Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
SUALLER - CEVABLAR

"Cemaatle Namaz" kelimesi için sonuçlar gösterilmektedir
Sual:
Namazdan sonra imamın yüksek sesle aşir okuması meşru mudur?

Cevap;
Bir imam her sabah cemaatiyle beraber Ayete'l-Kürsiyi, el-Bakara Sûresi'nin sonunu, Şehidallahu ve benzerini açıkça okumayı adet edinmişse; okuyuşunda herhangi bir beis yoktur. Fakat gizlice okuması daha üstündür. (İbn Âbidîn, Alış-veriş faslı.)

Sual:
Fıkıh kitaplarında bir mescidin altı ve üstü de mesciddir, yazıyor. Bugün bazı apartman katlarında mescidler vardır. Bunlar şer’î mescid sayılır mı? Bunlarda cemaat olmak, Cuma kılmak, i’tikâf etmek sahih midir?

Cevap;
Evlerin alt veya üst katlarının mescid olarak vakfı İmamı A’zam'a göre câiz değildir. Çünki vakıf eserin arza kadar altı ve göğe kadar üstü de o gayrımenkule tâbi’dir. Ancak Bağdad ve Rey şehirlerindeki mesken sıkıntısını gören İmameyn ve diğer üç mezheb imamı, evin bir katının mescid yapılmasına cevâz vermiştir. (İbn Âbidîn.) Ancak bu mescidin, bugünki apartman daireleri gibi ayrı bir kapısı olmalı; mescide gelenler, başka bir evin içinden geçmek zorunda kalmamalıdır. Bunlarda cemaat olunabilir ve Cuma kılınabilir. Beş vakit cemaatle namaz ve Cuma namazı kılınan mescidlerde her çeşit i’tikâf edilebilir. Vakıf mescid inşa edilirken altına veya üstüne, vakfa faydalı depo, dükkân, ev yaptırılabilir. Kirâlanan bir arâzi üzerine yapılan mescid vakıf olabilir.

Sual:
Cemaatle namaz kılındıktan sonra müezzin tesbihat yaptırıyor. Duadan hemen evvel (ve ma erselnâke..) derken euzü çekmesi lazım mı?

Cevap;
Kur’an-ı kerim okumaya başlarken euzü okunur. Âyet-i kerime, kıraat için okunmuyorsa, meselâ ders okumak, fetvâ ve vaaz vermekte okunuyorsa euzü çekmek gerekmez. (Şir’atü’l-İslâm).

Sual:
İmam fatihayı bitirince âmin der mi?

Cevap;
Evet.

Sual:
İkindi ve sabah namazından sonra da safları bozmak lâzım mıdır?

Cevap;
Farzı kıldıktan sonra cemaatin safları bozarak dağılması sünnet veya müstehabdır. Maksat o anda içeri girenlerin farzın kılındığını anlamalarını temindir. Sabah ve ikindi de böyledir. Sünnet diyenlere göre terki tenzihen mekruhtur. (İbn Âbidîn.)

Sual:
Kâbede kadın erkek bir hizada namaz kılabilir mi?

Cevap;
Kâbe binâsının içinde farklı cihetlere doğru kılıyorlarsa aynı hizada kılmaları namazı bozmaz.

Sual:
İmam akşam namazında ikinci oturuşu yapmayıp yanılarak dördüncü rek’ate kalksa, bilmeyip uyanın namazı sahih mi?

Cevap;
İmam geri döner. Dönmezse ve secdeleri yaparsa, namaz bâtıl olur ve uyanlarınki de bozulur. (Hindiyye.)

Sual:
Her hangi bir namazı kılarken, vaktin namazını cemaatle kılmaya başlasalar nasıl davranılır?

Cevap;

1. Vaktin farzını kılarken cemaat başlarsa:
a) Öğle, ikindi ve yatsı namazları için; 1. rek’atin secdesini yapmadıysa selam verip namaz bozar ve cemaate uyar. 1. rek’atin secdesini yaptıysa 2 rekat kılıp oturur ve selam verir ve cemaate uyar. 3. rek’ate kalkıp secdesini yapmadıysa ayakda selam verir ve cemaate uyar. 3. rek’atin secdesini yaptıysa 4'ü de kılar, selam verir. İkindi ise cemaate uyulamayacağı için mescidden çıkar, öğle veya yatsı ise cemaate uyar.
b) Sabah ve akşam namazları için; 1. rek’atin secdesini yapmış olsa bile henüz 2. rek’atin secdesini yapmadıysa selam verip bozar ve cemaate uyar. 2. rek’atin secdesini yaptıysa artık namazı tamamlar fakat cemaate uymaz.
2. Nafile (sünnet) kılarken:
a) 4 rek’atli bir nafile kılarken cemaat farza başlarsa namaz bozulmaz. Henüz 3. rek’ate kalkılmamışsa ilk oturuşta selam verilip cemaate uyulur. 3. rek’ate kalkmışsa tamamlar sonra imama uyar.
b) 2 rek’atli nafile kılarken, yapacak birşey yoktur. Nafileyi bitirir, cemaate öyle uyar.
3. Tertib sahibi olup kaçırdığı namazı kılarken;
Önce kendi namazını tamamlar, sonra cemaate uyar. Namazı kaçırdığını unutup cemaate uymuşsa bozmayıp tamamlar, bu kıldığı nafile olur, sonra kaçırdığı namazı kaza eder, sonra da cemaatle kıldığı vaktin namazını kılar. Kazaya kalmış olup o anda kaza ettiği namazını cemaatle kılmaya başlasalar, bu takdirde bozup bunlara uyabilir.
4. Tertib sahibi olmayıp bu namazı kaza eden;
Tertip sahibi olmayan da edâen veya kazâen kıldığı farzı bozup cemaate uyar. Kıldığı kazâ namazını ikiye veya dörde tamamlar.
5. Kazası olmadığı halde sünnet yerine kaza kılan;
Bunun 2. maddeden farkı yoktur. Kazası olmadığı halde, nafileler yerine kaza kılan da bu kazayı duruma göre ikiye veya dörde tamamlar. Sonra cemaate uyar. 3 rek’atlik kaza kılan, bunu iki rek’at olarak tamamlasa, namazı iki rek’atlik nafileye dönüşür. Dolayısıyla akşam kazası kılan, bunu iki rek’at olarak tamamlayabilir. Yatsının son sünnetini vitr kazası olarak kılanın yanında cemaat teşekkül etse, üçüncü rek’ata kalkmaz, ilk oturuşta selam verip imama uyar. Üç veya dört rekatlık kazaya niyetlense, ama kazası olmasa, bunu iki rekate çevirip selam verebilir. Kazası varsa, yine çevirebilir. O iki rekatlik nafile sahih olur, ama kazayı geciktirme günahına katlanır.
6. Kazası olup sünnet yerine kaza kılan tertib sahibi;
3. maddedeki gibidir. Cemaat tertip sahibinin kazasını bozması için özür değildir. Çünki kazaya bıraktığını kaza etmeden sonraki namaz olmuyor.
7. Kazası olup sünnet yerine kaza kılan tertib sahibi olmayan;
2. maddedeki gibidir. Tertip sahibi olmayıp sünnet yerine kaza kılan kimse için cemaat bu kazasını bozmakta özür olur.



Sual:
İmam fâtihayı ve zammı sureyi cehrî okuyacak yerde hafî veya hafî okuyacak yerde cehrî okusa ne lâzım gelir?

Cevap;

Fâtihayı cehrî okuyacakken hafî okusa hatırlayınca baştan okur. Yarıdan fazlasını hafi okumuşsa sehv secdesi yapar. Bir kavle göre baştan okumaz, devam eder.
Hafi okuyacakken cehri okusa hatırlayınca hafiyyen devam eder. Yarıdan fazlasını cehri okumuşsa sehv secdesi yapar.
Zammı sureyi namazın vacibi yerine gelecek mikdarda hafi veya cehri okumuşsa hatırlayınca namazın vacibi yerine gelecek kadar devam eder, sonra sehv secdesi yapar. Sureyi vacib yerine gelmeyecek mikdarda hafi veya cehri okumuşsa, vacib yerine gelecek kadar devam eder, ama sehv secdesi yapmaz. Bunlar İmameyne göredir. İmam Ebu Hanife’ye göre kısa bir ayet de cehrî veya hafî okusa yukarıdaki vaziyete göre devam eder veya baştan okur, ama sehv secdesi lazımdır.
Fatihanın tamamını hafî okuyup, sonra hatırlasa artık tekrar okumaz, zammı sureyi cehrî okur, sehv secdesi yapar.
Cehren okunacak bir namazda tek başına namaz kılana, fatihayı bitirmeden birisi gelip uysa, o kimse imam olmayı arzu ederse fatihayı baştan cehren okur.



Sual:
Seferiyken, seferi olduğunu bilmediğimiz imama son oturuşta uysak kaç rek’at kılarız?

Cevap;
İmamın seferi olduğunu bilmiyorsanız, ama imam namazı bitirince ben seferiyim demişse iki kılarsınız. Bilmiyorsanız, hele şehirde ise, mukim olduğu kabul edilir ve dörde tamamlanır. (İbn Âbidîn, Misafirin namazı babı.)

Sual:
Cemaati rükü’ya eğilmek üzere gören hemen olduğu yerde imama uyup rükü’ya mı eğilir, yoksa rüküyü kaçırmak pahasına da olsa safa kadar yürür mü?

Cevap;
İmama hemen uyup rükü’a eğilirse cemaat sevabına kavuşur ise de, mekruh işlemiş olur. Son safa kadar yürüyüp sonra uyması lâzımdır. Mekruhu terk etmek, fazilete yetişmekten evlâdır. Hazreti Ebu Bekr, safa varmadan rükû etmiş. Sonra o halde safa yürümüş; bunun üzerine Hazreti Peygamber kendisine: “Allah hırsını artırsın! Bir daha yapma!” buyurmuştur. (İbn Âbidîn, İmamlık bahsi, Safların tertibi kısmı.)

Sual:
Mesbuk olan secdedeki veya tahiyyattaki imama uyacaksa tekbir getirip elleri bağlamadan 2. tekbir getirmeden doğrudan mı uyar, yoksa tekbir getirip elleri bağlar, tekrar tekbirle secdeye veya tahiyyata mı iner?

Cevap;
Tekbir getirip imama uyar. Elleri bağlamadan secde veya tehiyyata gider. İkinci tekbiri söyler. Söylemese de bir şey lâzım gelmez. Birinci tekbir iftitah tekbiri olduğu için, bu tekbiri ayakta getirmek lâzımdır. Eğilirken söylerse namaza girmiş olmaz.

Sual:
Bir kimse yatsı namazını kılarken, birisi gelip ona uysa, kıraati nasıl yapmalıdır?

Cevap;
Fâtihayı veya sureyi okuyorsa, baştan cehri olarak fatihaya tekrar başlamalıdır. (Ni’met-i İslâm.)

Sual:
Şâfiî mezhebinde imama birinci rek’atin rükü’unda yetişen, fatihayı okur mu? Fâtihayı unutan ne yapar?

Cevap;
İmama rükü’da yetişen, o rek’atin fâtihasını okumamakta mazurdur. Ancak fâtihayı unutursa, imam rükü’da iken hatırlasa, hemen fâtihayı okur. İlk secdede imama yetişmesi lazımdır. Sonradan hatırlasa yeniden bir rek’at daha kılar. (İmam Nevevî, Minhac, İmamet bahsi.)

Sual:
Ramazanda yatsıyı cemaatle kıldık. Terâvih kılmadık. Vitri cemaatle kılabilir miyiz?

Cevap;
Kılamazsınız. Vitr namazı, yalnız Ramazanda cemaat ile kılınır. Ramazanda yatsının farzını cemaat ile kılmayanlar, toplanıp da terâvihi ve vitri cemaat ile kılamazlar. Çünki terâvih, yatsının cemaati ile kılınır. Yatsının farzını ve terâvihi cemaatle kılanlar, vitri de cemaatle kılar. Farzı yalnız veya başka bir cemaatle veya bu cemaatle kılıp terâvihi kılmayan da vitri bu cemaatle kılabilir. Ama meselâ farzı beraber veya ayrı ayrı cemaatlerde kılanlar bir araya gelip terâvihi cemaatle kılamadıkları gibi, vitri de kılamazlar. (İbn Âbidîn, Teravih namazı bahsi sonu.)

Sual:
İmam ön safta namaz kılan yoksa cemaate döner diyor. Ön safta değil ama arkada varsa yine döner mi?

Cevap;
Ön safta namaz kılan yok ve burası boşsa, arka saflarda da namaz kılan olsa, bu namaz kılanın yüzüne karşı dönmez. Ön saf lafzı, orada adam varsa diyedir. Oradaki kalkmışsa, yeri boşalır. (İbn Âbidîn)

Sual:
İmam yatsıyı tek başına kılarken kendisine uyulsa, kıraati nasıl yapacak?

Cevap;
Kıraati sessiz yapmışsa, fâtihayı ve sureyi okumuş olsa bile, hepsini tekrar cehren okuyacak. (Ni’met-i İslâm.)

Sual:
Sabah namazını cemaatle kazâ eden açık mı, gizli mi okur?

Cevap;
Açık okur.

Sual:
Fıkıh kitaplarında "Farzları ve vâcibleri nafile olarak yapmak, müekked sünnetleri yapmakdan daha çok sevap olur" yazıyor. Farzları ve vâcibleri nâfile olarak yapmak ne demektir? Kılmış olduğu farzı iade veya kaza etmesi gerekmediği halde tekrar kılması mı? Eğer öyleyse bu neden müekked sünnetten daha sevap oluyor?

Cevap;
Farz olan hacca gittikten sonra bir daha gitmek, nafile kurban kesmek, öğle ve yatsıyı tek başına kıldıktan sonra cemaate uymak gibi belli hallere münhasırdır.

Sual:
Bir câmi var. Bunun altında lokanta var. Fakat aralarında merdiven gibi bir bağ yok. Lokanta da câmiden midir?

Cevap;
Girişi ayrı olan ev, dükkân gibi yerler mescidden sayılmaz. Mescidin vakfı bile olsa mescidden sayılmaz.

Sual:
Bir câmi var. Helâsı alt katta, câminin içindedir. Fakat mimarî olarak helânın çatısı, câminin çatısına denk gelmiyor. Yan binanın çatısı altında kalıyor. Burada ihtiyaç gidermek mekruh olur mu?

Cevap;
Mescidin namaz kılınan mahallerinin altında olmadıkça bevletmek mekruh olmaz.

Sual:
Câmiye uyumak niyetiyle giren; fakat girişte sırf uyuması günah olmasın diye itikâfâ niyet eden, uyuyunca mekruh işlemiş olur mu?

Cevap;
İtikâf ibâdet etmek için câmide bir mikdar bulunmaktır. Câmiye itikâf niyetiyle girilir. İki rek’at namaz kılınıp uyunabilir. Mekruh olmaz.

Sual:
Çalıştığım holdingde çeşitli katlarda küçük mescidler vardır. Burada imamın namaz kıldığı seccade mihrab hükmünde midir? Böyle bir mescide itikâfa girilebilir mi?

Cevap;
Böyle küçük mescidler yol mescidleri gibidir. Devamlı belli cemaati olmadığı için mihrabı olamaz. Bunlara da abdestsiz girilmez. Vâcib, sünnet ve müstehab olan üç çeşit itikâf vardır. Birincisi adak sebebiyledir. İkincisi Ramazan ayının son on gününde yapılır. Üçüncüsünde, mescidlere her girişte burada bulunduğu müddet içinde itikâfa niyetlenilebilir. Bu mescidlerde ancak bu üçüncü çeşit itikâf mümkündür. Diğerleri muntazam cemaati olan ve Cuma kılınan mescidlerde yapılabilir. İşyerlerinde çalışanların vakit namazlarını kılması için seccade serilmiş köşe ve odalar ise hiçbir zaman mescid hükmünde değildir. Buraya abdestsiz girilebilir. Bunlar çarşı ve mekteplerdeki namazgâhlar gibidir. (İbn Âbidin)

Sual:
Evde yapılan cemaatin ardından bir başka cemaat olsa ve 2. cemaatin imamı, birinci cemaatin imamının kıldığı yerde dursa, namaz mekruh olur mu?

Cevap;
Bu mekruhluk cemaati muayyen olan mahalle mescidleri içindir.

Sual:
Bazen mescide teşekkül etmiş cemaate rastlıyoruz. İmamın başı açık veya kolu kısa olabiliyor. Buna uymak yerine tek başına kılınabilir mi?

Cevap;
İmam başını örtmeyi unutmuş olabilir. Takke bulamamış olabilir. Takkesiz kılmanın mekruh olduğunu bilmiyor olabilir. Remlî der ki, “İmamdan namazı bozacak bir şey tahakkuk etmedikçe, buna uymak kerahetsiz câizdir. İmam farz, müfsid ve vâciplere riayetkâr ise buna uymak câizdir. Nitekim sahâbe ve tâbiinden birçokları müctehid imamlardı. Halbuki mezhebleri muhtelif olmasına rağmen her imamın arkasında namaz kılarlardı. İmam sünnet ve mekruhlara riayetkâr değil ise, cemaat vâcip veya sünnet-i müekkede olduğuna göre, kerahat-i tenzihiyeye tercih olunur. Bir kimse fâsıkın veya bid'atçının arkasında namaz kılarsa cemaat fazîletine nâil olur. Bunların arkasında namaz kılmanın yalnız kılmaktan evlâ olduğunu gösterir. Lâkin verâ ve takvâ sahibi bir imamın arkasında nâil olduğu sevaba nâil olamaz. Salih başka bir imam varsa buna uymak mekruh olur. Böyle birisini imam yapmak da mekruhtur. (İbn Âbidîn)

Sual:
Bir farz namazı yalnız veya cemaatle kıldıktan sonra bir cemaat teşekkül etse buna uyulur mu?

Cevap;
Öğlen ve yatsı namazını yalnız kılan kimse, sonra teşekkül eden cemaate uyar. Bu namaz nâfile olur ve kaçırdığı cemaat sevabını elde eder. Ancak sabah, ikindi ve akşam namazları böyle değildir. Çünki sabah ve ikindiden sonra nâfile kılınmaz. Üç rek’atlık da nâfile olmaz. Eğer cemaate uymazsa, mekruh işlemiş olur. Bu sebeple ya cemaate uyar; ya da o mahalli terkeder. Ancak bir farzı cemaatle kıldıktan sonra tekrar cemaatle kılınması mümkün değildir. İsterse ikinci cemaat daha çok olsun. İmam Ebu Hânife, Mâlik ve Şâfiî’nin kavli böyledir. Çünki Hazret-i Peygamber, "Bir günde hiçbir namaz iki defa kılınmaz" buyurmuştur. İmam Ahmed bin Hanbel, İshak bin Râhuye ve Dâvud Zâhirî’ye göre câizdir. İkinci namaz nâfile olur. İmam Ahmed yukarıdaki hadîs-i şerîfi “ikinci namazı farz telâkki ederek kılmayınız” mânâsında alır. Nitekim Hazret-i Peygamber’in namazı cemaatle tekrar kılmalarını tavsiye ettiği kimseler olmuş; bunlara “Bu ikinci namaz sizin için nâfile olur” buyurmuştur. (İmam Kurtubî, Tefsirü Sureti’l-Bakara)

Sual:
Mahalle câmimizin imamı Şâfiî mezhebindedir. Vitir namazını üç rek’at olarak kıldırmaktadır. Hanefî mezhebinde vitir vâcib, Şâfiî mezhebinde ise sünnet olduğundan, vâcib kılanın sünnet kılana uyması mahzurlu olması sebebiyle bizim bu imama uyarak vitir kılmamız câiz midir?

Cevap;
İmam vitri üç rek’at olarak kıldırıyorsa, Hanefî mezhebini taklid ediyor demektir. Buna uymak ihtilâfsız câizdir. Şâfiî mezhebinde gece nâfile namazları ikişer rek’at kılındığından ve vitir de 2+1 rek’at olarak kılındığından böyle kıldıran imama Hanefîlerin uyması ihtilâflıdır. Böyle imama uymanın da câiz olduğunu söyleyenler vardır. Bu takdirde imam ikinci rek’attan sonra selâm verse bile buna uyan Hanefî selâm vermeyip vitrin kalanını bu imamla kılar (İbni Âbidin, Vitr ve Nevâfil Bâbı).

Sual:
Bir kimseye Fâtiha'yı veya onun birazını gizli okuduktan sonra birisi gelip buna uysa kıraate gizli olarak mı devam eder?

Cevap;
Fâtiha'yı âşikare olarak tekrarlar. Çünkü cemaat olunca geri kalan kısmını sesle okumak vâcip olur. Bir rekatte kıraatın yarısını sesle yarısını gizli okumak çirkindir. Bu sebeple âşikâre olarak tekrarlanır. Sureyi okuduktan sonra imam olsa hem Fâtiha'yı hem sureyi âşikâre olarak tekrarlar. Baştan beri imam olan da böyledir. Yani imam meselâ fâtihayı sessiz okusa, hatırladığı zaman açıktan tekrarlar. Kendisine sonradan uyulan kimse imamlığa niyet ederse böyledir. Aksi takdirde açıktan okuması gerekmez. Bazıları Fâtiha'nın veya surenin kalan kısmını veya bütün sure kaldı ise tamamını âşikare olarak okuyacağını, aksi takdirde vâcibin geciktirilmiş olacağını söylemiştir. (İbn Âbidin, Namazın âdâbı, Kıraat hakkında bir fasl)

Sual:
İlmihalde “Vâiz ve imam, cemaate öğretmek için mesnûn olan duaları sesle okur. Cemaat de sessiz tekrar eder. Cemaat öğrenince imam da sessiz okumalıdır. Sesle okuması bid’at olur. Ramazanda ve başka zamanlarda cemaat ile hatim duası yapmak mekruhtur. Fakat böyle yapanları men’ etmemelidir” diyor. Câmilerde veya başka meclislerde bir kişi yüksek sesle hatim duası yapıyor. Biz de el açıp âmin diyoruz. Bu mekruh mudur?

Cevap;
Fetâvâ-yı Hindiyye’de “Ramazan ayında, Kur'an-ı kerimi hatmedince dua etmek mekruhtur. Fakat bu şekilde fetvâ verilmez. Kur'an-ı kerim hatmedilince cemaatle beraber dua eylemek mekruhtur. Çünkü bu Peygamber Efendimiz'den naklolunmamıştır. Kur'an-ı kerim hatmedildiği zaman insanların, İhlâs Sûresi’ni açıktan okumak için toplanmalarında bir beis yoktur. Ancak bu halde de birinin okuyup, diğerlerinin onu dinlemesi evlâdır. Hatmin arkasından, üç defa İhlâs Sûresi okumayı da bazı âlimler beğenmiş; bazıları beğenmemiştir” diyor. Cemaat ile hatim duası demek, imamla beraber cemaatin de yüksek sesle dua yapması olsa gerektir. Bu ise Hıristiyanlara benzemek olduğundan mekruhtur. Şu halde cemaat tekrar etmezse mekruh olmayacaktır. Ancak bir kişinin dua edip diğerlerinin âmin demesi böyle değildir. Nitekim yine Hindiyye’de “Bir kimsenin sünnette bildirilmiş bir duayı cemaata öğretmek maksadı ile açıktan okumasında bir beis yoktur. Bu dua okununca cemaat da birlikte dua yapar. Bu, cemaata öğretmek için yapılmışsa böyledir. Şayet cemaata öğretmek için olmazsa, böyle yapmak da mekruhtur” diyor. Büyüklerimizden böyle hatim duası yaptıklarını veya böyle yapılan duaya iştirak ettiklerini gördük. Bir kimsenin Kur’an-ı kerimi hatmedeceği sırada aile efradını davet edip toplaması müstehaptır.  Şir’atü’l-İslâm’da diyor ki “Kur’an-ı kerim hatmini kışın gecenin evvelinde, yazın gündüzün evvelinde yapmalıdır. (Çünki bunlar hafaza meleklerinin nöbet değiştirdiği zamandır. Melekler gün veya gece boyu hatim edenlere hayır duada bulunurlar. Böylece  duaları daha uzun sürmüş olur.) Hatim duasında bulunmayı ganimet bilmelidir. Orada yapılan dua kabul olur. Hadîs-i şerifte “Kur’an-ı kerim hatminde hazır olan kimse, ganimet taksiminde bulunan kimse gibidir” buyurulmuştur.

Sual:
Câmide namaz kılarken cep telefonu çalarsa kapatmak namazı bozar mı?

Cevap;
Câmide namaz kılarken cep telefonu çalarsa, bunu mümkün olan en az hareketle kapatmalıdır. Çünki cemaati rahatsız etmek çok mahzurludur. Hatta imamın şaşırmasına sebep olabilir. Hele telefon zili müzik melodisi ise çok daha mahzurludur ki, câmide müzik çalınmasına sebebiyet verilmiş olur. Bu bakımdan cep telefonunun zilini müzik melodisine değil, normal zile ayarlamalıdır. Az bir hareketle cebin üstünden veya elini cebe sokarak telefonu kapatmak namazı bozmaz. Faydalı hareketler mekruh bile değildir. Olsa bile cemaati rahatsız etmek daha büyük kabahattir. İki elin bir hareketi her zaman namazı bozmaz. Dışarıdan bakanda, namaz kılmıyor intibaı uyandıran hareketler namazı bozar. Bunun dışındakiler faydalı değilse, bozmaz, ama mekruh olur. Pantolonu secde giderken iki eliyle yukarı çekmek gibi. Bir elin üç veya iki elin tek hareketinin namazı bozacağı kavli zayıf kavildir. (Nimet-i İslam)

Sual:
Sünnet ile farz namaz arasında dua etmek, tesbih çekmek, üç İhlâs okumak günümüzde yapılan bid’atlardendir. Bursa'daki Ulu Câmi'de sünnet namazından sonra müezzin sesli olarak 3 kere ihlâs-ı şerif ve ardından Sübhane Rabbike âyetini okuyor ve sonunda el-Fâtiha diyor. Sünnet ile farz arasında bir şey okunmayacağını biliyoruz. O halde bizim Fâtiha okumamamız mı gerekir? Bu yüzden Ulu Câmi gibi çok mukaddes bir mabedde cemaatle namaz kılmamamız mı daha uygun olur?

Cevap;
Sünnet ile farz arasında konuşulmaz, dua ve tesbih söylenmez. Sünneti ıskat eder diyenler bile vardır. Ancak Hindüvanî gibi bazı âlimler kısa dua ve tesbihler okunabileceğini, ihtiyaç varsa az konuşulabileceğini söylüyor. Sünnet ile farz arasında üç ihlâs-ı şerif okumak; Fatiha okumak, salâvat söylemek bid’attir. Fıkıh kitaplarında sünnet ile farz arasında 15 âyet-i kerime okuyacak kadar beklenir, sonra farza kalkılır buyuruluyor. Bazıları bunu o kadar âyet-i kerime okunur diye zannetmiş olsa gerektir. Nitekim üç ihlâs-ı şerif, subhane rabbike.. de söylenince 15 âyet oluyor. Müezzin Fâtiha dediği zaman, cemaatin Fâtiha okuması gerekmez. Okusa da bir şey lâzım gelmez. Câhillikle yayılan bid’atleri değiştirmek bazen çok zor olabiliyor. Buna bakmamalı, câmiye gitmelidir. Câmiye gidilmezse, hem cemaatle namaz sünnet-i müekkedesi terk edilmiş olur; hem de çok sevap ve hizmet etme imkânları elden kaçırılır. Müezzinin ameli, cemaate zarar vermez.

Sual:
Mızraklı İlmihal’de Namazda İmamet bahsinde şöyle bir ibare var: "Lâhık, iftitah tekbirini imam ile beraber almış, fakat sonra kendisine hades vâki olduğundan, abdest alıp, tekrar imama uyana denir. Bu kimse, yine evvelce olduğu gibi kıraatsiz, rükû' ve sücûd tesbihlerini ederek namazını kılar. O kişi, eğer dünya kelâmı söylememiş ise, imamın ardında gibidir. Lâkin câmiden çıktıktan sonra, pek yakın yerden abdestini almalıdır. Zira, çok ileriye giderse, namazı fâsid olur diyen vardır". İleriden kasıt nedir?

Cevap;
Yakın yerde abdest alma imkânı varken uzağa giderse demektir.

Sual:
Öğle ve yatsıyı tek başına kılan kişi, daha sonra cemaat sevabı için tekrar kılınca tekrar vaktin farzına mı, yoksa nafileye mi niyet edecektir? Belki tek başına kıldığı sahih olmamışsa, nasıl niyet etmeli ki onun yerine geçsin?

Cevap;
Farza ve imama uymaya niyet edecektir. Belki ile olmaz. Namaz ya sahihtir, ya değildir. Bu şüpheyle kılınan namaz sahih olmaz. Sonradan şüphe etmek de caiz değildir.

Sual:
İlmihalde "Bir rek’ati kaçıran kimse, o namazı cemaat ile kılmamış olur. Fakat cemaat sevabına kavuşur" diye yazıyor. Bu ifade ne demektir? Yani böyle bir kişi mescidde iken cemaat hâsıl olsa uyması ya da mescidden çıkması vâcib olur demek midir?

Cevap;
Cemaat ile kılmamış olur demek, mesbuk olmaz; kalan rek’atleri tek başına kılar gibi kılar demektir. Yoksa elbette cemaat sevabı alır. Namazı kılmamış veya tek başına kılmış olan kimse, câmide cemaat kurulursa, cemaate uymalıdır. Uymazsa, câmiden çıkmalıdır. Eğer uymazsa, cemaati terk ettiği için mekruh işlemiş olur. Uymayıp câmiden de çıkmazsa, ikinci bir kabahat işlemiş olur. Eğer cemaate uyması meşru değilse (ikindi gibi), çıkar; mekruh da olmaz. Çıkmazsa mekruh olur. Önceden cemaat ile kılmışsa, uymaz, çıkması da gerekmez.

Sual:
Mesbuk, abdestinin bozulacağına kanaat getirirse, imamın selâmını veya yanılma secdesini yapmasını beklemeden imamdan önce [teşehhüd miktarı oturduktan sonra] kalkabilir mi? Bu sebep mesbukun imamın selâmından önce kalkması için özür olur mu?

Cevap;
İmam teşehhüd mikdarı oturduktan sonra mesbukun ayağa kalkması caiz ise de, mekruhtur. Bekleyip selamdan sonra kalkmalıdır. Abdesti bozulursa, gidip abdest alır ve namazını tamamlar.

Sual:
Kurban bayramında, 23 vakitten birinde mesbuk olan bir kimse, imama tâbi olma bakımından imamın teşrik tekbirlerini okumasını bekleyip ondan sonra mı kalkar? Yani Kurban bayramında teşrik tekbirlerini imam ile beraber alır, sonra ayağa kalkıp geri kalan rek’atlerini mi tamamlar; yoksa her zaman olduğu gibi gene imamın selâmından sonra mı kalkacak?

Cevap;
Teşrik tekbirini beklemez. Bunların namazla alâkası yoktur. Kalkar, namazını tamamladıktan sonra kendisi söyler.

Sual:
Sitenizde özürle Mâlikî mezhebini taklid eden Hanefîlerin, yatsı namazını gecenin üçte birinde kılmaları müstehab olur diye yazıyor. Geceler uzun olduğunda, yatsıyı kıldıktan sonra boş laf edilebiliyor. Mekruh işlememek için, yatsıyı gece yarısına yakın kılsam uygun olur mu?

Cevap;
Mâlikî mezhebinde yatsının ihtiyarî vakti gecenin üçte birine; bir özürle bu vakit içinde kılamayanlar için zarurî vakti imsak vaktine kadardır. Özürsüz gecenin üçte birine kadar kılamayanlar tahrimen mekruh işlemiş olurlar. Mâlikî mezhebini taklid eden Hanefî, bu mezhebin sadece şart ve müfsidlerine uymakla mükellef olduğundan, yatsıyı gecenin üçte birinden sonra kılabilir ise de, vakti girince hemen ve cemaatle kılmak çok iyidir. Yatsıdan sonra da önce de, sonra da boş laf etmemelidir. Yatsıdan sonra sâlihlerle sohbet, mübah kelâm konuşmak mekruh değildir.

Sual:
Namazı imamdan veya müezzinden evvel bitiren bir kimsenin namaz tesbihatını yapmak için müezzini beklemesi gerekir mi? Kendisi önce başlayabilir mi?

Cevap;
Müezzinin yüksek sesle tesbihat yapması bid’attir. Ancak cemaate öğretmek maksadıyla caizdir. Müezzinin kumandasını beklemek gerekmez. Tesbihat münferiden yapılıp çıkılabilir.

Sual:
İmamdan tilâvet secdesini işiten bir kimse, imamın tilâvet secdesini yapmış olduğu rekâttan başka bir rekâtta imama uyarsa, tilâvet secdesini ne zaman yapar?

Cevap;
Namaz dışında yapılır. Namaz içindeki secde-i tilâvet, namazda okunan secde âyeti içindir.

Sual:
Bir imâm secde âyetini okuyunca, cemaatinden olmayan bir kimse, bunu dinlemiş olsa, o kimseye de tilâvet secdesi vâcip olur mu?

Cevap;
Evet.

Sual:
Cemaat olan kimse imamından önce teşehhüdü bitirirse ne yapar?

Cevap;
Bilittifak susar. Mesbuk ise imamı selâm verirken bitirmiş olmak için teşehhüdü ağır ağır okur. Bazıları teşehhüdü tamamlayıp susar demiş; bazıları da şehâdet kelimesini tekrarlayacağını söylemişlerdir. (İbni Abidin-Âdâbu’s-salât)

Sual:
Mescidde konuşmak her zaman mekruh mudur?

Cevap;
Câmide, mescidde bir şey yemek, uyumak misafir olmayan için mekruhtur. Misafir ise câmiye girerken i’tikâfa niyet edip, önce tahıyyetü’l-mescid olarak namaz kılar. Bu iki rek’at nâfile veya vakit girmişse vaktin namazı olabilir. Sonra yiyebilir, uyuyabilir ve dünya kelâmı konuşabilir. Câmi’de, alışveriş yapmak, kaybettiği bir şeyi aramak mekruhtur. Nikâh yapmak ise müstehabdır. İbâdet etmeyip câmi’de dünya kelâmı ile meşgul olmak tahrimen mekruhtur. İbâdetten sonra mübah olan şeyleri hafif sesle konuşmak câizdir.  Konuşmak için mescidde oturmağa şer'an izin verilmiştir. (İbni Âbidin)

Sual:
Şâfiî mezhebinde fâtiha okumak farz olduğuna göre imama uyan kimse fâtiha okumayı yetiştiremezse ne yapar?


Cevap;
Şâfiî mezhebinde fâtiha okumak farz olduğundan dolayı imama uyan kimse farz namazların her rekatinde fâtiha okur. İmamın hafi (sessiz) okuduğu namazlarda fâtiha ve ardından bir de sure okur. İmamın cehrî (açık) okuduğu namazlarda imamın fâtihayı bitirmesini bekler ve hemen kendisi süratle ve sessizce fâtiha okur. Yetiştiremezse, yarısını okumuşsa, rükü’a gider. İmam rükü’dan doğrulduğu zaman rükü’a eğilse namazı sahih olur. İmam secdeye gittiğinde rükü’a eğilmişse namazı bâtıl olur. Bu bakımdan imamdan iki rükn geri kalmak namazı iptal eder. Cemaate geç gelince, imamla birlikte rükü’a eğilir. Fâtihanın bir kısmını veya tamamını okumayı terkeder.  Meselâ imama birinci rek'atin rükü’unu yaparken yetişse fâtiha okumayıp hemen rükü’a gider. İmama fâtiha okurken yetişip tevcih duası okumayan da böyle yapar. İkinci ve sonraki rek'atlarda mutlaka fâtihayı  okuması gerekir. (İbni Hacer, Tuhfetü'l-Muhtac)

Sual:
Câmide cemaat yaparken imamın mihrabda durması şart mıdır?


Cevap;
İbni Âbidin hazretleri Namazın mekruhları bahsinde buyuruyor ki: Mi'râcü’d-Dirâye'nin imamlık bâbında bildirildiğine göre, Ebu Hanîfe'den rivâyet edilen en sahih kavl, ben imamın iki direk arasında veya bir köşesinde, bir tarafında yahud bir direğe karşı namaza durmasını kerih görürüm. Çünkü bu iş ümmetin ameline muhaliftir, sözüdür. Sünnet olan imamın safın ortası hizâsına durmasıdır. Mihrablar mescidlerin ortalarına dikilerek imamın duracağı yer tayin edilmiştir. Tatarhâniye'de “İmamın mihrabtan başka bir yere durması mekruhtur. Meğer ki zaruret ola!” denilmiştir. Dolayısıyla imam mihrabı terk ederek başka bir yere durursa, burası safın ortası bile olsa, mekruh olur. Ama bu söz mescide resmen tayin edilmiş devamlı imam hakkındadır. Böyle olmayan imam ile yalnız başına namaz kılan hakkında açık değildir.” Buradan da anlaşılıyor ki, câmide tayin olunan (devamlı namaz kıldıran) imamın namaz kıldırırken mihrab dışında durması mekruhtur. Bunun dışındaki cemaatlerde imamın mihrabda durması şart değildir. Sonraki cemaatlerde imam mihrabda durursa, ezan ve kaamet okunmaz; durmazsa okunur.

Sual:
Seferî imam, dört rek’atlik bir namazda unutup üçüncü rek’ate kalkarsa, ona uyan mukim nasıl hareket eder?

Cevap;
Eğer üçüncü ve dördüncü rek’atlerde imama uyarsa, namazı bozulur. Zira farz kılanın nâfile kılana uyması sahih değildir. Hayreddin Remlî der ki: "Misafir imam hataen veya kasden üçüncü rekâte kalkarsa, muktedi, imama uymaksızın kendi başına üçüncü ve dördüncü rek’atleri kılarsa sahih olur". (İbni Âbidîn, Salâtı Müsâfir bâbı)


Sual:
İlmihallerde diyor ki: “Mukim, eda ederken ve kaza ederken de, misafire uyabilir. Misafir, dört rek’atli olan farzları edâ ederken, mukime uyabilir. Yetişemediği rek’at olursa, imam selâm verdikten sonra dörde tamamlar. Çünki mukim imama vakit içinde uyan misafirin namazı değişerek, imamın namazı gibi dört rek’at olur. Kazayı iki rek’at kılması lâzım olduğundan, mukim imama uyamaz. Çünki oturması ve okuması farz olan, nâfile olana uymuş olur”. Bu son cümleden ne anlaşılması gerekir?


Cevap;
Mukim ile misafir birbirine imam olabilir. Mukim imam olursa, misafir o namazı dört rek’at olarak kılar. Misafir imam olursa, mukim kalkıp o namazı dörde tamamlar.  Ancak mukim ve misafirin dört rek’atlik aynı namazı kazaya kalırsa ve cemaatle kılmak isteseler, misafir mukime uyamaz. Vakit çıktığı için misafirin o namazı üzerine iki rek’at olarak farz olmuştur. Mukim imam olursa, ilk oturuş ve son iki rek’atte kıraat imama farz değildir. Nâfileden kasıt budur. Halbuki ilk oturuş ve son iki rek’atte kıraat misafir için farzdır. Çünki bu namazın ilk iki rek’ati farz, sonraki iki rek’ati nâfiledir. Kazaya kalmış namazlarda misafirin namazı değişerek imamın namazı gibi olmaz. Çünki değişme sebebi olan vakit çıkmıştır. (İbni Âbidin, Misafirin Namazı bâbı)


Sual:
Namazdaki birisi namazda olmayan birisinin sözüne cevap verirse namaz bozulur mu?

Cevap;
Namaz kılarken namazda olmayan birisinin sözüne cevap vermek namazı bozar. Selâm verenin selâmını almak, aksırana yerhamükallah demek böyledir. Allahü teâlâ’nın ismi anılır da celle celâlühü, Hazret-i Peygamber’in ismi söylenir de aleyhisselâm, bir musibet işitir de innâ lillahi ve innâ ileyhi râciûn, Kur’an-ı kerim okunur da sadakallahü’l-azîm derse bozulur. Namazda olmayanın okuduğu Fâtiha’ya âmin demek ihtilaflıdır. Bazı âlimlere göre namazdaki birisi, namazda olmayanın duasına âmin derse, İmam Ebu Hanîfe ile İmam Muhammed’e göre namazı bozulur. İmam Ebu Yusuf’a göre bozulmaz. Müteahhirîn ulemâsı bozulacağını tercih etmiştir. (İbni Âbidîn, Namazı Bozan Şeyler).

Sual:
Namazdaki birisi başkasının sözüyle rükü ve secdeye gitse, hareket etse, namazı bozulur mu?

Cevap;

Büyük bir mescide müezzin tekbirleri yüksek sesle alıyorsa, o sırada içeri giren birisi imamın rükü’ya eğildiğini görüp müezzine tekbir almasını söylese, müezzin de bu adamın sözüyle tekbir alırsa namazı bozulur. Bozulmaz diyenler de vardır. Mutemed kavil bozulmamasıdır. (İbni Âbidîn, Namazı Bozan Şeyler). Kınye’deki malumata nazaran, yalnız kılan birisine ileriye gitmesi söylenir de o da emre uyarak ilerlerse namazı bozulur. Saftaki boşluğa bir adam girer de namaz kılan kimse ilerleyecek ona yeri genişletirse namazı bozulur. Bu hükmün gerekçesi Allah’ın emrinden başkasına uymuş olmasıdır. Tahtâvî ise dinin emrine uyarak yaptı ise bozulmaz; içeri girenin emri ile yaptı ve onun hatırını kollayarak dinin emrini hatırlamadı ise bozulur diyerek iki hâli ayırmıştır. (İbni Âbidîn, İmamet Bahsi).



Sual:
Câminin alt katında boş yer varken, üst katında; ikinci katta boş yer üçüncü katında namaz kılmak caiz midir?

Cevap;
Mekruhtur. Nitekim İbni Âbidin diyor ki: Mescidin içinde yer varken, raflarında (üst katında) namaz kılmak mekruhtur ve bir safda yer varken arkadaki safa durmak gibi olur. Cuma günü olduğu gibi mübelliğ (imamın sesini cemaata duyuran müezzin) sesi her tarafa duyurmak için orada kılarsa mekruh olmaz. Bu kerahatin tahrimî olduğuna Hazret-i Peygamber’in, “Safı kim keserse Allah da onu keser” hadis-i şerifi delâlet etmektedir (İmamet bahsi).

Sual:
Bazı İslâm büyüklerinin insanları imamlık ve müezzinlik yapmaktan, başkasına kefil ve vasi olmaktan men eden ifadelerine rastlıyoruz. Bu ifadelerde ne anlatılmak istenmektedir?

Cevap;
Bunlar veballi işlerdir. Ehliyet ve adalet gerektirir. Herkes bunu beceremez. Kul hakkına ve günaha düşer. Nitekim Hazret-i Ömer, vasi olmak ilk defasında saflık, ikinci defasında ahmaklık, üçüncü defasında hâinlik demektir buyurmuştur. Ancak bu işler yerine göre farz veya sünnet-i kifâyedir. Yapılmazsa, herkes günaha girer veya kerâhate düşer. Onun için kendine güvenenin böyle bir işe girişmesi, girişmeden evvel de fıkıh kitaplarındaki hükümlerini öğrenmesi ve mümkün mertebe adalete riayet ederek vazife yapması gerekir. İmam, müezzin, kadı, kefil, vekil, vasi olmak çok sevaplı işlerdir. Nitekim İmam Ebu Hanife, kendisine yapılan kadılık teklifini adaletle hükmedemeyeceğinden korkarak kabul etmemiş, bu yolda işkencelere maruz kalarak vefat etmiştir. Talebeleri İmam Ebu Yusuf, Züfer ve Muhammed ise kadılık vazifesi kabul edip insanlara faydalı olmayı tercih etmiştir. Herkesin ve her devrin hâli başkadır. Demek ki hakkıyla vazife yapamayacağından korkan kimsenin böyle işleri kabul etmemesi takvâ, etmesi fetvâdır. İhlâsla hareket edene Allah yardım eder. Nitekim "Kim Allah'ın dinine yardım ederse, Allah da ona yardım eder; ayağını sağlam tutar" âyet-i kerimedir.

Sual:
Güvenlik görevlilerinin cuma namazına gidememesi hakkında bilgi verir misiniz?

Cevap;
Özür sebebiyle gitmemek dârülharbde câizdir. Dârülislâmda zâten izin verirler. Çok kritik hallerde burada da gitmemek câizdir. Cuma namazına gidemeyen öğle namazını kılar.

Sual:
Kadınlar cemaatle namaz için câmiye gidebilir mi?

Cevap;
Dinin emirlerinin yeni tebliğ ediliyor olması sebebiyle Hazret-i Peygamber ilk zamanlar kadınların câmiye cemaate gelmesine müsaade etmişti. Kendisine “Seninle namaz kılmayı seviyorum ya Resulallah” diyen sahabe-i kiramdan Ebu Humey es-Saidînin hanımına, “Evet, biliyorum. Şu var ki, kendi evinde kılacağın namaz, mescide kılacağın namazdan daha hayırlıdır. Kadınların en hayırlı mescidleri, evlerinin en tenha köşesidir” buyurdu (Müsnedü İmam Ahmed, Sahihu İbni Hüzeyme, Sahihu İbni Hibbân). Bu hanım vefatına kadar hep evinde namaz kıldı. Bu sebeple Abdullah bin Ömer, Cuma namazı için câmiye gelen hanımlara “Ey hanımlar, buradan çıkıp evlerinize dönseniz, sizler için daha hayırlıdır buyurdu (Taberânî). Bu bakımdan İmam Ebu Hanife, çok yaşlı hanımların öğle ve ikindi namazı dışındaki namazlarda cemaat için câmiye gelmesini câiz, bunun dışındakileri mekruh görmüştür. Sonra gelen âlimler zamanın bozulmasını sebep göstererek yaşlı olsun, genç olsun kadınların cemaata gitmesinin cuma, bayram ve vaaz için bile olsa mutlak surette mekruh olduğunu söylemiş; İmam Ebu Hanife’nin ihtiyar bir hanımı cemaate gitmekten men etmesini delil göstermiştir. Müftâbih olan da budur. Hatta kadınların iktidâsının sıhhati için imamın kadınlara imamete niyet etmesi lâzım olduğu halde, bazı fakihler câmiye gelen kadınları gördüğü halde imamın onlara niyet etmeyeceğini, çünki kadınların câmiye gelmesinin mekruh olduğunu söyler. Kadınların cenazeye çıkmasının da tahrimen mekruh olduğu fıkıh kitaplarında yazar. Nitekim Hazret-i Peygamber, cenazeye gelen kadınlara, “Sevap kazanarak değil, günaha girmiş olarak dönün!” buyurmuştur (İbni Mâce). Hazret-i Âişe de der ki: “Rasulullah aleyhisselâm, kendisinden sonra kadınların ne âdetler çıkardığını görse idi, Benî İsrail'in kadınları men edildiği gibi mutlaka onları men ederdi”. Bu sebeple kadınların cemaate gidemeyeceği hükme bağlanmıştır. Ama seferde, çarşıda yalnız namaz kılmak için gidebilir.  (‘İbni Âbidin, Cemaatle Namaz, Cenaze; İmam Şa’rânî, Uhûdü’l-Kübrâ, Şir’atü’l-İslâm)

Sual:
Bazı Aleviler Müslümanız dediği halde, İslâmiyet ile alâkası olmayan ibâdetler yapıyorlar. İslâmiyet, bunlara ve cemevleri yapılmasına izin verir mi?

Cevap;
İslâmiyete göre idare olunan yerlerde, müslümanız diyenler, câmiden başka mâbed yapamaz. Dinin bildirdiği ibâdetlerden başka şeylere ibâdet adını veremez. Aksi takdirde mürted sayılır. Türkiye laik bir memlekettir. Herkes istediği mâbedde ibâdet edebilir. Müslümanlar câmiye, Aleviler cemevine gider. Kimse karışamaz.

Sual:
Câmide dağıtılan şekeri yemek, namazdan önce câmide uyumak câiz midir?

Cevap;
Câmiye itikaf niyetiyle girilir. İki rek’at namaz veya vakit girmişse vaktin farzı kılınır. Sonra bir şey yenebilir, uyunabilir.

Sual:
Câmiye girince, namaz kılanlara selâm verilir mi?

Cevap;
Câmiye girince “esselâmü aleynâ ve alâ ibâdillâhissâlihîn” denir. Rastladığına selâm verilebilir. Namaz kılana selam verilmez, verilirse almaz. Kur’an-ı kerim okuyup dinleyene, vaaz dinleyene selâm verilmez.

Sual:
Hemoroid sebebiyle sık sık akıntı geliyor. Bu sebeple Mâlikî mezhebini taklit ediyorum. Evde hanımıma imam olabilir miyim?

Cevap;
Hanefî mezhebinde özürlü özürsüzlere imam olamaz. Mâlikî’de olabilir. Kendi mezhebinizi gözeterek dışarıda imam olmamak; evde başka çare bulunmadığı için imam olmak uygundur.

Sual:
Sabah namazında cemaat varken sünnet kılınır mı? Sabah namazının sünneti vacib midir sünnet midir?

Cevap;
Sabahın farzı cemaatla kılınmaya başlanmışsa, sünnete başlamak mekruhtur. Ancak cemaate yetişebileceğini gözü kesiyorsa, dışarıda veya bir direk arkasında hemen kılınıp cemaata uyulur. Sabah namazının sünneti esah kavle göre sünnet-i müekkededir.

Sual:
Câmiye çok yakın oturan biri, evinden imama uyabilir mi?

Cevap;
İmamın kendi sesini duymak veya duyanları görmek şarttır, ama yetmez. Câmi ile uyulan ev arasında yol veya nehir varsa, imama uymak sahih olmaz. Câmi avlusuna veya duvarına bitişik evde, pencere açılarak veya balkondan imama uyulabilir.

Sual:
Sünneti kılarken son rek’atta cemaatin ilk rek’atına yetişmek için salli, bârik ve rabbenâlar okunmasa olur mu?

Cevap;
Olmaz. Süratli okumalıdır.

Sual:
Yanında başını örtecek bir şeyi bulunmayan kişi, cemaate o halde katılmalı mı, yoksa cemaatin bitmesini bekleyip, bitirenlerden birinin takkesini mi kullanmalıdır?

Cevap;
Takkesini unutan veya başını örtecek bir şey bulamayan kimse, başı açık kılar. Mekruh olmaz. Çünki kasıt yoktur. Böylece cemaate uymalıdır. Başkasından takke istemek doğru değildir.

Sual:
Câmide cemaate uyarken takkesi olmadığını fark eden, yine de uymalı mı, yoksa eve dönüp yalnız mı kılmalı?

Cevap;
Unutmak veya bulamamak özürdür. Cemaatle kılmalıdır.

Sual:
Cemaatle namaz kılınırken cemaate uymayıp farklı odada beklenilse caiz olur mu?

Cevap;
Câminin içinde cemaate uymadan beklemek mekruh olur. Kapalı başka odada câiz olur ise de, namazı cemaatle kılmak gerekir.

Sual:
Mâlikî mezhebinde elde olmadan bevl, gaz çıkması gibi hallerde abdestin bozulmadığını işittim. Hanefî bir imam, imamette iken, benzer sebeplerle abdesti bozulsa ve abdest almak güç olsa bu kavli taklid edebilir mi?

Cevap;
Mâlikî mezhebindeki bu kavil zaten abdest alması zor olan yaşlı ve hastalarla, câmi imamları gibi abdestinin bozulması fitneye veya dedikoduya sebebiyet verecek olanlar yahud yolcu, talebe gibi abdest alma imkânı bulunmayanlar içindir. Mâlikî mezhebinin namaz için aradığı şart ve müfsidlere riayet etmek suretiyle, yani bu mezhebe göre gusl ve abdesti varsa, bu mezhebde namazın şartlarına uymak şartıyla taklid edebilir.

Sual:
Hazret-i Peygamber, Selimeoğullarının mescidinde Mescid-i Aksâ’ya doğru namaz kılarken Bakara suresinin 144. âyet-i kerimesi geliyor ve Peygamber Efendimiz yönünü Kâbe’ye dönüyor. Bu yaklaşık 180 derecelik bir harekettir. Tabî olarak cemaat Peygamber Efendimizin önünde kalıyorlar. Bu halde nasıl hareket ediyorlar?

Cevap;
Hazret-i Peygamber, bu emir gelince namazda geriye dönüp yürüyerek en son safın önüne geldi. Cemaat de böyle geriye dönüp namazı tamamladılar.

Sual:
Münferid veya cemaatle namaz kılan bir kimsenin Namaz içinde abdesti bozulup gidip abdest aldıktan sonra namazını tamamlamasının caiz olmasında bazı şartlar var mıdır?

Cevap;
Evet.
1—Hades, semâvî olmak (mesela birisi vursa ve kan çıksa olmaz).
2—Musallînin bedeninden zuhur etmek.
3—Guslü, mucip olmamak.
4—Vukuu nâdir olmamak.
5—Musallî, hades hâliyle, bir rükün edâ etmiş olmamak.
6—Yürüme hâlinde, rüknü eda etmiş olmamak.
7—Salâta münâfî (namaza aykırı) iş yapmamak.
8—Lâbüd (gerekli) olmayan işi yapmış olmamak.
9—Hades vukuundan sonra, özürsüz gecikmemek.
10—Sebk-ı hadesten sonra, musallînin, geçmiş hadesi zâhir olmamak (önceki bir abdest bozukluğu ortaya çıkmamak).
11— Musalli, sahib-i tertip ise, üzerinden geçmiş namaz olduğunu hatırlamamak.
12—Muktedî namazını, başka yerde tamamlamamak.
13—İmam, imamlığa elverişli olmayanı yerine geçirmemek. (Nimet-i İslâm)

Sual:
Seferî imam iki rek’at kılması gerekirken farzı dört kılarsa ona uyup dört rek’at kılan mukimlerin, namazı sahih olmuyor. Seferî olan imam yanılıp üçüncü rek’ate kalktığında [veya dördüncü rek’atte] bu hatasını anlarsa, mukim cemaatin namazını kurtarmak için namaz içinde mukim olmaya niyet etse ve namazını dörde tamamlasa; hâlbuki o beldeye, şehre mukim olmak için gelmemiş olsa [hatta birazdan o şehirden ayrılacağını bilse] mukim cemaatin namazını kurtarmak için namaz içinde mukim olmaya niyet etmesi caiz olur mu?

Cevap;
Caiz olmaz. Mukim imamdan ayrılmaya niyet ederek namazını müstakil tamamlar. İmama uyarsa namazı fâsid olur.

Sual:
Seferî imam; yanlışlıkla kalktığı üçüncü rek’atin secdesini yapmadan o şehirde 15 gün kalmaya niyet etse ne yapması lâzım gelir?

Cevap;

Seferî kimse, dört rek’atlik namazları iki rek’at olarak kılar. Yanlışlıkla üçüncü rek’ate kalkarsa; ilk oturuşta oturmuşsa, namazı iki rek’at olarak sahihtir. Fazlası nâfiledir. İlk oturuşta oturmamışsa; üçüncü rek’atin secdesinde ikamete niyet etmişse, kıyâm ve rüku’u tekrarlar; çünki nâfile olarak yapılmıştır. Secdeden başını kaldırmadan ikamete niyet etmişse, namazı dörde dönüşür ve İmam Muhammed’e göre farz olarak sahih olur. Sahih kavil de budur. İlk oturuşta oturmadıysa ve üçüncü rek’atin secdesinden başını kaldırdıktan sonra ikâmete niyet etmişse, bu namaz nâfile olur. (İbni Abidin)



Sual:
Misafir imam; üçüncü rek’atin secdesini yaptıktan sonra o şehirde 15 gün kalmaya niyet edebilir mi?

Cevap;
İlk oturuşta oturduysa, 4 rek’at kılar. Farz yerine geçer. İlk oturuşta oturmadıysa, bu namaz nafile olur. İade gerekir. (İbni Abidin)

Sual:
Peygamber efendimiz soğan ve sarmısak yemeyi yasaklamış mıdır?

Cevap;
Hazret-i Peygamber “Soğan ve sarmısak yiyen mescidimize gelmesin” buyurmuş. Yatsıdan sonra veya pişmiş olarak yemelidir. Sair zamanda yemek tab'an mekruhtur. Çünki müslümanın cemaate gitmediği bir zaman düşünülemez.

Sual:
Şirketimizde bir oda mescit olarak ayrılmıştır. Dinî kitaplar ve namaz kılınacak yerler vardır. Bina ve işyerlerinde namaz kılmak için ayrılan oda mescit hükmünde midir?

Cevap;
Sadece namaz kılınıyorsa mescid hükmündedir. Mecburiyet olmadıkça abdestsiz girmemelidir.

Sual:
Evde karı kocanın cemaat yapmaları mı, yoksa erkeğin câmiye gitmesi mi daha faziletlidir? Evde cemaatle kıldıklarında karı ve koca da cemaat sevabı kazanabilirler mi?

Cevap;
İmamın, küfre düştüğü, mübtedi veya fâcir olduğu bilinmiyorsa, câmiye gitmelidir. Gidilemezse evde cemaat yapılır. Her ikisi için de cemaat sevabı hâsıl olur. Ancak erkek câmiye gitmek sevabından mahrum kalır.

Sual:
Câmideki imamın Ehl-i sünnet olduğunu araştırmamız gerekir mi? Bunu nasıl anlarız? Nasıl sormak gerekir?

Cevap;
Hâli mechul olana hüsnü zan edilir. Sormak, araştırmak tecessüs olur; câiz değildir.

Sual:
Cemaat ile namaza başlarken sübhanekeyi okuduğumuz esnada, imam sesli olarak âyet okumaya başlarsa, sübhanekeyi yarıda mı kesmelidir?

Cevap;
Bu halde sübhaneke okunmaz, yarıda kesilir. İmam Ebu Yusuf’a göre imam fâtihayı okurken sustuğu yerlerde cemaat, sübhanekenin kalan kısmını okur.

Sual:
Son rek’atte tehiyyatta imama yetişen mesbuk, tehiyyatı okumadan imam selâm verirse namazını iade eder mi?

Cevap;
Hayır. Tehiyyatı okuyup ayağa kalkarak namazını tamamlar.

Sual:
Namazda sesin ulaşmadığı yerlere aracı vâsıtası ile ses ulaştırılır. Fakat günümüzdeki tatbikat şekliyle mikrofon vâsıtasıyla imamın sesinin aynı mekâna ya da alt ve üst katlara ulaştırmanın fıkhî hükmü nedir?

Cevap;
İmamın sesini kalabalık cemaata tekrar eden münâdiler namazdadır. Namaz dışındaki birinin sesiyle intikal câiz değildir. İkisi birbirine benzemez. İmam ile aynı mekânda bulunmayan bir kimsenin mikrofondan gelen sese uyması sahih olmaz. Bu bakımdan bir câminin alt katında veya üst katında yahud câmi bahçesindeki binaya, imamın sesi hoparlör vasıtasıyla ulaştırılsa, burada imama uymak sahih olmaz. Ama Selimiye Câmii gibi yüzlerce saffın en arkasındaki kimsenin imama uyması sahihtir. Bu kimseye imamın sesi hoparlör vasıtasıyla gelse bile, imam ile aynı mekânda bulunduğundan, namazı sahihtir.

Sual:
Yarım zrâ'dan [25 cm] daha yüksek bir yere secde etmenin caiz olmadığı kitaplarda bildiriliyor. Hatta bazı âlimlerin az yükseğe de secde etmek caiz değildir buyurduğu da yazılıdır. Cuma bayram ve teravih namazı gibi cemaatin yoğun olduğu namazlarda sıkışıklık sebebiyle namaz kılanın sırtına secde etmek de namazı mekruh hale sokar mı? Velev ki 25cm den çok veya az olsun?

Cevap;
Hayır.

Sual:
Kendi sırtına secde edilen kimsenin yere secde ediyor olma şartı var mı? O da başkasının sırtına secde ediyorsa birbirlerinin sırtına böylece müteselsilen secde edenlerin namazları sahih olmaz mı?

Cevap;
Evet. Olmaz.

Sual:
Fıkıh kitaplarında, secdede ellerin üzerine secde etmenin Hanefi mezhebinde tenzihen mekruh olduğu diğer üç mezhepte sahih olmadığı bildiriliyor. Cuma ve bayram namazlarında ve teravih namazı gibi cemaatin yoğun olduğu zamanlarda sıkışıklıktan ellerimizin üzerine secde yapma mecburiyeti hâsıl oluyor. Bir ihtiyaç sebebiyle üç mezhepten birini taklid eden Hanefî’nin bu halde namazları sahih olmuyor mu?

Cevap;
Özür olunca mekruh olmaz.

Sual:
İmam 25-30cm yükseklik yapılmış yukarıda namaz kıldırdı. Biz cemaat olarak aşağıda kıldık. İmamın cemaatten bu kadar yüksekte namaz kıldırması caiz mi?

Cevap;
İmam için bir arşın (60 cm) yüksekte yalnız kıldırması mekruhtur. 25-30 cm yüksekte yalnız bile kıldırsa mekruh değildir.

Sual:
Cemaatle namaz kılarken sadece imamın önüne sütre konması yetişir mi?

Cevap;
İmamın sütresi, cemaate kifâyet eder.

Sual:
Fâtih Câmii gibi büyük câmilerde ortada namaz kılan bir kimsenin önünden geçmek câiz midir?

Cevap;
Büyük (kıble duvarı ile arka duvarı arası 20 metre olan) câmide veya sahrada namaz kılanın önünden geçmek câizdir. Elverir ki, ayağı ile secde yeri arasından geçmiş olmasın.

Sual:
İmam 4. Rek’ate kalkmayı unutup 3. rekâtın sonunda oturdu. İkaz ettik ama anlamadı. Namazın sonunda dört kıldım dedi. İyi biliyoruz ki 3 rek’at kıldırdı. Bizim ve imamın namazları ne oldu?

Cevap;
Namazdan sonra, bir âdil müslüman, yanlış kıldın derse, tekrâr kılması iyi olur. İki âdil kimse söylerse, tekrâr kılması vâcib olur. Âdil olmazsa, sözünü dinlemez. İmâm doğru, cemaat ise yanlış kıldık derse, imâm kendine güveniyorsa veya bir şâhidi olursa, tekrar kılınmaz.

Sual:
“Hanımı, annesi yahud yabancı bir kadın; namaz kılan bir erkeğin dokuz ayak ilerisinde ise, o erkeğin namazı sahih olur” deniyor. Dokuz ayak nasıl bir ölçü birimidir? Yani kadın erkekten tam olarak ne kadar uzaklıkta olacak?

Cevap;
Cemaat ile kılan adam, aynı imama uyan herhangi bir kadınla, bir rükn mikdarı bir hizâda durursa ve aralarında kalın perde veya parmaktan kalın bir direk yahud bir insan sığacak kadar açıklık yoksa, erkeğin namazı bozulur. Bir safta kadın kılınca, yalnız iki yanındaki ve tam arkasındaki üç erkeğin namazı bozulur. Arkasındaki dokuz ayaktan (Bir ayak=1/2 zra=75,8/2=38,9 cm) uzak ise bunun bozulmaz. Aynı imama uymayan bir kadının, erkekle bir hizâda kılmaları mekruhtur. Erkek, yanında, imama uyacak bir kadını görünce, geride durması için, eli ile işaret etmelidir. Geri gitmezse, kadının namazı kabul olmaz. Erkeğin namazı bozulmaz. Bir hizâda olan kadın, adam boyu yüksekte veya aşağıda ise, zararı olmaz.

Sual:
İmama sonraki rekâtlarda yetişildiğinde, ilk oturuşta sadece ettehıyyatü okunması gerekiyormuş. Ben salli-bârikleri de okumuşum. Bir şey lâzım gelir mi?

Cevap;
Gelmez.

Sual:
Mescide giren kimse selâm verecek midir?

Cevap;
Bir kimse mescide gelse içeride hiç kimse yoksa, “esselâmü aleynâ min rabbin┠diye selâm verir. İçeride namaz kılanlar varsa kendi duyacak kadar “esselâmü aleynâ ve alâ ibâdillahissâlihîn” der. İnsanlar içeride sessiz oturmuşlarsa, “Esselâmü aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtühü” der. Eğer insanlar zikr, Kur’ân-ı kerîm okuma ve ilmî konuşmalarla meşgul iseler onlara selâm vermek lâzım değildir. İnsanlar hikâye anlatmakla veya dünya kelâmı ile meşgul iseler selâm vermek lâzımdır. Çünki bu selâmda onları tâate yöneltme vardır. (Tergibü’s-Salât, Namazın Sünnetleri faslı)

Sual:
Cemaate namaz kıldırmakta olan bir kimse, iki rek'atini kıldıktan sonra, ikinci secdede, bir rek'at mi, yoksa iki rek'at mi kıldığı hususunda veya dört rek'at mi yoksa üç rek'at mi kıldığı hususunda şüpheye düşerse nasıl hareket etmesi gerekir?

Cevap;
Bir kabul eder. Ama oturur. Sonra bir rek’at daha kılar. Oturur. Bir rek’at kılıp daha oturur. Bir rek’at daha kılıp selam verir. Secde-i sehv yapar. İkinci halde üç rek’at kabul eder. Oturur. Bir rek’at daha kılıp selam verir. Secde-i sehv yapar.

Sual:
İmamın gizli okunması gereken namazlarda açıktan okuması, açıktan okuması gereken namazlarda gizli okuması secde-i sehvi gerektiriyor. Peki, gizli ve âşikâre okumanın asgari miktarı nedir ki secde-i sehv icap etsin ve etmesin?

Cevap;
Kendi işitecek kadar okumak gizli; etrafındaki üç dört kişi işitecek kadar okumak cehrî kıraat sayılır.

Sual:
Secde-i sehv icap eden bir davranışta bulunan İmamın abdesti bozulup yerine vekil tayin ederse secde-i sehv cemaattan sâkıt olur mu? Bu durumda ne yapılması lazım gelir?

Cevap;
Hayır. Secde-i sehvi yapar. İmam mihrabdan ayrılırken eliyle secde-i sehv olduğunu işaret eder. Halef biliyorsa mesele yoktur.

Sual:
Fıkıh kitaplarında cemaat istese de imam farz namaz kıldırırken kıraati ve tesbihleri sünnetten fazla okuması mekruhdur, diyor. Bu hüküm sadece farz namazlar için mi câridir, yoksa sünnet kıldırırken de mekruh olur mu? Meselâ bazı câmilerde terâvih namazı hatimle kılınıyor. Bu mekruh mudur?

Cevap;
İmam cemaate göredir. Cemaat buna râzı ise mekruh olmaz diyen âlimler vardır. Hatim ile teravih kılmak sünnet-i kifâyedir. (İbni Abidin)

Sual:
Mesbuk yanlışlıkla selam verirse ne yapar? Namazı iade etmesi gerekir mi? Yoksa sehv secdesi mi yapmak gerekir?

Cevap;
Hayır. Sehv secdesi de gerekmez.

Sual:
Mesbuk namaza durunca subhaneke okur mu? Yoksa imam selam verdikten sonra mı kalkıp okur?

Cevap;
İmam sessiz okuyorsa imama uyunca hemen sübhaneke okur; sonra kalkınca tekrar okur.

Sual:
Sırtı eğri ve kambur birinin, sırtı düz sağlıklı olan birine imam olması caiz mi?

Cevap;
Kamburluğu, rükû derecesinde olmayan kambura iktidâ sahihtir. Kamburluğu rükû derecesinde olan dahi rükû için biraz eğilebilir olduğu takdirde, ona iktida Şeyhayn’a göre câiz olur. Umum ulemâ bunu almıştır. Esah olan da budur. Kâimin (ayaktakinin) kâide (oturana) iktidâsı gibidir. (Nimet-i İslam)

Sual:
Özürleri birbirine benzeyenler ve bir özrü olan iki özrü olana birbirlerine imam olabilir. Peki bir özrü olup da özürleri ayrı ayrı olan [mesela birisi idrar kaçırıyordur, birisi peltektir.] Böyle kimselerin birbirlerine uyması caiz midir?

Cevap;
İdrar kaçıran, yel kaçırana veya yel kaçıran yarasından kan akana uyamaz. Bunun hilafını söyleyen varsa da, zâhir-i mezheb olan öncekidir. (İbni Abidin)

Sual:
İmamla aynı hizada namaza durdum. Ayak topuğum imamın topuğundan ileride değil fakat ayağım uzun olduğu için parmaklarım imamın parmaklarını geçerse namaz sahih olur mu?

Cevap;
Topuklara itibar edilir. Muktedinin topuğu imamınkinden ileride olmamalıdır.

Sual:
Secde-i sehv gerektirecek bir hususta imamın secde-i sehv yapmama hakkı var mıdır?

Cevap;
Cuma ve bayram namazlarında cemaatin birinci selamdan sonra dağılması muhtemel ise, önden geçme ve izdihamı önlemek için secde-i sehv yapmayabilir. Bizim memleketimizde cemaat ikinci selâmı beklemeden kalkmadığı için, böyle bir hal mevzubahis değildir.

Sual:
Cemaatle namaz kılarken elinde olmayan bir sebeple abdesti bozulunca, abdestini yeniledikten sonra namaz kıldığı yere dönüp imama uyması gerekir. Eğer namaz kıldığı yere dönmeyerek başka yerde imama uyarsa namazı fâsid oluyor. Yani namaza nerede başladı ise orada mı tekrar imama uymalıdır? Yoksa sonraki gelişinde bir iki saf önde arkada olması namazını ifsâd mı eder?

Cevap;
Burada kasdedilen, kadın safı gibi iktidaya mani bir engelin bulunmasıdır. Yoksa abdest aldığı yer caminin içinde ise, buradan imama uyabilir. Arada kadın safı, nehir, yol gibi iktidaya bir mâni varsa, en arka safa durup namazı tamamlar. Namaz bitmişse, herhangi bir köşede tek başına tamamlar.

Sual:
Cemaatle namaz kılan sübhaneke’den sonra euzü söyler mi?

Cevap;
İmam söyler; muktedi İmam Ebu Hanife ve Muhammed’e göre söylemez; fetvâ da böyledir. Ebu Yusuf’a göre söyler.

Sual:
Mukim imama uyan misafir, dört rek’atlik bir namazda mesbuk ise, iki rek’ate mi tamamlar, dört rek’ate mi tamamlar?

Cevap;
İmamın mukim olduğunu biliyorsa dörde tamamlar. Bilmediği takdirde şehirde (köyde, kasabada) ise dörde, yolda ise ikiye tamamlar.

Sual:
Misafir mukim imama uysa, fakat sonra imamın namazının sahih olmadığı anlaşılsa, misafir namazı dört rek’at olarak mı iade eder, iki rek’at olarak mı?

Cevap;
İki rek’at olarak iade eder.

Sual:
İmam ikinci rek’atte oturmayı unutup, secde-i sehv de yapmasa, mesbuk yapar mı?

Cevap;
Hayır.

Sual:
Namaza dururken tekbir almadan önce veya müezzin kamet getirirken ayakta elleri birbirine bağlayarak beklemek uygun mudur?

Cevap;
Eller iki yanda durur. Bağlamak da caizdir.

Sual:
Birinci oturuşta ettehıyyatü bitmeden imam ayağa kalkarsa, muktedi bitirip mi kalkar, yoksa yarıda kesip mi kalkar?

Cevap;
Bitirip kalkar.

Sual:
Camilerde ezan sonrası müezzin sesli olarak ezan duası ettiriyor, katılmak uygun olur mu, gerekir mi?

Cevap;
Câmiye cemaatle namaz kılmak üzere gelen kimse, okunan ezana icabet etmiş demektir. Bunun ezana sözlü icabeti ve sonunda da ezan duası okuması gerekmez. Okursa iyi olur. Başkası yüksek sesle okuyorsa, tekrar eder veya yalnızca amin der.

Sual:
Mesbuk ikinci rek’ate kavmede veya secdede yetişip, ilk oturuşu imam ile beraber yaparsa, imam selâm verdikten sonra kalkınca ilk rek’atte tekrar oturur mu?

Cevap;
Oturuşlar sondan, kıraatler baştan kaidesine göre elbette oturur.

Sual:
Bir kişi farzı tek başına kılsa, sonradan cemaat olalım deseler bu kişi imam olabilir mi?

Cevap;
Hanefi mezhebinde farz kılan nafile kılana uyamaz. Binaenaleyh farzı tek başına veya cemaatle kılan bir kimse, başkasına imam olamaz.

Sual:
Namaza alıştırmak için küçük çocukları câmiye götürmek uygun olur mu?

Cevap;
Yedi yaşından büyük çocukları alıştırmak için câmiye getirmelidir. Daha küçükleri getirmemelidir. Hadis-i şerifte “Delilerinizi ve çocuklarınızı mescidlerden uzak tutunuz!” buyuruldu. Bu bakımdan âlimler, çocuk eğer câmiyi kirletirlerse haram, kirletmezse mekruh olur, buyuruyor. (İbni Abidin) Bu yaşta çocuk câmi adabından anlamaz. Anlaması da beklemez. İnsanları rahatsız eder.

Sual:
Hadis-i şeriflerde câmiye koşarak gitmenin uygun olmadığı bildiriliyor. Hızlıca yürümek de koşmak hükmünde midir? İmamın geç kalması câmiye koşarak gitmesi için özür olur mu?

Cevap;
Mecbur olmadıkça câmiye koşmak mekruhtur. Çünki insan namaza giderken de namazda sayılır. Cemaat kaçarsa başka bir cemaatle veya münferid kılar. Daha erken çıkmalıdır. Üstelik nefes nefese kalırsa, namazda huşu elde edemez, kıraati ve tesbihleri doğru yapamaz. İmam orada bulunmaya mecburdur; koşması belki fitne çıkmaması için müsamaha ile karşılanabilir. Gören koşuyor derse, hızlı yürümek de koşmak hükmündedir.

Sual:
Câmiye cemaate ara sırada olsa gelene kesin olarak Müslüman denebilir mi?

Cevap;
Câmide bir defa cemaatle namaz kılarken görülen kimseye Müslüman denir. Görülmemişse, ama sözünden iman alâmeti varsa, yine Müslüman denir.

Sual:
Namaza dair hükümleri en iyi bilen kimse, Kur’an-ı kerimi yüzünden okumasını bilmiyorsa, okuyabilen, ama fıkıh bilgisi kendisinden geri olanlara imam olabilir mi?

Cevap;
İmamlığa daha layık olmak için, Kur’an-ı kerimi yüzünden okumak şart değildir. Namaza adir hükümleri daha iyi bilen, imamlığa da daha layıktır.

Sual:
Fıkıh bilgisi ve sâlih olma bakımından müsavi iki kişiden, kıratı diğerinden daha geri olanın imam olması câiz midir?

Cevap;
Fıkıh, kıraatten evvel gelir. İki hususta da eşit iseler, kıraati iyi olan tercih edilir. Öteki imam olursa, namaz sahih olacak kadar kıraat bilmesi kâfidir.

Sual:
Ayağı aksak olan imâmın, sağlam kimselere imamlık yapması caiz olur mu?

Cevap;
İdrar kaçırma gibi özrü olanların veya elsağ (peltek) yahud kamburluğu rükû’ derecesinde olanın ya da ima ile namaz kılanın, böyle olmayana imam olması câiz değildir. Sakatın sağlama imameti sahihtir. Bir ayağı ile yürüyen topalın ve felçlinin sağlam kişilere imamlığı mekruhtur. (İbni Abidin)

Sual:
Hünsâ’nın [doğuştan çift cinsiyetli olanın] erkeklere imam olması câiz midir? Sonradan kendi isteği ile cinsiyet değiştiren erkeklerin erkeklere imam olması câiz olur mu?

Cevap;
İmamla cemaattan her biri ya erkek, ya kadın yahud hunsâdır. Bunların her biri ya bâliğdir veyahud değildir. Bâliğ erkeğin imamlığı hepsine sahihdir. Ama kendisi yalnız misline uyabilir. Bâliğ kadının mutlak olarak yalnız kadına imamlığı kerahetle sahihtir. Erkeğe, kendi misline ve bâliğ hunsâya uyması sahihtir; fakat mekruhtur. Zira hunsânın kadın olmak ihtimali vardır. Bâliğ hunsânın, hunsâya uyması hakkında câiz ve câiz değil şeklinde iki rivayet vardır. Câiz değildir rivayeti kabul görmüştür. Çünkü kendisinin kadın, cemaat olan hunsânın erkek olması ihtimali vardır. Erkeğe uyması sahihtir. Kendi misline ve mutlak surette kadına uyması sahih değildir. Zira erkek olması ihtimali vardır. Bâliğ olmayan hunsâya gelince: Şâyed erkek ise kendi misline, erkek, kadın ve hunsâ olsun imam olması sahihdir. Erkeğe uyması mutlak surette sahihdir. Kadın ise yalnız kendi misline imam olması sahihtir. (İbni Abidin). Cinsiyet değiştiren kimse, önceden hunsâ ise, ameliyattan sonraki cinsiyetine itibar edilir. Değilse, bu hiç kimseye imam olamaz.

Sual:
11-12 yaşındaki çocuğun, kendisi gibi çocuklara imameti câiz olur mu? Sahih olursa namaz bunlara farz olmadığından nafile şekline mi dönüşür?

Cevap;
Çocuğun çocuğa imamlığı sahihtir. Büluğa ermemiş çocuk, farzları sahih bir şekilde yaparsa, sevabına nail olur. (İbni Abidin)

Sual:
Kur’an-ı kerimi yüzünden okumasını bilmeyen bir kimse imamete başladığı sırada, bilen ve fıkıh bilgisi iyi olan bir kimse cemaate katılsa ümminin imameti sâkıt olur mu?

Cevap;
Namaz sahih olacak kadar Kur’an-ı kerimi ezbere kıraat edebilmek kâfidir. Ümmî olmak, ilim sahibi olmaya mâni değildir.

Sual:
Çok öksüren bir kimsenin imamete geçmesi caiz olur mu?

Cevap;
Câizdir. Kıraati bırakıp öksürür; sonra devam eder. Ama nefret veya bıkkınlık hâsıl edeceğinden imam olmaması iyidir. Çünki cemaatte nefret uyandıran kişinin imamlığı mekruhtur.(İbni Abidin).

Sual:
Bir kimse, kendisinden hoşnut olmayan bir cemaate imam olsa, ama o meclisteki kimselerden imamlığa daha elverişli ise, imamlığı mekruh olur mu?

Cevap;
Bir kimse kendisinden hoşlanmadıkları halde bir cemaate imam olsa bakılır: Eğer hoşlanmamaları o şahıstaki bir bozukluktan yahud kendileri imamlığa ondan daha lâyık olduklarından ise, imamlığı kerahet ile mekruhtur. Çünkü Ebu Dâvud'un rivayet ettiği bir hadis-i şerifte: «Kendisini sevmedikleri halde bir cemaate imam olan kimsenin namazını Allah kabul etmez.» buyurmuştur. O kimse haklı ise kerahet yoktur. Kerahet cemaatin üzerinedir. (İbni Abidin)

Sual:
Fıkıh kitaplarında özürleri birbirine benzeyenler birbirlerine ve bir özürlü olan iki özürlü olana imam olabilir dedikten sonra, her hangi bir sebeple başka mezhebi taklid eden Hanefiler özürlü sayılmaz deniyor. Şu halde, başka mezhebi taklid eden bir kimsenin imam olması câiz midir?

Cevap;
Özürlü diye, idrar, gaita, yel veya kan gibi abdesti bozan bir şey elinde olmayarak devamlı akan kimseye denir. Kendi mezhebine uymakta meşakkat bulunan bir meselede başka mezhebi taklid eden (meselâ eli kanayıp abdest alma imkânı bulamadığı için Mâlikî veya Şâfiî mezhebini taklid eden) Hanefî, özürlü gibi değildir. Binaenaleyh böyle taklid etmeyen bir Hanefî’ye imam olabilir. Ama bu kişi fıkhî mânâda özürlü ise (mesela idrar kaçırıyorsa), özürlü olmayana imam olamaz. İdrar vs kaçırıp, bu özrü bir namaz vakti devamlı gelmediği için Hanefî mezhebine göre özürlü olamayan bir kimse, bu meşakkatten kurtulmak için, bir kavlinde abdesti bozan şeyin bir defa bile gelmesini özür sayan Mâlikî mezhebini taklit etse, bu kişinin özrü bulunmayan Hanefî’ye imam olmaması esastır. Çünki farklı mezhepte olmak veya imamın namazının taklit ettiği mezhebe göre sahih olması, arkasındakilerin namazına tesir etmez, yani sahihtir. Ama özürlünün özürsüze imam olması Hanefî’de câiz olmadığından, bu kişi de mezhebinden çıkmadığı için, özürlü olmayan Hanefî’ye imam olmamalıdır.

Sual:
İmamın intikal tekbirlerinin sessiz söylemesi câiz midir?

Cevap;
Namazın müekked sünnetini kasden terk etmek bazı âlimlere göre bir defa, ekserisine göre ısrarla olursa mekruhtur. (İbni Abidin)

Sual:
Cemaat kaç kişi olursa imam yüzünü cemaate döndürür ve döndürmez?

Cevap;
Bir kişi ise yanındadır, döndürmez. İki kişi ise döndürmesi sünnettir. On kişiye kadar döndürmese de olur kavli zayıftır ve itibar görmemiştir. (İbni Abidin)

Sual:
İmamın farz kıldırırken cemaat uzun okunmasını istese, uzun okuması veya tesbihleri üçten fazla söylemesi caiz olur mu?

Cevap;
Cemâat razı olsun olmasın kıraat ve zikirlerde namazı cemaata sünnet miktarından fazla uzatmak kerahet-i tahrimiye ile mekruhtur. Bu hususta hadis-i şerif vardır. Zaruret varsa, sünnet mikdarından da kısa okunabilir. (İbni Abidin).

Sual:
Sabah, öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazlarında imamın en fazla kaç âyet-i kerime okuması mekruh olmaz?

Cevap;
Sabah ve öğle namazında Hucurat’tan Târık suresine kadar; ikindi ve yatsıda Târık’dan Beyyine suresine kadar; akşamda Beyyine’den sonrasını okumak müstehabdır.

Sual:
Abdesti bozan bir şeyden dolayı özürlü olan bir âlim, câhile imam olabilir mi?

Cevap;
Câhilin âlime imam olması sahih, ama özürsüz mekruhtur. Özür varsa mekruh olmaz. Özürlünün özürsüze imam olması ise câiz değildir. Yasaklayan hüküm, kerahate tercih edilir.

Sual:
Araştırma yaparak namaza duran bir kimse, kıble istikameti hususunda hata yapmış olsa ve bu hatasını namazda anlayıp yönünü kıble istikametine çevirse, bu kimsenin namazı kılmaya başladığı zamanki halini bilen veya bilmeyen başka bir kimse de ona uyarak namaz kılmaya başlasa bu durumda, namaza ilk başlamış olan kimsenin namazı ile, ikinci şahsın namazı sahih oldu mu?

Cevap;
Bir kimse kıbleyi araştırarak namaza durur da sonra hatasını anlayarak namaz içinde kıbleye dönerse, onun bu hâlini bilen bir kimse kendisine uyamaz. Çünki imamın hatasını bilmektedir. Birisi kıbleyi araştırarak namaza başlasa, diğeri de araştırmış olmak şartıyla ona uyabilir. Kıbleyi araştırmadan araştırana uymak imamın hata ettiği anlaşılırsa câiz değildir. İmamın namazı ise her halde sahihtir. (İbni Abidin)

Sual:
Abdesti bozulan imam, vekil bırakmayıp câmiden çıkarsa, cemaat birden fazla ise namazları bozulur ifadesini anlayamadım. İzah eder misiniz?

Cevap;
İmama uyan bir kişi ise, namazı tek başına tamamlar. Birden fazla ise biri imam olur veya imam birini halef bırakır. İkisi de olmazsa, imam camiden çıkınca hepsinin namazı bozulur.

Sual:
İmamlar eskiden siyah cüppe giyiyorlardı. Şimdi hepsi beyaz oldu. Sünnete uygun olan hangisidir?

Cevap;
Elbisede siyah, beyaz ve yeşil müstehabdır. İmamın kıyafeti biraz farklı ele alınmıştır. Reddü’l-Muhtar’da der ki: İmamın siyah giyinmesi Cuma’nın sünnetlerindendir. Bahr’de diyor ki: Hulefâ-i Râşidîn’e ve asırlar boyunca şehirlerde devam edegelen âdete uyarak siyah elbise giymesi de sünnettir. Mülteka şerhinin libas faslında «Siyah renk müstehabdır. Çünkü Abbasoğullarının alâmetidir. Peygamber aleyhisselâm Mekke'ye, başında siyah bir sarık olduğu halde girmiştir» denilmektedir. İbni Adiyy'in bir rivayetinde, «Resûlüllah aleyhisselâmın siyah bir sarığı vardı. Onu bayramlarda giyer ve arkaya doğru sarkıtırdı» deniliyor. (Cuma Namazı)

Ölen kimsenin müslüman mı, gayrımüslim mi olduğu bilinmez, bir alâmet de bulunmazsa müslüman memleketinde bulunduğu takdirde yıkanarak cenazesi kılınır. Bedâyi'de müslüman alâmetinin dört şey olduğu bildiriliyor. Bunlar: sünnetli olmak, (sakalı) kınalı olmak, siyah giyinmek ve kasıkları tıraşlı olmaktır. Ben (İbni Abidin) derim ki: Bizim zamanımızda siyah giyinmek müslüman alâmeti olmaktan çıkmıştır. (Cenaze Bahsi)

Siyah giymek menduptur. Çünkü İmam Muhammed es-Siyerü'l-Kebir'de Ganâim bahsinde siyah giymenin müstehap olduğuna delâlet eden bir hadis rivayet etmiştir. (Libas Bahsi)

Halife Harun er-Reşid, İmam Ebu Yusuf’a renklerin en efdalini sormuş, o da “Mushafın yazıldığı mürekkebin rengi” cevabını vermiştir.

Netice itibariyle imamların siyah cüppe giymesi mendub olduğu gibi, öteden beri bir İslâm âdeti hâlini de almıştır. Siyah renk, giyinen kişiye bir heybet ve vakar verir. Huşu ve huzuru temine daha elverişlidir. Kolay kolay kir göstermez. Osmanlılar da Dört halifeler ve Abbasîlerden gelen bu an’aneyi devam ettirmiş; sadece şeyhülislâmlar, merasimlerde ferve-i beyzâ denilen üniforma hüviyetindeki beyaz cüppeyi giymiştir. Beyaz renk giymek de sünnettir; ama imam ve hatibler için siyah renk uygun görülmüştür. Önceki Diyanet İşleri Reisi’nin yegâne icraati zımnında imamlara giydirilen beyaz cüppelerin kolay kirlendiği, içindeki elbisenin renklerini göstererek huşuyu bozduğu, hele Macar operetlerindeki gibi yaka ve kollardaki sırmalı işlemelerin gülünç olduğu hayretle müşahede edilmektedir.

Sual:
Mescidimizin kıble ciheti çaprazda kalıyor. Birinci safın sağ tarafına bir tane kolon isabet ediyor. Cemaat o kolona kadar durup, 2. safdan devam mı etmeli; yoksa kolon yokmuş gibi safa devam mı etmeli?

Cevap;
Kolon, direk, minber safı bölmez. Kaldığı yerden devam edilmesi gerekir.

Sual:
Cemaate sonra gelen birisi, safta yalnız kalmamak için birisinin omuzuna hafif vurup arka safa gelmesini talep etse, bu kişi bir adımda bir saf geri gidemezse, iki adımda geri çekilebilir mi?

Cevap;
İki adımda da çekilmek olur. Namazda bir saf ileri veya geri yürümek namazı bozmaz. Nimet-i İslâm, “Bu zamanda kimsenin sırtına vurup geri safa çekmemeli; tek başına safa durmalıdır. Aksi takdirde çok kişinin namazı bozulabilir” diyor.

Sual:
İmâma uyan kimse, “Niyet ettim Allah için namaza ve imâmın farzına” veya “imâmın namazına” diye niyet etse, bu niyet caiz olur mu?

Cevap;
Evet.

Sual:
Cemaatle namaz kılarken yeni gelen birisi, arkaya çekip arkada saf yapmak için omuzumuza dokunsa, hemen arkaya geçebilir miyiz?

Cevap;
Kısa bir müddet bekleyip geçmek iyidir. Böylece namazda olmayanın isteği ile hareket etmiş olmaz. Beklemeden hemen geçerse, yeni gelenin meşru saf tutması niyeti ile câiz olur (İbni Abidin)

Sual:
Vaktin ilk sünnetleri, farzı kıldıktan sonra kılınabilir mi?

Cevap;
Vaktin ilk sünneti farzdan önce kılınır. Mahalli burasıdır. Cemaati kaçırmamak sebebiyle terkedilirse, ikindi dışındaki namazlarda farzdan sonra kazâ edilebilir. Öğle namazında efdal olan önce ilk sünnetin, sonra son sünnetin kılınmasıdır. Yatsının ilk sünnetinin farzdan sonra kazâ edilmesinde ihtilaf vardır. Tercih edilen kavle göre kılınabilir. (İbni Abidin)

Sual:
Namazda abdesti bozulan imam istihlâf ettiğinde (yerine birisini geçirdiğinde) eğer sehv secdesi yapması gerekiyorsa nasıl bildirir?

Cevap;
Abdesti bozulup yerine cemaatten birini geçiren imam, bir parmakla bir rek’at kaldığına, iki parmakla iki rek’at kaldığına işaret eder. Rükû’u terk ettiğine işaret ediyorsa elini dizlerine, secdeleir terk ettiğine işaret ediyorsa alnına, kırâatı terk ettiğine işaret ediyorsa elini ağzına, tilâvet secdesini terk ettiğine işaret ediyorsa alnına ve diline, secde-i sehvi terk ettiğine işaret ediyorsa göğsüne koyar. (Dürrü’l-Muhtâr)

Sual:
Teyp veya hoparlör ile okunan ezan ve kıldırılan namaz câiz olmadığına göre, telefonla yapılan akidlerin de sahih olmaması veya teypten müzik dinlemenin mahzuru olmaması gerekmez mi?

Cevap;
Verilen misallerin hiç biri diğerine benzememektedir. Her câmide ezanın müezzinin kendi sesiyle okunması şarttır. Merkezî ezan, sahih olmaz. İmama uymanın sahih olması için de imam ile aynı mekânda bulunmak şarttır. İmam bir odada bulunup, cemaat bu odayla bağlantısı olmayan başka bir odada olsa, arada hoparlör veya televizyon irtibatı olsa, bu odada imama uyanların namazı sahih olmaz. Çünki ezan ve namaz gibi ibâdetlerde vâsıta kullanmak câiz değildir. Akdin sıhhati için, birbirine uygun iradenin ortaya konulması kâfidir. İsbat şartı ayrıdır. Binaenaleyh telefonla akid yapmak, vekâlet vermek, zevcesini boşamak câizdir.
Telefonda, radyoda ve hoparlörde bir söyleyen adamın sesi; bir de elektrikle mıknatısın hâsıl ettiği metalik ses vardır. Yekdiğerine çok benzeyen bu iki ses, ayırd edilmese bile birbirinin aynı değildir. Birisi asıldır, ikincisi bunun benzeridir. Sinemada ve televizyonda hareket eden şekiller gibidir. Hiç kimse bu şekiller, kendilerini meydana getiren asıl kimselerin aynıdır diyemez. Akidlerde, boşanmakta, zekât vermekte yazışmak ve vekil tayin etmek, yani vâsıta kullanmak câiz olduğu malumdur. Telefon ve hoparlör de mektup gibi vasıta olduğu için caiz olmaktadır. Ezanda ve nemazda ise kendinin okuması şarttır. Onun için zekât vekâleti ve boşanma ile ezan ve nemaz bu bakımdan ayrılmaktadır.
Teyp, çalgı âletinin çıkardığı sesi kaydedip neşredince, çalgı âletini kendisi olmaktadır. Musikide esas olan, ahenkli ses çıkışıdır. Çalgı âleti zaman ve mekâna göre değişebilir.

Sual:
Namazda abdesti bozulan ne yapar?

Cevap;
Namazda abdesti bozulan, derhal en yakın yerden ve namaza muhalif hareket yapmadan abdest alıp kaldığı yerden devam eder. Eksik kalanları tamamlar. Tekbir almasına gerek yoktur. İmama uymuş ise, buna lâhık denir. Aynı şekilde abdest alıp tekrar gelip imama uyar, imam selâm verince kalkıp eksik bıraktıklarını kıraatsiz olarak tamamlar. Kıraat etse de zararı yoktur. Rükû’ ve secde tesbihlerini söyler. Abdest alıp gelinceye kadar yolda kıraat etmez; ama tesbih ve abdest duaları söyleyebilir. Bu kişi imam ise, ardından birini çeker veya birisi imamın çekmesini beklemeden imam olur. İmam da gidip abdestini alır ve sonra gelip cemaate uyarak namazını tamamlar. Cemaat namazını bitirmişse, tek başına tamamlar. Yeniden kılsa da olur. İmam kimseyi bırakmaz, yerine de birisi geçmezse, Ulu Câmi gibi yerlerde imam hemen abdestini alıp tekrar imamete geçip namazı kıldırmaya devam eder, cemaat bu sırada imamı bekler. Eğer imam yerine birisini bırakmadan veya birisi imamın yerine geçmeden imam câmiden çıkarsa, cemaatin namazı bozulur. İmam veya cemaat yahud münferid olup abdesti böyle bozulan, yolda dünya kelâmı söylerse, abdestten başka işle meşgul olursa, yakın yerde abdest alma imkânı varken uzağa giderse, namazı bozulur.

Sual:
Cemaatle namaza durduktan sonra öndeki safta yer boşalırsa doldurmak gerekir mi?

Cevap;
Bir kimse ikinci safda bulunur da, birinci safda aralık olduğunu görerek oraya yürürse namazı bozulmaz. Zira safı sıklaştırmakla me'murdur. Peygamber aleyhisselâm, «Safları sıklaştırın!» buyurmuştur. Me'murdur sözünden anlaşılıyor ki, aralığı kapatmak için oraya yürümesi emir olunur. Yürümezse mekruh işlemiş olur. Ama cemaat sevabını alır. Çünki Şâfiî mezhebinin hilâfına, Hanefî mezhebinde cemaat sevabı almak, namazın kerahatsiz kılınmasını gerektirmez. Yani mekruh işleyerek cemaatle namaz kılan kimse, mekruh uhdesinde kalmak suretiyle cemaat sevabını alır.

Sual:
Namazda abdesti bozulan kimsenin abdest alıp namazı binâ etmesi (tamamlaması) mı, yoksa baştan kılması mı iyi olur?

Cevap;
Münferiden kılan için istinaf (yeniden kılma); cemaatle kılan için binâ etmek, yani cemaatle tamamlamak efdaldir. (İbni Abidin)

Sual:
İmamla namaz kılarken rükü’ ve secdeye giderken tekbir almak, rükü’dan doğrulurken semi’allahü… demeye gerek var mıdır?

Cevap;
Tekbirler hem imam, hem cemaat tarafından söylenir. Cemaat sessiz söyler. İmam semi’allahü… dedikten sonra cemaat rabbenâ lekel hamd der, imam demez.

Sual:
Bir sünneti yapmak bir mekruh işlemeye de sebep olacaksa sünnet yapılmaz buyrulduğundan, iki kişiyken birimizin takkesi olmadığı veya kolu kısa olduğu zaman, mekruh işlememek için cemaati terk etmek uygun olur mu?

Cevap;
Namaz kılınacağı zaman, takke veya uzun kollu elbise bulamamak özürdür. Bu halde cemaat yapılır. Takke veya kollu elbise olduğu halde, bu şekilde namaz kılmak mekruh olur. Takkesiz ve kısa kollu gömlekle gezmemelidir.

Sual:
Sünneti kılmak üzere müezzinin Sallû diye bağırması câiz midir?

Cevap;
Sallû, “Namaz kılın! Haydin namaza!” demektir. Buna tesvîb denir. Bütün namazlarda ezanla ikamet arasında herkes için âdetine göre tesvib yapar. Câmide bu iş müezzine aittir. Müezzin, ezanla ikamet arasında yirmi âyet-i kerime okunacak kadar durup, tesvib yapar. Sünnetler kılındıktan sonra ikamet getirir. Yalnız akşam namazında ezandan sonra İmam Ebu Hanife’ye göre oturmayıp üç kısa âyet-i kerime okuyacak kadar ayakta susar; İmameyn’e göre hatibin iki hutbe arasında oturduğu kadar oturur. Sonra ikamet getirir. Abdullah bin Ömer’in bir mescidde müezzin sallû diye bağırınca, “Burada bid’at işlenmektedir” buyurarak mescidden çıktığı rivâyet edilir. Bu da gösteriyor ki tesvîb, sahâbe-i kiram zamanında ortaya çıkmıştır. Ancak bid’atlara karşı şiddetli muhalefetiyle tanınan bu sahâbînin aksine, başka zâtlar tesvîbi câiz görmüştür. İbni Abidin der ki: “Tesvib bütün namazlarda yapılır. Çünkü din işlerinde gevşeklik zuhur etmiştir. Sonra gelen ulema, âdetlerine göre bütün namazlarda ezanla ikamet arasında tesvib yapmayı uygun görmüşlerdir. Bundan yalnız sabah namazında tesvib yapmamışlardır. Müslümanların iyi gördüğü şey, Allah indinde de iyidir. Tesvib, herkese âdetlerine göre öksürmekle, kimi kamet ile veya es-Salât es-Salât demekle yapılır.”

Sual:
Namazdan sonra tesbihatı müezzinin yüksek sesle kumandasında yapmak câiz midir?

Cevap;
Namazdan sonra okunacak âyet, tesbih ve duayı herkes kendisi yapar. Hazret-i Peygamber zamanında böyle yapılmıştır. Allahü teâlâyı sessizce zikretmek âyet-i kerimenin emridir. Ancak müezzin öğretmek maksadıyla yüksek sesle kumanda verebilir. Cemaat öğrendikten sonra böyle yapmaya devam etmek uygun olmaz. Bu hem bid’at olur; hem de o sırada namaz kılanları rahatsız ederek zihinlerini karıştırabilir.

Sual:
Fıkıh kitaplarında “İbadetlerde îsar yapılmaz. Mesela, birinci saftaki yerini başkasına vermez” diyor. Bir ihtiyara veya büyük bir zâta yer versek mekruh mu olur?

Cevap;
Ön saftaki yerini bir başkasına vermek mekruh değildir. Yaş veya ilme hürmet sebebiyle saftaki yerini vermenin mahzuru yoktur.

Sual:
Tesbih namazı cemaatle kılınabilir mi?

Cevap;
Cemaate haber vermeden birkaç kişi ile kılınabilir. Bu takdirde farz gibi kılınır. Yani gündüz değilse kıraat yüksek sesle yapılır. (İbni Abidin-Âdâbü’s-Salât, Kıraat faslı)

Sual:
Namaz, imamın selamı ile mi, yoksa son teşehhüdde tehiyyat okuyacak kadar bekledikten sonra mı biter?

Cevap;
Namaz, selâmdan sonra konuşmak, yemek, yürümek gibi namaza muhalif bir şey yapınca biter. İmam tehiyyatı okuduktan sonra namaz veya abdesti kasdden bozarsa, namaz tamamdır. Yani farz borcu düşer. Ama selâm vâcib olduğu için namaz bozulmuşsa namazı iade etmek vâcibdir. Abdest bozulmuşsa hemen abdest alıp geri kalanı tamamlamak, yani selâm vermek vâcibdir. Namazı bozan şey, kasdı olmayarak, yani semâvî bir sebeple olmuşsa, bu takdirde birkaç meselede namaz bozulur. Meselâ teyemmümle namaz kılan, su görürse, çıplak kimse elbise bulursa; câriye namazda azatlanıp hemen başını örtmezse; sahib-i tertib, kılmadığı namazı hatırlarsa; sabah namazında güneş doğarsa, bu ve benzeri hallerde namaz bozulur. Bazılarında nâfileye dönüşür. (İbni Abidin-İstihlâf bahsi)

Sual:
Sakal kazımak mekruh ya da haram ise, devamlı sakal kazıyan hocaların arkasında namaz kılmak câiz olur mu?

Cevap;
Sakal kazımak haram değildir. Özürsüz kazımak mekruhtur. Özürle kazımak mekruh değildir. Özürle sakal kazıyan fasık olmaz. Özürle kazıdığına hüsün zan ederiz. Özürsüz kazısa bile fâsık olmaz. Çünki mekruh işleyene fâsık denemez. Fâsık, alenî büyük günah işleyen veya küçük günaha devam eden kimse demektir.

Sual:
Vitr namazı cehrî kıraat ile kılınır mı?

Cevap;
Sabah, akşam ve yatsı namazları ile vitr namazı cemaat ile kılınırken cehrî kıraat ile kılmak vâcibdir. Bunlar yalnız kılınırken cehrî kıraat ile kılınabilir. Sabah, akşam ve yatsı namazı gündüz cemaatle kazâ edilirken cehrî kıraat edilir. Gece kılınan nâfile namazlar da cehrî kıraat ile kılınabilir.

Sual:
Cemaat ile namazdan sonra müezzinin yüksek sesle tesbihat yaptırması uygun mudur?

Cevap;
Cemaatle namaz kılındıktan sonra herkesin âyetülkürsî ve tesbihleri kendisinin yapması sünnete uygundur. Müezzinin yüksek sesle yaptırması ancak cemaat tesbihleri bilmiyorsa câiz, aksi takdirde bid’attir. Alâ resûlinâ salavat, ardından subhanallahi velhamdülillahi velâ ilahe illallahü vallahü ekber demek; tesbihin her 33 devrinin başında zülcelâli, zülkemâli, zülkudreti demek bid’attir. Farzdan hemen sonra salaten tüncinâ okumak da böyledir. Müezzinlik, ezan ve ikamet okumak demektir ki sevabı çoktur.

Sual:
Fâsık imamın arkasında namaz kılmak sahih midir?

Cevap;
İtikadı veya ameli küfre varmadıkça, mübtedi veya fâsık imamın arkasında kılınan namaz sahihtir. Başka salih imam varsa maalkeraha (kerahat ile), yoksa bilâkeraha (kerahatsiz) sahihtir. (İbni Abidin, Nimet-i İslâm)

Sual:
Bir kimse câmide cemaatle namazını kıldıktan sonra, yeni bir cemaat teşekkül etse, bu cemaatle nâfile kılması yahud câmiden çıkması mı lâzımdır?

Cevap;
Mescidde cemaat teşekkül etse, burada olup namazını daha evvel tek başına kılan kimsenin ya cemaate uyması, yahud ikamet okunmadan burayı terk etmesi lâzımdır. Orada kalıp da cemaate uymazsa, mekruh işlemiş olur. Eğer bu namaz, sabah, ikindi ve akşam gibi nâfilesi câiz olmayan bir namaz ise, mutlaka çıkması gerekir. Eğer namazını daha evvel cemaatle kılmışsa, çıkması gerekmez; kalması mekruh olmaz.

Sual:
İmam ve müezzinlerin maaşla çalışması câiz midir?

Cevap;
Evet. Bu işler ilk zamanlar fahrî olarak yapılırdı. Mütekaddimîn-i fukaha (hicri üç yüz tarihine kadar yetişen fakihler) ibâdet ve tâat karşılığında ücret alınmasını men etmişlerdir. Müteahhirîn-i fukaha (hicri üç yüz senesinden sonra yetişen fakîhler) ise ders okutma, Kur'ân-ı Kerîm'i öğretme, ezân okuma, imamlık yapma karşılığında ücret alınmasının câiz olduğuna fetva vermişlerdir. Aksi takdirde bu işi yapan kimselerin azalacağı, din hizmetlerinin zayıflayacağı düşünülmüştür. Aldıkları maaş yaptıkları işin değil, orada o saatte hazır bulunmalarının karşılığıdır. (İbni Abidin, Vakıf bahsi)

Sual:
İmam Ebu Yusuf’un “Kelâm ilmi ile uğrasanların imam olması caiz değildir” sözü ne mânâya gelmektedir? Kelâm ilmi ile meşhur olmuş âlimlerin arkasında namaz kılınmaz mıydı?

Cevap;
Kelâm ilmi, münazara, muhatabı tekfir, bâtılı tasvire yol açabilir. Acemiler bu hususta daha da ileri gidebilir. Üstelik bunlar ekseriya cedelcidir, cemaatin önüne geçmesi ve insanlardan tasvip görmesi kolay değildir. Kendisini istemeyen bir cemaata imam olmak mekruhtur.

Sual:
İmamlık yapan bir arkadaşım, harfleri doğru okuyamıyor. Nasıl hareket etmek gerekir?

Cevap;
Yanlış okunan harflerin mahreçleri, çıktığı yerler yakınsa, namaz bozulmaz. Hatta mahreç yakınlığı olmasa bile, umumî belvâ varsa, yani insanların çoğu bu hataya düşüyorsa, namaz câiz olur. Meselâ avam sâd yerine zel, zel yerine keskin zâ, dâd yerine yerine tâ okursa bazı ulemaya göre namaz bozulmaz. Bu izaha göre se’yi sin’e, kâf’ı hemzeye çevirmekle namazın bozulmaması gerekir. Bütün bunlar müteahhirîn âlimlerinin sözleridir. (İbni Abidin-Zelletü’l-kâri bahsi). Yine de ihtiyatlı olan mütekaddimînin sözleridir. Böyle kimselerin imamlık yapmaması gerekir.

Sual:
Câmiye girerken selam verilir mi?

Cevap;
Câmiye girince, “Esselâmü aleynâ ve alâ ibâdillahissâlihîn” demek müstehabdır. Eve girince kimse yoksa da böyle denir. Câmide namaz kılana, hutbe okuyana, vaaz verene, Kur’an-ı kerim okuyana ve okutana, vaaz ve hutbe dinleyene, hâsılı ibadetle meşgul olana selam verilmez.

Sual:
Hazret-i Peygamber, mihrabiye, yani akşam ve yatsı namazından sonra cemaate sesli olarak Haşr suresinin son âyetlerini veya Âmenerresulüyü okumuş mudur?

Cevap;
Bunların okunması hadis-i şeriflerle meşru olmuştur. Yüksek sesle birinin okuması da caizdir. Asr-ı saadette namaz kılınınca herkes dağılır, tesbih ve son sünneti evinde ifa ederdi.

Sual:
İdrar kaçıran bir kimse, imamlık yapabilir mi?

Cevap;
Özürlü, özürlü olmayana imam olamaz. Mâlikî mezhebinde yapabilir ise de, ihtiyaç olmadan mezheb taklidi câiz değildir. Özrü sebebiyle abdestte Mâlikî mezhebini taklid eden kimse de, ihtiyaç olmadıkça özürsüz birine imam olamaz.

Sual:
Sunnipath adındaki bir siteye Vehhabîlerin arkasında namaz kılınıp kılınamayacağı sorulmuş; sitede de "Bid’at ehli arkasında namaz kılmak yalnız kılmaktan efdaldir" diye cevap gelmiş; kaynak olarak da Dürrü’l-Muhtar verilmiş. Bu fetvânın aslı var mıdır?

Cevap;
Bid’at ehli olmayan cemaat varsa, bid’at ehlinin arkasında kılınan namazdan cemaat sevabı alınır, ama mekruh da olur. Dürrü’l-Muhtar’da böyle yazıyor. Bid’at ehli olmayan cemaat yoksa, mekruh olmaz. Tergîbü’s-Salât’ta da böyledir.

Sual:
Namazda imam efendi kahkaha ile gülerse ne lâzım gelir?

Cevap;
İmamın abdesti ve namazı bozulur. Cemaatin yalnızca namazı bozulur; yeniden kılar. (İbni Abidin, Namazın Adabı bahsi)

Sual:
Namaz içinde abdesti bozulan imamın vekil tayin etmesi secde-i sehvi gerektirir mi?

Cevap;
Hayır.

Sual:
Bir kimse vakit namazını evinde kılacak olursa, imamın câmide namazı kıldırmasını beklemek mecburiyetinde midir?

Cevap;
Hayır. Özürsüz Cuma namazına gitmeyen kimsenin, şehirde Cuma namazının farzı kılınmadan o vaktin farzını kılması câiz değildir. Sadece Cuma namazına bir özür sebebiyle gidemeyen, evinde o vaktin öğlen namazının farzını kılarken, cemaatin Cuma namazının farzını kılmasını beklemesi gerekmez.

Sual:
Endonezya'da çalıştığım yerde mescit olarak ayrılmış bir oda var. Kadınlar için ayrılmış bir yer yok. Odanın kıblesi çaprazda kalıyor. Umumiyetle erkekler odanın sağ, kadınlar da sol tarafında namaz kılıyor. Namaz kılarken, kadınlar gelip, erkeğin önünde, hizasında veya arkasında kalacak şekilde namaza duruyorlar. Bu halde erkeğin namazı bozulur mu?

Cevap;
Kadın, erkek ile aynı hizada aynı namazı cemaatle kılarsa, erkeğin namazı bozulur. Aynı namaz değilse veya erkek eliyle durmamasını işaret etmişse yahud arada perde, direk, duvar varsa, bozulmaz. Münferid kıldıkları farz veya nafile namazda erkeğin kadınla aynı hizada durması mekruhtur.

Sual:
Teravih ve kandil gecelerinde cemaat fazla olduğundan, kadınların namaz kılması için câmi avlusunda bir oda yaptırıp hoparlör bağlatsak, buradan kadınların imama uyması câiz olur mu?

Cevap;
İmama iktida (uyma) şartlarından birisi de mekân birliğidir. Bu odanın imamın namaz kıldırdığı yere penceresi, kapısı varsa, hoparlör kullanılsa bile iktida sahih olur. Yoksa hoparlör ile iktida sahih olmaz. Zira mekân birliği yoktur. Her iki mekân ayrı yerlerdir. Burada ikinci bir imam, yanında birkaç erkekle, kadınlar arkada olmak şartıyla ayrı bir cemaat yapabilir.

Sual:
İmam ilk oturuşu unutup ayağa kalktı. Cemaat ikaz edince geri döndü. Sehv secdesi gerekir mi?

Cevap;
İmam ilk oturuşu unutarak terk etmiş ve dizleri de yerden kesilmişse artık geri dönmez. Cemaat de onunla kalkar. Namazı tamamlar, sehv secdesi yaparlar. Cemaatin ikaz etmesi yersizdir; çünki imamın artık geri dönmesi caiz değildir. İmam eğer ilk oturuşa geri dönerse, namaz bozulmaz; ama isâet etmiş olur. Namazın sonunda secde-i sehv yapar. Sahih olan budur. İmam ilk tahiyyatta oturmaz, namaz bitince secde-i sehv de yapmazsa, hataen kalktığının farkında değildir. Bu namazı iade etmek gerekmez. Bazı âlimlere göre farz olan kıyamı, farz olmayan bir amel ile geciktirdiği için namaz bozulur demişlerdir. (İbni Abidin, Secde-i Sehv bahsi)

Sual:
Bir kimse hata ile imamdan evvel rükû’ya eğilse veya secdeye gitse ne lâzım gelir?

Cevap;
Kasıtlı olursa mekruhtur. Fakat bir şey lâzım gelmez. İmamdan geriye kalmak da böyledir. Ancak imamdan iki rükün geri kalmak veya ileri gitmek, muktedinin namazını bozar. Mesela imam rükû etse, sonra doğrulsa, secde edip kalksa, muktedi sonra rükû’ya eğilse, namazı bozulur. Ama imam rükû’ya gitse, doğrulsa, muktedi sonra rükû’ya eğildi ise mekruhtur, ama namaz bozulmaz.

Sual:
İki kişi cemaatle namaz kılarken, imamın burnu kanayıp abdesti bozulsa, diğeri nasıl hareket eder?

Cevap;
Namazı tek başına tamamlar. Burnu kanayan abdest alıp namazını öbürüne uyarak veya tek başına tamamlar.

Sual:
İmama uyarken ikindi vakti olduğu halde sehven öğle namazına niyet eden kimsenin namazı sahih midir?

Cevap;
Namazın içinde hatırlarsa, bozup tekrar imama uyar. Namaz bittikten sonra anlamışsa bu namaz nafile olup, ikindi namazını baştan kılması gerekir.

Sual:
İmamın namazı bozulunca arkasındaki kişi ayaklarını yere sürüyerek mi öne geçecektir?

Cevap;
İmam abdesti bozulunca kenara çekilir, arkadan birini öne getirir, getirmezse arkadan biri yürüyerek öne geçip namazı kıldırır. Namaz bozulursa cemaatinki de bozulur. Ayağını yerde sürümeye gerek yoktur. Namaz içinde kıbleye karşı bir saf boyu meşru sebeple yürümek namazı bozmaz.

Sual:
İmam esselâmü aleyküm ve rahmetullah diyecek yerde, unutup esselâmü alâ rasulillah dese, sonra cemaatin ikazı ile doğrusunu söylese ne lâzım gelir?

Cevap;
Selâm vermek vâcibdir. Esselâmü demek kâfidir. Esselâmü deyince vâcib yerine gelir. İkaza veya secde-i sehve gerek yoktur.

Sual:
İmam ilk oturuşu unutup ayağa kalktı. Cemaat ikaz edince geri döndü. Sehv secdesi veya namazı iade etmek gerekir mi?

Cevap;
İmam ilk oturuşu unutarak terk etmiş ve dizleri de yerden kesilmişse artık geri dönmez. Cemaat de onunla kalkar. Namazı tamamlayıp, sehv secdesi yaparlar. Cemaatin ikaz etmesi yersizdir; çünki imamın artık geri dönmesi caiz değildir. İmam eğer ilk oturuşa geri dönerse, namaz bozulmaz; ama isâet etmiş olur. Namazın sonunda secde-i sehv yapar. Sahih olan budur. İmam ilk tahiyyatta oturmaz, namaz bitince secde-i sehv de yapmazsa, hataen kalktığının farkında değildir. Bu namazı iade etmek gerekmez. İlk oturuşu kasden terk edince de, istisnaî olarak secde-i sehv lâzım gelir. İmam kasden ayağa kalkmış ve secde-i sehvi de kasden terketmişse iade lâzımdır. Bazı âlimlere göre farz olan kıyamı, farz olmayan bir amel ile geciktirdiği için namaz bozulur demişlerdir. (İbni Abidin, Secde-i Sehv bahsi)

Sual:
İmama uyan kimse bir rüknün tamamında imamdan önce hareket ederse namazı bozulur mu?

Cevap;
İmam rükû’ya eğilmeden müktedi (imama uyan kimse) eğilse, sonra doğrulsa, imam sonra rükû’ya eğilse, muktedinin namazı bozulmaz, ama rükû’su da sayılmaz; tekrar rükû’ya eğilmesi gerekir.

Sual:
İmam rükû’da iken mescide giren bir kişinin ayak sesini duysa, o rek’ate yetişmesi maksadıyla rükû tesbihlerini uzatması câiz midir?

Cevap;
İçire giren kimseyi tanırsa, uzatması mekruhtur; tanımazsa, yani tanıdığı biri olsa bile o anda kim olduğunu bilmezse, caizdir.

Sual:
Sigara içen kimsenin imamlığa geçmesi câiz midir?

Cevap;
Sigara, tütün içmek, imamlığa geçmeye engel bir kusur değildir. Ancak, tab'an mekruh olduğundan ve pis kokusu sebebiyle insanları ve melekleri rahatsız ettiğinden dolayı, sigara içmeyenlerden imamlığa ehil kimse varsa tercih edilmelidir.

Sual:
Namaz intikallerinde, imamın tekbirleri gecikse veya önce olsa, tekbire mi, harekete mi uyulur?

Cevap;
İntikal tekbirleri sünnettir. Gecikirse, bir şey gerekmez. İmamın hareketine tâbi olunur. İmam kalkınca kalkılır; secdeye gidince gidilir.

Sual:
İbâdet de gizli, günah da gizli olduğuna göre, başkalarının yanında namaz kılmak; zekât vermek riyâ olmaz mı?

Cevap;
Nâfile ibadetleri başkasına göstermek uygun değildir. Ama farzlar böyle değildir. Herkese farz olduğu için riya olmaz.

Sual:
Mâlikî mezhebinde seferî ile mukîmin birbirlerine imam olması câiz midir?

Cevap;
Mekruhtur. Çok iseler, mukimler kendi arasında, seferîler kendi arasında cemaat ile kılabilir. Mâlikî’yi taklid eden Hanefî, kendi mezhebine uyar. Yani onun için böyle bir cemaat mekruh değildir.

Sual:
Soğan veya sarımsak iyen kimse câmiye gidebilir mi?

Cevap;
Soğan, sarımsak, pırasa, tütün gibi kötü kokulu bir şey yeyip içen kimsenin câmiye gitmesi mekruhtur. Hadis-i şerif ile men olunmuştur (Müslim, Ebu Davud, Taberânî). Zira bundan başkalarını rahatsız etmek bahis mevzuudur. Eğer kişi unutarak veya vakit girene kadar kokusu kaybolur zannıyla yemiş ise câmiye gitmemekle mazurdur. Böyle olmayarak yerse, mescide gitmeyip namazı evde kılması gerekir; cemaati terk ettiği için de mesul olur. (Berika, Âfatü’l-Beden)

Sual:
Seferî imam kasten veya yanılarak üçüncü rekate kalksa ve secdeyi de yapsa, buna uyan seferîlerin namazı ne olur?

Cevap;
Buna uyanların üçüncü rek’ate kalkmayıp imamı sübhanallah gibi zikr sözler ile ikaz etmeleri; imam geri dönmezse de dördüncü oturuşu yapıp selâm verene kadar beklemeleri icab eder. İmamla beraber selâm verirler. İmamın, vâcib olan selâmı geciktirdiği için sehv secdesi yapması lâzımdır. İmam sehv secdesi yapmasa bile uyanların namazı kerahetsiz tamamdır. Eğer imamla beraber üçüncü rek’ate kalkar ve secdeyi de yaparlarsa namazları mekruh olarak sahih olur. Üçüncü rek’ate imam veya cemaat kasten kalkmışlarsa, vakit içinde namazı iade etmeleri gerekir.

Sual:
Yurt dışında bulunduğum yerdeki câmide imam sağ ve sola selâm verdikten sonra cemaat selâm veriyor. Bu doğru mudur?

Cevap;
Cemaat imam ile beraber selâm verir. Hanefî’de bir kavle göre imam sağa selâm verdikten sonra cemaat selam verir. Şâfiî’de de böyledir.

Sual:
Zammı sûre unutulup rükûya gidildiğinde, rükûdan tekrar ayağa kalkılıp sûre okunabildiğini biliyorum. Fakat cemaat içinde iki defa rükûya gidip doğrulmak yadırgandığı için, dönüp sûre okumamak câiz olur mu?

Cevap;
Rüküdan dönüp sûreyi okumak efdaldir; okumasa da olur. Her halde sehv secdesi lâzımdır.

Sual:
Ta’dil-i erkân bilmeyen, bid’at işleyen ve tecvide göre okumayan imamın arkasında namaz kılınır mı?

Cevap;
Fâcirin ve bid’at sahibinin arkasında kılınan namazın sahih olduğu hadis-i şerif ile sâbittir. Ancak başka sâlih imam varsa, mekruh olur.

Sual:
Cemaatle namaz kılarken, kamet okunduktan sonra imam ve cemaat ne zaman tekbir almalıdır?

Cevap;
İmam tekbiri kad kâmetissalah derken alır; cemaat da hemen kendisine uyar. Kamet bitince hemen almak da câizdir. Beklemek sünnete muhaliftir. Elleri kaldırarak beklemek ise gariptir. Tekbir alırken eller kaldırılır ve tekbir biterken bağlanır.

Sual:
İmam Mâlikî ve Şâfiî mezhebinde, muktedî Hanefi mezhebinde ise Ramazanda vitri cemaat ile kılsalar, caiz olur mu?

Cevap;
Muhalif mezheb imamına uymak câizdir. İmamın namazı kendi mezhebine göre sahih ise, muktedinin namazı da sahih olur. Mâlikî ve Şâfiî mezhebinde vitr tek rek’attir; ama vitr namazı iki rek’at kılıp selâm verip tek rek’at (2+1) olarak kılınır. Hanefî’de ise hiç selâm vermeden üç rek’at kılınır. Bu şekilde kılan bir Mâlikî veya Şâfiî’ye uyan Hanefî, iki rek’atten sonra imamla selâm vermeyip bekler, imam tek rek’at için tekbir alınca, ayağa kalkıp, imamla kılmaya devam eder ve imamla selâm verir.

Sual:
İmam ile cemaat arasındaki duvar imama uymaya mâni midir?

Cevap;
Eğer imamın kendi sesi veya imamın sesini tekrar eden kişinin sesi işitiliyorsa; imamın ne halde olduğundan dolayı şüpheye düşmek de mevzubahis değilse, imama uymak sahih olur. İmamın sesi işitilmiyor, ama duvar üzerinde imama uyanlardan birini görebilecek bir pencere veya parmaklıklı kapı varsa, imama uymak yine sahih olur. Zira ev ve mescid tek mekândır, sahra gibi değildir.

Sual:
Bir kimse hanımlara niyet ederek imam olsa, ona uyan erkeklerin namazı sahih olur mu?

Cevap;
Durmaları gereken yere durmuşlarsa evet.

Sual:
Bulûğa ermemiş çocuğun erişkin kimselere imamlığı caiz midir?

Cevap;
İlim sahibi olsa bile hayır.

Sual:
Namazda imamın abdesti bozulduğunda yerine geçerken veya öndeki safı doldururken yürümek gerektiğinde ayakları yerden kaldırmamak gerekir mi?

Cevap;
Hayır. Sürtmeye gerek yok. Bu sebeple yürümek namazı bozmaz.

Sual:
Akıllı ama bulûğa ermemiş çocuk, imam olabilir mi?

Cevap;
Hayır. İmam olmak için âkıl ve bâliğ olmak şarttır.

Sual:
Eski câmi, taziye evine dönüştürülebilir mi?

Cevap;
Bir mescid harab olsa veya içinde namaz kılınmaz hâle gelse, o mescid, İmam Muhammed’e göre vakfedenin mülküne döner. Mescidi yaptıran belli değilse, lukata gibi olur. Beytülmâle veya fakirlere ait olur. Böyle bir mescid İmam Ebu Yusuf’a göre ebediyyen mescid olarak kalır; esah ve müftabih olan da budur. Şâfiî ve Hanbelîlere göre satılıp, başka bir mescide sarfedilebilir. Bir kavle göre bina edeni bilinmeyen bir mescid kullanılmaz hâle gelip, cemaat yeni bir mescid inşa etmişse, bu eski mescid satılıp yeni mescide sarfedilebilir (Fetâvâ-i Hayriyye). Şu halde bu eski mescid, yeni yapılan mescidin müştemilatına katılır ve hayırlı bir işte kullanılabilir.

Sual:
Câmiye abdestsiz girmek uygun olmadığına göre, Bursa Ulu Câmii gibi bazı câmilerin içinde şadırvan bulunmasının sebebi nedir?

Cevap;
İçeride abdesti bozulanların hemen burada alıp namazı binâ etmesi (namaza devam edebilmesi) için yapılmıştır.

Sual:
Teravihi dört rek’at kıldıran imama, üçüncü rekatte uyan kimse, iki rek’at mi kılar; dörde mi tamamlar?

Cevap;
Dörde tamamlar. Sahih olan budur. Nitekim nâfile bir namazın ilk iki rek'atinde, bir imama uymuş olan kimse, imam son iki rek'ate girmeden önce konuşsa, bu kimsenin, ilk iki rek'atten başka rek'atleri kazâ etmesi gerekmez. Bu İmâmeyn’e göredir. Bu kimse, şayet imam son iki rek'ate kalktığı zaman konuşmuş olsa, bu kimse dört rek'at kazâ eder. [Hindiyye, Nevâfil bahsi] Şu halde, üçüncü rek’atte konuşan kimsenin sadece bu namazı değil; önce tam kıldığı iki rek’atlik nâfile de bozulmuş oluyor. Demek ki dört rek’atlik nâfilelerde her çift rek’atin müstakil bir namaz sayılması, bütün hükümlerde muttarid (şaşmaz) bir kaide değildir.
Başladığı nâfileyi özürsüz bozan kimse, bunu iade eder. Dört rek’atli nâfileye niyet eden kimse, o namazı ilk iki rek’at esnâsında veya ikinci şefi’de (çiftte) bozarsa, Halebî ve başkalarının tercihlerine göre iki rek’at olarak kazâ eder. Yani iki rek’atin teşehhüdünü yapmışsa, iki rek’at kaza eder. Aksi takdirde bütün namaz ittifakla bozulur. Kâideye göre her çift rek’at bir namazdır. Ancak imama uymak ve nezir [adak] gibi bir ârıza olursa iş değişir. İmama uymak ârızası, dört rek’at namaz kılması gereken bir kimseye nâfile kılanın uymasıdır. Meselâ bir kimse, öğlenin farzını yalnız başına kıldıktan sonra, öğlenin farzını kılan imama uyar da, sonra namazını bozarsa, bunu dört rek’at olarak kazâ eder. Bu hususta namazın başında veya son oturuşta uyması fark etmez. Çünkü imamın namazını iltizam etmiştir. O da dört rek’attir.

Sual:
İmam, sehv secdesi icab eden bir şey yapsa, fakat sehv secdesini kasden terketse, cemaate ne lazım gelir?

Cevap;
İmamın sehv secdesi yapmazsa, cemaat de yapmaz. İmamın namazındaki farz dışındaki eksikler için iade gerekmez. İmamın kasden terkettiğini bilmek zaten mümkün değildir.Farzlardaki eksik için iade lâzımdır.

Sual:
Namaz arasındaki tekbirlerde, kalkarken ya da otururken, imamın ses tonunda değişiklik yapması, yavaşça veya sesli bir şekilde söylemesi caiz midir?

Cevap;
Caizdir, cemaat böylece imamın sonra ne yapacağını biliyor, hata yapmıyor. Müminlerin güzel gördüğü şey, Allah katında da güzeldir. Her bid’at kötü değildir. Bu, bir ibadet değildir.

Sual:
Farz kılan, sünnet kılana uyabilir mi?

Cevap;
Hanefî mezhebinde mümkün değildir. Sünnet kılan da farz kılana belli şartlarla uyabilir. Şâfiî’de herhangi bir farz namazı kılan, herhangi bir sünnet namazı kılana uyabilir.

Sual:
İmam, ikindi namazının farzında, sehven ettehiyatüyü unutsa, secde-i sehv de yapmasa, cemaate de söylemese, ne lâzım gelir?

Cevap;
İlk ve son oturuşta tehiyyat okumak vâcibdir. Unutarak terk etmek secde-i sehv gerektirir. Bu da unutulmuş ise birşey gerekmez. Kasden terkedilmişse, iade lazımdır. Cemaatten de imkânı olanlara söyler veya söylemez.

Sual:
Cemaate ikinci kişi gelince, birinci kişi geriye çekilmezse ve ikinci birincinin yanında namaza başlarsa, imam ileriye yürür mü? Yürürse namaza zarar verir mi? Bunun için adım sayısı var mıdır?

Cevap;
İmam ve cemaat ileri veya geri bir saf yürüyebilir. İmamın yürümesi câiz ise de, gerek yoktur. Hele bu zamanda bunu anlayacak kimse kalmamıştır.

Sual:
Küçük mescidde erkek ve kadın kısmı perde ile ayrılsa, görüntü değil ama ses iletilse, mahzuru olur mu?

Cevap;
İmamın kendi sesini duyabilecek bir mekân ise, imama iktida (uymak) sahih olur.

Sual:
Popüler iki hoca arasında ihtilaf mevzuu olan Regâib gecesi namazı hakkında ne söylersiniz?

Cevap;
Evvelemirde söylemek gerekir ki, terâvih, hüsûf ve küsûf (ay ve güneş tutulması) dışındaki nâfile namazlar, cemaatle kılınmaz. Üç kişinin kimseye ilan etmeden cemaatle kılması câizdir. Dört kişinin ihtilaflıdır. Regâib namazının da cemaatle ve herkese duyurarak kılmanın bid’at olduğu anlaşılıyor.

Regâib gecesi namazı için ulema farklı farklı söylemiştir. En güzel ve net sözü Hanefî mezhebinin en kıymetli fıkıh kitaplarından İbni Âbidin söylüyor: “Receb ayının ilk Cuma gününde kılınan Regâib namazı için toplanmanın kerih ve bid’at olduğu anlaşılmaktadır”. Şu halde cemaatle ve herkese duyurarak olmadıktan sonra 1000 rek’atlik Regâib ve başka nâfile namazları kılmakta mahzur yoktur. Kazâsı olanın zaten nâfile kılması uygun değildir. Daha hayırlı bir işle, meselâ ilim veya emr-i marufla meşgul olmak, çoluk çocuğuna faideli bir iş yapmak, mesela ders okutmak, bu nâfileden de hayırlıdır.

Öte yandan Regâib gecesi ve namazı ile alakalı hadis, mevzu hadis değil, ama zayıf hadis olabilir. Nevâfil ve fadâilde bunlarla amel caizdir. İmam Gazalî, İslâm ulemasının en büyüklerindendir ve kitapları çok kıymetlidir. Hizmeti ise pek çoktur. Bütün sonra gelen İslam uleması ve müslümanlar bunu söylemiştir. Onun kitabına alıp yazdığı hadislere çalakalem mevzu dememelidir. En fazla zayıf olabilir ki nâfileler için zayıf hadis ile amel edilir. Farz veya haram, zayıf hadisle değil, (Hanefî’de) tek kişinin bildirdiği sahih hadis ile bile sâbit olmaz.

Amellerde, muhaddislerin değil, fakihlerin sözü muteberdir. Bir hadîs-i şerif için sahih, hasen, zayıf ve mevzu diyen âlimler olabilir. Bu bir ictihad ve tercih meselesidir. Her hadis âliminin, hadislerin kritiği için tesbit ettiği farklı kriterler olabilir. Biri müteşeddid (ağır); diğeri mutavassıt (orta); bir diğeri de daha mütesâhil (hafif) kıstaslar arayabilir. Bir hadis âlimi, sened veya metin tedkiki ile, bir hadisin mevzu olduğunu söylerse, bu benim mezhebime (ictihadıma) göre mevzudur demek ister. Bu sözü, başka âlimleri bağlamaz. Bu, usul-i hadis meselesidir. İmam Ebu Hanife’nin sahih görüp, üzerine farz veya haram bina ettiği nice hadis-i şerifler vardır ki, İmam Şâfiî mezhebinde farz veya harama delil alınmamıştır. Aksi de vâriddir. Bir fakih, bir hadis-i şerifi kitabına yazmışsa ve ona bir hüküm bina etmişse, buna itibar olunur.

İmam Gazâlî hazretlerinin fıkıh ve kelâmda büyük bir müctehid olduğu herkesçe müsellemdir. Böyle bir zâtın, hadis ilminde, hele nakd-i ricâlde zayıf olduğunu söylemek aklın kabul edeceği bir şey değildir. Bir kere ictihad tecezzi kabul etmez, yani bölünmez. Fıkıhta müctehid olan, hadis ilminde haydi haydi müctehid sayılır. Zira müctehid fakihin derecesi, muhaddisten elbette yüksektir. Nitekim A’meş’in İmam Ebu Hanife’ye söylediği, “Biz muhaddisler eczacı gibiyiz; siz fakihler ise tabib gibisiniz. Yani tabib olmadan eczacının ilacı ne işe yarar?” sözü meşhurdur.

Sual:
İlmihal bilgisi ve Kur’an-ı kerimden ezbere bildiği sureler kocasından fazla olan bir kadına kocası nafile veya farz namaz kıldırabilir mi?

Cevap;
Sünneti (yani namazın hükümlerini) iyi bilen imam olur. İmamlık için asgari şartları taşıyan kimse imam olabilir. Cemaatte daha bilgilisi olsa bile imamlığı sahihtir. Kadının, mahremi bile olsa, erkeğe imameti caiz ve sahih değildir.

Sual:
İmamlara vazifesi mukabilinde maaş verilmektedir. Bunun yanında yaz Kur’an kursu için ek ücret ödeniyor. Kur’an öğretme işinin imamet vazifesine dâhil olduğunu düşünürsek ilave verilen bu ücretin hükmü nedir?

Cevap;
Böyle düşünmek doğru değildir. İmamet ücreti, beş vakitte ve Cuma ve bayram namazlarında namaz vaktinde o câmide hazır bulunup, cemaatle namaz kıldırmanın karşılığıdır. Bunun dışında verilen ücretlerin mahzuru yoktur.

Sual:
Kadir gecesinde teravih kılarken, izdihamdan dolayı saflar bozuldu. Bazı saflar beş-on kişilik ve ayrı kuruldu. Yatsı ve teravih sahih midir? 

Cevap;
Saf namazın şartı değildir. Nihayet intizamsız safta özürsüz duran mekruh işlemiş olur.

Sual:
Bir binanın bodrum katı mesciddir. Hanımlar için de aynı katta ayrı bir mekân tahsis edilmiştir. Erkek mahfilinden buraya ses tertibatı çekildi. Ancak hanımlar kısmında namaz kılanlar, imamın önünde kalmaktadır. Burada imama uyan hanımların namazları sahih olur mu?

Cevap;
İmama uymanın sahih olması için aynı mekânda bulunmak gerekir. Hanımlar kısmı ayrı bir mekân ise, ses tertibatı çekilse bile burada imama uymaları caiz olmaz. Aynı mekânda perde ile ayrılmışsa, olur. Ayrıca kadın safı en arkada olmalı, daha doğrusu erkek safını kadın safı ayırmamalıdır. Yoksa, bu kadınların yan ve arkasında durup, imama uyan erkeklerin namazı sahih olmaz. Kadınlar mahfili mescidin balkonunda ise veya yanında olup bir adam boyu yüksek ise, erkekler safının önünde veya hizasında olabilir. Ama imamdan ileride asla olamaz.

Sual:
İki kişi cemaatle namaz kılarken 2. rek’atte üçüncü bir kişi geliyor. Üçüncü kişi imamın yanındaki adamın omzuna dokunuyor o da bir adım geri geliyor. Cemaat üç kişi oluyor. İkinci rek’atte imamın abdesti bozuluyor ve kenara çekiliyor. Normalde olduğu gibi imamın arkasındaki mi  (1 rek’at eksiği olsa bile)  imam olacak, yoksa diğeri mi? Eğer imamın arkasındaki imam olacaksa namaz nasıl bitecek?

Cevap;
Mesbukun imamlığı hiç câiz değildir. Herkes kaldığı yerden münferid olarak namazını tamamlar.

Sual:
Fıkıh kitaplarında, cemaati kaçırmak için özür olan hallere, sevdiği yemeği kaçırmak korkusu da eklenmiş. Bunun izahı nedir?

Cevap;
Namazı kılarsa, sofra kaldırılacak; sevdiği yemeği yiyemeyecek ve aklı orada kalacaktır. Böylece namaz mekruh olacaktır.

Sual:
Yan yana cemaatle iki kişi namaz kılsa, imam cemaate döner mi?

Cevap;
Hayır. İmamın cemaate dönmesi, üç ve daha çok kişi olduğu zamandır.

Sual:
Cemaatle namaz kılarken ilk teşehüdde ettehiyyatüyü imamdan evvel okuyup bitiren ne yapar?

Cevap;
Sessizce ayağa kalkmasını bekler.

Sual:
İmamla secdede tesbihleri söylerken, 3 kere söylediği zaman, imamdan evvel bitiren, bir tane daha söylese, sünnete muhalif olur mu?

Cevap;
Tek söylemelidir. Çift söylemenin de zararı yoktur.

Sual:
Ramazanı şerifte cemaatle vitri kılarken imam kunutu çok hızlı okusa, daha kunutun yarısına kadar gelmeyen cemaat ne yapar?

Cevap;
Hızlıca okur. Kunutun yarısı zaten vacibe yeter.

Sual:
İmamla rükü ve secdede tesbih söylerken tesbihi tamamlamadan imam başını kaldırsa, ne lâzım gelir?

Cevap;
Hızlıca tesbihin tamam söylemeli; sonra kalkmalıdır.

Sual:
Mukim biri, seferî imama uysa, ilk teşehüdde imam tahıyyat, salevatlar ve rabbenâ duasını okurken, mukim cemaat ne yapar?

Cevap;
Tehiyyatı ağırca okur, bitince susar veya kelime-i şahadeti tekrar eder.

Sual:
Öğleyi (veya yatsıyı) yalnız kılan, tekrar cemaatle kılarken nafileye mi yoksa öğlenin (veya yatsının) farzına mı niyet eder?

Cevap;
Farza niyet eder. Önce kıldığı mı, yoksa bunun mu farzın yerine geçtiği ihtilaflı olmakla beraber, esas kavle göre ilk kıldığı farz, ikincisi nâfile olur.

Sual:
Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevî’nin Ehli Sünnet İtikadı adıyla neşredilen kitabında (sayfa 87) şöyle diyor: “İmama hades vaki olması, cemaate de hades vaki olması gibidir”. Şerhinde de: “İmamın abdestinin bozulması cemaatin de namazının bozulması demektir.” Halbuki ilmihal kitaplarında, imamın abdesti bozulduğu takdirde yerine başka biri geçer ve namaza devam edilir yazıyor. Malumat verebilir misiniz?

Cevap;
İmamın abdesti bozulur; yerine birini bırakmadan câmiden çıkar veya cemaatten birisi yerine geçmezse, cemaatin namazı bozulur, demektir.

Sual:
Tek başına namaz kılarken, odaya gelen kişi de uysun diye intikal tekbirini yüksek sesle almanın mahzuru var mıdır?

Cevap;
Gündüz veya gece namazında olsun, farzı kılan kimse, içeri gelen kişinin farz kılındığını anlayıp cemaata uyabilmesi için tekbiri yüksek sesle alması caizdir.

Sual:
İkindin kerahet vaktinde ikindi namazının farzını cemaatle kılmanın hükmü nedir?

Cevap;
Câizdir. Hatta ikindinin sünnet ve müstehabları da tam olarak yapılır.

Sual:
İlmihalde namazı bozan şeyler kısmında: "İmamından başkasının yanlışını çıkarmak namazı bozar." diyor. Bu ne demektir?

Cevap;
Kıraatteki yanlışını çıkarmak demek istiyor. 

Sual:
Yurt dışında namazın farzını, hatta sünnetini kılarken, gelip bize uyuyorlar. Ne yapmak gerekir?

Cevap;
Uyan Hanefi ise, kılana farz mı kılıyorsun diye sorar. O da başıyla veya eliyle cevap verir. Ya da farz kılıyorsa, kıraati yüksek sesle yapmaya veya intikal tekbirlerini yüksek sesle almaya başlar. O kişi de buna uyar. Böylece cemaat ile kılınmış olur. Eğer kılan sünnet kılıyorsa, Hanefî mezhebinde vaktin farzını kılacak olan, vaktin farzından başka namaz kılana uyamaz. Ama Şâfiî mezhebinde imam ile ona uyanın aynı namazı kılıyor olması gerekmez. Eğer kılan Hanefî ise ve sünnet kılıyorsa, namazına aynen devam eder. Sabah, akşam ve yatsıda mümkünse kıraati ve intikalleri yüksek sesle yapar. Yapmamış ise, Şafiî’de imamın bu vakitlerde kıraati cehrî yapması sünnet oluğundan, uyanın namazı sahihtir.

Sual:
İkindi vaktini girdi sanıp ikindiyi kılan bir kimseye öğle namazını kıldığını zannettiği için uyan, hiç tanımadığı ve vaktin girmediğini sonradan farkettiği için cemaate yanlış namaza niyet ettiğini söyleme şansı olmayan imama uyan cemaatin namazı kabul olur mu?

Cevap;
Namaz tamamdır.

Sual:
İmam son rek’atte oturmayıp ayağa kalksa ve geri dönmese, cemaat ne yapar?

Cevap;
Tahiyyatı ve sünnet olan duaları okuyup selâm verir.

Sual:
Bir erkek zevcesi ile evinde cemaat yapabilir mi?

Cevap;
Yapabilir. Kaameti de kendisi alır. Zevcesi arkasında durur. Cemaat esvabı hâsıl olur ise de, mescide gitme sevabından mahrum alır. Bunu âdet hâline getirmemelidir. (Nimet-i İslâm)

Sual:
İmamın namaz kıldırdığı yerin, cemaate göre yerden 10 cm civarında yüksek olması mahzurlu mudur?

Cevap;
İmam, tek başına yarım metre veya daha yüksekte durursa mekruhtur.

Sual:
Cemaatle namaz kılarken imamdan sonra bitirip duaya yetişen, tesbihleri mi çeker, dua mı eder?

Cevap;
Önce âyetülkursi okur, sonra tesbihat yapar, sonra dua eder.

Sual:
Günümüzdeki câmiler devlete bağlı ve devletin malı olduğu için, burada namaz kılmak kerahatle caiz olur; imkân varsa başka yerde kılmalıdır diyenler oluyor. Doğru mudur?

Cevap;
Câmiler, devlete bağlı ise de, devlet malı değildir. Olsa bile bunun namazın sıhhatine tesiri yoktur. Câmilerdeki namazlar, fıkıh kitaplarındaki şartlara göre kılınıyorsa, burada namaz kılmanın hiç mahzuru yoktur.

Sual:
İki kişi cemaatle namaz kılarken 3. kişi içeri girse, kıraat halindeki imam 2-3 adım ileri yürüse, bu kişi cemaatin yanına gelip dursa caiz midir?

Cevap;
Caizdir. Ancak cemaatin geri gitmesi daha münasiptir.

Sual:
İmam bir anlık dalgınlıkla kıyamdan rükûya giderken tekbir getirmeyi unutsa, rükûdan doğrulunca anlayıp tekbir getirerek secdeye gitse cemaate ne lâzım gelir?

Cevap;
Rükûya giderken tekbir söylemek şart değildir, müstehabdır. İmam eğilince, cemaat de eğilir. Tekbir almadan rükûya gitse, cemaat gitmese, imam doğrulunca, cemaat hemen rükû yapar. Aynı anda yapmak şart değildir. Sonra secdeye gider. Rükû yapmadan secdeye giderlerse, namazları bozulur. İmam secdeye gidip başını kaldırdıktan sonra rükûya eğilirlerse, yine namazları bozulur.