Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
SUALLER - CEVABLAR

"Cenaze" kelimesi için sonuçlar gösterilmektedir
Sual:
Bir arkadaş babasının yurt dışındaki kemiklerini Türkiye’ye getirdi. Tekrar cenaze namazı kılınabilir mi?

Cevap;
Hanefî ve Mâlikî mezhebinde ancak cenaze namazı kılınmamış cenazeye kabrin başında kılınır. Bir daha kılınması mekruh olur. İmam Ahmed bin Hanbel’e göre cenaze namazını kaçıran, kabri başında bir aya kadar kılabilir. Bu bazı Şâfiî ulemasının da kavlidir. Bazı ulema ölü çürümedikçe kılınır dediler. Ebediyyen kılınır da denildi.

Sual:
Fıkıh kitaplarında “Defnden sonra düâ edilir. Sessiz olarak Kur’ân-ı kerîm okunur. Yüksek sesle okumak mekrûhdur” buyuruluyor. Kabristanda yüksek sesle Kur’an-ı kerim okumak mahzurlu mudur?

Cevap;
Bu İmam Ebu Hanîfe hazretlerinin kavlidir. İmam Muhammed hazretleri mekruh olmadığını buyurmaktadır. Fetvâ da böyledir. (Muhîtü’l-Burhânî) Büyüklerimizi kabirde yüksek sesle Kur’an-ı kerim okurken ve okuturken gördük.

Sual:
Osmanlıların yaptığı gibi mezar taşlarında motiflerin ve desenlerin bulunmasının câiz olmadığını işittim. Osmanlı yaptıysa bir bildiği vardır diye düşündüm. Bunun aslı var mıdır?

Cevap;
İbni Âbidin hazretleri buyuruyor ki: “Kabrin başına eseri kaybolmasın ve tahkir edilmesin diye taş dikip hâcet olursa yazı yazmakta beis yoktur. Bunda amelî icma vardır. Şarktan garba kadar bütün müslüman imamlarının kabirleri üzerine yazı yazılmıştır. Bu, halefin seleften aldığı bir ameldir. Nitekim Rasulullah aleyhisselâm bir taş getirerek onu sütkardeşi Osman bin Mazun'un başı ucuna koydu. ‘Bununla kardeşimin kabrini tanıyacağım ve ailemden vefat edeni bunun yanına defnedeceğim’ buyurdu. Yazı kabri tanımanın yoludur. Ama özürsüz yazı yazmak doğru değildir. Hatta kabrin üzerine Kur'ân-ı kerim veya şiir yahud medhiye mekruhtur.” Bu bakımdan mezar taşı dikmek ve buna mevtayı tanıyabilecek kadar İslam harfleriyle yazı yazmak caizdir. Taş üzerine âyet-i kerîme, mübârek isimler, şiir, medhiye gibi şeyler, Fâtiha kelimesini yazmak, resmini koymak câiz görülmemiştir. Asırlardan beri yazılıyor ise de, kötü bir bid’at olarak vasıflandırılmıştır. Mezar taşına, İslâm harfleriyle ismi ve ölüm hicrî senesi yazılabilir dediler. Mamafih Osmanlı ve daha evvelki Müslüman cemiyetlerin çoğunda mezarlarda nakış ve desen yapılması, çeşitli yazı ve beyitler yazılması âdet olmuştu. Bunun doğru olmadığını söyler, bunu yapanlara söz söylemeyiz. Belki hoş gören âlimler vardır. Osmanlılar sünnet-i seniyyeye uymakta hassas idi. Ancak kimse melek değildir. Hata yapabilir, günah işleyebilir. Osmanlıların yapması da bunun meşru olduğunu göstermez. Mamafih Osmanlıların pek çok iyiliği yanında bu gibi kusurların lafı edilmez.

Sual:
Kabrin veya ölünün nakledilmesinin hükmü nedir?


Cevap;

İbni Âbidîn hazretleri cenâze bahsinin sonunda der ki: Definden evvel cenazeyi başka yere nakletmek bazılarına göre mutlak surette caizdir. Bir takımları sefer müddetinde aşağı bir yere nakledilebileceğini söylemiştir. İmam Muhammed bunu bir veya iki mil diye kayıtlamıştır. Çünki bir yerin kabristanı çok defa bu mesafeye ulaşır. Onun için fazlası mekruhtur. Nehr sahibi “Zâhir olan budur” demiştir. Definden sonra nakli ise mutlak surette caiz değildir. Bazı sonra gelen âlimlerin şâz takımının buna cevaz vermesine kulak asılmaz. Hazret-i Yakub ve Yusuf aleyhisselamın ecdadının yanında olsun diye Mısır’dan Şam’a nakledilmesi, bizden öncekilerin şeriatidir.

Nitekim bu hâdise Tevrat’ta anlatılmaktadır: Hazret-i Ya’kûb, Mısır’da vefat etmiş, vasıyeti üzerine oğlu Hazret-i Yûsuf babasının cenâzesini Kudüs yakınındaki Nur mağarasına -bugünki Halîl şehri- götürerek orada dedelerinin yanına defnetmiştir (Tekvin 49/29-33, 50/1-14). Hazret-i Yûsuf, vefat ettiğinde Mısır’da defnedilmiş, ancak dört yüz sene sonra Hazret-i Mûsâ İsrâiloğulları ile beraber Mısır’dan ayrılırken O’nun cenâzesini de vasıyeti üzerine yanlarında götürerek aynı yerde babasının yanında defnetmişti (Tekvin 50/24-26, Çıkış 13/19; Yeşu 24/32). Burada Hazret-i İbrâhîm, Hazret-i Sâre, Hazret-i İshak, Hazret-i Ya’kûb ve Hazret-i Yûsuf beraberce medfundur. Bu rivâyetin benzerini İbn Hibbân, Hazret-i Peygamber’den de nakletmektedir.

Bazı fakihler bu hâdiseyi delil alarak cenâzenin bulunduğu yerden başka yere nakledilmesine cevaz vermişlerdir. Bazıları ise bu nakillerin adı geçen peygamberlerin vasıyeti üzerine yapıldığını, peygamberlerin vasıyetine riâyet etmenin ise gerekli olduğunu söylemiştir. Fakihlerin ekserisi ise,  bunun eski şeriatlerde câiz olduğunu; Müslümanlar için de şeriat olması için şartların tamam bulunmadığını söylemiştir. Nitekim Hazret-i Peygamber’in “Katledilenleri öldükleri yerde defnediniz!” hadîsi bunu göstermektedir. Hazret-i Peygamber, Uhud harbi şehidlerinin şehid düştükleri yerde defnedilmesini, hatta cenâzelerini Medine getirmiş olanlara da geri götürmelerini emretmişti. Halbuki Medine-i münevvere kabristanı yakındı. Yine Şam’ın fethinde vefat eden Sahâbîler de burada –toplu olarak değil, şehid düştükleri ayrı ayrı yerlerde- defnedilmişlerdi. Hazret-i Âişe, kardeşi Abdurrahman, Medine’ye on iki mil kadar uzaklıktaki Hubşiyy’de (veya Habeşe) vefat ederek Medine’ye getirildiğinde, kabri başında “Allah’a yemin ederim ki, eğer ben öldüğün yerde bulunsaydım, seni öldüğün yere defnederdim” demişti.

Bununla beraber Sa’d ibni Ebî Vakkas ile Said bin Zeyd, Medine’ye dört mil mesâfedeki Akîk denilen yerde vefat etmişler; cenâzeleri Medine’ye getirilip burada defnedilmişti. Abdullah ibni Ömer de burada vefat etmiş ve kendisinin Seref’de defnolunmasını vasiyet etmişti. Cemel Vaka’sında şehid düşen Hazret-i Talha’nın cenâzesi Medine’ye naklolunmuş; Muaz bin Cebel de bizzat hanımının kabrini açarak cenâzesini nakletmişti. Hazret-i Osman, Mescid-i Nebevî’yi genişletirken buradaki kabirlerin Cennetü’l-Baki’ kabristanına naklini emretmişti. Hazret-i Muaviye’nin de mescidi genişletirken bu yolda hareket ettiği bilinmektedir. Bu iş Sahâbe’nin huzurunda cereyan etmiş ve hiçbiri karşı çıkmamıştı. Hatta Hazret-i Câbir, babasının cesedini bizzat kabrinden çıkarıp bir başka mevkiye naklettiğini haber vermektedir (Tecrid-i Sarih Tercümesi).

Yukarıda da geçtiği üzere Hanefîlere göre henüz defnedilmemiş bir cenâzenin, bulunduğu yerden uzağa nakli câizdir. Bazılarına göre sefer mesâfesinden yakına, bir görüşte de birkaç mil uzağa nakli câizdir. (İbn Âbidîn)

Mâlikîler bu konuda biraz daha geniş düşünmekte ve bir maslahat varsa cenâzenin definden önce de, sonra da başka bir yere nakline cevaz vermektedir. Buna göre cenâze, kabri sel sularının basmasından korkulduğu zaman veya bereketi umulan bir mekâna yahud da âilesinin kolayca ziyaret edebileceği bir mekâna, hürmeti gözetilmek şartıyla nakledilebilir. (Muhtasaru Halîl)

Defnedildikten sonra ise cenâzenin nakli veya yalnız kabrin açılması, bir zaruret olmadıkça câiz değildir. Ancak Abdullah ibni Übeyy, ölümünden sonra Hazret-i Peygamber’in emriyle kabrinden çıkarılmış, Hazret-i Peygamber O’na gömleğini giydirdikten sonra tekrar defnedilmişti. İslâm hukukçuları bundan, bir ihtiyaç ve bir maslahat olduğunda meyyitin definden sonra naklinin câiz olduğu hükmünü çıkarmışlardır.

Hanefî mezhebine göre, ölü yıkanmamışsa veya kıbleye karşı defnedilmemişse yahud başka bir ölüyü de gömmek için kabir sonradan açılamaz. Ancak defn esnasında kabirde kıymetli bir eşya kalmışsa, kefenin başka birisine âit olduğu sonradan anlaşılırsa ve o da satmaya yanaşmıyorsa, kabrin bulunduğu arâzinin başkasının mülkü olduğu anlaşılırsa veya kabrin bulunduğu yer şuf’a yoluyla alınmışsa, su baskınına veya ecnebi istilâsına maruz kalmışsa, düşmanın tacizinden veya soyguncunun kabri açacağından korkulursa, vahşi hayvanların açma tehlikesi varsa meyyitin mezarı açılıp başka yere nakledilebilir. Yine dar olan bir mescidi genişletmek veya yer darlığı sebebiyle bir başka ölü gömmek maksadıyla, artık kemikleri tamamen çürümüş olan bir meyyitin mezarı açılabilir. Kemiklerin çürüyüp çürümediği konusunda o beldede süregelen âdete nazaran zan kâfidir; bir şüphe olursa ehlihibreye mürâcaat edilebilir. Ayrıca bir nizâ sebebiyle, sözgelişi meyyitin cinsiyeti hakkında bir şüphe varsa, bilirkişi (kâif) incelemesi için mezar açılabilir. Yine gebe bir kadının çocuğunun canlı olduğu hakkında bir şüphe varsa mezar açılarak meyyitenin karnı yarılıp çocuk çıkarılır. (İbn Âbidîn) Hazret-i Yusuf’un cenazesinin nakli bizden öncekilerin şeriatidir. Bizden öncekilerin şeraiti neshedilmedikçe bizim de şeriatimizidir ama burada meyyitin öldüğü yere defnolunması hakkında sünnet vâki olmuştur. Önceki şeriatlere uyulamaz.

Şâfiî mezhebi bütün bunlara ilâveten, meyyit yıkanmadan veya kefenlenmeden veya kıbleden başka yere müteveccihen defnedilmişse, ya da vasiyet etmişse cenâzenin nakledilebileceğini söylerler. (Tuhfetü’l-Muhtac, Şirvânî Hâşiyesi)

Mâlikî mezhebi de, bir maslahat varsa defnedildikten sonra ölünün bir yerden bir başka yere naklini câiz görür. (Muhtasaru Hâlîl)

Hanbelî mezhebi, definden sonra cenâzenin nakli hususunda en geniş görüşlere sahip mezhebdir. Ancak bunlar, ölünün defnedildikten sonra, gömüldüğü yerden daha hayırlı bir yere veya iyi bir kimseye yakın gömülmek için nakledilebileceği hükmünden şehidlerin müstesnâ olduğunu söylerler. (İbn Kudâme, el-Muğnî)



Sual:
Meyyit ( ölü ) yıkanırken nasıl yatırılması gerekir?

Cevap;
Hasta sekerat hâlinde (ölmek üzere) iken ima ile namaz kılıyor gibi yüzü ve ayakları kıbleye gelecek şekilde yatırılır. Ölüm tahakkuk ettikten sonra soymak üzere sedire ve yıkanmak üzere teneşire yatırıldığında bazıları aynı şekilde yatırılır; bazıları ise kabirdeki gibi sağ tarafı kıbleye gelecek şekilde yatırılır demiştir. Bazıları ise nasıl mümkün ve kolay ise o şekilde yatırılır demiştir. Esah kavil de budur. (İbni Âbidîn, Cenâze; Fetâvâ-yı Hindiyye, Cenâze).

Sual:
Cenaze namazında selâm verdikten sonra eller aynı anda mı indirilecektir?

Cevap;
Cenâze namazında dördüncü tekbir söylendikten sonra sağa, sonra sola selâm verilir. Kitaplarda ellerin ne zaman indirileceği açıkça bildirilmiyor. Ancak eskilerden bazısı sağa selâm verdikten sonra sağ eli, sola selâm verdikten sonra da sağ eli indirirlerdi. Molla Hüsrev’in Dürer kitabında, kıyam bahsinde diyor ki: “İki ellerini, rükûdan kalkdığı zaman salıverir. Yine Bayram Namazının tekbirleri arasında, iki ellerini salıverir. Sözün kısası, zikri mesnûn (zikr sünnet) olan her kıyamda iki ellerini bağlar. Böyle olmayan her kıyamda da ellerini salıverir”. Bundan anlaşılıyor ki, cenâze namazında, sağa selâm verince, mesnûn (sünnet olan) bir zikr kalmadığı için, iki eli birden indirmek en doğrusudur.

Sual:
İkindi namazının farzından sonra tilâvet secdesi yapılabilir mi?

Cevap;
İki çeşit kerahat vakti vardır:
Bunlardan birincisi güneşin doğduğu, en tepede olduğu ve battığı zamanlardır. Güneşe tapınanlara benzememek için bu vakitlerde hiç namaz kılınmaz. Bundan o vakitte hazırlanan cenazenin namazı, o vakitte okunan secde âyetinin secdesi, o günün ikindi farzı, nafile namaz ve o vakte kayıtlı nezr (adak) namazı müstesnadır. Bu altı çeşitten birincisi kerahatsiz, ikincisi tenzihî kerahatle, üç ve sonrası tahrimî kerahatle sahih olur.
İkinci çeşit fecrin ağarması ile güneşin doğuşu ve ikindi namazından sonraki zamandır. Bu vakitlerde kılınan bütün namazlar kerahatsiz sahih olur. Yalnızca nafile namaz ile vâcib ligayrihi kısmı namaz kerahatle sahih olur. Bunlardan sehv secdesi dışındakiler kesilip, sonra kaza edilmek gerekir.
Bunlardan başka aşağıda sayılacak vakitlerde bilhassa nâfile kılmak mekruhtur:
1-Fecrin ağarmasından sonra, sabah namazının sünnetinden başka; 2-Sabahın farzını kıldıktan sonra; 3-İkindinin farzını kıldıktan sonra, güneş sararmamış olsa bile; 4-Akşamın farzından evvel; 5-Bayram namazından evvel, ne evde, ne câmide;  6-Bayram namazından sonra câmide nafile namaz kılmak mekruhtur. Nezir ve tavaf namazı ile ifsad ettiği nafilenin kazası da böyledir. Ancak tilâvet secdesi ile cenaze namazı böyle değildir. o halde ikindinin farzından sonra tilâvet secdesi yapmak mekruh değildir (Ni’met-i İslâm, Evkât-ı Mekruhe)


Sual:
Tanımadığımız birinin cenazesine katılmak uygun mu?

Cevap;
Camiye cenazesi getirlen herkes müslüman kabul edilir. Cenaze namazı kılınır.

Sual:
Yatırlara para bırakmak, mum, süpürge getirmek, yatırların yanındaki havuza para atmak caiz midir?

Cevap;
Yatırlar yanındaki havuza para atmak, buranın hizmetine bakan türbedara yardım etmek, sadaka vermek demektir. Caizdir, makbuldür. Buraya getirilen mum ve süpürge de yatırın temizliği için kullanılır. Para ise, türbedar için sadaka sayılır. Yatırdaki velinin ruhu için adak yapılır. Böylece dileğinin gerçekleşmesinin kolaylaşacağına inanılır. Dileği gerçekleşince de bu adağını yerine getirir. Bu da caizdir. Mezardakilerin muma, paraya ihtiyacı yoktur. Bunlar fakirlere sadaka edilip sevabı bu mezardakine hediye edilince sevinir ve istifade eder. Mübarek bir zat ise, ruhu yardım eder.

Sual:
Ölünün arkasından selâ okumak bid’at mıdır?

Cevap;
İhtilaflıdır. Bid'at diyen de, bid'at değildir diyen de vardır. Okumamak daha iyidir

Sual:
Bir kabre iki, üç meyyit konabilir mi?

Cevap;
Zaruret varsa ve önceki ölü çürümüşse, umumî mezarlıktaki böyle bir mezara müteaddit ölüler gömülebilir. Meselâ başka yer olmaması veya çok zor bulunması özürdür. Önceki cesedin kemikleri bir yere toplanır. Araya biraz toprakla tümsek yapılır veya kerpiç dizilir. Sonra yeni ölü konur. Mezar hususî toprakta ise, vârislerden başkası gömülemez. İzin verirlerse gömülebilir.

Sual:
Müslüman olup olmadığı belli olmayan insanın cenaze namazı kılınır mı?

Cevap;
Sünnet olmak gibi Müslümanlık alâmetleri varsa, kılınır. Câmiye getirilen cenazenin namazı hüsnü zan edilerek kılınır.

Sual:
Bedeninin yarısı olmayan insanın cenaze namazı kılınır mı?

Cevap;
Başı veya gövdesinin başıyla beraber yarıdan azı veya başsız yarıdan fazlası bulunmayan cenazenin namazı kılınmaz.

Sual:
Evde veya bir insana ait olan arazide cenaze namazı kılanları işittim. Bu bid’at değil midir? Cenaze namazı kılmak için belli bir mekân var mıdır?

Cevap;
Cadde, meydan gibi umumi yerlerde ve mülk arazide cenaze namazı kılmak mekruhtur. Zira birincide ammenin, ikincisinde hususi şahısların hakkı vardır. Cenaze namazını özürsüz camide kılmak tenzihen mekruhtur. Mescid-i Haram müstesnadır. Cenazeler için hazırlanmış olan ve içinde cenaze namazı kılınması mu’tâd bulunan hususî mescit ve namazgâhlar da müstesnadır. Nitekim şiddetli yağmur gibi bir özre mebni cenaze cemaat mescidi içine dahi alınabilir. Cenaze namazını mezarlıkta kılmak dahi lâyık olmaz. (Nimet-i İslam)

Sual:
İmam bir cenaze namazı kılmaya başladıktan sonra başka bir cenaze musallaya getirilmiş olsa ilk cenazenin namazı sonra gelen cenazeye kifayet eder mi? İkinci için yeniden mi kılınır?

Cevap;
Etmez. Ayrıca kılınır. (Nimet-i İslam)

Sual:
İmam cenaze namazı kıldırırken cenaze imamın göğsü hizasında durmazsa imamın kıldırdığı namaz caiz olur mu? Mutlaka lazım olan bir durma biçimi bildirilmiştir?

Cevap;
İmamın cenazenin her hangi bir cüz’ü önünde durması lâzımdır. Cenazenin göğsü hizasında durması ise menduptur. Erkekle kadın arasında fark yoktur. Çünkü göğüs imanın yeridir. Şefaat imandan dolayı yapılır. Cenazeler müteaddit olurlarsa, imam yalnız bir tanesinin göğsü hizasında durur. (Nimet-i İslam)

Sual:
Kadınlarla aynı hizada bulunma hali cenaze namazını bozar mı?

Cevap;
Bozmaz, fakat mekruhtur. Muhazatın (bir kadının erkeğin yanında aynı namazı kılması hâlinin) namazı bozması, rükû’lu ve secdeli namazlar içindir. (İbni Abidin)

Sual:
Cenaze namazının bazı tekbirlerine yetişemeyen kimse imam efendiyi bekleyip tekbiri imamla mı alacak... Beklemez ve namaza girer girmez tekbir alırsa namazı sahih olur mu?

Cevap;
Cenaze namazına sonradan gelip, imamı iki tekbir arasında bulan kimse, namaza hemen dâhil olmayıp, imamın tekbirini bekler. Namaz bitince, almadığı tekbiri kaza eder. İmamın iftitah tekbirinde mevcut iken, geciken kimse, ikinci tekbirini beklemeden iktida eder. Beklemeden tekbir alırsa, Tarafeyn’e (İmam Ebu Hanife ve Muhammed’e) göre namazı sahihtir. (İbni Abidin)

Sual:
İmamın dördüncü tekbirinden sonra cenaze namazına yetişen kimsenin durumu nedir?

Cevap;
Dördüncü tekbirden sonra gelen kimse, Tarafeyn’e göre cenaze namazına yetişmiş olmaz. İmam Ebu Yusuf’a göre namaza girmiş sayılır. Fetva da böyledir. (İbni Abidin)

Sual:
Cenaze namazında birinci tekbirin ve diğer üç tekbirin hükümleri nedir? Bu tekbirlerden birisi terk edilmiş olsa namaz caiz olur mu? Tekbirlerden birini unutup selam veren imam efendi namazı nasıl kurtarır?

Cevap;
Kıyam ve tekbirler namazın rüknüdür. Birinci tekbir hem şart, hem rükndür. Bir tekbir eksik söylense, namaz fâsid olur. Üçüncü tekbirde sehven selâm verirse, dördüncüyü dahi alarak selâm verir. (Nimet-i İslam)

Sual:
İmam efendi dördüncü tekbirden sonra ve selamdan önce dua okumaması gerekirken sehven veya dalgınlıkla dua okumuş olsa, besmele çekse veya ayet okusa, cenaze namazı sahih olur mu?

Cevap;
Dördüncü tekbirden sonra dua etmeksizin selâm vermek zâhir-i mezheptir, Bazıları, «Allâhümme Rabbenâ âtinâ fiddünya haseneten» duasını bir takımları «Rabbenâ lâ tüzi' kulûbenâ» yı okuması lâzım geldiğini söylemişlerdir. Sükût ile dua arasında muhayyer kalacağını söyleyenler de olmuştur. Şu halde selâmdan sonra dua okumanın veya besmele söylemenin namaza zararı yoktur. (İbni Abidin)

Sual:
Cenaze namazında çocuk ve deli için üçüncü tekbirden sonra mağfiret duası okunur mu?

Cevap;
Çocuk ve deli için mağfiret duası okunmaz. Onun yerine bedel olan dua söylenir. O da fetevveffehû’dan sonra şöyledir: Allahümmec’alhu lenâ feratan vec’alhu lenâ ecran ve zuhran vec’alhu lenâ şefîan müşeffean. (Nimet-i İslam)

Sual:
Çocuğun cenaze namazında niyet bakımından erkek ve dişilik tayin olur mu?

Cevap;
Evet.

Sual:
Mevkufat kitabında ölü için birden fazla cenaze namazı kılmak mekruhtur buyuruluyor. Bir cenaze yıkanmadan önce namazı kılınmış sonra da defnedilmiş olsa bu cenazenin namazı yeniden kılınır mı? Yıkanmak için tekrar kabir açılır mı?

Cevap;
Cenaze namazını meyyit yıkanmadan kılmak meşru değildir. Yıkandıktan sonra tekrar kılınır. Cenaze namazı kılınmayarak defn edilmiş ise, yıkanmamış bile olsa, namazı (çürümedikçe) kabri üzerinde kılınır. Definden sonra, kabir açmak, haram olduğu için, meyyitin taharet şartı, sâkıt olmuş demektir. (Nimet-i İslam)

Sual:
Cenaze namazı kıldırmakta olan bir imamın abdesti bozulsa yerine başkasını geçirmesi caiz olur mu? Eğer caiz olursa bir sualim daha var. İmamın yerine geçen kimse nereden devam eder. İmam okumaları sessiz yapıyor. Kaldığı yeri nasıl tayin eder?

Cevap;
Cenâze namazında istihlâf câizdir. Esah olan kavil budur. Kaldığı yerden devam eder. İmamın hadesten evvel aldığı tekbir sahihtir. Halef, bu tekbirden sonraki okunacak şeyi okur. (İbni Abidin)

Sual:
Kadınlara cenaze namazı kılmaları lazım değilken kılmaları halinde ellerini koyma biçimi namazda olduğu gibi göğüs üzerine mi olacaktır?

Cevap;
Kadın, namaz kılarken ellerini her zaman göğüs üzerine koyar.

Sual:
Cenaze namazında üçüncü tekbirden sonra fatihayı besmelesiz dua niyeti ile okuyabiliyoruz. Sehven veya bilmeden besmele çekerek okunsa namaz sahih olur mu? Dua makamında âyet okumak namazı mekruh eder mi?

Cevap;
Cenaze duasını bilmeyen, dua niyetiyle fatihayı okuyabilir. Başında besmele çekmez zarar vermez. Zira besmele de ayet değil, bir cihetten duadır.

Sual:
Namazda sübhaneke okunurken "Ve celle senâüke" kısmının okunmayıp da cenaze namazında okunmasının belli bir sebebi var mıdır?

Cevap;
Bu kısım, meşhur rivayette geçmediği için, diğer namazlarda okunmaz. (İbni Abidin)

Sual:
Müslüman bir erkeğin gayrimüslim olan karısı, hamile olduğu halde ölse, karnındaki çocuk da İslâm fıtratı üzerine olduğundan, böyle bir durumda cenaze namazı kılınacak mı? Müslüman mezarlığına mı küffar mezarlığına mı defnedilir? Müslüman bir erkeğin Gayrimüslim olan karısı, hamile olduğu halde ölse; karnındaki çocuk da uzuvlar henüz teşekkül etmemiş yani dört aylık olmamış olsa, bu çocuğun uzuvları henüz teşekkül etmediğinden yok hükmünde kabul edilip kadının cenaze namazı kılınmaz kendi batıl dini üzere gömülür demek doğru olur mu?

Cevap;
Doğmamış veya ölü doğmuş cenin için cenaze namazı kılınmaz. Müslümandan gebe kalan zımmî bir kadının nereye defnedileceği ihtilaflıdır. Eshab-ı Kiram üç kavil üzerine ihtilaf etmiştir. Bazıları çocuğunu nazarı itibara alarak müslüman kabristanına defnedileceğini söylemiştir. Bazıları kâfir kabristanına defnedilir, çünkü çocuk karnında olduğu müddetçe onun bir cüzü hükmündedir, demişlerdir. Vâsıle bin Eska’ ise o kadına ayrı bir yerde kabir kazılacağını söylemiştir. İhtiyatlı kavil budur. Sırtı da kıbleye çevrilir. Çünki karnındaki çocuğun yüzü kadının sırtına bakar. Çocuk dört aylık değilse, kadın kâfir kabristanına defnedilir. (İbni Abidin)

Sual:
Cenaze namazında dördüncü tekbirden sonra iki tarafa selam vermek ve selam verirken başı sağa sola çevirmenin hükmü nedir?

Cevap;
İki tarafa selam vermek vacibtir.

Sual:
Nimet-i İslam kitabında ( Cadde, meydan gibi umumi yerlerde ve mülk arazide cenaze namazı kılmak mekruhtur. Zira birincide ammenin, ikincisinde hususi şahısların hakkı vardır) buyuruluyor. Kişinin kendine mahsus arazisine, yazlığına, kışlığına cenazesini getirtip, cenaze namazını kıldırması da mekruh olur mu? Başkasının mülkü olan arazide mülk sahibinin izni ile cenaze namazı kıldırması mekruh olur mu?

Cevap;
Olmaz. Olmaz.

Sual:
İbni Abidin’de İmamın dördüncü tekbirinden sonra namaza yetişen kimse İmam Ebu Yusuf’a göre namaza girmiş sayılır. Fetva da böyledir buyuruyor. Bu kimse imamın selâmından sonra 4 tekbiri de kaza mı edecek?

Cevap;
Evet. Cenaze kalkmamışsa, münferid kılar gibi kılacak. Cenaze kalkmışsa, sadece tekbirleri alacaktır.

Sual:
Cenaze namazında imama sonradan yetişen kimse imam efendinin selamından sonra tekbirlerin kazasını yaparken kıbleye dönmesi veya namazdan hemen sonra yapma gibi şartı var mı? Mesela alamadığı tekbirleri evde v.s alabilir mi?

Cevap;
Hayır. Hemen ve kıbleye karşı alacaktır.

Sual:
Secdeli ve rükû’lu namazlarda yanılmalarda secde-i sehv yapılıyor ve namaz kurtuluyor. Cenaze namazında hata eden imamın telafi imkânı var mı?

Cevap;
Vaziyete göre değişir.

Sual:
Cenaze namazında, dördüncü tekbir diye üçüncü tekbirde selam veren imam selamdan sonra hemen hatırlasa ve dördüncü tekbiri alsa tekrar selam verse namazı kurtarıyor mu?

Cevap;
Üç tekbirle kılınan namaz fâsid olur. Üçüncü tekbirde sehven selam verirse, hemen dördüncüyü alarak selâm verir.

Sual:
Cenaze namazında, imam efendi beşinci tekbiri alırsa cemaat de beşinci tekbiri alacak mı? Nasıl yapacak? Beşinci tekbiri alan imam efendinin ve ona ittiba eden cemaatin namazlar sahih oldu mu?

Cevap;
İmam beşinci tekbiri alırsa, cemaat almaz, selâmını bekler. Namaz, kasıt varsa maalkerahe (kerahatle), ve illa (kasıt yoksa) bilâkerahe (kerahatsiz) sahihtir.

Sual:
Cemaatten biri cenazenin erkek mi kadın mı olduğunu bilemese nasıl niyet eder?

Cevap;
Dua namazın sıhhat şartı değildir ki erkek veya kadına niyetin ayrı olması şart olsun.

Sual:
Bâliğa olmamış küçük kıza hatun kişi niyeti ile ve baliğ olmamış oğlan çocuğuna er kişi niyetine şeklinde niyet edilirse cenaze namazı sahih olur mu? Bunların niyeti nasıl yapılır?

Cevap;
Bu bir sıhhat şartı değildir.

Sual:
Mezartaşına Arabî harflerle mi yazı yazılmalıdır? Lâtin harfleriyle yazılırsa mevtâya zararı olur mu?

Cevap;
Mezartaşına Arabî olarak mevtânın ismi ve vefat tarihi yazılacağı; aksi takdirde mevtânın bundan dolayı üzüleceği, kitaplarda yazılıdır.

Sual:
Cenaze namazi başlanırken abdesti olmayan kimsenin, cenaze namazına yetişmek için hemen teyemmum ederek namaz kılması caiz midir?

Cevap;
Cenaze ve bayram namazında, kaçırıldığı takdirde bedeli olmadığı için, kaçırmaktan korkan teyemmüm ederek uyabilir.

Sual:
Evliyâ kabirlerine gidince, onların ruhlarını arşta mı farz etmeliyiz?

Cevap;
Sâlihlerin ruhu Cennetü’lme'vâ denilen bir yerdedir. Cennet nimetlerinin suretleriyle zevklenirler. Sevenleri ziyaret edince kabirlerine gelip selâma mukabele eder, dualarına âmin derler.

Sual:
Âhirette herkes kendi cemaatiyle, kendi hocasının arkasında mı bulunacak?

Cevap;
Kıyamette herkesin dinde tâbi olduğu zâtların arkasında haşredileceği meâlinde bir âyet-i kerime vardır. Tefsirler, bundan mezhep imamlarının kasdedildiğini söylemektedir.

Sual:
Bazıları kabristana gider, orada geceleyip, kabirdekiler için koyun keser ve çocuk ister. Bunun dinen hükmü nedir?

Cevap;
Koyun kesip sevabını kabirdeki mübarek zatın ruhuna hediye eder ve bu mübarek zatı vesile kılarak Allahtan çocuk ister. Böyle istigase ve tevessüle, yani dualarının kabulü için aracı yapmaya Ehl-i sünnet izin verir.

Sual:
İslâmiyetin adlî tıp ilmi hakkındaki hükümleri nelerdir? Hususiyetle otopsi, ölü muayenesi câiz midir? Bugünki doktorların, adlî tıpçıların veya savcıların bu işle iştigal ettiklerini düşünürsek, bu mesleği yapanların mesuliyeti olur mu?

Cevap;
Ölü, bilinmeyen bir hayatla diridir. Hisseder, üzülür ve sevinir. Duyduğu elem de dünya değil, âhiret azabı cinsindendir. Bu bakımdan hadis-i şerifte "Ölünün kemiklerini kırmak, diriyken kırmak gibidir" buyurulmuştur. Otopsi, maddi hakikatin (ölüm sebebinin) ortaya çıkması için yapılır. Bu bakımdan ölü bundan dolayı üzülmez. Aksi takdirde bazıları töhmet altında kalabilir. Suç, cezasız kalabilir. Organ nakli de böyledir. Ancak tıp mekteplerindeki teşrih (anatomi) derslerinde insan kadavrası üzerine çalışma hususunda âlimler ihtilâf etmiştir. Bazıları bunda zaruret bulunmadığını, insana en çok benzeyen hayvan olduğundan bahisle at kadavrası veya mulaj (balmumu) insan heykelleri üzerinde çalışılmasını tavsiye etmiştir.

Sual:
"Vazife şehidi" tabiri mahzurlu mudur?

Cevap;
Din yolunda hayatını kaybeden müslümana şehid denir. Helâlinden rızık peşinde koşarken ölen müslüman âhiret şehidi sayılır. Kazâda ölen kimse de böyledir

Sual:
Cenâzede siyah matem elbisesi giymek câiz midir?

Cevap;

Cenâze ile çiçek ve çelenk götürmek, bunları mezâr üstüne koymak, mâtem alâmetleri taşımak, yakaya rozet, resim gibi şeyler takmak, gayrımüslimlerin âdetidir. Müslümanların bunları yapması câiz değildir. İbni Mâce’nin bildirdiği hadîs-i şerîfte, “Cenâzeyi yüksek sesle ve ateş, ışık ve başka şeyler taşıyarak götürmeyiniz!” buyuruldu. Ölü için sessiz ağlamak câizdir. Yüksek sesle ağlamak, mâtem tutmak, siyah elbise giymek, siyah perdeler ve rozetler, işaretler asmak, mâtem işâretleri, resmini taşımak câiz değildir. Hazânetü’r-Rivâyât’ta diyor ki, “Cenâzeye ve cenâze çıkan yere siyâh örtmek ve siyâh giyinmek câiz değildir.” Siyah elbise giyinmek sünnettir. Başka zaman siyah giyinmeyip, yalnızca ölüye mâtem saikiyle siyah giyinmenin câiz olmadığı buradan anlaşılmaktadır. Ancak kocası ölen kadının ıddet zamanı olan dört ay on gün için mâtem tutması sünnettir. Bu zamanda mücevher takmaz, süslenmez. İbni Abidin, kocası ölmüş kadının bu zaman zarfında siyah elbise giymesinin dört mezhebde de câiz olduğunu söylemektedir.



Sual:
Geçenlerde katıldığım bir seminerde, seminer veren kişi, İslâmiyette telkin diye bir şey olmadığını, bunun diğer İslâm cemiyetlerinde de görülmediğini, bize mahsus bulunduğunu, bunun bir yozlaşma sayılacağını, âdetâ hocaların ölüye kopya verdiğini alaycı bir üslûp ile anlattı. Benim işittiğim ve okuduğum kadarıyla telkin meşru bir şeydir. Bunun hakikatini ve telkinin tarihçesini varsa kaynaklarıyla bildirir misiniz?

Cevap;

İmam Gazâlî, kıyâmet ve âhiret hallerini anlattığı Dürretü’l-Fâhire fî Keşfi Ulûmi’l-Âhıre adlı kitabında ve başka ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarında hülâsaten şöyle anlatılır: Ölü kabirde uykudan uyanır gibi olur. Kabir yarılıp, Münker ve Nekîr adında iki sual meleği zuhûr eder. Ölüye yakın gelip: “Men rabbüke ve mâ dînüke ve men nebiyyüke”, yani Rabbin kimdir ve dinin hangi dindir ve Peygamberin kimdir? Diye sorarlar. Bunlara doğru cevap verirse, o melekler, onu Hak teâlânın rahmetiyle müjdeleyip giderler. Bundan sonra kıyametin kopacağı ana kadar cennet nimetlerine benzer bir şekilde kabir hayatını sürdürür. Doğru cevap veremezse, kabir azabına duçar olarak kıyamete kadar sıkıntı içinde bekler. Meyyit defnedildikten sonra, Salih bir kimse mezarın başında ölünün yüzüne karşı ayakta durup ölünün ve annesinin ismi ile telkine başlar. Meselâ Ey Ahmed bin Ayşe der. Sonra Allahü teâlânın büyüklüğünü ve ölümün hakikatini anlatan sözler söyler. Ardından kendisine sorulacak sualleri ve cevabını verir.
Sahabe-i kiramdan Said Ezdî hazretleri anlatıyor: Ebu Ümâme’nin yanına gittim. Ruhunu teslim etmek üzere idi. Bana şöyle dedi: Ey Said! Resulullah aleyhisselâm buyurdu ki, “Sizden biriniz vefat edip defnolunduğu zaman, biriniz başı ucunda dursun ve Ey filan bin filan! desin. Zira ölü duyar. Tekrar böyle desin. O zaman oturur. Ve tekrar böyle söylesin. Ölü, beni irşad eyle; Allahü teâlâ sana rahmet eylesin! der”. Siz de bana böyle yapınız. Bu hadis-i şerifin senedlerini İmam Sekâfî Erbaîn kitabında yazıyor.
Ölüye telkin vermek, kopya vermek demek değildir. Hadis-i şerifte, "Ölülerinize lâ ilahe illallah demeyi telkin ediniz!" buyuruluyor. Kopya vermek olsaydı, bunun da kıymeti olmamak gerekirdi. Burada telkin bir zikr olarak dirilere emredilmiştir. Telkinde bulunmak sünnet olduğuna göre, işitenlere de fayda verir. Ölü de bunu işitir. Bir kuvvet hâsıl eder. Mecmâ’ul-Enhür, Cevhere gibi fıkıh kitaplarında telkinin meşru olduğu bildirilmektedir. Birgivî Vasıyetnamesi’nde nasıl verileceği yazılmıştır. Ulemâ, çeşitli kitaplar yazarak telkîn vermenin sünnet olduğunu isbat etmiştir. Bunlardan biri Siyam âlimlerinden Mustafa bin İbrahim’in Nûrü’l-yakîn fî-Mebhasi’t-telkîn adlı eseridir. Hicrî 1345’te yazılmıştır. 1976’da İstanbul’da tab olunmuştur. Burada telkin vermeyi emreden ve Taberânî ile İbni Mende’nin rivayet ettiği hadîs-i şerîf vardır. Birgivî’nin Cilâü’l-Kulûb ve Âlûsî’nin Gâliyye adlı eserlerinde de “Resûlullah aleyhisselâm definden sonra telkin vermeği emreyledi. Kendisi de telkin verdi” diyor. Bunlar telkinin kopya olduğunu düşünmemiş de bu seminerci mi düşünmüş? Allah ölenin imanlı olup olmadığını bilmiyor da mı sorgu meleği gönderiyor? O halde bunu da inkâr etmek gerekmez mi? Hâdiseyi bu kadar basite irca eden bir kimse, ancak pozitivistlere aldanmış bir zavallı olabilir. Türklerden başka cemiyetlerde telkinin olmadığını söylemek de yanlıştır. Sadece Vehhabî inanışındakiler telkini inkâr eder. Çünki ruhun diriliğine inanmayıp, öldüğünü söylerler. Hadis-i şerif ile sâbit olmuş bir hâdiseyi göz göre göre inkâr etmek her baba yiğidin harcı değildir.



Sual:
Mîzânü’l-Kübrâ kitabında diyor ki, “Dört mezheb sözbirliği ile bildiriyor ki, lahdin kabir tarafı, kerpiç dizerek veya hasırla kapatılır. Burasını pişmiş tuğla ile, tahta ile kapatmak mekruhtur”. Bugün cenazelerde meyyit kabri konduktan sonra lâhd mertek denilen tahtalarla kapatılmaktadır. Bu câiz olmuyor mu?

Cevap;

İbni Abidin der ki: Lâhdin üzerine kerpiç ve kamış örülür. Kerpiçler kabir tarafından lâhdin üzerine işlenir. Kerpiçlerin aralarındaki boşluklar, meyyitin üzerine bunlardan toprak inmemesi için moloz ve kamışlarla tıkanır. Lâhdin etrafına pişmiş tuğla işlemek mekruhtur. Çünki tuğla ziynettir. Meyyitin ziynete ihtiyacı yoktur. Bir de tuğla ateşte pişmiş şeylerdendir. Binaenaleyh tefâül (yani hayra yormak) için meyyitin üzerine konması mekruhtur. Nitekim kabre doğru ateşle yürümek de mekruhtur. Ulema tuğla ve tahtaları mekruh saymışlardır. Bu, meyyitin etrafında olduğuna göredir. Üstüne işlenirse mekruh olmaz. Çünkü yırtıcı hayvanlardan korur. Buhâra uleması, «Bizim memleketimizde tuğla kullanmak mekruh değildir. Zira arazi zayıf olduğu için buna ihtiyaç vardır.» demişlerdir.
Netice itibarıyle lâhdin üzerine kerpiç ve kamış örülür. Pişmiş tuğla ve tahta gibi şeyler etrafına konmazsa da üstüne konabilir. Gevşek toprakta, tabut gibi, lâhdin etrafına tuğla ve tahta koymak da câizdir. Nitekim toprak gevşek veya nemli olursa, meyyitin malından bir tabut yapılır. Böyle olmayan toprakta tabut kullanmak bütün ulemanın kavillerine göre mekruhtur. Ancak kadınları, defin esnasında mahremiyeti temin için her zaman tabut ile gömmek caizdir.



Sual:
Hâmile kadının kabir ve türbe ziyaret etmesinde bir mahzur var mıdır?

Cevap;
Yoktur. Eskiler kadın korkar da çocuğunu düşürebilir diye kabristana gitmesini hoş görmezdi.

Sual:
Ölünün kabre nasıl koyulacağı âyet veya hadîsle mi sâbittir?

Cevap;
Kabrin dibine kıble ucuna lahd adında bir oyuk yapılır. Ölü bu lahde yüzü kıbleye karşı gelecek şekilde yerleştirilir. Üzerine tahta mertek veya kerpiç dizilir. Bu defin şekli sünnete dayanır. Ölüleri toprağa gömmek ise âyet-i kerimenin emridir.

Sual:
İmam Birgivî’nin Ziyâretü’l-Kubûr adlı kitabında kabir ziyareti hususunda Ehl-i sünnete aykırı görüşler ileri sürdüğü doğru mudur?

Cevap;
Birgivi'ye izafe edilen Ziyâretü'l-Kubûr risâlesi, Hanbelî âlimlerinden İbnü Kayyımi’l-Cevziyye’nin İğâsetü’l-Lehfân kitabının hülâsası mahiyetindedir. Birgivî’nin İbnü Kayyım’a, belki de Hanbelî mezhebinden bir âlime atıfta bulunduğu tek kitaptır. Dr. Huriye Martı adında bir arraştırmacı, Birgivî Mehmed Efendi – Hayatı, Eserleri ve Fikir Dünyası adlı eserinde (2. Baskı, Ankara, 2011, s. 65, 97) risâlenin Birgivî’ye aidiyetinin şüpheli olduğunu söylüyor. Bir asır sonra ortaya çıkan ve gûyâ bid’atlerle mücadelesiyle tanınan Kadızâdeliler tarafından Birgivî’ye nisbet edilmiş olması muhtemeldir. Son zamanlarda yapılan araştırmalar bunu göstermiştir. Nitekim risâlede, Birgivî’nin te’lif tarzına muhalif olarak iktibaslar sayfalarca sürmekte ve bazen aynı cümle defalarca tekrar edilmektedir. Diğer kitaplarında ismi geçen ve elinin altında bulunan klasik Hanefî kitaplarına bu risâlede atıf yapılmamıştır. Bu, Hanefî mezhebine sıkı bağlılığı ile bilinen Birgivî’nin tarzına uymaz. Ayrıca, risâlenin te’lif tarihi belli olmadığı gibi, müellif ve eserlerinin tanıtıldığı el-Ikdü’l-Manzûm, el-Aylemü’z-Zâhir, Keşfü’z-Zunûn ve Hadâiku’l-Hakâik gibi eserlerde Birgivî’nin eserleri arasında zikredilmemiştir. Kitabın orijinal nüshası da elde bulunmamaktadır. Ömrünün sonunda kaleme aldığı et-Tarikâtü’l-Muhammediyye’de bahsi geçen mevzuların teferruatı için diğer risâlerini kaynak gösterirken, kabir ziyareti hususunda ne Ziyâretü'l-Kubûr risâlesine, ne de İbni Kayyım’ın eserine atıfta bulunulmaktadır. Birgivî'ye atfedilen “Ölüleri anmak için yapılan âyinlere, şefaat istemek için mezar ve türbeleri ziyaret etmeye” dair fikirler, et-Tarikâtü’l-Muhammediyye, Ahvâlü Etfâli’l-Müslimîn ve Vasiyetnâme gibi kitapları tedkik edildiğinde, İbn Teymiyye ve talebesi İbn Kayyım gibi aşırılıklarıyla tanınmış âlimlerden ayrıldığı görülmektedir. Birgivî, bid’atlardan kaçınma hususunda şiddetli tavır gösteren bir âlimdir. Ama onun çok tutulan eserlerinde kabir ziyaretini, istigâse ve tevessülü yasaklayan bir kelime yoktur. Ancak kabir ziyaretinde cahil halk tarafından yapılan aşırılıklara ve işlenen bid’atlere dikkat çekilmektedir.

Sual:
Cuma, sahur ve cenâze için salâ vermek caiz midir?

Cevap;
Cuma salâsı âdeti Mısır’da başlamıştır. Hicrî 700 senesinde Mısır Sultanı Melik Nâsır bin Mensûr, Cuma ezânından önce minârelerde salât ve selâm okutmuştur. Sabah salâsı çok eski bir âdettir. İsrâîl Peygamberleri, sabah ezânından önce tesbih okurlardı. Eshâb-ı kirâmdan Mesleme bin Muhalled, Mısır’da vâlî iken, Hicrî 58 senesinde, Halife Muaviye’nin emri ile ilk minâreyi yaptırıp, müezzin Şerhabîl bin Âmir’e sabah ezânından önce salât verdirdi. (Mir’at-ı Haremeyn). Ezândan sonra salât ve selâm getirmek, ilk olarak Hicrî 781 veya 791 senesinde Mısır’da Sultân Nâsır Salâhüddîn’in emri ile başladı. Sonra Cuma günü de okundu. On sene sonra akşam namazının ardından getirildi. Sonra Cuma ve pazartesi geceleri akşam namazı akabinde okundu. Şam'ta buna tezkir derler ki, cuma günü öğle ezanından önce okunan salâ gibidir. Bu bid’at-ı hasenedir. (İbni Âbidin). Hanefîlerin yaşadığı memleketlerde Cuma gecesi yatsıdan evvel; Şâfiî memleketlerinde ise ezanın hemen ardından getirilir.
Cenâze salâsı hakkında ise ihtilâf olundu: Bazı âlimler “Cenâze olduğunu bildirmek için minârelerde salât okunması muteber kitaplarda yazılı değildir. Şu halde bid’atdir. Okutmamalıdır” demiştir. Buna mukabil İmam Şa’ranî Uhûdü’l-Kübrâ kitabında Abdullah bin Mes’ud’dan naklen ölü için salâ vermenin mahzurlu olmadığını söylüyor. Mısır Başmüftüsü Bahîtül-Mutiî, Ahsenü’l-Kelâm kitabında, salânın cevazına delil gösteriyor. Ölünün ardından salâ verilmesi, cenâze için cemaatin toplanmasını temin maksadına matuftur. Nitekim Hindiyye’de der ki: Ölen kimsenin, akrabalarına ve komşularına ölümünü haber vermek müstehabdır. Böylece, onlar o kimsenin, cenaze namazını kılarak ve ona dua ederek, hakkını eda etmiş olurlar. Cevheretü'n -Neyyire'de de böyledir. Bazı âlimler, bir şahsın ölümünü ilan için, sokakta bağırmayı kerîh görmüşler; bazıları ise, bunda bir beis görmemişlerdir. Serahsî'nin Muhît'inde de böyledir. İbni Abidin Cenaze bahsinde "Öldüğü, komşularına ve yakınlarına bildirilir. Ölen kimse âlim veya zâhid yahut kendisiyle teberrük olunan bir zat ise bazı müteahhirîn âlimleri, cenazesi için sokaklarda ilân yapılmasını iyi görmüşlerdir. Lâkin bu iş onu büyüterek yapılmamalıdır" der. Seyyid Abdülhakîm Efendi, Sefer-i Âhiret Risâlesi’nde, “Vefâtın i’lâm ve işâasına be’s yokdur (Ölümün bildirilmesi ve yayılmasında mahzur yoktur] demektedir.

Sual:
Cenâzenin başında kendisini öven sözler söylemek, dua etmek ve tabut taşınırken tekbir getirmek câiz midir?

Cevap;

Zamanımızda bazı cenâzelerde, cenâze namazı kıldırıldıktan sonra imam veya bir başkasının ölüyü öven sözler söylemesi; sonra dua yapılması; tabut taşınırken de yüksek sesle tekbir alınması âdet olmuştur.
Hindiyye’de der ki: Cenâze namazı kılındıktan sonra tabutun yanında ayakta dua etmek mekruhtur. Nitekim Zübdetü’l-Makâmât’ta İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin cenâze namazı kılındıktan sonra durup duâ yapılmadan hemen mezarlığa götürüldüğü yazıyor.
Tabut başında veya kabir yanında nutuk söylemek gayrımüslim âdetidir. Böyle nutuk söylemek, ölüyü kendinde bulunmayan şeylerle övmek câiz değildir. Kendinde bulunan sıfatlar ile de övmekte fayda ve lüzûm yok ise de mekruh olmaz (Hindiyye). Sadece cenâze namazı kılınmadan evvel veya sonra cemaate ölüye olan haklarını helâl etmelerini telkin etmek ve ölüyü nasıl bilirdiniz diye sorarak tezkiye yaptırmak iyidir.
İbni Âbidin der ki: Cenaze kaldırılırken seslerin yükseltilmesi mekruhtur. Bu sözle cenâzenin üzerinde yüksek sesle ağlamak kasdedilmiş olması muhtemeldir. Veya halk namaza durduktan sonra ölüye yapılan duada sesin yükseltilmesi de kasdedilmiş olabilir. Câhiliyet âdetinde olduğu gibi, ölüyü muhal şeylerle övmek de kasdedilmiş olabilir. Ölünün üzerine sena etmenin, onu vâki şeylerle övmenin esası ise mekruh değildir. Nitekim orada hazır bulunanları rikkate getirip, kalblerini yumuşatıp haklarını helal etmelerine sebep olabilir. Sahih-i Müslim’de geçen bir hadîs-i şerifte  “Hasta veya ölünün yanında hazır olduğunuzda, hayır söyleyin. Zira sizin söylediklerinize melekler âmin derler” buyuruldu.
Ölüyü defnettikten sonra, birkaç dakika etrafında oturup veya çömelip, Bakara sûresinin başını ve sonunu okumak, meyyit için dua ve istigfar etmek müstehabdır. Papazlar, kabrin yanında ayakta durup okumaktadır. İbâdette gayrımüslimlere benzememek için ayakta değil, çömelip okumak gerekir. Cenâze sırasında, defin ile meşgul olmayanların da ayakta durmayıp, oturması gerekir. Kabrin yanında nutuk söylemek gayrımüslimlerin âdetidir. Defnettikten sonra birkaç dakika etrafında oturup veya çömelip, Bakara sûresinin başını ve sonunu okumak, meyyit için dua ve istigfâr etmek müstehabdır.
Cenâze sessiz götürülür. Yüksek sesle tekbîr, tehlîl, ilâhîler okumak bid’attir (Halebî, Merâkı’l-Felâh, Ni’met-i İslâm, Şir’atül-İslâm).
Ölü için sessizce ağlamak câizdir. Yüksek sesle ağlamak, mâtem tutmak, siyah elbise giymek, siyah perdeler, rozetler, işaretler asmak, mâtem işaretleri, resmini taşımak, bando çalmak câiz değildir (Hazânetü’r-Rivâyât). İbni Mâce’nin bildirdiği hadîs-i şerîfte, “Cenâzeyi yüksek sesle ve ateş, ışık ve başka şeyler taşıyarak götürmeyiniz!” buyuruldu.  Siyah elbise giyinmek sünnettir. Başka zaman siyah giyinmeyip, yalnızca ölüye mâtem saikiyle siyah giyinmenin câiz olmadığı buradan anlaşılmaktadır. Ancak kocası ölen kadının ıddet zamanı olan dört ay on gün için mâtem tutması sünnettir. Bu zamanda mücevher takmaz, süslenmez. İbni Abidin, kocası ölmüş kadının bu zaman zarfında siyah elbise giymesinin dört mezhebde de câiz olduğunu söylemektedir.



Sual:
Amerika’da yaşayan uzak bir akrabamız orada vefat etti. Oğlu yakılacağını bildirmiş. Kendisine neden yakılmaması gerektiğini ve yapılması icab edenleri nasıl bildirebiliriz?

Cevap;
Kur’an-ı kerimde Mâide suresinin 27-32 âyetlerinde anlatıldığına göre, Hazret-i Âdem’in oğlu Kâbil, kardeşi Hâbil’i öldürdü. O zamana kadar hiç ölüm hâdisesi olmadığı için cesedi ne yapacağını bilemedi. Allah, kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini ona göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi.
Bu hâdise Tevrat’ta da benzer şekilde anlatılmaktadır. (Tekvin bâb. 24) İnsanların ölülerini toprağa defnetmeleri usulü bu hâdiseden kalmadır ve Hazret-i Âdem şeriatından itibaren bütün semâvî dinlerde tatbik edilmektedir.
Hazret-i Muhammed buyurdu ki: Hazret-i Âdem’in vefatında melekler kendisini yıkadı. Kefelendiler. Buhurladılar. Tabuta koyup, kendi dinine göre namazını kıldılar. Daha önce kazıp hazırladıkları bir lahde defnettiler. Kabrin üzerine toprak yığdılar. Sonra “Ey Âdemoğulları! İşte bu sizin yolunuzdur” dediler. (Müsnedü Ahmed bin Hanbel, Beyhakî)
Hazret-i Muhammed aleyhisselâm, ölüleri yıkanmasını, kefenlenmesini, namazının kılınmasını, bir insanın göğsü hizası derinlikte kazılan bir mezara defnedilmesini, üzerine kerpiç veya tahta mertekler konulmasını, üzerine toprak atılmasını, toprağın düz değil, balık sırtı gibi bombeli ve ortası hafifçe oyuk yapılmasını, etrafına taş dizilmesini, başına ölüyü tanıtacak dair bir işaret dikilmesini, cenaze defnedilirken başında Kur’an-ı kerim okunmasını, mezarın zaman zaman ziyaret edilmesini, bunun hem ölüye, hem de yakınlarına faydası olduğunu, ölünün kemiklerinin kırılması, diriyken kırılması gibi ölüye acı verdiğini, bu sebeple günah olduğunu buyurdu. Ölülerini bizzat bu usulle defnetti. Kendisi de böyle defnedildi.
İnsan ölünce, ruh bedeni terk eder. ma bedenle irtibatını devam ettirir. Mezar, bir nevi ruhun irtibat adresidir.
Bu sebeple İslâm dininde ölünün bu şekilde gömülmesi kaide hâlini aldı.

Sual:
Mezarlıkta yetişen meyve yenilebilir mi?

Cevap;
Kabristanda bulunan ağaç, orası kabristan yapılmadan evvel yetişmiş ise, toprak sahibinin mülküdür. Ağacı ve meyvelerini dilediğine verir. Sahipsiz toprak olup, halk tarafından kabristan yapılmış ise, ağaçlar, meyveler ve toprak, önceden gelen âdete göre kullanılır. Ağaçlar, kabristan yapıldıktan sonra yetişmiş ise, bunları diken malûm ise, o kimsenin mülkü olurlar. Bunları ve meyvelerini fakirlere sadaka verir. Dibe düşmüş çürüyecek meyveleri sahibinin izin vermediği bilinmedikçe alıp yemek câizdir. Fakirse her halde yiyebilir. Ağaçlar, kendiliklerinden yetişmiş iseler, diken kimse bilinmiyorsa, hâkimin kararı ile amel olunur. İsterse, sattırıp, parasını kabristanın ihtiyaçlarına sarf ettirir. Vakıf kabristandaki ağaçlar, meyveler, vakfın şartına göre kullanılır. Şartı bilinmiyorsa, hâkimin kararı ile amel olunur. Bugün için şer’î hâkim olmadığından, sahipsiz toprak veya lukata gibi muamele görür. (Hindiyye-Kerâhiyyet bahsi)

Sual:
Ölenin borcunu ödemeden miras taksimi yapmak veya miras taksiminde Kur’an-ı kerimdeki hisselere riayet etmemek küfrü gerektirir mi?

Cevap;
Ölenin malından önce varsa borcu ödenir, sonra varsa vasiyetleri yerine getirilir, sonra para ve mal kalırsa varisler mirası paylaşır. Bu, âyet-i kerime icabıdır. Vârisler, mirası paylaşıp, sonra kendi ceplerinden ödemiş iseler de olur. Farzı yapmamak küfr değil, günahtır. İnkâr etmek küfrdür.

Sual:
Geçenlerde Antalya’da ölü bulunan bir İngilizin evinden seccade ve mushaf çıktı. Bu kişinin Müslümanlığına hükmedilir mi?

Cevap;
Bir gayrımüslimin müslüman olduğuna Müslüman veya gayrımüslim iki erkeğin veya bir erkek iki kadının şâhidlik yapması hâlinde, şâhidlikleri kabul edilir. Bu kişi Müslüman olduğunu söylerse veya câmide cemaatle namaz kılarsa Müslüman olduğuna hükmedilir. (İbni Abidin, Mürted bahsi) Ölen bir kimsenin Müslüman olup olmadığında tereddüt edilirse, alâmetlere bakılır. Bunlar Bedâyi’de “sünnet olma, kınalı olma, siyah giyinme ve kasık tıraşı olarak zikredilir. İbni Abidin siyah giyinmek müslümanların alâmeti olmaktan çıkmıştır diyor. Diğerleri de bugün alâmet olmaktan çıkmıştır. Şu halde alâmetler de zamana göre değişmektedir. Alâmet bulunamazsa, Müslüman memleketinde ise, yıkanır, cenâze namazı kılınır. Müslümanlarla gayrımüslimlerin cenâzelerinin karışık olduğu yerlerde, ekseriyete bakılır. İki taraf da eşitse, yıkanır; namazı kılınır. (İbni Abidin, Cenâiz bahsi)

Sual:
Ölü doğan çocuk yıkanıp cenaze namazı kılınır mı?

Cevap;
Bir beze sarılıp gömülür; cenaze namazı kılınmaz. Sağ doğup sonra ölmüşse, ismi konur, yıkanır, kefenlenir ve cenaze namazı kılınır.

Sual:
Bir erkeği hanımının yıkaması câiz midir?

Cevap;
Kadının ölen kocasını yıkaması caizdir; ancak kocanın ölen zevcesini yıkaması Hanefî’de câiz değildir. Zira ölüm ile nikâh biter. Mahremiyet kalkar.

Sual:
Anne ve babasından birini öldürenin cenaze namazı kılınır mı?

Cevap;
Kısas ile öldürülürse cenaze namazı kılınmaz.

Sual:
İntihar edenin cenaze namazı kılınır mı?

Cevap;
Kılınır. Kılınmaz diyen âlimler de vardır.

Sual:
Kabre çiçek dikerken toprağına gübre veya otun ihtiyacı olan maddeleri karıştırmak câiz midir?

Cevap;
Câizdir.

Sual:
Kabre çiçek dikerken toprağına gübre veya otun ihtiyacı olan maddeleri karıştırmak câiz midir?

Cevap;
Câizdir.

Sual:
Cenâze evinde, cenaze sahibinin yemek dağıttırması câiz midir?

Cevap;
Cenaze evinden yemek dağıtılması mekruhtur. Komşuların ve yakınların yemek yapıp götürmesi gerekir. Cafer Tayyar vefat ettiğinde Resulullah aleyhisselâm, “Cafer’in evine yemek götürünüz. Şimdi onlar kederlerinden bu işle uğraşacak halde değildir” buyurdu. Komşuların getirdiği yemeği, gelip gidenlere ikram etmek câizdir. Uzaktan gelen misafirler için yemek hazırlamaları da caizdir.

Sual:
İntihar edenin cenaze namazı kılınır mı?

Cevap;
Dürrü’l-Muhtâr’da diyor ki: “Kendini öldüren kimse, bu işi kasten bile yapsa, yıkanır ve namazı kılınır. Bununla fetva verilir. Velev ki, günahı, başkasını öldürmekten daha büyük olsun”. Nitekim Hazret-i Peygamber buyurdu ki: “Üç şey sünnettendir: Her imamın arkasında namaz kılmak ki, namazın sevâbı sana, vebâli onadır. Her emir ile cihâd ki, ecri sana, şerri ise onun üzerinedir. Ehl-i tevhidden her ölünün namazını kılmak, intihar etmiş de olsa” (Deylemî). İmam Ebu Yusuf’a göre intihar edenin cenaze namazı kılınmaz. Zira Müslim'de geçtiği üzere Resulullah aleyhisselâm kendini öldüren birinin namazını kılmamıştır. Pek çok âlimler bu Yusuf’un kavlini tercih etmiştir. Ancak İbni Abidin der ki: Hadis-i şerif, intihar edenin cenaze namazının kılınmayacağına delâlet etmez. Zâhire bakılırsa, Resulullah aleyhisselâm başkalarını böyle bir işten menetmek için kılamamıştır. Nitekim Resulullah, borçlunun cenaze namazını da kılmamıştır. Bundan, onun namazını eshab-ı kiramdan da kimsenin kılmamış olması lâzım gelmez. Çünkü onun namazı ile başkasının namazı bir değildir. Anne babasından birini öldüren kimse ile kısas ile öldürülünce ve devlete isyan edip veya eşkıyalık yapıp, muharebe sırasında ölen kimsenin cenaze namazı kılınmaz.

Sual:
Cenazeyi yıkarken dökülen suların, yıkayanın üzerine sıçramasında mahsur var mıdır?

Cevap;
Müstameldir, kaçınmalıdır. Bunun için ölü yıkayanlar önlük giymektedir.

Sual:
Su olsa bile cenaze ve bayram namazını kaçırmamak için teyemmüm edilip de, Cuma namazı için edilememesinin sebebi nedir?

Cevap;
Cuma namazının bedeli öğle namazıdır. Bir özür sebebiyle kılınamazsa, öğle namazı kılınır ve Cuma’nın yerine geçer. Ama cenaze ve bayram namazının bedeli yoktur. (Nimet-i İslâm)

Sual:
Cenaze namazında ayakkabıları çıkarmak gerekir mi?

Cevap;
Hiçbir namaz için ayakkabıları çıkarmak gerekmez. Ayakkabı ile namaz kılmak sünnettir. Ancak ayakkabıda necâset olduğu kat’i biliniyorsa, çıkarılır. Necâset ayakkabının altında ise, çıkarılıp üstüne basılır. Ancak ayakkabının altına bevl, şarap gibi necâset bulaştığı iyi bilinir ve bir müddet yürünmüşse, delk ile temiz olur. (Berika, Bid’at ve Vesvese bahsi). Şehir yerlerinde ayakkabıya necâset bulaşması ihtimali pek mevcut değildir. Zira sokaklar şer’en temizdir.

Sual:
Kocası ölen kadının bir sene evden çıkmaması lâzım mıdır?

Cevap;
İhdâd, yani 1 sene süslenmeyip fazla gezmeyip kocasına yas tutması sünnettir.

Sual:
Trafik kazâsı ve kanser gibi hastalıklardan ölen şehid midir?

Cevap;
Evet.

Sual:
Sahabe ve evliyaların makamı ve mezarı olduğundan bahsediliyor. Mezarları varken neden makamları yapılmıştır?

Cevap;
Bir peygambere, sahabiye, evliyaya atfedilen birkaç kabir olabiliyor. Çok zaman geçtiği için kati olarak birisi gösterilemiyor. Bunlardan birisi hakikat, diğerleri makamdır. Umumiyetle evliyanın hayatında bulunduğu, kaldığı veya manevî olarak ruhunun tecelli ettiği yerlere makam deniyor.

Sual:
Son zamanlarda okuduğuma göre Karacaahmed, Zincirlikuyu, Aşiyan, Nakkaştepe, Maçka, Merkezefendi gibi mezarlıklara Sabetayistler de gömülüyor. Bunlar müslüman mezarlıklarından nasıl ayırt edilir? Akrabalarımızı buralara defnetmek caiz midir?

Cevap;
Bu şuurda olanlar, Bülbülderesi’nde olduğu gibi, aynı mezarlıkta, ama ayrı yere gömülüyor. İslâmiyet zâhire bakar. Müslüman mezarlığına gömülmüşse, müslüman olduğu kabul edilir.

Sual:
Gayr-i müslim bir kişiye taziyeye gitmek caiz midir?

Cevap;
Evet.

Sual:
Müslüman bir kimse, ölmüş bir gayr-i müslimi yıkayabilir mi?

Cevap;
Evet.

Sual:
Kadınların kabir ziyareti yapması caiz midir?

Cevap;
Kadınların kabir ziyareti yüksek sesle ağlamaya ve ağıt yakmaya vesile olabileceğinden dolayı yasaklayan hadisler olmakla beraber, âlimler zaman zaman ziyaret etmelerine cevaz vermiştir.

Sual:
Cenaze namazını kadınlar da kılabilir mi?

Cevap;
Evet.

Sual:
Kadınlar cenaze namazında erkekler ile aynı hizada olursa erkeklerin namazı bozulur mu?

Cevap;
Hayır.

Sual:
Cenaze toprağa koyulmadan veya toprak atılmadan Kur’an okuyup veya sadaka verip ruhuna göndermek doğru mudur?

Cevap;
Evet.

Sual:
Mektubat-ı Ma'sûmiyye’de (1/11) “Âdet olarak, riyâ, gösteriş olarak değil de, Allah rızâsı için fakirlere yemek, sadaka verip, sevablarını meyyitin ruhuna göndermek, iyi olur ve büyük ibâdet olur. Fakat bunun belli gün veya gecede yapılması için güvenilir bir haber yoktur” buyuruluyor. Fıkıh kitaplarının cenâze bahsinde ise, "Ölü evinden yemek, helva dağıtılması mekrûh ve çirkin bir bid'atdir. Birinci, üçüncü, yedinci gibi günlerde helva, çörek gibi şeyler yapmak ve kabr başında yemek dağıtmak ve hâfızları, hocaları, mevlidcileri toplayıp, okutup yemek vermek mekruhtur" diyor. Bu iki ifadeye göre, meyyitin ruhu için nasıl yemek verilmelidir? Bid'at olan sadece bunları belli günlerde yapmak mıdır? Yoksa hemen defnden sonra kabri başında veya ölü evinde dağıtmak da mı bid'attir?

Cevap;
İkinci ifadeye göre, ta’ziye zamanlarında, yani hemen sıcağı sıcağına ölü evinden yemek verilmesi uygun değildir. Zira hadis-i şerifte ölü evine başkalarının yemek getirmesi tavsiye edilmiştir. Aksi takdirde, sünnete muhalif oluyor. Birinci ifade ise, her zaman ölünün ruhu için yemek ve sadaka verilebilir; ancak zaman tayin etmemelidir, diyor. Ölü evine uzaktan taziyeye gelen misafirlere, evde yemek ikram edilmesi ise buna girmez; caizdir.

Sual:
Fıkıh kitaplarının cenaze bahsinde, kabrin bir karıştan yüksek olmaması gerektiği yazıyor. Bunun hükmü nedir?

Cevap;
Sünnete muhaliftir. Gösteriş için değil de, kabrin korunması için yüksek yapmak câizdir.

Sual:
Mezardan çiçek koparmanın vebali nedir?

Cevap;
Uygun değildir. Yeşillik, mezarda yatana fayda verir.

Sual:
Bebeklerin göbek bağı kesildikten sonra ne yapılır?

Cevap;
Gömülür.

Sual:
Modern câmiaya mensup kişilerin cenazeleri niçin Teşvikiye Câmii’nden kaldırılıyor? Câmide masonik işaretlerin olduğu doğru mudur?

Cevap;
Bilemeyiz. Buraya yakın oturdukları için olsa gerek. Teşvikiye Câmii’ni Sultan Abdülmecid yaptırmıştır. Şehrin, buraya doğru genişlemesini teşvik maksadıyla yeni semtler kurmuş; bu ve başka câmileri yaptırmıştır. Böyle mübalağalı şeylere itibar etmemelidir.

Sual:
Eyüb’de teleferiğe binince kabristanın üzerinden teleferikle geçmiş olunuyor. Bu şekilde kabirlere basmadan üzerinden geçmek caiz mi?

Cevap;
Kabirlere özürsüz basmak mekruhtur. Burada basılmış olunmuyor.

Sual:
Bir müslüman aklını kaybederse, âhiretteki vaziyeti ne olur?

Cevap;
Aklını kaybetmeden önceki hâline göre muamele görür.

Sual:
Selçuklu ve Osmanlılarda mumyalama iç organlar çıkarılıp ilaçlanıp tekrar koyulmak suretiyle mi yapılıyor? Bu, şer'an caiz midir?

Cevap;
Eski Türk geleneği icabı, cesed çürümesin veya geç çürüsün diye hususi ot, ilaç ve tütsülerle tahnit edilir. Bu caiz ve ölünün geç çürümesi için tedbir almak dinen mustehabdır. İç uzuvların çıkarılıp bedenin saman ile doldurulduğu Mısır mumyalamasından farklıdır.

Sual:
“Fatih Sultan Mehmet Han vefat ettiğinde taht kavgası vardı. Cenazesi odada unutuldu. 19 gün öyle kaldı. Cesed çürümüş ve kokmuştu. Yanına gitmeye kimse yanaşmadı” diyorlar. Doğru mudur?

Cevap;
Cenaze unutulmadı. Padişah cenazesi unutulacak bir cenaze değildir. Ama sıradan biri gibi de defnedilemeyeceği âşikârdır. O zamanın seyahat şartlarında yeni padişahın payitahta gelmesi beklendi.

Sual:
‘Peygamberimiz kabir ziyaretini men etmiş; sadece vefatına 2 yıl kalınca izin vermiştir’ diyenlere ne denir?

Cevap;
Hazret-i Peygamber, önceleri kabir ziyaretine izin vermezdi. Çünkü ölülerin çoğu müşrik idi. Müşrikler ziyaret edildiği zaman, ziyaret edene manevî olarak zarar verir. Zira kalbler arasında irtibat kurulur. Kimyadaki ‘birleşik kaplar kanunu’ gibi, birinin kalbinde bunan feyz veya zulmet, karşıdakine intikal eder ve ikisinin kalbinde de eşitlenene kadar bu devam eder. Ancak daha sonra müslümanlardan da ölenler olunca, Hazret-i Peygamber kabir ziyaretine izin vermiş ve bizzat kendisi de kabir ziyareti yapmış; kabir ziyaretini hem ölünün ruhunun şâd edilmesi ve hem de ziyaret edenin ibret alması için tavsiye buyurmuştur. Ölü, kendisini ziyaret edeni tanır ve sevinir. Ölünün ruhu için Kur’an-ı kerim okumak, tesbihat yapmak, sadaka vermek, kabrin üzerine yeşillik dikmek çok sevaptır ve ölünün ruhu bunlardan istifade eder.

Sual:
Çok yakın zamanda annemi kaybettim. Ruhunun nerede ne yaptığını merak ediyorum.

Cevap;
Müminlerin ruhları, kabirde hesap verdikten sonra, Cennetü’l-Me’vâ denilen bir yerdedir. Burada cennet nimetlerinin suretleriyle oyalanır, hoş bir hayat yaşar. Ruhu, dünyaya gelebilir, kendi gibi olanlarla görüşebilir, ailesini ve evini ziyaret edebilir. İmansızların ruhları ise kabirde siccin denilen bir azap içindedir, hiçbir yere gidemez. Kıyamete kadar böyle kalır

Sual:
Vehhabi itikadında olup da vefat eden yakınımıza dua ve hatm-i tehlil hediye edilir mi?

Cevap;
Zâhiren Müslüman olan herkesin ruhuna hayır ve hasenat hediye edilebilir. Bid’at itikadında olmak, büyük günahlardandır. Ehl-i sünnnet itikadına göre, büyük günah işleyen müslümandır, ehl-i kıble tekfir edilemez.

Sual:
3 ay önce annemi kaybettim. Sık sık rüyama gelirdi. Ama geçenlerde rüyamda benden bir ilacını bulmamı istiyordu; ama ben üşengeçlikten erteliyordum. Halbuki hastalığı sırasında böyle bir şey hiç yapmadım. Bu neye delâlet eder?

Cevap;
Ziyaret etmeli, ruhuna okumalı ve sadaka vermelidir.

Sual:
Bid’at ehli olmak şehâdete engel midir?

Cevap;
İmanı olan, zulmen öldürülür ise şehid olur. Bid’at, neticede bir günahtır.

Sual:
Ölüyü morga koymak caiz midir?

Cevap;
Bir mecburiyet yoksa hayır. Zira ölü, tıpkı canlı gibi elem ve ıstırap çeker.

Sual:
Hazret-i Peygamber’in cenazesine kaç kişi katılmıştır?

Cevap;
Pazartesi vefat etmiş. Çarşamba günü defnedilmiştir. Cenaze namazını üç gün boyunca yüzlerce kişi münferiden kılmıştır. Defninde kaç kişinin bulunduğu malum değildir. Gaslinde 8-10 kişi bulunmuştur.

Sual:
Yol kesen müslüman eşkiyanın ve devlete baş kaldıran müslüman isyancının üzerine cenaze namazı kılınır mı? 

Cevap;
Dârülislâmda savaşırken öldürülür ise kılınmaz.

Sual:
Cenaze namazı selam vermeden bitirilebilir mi?

Cevap;
Cenaze namazında iki tarafa selam vâcibdir. (Nimet-i İslâm)

Sual:
Bir Müslümanın vasiyetnamesinde yazması lazım gelen hususlar var mıdır?

Cevap;
Varsa kul ve Allah borçlarını yazması farzdır. Bunun dışında fakirlere mal sadaka vakıf arkasından Kur'an okutulması, sadaka verilmesi vs gibi hususlarda borçlarından geri kalan kısmın üçte birini geçmeyecek şekilde vasiyette bulunmak meşru ve müstehabdır.

Sual:
İstanbul gibi kalabalık yerlerde önceden defn yapılmış olan kabir yerinin üstüne araya beton perdeleme yaparak yeni birini daha defnediyorlar. Böyle bir şey uygun mudur? Uygunsa belli bir zaman geçmesi gerekir mi?

Cevap;
Münasip değildir. Ölü çürüyüp toprak olunca üzerine başkası gömülebilir. Bu zaman, yere göre değişir.

Sual:
İslâm hukukuna göre kimlerin cenaze namazı kılınmaz?

Cevap;
Na’şının çoğu mevcut olan Müslümanın cenaze namazı kılınır. Ana babasını öldüren kimse, kısasen öldürülürse, cenaze namazı kılınmaz. Eşkıya, çatışmada öldürülürse yine cenaze namazı kılınmaz. İntihar edenin cenaze namazı esah kavle göre kılınır.

Sual:
Cenaze olduğu zamanlarda, camilerde tesbihat yapılmıyor. Caiz midir?

Cevap;
Tesbihat şahsa kalmıştır. Yapmaya mani yoktur. Terkedilmez. Zira tesbih sünnet, cenazeyi geciktirmemek ise müstehabdır. Sünnet, müstehaba tercih edilir.

Sual:
Saygı duruşunun ve tabuta karanfil atmanın dinen mahzuru var mıdır?

Cevap;
Mecbur kalınınca yapmak caiz olur. Tabutun ve kabrin üzerine çiçek, çelenk vs atmak, koymak bid’attir. Müslüman âdeti değildir, kaçınmalıdır. Kabrin üzerine çiçek ve yeşillik dikmek sünnettir.

Sual:
Hazret-i Peygamber’in cenaze namazını sadece 17 kişinin kıldığı doğru mudur?

Cevap;
Hazret-i  Peygamber Pazartesi günü vefat etti. Çarşamba günü defnedildi. Bu arada sahabiler parça parça gelip namazını kıldılar. Bu zaman zarfında yüzlerce, binlerce kişi ayrı ayrı cenaze namazı kıldılar.

Sual:
Ramazanda vefat edenler için kabir azabı başlamaz. Burada kabir azabına kabir sorgusu da dahil midir?

Cevap;
Dâhil değildir. Mü’minlerden 9 sınıfa kabir suali yoktur. Bu, onlardan değildir. İmam Süyutî’nin talebesi Muhammed bin Alkamî (v. 929), hocasının Câmî’us-Sagir kitabının şerhinde diyor ki: “Kâfirlere kabir suali olmaz. Mü’minlerden dokuz kimseye de sual olmaz: Şehid, düşman karşısında nöbette iken ölen, vebâ, kolera gibi bulaşıcı hastalıktan ölen, böyle hastalıklar yayıldığı zaman kaçmayıp, sabrederek başka sebeple ölen, sıddîklar, bâliğ olmayan çocuklar, Cuma günü veya gecesi ölenler, her gece Tebâreke suresi [ve Secde suresini] okuyanlar ve ölüm hastalığında İhlâs suresi okuyanlara kabir suali olmaz. Peygamberler de, Sıddîklara dâhildir.”

Sual:
Bir terör saldırısında hayatını kaybedenler şehid olur mu?

Cevap;
Bir Müslüman, haksız yere öldürülür ise hükmen şehid olur.

Sual:
Osmanlılarda mezar taşlarından, mevtanın hangi mesleğe mensup olduğu anlaşılmaktadır. Genç yaşta ölen oğlum, mektepte bando şefi idi. Mezar taşını nasıl yaptırmak münasiptir?

Cevap;
Mezarın basit ve sade olması lâzımdır. İki başına taş dikilir. Başına da sadece ismi ve vefat tarihi yazılabilir. Fazlası, hatta ‘ruhuna fatiha’ tabiri bile lüzumsuzdur. Ölüye sıkıntı olur. O parayla hayır yapıp ruhuna hediye etmek daha münasiptir.

Sual:
Osmanlıdaki mezar taşlarının mesleklere, tarikatlara göre farklı olmasının sebebi nedir?

Cevap;
Hepsi öyle değildir. Bu bir âdettir. İslâm kültüründe resim ve heykel yasak olduğu için, mezar taşlarını eskiler, insanın adını yaşatan, geride bıraktığı bir âbide olarak görmüştür. Ancak mezar taşlarının ihtişamlı olması, süslenmesi doğru değildir. Mezarın iki tarafına taş dikip buraya ölünün ismini ve vefat tarihini yazmak kâfidir.

Sual:
Peygamberimizin, önünden geçen bir Yahudi cenazesi için ayağa kalktığı doğru mudur?

Cevap;
Doğrudur. Nesaî ve Müsnedü Ahmed’de geçer. Ölümün dehşeti karşısındaki haşyet ve meleklere ihtiram için böyle yaptılar.

Sual:
Şehitlerin evvelki günahları af olur mu? Şu halde şehidlik Enver Paşa’nın da günahlarına kefaret olur mu?

Cevap;
Kul hakkı asla affolunmaz. Diğerlerini Allah dilerse affeder. Enver Paşa şehid değildir. Halifeye isyan edip tahttan indirdiği, nice cinayetleri tertiplediği, son İslâm devletini yıktığı için, kanı heder bir şahıstır. Ruslarla çarpışırken değil, Ermeni bir fedai tarafından tehcirin intikamını almak üzere öldürülmüştür. Şehidlik senaryosu, sonradan sevenleri tarafından uydurulmuştur.

Sual:
Dârulharbde öldürülenler şehid olur mu?

Cevap;
Nerede olursa olsun, Allah yolunda ölen veya haksız yere katledilen Müslüman şehid olur.