değildir. Kıyas-ı maalfârık bâtıldır. Vehhabîler mecaz sanatından habersiz kimselerdir. İhlâs ile “Meded yâ Gavs” dendiğinde, Allahü teâlâ bu sözü Gavsiyet makamındaki zâta işittirir; o da dua eder. Allahü teâlânın kimsenin dua etmesine ihtiyacı yoktur. Dilerse, dua etmeden de verebilir ve dardaki kuluna yardım edebilir. Ama onun işleri böyle sebepler dairesinde cereyan etmektedir. İstigâse ve tevessül; dinin izin verdiği meşru sebeplerdendir. Her hangi bir kimsenin; Allahü teâlânın yardımına ihtiyacı olmaksızın gaybı bildiğine ve insanların yardımına koştuğuna inanmak küfrdür. Ama hiçbir Müslüman böyle inanmaz.

Sual:
İman duası var mıdır?

Cevap;
İmanını kaybeden kimse, pişman olup tevbe ederse tekrar mümin sayılır. Küfr-i cehlî ile, yani bilmeden imanını kaybetmek tehlikesine karşı hadis-i şerifte bildirilen şu duayı okumalıdır: Allahümme innî eûzü bike min en üşrike bike şey'en ve ene a'lemu ve estağfirüke limâ lâ a’lemu inneke ente allâmü’l-guyûb. Küfr-i inadî ile, yani bilerek imanını kaybeden ise tevbeyi kasdetmelidir. Her müslümanın imanını kaybetmeden Müslüman olarak ölmek için dua etmesi lâzımdır. Bunun için Kur’an-ı kerimde Yusuf aleyhisselâmdan bildirilen “Teveffenî müslimen ve elhıknî bi’s-sâlihîn” (ya rabbî, Müslüman olarak canımı al ve beni sâlihler zümresine kat!) duası söylenebilir.

Sual:
Rahmetullahi aleyh, rahmetullahi aleyhim ecmain, kuddise sirruhu, radıyallahü anh gibi kelimeler kim için kullanılır ve mânâsı nedir?

Cevap;
Rahmetullahi aleyh, Allah ona rahmet etsin demektir. Âlimler ve salihler için söylenir. Aleyh bir erkeğe, aleyhimâ iki erkeğe veya iki kadına, aleyhim erkeklere, aleyhinne kadınlara denir. Ecme’în, hepsine, toptan demektir. Kuddise sirruhu, Allah onun sırrını takdis etsin, mukaddes kılsın demektir. Sırruhu bir erkeğe, sırruhâ bir kadına, sırruhümâ iki erkeğe veya kadına, sırrıhüm çok erkeğe ve sirruhünne çok kadına denir. Tasavvuf büyükleri için söylenir. Radıyallahü anhü, Allah ondan razı olsun demektir. Sahabîler için kullanılır. Anhâ bir kadına, anhümâ iki erkek veya iki kadına, anhüm çok erkeğe ve anhünne çok kadına denir.

Sual:
Bir namaz kitabında “Allahü teâlâ ve melekler ve her canlı, insanlara iyilik öğreten müslümanlara salât ederler” hadis-i şerifinde geçen salât kelimesine dua mânâsı verilmiş. Allahü teâlâ dua etmeyeceğine göre, bu ifadeyi nasıl değerlendirmek lâzımdır?

Cevap;
Âyet-i kerime ve hadîs-i şeriflerde geçen salât kelimesine umumiyetle Allah’dan rahmet, meleklerden istiğfar, müminlerden dua mânâsı verilir. Fakat buradaki ifade, Allah, meleklere dua etmelerini emreder şeklinde de alınabilir. Nitekim Kurtubî’de Ahzâb sûresinin 56. Âyet-i kerimesinin tefsirinde böyle izah buyurulmuştur.

Sual:
Tevessül ve istigâse hususunda Aliyyü’l- Kari Şerhu’l-Fıkhı’l-ekber’de ve İbni Ebi’l-İzz Tahavi Şerhi’nde Ebu Hanife’nin şöyle dediğini yazıyor: Dua eden bir kimsenin, filanin hakkı için veya nebilerin ve rasullerin hakkı için veya Beytülharam ve Meş’ari’l-Haram hakkı için senden istiyorum demesi mekruhtur. Ne dersiniz?

Cevap;
Tevessülün caiz olması nass ile sabittir. Ehl-i Sünnet bunda ittifak etmiştir. Sahih-i Buhari'de geçtiği üzere Hazret-i Ömer kuraklık zamanında Hazret-i Abbas'ı vesile ederek dua ederdi. İnkâr edenler yalnızca Vehhabîlerdir ve bu sebeple Ehl-i sünnetin dışına çıkmışlardır. Fıkh-ı Ekber'de tevessül ve istigâsenin haramlığı şöyle dursun, cevazına dair uzun bahis vardır.

Aliyyü'l-Kari'nin Fıkhu'l-Ekber şerhinin "Peygamberlerin Şefaati" bahsinde şöyle diyor: "Peygamberlerin ve meleklerin şefaati hak olduğu gibi, velilerin, âlimlerin, şehidlerin, fakirlerin ve belâlara karşı sabreden müminlerin ölmüş küçük çocuklarının şefaatları da haktır." Nass ile sabit olan şefaat, ahıret işlerinden olduğundan tevessülden daha mühimdir. Tevessül ile dünya işlerine tealluk eden meselelerde peygamber, veli veya sair salih kulları dünya işlerinde "şefaatçi tutmak" elbette caiz olur.

Hadîka'da dil âfetlerinde der ki, and vererek, meselâ "Allah aşkına" diyerek bir kimseden dünyalık şey istemek câiz değildir. Hadîs-i şerîfte, bunların mel’un oldukları bildirildi. Dürer'de ve İbni Âbidîn'de diyor ki, bir müslüman, "Allah hakkı için şunu yap" derse, bunu yapmak lâzım olmaz, yani yapmamak günâh olmaz ise de, tâat, hatta mübah olan şeyleri yapmak iyi olur. Peygamber hakkı için yahud ölü veya diri bir Velî hakkı için dua etmek haramdır. Çünki, kimsenin Allahü teâlâ üzerinde hakkı yoktur. Âlimlerin bir kısmı böyle ictihad etti ise de, böyle dua etmek, "Yâ Rabbî, onlara vermiş olduğun hak için" niyeti ile câiz olur. Çünki, Rûm sûresinin kırkyedinci âyetinin meâl-i şerîfi şöyledir: "Üzerimize hak oldu ki, mü’minlere yardım ederiz". En’âm sûresinin onikinci âyetinin meâl-i şerîfi, "Allahü teâlâ kullarına merhamet etmeği kendisine lâzım kıldı" şeklindedir. Merhamet ve ihsan ederek, sevdiklerine haklar verdiğini göstermektedir.

"Filanın hakkı için veya nebilerin ve resullerin hakkı için veya beytu'l-haram ve meşari'l-haram hakkı için Sen'den istiyorum demesi mekruhtur" ifadesi, Fıkhu'l-Ekber ve Akidetü't-Tahâvî metinlerinde geçmemektedir. Burada mekruhluk tevessülde değil, tevessül ederken kullanılan ifadededir. Şarihler, "hakkı için" ifadesinden Allahü tealanın vesileye borcu olduğunun anlaşılabileceğini düşünmüşlerdir. Bu sebepten dolayı, şarihler bu ifadeyi edebe muhalif görerek, mekruh kabul etmişlerdir. Ancak, bu mana kastedilmeden duada "hakkı için" gibi kelimelerin kullanılmasının caiz olacağı hadis-i şeriflerde geçen Adem aleyhisselam ve Resulullah aleyhisselam'ın dualarından anlaşılmaktadır.

Abdülhakîm Arvasî der ki: (Bi-hakk-ı Muhammed) “sallallahü aleyhi ve sellem” demek, bi-hurmet-i Muhammed demektir. Mevkûfât sâhibi zan etmiş ki, hak kelimesi, bir hakk-ı şer'î veya hakk-ı aklîdir. Öyle murâd olunur ise, öyle olur. Minelkadîm bu dua böyle okuna gelmiştir. Evet, Allahü teâlâya hiçbir suretle, hiçbirşey, ne şer'an ve ne de aklen vâcib değildir. Burada hakdan murâd, bu murâd değildir.

Sual:
Abdest dualarını hamamda okumak mekruh olduğu için, hamama duşakabin konsa, lavaboda alınan abdest için dua okumak caiz olur mu?

Cevap;
Bugünki hamamlarda, hatta helâlarda pis su birikmeyip gittiği için ortada necaset yoktur. Ortada necâset yok ise, abdest dualarını ve her duayı okumak caiz olur.

Sual:
Ahret kardeşi, ahret annesi, tarikat kardeşi nasıl oluyor?

Cevap;
İki kişi anlaşıp birbirlerini âhiret kardeşi yapıyor. Her namazda birbirlerine dua ediyorlar. Kardeşin kardeş üzerindeki haklarını yerine getirmeye çalışıyorlar. Ta ki ahirette birbirlerine faydaları olsun. Halk âdetidir; dinî bir şey değildir.

Sual:
Gusl abdesti alırken hangi dualar okunur?

Cevap;
Avret mahalli kapalı olsa bile, gusl abdesti için herhangi bir dua bildirilmedi.

Sual:
Evliyanın himmeti ne demektir?

Cevap;
Himmet, gayretini arttırmak mânâsına gelir. Evliyanın himmeti, bir işin tahakkuk etmesi veya etmemesi için teveccühünü teksif etmesi demektir. Himmetü’r-ricâl takla’ul-cibâl (Büyüklerin himmeti, dağları yerinden oynatır), hadis-i şeriftir.

Sual:
“Meded ya Seyyid Abdülkâdir Geylânî” sözü için, bazıları “Bu zat nasıl yardım eder?” diyor. Bazıları ise bunu şirk olarak görüyor.

Cevap;
Allahü teâlâ, ismi muhabbetle anılan hayatta veya vefat etmiş olan mübarek zâtın ruhaniyetine haber gönderir. O da dua eder. Allah da kabul eder. Veya o zâtın ruhunu cisim hâline getirip bedenen yardım ettirir.

Sual:
Tesbihle yalnızca zikr çekilir. "Kalbler yalnız Allahı zikredince mutmain olur" âyet-i kerimesi gereği salavat-ı şerife tesbihle çekilmesi mahzurlu mudur?

Cevap;
Salavat hem duadır, hem zikrdir. Elle de, tesbih ile de çekilir. Zikri elle veya aletle saymak takriri sünnet ile meşru olmuştur.

Sual:
Zikirmatik tabiri uygun mudur?

Cevap;
Tesbih, sübhanallah ile aynı kökten gelir. Zikirmatik argo bir kelimedir. Ama yine de kullanılmasına uygun değil denemez.

Sual:
Allah veya peygamber lafzı yazıldığı zaman cc veya sav yazmak hürmet için kâfi midir?

Cevap;
Allahü teâlâ ve Resulullah aleyhisselâm yazılır. Bu kelimeler uzun değildir. Arabî ve Fârisî kitaplarda bu hürmet ifadeleri açık yazılmaktadır. Bunun yerine cc veya sav yazmak kifâyet etmez.

Sual:
Farz namazlarda Tebbet suresi okunmaz; sünnet namazlarda okunur sözü doğru mudur?

Cevap;
Asr-ı saadette, Ebu Leheb’in kızı Dürre’yi gören bazıları yüzüne karşı Tebbet suresini okudular. Halbuki Dürre Müslüman olmuştu. İncinerek Hazret-i Peygamber’e geldi. Hazret-i Peygamber de “Dürre bendendir, ben ondanım. Onu inciten, beni incitmiş olur” buyurdu. Bunun üzerine eshab-ı kiram bir müddet Tebbet suresini okumaya çekindiler. İşin aslı budur. Tebbet suresi bugün her namazda okunabilir. Düşmana karşı okuyup üflemek de faydalıdır.

Sual:
Hatim duası yapılırken, okunan hatimler, hatm-i tehliller, cüzler, sureler, tesbihler, zikirleri ve bağışlanacak kişilerin isimlerini tek tek saymak gerekir mi?

Cevap;
Hayır, okunmuş bulunan bilcümle Kur’an-ı kerim âyetleri, virdler ve zikirler, yapılan bütün hayır ve hasenatlar deyince, ki hepsi Allah’ a malumdur, bağışlanmış olur. Bağışlanacak kişilerin isimlerini saymadan bütün ölmüşlerimize deyince, hepsine gider. Okunurken kime niyet edilmişse, onlara da gider. İsim söylenince, bir meleğin bu sevapları ismi söylenenlere haber verdiği ve buna ayrıca sevindikleri rivayet olunduğu için, mümkün mertebe tek tek isim sayarak bağışlamak evlâdır.

Sual:
Resûlullah aleyhisselâmın günde 70 ve 100 defa istiğfar etmesinin sebebi nedir? 

Cevap;
Peygamberler masumdur. Günah işlemezler. İstiğfar ve tevbe etmeleri de icab etmez. Şu kadar ki, istiğfar zikrdir; peygamberler de insanlık itibariyle manevi derecelerinin yükselmesi için istiğfar ederler. Resulullah aleyhisselâm, “Kalbimde envâr-ı ilâhiyyenin gelmesine engel olan perde hâsıl oluyor. Bunun için her gün, yetmiş kere istigfâr ediyorum” buyurdu. Mektubat-ı Rabbânî’de böyle geçiyor. Veya ümmetin günahları için istiğfar eder. Nitekim Taberânî’nin bildirdiği hadîs-i şerifte buyruldu ki: “Kimseden bir şey isteme, sana Cennet var. Kızma, gene Cenneti hak edersin. Güneş batmadan günde yetmiş kere istiğfar et. Allah senin yetmiş senelik günâhını affeder. Dedi ki, "Benim yetmiş senelik günâhım yok. Buyurdu ki, baban için! Dedi ki, babamın da yetmiş senelik günâhı yoksa? Buyurdu ki, ev halkın için. Dedi ki, ev halkımın da yoksa? Buyurdu ki, komşuların için”. Bu da gösteriyor ki, bir kişinin istiğfar etmesi, yalnız kendisine değil, başkalarına da fayda temin etmektedir.

Sual:
Namazın son oturuşunda Allahümmeğfir ümmete Muhammedin (Allah’ım, ümmet-i Muhammed’i mağfiret eyle!) diye dua etmek caiz midir?

Cevap;
Namazda son oturuşta Arabî olmak şartıyla, dua okumak câizdir. Arabça olsa bile, âyet-i kerime ve hadîs-i şerîflerde zikredilen duaları okumak daha efdaldir. Ancak “Allahım, bana mal ver!”, “Şu evi satın almamı nasib et!”, “İmtihanda muvaffak olayım”, “Şu kızla evleneyim!” gibi dünyalık duaları, Arabca da olsa namazda okumak caiz değildir.

Sual:
Mektubat-ı Masumiyye’de “Derdlerin, belâların gitmesi için, kalb ile istigfâr okumak çok fâidelidir.” diyor. Derd ve belâların üzerimizden gitmesi niyeti ile okuduğumuz istiğfarı, kalben, yani kendimiz işitmeksizin mi okuyacağız?

Cevap;
Kalben bilerek istiğfar etmek demektir. Zira kalben istiğfar ettiğini düşünmeden dil ile istiğfar edilirse, istiğfar edilmiş olmaz; yalnızca zikr sayılır.

Sual:
Birine rabbenâ dualarını okurken besmele çekmeyen birine, “bunlar âyet değil, duadır” diyen bir kimsenin bu sözü küfre sebep olur mu?

Cevap;
Âyet-i kerime kıraat ederken besmele değil, eûzü çekilir. Eûzüden sonra besmele de söylenebilir. Dua, vaaz, fetva, talim niyetiyle âyet okurken eûzü gerekmez. Rabbena âtinâ duası, zaten tam âyet değildir; âyet-i kerimenin bir cüzüdür. Rabbenağfirlî duası, tam bir âyettir. Böyle söyleyen kimsenin kastı “Bunlar hem âyettir, hem duadır; biz dua niyetiyle okuyoruz” olsa gerektir.

Sual:
Yemekten sonra birinin elini açıp dua etmesi ve diğerlerinin âmin demesi câiz midir?

Cevap;
Yemekten sonra birinin elini açıp dua etmesi ve diğerlerinin âmin demesi hakkında ne bir hadîs ve ne de selef-i sâlihînden bir haber işitilmiştir. Fakat beis olmaması umulur. (Berika, Âfâtü’l-Batn)

Sual:
Vesveseden kurtulmak için tıbbî tedaviden başka ulemanın bildirdiği tedavi usulleri var mıdır?

Cevap;
Ya Allahür-rakîbül-hafîzür-rahîm, ya Allahül-hayyül-halîmül-azîzür-ra’ûfül-kerîm, ya Allahül-hayyül-kayyumül-kâimü alâ külli nefsin bimâ kesebet, hul beynî ve beyne adüvvî. Bu dua, her gün sabah akşam üçer defa okunursa, biiznillah vesveseyi def eder. Ayrıca kelime-i temcide (Lâ havle velâ kuvvete illâ billah) devam etmelidir. Bunu günde mümkünse 500 defa söylemek iyidir. Başında ve sonunda 100’er salavat söylenir.

Sual:
Dil ile söylemeden sadece kalb ile yapılan tevbe ile günah afv olur mu?

Cevap;
Evet. Kalb ile pişmanlık esastır.

Sual:
Peygamber efendimizin adı geçtiğinde salavat getirirken, bazıları elini kalbine koyup yüzüne götürüyor. Bu doğru mudur?

Cevap;
Âdettir, câizdir. Câhiller salavat getirmenin şartlarından zannedebileceği için yapmamak iyidir.

Sual:
Çocuğu olmayanların okuyacağı bir dua var mıdır?

Cevap;
Kur’an-ı kerimde geçen ve Zekeriyya aleyhisselâma ait olduğu beyan olunan şu dua okunabilir: Rabbi lâ tezernî ferden ve ente hayrü’l-vârisîn.

Sual:
Gayr-i müslimlere dua etmek caiz midir?

Cevap;
Evet.

Sual:
Hamd ile şükür arasında ne fark vardır?

Cevap;
Hamd nimet veya musibet olan her şeye; şükr ise yalnız nimete yapılır.

Sual:
Peygamber Efendimiz beddua ve lanet etmiş midir?

Cevap;
İhtiyaç oldukça ve hak edene beddua ettiği vâkidir. Mesela Hendek Harbi’nde düşmana beddua etmiştir. Hadis-i şerif kitaplarında umumi ve hususi bedduaları mevcuttur. Etmeyip, Tâif’de olduğu gibi hayır dua ile andığı da olmuştur. Zulme uğrayan kimsenin, zâlime beddua etmesi câizdir.

Sual:
El darlığından kurtulmak için hangi duaları okumalıdır?

Cevap;
Vâkıa Suresi.

Sual:
Sabah namazı için gittiğim bir câmide, namazdan hemen sonra dünya kelâmı etmeden eller ters çevrilerek “Allahümme ecirnâ minennar” denildiğini gördüm. Bunun aslı nedir?

Cevap;
Hindiyye’de diyor ki: Dört türlü dua vardır: 1-) Rağbet duası; 2-) Rehbet duası; 3-) Tazarru duası; 4-) Hufye duası. Rağbet duasında, el içleri semaya doğru açılır. Rehbet duasında şerden kurtulmak için yardım diliyor gibi, avuç dışları yüze doğru çevrilir. Tazarru duasında küçük parmakla yanındaki bağlanır; başparmakla orta parmak halka yapılır ve şehâdet parmağı ile işaret edilir. Hufye (Gizli) duayı ise kişi kalbinden yapar. Tahtâvî Merakı’l-Felâh hâşiyesinde de diyor ki, “Birşey istemek için yapılan düâlarda (rağbet duası), avuçları semâya karşı açmak sünnettir. Hadîs-i şerîfde, “Kul ellerini kaldırıp düâ edince, Allahü teâlâ onun düâsını kabûl etmemekden hayâ eder” buyuruldu. Hastalık, kaht (kıtlık) ve düşmandan kurtulmak için yapılan düâlarda (rehbet duası) avuç içleri yere çevrilir. Dua ederken kollarını kaldıramayan, sağ elinin şehâdet parmağını uzatarak işâret eder. Yalnız yağmur düâsında (tazarru) kollar omuzdan yukarı kaldırılır.” Şu halde bahsettiğiniz duada, yani belalardan korunmak için dua edildiğinde elleri ters çevirmek müstehabdır. Ancak, namaz bitince, Allahümme entesselâm dedikten sonra, hiç bir şey okumadan varsa son sünnete kalkılır; yoksa üç istiğfar söyleyip âyetülkürsî okunur. Her çeşit dua, tesbihattan sonra yapılır.

Sual:
Bir ilmihalde ''Resulullah aleyhisselâm namaz içinde ve tavafta, yemekten sonra ve yatarken de dua ederdi. Bu dualarında kollarını kaldırmaz ve ellerini yüzüne sürmezdi''. Yemekten sonraki duada kolları kaldırıp, elleri yüze sürmeyecek miyiz?

Cevap;
Eller açılmaz, hafifçe kaldırılır, yüze sürülmez veya hiç kaldırılmaz.

Sual:
Cevşen hakkında malumat verir misiniz?

Cevap;
Şiî menşeli bir dua mecmuasıdır. Bazı Ehl-i sünnet kitaplarına da alınmıştır. İçindekileri okumanın mana itibarıyla mahzuru yoktur.

Sual:
İlminizi artırmak ve hafızamızı diri tutmak okunacak dua var mıdır?

Cevap;
Kur’an-ı kerimde geçen ‘Rabbi zidnî ilmen ve fehmen’ duası tavsiye edilmiştir. ‘Ya rabbî, ilmimi ve anlayışımı arttır’ demektir.

Sual:
Vehhabi itikadında olup da vefat eden yakınımıza dua ve hatm-i tehlil hediye edilir mi?

Cevap;
Zâhiren Müslüman olan herkesin ruhuna hayır ve hasenat hediye edilebilir. Bid’at itikadında olmak, büyük günahlardandır. Ehl-i sünnnet itikadına göre, büyük günah işleyen müslümandır, ehl-i kıble tekfir edilemez.

Sual:
Nâfile namazda secdede türkçe dua yapılabilir mi?

Cevap;
Namaz bozulur. Ancak âyet ve hadislerde geçen duaları nâfile namazda secdede okumak caizdir.

Sual:
Yemekten sonra sofrada, “Allahümmerzuknâ kalben takiyyen mineş şirki beriyyen lâ kâfiren ve şakiyy┠mı yoksa “..lâ kâfiren ve lâ şakiyy┠diye mi okumak daha doğru olur?

Cevap;
İkisi de olur. Tek la ile okumak daha münasiptir.

Sual:
Bir kadın, evladına beddua etse, sonra pişman olsa, beddua tutar mı?

Cevap;
Anneler yufka yürekli olduğu için umumiyetle bedduası tutmaz. Ama babanın bedduasından korkmalıdır. Pişman olmuşsa, zaten tutmaz.

Sual:
Namaz kılmayanın ve günah işleyenin duaları ve diğer ibadetleri kabul olmaz mı?

Cevap;
Bu, sevab alamaz demektir. Duanın kabul ihtimali de düşük olur. Yoksa gayrı müslimin bile duası kabul edilebilir.

Sual:
İp kopmasın, sağlam olsun diye bağlarken besmele çekmek caiz midir? Büyüye girer mi?

Cevap;
Caizdir.

Sual:
Cemaatle namaz kılarken imamdan sonra bitirip duaya yetişen, tesbihleri mi çeker, dua mı eder?

Cevap;
Önce âyetülkursi okur, sonra tesbihat yapar, sonra dua eder.

Sual:
Sıkıntılardan, stresten kurtulmak için okunan, ferahlatan, sevinç veren dua var mıdır?

Cevap;
İnşirah suresi okunur. Kelime-i temcid (Lâ havle ve lâ kuvvete illa billah) okunur; bunu günde 500 defa okumanın faydalı olduğu hadis-i şerifte bildirilmiştir.

Sual:
İnsanlar başkası tarafından kendilerine edilen dualarla hidayet bulabilirler mi?

Cevap;
Kur’an-ı Kerim'de mealen buyuruluyor ki, Allahü teala hidâyeti isteyene verir; yani onun hidayete kavuşacağı yolları gösterir. Hidayeti istemeyenlerden de dilediğine verir. Ama bu, nadirdir. Yani hidayete kavuşmak için birinci şart, onu istemektir. Ebu Tâlib istemediği için Cenab-ı Hak ona hidayet vermedi. İlim yolcusuna bu sebeple tâlib (taleb eden); tasavvuf yolcusuna bu sebeple mürid (irade eden, isteyen) denir. Dua elbette faydalıdır. Hidayet yollarından biridir.

Sual:
Bir kimsenin şerrinden emin olmak için dua var mıdır?

Cevap;
Tebbet suresinin okunması iyidir diye duydum.

Sual:
Teravih ile vitr arasındaki duayı yüksek sesle yapmak münasip midir?

Cevap;
Duaların ve zikrin sessiz olması efdaldir. Cemaatle namazdan sonra edilecek duaları da sessiz yapmak icab eder. Vaiz, imam, cemaate öğretmek için, mesnun (okunması sünnet) olan duaları, sesle okuyup, cemaatin de bunu sessiz tekrar etmesi caizdir. Cemaat öğrenince, imam da sessiz okur. Sesle okuması bid’at olur. Zira Kur’an-ı kerim, sessiz zikr ve duayı emreder. İbni Âbidin hazretleri, alâkalı âyet-i kerimede geçen, “Allah, haddi tecavüz edenleri sevmez” meâlindeki ibareyi, sesli dua edenler olarak tefsir buyurmaktadır. Şu halde, teravih ile vitr arasında okunması müstehab olan duayı, imam da, cemaat de sessiz okumalı; eğer cemaat bilmiyorsa, imam hafif sesle okumalı, cemaat de sessizce tekrar etmelidir.