Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
SUALLER - CEVABLAR

"Aile" kelimesi için sonuçlar gösterilmektedir
Sual:
Taşıyıcı annelik câiz midir? Çocuk kimin çocuğu sayılır?

Cevap;
Taşıyıcı anne, eğer sperm sahibi erkekle evli değilse, bu şekilde döllenme câiz değildir. Bununla beraber, çocuğun annesi onu doğuran kadındır; yumurta sahibi kadın değildir. Kur’an-ı kerîmde, “Anneleri, onları doğuran kadınlardır” buyuruluyor (Mücâdele: 2). Başka bir kadından yumurta alınması, organ nakli hükmündedir. Mamafih yumurta sahibi kadınla bu çocuk arasında mahremiyet doğar. Nitekim çocuğu emziren kadın, kemik ve hücre yapısının teşekkülünde rol oynadığı için sütannesi sayılmaktadır. Doğrusunu Allah bilir!

Sual:
İnsan klonlamak câiz midir?

Cevap;
Çocuğun dünyaya nasıl geleceği şer’î kaynaklarda açıkça belirtildiği için, insan kopyalama da şer’î hukuka aykırıdır. Hilkati tağyir (yaradılışı değiştirmek) câiz değildir. Ancak bu durumda, doğan çocuk asıl hücre sahibi erkekse onun oğlu, kadınsa kardeşi sayılır. Annesi ise onu doğuran kadındır. Somatik hücrenin kadından alındığı insan kopyalamada çocuk ile hücresi alınan kadın arasında mahremiyet doğar. Nitekim çocuğu emziren kadın, kemik ve hücre yapısının teşekkülünde rol oynadığı için sütannesi sayılmaktadır. Doğrusunu Allah bilir!

Sual:
Tüp bebek câiz midir?

Cevap;
Tüp bebek ile nesebin sübutuna fetvâ verilmiştir. Nitekim Şâfiî ulemâsından Şirbînî, bu konuda şöyle der: “Bir kadın ihtilâm olmuş kocasının menisini cinsî uzvuna yerleştirmek suretiyle gebe kalsa, doğan çocuk meşrûdur ve kadın bundan dolayı günahkâr olmaz” (Muğnî'l-Muhtâc.) Hanefîlerden İbn Âbidîn’de de bu yolda izahat vardır: “Bir kadın kocasının veya bir câriye efendisinin menisini, cinsî temas hâricinde rahmine akıtır ve hâmile kalırsa, bu çocuğun nesebi sâbit ve gerekirse iddet icab eder”. Bu sun’î ilkahın (yapay döllenmenin) yabancı kimseler arasında cereyan etmemesi de şarttır.

Sual:
Bir kimse karısına seni boşadım dese ve boşanmayı kasdetmese, talâk vaki olur mu?

Cevap;
İbni Âbidîn hazretleri diyor ki: Sarih (açık) söz kazâen niyete muhtaç değildir, fakat diyâneten niyete muhtaçtır. Yani adam zevcesine “Boşsun” gibi boşanma için kullanılan açık bir sözü söylese, ama “Meşguliyetin yok” mânâsını kasdetse, kadın da bunu mahkemeye intikal ettirse, kâdı boşanmaya hükmeder. Erkeğin niyetini bilemez. Ancak Allah katında boşanma olmaz. Evlilik devam eder. Sarih talâkın (açık sözle boşamanın) hem kazâen hem diyâneten vâki olması için talâk sözünü mânâsını bilerek kadına izafeyi kasdetmesi mutlaka lâzımdır ve onu ihtimalli bulunduğu mânâya sarfetmemesi gerekir. Yani erkek “Boşsun, Seni boşadım, Sana talâk verdim, Sen mutallakasın” gibi açıkça boşanam için kullanılan sözleri, kendi zevcesini kasdederek ve boşanmak niyetiyle söylemiş olamlıdır. Kadının yanında fıkıh kitaplarında yazan talâk meselelerini tekrar eder yahut bir kitaptan naklederek “Karım boştur” sözünü söyler veya yazarsa veya başkasının yeminini hikâye ederse (meselâ “Felanca karım boştur dedi” dese) kendi karısını kasdetmedikçe asla talâk vâki olmaz (gerçeklemez). Kadın kocasına talâk sözünü söylemeyi öğretir de mânâsını bilmeden söylerse, talâk vâki olmaz. Meselâ Farsça “talâk başed” (Boşsun) kelimesini kadın kocasına öğretip söyletirse, koca bunun seni boşadım mânâsına geldiğini bilmedikçe boşanma olmaz. “Sen hayızlısın” diyecekken, dili sürçüp “Sen boşsun” sözüyle yalnız kazâen talâk vâki olur. Şaka ile boşayanın talâkı hem kazâen hem diyâneten vâkidir. Çünkü o, sebebi bile bile kasdetmiştir. Dolayısıyla erkeğin talâkı kasdetmeksizin açık bir sözle karısını boşadığı hallerde kâdıya gidilse, kâdı insanın kalbinden geçeni bilemeyeceği için boşanmaya hükmeder. Ama Allah ile kul arasında nikâh devam etmektedir. Bugün kâdı olmayan yerlerde böyle bir vaziyette erkeğin beyanı ve yemini ile evliliğe devam edilebilir.

Sual:
Evli kadın kaçırılmış, ırzına geçilmiş; tekrar kocasının eline geçmiş. Kocasının buna yaklaşması câiz midir?

Cevap;
Kendisiyle zinâ edilen kadın kocasına haram değildir. Kadın zinâ ederse hayız görmedikçe kocası ona yakınlık edemez. Çünkü zinâdan gebe kalmak ihtimali vardır. Kocasının suyu başkasının ekinini sulamamalıdır. Hamile ise yaklaşamaz. (İbn Âbidîn, Iddet bahsi.)

Sual:
Kadın kocasının rızası olmaksızın doğum kontrolü yapabilir mi?

Cevap;
Hâniyye, Fethü’l-Kadir ve Nehr'de "Kadının başka kadınların yaptıkları gibi rahminin ağzını tıkaması câizdir" diyor. Bahr ise "Kadından izin almadan yapılan azle kıyasen bunun da kocasının izni olmadan yapılması haram olmak gerekir" demektedir. Yani ne kadın kocasından ve ne de koca karısından izin almadan azl (doğum kontrolü) yapabilir. Bu hüküm Hanefî mezhebinin aslına göredir. Bezzâziye'de, "Kocasının karısını azlden men etmeye hakkı vardır" denilmektedir. Nitekim zamanın bozukluğuna bakılırsa, iki taraftan da azlin câiz olması gerekir. (İbn Âbidîn.)

Sual:
Bir erkek karısına boşanma hakkı vermişse, kadın da seninle yatmak bana babamla yatmak gibidir dese ama niyeti boşanmak olmasa ne lazım gelir?

Cevap;
Kadına boşama hakkı mücerred bu sözle verilmişse o mecliste kullanabilir. Ne zaman istersen sözü ilave edilmişse dilediği zaman kendini boşar. Burada boşanma hakkı o meclise aittir. Kadın kullanmadı ise düşer. Kadına boşanma hakkı sürekli olarak verilmişse bile kadının bu sözü boşanmaya sebep olmaz. Çünki bu bir bâin talâk lafzıdır. Bâin talâkta ise niyet muteberdir.

Sual:
Burada bir arkadaş hanımını baba evine göndermiş. Sonra telefonda boşanma niyeti ile bu iş bitti demiş. Kadın bir ay sonra arayıp pişman olduğunu söylemiş. Erkek niye anlamıyorsun bu iş bitti demiş. Bir ay sonra yumuşamış, yine böyle söylemiş ama boşanma niyeti olmaksızın. Şimdi pişmanlar. Ne gerekir?

Cevap;
Birinci söz bâin talâk hâsıl eder. İkinci söz birinci sözü hikâye ediyorsa, ki öyle görünüyor, talâk sayılmaz. Böyle olmasa idi, Hanefî mezhebinde ıddet içinde söylendiği için talâk sayılırdı. Üçüncü söz talâk değildir. Binâenaleyh tekrar yeni bir nikâh ile evlenebilirler.

Sual:
Karısına pek kötü muamele yapan adamdan kadının boşanması için açılacak boşanma dâvâsında, kadın çocuğun velâyetini istiyor. Kanunlar da velâyeti anaya veriyor. Velâyetin anaya verilmesinin talebi uygun mudur? Uygun değil ise, uygun hale gelmesi herhangi bir şekilde mümkün müdür?

Cevap;
Şer’î hukukta prensip itibariyle veli babadır. Eşler ayrılmışsa, çocuk oğlan ise 7, kız ise 9 yaşına kadar hıdâne velisi annesidir. Yani çocuğu anne terbiye eder. Sonra babaya verilir. Baba yoksa veya uzakta ise veya bakmıyorsa veya fâsık ise çocuk annede kalır. Bu zamanda velinin şer’î hükmü sınırlıdır. Çocuğun malı yoksa babanın vasi olması da pratikte bir şey ifade etmez. Kaldı ki baba, bir başkasını vasi tayin edebilir. Bu vasi anne de olabilir. Netice itibariyle çocuk küçükse zaten annesi hıdâne velisidir. Büyüdüğü zaman da baba salih ise çocuk annede kalsa bile, kanun velâyeti anneye verse bile, şer’en veli ve vasi babasıdır. Annenin buna mâni olabileceği bir şey yoktur.

Sual:
Bir kimse, filancanın evine girersen boşsun dedi. Bir zaman sonra “Bak filancanın evine gidersen boşsun ha” dedi. Bir zaman geçti, yine aynı şeyi söyledi. O eve giderse kaç talâk olur?

Cevap;
Bir talâk olur. Çünki ikincisini teyid için söylemiştir. (İbn Âbidîn.)

Sual:
Ayın 20’sinde seni boşamazsam üç defa benden boş ol dese, ne lâzım gelir?

Cevap;
Ayın yirmisinden önce bir kere boşarsa, yemini yerine gelir. Sonra dilerse tekrar alabilir. (İbn Âbidîn.)

Sual:
Zifaf edilmeyen kadını üç defa boşamakla hülle gerekir mi?

Cevap;
Gerekmez diyenler olmuşsa da ulemâ “Bu söz bâtıldır, mezhebe muhaliftir. Hülle gerekir” diyor. (İbn Âbidîn, Bakma ve Dokunma bahsi.)

Sual:
Baldız ile hürmet-i müsahere olursa nikâh düşer mi?

Cevap;
Düşmez. Baldız ile mahremiyet geçicidir. Yani zevcesi ölse veya ayrılsa evlenebilir.

Sual:
Hazreti Ayşe'nin nişan, evlenme ve zifafa girme yaşları için kitaplardaki kaviller nedir?

Cevap;
Kaynaklar 6 yaşında nikâhlandığını, 9 yaşında iken zifafa girdiğini söylüyor. Bu yaşın daha yukarı olduğunu bildirenler de vardır. Arap memleketlerinde 9 yaş umumiyetle kızlar için bülûğa erme yaşıdır. Arap cemiyetinde genç kız-yaşlı erkek veya tersi izdivaçlar, dul kadınla genç erkeğin evlenmesi veya tersi normal karşılanmaktadır.

Sual:
Müt’a nikâhı Hazret-i Ömer tarafından neden kaldırıldı? Câbir bin Abdullah’dan rivâyet edilen bir hadîs-i şerife göre: “Biz Hazret-i Muhammed ve Ebubekir zamanında bir avuç hurma karşılığında kadınlar ile geçici nikâhlar yapardık. Hazret-i Ömer bunu Amr bin Hurays hâdisesinden sonra kaldırdı.” Amr bin Hurays hâdisesinde neler oldu?

Cevap;
Müt’a nikahı Câhiliye devrinde, yani Hazret-i Peygamberin peygamberliğini ilan edişinden evvel câri idi. Hazret-i Peygamber, böyle bir nikâh yapmadı. Yapılmasını emretmedi. Kur’an-ı kerimde Mü’minûn suresinin altıncı âyetinde üstü kapalı da olsa müt’a nikâhının câiz olmadığı bildirildi. Hayber gazâsında Hazret-i Peygamber müt’a nikahını yasakladı. Bunu başta Hazret-i Ali olmak üzere çok sayıda sahabi bildiriyor. Bunun yasaklandığını bilmeyenler, bilmediği için yapanlar da vardı. Hazret-i Ömer zamanında, sahabiler toplanarak, Hazret-i Peygamberin müt’a nikâhını yasakladığını, dolayısıyla müt’a nikâhının câiz olmadığını müzâkere ederek karara bağladılar. İcma’ya vardılar. Müt’a nikâhını Hazret-i Ömer yasaklamadı. Hazret-i Peygamber tarafından yasaklandığı onun zamanında ilân edildi. Hazret-i Ömer’e düşmanlıkları sebebiyle böyle şeyler uydurup kendisini suçlayanlar vardır.

Sual:
Padişahların, nikâhlı hanımları, ikballeri, peykleri ile 4 kadın gözetmeksizin birlikte olmalarının hukuku nedir? Kur’an’dan âyet verebilir misiniz?

Cevap;
Câriyelerle evlenmenin ruhsatı, Nisa suresi: 3, 25; Mü’minûn suresi: 5-6. ayeti kerimeler ve Hazreti Peygamberin sünnetidir.

Sual:
Peygamber efendimizin "Çöplükte biten gülleri koklamayınız!" mealindeki bir hadis-i şerifini okudum. İnsan ailesinden dolayı kınanamayacağına göre buradaki murad ne olabilir?

Cevap;
Şir’atül-İslâm kitabında bu hadis-i şerifi bildirdikten sonra diyor ki, kendi güzel, zengin ve soylu, ama kötü huylu bir kadın, çöplükte bitmiş gül gibidir. Bununla evlenmemelidir.

Sual:
Efendim beş aydır çeşitli sebeplerden dolayı hanımımla ayrıyız. Sinirli ve üzüntülü bir ânımda hanımıma mesaj gönderdim. “Baban seni bugün gece 12’ye kadar eve getirip bırakmazsa hem vallahi hem billahi hem tallahi bir daha birleşmemiz imkânsız olacaktır. Bu işin dönüşü yok” dedim. Bunun ardından da kayınpederime bir mesaj gönderdim. Mesajın sonunda “Madem kızınızı getirmediniz. O halde bana tek birşey kaldı: Boşum! Boşum! Boşum! Kızınıza tebliğ edersiniz” dedim. Bunların neticesinde talâk vâki olmuş mudur?

Cevap;
Hanımınıza gönderdiğiniz mesaj ile boşanma tahakkuk etmez. Bu belki bir boşanma vaadidir. Yani böyle olursa boşarım demek gibidir. Kayınpederinize yazdığınız mesaj da böyledir. Nitekim İbni Abidin hazretleri buyuruyor ki “Ben senden boşum” demekle boşanmaya niyet edilse bile boşanma gerçekleşmez. Dolayısıyla bu mesaj ile de boşanma olmaz. İslâmiyete uygun şekilde boşanmak için erkek kadına cinsî temasta bulunmadıkları bir hayızdan temizlik devresinde bir defa “Boşsun” veya “Seni boşadım” gibi açık bir söz söyleyerek boşanma iradesini bildirmelidir.

Sual:
İlmihallerde talâk bahsi anlatılırken “Kinâye söyleyince, boşamaya niyet ettiyse veya öfkeliyse bir bâin talâkla boşamış olur” diye yazıyor. Bir kimse öfkeli iken kinâye söz söylese, meselâ “Babanın evine git!” dese; fakat boşamaya niyet etmese boşanma gerçekleşir mi?

Cevap;
Kinâye söz, “Babanın evine git”, “Bana örtün”, “Bana yabancısın” gibi hem boşanmada, hem de başka mânâda kullanılan kelime demektir. Bir kimse böyle bir kelimeyi hanımına talâk niyeti ile söylerse, bir bâin talâk olur. Talâk niyetiyle söylemezse talâk olmaz. Kadın bu vesileyle mahkemeye mürâcaat etse, erkek “Ben talâk niyetiyle söylemedim” derse kabul edilir. Ancak bu sözü öfkeli iken veya zevcesi ile boşanma üzerine konuşurken sarfetmişse, mahkemede “Ben bunu talâk niyetiyle söylemedim” demesi kabul edilmez ve mahkeme talâka hükmeder. Mahkeme erkeğin niyetini bilemez. İlmihallerde de bu husus ifade ediliyor. İbni Âbidîn hazretleri bu halde kazâen talâk vâki olduğunu, ancak diyâneten talâk vâki olmayacağını bildirmektedir. Kazâen lafzı mahkemeye mürâcaatı; diyâneten lafzı ise Allah ile kul arasındaki durumu ifade eder. Şer’î mahkemenin bulunmadığı yerlerde erkek öfke veya talâk müzâkeresi esnâsında söylediği kinâye sözü talâk niyetiyle söylemediğine yemin ederse boşanmış olmaz.

Sual:
Fıkıh kitaplarında (Semen, para tayin edilince, sahih olan sözleşmelerde teayyün etmez. Yani söz kesilirken tayin edileni vermek lazım değildir. Misli, benzeri verilebilir. Mehirde, nezirde [adakta] ve vekil yapmakta da teayyün etmez. Emanet, hibe ve sadaka vermekte, şirkette ve gaspta teayyün eder. Mebi her zaman teayyün eder) deniyor. Mehirde 11 Reşat altını vermeyi taahhüt etmiştik. Şimdi onun yerine, o değerde başka mal, TL, Dolar, Euro vesaire verebilir miyiz?

Cevap;

Satış akdinde semenin (satılan mal karşılığı ödenecek meblâğın) cinsi söylenmedi ise, söz kesilirken orada kullanılan semen anlaşılır. Burada, piyasadaki paraların mâliyeti (hakikî kıymeti) ve râyici (geçer kıymeti) müsâvi ise, bey’ sahih olur. Müşteri hangi parayı isterse verebilir. Geçer kıymetleri farklı ise, en yükseğini verir. Geçer kıymetleri aynı olup, mâliyetleri farklı ise, cinsi, sıfatı söylenmezse, bey’ fâsid olur. Suriye’nin sınıra yakın kısımlarında Türk lirası geçmektedir. Haleb’de şu kadar lira üzerinden akid yapılsa, Suriye veya Türkiye lirası diye açıklanmasa, hangisinin geçer kıymeti fazla ise o verilir.

Semenin cinsi söylenmiş ise, teayyün ettiğinden başka semen verilemez. Reşad altını üzerine pazarlık edilmişse, İngiliz altını verilemez.

Semen, sahih akidde tayin edilince, teayyün etmez. Yani söz kesilirken tayin edileni vermek lâzım değildir. Misli, benzeri verilebilir. “Bu elimdeki 100 lirayla şu malı aldım” diye akid yapılsa, sonra bu parayı cebine koyup, mislini, benzerini verebilir. Semenin kendi tayin edilince, teayyün etmez ise de, cinsi, mikdarı ve vasfı tayin edilince, teayyün ederler. Yani bu cins, mikdar ve vasfı taşımayan semen verilemez. 100 lira demişse 100 dolar veremez. 11 Reşad altını demişse 11 Aziz veya bu kıymette para veremez.

Söz kesilen semen, örfe uyulup, bozuk para olarak da verilebilir. Meselâ yirmi mecidiyye diye pazarlık olunduğunda, yirmilik yerine onun bozukluğu olan onluk ve beşlik verilebilir.

Semen, para olmayıp mal ise, hatta altın veya gümüşten işlenmiş eşyâ ise, pazarlıkta tayin edilince, mebî gibi teayyün eder. Satış da, mukâyada (trampa) satışı olur. Yani o malı aynen vermek gerekir. Meselâ müşteri, bir gümüş kaşığı gösterip, “Şu kaşık ile bu horozu satın aldım” dese, kaşığı vermesi lâzımdır. Aynı ağırlıkta, aynı şekilde ve aynı kıymette başka gümüş kaşık veremez. Çünki semen para değil de mal olup, alıcı tarafından tayin edilmiştir, dolayısıyla teayyün etmiştir.

Semen, fâsid satışta, sarf satışında, emânet, şirket ve vekâlette, kirâ bedelinde, hibede, zekât, sadaka ve satın alma vekâletinde ve gaspta tayin edilince, teayyün eder. Meselâ emânetçi, emânet bırakılan parayı aynen geri vermekle mükelleftir, geri verirken mislini veremez. Telef oldu ise, mislini değil, kıymetini öder. Satın alma vekili, mal sâhibinin verdiği parayı kendi için kullanamaz. Kullanırsa, vekilliği bozulur. Bir altın lira gasp eden, bunu aynen öder. Bu yok ise, benzerini veremez, kıymetini öder.

Mehrde ve nezrde ve vekil yapmakta da teayyün etmez. Vekile 100 lira verip “Git şu parayı felancaya ver ve kendisini vekil ettiğimi söyle. Bana şu evsafta bir at alsın” dese, o kişi de bu parayı cebine koyup, vekile aynı mikdarda kendi parasını verebilir. “Şu koyunu kesmek nezrim olsun” dese, başka bir koyunu kesebilir. “Bu elimdeki 11 Reşad altını mehr olmak üzere nikâhladım” dese, başa 11 Reşad altını verebilir.

Netice itibariyle mehr pazarlığı yaparken 11 Reşad altını söz kesilmiş ise, 11 Reşad altını vermek icab eder. 11 Aziz veya bunun kıymeti kadar para, döviz verilemez. Ama nikâh yapılırken belli 11 Reşad altını mehir olarak gösterilse idi, teayyün etmeyeceğinden sonradan bunu değil de başka 11 Reşad altını vermek câiz olurdu. Mehrde teayyün etmez demek bu demektir. Karşı tarafın rızası varsa, başka şey verilebilir.



Sual:
Fâsık babaya hayır dua edilir mi?

Cevap;
Elbette edilir. Gayrımüslim bile olsa, hidâyeti için dua edilir. Hatta Salih insana dua eden çok olur. Esas, fâsık ve gayrımüslimlere dua etmelidir. kitaplarda, gayrımüslime “Allah râzı olsun” duasının söylenebileceğini, bunun mânâsının “Allah senin bu hâlinden râzı olsun” değil, “Allah seni râzı olduğu yola soksun” olduğu yazar. Anne veya baba, fâsık veya gayrımüslim de olsa, evlâdın onlara karşı vazifeleri devam eder. Hürmet ve hizmet etmesi gerekir. Fısk veya küfrlerinden ileri gelen kötü huyları beğenilmez, bunlar desteklenmez; bu istikametteki emir ve isteklerine uyulmaz; ama bunun için de sert söylenmez; itiraz ve münakaşa edilmez.

Sual:
Kadınların kollarının dar bir bluz ile örtünmesi caiz midir?

Cevap;
Kadınların kolları dar bluzla yabancı erkeğe örtünmüş olmaz. Bedeni de dar ise kadınlara ve kendi mahremi erkeklere karşı da örtünmüş olmaz. Kadınların, göğüs, sırt ve karınlarını başka kadınlara ve mahremlerine de örtmesi vâcibdir.

Sual:
Annesi yatalak hasta olan erkeğin, annesinin altını temizlemesinde mahzur var mıdır?

Cevap;
Doktor gibi zarurettir. Zaruretler memnuları mübah kılar.

Sual:
Bir kızın sâlih ana babasını dinlemeyip, sevdiği biri ile evlenmesi câiz midir?

Cevap;
Anne ve babanın dine ve akla aykırı olmayan emir ve yasaklarına uymak vâcibdir. Bu sebeple anne ve babanın itirazı dine ve akla uygun ise dinlemeyen günaha girer. Bu şekilde yapılan evlilik İmam Ebu Hanife ve Ebu Yusuf’a göre sahih; Hanefîlerden İmam Muhammed ile Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelî mezheplerinde sahih değildir.

Sual:
Baba Ehl-i sünnet itikadında değilse yahut namaz kılmıyor ve içki içiyorsa da bedduası kabul olur mu?

Cevap;
Gayrımüslimin bile bedduası kabul olunabilir. Nitekim hadîs-i şerifte “Gayrımüslim bile olsa mazlumun bedduasından sakının. Çünki onunla Allah arasında perde yoktur” buyuruluyor.

Sual:
Gelin, insanın kendi kızı gibi midir? Nerelerine bakmak caiz, nerelerine bakmak caiz değildir?

Cevap;
Kızı gibidir. Kollarına, boynuna, başına, dizden aşağısına bakabilir.

Sual:
Erkek, hanımını boşarsa, çocukları yetiştirmek dinen kimin hakkıdır?

Cevap;
Oğlan yedi, kız dokuz yaşına kadar, başkasıyla evli olmayan ve Müslüman annede kalır. Sonra babaya verilir. Baba yoksa Salih asabeye verilir. Bu da yoksa veya çocuğu almazlarsa başkasıyla evli olmayan annede kalır. Sonra kızkardeşe, sonra teyzeye verilir. Çocuk kimde olursa olsun, nafakası babaya aittir. Babası yoksa çocuğun malından sarfedilir. Bu da yoksa miras sırasıyla akrabası nafaka verir.

Sual:
Erkek çocuklara da altın nazarlık takmak caiz midir?

Cevap;
Büyüklere haram olan bir şeyi çocuklara yaptıran günaha girer, çocuk mesul olmaz. Erkek çocuğuna altın takmak ve ipekli giydirmek câiz değildir. Altın nazarlık, ziynet olarak değil; nazarlık olarak takılmaktadır. Bu bakımdan câiz görülebilir ise de, altın olmayan nazarlıkları tercih etmelidir.

Sual:
Karı koca el ele tutarak veya kol kola girerek halk içinde beraber yürüyebilirler mi yoksa hanım on adım arkadan mı gelmelidir? Ehl-i sünnet ulemâsı bu mevzuda ne söylemektedir?

Cevap;
Dışarıda yürürken, zevc ve zevcenin el ele tutuşması veya kol kola yürümesi câizdir. Bununla beraber bunlar Şark’ta hoş karşılanmaz. Suizanna sebebiyet de verebilir. Bu sebeple eskiden zevc ile zevce sokakta yürürken birbirinden ayrı yürürdü. Küçükler büyüklere, kadınlar da erkeklere hürmet ettiği için yürürken hemen arkadan veya sağda biraz geriden gelirlerdi.

Sual:
Geçenlerde “Nebi Hüseyin” ve “Ruhullah” isimlerinin kullanıldığını duydum. İslâmî açıdan, böyle isimler kullanılabilir mi?

Cevap;
Nebi, Arapça’da haberci demektir. Peygamber için de kullanılır. Zaten peygamber de Farsça’da haberci demektir. İnsan ismi olarak koymak câiz ise de yanlış anlaşılmalara sebebiyet verebileceğinden bugün için doğru değildir. Hüseyn ile bir araya gelirse Hazret-i Hüseyn’i peygamber kabul ediyormuş gibi bir mânâ çıkabilir. Nitekim Şiîler arasında böyle inananlar vardır. Rûhullah Hazret-i İsa'nın lakabıdır. Sırf bu sebeple konabilir ise de koymamak daha doğrudur.

Sual:
Akıllı ve bâliğ olmuş kız ile ailesinin tasvibini almaksızın kıyılan dinî nikâh sahih midir? Kız arkadaşımla geziyorum, fakat aklıma hep beraberken dolaşmakla konuşmakla vakit geçirmekle işlediğim günahlar geliyor. Fakat evlenmek için daha erken işimi yoluma koyamadım. Sırf bu günahlardan korunmak için dinî nikâh kıyılabilir mi?

Cevap;
Böyle bir nikâh Hanefî mezhebinde sahihtir. Fakat nikâh evlilik mukaddimesidir. Flört vesilesi değildir. Nikâhlanınca arada hak ve hukuk doğar. Kadının fiillerinden erkek mesul olur. Ölürse vâris olur. Nafaka vermesi icab eder. Bir kızla flört edeyim de günaha girmeyim diye nikâh kıymak doğru değildir. Allah herkesin kalbinden geçeni bilir. Sonra bu kızdan ayrılınca, ne olacaktır? Bu kız dul mudur, kız mıdır? Siz böyle bir kızla evlenir misiniz? Böyle bir erkekle gizlice nikâh kıyan kızdan da hayır gelir mi? Bir müslüman erkeğin kız arkadaşı olmaz. Evleneceği zaman uygun bir kız bulur. Şerefiyle evlenir. Diğer üç mezhebde kızın velisinin bulunmadığı ve yapmadığı nikâh sahih değildir. Hanefîlerden İmam Muhammed’e göre kızın velisi izin vermedikçe, nikâh sahih değildir.

Sual:
Eşimle çok şiddetli bir kavga esnasında “Yok arkadaş, bu böyle olmayacak” dedim. Bu kelimenin nikâh bakımından bir tehlikesi var mıdır?

Cevap;
Nikâha zararı yoktur. Nikâhı bozmaya delâlet eden “Babanın evine git!”, “Bana örtün!”, “Bana yabancısın!” gibi sözlerin boşama niyetiyle ve mâzi sigasıyla (geçmiş zaman kipiyle) söylenmesi hâlinde bir bâin (ayırıcı) talâk olur.

Sual:
Aleyna, Esilâ, Sudenaz, Berrâ, Afrâ, Damrâ, Şevval isimlerini çocuğa koymak uygun mudur?

Cevap;
Aleynâ, üzerimize mânâsına gelir. Esilâ, öğleden sonra demektir. Her ne kadar Kur’an-ı kerimde geçse ve ahenkli olsa bile, çocuğa böyle isimler vermek uygun değildir. Kur’an-ı kerimde hınzır, fâhişe gibi kelimeler de geçer ki, çocuğa isim olmayacağı âşikârdır. Sûde veya Sûdenaz, mânâsı olmayan bir kelimedir. Doğrusu Sevde’dir. Esmer mânâsına gelir. Suûde de yücelik gibi bir mânâ ifade eder. Berrâ yanlış bir kelimedir. Doğrusu Berre’dir. Çok iyi mânâsına gelir. Bununla beraber Hazret-i Peygamber’in üvey kızının ismi iken, bu ismi bir insan için uygun görmeyen Hazret-i Peygamber Zeyneb’e çevirmiştir. Afra çorak mânâsına geldiği için Hazret-i Peygamber tarafından yeşillik mânâsına Hadrâ olarak değiştirilmiştir. Hazret-i Peygamber, süt kardeşi Damrâ’nın ismini de Abdullah’a çevirmiştir. Damrâ, cılız mânâsına gelir. Görülüyor ki, sırf Asrı Saadet’te mevcud olduğunu işitip veya Kur’an-ı kerimde geçtiğini görüp çocuğa mânâsı olmayan veya kötü mânâ taşıyan isimler vermek doğru değildir. Şevval ise dişi develerin çiftleşmek için kuyruklarını kaldırması demektir. Bu hâdisenin gerçekleştiği aya da bu isim verilmiştir. Tarihte Müslümanların çocuklarına böyle isimler koyması âdet olmamıştır.

Sual:
Velâyet-i icbar ile küçüğün baba veya dedesi tarafından evlendirilmesi hâlinde, evlilik gibi bir mevzuda kişinin iradesini yok saymak ne derece doğrudur?

Cevap;
Baba ve dedenin, çocuktan daha iyi ve faydalı düşündüğü kabul edilir. Bu evlendirmenin sahih olabilmesi için çocuğu küfvüne (dengine) ve mehr-i mislden (emsallerinin aldığı mehrden) yukarıya vermesi şarttır.

Sual:
İslâm hukukuna göre kadın ev işi yapmaya ve çocuğunu emzirmeye mecbur mudur?

Cevap;
İbn Âbidîn hazretleri nafaka bâbında Bahr kitabından alarak diyor ki: Kadın un öğütmekten, ekmek yapmaktan, yemek pişirmekten çekinirse bakılır: Eğer kadın baba evinde hizmetçisi bulunanlardan ise yahud kendisinde bir illet bulunursa, kocası ona hazır yemek getirir. Aksi takdirde, kadının baba evinde hizmetçisi bulunanlardan değilse ve kudreti de varsa kocasının hazır yemek getirmesi vâcib değildir. Kadının ev işleri için ücret alması câiz değildir. Çünkü diyâneten onu yapmak kendisine vâcibdir. [Yani ev işi yapmazsa günaha girer; fakat ev işi yapmaya zorlanamaz. Kocası nafaka vermeye devam eder.] Velev ki eşrafdan birinin kızı olsun. Çünkü Peygamber aleyhisselâm, Hazret-i Ali ile Fâtıma arasında işleri taksim etmiş; dış işlerini Hazret-i Ali’ye, iç işlerini de Hazret-i Fâtıma radıyallahü anhümaya vermiştir. Halbuki Hazret-i Fâtıma bütün cihan kadınlarının hanımefendisidir.

Ni’met-i İslâm’da nafaka bâbında diyor ki: Taâmın dışarıdan tedâriki erkeğe ve dâhilde hazırlanması kadına aittir. Çünki bu işler zevceye diyâneten lâzımdır. Resûl-i ekrem efendimiz hazretleri, Hazret-i Ali ile Hazret-i Fâtıma radıyallahü teâlâ anhümâ arasında, geçinme işlerini taksim buyurup, hâricî işleri Hazret-i Ali’ye ve dâhilî işleri Hazret-i Fâtıma’ya ait kılmışlardı ki, Hazret-i Fâtıma üstelik bütün kadınların seyyidesidir…Vâlide çocuğu emzirmek için cebrolunamaz. Babası süt anne tutar. Vâlideye çocuğunu emzirmek şer’an (hukuken) değil diyâneten vâcibdir. Çocuk annesinden başkasını emmezse çocuğunu emzirmek hukuken de vâcib olur.

Netice itibariyle, İslâmiyette kadın ev işi yapmaya ve çocuğunu emzirmeye mecbur değildir sözünü, hukukî bir borç olarak mecbur değildir şeklinde anlamak gerekir. Yani yapmazsa, zevc bunları zevcesine zorla yaptıramaz. Çocuk için de babası süt anne tutar. Kadın ev işi yapmasa da, çocuğunu emzirmese de nafakaya hak kazanır. Ancak kadın hizmetçilerle büyümüş zengin bir âilenin kızı olmadıkça ev işi yapmadığı için günaha girer. Sütü var ise, çocuğunu emzirmediği için de günaha girer. Çünki bunlar kendisine diyâneten vâcibdir. Zengin kadına zengin nafakası verilir. Yani kocası hizmetçi tutar. Kadının ev işlerini yapması, zevcine teberru ve ihsandır. Çok sevaptır. Ev işi yaparsa veya çocuğunu emzirirse ücret isteyemez. Çünki erkeğin vazifesi, dışarıdaki işleri, kadının vazifesi içerideki işleri yapmaktır. Zevc de zevcesinin bu ihsanına karşı ihsanda bulunur. Ben ev işi yapmaya mecbur değilim diyen kadın, nafaka olarak fıkıh kitaplarında yazan asgari mikdara (her yıl için bir kat elbise) mahkûm olmayı göze almalıdır.



Sual:
Televizyonda, resimde, filmde, bilgisayarda avret yerine şehvetle bakmakla hürmet-i müsahere olur mu? Gözünün önüne avret yeri gelse, şehvet duysa, bunlarla hürmet-i müsahere olur mu? Kocanın amcasıyla, dayısıyla hürmet-i müsahere olsa, nikâh bozulur mu? Ya da kimlerle olursa bozulur?

Cevap;

Hürmet-i musahere bir kadınla cinsî temasta bulunmak yahud çıplak tenine ve başındaki saçına şehvetle dokunmak veya fercinin içine şehvetle bakmak suretiyle meydana gelir. Bu kadının annesi ve kızının o adamla evlenmesi yasak olur. Bu adamın oğlu veya babası da o kadına yasak olur. Dokunmak ve bakmakta şehvetin sınırı, erkeğin âletinin hareket etmesi yahut sertse hareketin ziyadeleşmesidir. Kadın veya yaşlılarda gönlün meyletmesi, ürpermesi, o kişi ile cinsî teması gönülden arzu etmektir.

İtibar, dokunurken ve bakarken şehvetli bulunmayadır. Binaenaleyh şehvetsiz dokunur da, sonra bu dokunmadan şehvete gelirse, hürmet-i musahere olmaz. Bakmakta da şehvet şarttır. Nitekim gözünü yumduktan sonra şehvete gelse hürmet-i musahere olmaz. Şehvetin baktığı kadına duyulması şarttır. Bakıp başkasını düşünerek düşündüğü kadına duyarsa hürmet-i musahere olmaz.

Bunun dışında şehvetle bile olsa bakmakla, TV, resim ve aynada yahud su ve cam içinde şehvetle bakmakla, hatta bakıp meni gelmekle hürmet-i musahere olmaz. Yalnızca kadının fercinin içine (yuvarlak kısmına) şehvetle bakınca olur. Bunun da meydana gelmesi çok ihtimal dışıdır. Kocanın amcası veya dayısıyla hürmet-i musahere olmaz. Yalnızca usul ve füru ile, yani adamın oğlu veya babası ile olabilir (İbni Âbidin, Namazın Şartları Bahsi, Haram Olan Kadınlar Bahsi).

Hürmet-i musaherenin kadından gelmesi fevkalâde zordur. Vesvese etmemeli, bu mevzuyu hiç düşünmemelidir.


16 Mart 2011 Çarşamba

Sual:
Hanımımla bazı kötü hadiseler yaşadık. Hanımıma söylediğim 3 söz var, bunlar talak gerektiriyor mu? 1- Ben bu evde durmam sözüne karşılık defol git nereye istiyorsan dedim. 2- Babası annesinin hasta olduğunu, kızlarını getirmemi istedi. Hanım büyük bir valiz hazırlamış, anladığım kadarıyla bu işi bitirmek istiyordu. Bu valizi ikiye böl dedim, kabul etmedi, tamam dedim iki valiz yap, eşyalarının hepsini götür dedim. 3- Tahmin ettiğim gibi işi bitirmeye karar vermişler, büyüklerimin ricasıyla tekrar hanımı arayıp kendisini evliliğimizin bitmemesi için ikna etmeye çalıştım. Kabul etmeyince, peki bu iş benim içinde bitti dedim. Sonunda tekrar birleşiyoruz, bu durumda söylediklerim 3 talak gerektiriyor mu, gerektiriyorsa ne yapmamız lazım?

Cevap;
1-Boşanma niyetiyle söylendi ise, bir bâin talak olmuştur. Boşanma niyeti ile söylenmemişse talâk yoktur. 2-Boşanma niyetiyle söylenmemiş ise mesele yok. Boşanma niyetiyle söylenmiş, ama öncekinden ayrı ikinci bir talâk kasdedilmemişse, önceki talâkı haber vermiş olur. İkinci bir talâk sayılmaz. 3- Boşanma niyetiyle söylenmemiş ise mesele yok. Boşanma niyetiyle söylenmiş, ama öncekinden ayrı üçüncü bir talâk kasdedilmemişse, önceki talâkı haber vermiş olur. Üçüncü bir talâk sayılmaz. Bâin talâk ıddeti içinde ikinci bir bâin talâk, ayrı bir talâk sayılmaz.

Sual:
Üç tarihçinin katıldığı bir televizyon programında Sultan II. Abdülhamid’in 12 tane zevcesi olduğu, böylece şer’î hukukun getirdiği 4 tahdidinin aşıldığı söylendi. Böyle bir şey mümkün olabilir mi?

Cevap;
Osmanlı padişahları hür kadınlarla değil, cariyeleriyle, yani kadın köleleri ile evlenirdi. Bunun için nikâh gerekmez, çünki kendi mülküdür. Bir sayı tahdidi de yoktur.
Son devirlerde, aslı hür veya müdebber, yani âzâdı vasıyet edilmiş olma ihtimaline binâen veyahud meşru olarak taksim edilmemiş ganîmetten alındığı bilinen câriyeler için, zinâ tehlikesini bertaraf etmek üzere, efendinin kölesiyle nikâh kıymasının iyi olacağını ulemâ ifade etmiştir. Buna nikâh-ı tenezzühî denir.
Osmanlı Devletinin son zamanlarında, Sultan Abdülmecid zamanında köle ticareti yasaklandığı için, saraya kâfi mikdarda câriye gelmez oldu. Bu sebeple saraya Kafkasyalı kavimlerden hür kızlar alınıp yetiştirilmeye başlandı. Bu kızlar harem hizmetlerinde bulunduğu gibi, müsait olanları padişah ve şehzâdelerle evlendirilirdi. Bunlarda şeriatın aradığı 4 tahdidine riayet edilmesi mecburî idi. 
Sultan II. Abdülhamid’in kayıtlara göre 16 defa evlendiği görülüyor. Bunlardan bir kısmı câriyedir. Mamafih bunlarla nikâh-ı tenezzühî yapılmıştır. Bunların diğer kısmı Kafkasyalı hür kızlardır. Bunlarla normal nikâh akdedilmiş; şer’î hukukun 4 tahdidine de riayet olunmuştur. Padişahın hiçbir zaman 4’ten fazla zevcesi olmamıştır. Yeni bir hanımla evleneceği zaman, öncekilerden bir tanesini boşamaktadır. Bu kadın çocuğu varsa sarayda yaşamaya ve unvanlarını taşımaya devam etmektedir. Sultan Abdülhamid’in zevcelerinden Behice II. İkbal’in verdiği bu malumatı kendisini görüp bizzat işitenlerden dinledik.
Bu izahat gayet makuldür. Çünki şer’î hukuka göre bir kadının boşandığını duymaması, boşamanın sıhhatine tesir etmez. Yani kadın boşandığını duymasa da boşama muteberdir; ancak kadın nafaka gibi zevcelik haklarını taşımaya devam eder. Netice itibariyle padişah, hukuk kaideleriyle muhataptır. Bir erkeğin 4 kadından fazla evlenmesi batıldır. Aynı zamanda suçtur. Böyle bir evlilik, resmî kayıtlara geçirilemez. Bu kadın mirasçı olamaz. Nafaka alamaz. Bu birleşmeden doğan çocuklar da hukuken tanınmaz. Şer’î hukuku ve saray geleneklerini iyi bilmeyenler, karşılaştıkları hâdiseler karşısında hayrete düşmekte ve bunları analiz edemeyerek esaslı hatalara kapılmaktadır.

Sual:
Nikâhlanırken mehr olarak aile yâdigârı kıymetli taşı bulunan altın bir yüzük vermiştim. Zifaf veya halvet olmadan nikâhımız bozuldu. Mehrin vaziyeti nedir?

Cevap;
Ölüm, zifaf veya halvet olduktan sonra taraflar nikâhtan ayrılırsa, kadın mehr konuşulmuşsa tamamını hak eder. Mehr konuşulmamışsa kadına mehr-i misl, yani o kadının cemiyetteki emsallerinin aldığı mehr ödenir. Ölüm, zifaf veya halvet olmadan taraflar nikâhtan ayrılırsa, kadın mehr konuşulmuşsa yarısını hak eder. Mehr konuşulmamışsa kadına mehr-i mislin yarısını geçmeyecek şekilde bir muta (hediye) verilir. Mehr teslim edilmiş ise, kadın yarısını iade etmekle mükelleftir. Mehr yüzük ise koca bunun yarısına sahip hâle gelir. Mehr kadının elinde fâsid akitle alınmış mal gibidir. Talâk ile kadının yüzüğün yarısındaki mülkiyeti bâtıl olmuştur. Kadın yüzüğün piyasa kıymetinin yarısını erkeğe öder. Veya erkek yüzüğü alıp kadına piyasa kıymetinin yarısını öder. Anlaşamazlarsa, hâkimin hükmü ile yüzük taksim edilir. Yani satılır, elde edilen bedelin yarısı erkeğe, yarısı kadına verilir. Yüzük zâyi olmuş veya bozdurulmuş ise, kadın piyasa kıymetinin yarısını erkeğe öder. (İbn Âbidin, Mehr bahsi.)

Sual:
Bir arkadaşım, şiddetli bir münakaşa neticesinde hanımına iki kere aynı mecliste sarih talâk vermiş. Yani açıkça boşadığını söylemiş. Sonra da pişman olmuş. Ama hanımı üç talâk verdiğini söylemiş. Kendisi ise iki olduğundan emin. Hanımının söylediğini kabul etmiyor. Malum, üç talâkla boşanan eşlerin tekrar evlenebilmesi için, hülle gerekiyor. Yani kadının bir başka erkekle evlenip, gerdeğe girip, bu evliliğin bir şekilde sona ermesi gerekiyor. Bunların hülle yapması ise çok zor. İlk nikâhları Hanefî mezhebine göre kıyılmış. Hanımın dediği esas alınacak olursa, hulle yapmadan ve Şâfiî mezhebine göre tekrar nikâh yaparak evliliklerine devam edebilirler mi?

Cevap;
Talâkta kadının sözü nazara hiç alınmaz. Aksi takdirde kendi ikrarıyla kendi lehine, başkası aleyhine netice doğurmuş olur. Talâk münhasıran erkeğin bileceği bir şeydir. İki şahit işitip, üç talâk olduğu hususunda kadı önünde şahitlik yaparsa, kadı kazaen ayrılmalarına karar verir. Şahitler yok ise veya iş kadıya intikal etmemişse, söz yemin ile beraber erkeğindir. Erkek isterse zevcesine ric’at eder (döner). Bu takdirde eğer kadının sözü doğru ise, günah erkeğindir. (İbni Âbidin, Ric’at bâbı.)

Sual:
Nikâh yaparken, kadın bulunmaz, vekili veya velisi bulunursa, kızın, babasının ve dedesinin ismini söylemek kâfi midir? Şahitlerin bunları şahsen tanıması gerekir mi?

Cevap;
Nikâhta iki erkek veya bir erkek iki kadın şahidin bulunması akdin sıhhati için şarttır. Evlenecek kadının meçhul olmaması şarttır. Nikâhlanan kadının şahitlerce başkalarından ayrılması lâzımdır. Tâ ki bilinmezlik ortadan kalksın. Eğer yüzü örtülü olarak orada bulunuyorsa, kendisine işaret kâfidir. Ama ihtiyatlı olan yüzünü açmaktır. Şahsını görmezler de başka bir odadan sesini işitirlerse, orada yalnız başına bulunduğu takdirde nikâh caizdir. Yanında başka bir kadın daha varsa caiz olmaz. Çünkü meçhuliyet, bilinmezlik ortadan kalkmamıştır. Kadın gaip olur da şahitler sözünü işitmezlerse, meselâ nikâh akdini kadının vekili yaparsa bakılır: Şahitler kadını bilirlerse, onu kastettiğini anladıkları ismini zikretmek kâfidir. Kadını bilmezlerse, mutlaka kendi ismiyle babasının ve dedesinin isimlerini zikretmek gerekir. Koca için de böyledir. Bir kavle göre gaipte olan şahıs şahitlerce bilinen bir kimse olsa bile, akdin mutlaka ona izafe edilmesi lâzımdır. Nitekim gaip kadın veya erkeği şahitler tanıyorsa, yalnız ismini söylemek kâfidir.

Bilmekten murad, nikâhı kıyılanın filan kızı filane olduğunu şahitlerin bilmesidir. Yoksa şahsını tanımaları değildir. İsim söylemek de şart değildir. Murad, ya isim yahut isim yerini tutacak ve kadını tayin edecek bir şeydir. Bir kimse birine kızını nikâh eder de adını söylemezse, o kimsenin iki kızı bulunduğu takdirde akit sahih değildir. Çünkü hangisi için yapıldığı belli değildir. Bir kızı varsa, akit muteberdir. Kızın ismini söylemese de olur. Ancak başka bir isim söyler, bu isimde bir kızı yoksa, nikâh olmaz. Bir kızı olan bir adam bir oğlu bulunan birine şahitler huzurunda “Kızımı senin oğluna nikâhladım” dese, öbürü de kabul etse, nikâh sahih olur. (İbni Abidin, Nikâhın musahhaf sözlerle akdi bâbı)

Sual:
Çocuklara Allah'ın isimlerinden olan "Hâlık" isminin konulması caiz mi? Abd sözü ile başlayan isimler kız çocuğuna neden konulmuyor?

Cevap;
Hâlık, samed, rahman gibi Allahın zâtî isimleri konmaz. Başına abd ilâve edilirse olur. Aziz, Mecid gibi sıfatlar insanlara da tek başına konabilir. Abd, erkek köle demektir. Kadın için kullanılmaz. Kadın için bu gibi isimler kullanmak âdet olmamıştır.

Sual:
Çocukları okula göndermeyip çalıştırmak haram mıdır?

Cevap;
Babanın çocuğuna hayatta lâzım olacak bilgileri öğretmesi vecibedir. Bugün bunlar kısmen mekteplerde veriliyor. Ancak her çocuk okuyacak diye bir kaide yoktur. Zeki ve kabiliyetli çocuklar okur. Okuyamayacak olanlar, istidatlarına göre mesleğe yönlendirilir. Okumayacak çocuğu okutmak, hem çocuğa kötülük olur; hem de istidatlı olanların önünü kesmek demektir. Bu bakımdan okumayacak çocuğu okutmamak, hayırlı olur. Bir meslek öğrenmiş olur. Mektebe gitseler, belki asalak olacaklardır. Bu bakımdan, ebeveynin, çocuğu için hayırlı görerek onu okutmaması, mesleğe yönlendirmesi caiz, hatta iyidir. Hiç okutmayıp meslek de öğretmemek, ebeveyn vazifesini yerine getirmemek olur ki günahtır. Anne-babanın ihtiyacı varsa, çocuğu bünyesine uygun işte çalıştırmaları ve getirdiğinden nafaka yapmaları caizdir. Ancak yine de çocuğa din ve dünya bilgilerinden yetecek kadar öğretmeleri farzdır.

Sual:
Namaz kılmayana kız verilmez ve kestiği yenilmez deniliyor. Bu doğru mudur?

Cevap;
“Fâsığa kızını veren mel’undur” hadîs-i şeriftir. Ancak böyle kişinin kestiği yenir.

Sual:
Başörtüsü omuzlara dökülmeli mi yoksa yakayı kapatsa yeterli mi? İnce başörtüsü kullanmak caiz mi?

Cevap;
Omuzlar örtülü ise, yakayı kapatsa kâfidir. Omuzlara dökülmesi iyidir. İçini (saçları) gösteren başörtüsünün yok hükmünde olduğunu Hazret-i Peygamber bildirmektedir.

Sual:
Bir kadının dışarıda topuğu ve ayak parmakları görünecek ayakkabı giyinmesi caiz midir?

Cevap;
Kadının ayağının avret olmadığını söyleyen kaviller varsa da zayıftır. Bunlar da namazda kerahetle câiz görür, namaz dışında cevaz vermez. Ayakta kalın çorap varsa mahzuru olmaz. (İbni Abidin-Şurutü's-Salât bâbı)

Sual:
Gelinlik giymek caiz midir? Gayrımüslimlerin âdeti olduğundan dolayı nikâh merasiminde gelinlik giyilebilir mi? Gelinlik tesettüre aykırı düşer mi? Tesettüre uygun gelinliğin yabancı erkeklerin görmesinde bir mahzur var mıdır?

Cevap;
Gelinlik âdete tâbidir. Eskiden kırmızı renkte olurdu. Şimdi beyaz olması âdet olmuştur. Bu bakımdan şer’en mahzurlu değildir. Kadınların arasında tesettüre uygun olmasa bile giyilebilir. Şu kadar ki kadının kadına bakması câiz olan yerlerini nazara almalıdır. Derin dekolte veya transparan ile kadınların yanına da çıkılamaz. Çünki kadının kadına karşı göbek ile diz kapağı arasını örtmesi farz, göğsü, sırtı ve karnını örtmesi vâcibdir. Yabancı erkeklere kapalı bile olsa gösterilemez. Çünki ziynettir. Eski düğünlerde, gelinlik giymiş gelinin evden çıkarken üzerine manto veya bir örtü örtüldüğünü gördük.

Sual:
Günümüzde berdel denen evliliklerde yapılan nikâh, Câhiliye devrinde görülen ve İslâmiyetin yasakladığı şigar nikâhı mıdır? Bu geçerli midir?

Cevap;
Berdelde damat kızkardeşini kayınbiraderine verir. Böylece iki taraf da birbirine başlık ödemez. Başlık zaten İslâmiyete uygun değildir. Ancak bu iki nikâh şartlarına uygun yapılmışsa, meselâ kızların rızası varsa, sahihtir.

Sual:
Kadınlar cemaatle namaz için câmiye gidebilir mi?

Cevap;
Dinin emirlerinin yeni tebliğ ediliyor olması sebebiyle Hazret-i Peygamber ilk zamanlar kadınların câmiye cemaate gelmesine müsaade etmişti. Kendisine “Seninle namaz kılmayı seviyorum ya Resulallah” diyen sahabe-i kiramdan Ebu Humey es-Saidînin hanımına, “Evet, biliyorum. Şu var ki, kendi evinde kılacağın namaz, mescide kılacağın namazdan daha hayırlıdır. Kadınların en hayırlı mescidleri, evlerinin en tenha köşesidir” buyurdu (Müsnedü İmam Ahmed, Sahihu İbni Hüzeyme, Sahihu İbni Hibbân). Bu hanım vefatına kadar hep evinde namaz kıldı. Bu sebeple Abdullah bin Ömer, Cuma namazı için câmiye gelen hanımlara “Ey hanımlar, buradan çıkıp evlerinize dönseniz, sizler için daha hayırlıdır buyurdu (Taberânî). Bu bakımdan İmam Ebu Hanife, çok yaşlı hanımların öğle ve ikindi namazı dışındaki namazlarda cemaat için câmiye gelmesini câiz, bunun dışındakileri mekruh görmüştür. Sonra gelen âlimler zamanın bozulmasını sebep göstererek yaşlı olsun, genç olsun kadınların cemaata gitmesinin cuma, bayram ve vaaz için bile olsa mutlak surette mekruh olduğunu söylemiş; İmam Ebu Hanife’nin ihtiyar bir hanımı cemaate gitmekten men etmesini delil göstermiştir. Müftâbih olan da budur. Hatta kadınların iktidâsının sıhhati için imamın kadınlara imamete niyet etmesi lâzım olduğu halde, bazı fakihler câmiye gelen kadınları gördüğü halde imamın onlara niyet etmeyeceğini, çünki kadınların câmiye gelmesinin mekruh olduğunu söyler. Kadınların cenazeye çıkmasının da tahrimen mekruh olduğu fıkıh kitaplarında yazar. Nitekim Hazret-i Peygamber, cenazeye gelen kadınlara, “Sevap kazanarak değil, günaha girmiş olarak dönün!” buyurmuştur (İbni Mâce). Hazret-i Âişe de der ki: “Rasulullah aleyhisselâm, kendisinden sonra kadınların ne âdetler çıkardığını görse idi, Benî İsrail'in kadınları men edildiği gibi mutlaka onları men ederdi”. Bu sebeple kadınların cemaate gidemeyeceği hükme bağlanmıştır. Ama seferde, çarşıda yalnız namaz kılmak için gidebilir.  (‘İbni Âbidin, Cemaatle Namaz, Cenaze; İmam Şa’rânî, Uhûdü’l-Kübrâ, Şir’atü’l-İslâm)

Sual:
Tüp bebekle çocuk sahibi olmak caiz midir, şartları nelerdir? Cinsiyet tesbit usulleri caiz midir? Kur’an-ı kerimde bebeğin cinsiyetini Allahtan başka kimsenin bilemeyeceği yazıyormuş.

Cevap;
Aralarında nikâh bağı bulunan kadın ve erkek arasında yapılması şartıyla câizdir. Ancak kadının avret yerini zaruret olmadan başkası göremeyeceği için, kadın rutin jenital muayene için doktora gittiğinde tüp bebek muamelelerinin yapılması mümkündür. Çocuğun cinsiyetini tesbit etmek câizdir. Bu, gayb sayılmaz. Âletle anlamak gözle görmek gibidir. O halde gayb değildir. Kur’an-ı kerimde mealen “Rahimlerde ne olduğunu Allah’dan başka kimse bilemez” buyuruluyor. Bunu cinsiyete hasretmek doğru değildir.

Sual:
Erkeğin, vefat eden eşinin başı açık resimlerine bakması haram mıdır?

Cevap;
Şehvetsiz bakabilir. Çünki ölüm ile nikâh sona erer.

Sual:
Cinsî güç için Viagra kullanmak dinen mahzurlu mudur?

Cevap;
Câizdir. Tıbben zararlı olmayan her türlü destekleyiciyi kullanmak da böyledir.

Sual:
Erkeğin de cinsî vazifelerini yerine getirmekten kaçınması haram mıdır?

Cevap;
Evlilik iki tarafa da dinî mükellefiyetler yükler. Dört geceden fazla fasıla vermemek sünnettir. Kadının da ihtiyaçları vardır. Karşılamak gerekir. Dört geceden sonra özürsüz yaklaşmamak mekruhtur. Bunun için azami bir müddet tayin edilmemişse de, ölüm iddeti dört ay on gün olduğundan bu kadar müddet zevcesine yaklaşmamak mahzurludur. Kadın razı ise mahzuru yoktur. Nitekim Seyyid Abdülhakîm Efendi der ki: Zeyd, nikâhlısı olan Hind’e, evlenmesinden itibaren mazeretsiz yaklaşmayıp, Hind’in bekâreti mahfûz kalsa ve zevcesi Hind dahi bu hâlden şikâyet etmeyip râzı olsa, tarafların muvâfakat ve rızâsıyla olduğundan her ikisine de bir günâh yoktur. Esasen zevcesine cimâ muamelesinde bulunmak, zevcin hakkıdır. Zevce talepte bulunursa, bir defa vâcib olur. Ondan başka dört geceden fazla fâsıla vermemek sünnettir. Binâenaleyh bir defadan sonra terkinde günah terettüp etmez, mekruhtur. Şer’î hüküm böyledir ama insaf etmek de lâzımdır. Erkek her ne vakit isterse, velev ki istimnâ suretiyle de olsa şehvetini giderebilir. Kadınlarda şehvet tabiatleri icabı erkeklerden fazla ve câiz yollardan şehvetlerini teskin etmeleri zor olduğundan, şehvetin galebe çaldığı zamanlarında şehvetini gidermek üzere dört gecede bir defa olmak veyahud başka günlerde talepte bulunsa veyahud arzusu malum olursa cimayı esirgememelidir. (Sevânihü’l-Enzâr)

Sual:
Evimizde yaşı ilerlemiş olan anne babaya karşı davranışlarımız nasıl olmalıdır? Bazen yanlış davranışlarına sabretmekte zorlanıyoruz. Ne tavsiye edersiniz?

Cevap;
Sizin de o yaşa geleceğinizi, belki onlardan daha fena vaziyete düşebileceğinizi, çocukken onlardan çok daha huysuz olduğunuzu, ama anne-babanızın size sabır ve şefkatle muamele ettiğini düşünün. Kur’an-ı kerimde “Anne ve babanız yaşlandığı zaman onlara öf bile demeyin” emrini hatırlayın.

Sual:
Dinimiz anne babaya hürmette kusur etmemeyi emrettiği halde, Yavuz Sultan Selim hangi sebeple babasına savaş açıp padişah olmak istemiştir?

Cevap;
Dini korumak ana-baba hakkından önce gelir. Yavuz Sultan Selim, Şiî tehlikesinin Anadolu halkını tehdit ettiğini ve babasının yumuşak siyasetinin menfi neticeler doğurduğunu yakından gördü. Bu bakımdan İslâm tarihindeki hizmeti çok büyüktür.

Sual:
Kadın evde kocasının karşısında şortla durabilir mi?

Cevap;
Caizdir.

Sual:
Hıristiyan kızla evlenmek mahzuru var mıdır?

Cevap;
Müslüman bir erkeğin, Ehl-i Kitap, ayni Yahudi veya Hıristiyan bir kızla evlenmesi tahrimen (harama yakın) mekruhtur. Bu zamanda doğacak çocuğun dinî terbiyesi bakımından da fevkalâde mahzurludur. Müslüman bir kızın Ehl-i Kitap bir erkekle evlenmesi câiz olmadığı gibi, buna karar vermesi bile bir irtidad (dinden çıkma) sebebidir.

Sual:
Bezzâziyye’de diyor ki: “Bir baba ile kızı arasında hurmet-i musahere hâsıl olursa, kızın anası ile, yani adamın zevcesi ile adam arasındaki nikâh bozulmaz. Kadın başkası ile evlenemez. Adamın bu kadını boşaması lâzım olur. Bu kadın ile evli kalması ebedî haram olur”. Birinci meselede adam kadını boşamazsa ne olur?

Cevap;
Mahkeme aralarını ayırır. Kadın iddeti bittikten sonra başkası ile evlenebilir. Çünki hürmet-i musahere ve süt emmek ile nikâh kendiliğinden ortadan kalkmaz. Yalnız nikâh fâsid olur. Kadının başkasıyla evlenmesi, ancak birbirlerinden ayrıldıktan veya hâkim ayırdıktan sonra helâl olur. Fâsid nikâhta, karı-kocanın birbirlerini terk etmesi zifaftan sonra ise, ancak seni bıraktım veya yolunu serbest bıraktım gibi sözlerle tahakkuk eder. Zifaftan önce ise; bazılarına göre hem sözler, hem de dönmemek kasdıyla terk etmekle, bazılarına göre ise her iki surette ancak sözle olur. Hattâ kadını terk eder de iddetinin üzerinden seneler geçerse, başka kocaya varamaz. (İbni Abidin-Muharremat Bahsi)

Sual:
Kadınlar çalışabilir mi?

Cevap;
Malı bulunmuyorsa, nafakasını temin eden kimse de yoksa, dinî prensiplere uygun olarak çalışmasında mahzur yoktur.

Sual:
Uzaktaki zevcesine boşanmasını bildiren mektup yazması hâlinde, zevce ne zaman boş olur?

Cevap;
Bir adam tahta, kâğıt gibi kalıcı gibi bir şeyin üzerine okunaklı bir şekilde zevcesini boşadığını yazarsa, niyet ettiği takdirde talâk vâki olur, gerçekleşir. Yazı adresli ise niyet etsin etmesin talâk vâki olur. Su gibi bir şeyin üzerine yazarsa, niyet etse bile talâk vâki olmaz. Mektup ve hitap suretiyle “Bundan sonra benden boşsun” diye yazar ve gönderir ise, yazdığı anda talâk vâki olur. Mektup ve hitap suretiyle yazarsa, meselâ "Ey filâne! Bu mektubum sana geldiği vakit sen boşsun" derse, talâkı mektubun varmasına ta’lik etmiştir, bağlamıştır. Mektup ulaştığında, okusun veya okumasın, kadın boş olur. Okunaklı ve adresli mektuba zevcesini boşadığını yazarsa, talâk niyeti yoksa kazâen talâk vâki olur, diyâneten olmaz. Nitekim mesel⠓Ben yazımı denemiştim” derse böyledir (İbni Âbidin).

Sual:
Münakaşa esnasında zevcesine kızıp, talâk vâki olacak şekilde konuşsa, talâk kast etmese, fakat sarih bir ifade kullansa, ne lâzım gelir?

Cevap;
Kızmak üç kısımdır: Birincisi kendisinde öfkenin mukaddimeleri hâsıl olur. Öyle ki aklı değişmez. Ne söylediğini ve ne istediğini bilir. Bunun talâkı vâkidir. İkincisi öfkenin son haddine varır. Ne söylediğini ve ne istediğini bilmez. Böylesinin hiçbir sözü muteber değildir. Üçüncüsü bu iki mertebenin arasında bulunandır. Bunun talâkının vâki olması ihtilâflıdır. Bazılarına göre vâki olmaz. İbni Âbidîn hazretleri talâkı istemiş ve söylemiş ise, ama sonradan hatırlamıyorsa, iki şâhidin beyanı ile talâk vâki olur. Yoksa talâkı istemeyerek kızgınlıkla söylemiş olsa medhûş (dehşetten ne söylediğini bilmez) hükmündedir. Yani sonradan iki şâhid boşadığını söylese bile talâk vâki olmaz diyor. Söz açıkça talâk sözü ise, niyet etsin etmesin, kızgın olsun olmasın boşanmış olur.

Sual:
Nişan ile nikâh yapılmış olur mu?

Cevap;
Nişanlanma ile nikâhlanılmış olmaz. Nikâh vaadidir, söz vermedir; ama nikâh değildir. Hiç bir sebep göstermeksizin vazgeçilebilir. Vazgeçmek günah değildir.

Sual:
Samed diye isim koymak caiz midir?

Cevap;
Allahü teâlânın isimlerinden rahman, hâlık gibi zâtına mahsus olanlar, insanlara isim olmaz. Mecid, metin, aziz, rahim gibi zâtına mahsus olmayanlar ise insanlara da verilebilir. Samed, Allahü teâlânın insanlara konulması câiz olmayan isimlerindendir. Varlığı için kimseye muhtaç olmayan demektir. Abdüssamed koymalıdır. Adı Samed olanlara Samet dendiği için belki kurtarır. Samet, sessiz demektir.

Sual:
Anne babanın günah olmayan emirlerine uymanın farz olduğu bildiriliyor. Ama evlilik meselesi anlatılırken anne “Şununla evlenmeyeceksin!” derse, buna itaat lâzım gelmez deniyor. Arada tenakuz yok mudur?

Cevap;
Hükûmetin ve anne-babanın günah ve keyfî olmayan emirlerine uymak vâcibdir. Aksi halde değildir. Anne-babanın isteği dine uygun ve keyfî değilse uyulur. Evlenmeyeceksin dediği zaman şer'î bir sebep varsa, uymak lâzımdır. Kendilerine hizmet edilmesine dair isteklerine mutlaka uyulur. Ama keyfî bile olsa anne-babanın emirlerine uyan saadeti kazanır.

Sual:
Anne babanın emirlerinden kendileri için olanı yapmak, meselâ anne "Oğlum bana su getir!" derse bunları yapmak farz olur. Fakat çocuğu için isterse, meselâ "Şu işte çalışacaksın, şu kahveye gitmeyeceksin, o arkadaşınla görüşmeyeceksin" gibi emirlerine itaat etmemek câizdir diye biliyorum. Doğru mudur?

Cevap;
Anne ve babanın emirleri şeriata uygun ve maslahata muvafık ise, yani keyfî değilse dinlemek vâcibdir. Şeriata aykırı veya keyfî emirlerine uymak gerekmez. Namaz kılmayacaksın, içki içeceksin derse veya iyi birisi olduğu halde bir arkadaşıyla görüşmesini yasaklarsa böyledir. Ama karşı da gelinmez, idare edilir.

Sual:
Talâk-ı bâin olunca, iddet zamanı içinde yeniden nikâh yaparak aynı kadınla evlenebilir mi? İddetin bitmesini mi beklemesi gerekir?

Cevap;
Talâk-ı bâin iddeti içinde koca yeni bir nikâhla zevcesini alabilir. Ancak başka bir adamla evlenebilmesi için iddetin bitmesi gerekir.

Sual:
İmam nikâhı, bir imam olmadan birbirini seven iki kişi arasında Allah tarafından kıyılıyor mu?

Cevap;
İslâmiyette nikâh erkek ve kadının rızâlarını iki şâhidin huzurunda ortaya koymaları ile olur. İmamın bulunması şart değilse de, nikâhın şartlarını iyi bilmesi umulduğu ve bereket için dua edilmesi için imam kıymaktadır. Bahsettiğiniz şekilde bir nikâh yoktur.

Sual:
Nikâhın dinîsi veya resmîsi olmaz, nikâhtan maksat duyurmak, yani erkek ve kız birbirlerini iki müslüman şahit huzurunda isterlerse nikâh geçerlidir deniyor. Düğün yapılmadan resmî nikâh yapılırsa, yani herkese duyurulursa, nikâh geçerli midir?

Cevap;
Nikâhın dinîsi, resmîsi olmaz. Nikâh bir tanedir. İslâmiyette alışveriş ve kira dâhil bütün akitler dinîdir. Yani şartlarına uyulmazsa sahih olmaz ve ayrıca günah olur. İki taraf veya vekilleri, iki şahit huzurunda aldım vardım deyince nikâh olur. Resmî nikâhta, dinin aradığı şartlar çoğu zaman tahakkuk etmemektedir. Onun için dinî nikâhı yaptırmalı; belediye kaydını da mutlaka yerine getirerek suçlu vaziyete düşmekten kaçınmalıdır.

Sual:
Nikâhımda vekilim vardı. Babam da nikâhta bulundu. Şâhidler kimdi, sâlih kişiler miydi, tam olarak bilmiyorum. Ama orada başka sâlih kişiler vardı. Bu nikâh Şâfiî mezhebine uygun mudur?

Cevap;
Şâfiîde nikâhı bizzat kızın velisi kıyar. Yani icab veya kabulde bulunan, kızın kendisi değil, velîsidir. Ayrıca iki erkek ve sâlih şâhid gerekir. Eğer akdi velîniz yapmış ve orada bulunan sâlih kişiler de en az iki erkek Müslüman ise nikâh Şâfiî mezhebine göre sahihtir.

Sual:
İnek sütüne bir kadının sütü karışsa veya başka bir yiyeceğe ve bunu küçük bir çocuk yese içse o kadının süt çocuğu olur mu?

Cevap;
Kadın sütü ile pişmiş yemeği yemekle, süt çocuğu olmaz. Pişmemiş ise, yarıdan çok olunca, süt çocuğu olur. (İbni Abidin)

Sual:
Kocanın karısını üç talâkla boşaması meselesinde, boşama ifadesi arka arkaya üç kez tekrarlanırsa üç talâk gerçekleşmiş olur mu? Yoksa "Kadın bir temizlik süresi içinde ancak bir kez boşanabilir. Üç talâkın aynı anda verilmesini Peygamber efendimiz tek talâk saymıştır" ifadesi dolayısıyla, bu üç talâğın ayrı ayrı verilmesi mi gerekir?

Cevap;
Boşanma kadının hayz görüp temizlendiği bir zamanda hiç el sürmeden bir defa açık talâk ile boşamak suretiyle gerçekleşir. Bunun hilafına olan boşamalarda, meselâ hayz görüp temizlenmeden evvel bir talâk vermek veya bir defada üç talâk vermek bid’at ve günah olmasına rağmen muteberdir, sahihtir. Bu hususta icma vardır. Ahmed Davudoğlu “Dini Tamir Davasında Din Tahripçileri” adlı eserinde bu meseleyi uzun uzadıya ele alıyor. Eğer boşama ifadesi ayrı birer boşama olarak değil de, önceki talâkı teyid için söylenmişse, ayrı bir talâk sayılmaz.

Sual:
Bir keresinde, hanımla münakaşa esnasında ağzımdan “Bıraktım artık” veya “Ben bıraktım” gibi bir söz çıkmıştı. Ben bunu “Artık seninle uğraşamıyorum, sana alâka göstermeyi, değer vermeyi, mücadele etmeyi vs bıraktım” mânâsına söylemiştim. Boşamak gibi bir mânâ asla yok idi. İlmihalde “Bırakmak, terk etmek kelimeleri, kinâye iseler de, boşamak için kullanılmaları âdet olduğundan sarîhdirler” ifadesine göre nikâhımız ne oldu?

Cevap;
Bu gibi sözler kinâyedir. Boşama niyetiyle söylenirse, bir bâin talâk olur. Bu gibi kelimeler kinaye olmaktan çıkmış ise de, talâk niyeti diyâneten aranır; kazâen aranmaz. Yani İslâm mahkemesine gitse, bu söz ile talâka hükmeder; ama müftüye sorulsa, boşama niyeti olmadığı için talâk fetvâsı olmaz. Netice itibariyle, bahsettiğiniz niyetle söylenmişse, boşanma olmaz.

Sual:
Nikâhımızda mehr söylenmemişti. Ne yapmalıyız?

Cevap;
Mehr-i misl, baba tarafından akrabaların mehridir. Çünki emsali bunlardır. Nitekim annesi câriye olsaydı, mehri bile olmazdı. Mehr söylemeden, hattâ mehr vermemek şartı ile nikâh yapmak da sahîh, şart fâsid olur. Zevcin, mehr-i misl vermesi vâcib olur. Kadının baba tarafından akrabâsına verilen kadar verir.

Sual:
Zevce kocasına “Her ne zaman istersen aramızda nikâhı tazelemek/nikâh yapmak üzere seni vekil ettim” dese, daha sonra bu karı-koca ayrılırlarsa, kadının zamanında vermiş olduğu vekâlet muteber olarak kalır mı, yoksa iptal mi olur?

Cevap;
Her ne zaman erkek zevcesini boşar veya küfr sebebiyle nikâh fesholursa, erkek bu vekâlete istinaden nikâhı tazeleyebilir. Vekâletin bâki olduğu muhtevasından da anlaşılmaktadır.

Sual:
Nikâhta şâhidlerin ve hocanın kızı ve babasını tanıması gerekir mi?

Cevap;
Kadın orada ise isminin söylenmesine bile hacet yoktur. Şâhidlerin kadını tanıması gerekmez. Babası ve dedesinin ismine bile gerek yoktur. Yüzü peçeli ise açılır. Başka odada, peçeli veya gaip (orada bulunmuyor) ise, ismi, baba ve dedesinin ismi söylenir. (İbni Abidin)

Sual:
Hanefî’de nikâh akdinin sıhhati için mâzi sigası (geçmiş zaman kipi) kullanmak şart mıdır? Meselâ "Seni karılığa alıyorum" dense, kadın da "Kabul ediyorum" dese nikâh olur mu?

Cevap;
İki sigadan biri mâzi olursa, diğerinin hâl (şimdiki zaman) veya müzari (gelecek zaman) olması, ama istikbale değil, mâziye niyet edilmesi şartıyla câizdir. Kadın ve erkeğin kullandığı sözlerden ikisi de mâzi sigasıyla değilse, nikâh sahih olmaz.

Sual:
Erkek şâhidlere kızı göstererek yanında "Bu benim karımdır" dese, kız da sadece "Evet" dese, nikâh sahih olur mu? Kız hiç bir şey demezse ne olur? Veya Hanefî’de tezvic ve nikâh kelimeleri şart olmadığından, erkek iki şâhide kızı göstererek "Bu bana ait" dese, kız da orada "Evet" dese, nikâh olur mu?

Cevap;
Bu bir şeyi yalandan haber vermektir. Kız da bu yalanı tasdik etmektedir. İbni Abidin der ki: “Bir kimse erkeklerin yanında bir kadına ey avradım der de, o da lebbeyk (buyur) cevabını verirse nikâh olmaz”.

Sual:
Hanefî’de mehr konuşulmazsa, mehr-i misl lazım olur. Mehr-i misl için kadının baba tarafından akrabasına verilen kadar deniliyor. Peki bu miktar bilinmiyorsa en az ne kadar verilir?

Cevap;
Emsali olan kadınlar kadar verilir. Mesela doktor kızı ise, bir doktor kızına ne kadar mehr veriliyorsa o kadar verilir. Kadının baba tarafından ve yabancılardan dengi bulunamadığı vakit hâkim, iyice teemmül ve ictihad ederek mehr-i misle hükmeder

Sual:
Hem mehr-i muacceli, hem de mehr-i müecceli kızın da rızası ile çok az bir miktarda tayin etmek, meselâ her ikisi için 10'ar euro tayin edilse câiz midir?

Cevap;
Mehrin ekalli (en azı) on dirhem gümüş veya bir miskal altındır. Bugün için takriben 5 gram altın kıymetinden aşağı olamaz.

Sual:
Erkek evleneceği kızın sözüne inanarak, onu bâkire diye nikâhlasa ve nikâhtan (bir ay veya bir sene) sonra kızın daha önce nikâhlı olduğu ve talâk da verilmediği iddiası ortaya çıksa, nikâhları bozulur mu? Veya erkek kızı boşamak zorunda mıdır? Yoksa araştırma yapması mı gerekir? Eğer boşaması gerekiyorsa veya araştırma sonunda iddialar doğru çıkarsa mehr vermesi gerekir mi?

Cevap;
Bâkire diye alıp da dul çıkarsa nikâh bozulmaz. Erkek isterse kadını boşar. Bazı âlimlere göre tam mehr (Halebî, Bezzâziyye) verilir. Zira kızlığı kazâ ile bozulmuş olabilir. Bazı âlimlere göre mehr-i misl ödenir. Nitekim Fevâidü’l-Muhît der ki: Mehr, bâkire olduğu için yüksek tutulmuşsa, bu fazlalık verilmez, mehr-i misl ödenir. Buhara ve Harzem ulemâsının kavli budur. Eğer hâlâ nikâhlı olduğuna dair bir iddia varsa, bu iddiayı ortaya atan iki şahid ile ispatlamalıdır. Aksi takdirde kadının beyanı esas alınır. Kadının daha evvel evli olduğu ve hâlâ nikâhının devam ettiği ortaya çıkarsa, nikâh fâsid olur. Erkek ödediği mehri geri alır. Zifaf olmuşsa, kadına ukr (mehr-i misl ve mehr-i müsemmâdan az olanı) ödenir. Kadının başkasıyla evli olduğunu bilerek yapılan evlilik bâtıldır. Zifaf olmuşsa, mehr-i misl ödenir.

Sual:
Bir kimse, kelime-i şahadet getirip müslüman olan bir Alman kadın ile evlendi. O zamandan beri kadında tek bir İslâm alâmeti mevcut değildir. Bu kadından ayrılırsa, çocuklar babadan kopma tehlikesi vardır. Bu halde çocuklara İslâmî terbiye veremezse, baba şer'an mes’ul müdür?

Cevap;
İslâm hukukuna göre fâsık bir erkek veya kadınla evlenmek sahih olmakla beraber, günahtır. Kadın çocukları alır da, İslâmî terbiyeden mahrum olarak büyürlerse, baba mes’uldür. Belki günahı, mecburiyet sebebiyle, benzerlerinden daha az olur.

Sual:
Ehl-i kitap kadınla nikâhın sahih olması için, Hazret-i İsa'ya ilah demeyen bir Hıristiyan mı olması gerekir? Öyle ise bunu araştırmak veya kadına sormak gerekir mi? Müslüman olduğunu söyleyen, fakat daha ziyade Hıristiyan gibi yaşayan ve davranan bir kadınla nikâhın vaziyeti nedir? Kadının ağzını arayıp Hıristiyanlığa inandığını söylese, bu kadın mürted hükmünde mi olur, Hıristiyan hükmünde mi?

Cevap;
Hazret-i İsa’ya ilah diyen ve demeyen mefhumunu ayırmak zordur. Üç ilahtan ikincisi diyenler var ki bunlar da ehl-i kitap sayılır. İsa aleyhisselâma müstakil bir yaratıcı olarak inananlar müşriktir. Burada zann-ı gâlibe (çok zanna) göre hareket edilir. Müslüman oldum demekle Müslüman olunmaz. Önceki dinimden döndüm demesi de gerekir. Böyle değilse, hiç Müslüman olmadığı için mürted de olmaz. Böyle kadınla evlenmek tahrîmen mekruhtur. Eğer başta hakikaten Müslüman olmuşsa, sonradan tekrar Hıristiyanlığa girdiğini söyler veya küfre sebep olan bir iş yaparsa mürted olu

Sual:
Mâlikî’de ve Şâfiî mezhebine göre nikâhta şahitler âdil olmalıdır diye geçiyor. Bunlardaki adaletten maksat nedir?

Cevap;
Büyük günah işlediği bilinmeyen, küçük günaha da devam etmeyen, nâm-ı diğerle hasenatı seyyiatına galip (iyilikleri kötülüklerinden fazla olan kimsedir.

Sual:
Eşimle nikâhımız kayınpederin yanında ve rızasıyla imam tarafından kıyıldı. Şâhidlerimiz iki kadın ile bir erkekti. Babam, kayınpederim ve nikâhı kıyan hoca efendi de nikâhımıza şâhid sayılır mı? Nikâhımız Şâfiî mezhebine uygun mudur?

Cevap;
Baba, kayınpeder ve imam şâhid sayılır. Dolayısıyla eğer akdi kızın babası yapmışsa, nikâh Şâfiî mezhebine göre sahihtir. Baba akdi yapmamışsa, yani erkek veya vekili ile karşılıklı nikâh sözlerini söylememişlerse, ayrıca nikâh kıyılırken nikâh veya tezvic gibi kelimeler kullanılmamışsa Şâfiî mezhebine göre nikâh sahih değildir. Şâfiî mezhebinde erkeğin karşısında kızın babası bulunur ve akdi bizzat yapar. İki de erkek âdil şâhid hâzır bulunur. Eğer icab veya kabulde kızın velisi bulunmamışsa, yani erkek kızı aldım dedikten sonra kızın velisi de kızı verdim dememişse, yalnızca kız kabul ettim demişse, bu nikâh Şâfiî mezhebine göre sahih olmaz.

Sual:
Basit bir kavgada hanım “O zaman yatakları ayıralım” dedi. Ben de “Ayır, ayırırsan ayır” dedim. Boşama kastı yoktu. Nikâhımıza zarar gelmiş olur mu?

Cevap;
Nikâha zararı yoktur.

Sual:
Hakkında hürmet-i müsahere meydana gelen Hanefî’nin, bu şekilde hürmet-i müsahereyi kabul etmeyen Şâfiî mezhebine göre nikâh tazelemesi mi gerekir?

Cevap;
Hürmet-i musahereye maruz kalan kişi, Hanefî ise derhal ayrılması gerekir. Şâfiî ise, nikâhı devam eder. Çünki bu mezhebde hürmet-i musahere sadece sahih nikâh ile teşekkül eder. Hanefî mezhebindeki kimse, zor vaziyette ise Şâfiî mezhebini taklid edebilir. Nikâhı bozulmaz. Ancak nikâhı Şâfiî mezhebine göre sahih değilse, yeniden bu mezhebe göre nikâh yapmaları gerekir.

Sual:
Anne ve baba hakkı mevzuunda bilgi almak isterim. Küçüklüğümden beri sorumsuz, çalışmayan, hep kendini düşünen, eskiden alkol problemi olan ve halen çocukları ve eşi için sorumluluklarını yerine getirmeyen bir babayla beraberiz. Bu durum bizi çok yıpratıyor ve çok üzüyor. Ben de ister istemez babama karşı bir soğukluk ve öfke var. Bazen evlat olarak davranışlarımdan ötürü vicdan azabı çekiyorum. Anne ve babamız, içki, kumar, zina gibi büyük günahları işleseler de, biz evlat olarak onlara nasıl davranmalıyız ki Allah bizden razı olsun?

Cevap;
Anne ve babanın günahkâr, ahlaksız veya imansız olması, onlara karşı hürmet ve hizmet etme mükellefiyetini değiştirmez. Dine uygun emirleri dinlenir; dine uygun olmayan emirleri dinlenmez, itiraz ve isyan da edilmez. Islahları için dua edilir. Peygamber dışında hiç kimseyi bütünüyle sevmek emrolunmadı. İmanları ve iyilikleri sevilir. İmansızlıkları ve kötülükleri sevilmez.

Sual:
İslam nikâhı düşünce, mehir de düşer mi?

Cevap;
Nikâh düşünce, yani boşanınca veya eşlerden biri ölünce müeccel (veresiye) mehrin ödenmesi vâcib olur. Zifaf, ölüm veya halvet olmuşsa tam, olmamışsa yarım mehr ödenir.

Sual:
Beyimle defalarca boşanma kararı aldık ve çok yakın bir zamanda mahkeme açacağız. Yaklaşık 2 yıldır ara ara sinirlendikçe bir kaç kez “Boşayacağım seni, dinime imanıma boşayacağım” gibi cümleler kurdu. Dinî nikâhımız o zamandan düşmüş müdür? Şu anki vaziyet nedir?

Cevap;
Bu söz, istikbale ait bir boşama vaadidir. Yani ileride seni boşayacağım demektir. Boşama sayılmaz. Dine uygun boşama, hayz görüp temizlendikten sonra kadına el değmeden bir defa “Seni boşadım” demekle olur.

Sual:
Babam ve annem dinin emirlerine karşı lakayttır. Bunları zorlayabilir miyim? Bedduaları kabul olur mu?

Cevap;
Şartlar müsaitse bir defa ikaz eder. Değilse veya dinlemezlerse dua eder. Beddua haklı ise, gayrımüsliminki bile kabul olur.

Sual:
Hanımını bırakıp başka şehre yerleşmek günah mıdır?

Cevap;
Bir erkeğin yeri, hanımının yanıdır. Hanımını da götürmeli veya usulüne uygun şekilde ayrılmalıdır. Kadın kalmaya râzı ise mesele yoktur.

Sual:
Bir din kitabında “Oğluna dul alma, kız al!” şeklinde bir tavsiye okudum. Dul kadınla evlenmek uygun değil midir?

Cevap;
Dul kadın ile evlenmek câizdir. Gözü ilk kocasında olur, diye tavsiye edilmemiş. Bu da mutlak değildir.

Sual:
Kocam haramlardan kendisini alamıyor ve çalışmıyor. Ailesine nafaka vermediği gibi, kendisini de geçindiremiyor. Uzun zaman ben barındırdım. Artık ben de annemin evinde yaşıyorum. Şimdi beni boşamasını istiyorum, boşamıyor. Hiçbir zaman talâk vermeyeceğim diyor. Daha gencim. Belki uygun birisi ile evlenebilirim. Ne yapmak lâzımdır?

Cevap;
Nafakadan acz, Şâfiî mezhebinde boşanma sebebidir. Mahkeme vasıtasıyla evliliği feshettirdikten sonra, kâdı bulunmadığı için, sâlih bir Şâfiî âlimine gidip vaziyeti iki âdil şahid ile ispatladıktan sonra, o âlim ikisini ayırır. Kadın talâk iddeti bekler. Şâfiî âlimi bulunamazsa, bu mezhebi bilen başka bir sâlih ilim sahibi de bu işi yapabilir.

Sual:
“Âhir zamanda en iyiniz hafifülhaz olanınızdır, yani hanım ve çocuğu olmayandır” hadis-i şerifine uyarak evlenmiyorum. Namazımı kılıyor, harama bakmamaya çalışıyorum. Mahzuru var mıdır?

Cevap;
Evlenmeden nefsini günahlardan korumak bu zamanda çok zordur. Her müslümana evlenerek iyi bir aile kurması, hanımını ve çocuklarını himaye etmesi yakışır. Sisteme uygun davranmamak mahzurludur.

Sual:
Hollandalı bir hanımla evlenmek câiz midir? Çocukların yetişmesi açısından mahzurlu mudur ?

Cevap;
Ehl-i kitap bir kadınla evlenmek sahih ancak tahrimen mekruhtur. Çocuklar ve kendisi bakımından bu zamanda çok mahzurludur.

Sual:
Çocuk doğduğu zaman yapılabilecek sünnetler nelerdir? Çocuk doğar doğmaz iki üç gün içerisinde sünnet ettirmek câiz midir? En doğrusu nedir?

Cevap;
Sağ kulağına ezan, sol kulağına kaamet okunarak kıbleye karşı durulup ismi konur. Ağzına hurma gibi bir tatlı sulandırılıp sürülür. İyi bir evlat olması için şöyle dua edilir. “Allahümme’chalhu (kız ise hu yerine hâ) veleden salihan ve bârren takiyyen ve enbetehu (kız ise enbetehâ) fi’l-İslâmi nebâten”. İmkân varsa saçı traş edilip tartılarak ağırlığı kadar gümüş sadaka verilir. Sünnet yaşı hakkında bir hüküm bildirilmemiştir. Doğumdan bulûğa kadar câizdir.

Sual:
Tecâvüze uğrayan bir kadının doğurduğu çocuk ne yapılmalıdır? Anne, çocuğu istemeyip bir müesseseye verme hürriyetine sahip midir?

Cevap;
Bu, çocuğun suçu değildir. Kadın bu çocuğu büyütür. Parası yoksa, nafakasını beytülmal verir. Çocuğu başkasına veya bir müesseseye evlatlık verip onunla münasebetini kesmek câiz değildir.

Sual:
Hiç çalışmayıp, sabahtan akşama devamlı ibadet etmek doğru mudur?

Cevap;
Zenginse, nafakası var ise câizdir. Ama en güzeli çalışmaktır. Kişinin kendi el emeğini yemesi güzeldir. Boş kalana şeytan vesvese verir.

Sual:
Ana-baba, çocuklarının gurbete çıkmalarına engel olabilirler mi?

Cevap;
Ana-baba bakıma muhtaç ise, engel olabilir.

Sual:
Toruna bakma hakkı, babanın babasına mı, annenin babasına mı düşer? Çocuğun anne ve babası kimi uygun görürse ona baktırabilirler mi? 

Cevap;
Çocuğun nafakası babasına aittir. Anne-baba ayrılmışsa, nafakası babaya, bakımı oğlan ise 7, kız ise 9 yaşına kadar anneye aittir. Anne-baba ölmüşse, nafakası çocuğun en yakın mahrem akrabalarına aittir. Babanın abası, annenin babasından önce gelir. Bunun dışında her iki dedenin de, anne ve babası sağ olan çocuğa bakmak gibi bir mecburiyeti yoktur.

Sual:
Hanımım, anne ve babamla görüşmeme kararı aldı. Ben de bundan dolayı kayınbaba ve kayınvalidemle görüşmeyeceğim. Dinimizin bu mevzudaki hükmü nedir?

Cevap;
Bir erkek veya kadın için kayınpeder ve kayınvâlide ile görüşmek dinen zaruri değildir. Ancak eşini üzmek, onun hatırını gözetmemek akıllı insanın işi değildir.

Sual:
Bakımı çok zor olan bir hastalık nedeni ile, yaşlı anne veya babayı bu haslalıkla ilgili bakımevine vermek caiz midir?

Cevap;
Câizdir.

Sual:
Kadın kocasından izinsiz anne babasına bakabilir mi? Kadın kocasının anne babasına bakmak zorunda mı?

Cevap;
Kadın, bakıma muhtaç anne ve babasına bakmak, onları haftada bir ziyaret etmek, bunun dışında kalan mahrem akrabalarını arada bir ziyaret etmek için kocasının iznine muhtaç değildir. İzin vermese de gidebilir. Kadın, kocasının anne ve babasına bakmakla mükellef değildir. Ama Allah ihsan sahiplerini sever; kocasının hatırına bakmalıdır.

Sual:
Bir kadından örtünme, namaz vs. hususları yerine getirmesini istemek kocanın bir hakkı ve vazifesi midir? Bunun için koca kadına muayyen ölçülerde müeyyide tatbik edebilir mi?

Cevap;
Usulüne uygun şekilde ikaz eder. Dinî bilgilerde noksan ise, öğrenmesine yardımcı olur. Yine dinlemezse tatlı mükâfat vaadlerinde bulunur. Yine müsbet etice alamazsa, darılır. Bu da olmazsa ayrılabilir.

Sual:
Anne babam dindar değiller, evde huzurum yok, ne yapmalıyım? Aile içinde çok fazla huzursuzluklarımız var, annem ve babamın inancı çok zayıf. Sürekli içki içip kavga ediyorlar. Evde ibadet ortamım dahi yok. Çok çaresizim, ne yapmalıyım?

Cevap;
İnsan anne-babasından mesul değildir. Bir kere gerekire ikaz eder. Sonra dua eder. Bir an evvel ekmeğinizi kazanıp evden ayrılmaya bakın.

Sual:
Kadın yorgun olduğu zaman kocasının isteğini geri çevirmesi haram mı?

Cevap;
Evliliğin erkeğe verdiği bir hak ise de, erkeğin merhamet etmesi lâzımdır.

Sual:
Kayınvalidenin, oğluyla gelininin yatağına yatıp uyuması uygun mudur?

Cevap;
Uygun değildir. Ama haram da değildir.

Sual:
Erkek, boşadığı eşine kazanılmış mallardan vermek zorunda mıdır? Kadın, beraberken alınmış mallardan hak iddia edebilir mi?

Cevap;
Boşanan kadın, hangi sebeple boşanırsa boşansın, sadece ödenmemiş mehr, ödenmemiş nafaka ve iddet nafakasına hak sahibidir. Ayrıca çeyizini de alabilir.

Sual:
İnternette evlilik amaçlı siteler hakkında bilgi verir misiniz?

Cevap;
İslamı benimsemiş ve yaşayan erkek ve bayan kardeşlerimizin evlilik niyetiyle tanışmalarını sağlayacak internette siteler kurmuşlar. İnsanların evlenmesine aracı olmak çok iyidir. Hazret-i Peygamber, “Arabuluculuğun en hayırlısı evlilik hususunda olanıdır” buyurmuştur. Kendisi de böyle evlenmiştir. Müslümanların evlilik niyetiyle de olsa bu sitelerden eş aramaları, bunun için televizyondaki evlilik programlarına katılmaları yakışık almamaktadır. Evlilik, her iki tarafı iyi tanıyan, iyi niyetli (iki taraftan yalnız birine iyilik etmeyi düşünmeyen) ve iki tarafı tanıştırdıktan sonra aradan çekilen sâlih bir aracı vasıtasıyla olmalıdır.

Sual:
Çocuğu olmayan kadınla evlenmek mahzurlu mudur? Peygamberimizin çocuk yapmaya elverişli olmayan kadınlarla evlenmeyi yasakladığına dair bir hadis var mıdır? Bir kadının çocuk yapmaya elverişli olup olmadığını nerden anlayacağız?

Cevap;
Kısır olduğu iyi bilinen kadınla evlenmemek tavsiye edilmiştir. Zira evliliğin maksadı çocuk sahibi olmaktır.

Sual:
Birbirinin çocuklarını emziren iki kadının, emzirilmeyen çocukları birbiriyle evlenebilir mi?

Cevap;
Evet. Bunlar süt akrabası değildir.

Sual:
Kadın evlenirken mehr olarak kocasından hacca gitmeyi isteyebilir mi? Boşanma hâlinde kocasının onu hacca götüremeyeceğine göre, bunun yerine kendisine takılan bilezikleri mehr olarak alabilir mi?

Cevap;
Mehr Hanefî’de ancak mal olabilir. Hacca götürmek talebi diğer mezheblerde ve ancak mehr-i muaccel için bahis mevzuu olabilir. Mehr konuşulmaz veya meşru bir mal üzerinden konuşulmazsa, adın mehr-i misle, yani emsali kadınların aldığı mehre hak kazanır. Evlenirken takılan bilezikler mehr olarak verilirse kâfi gelir.

Sual:
Cima (cinsî münasebet) yapmanın uygun olmadığı günler var mıdır?

Cevap;
Şir'atü'l-İslâm gibi kitaplarda bu hususta tafsilat vardır. Bu iş için haram gün yoktur; tavsiye edilmeyen günler vardır. Bunlar da umumiyetle tecrübelerle tesbit edilmiştir. Bu zamanda bunlara itibar etmemelidir. İmkân buldukça cima etmelidir. Aksi takdirde harama düşmek tehlikesi vardır.

Sual:
Dini görevlerini eksiksiz yapmaya çalışan bir kadınla namaz kılmayan ve içki içen bir erkeğin evlenmesi câiz midir?

Cevap;
Hadis-i şerifte “Fâsık ile evlenen mel’undur”, yani Allah’ın rahmetinden uzaktır buyuruldu. Ancak imanı varsa, evlilik sahihtir.

Sual:
İslâmî prensiplere aykırı davranılan düğünlere gitmek câiz midir?

Cevap;
Uygun olmamakla beraber, akraba arasında fitne çıkmaması için gidilir, kısa oturulur.

Sual:
Teşvik kredisi ile makine almak caiz midir?

Cevap;
Kredi alıp fâiz ödemek ancak nafaka için ve borç bulamadığı zaman câiz olur.

Sual:
Bir kimse zevcesinin sütünü yanlışlıkla içse zevcesi süt annesi mi olur? Boşanmaları gerekir mi?

Cevap;
Hayır. Süt çocuk ancak 2,5 yaşına kadar olur.

Sual:
Avukatlık yapmak caiz midir? Câiz ise hangi sahada olabilir? Siz savcılık, hâkimlik gibi hangi işte çalışmamı tavsiye edersiniz?

Cevap;
Niyeti, nafakasını helâlinden temin etmek, kimseye muhtaç olmamak; dinine ve insanlara hizmet etmek olunca, hepsi uygundur. Heves ve istidada bakılır. Her işi yaparken hıyanet, yalan, dalavere ile harama düşmek mümkündür. Avukatlık hakkındaki menfi sözler, spekülasyondur. Avukatlık, bugün insanlar için çok lüzumlu ve hakkıyla yapılırsa yapan için çok ecirli bir iştir. İnsanların işini halletmek kıymetli bir ameldir. Hâkim ve savcı için de insanları zulümden korumak, haklarını almalarına yardımcı olmak ne güzeldir!

Sual:
Şâhidler yanında iman ve nikâh tazelerken "öteden beri nikâhım altında bulunan zevcemi onun tarafından vekâleten ve tarafımdan asaleten kendime tezvic ettim" demek nikâhın tazelenmesi için kâfi midir? Başına "mevcud şâhidler huzurunda..." gibi şeyler eklemek gerekir mi?

Cevap;
Hayır. Şâhid varsa, zaten şart tahakkuk etmiş demektir.

Sual:
Eşimle tartıştık. Ben ona “Bırak beni, boşanacağım, gideceğim” diye ayağa kalkıp kapıya doğru gittim. O da bana “Tamam gel, şartları konuşalım, sonra gidersin” dedi. Netice itibariyle münakaşanın sonunda barıştık. Bu sözleri ne mânâda kullandığını sordum. “Seni sâkinleştirmek için söyledim, boşanmak için söylemedim” dedi. Acaba talâk oldu mu?

Cevap;
Böyle boşanma olmaz. Talâk lafzı kullanılmamış. Kaldı ki niyet de yoktur.

Sual:
Kız arkadaşımla evlenmeyi düşünüyoruz. Ancak bu zamana kadar günah işlememek için nikâhlanmak istiyoruz. Ancak bunu ailelerimize ve çevreye duyuramayız. Bunun mahzuru var mıdır?

Cevap;
Nikâhta üç mezhebde kızın velîsinin bulunup akid yapması şarttır. Hanefî’de ise İmam Muhammed’e göre velînin izni aranır; diğer iki imama göre velî denklik bulunmaması hâlinde sonradan isterse nikâhı bozabilir. Hazret-i Peygamber gizli nikâhtan hoşlanmazdı. “Nikâhları ilan ediniz. Def çalınız” buyurmuştur (Nesaî, Tirmizî). Düğünde def çalınması, sadece eğlence için değil, herkese bu evliliği alenileştirmek içindir. Evlilikten maksat da budur. İki şâhid aleniyetin asgarisidir. Üstelik bugün için nikâhlar belediyeye kaydedilmedikçe kanun önünde muteber addolunmuyor. Miras, nafaka ve nesep hususunda problemler çıkıyor. Ayrıca bu şekilde evlenenler, kendilerini bu nikâhla bağlı görmüyor; nişanlılık hissiyatından kurtulamıyor. Basit bir sebeple işi bozabiliyor. Bu takdirde başkalarının duymadığı bir ayıp meydana geliyor. Bu erkek veya kız sonradan başkasıyla evlenecek olsa, mazisi mechul oluyor. Bu ise insanları kandırmaktan başka bir şey değildir. Şu halde bu zamanda gençlerin rağbet ettiği dinî nikâh, flörtü meşrulaştırmaya yarıyor. İslâmiyetin nikâhtan maksadı bu değildir.

Sual:
Evlendiğimizde bize altın ve para olarak hediyeler geldi. Bunların bir kısmı ile araba aldım. Geri kalan kısmı, hanımımda duruyordu. Şimdi geçimsizlik sebebiyle ayrılmak üzereyiz. Hanımım bu hediyelere ilâveten, arabayı da kendisine vermemi istiyor. Böyle bir talepte bulunabilir mi? Düğünde gelen bu hediyeler kime aittir?

Cevap;
Düğünde gelen hediyeler, kime verilirse verilsin, açıkça gelinin veya damadındır denmedikçe, kız tarafından gelenler kızın, erkek tarafından gelenler erkeğindir. Hatta bazı yerlerde bu hediyeler karz hükmündedir. Yani meselâ o altını takan, kendisi de düğün yaptığında aynısını beklemektedir.  Binaenaleyh kız ancak kendi tarafından gelen hediyelere maliktir. Fazlasını isteyemez. (İbni Âbidin, Kitabü’l-Hibe)

Sual:
Zevcem boşanmak üzere mahkemeye müracaat etti. Ben de boşanmayı kabul etmek istiyorum. Ancak karşı taraf maddî ve manevî tazminat talep ediyor. İslâm hukukunda boşanan tarafın böyle bir tazminat hakkı var mıdır? Şayet mahkeme bunu kabul ederse, ben bu tazminatı öderken mehre niyet edebilir miyim?

Cevap;
İslâm hukukunda taraflar hangi sebeple olursa olsun boşandığı zaman, kadının ödenmemiş mehr, ödenmemiş nafaka ve ayrıca iddet nafakasından başka bir talebi olamaz. Bu bakımdan mahkeme karar verse bile, bu tazminat kadına helâl değildir. Ancak kadın, bu tazminatı almadığı mehr, nafaka ve iddet nafakasına karşılık olarak alabilir; erkek de bu niyetle verebilir. Hanefî mezhebinde, alacağın takası (mahsubu) için aynı cinsten olması şart ise de, diğer mezheplerde şart değildir. Binaenaleyh altın alacağın karşılığı, aynı kıymette kâğıt para olarak takas yapılabilir.

Sual:
Osmanlılardaki harem-selâmlık tatbikatının İslâmiyette yeri olmadığını, bunu İran geleneğinin tesiriyle Emevîlerin ihdas ettiğini işittim. Doğru mudur?

Cevap;

Harem-selâmlık geleneği İslâmiyetin başından beri vardır. “Kadınlara bir şey soracağınız, onlardan bir şey isteyeceğiz zaman, perdenin arkasından söyleyin. Bu onların ve sizin kalbiniz için daha temizdir” meâlindeki Ahzâb sûresinin 53. âyet-i kerimesine dayandırmışlardır. Hicab âyeti de denilen bu âyet-i kerime nâzil olduktan sonra Hazret-i Peygamber zaruret olmadan hanımlarla konuşmamış, onlarla bir arada oturmamıştır. Bundan sonra da Müslümanlar evlerinde harem-selâmlık tatbikatını devam ettirmiştir. Harem, yabancı erkeklerin giremeyeceği bir yerdir. Rahat hareket etmelerine, başı açık dolaşabilmelerine, sere serpe oturmalarına imkân verdiğinden dolayı hanımlar tarafından da hüsnü kabul görmüş ve benimsenmiştir.



Sual:
Bir hocamız sınıfta "Erkek 3 defa boş ol dediği zaman boşanma olmaz" demişti. Bu sözün doğru olmadığını kaynaklarını vererek nasıl ispat edebilirim?

Cevap;

Boşanma üç defadır. Yani bir erkek (veya vaziyete göre kadın) peşpeşe veya ayrı ayrı üç defa boşanma iradesini ortaya koymuşsa, boşanma gerçekleşir. Kadın bir başka erkekle evlenip zifafa girdikten sonra, bu evlilik ölüm veya boşanma ile sona ermedikçe, eski kocasına varamaz. Üç talâk lafzının bir defada söylenmesi ile üç ayrı talâk olacağı Sahabe-i kiramın icma'ı ile sâbittir. Merhum Ahmed Davudoğlu’nun Dini Tamir Davasında Din Tahripçileri kitabında bu husus etraflı anlatılmaktadır.



Sual:
Câriyelerde nikâh var mıdır? Câriyelerle cinsî münasebet zina mıdır? Câriye sayısında bir tahdit var mıdır?

Cevap;
Bir erkek başkasının câriyesi ile evlenecekse, mutlaka nikâh gerekir ve burada dört tahdidi muteberdir. Kendi câriyesi ile evlenecekse nikâh gerekmez. Mülkiyet, nikâh demektir. Burada bir sayı tahdidi yoktur.

Sual:
Hazret-i Peygamber niçin çok evlilik yapmıştır?

Cevap;
Hazret-i Peygamberin hanımları (zevcât-ı tâhirât), keskin zekâları, derin firâsetleri ile Hazret-i Peygamberin ibâdetleri ve ev içindeki hareketlerini haber vermenin yanında; bilhassa âile ve miras hukukunun teşekkülünde çok mühim bir rol oynamışlardır. Hazret-i Âişe, en çok hadîs rivayet edenlerin neredeyse başında gelmektedir. Bazı ahkâm âyetleri, Hazret-i Peygamber’in ev yaşantısı ve hanımları ile alâkalı olarak nâzil olmuştur. Hazret-i Peygamber’in müteaddid hanımlarla evlenmesinin bir hikmeti budur. Nitekim henüz hukukî hükümlerin mevzubahis olmadığı Mekke devrinde, daha genç olmasına rağmen, bir erkeğin en güçlü ve en çok kadına ihtiyaç duyduğu bir zamanda, Hazret-i Peygamber Hazret-i Hadîce’den başka hanımla evlenmemiştir. Evliliklerinin hemen hepsi Medine’ye hicretten sonradır. Bu hanımların çoğu yaşlı, dul ve ihtiyaçlı hanımlardı. Hazret-i Peygamber hepsini bir maslahat sebebiyle nikâhlamıştı. Hassaten hicretin altıncı yılında hicâb âyetinin (Ahzâb: 53) gelip kadınlarla yabancı erkeklerin bir arada bulunmaları yasaklanınca, Hazret-i Peygamber, hanımlara tebliğ vazifesini, zevceleri vâsıtasıyla yerine getirmeye başlamıştır. Böylece Hazret-i Peygamber’in çok evlenmesinin bir hikmeti daha zâhir olmuştur. Nitekim hanımlar Hazret-i Peygamber’in zevcelerine gelerek sual sorarlar; zevcât-ı tâhirât da Hazret-i Peygamber’e tavassut edip verdikleri cevabı bu hanımlara bildirirlerdi.

Bu evliliklerden bir kısmı, Hazret-i Ebû Bekr ve Ömer gibi İslâmiyete çok hizmet etmiş zâtların taltifini temin etmiş; bir kısmı da mühim şahısların veya kabîlelerin müslüman olmasına sebebiyet vermiştir. Nitekim Ebû Süfyan ve oğlu Muâviye’nin müslüman olmasında Hazret-i Ümmü Habîbe’nin tesiri olmuştur. Ümmü Habîbe, Ebû Süfyân’ın kızı ve Muâviye’nin kızkardeşidir. Hazret-i Cüveyriyye, harbde esir alınan Benî Müstalık kabîlesinin tamamının müslümanlığına ve âzâd edilmesine vesile olmuştur. Hazret-i Peygamber’in kendi hissesine düşen Cüveyriyye’yi âzâd edip nikâhladığını gören Sahâbe-i kiram, kendi hisselerine düşen Benî Müstalik esirlerini de âzâdlamışlardı.

Evlenilecek kadınların sayısının dörtle tahdid edildiği sırada, Hazret-i Peygamber’in dokuz hanımı vardı. Âyet-i kerime bunları boşama, bunlardan başka da evlenme buyurdu. Bu zevceler, ayet-i kerime gereği müminlerin anneleridir. Hazret-i Peygamber, bunları boşasa, başkasıyla evlenemezlerdi. Mağdur olurlardı. Halbuki evliliklerinin bir sebebi de mağduriyetlerinin önlenmesidir.

Sual:
Bir kadın kocasına “Bitsin” derse, erkek de “Bitsin” derse ve kadın kocasına “Boşandık mı?” derse ve erkek “Evet” derse talâk olur mu? Bütün bunlar mesaj yazma yoluyla cereyan ederse yine talâk olur mu? “Boşandık mı?” yerine “Boşanıyor muyuz?” dese vaziyet değişir mi?

Cevap;
Birinci halde talâk olur. Mesajla da olsa vaziyet aynıdır. Ancak boşanıyor muyuz sözünde müzâri (şimdiki zaman) sigası kullanıldığı için, erkek mâzide (geçmiş zamanda) boşadığını kast etmişse, boşanma olur. Değilse olmaz.

Sual:
Kendileri görülmediği için, yabancı kadın veya kızlarla telefonla sohbet, yazışmak veya mailleşmek câiz olur mu?

Cevap;
Fıkıh kitapları, yabancı kadınlara selâm vermeyi, selâm göndermeyi bile câiz görmeyince; ihtiyaçsız sohbet, yazışmak veya mesajlaşmanın da bu hükme girdiği anlaşılıyor.

Sual:
Münakaşa esnasında boşama niyeti olmaksızın erkek “Bitti, tamam, kes!” dese, sabrım bitti, münakaşa bitti mânâsını kast etse, talâk olur mu?

Cevap;
Boşama niyetiyle söylemediyse olmaz.

Sual:
Seven ne yapsın? O kişi için veya kendisi için?

Cevap;
Evlensin. Evlenemeyeceği birisi ise sabretsin. "Aşık olup, aşkını saklayarak ölen, şehid olur" hadis-i şeriftir.

Sual:
Eşim, çocuklardan bunaldığı bir vakit "Bana biraz yardımcı ol! Yoksa gideceğim ve beni bulamayacaksınız" dedi. Ben de kendisine "Her seferinde bunu söyleyip durma! Defol, nereye gidersen git! Bir daha da dönme! Bu evden giden bir daha dönemez!” dedim. O da bana "Bu evden biri giderse o ben olmayacağım. İstiyorsan sen git" dedi. Bu cevabına sinirlenerek hışımla evden çıktım. Birkaç saat sonra döndüm. Bu kez sâkin konuşup barıştık. Benim sözüm ile talâk olur mu? Zevceme talâk salahiyeti vermiş oldum mu?

Cevap;
Açıkça boşanma için kullanılan (boş ol, talâk verdim) gibi kelimeleri boşama niyeti olmadan bile söylemekle bir talâk olur. Yalnızca boşama için kullanılmayan (git, örtün, defol) gibi kelimeleri boşama niyeti ile kullanırsa bir talâk olur. Bu kelimeler talâk müzakeresi sırasında kullanılırsa kazâen talak olursa da diyâneten olmaz. Kasıt olmaksızın talâk salahiyeti verilmiş sayılmaz.

Sual:
Üç talâk ile boşayan kişinin hülle yapmadan tekrar nikâh yapması câiz midir?

Cevap;
Hayır. Hülle (hulle), âyet-i kerimenin emridir. Üç talâk ile boşanmış bir erkek, zevcesi bir başka erkekle evlenip, zifafa girdikten sonra, bu evlilik ölüm veya boşanma ile sona ermeden bu kadınla tekrar evlenemez.

Sual:
Mehir, zekât nisâbına katılır mı?

Cevap;
Mehir borcunu, erkek nisabdan düşer; mehr alacağını kadın nisaba katmaz.

Sual:
Hukuk-ı Aile Kararnâmesi’nin telfikçi usülle hazırlandığını belirtmişiniz. Fakat telfiğin caiz olmadığını biliyorum. Siz de bu şekilde hareket etmenin hatalı olacağını üstü kapalı da olsa ifade etmişsiniz. Devletin bu şekilde kanun hazırlaması câiz değil midir?

Cevap;
Bir meselede tek bir ictihadla amel etmek mecburidir. Aynı meselede birden fazla ictihadı karıştırmak, eğer ortaya çıkan netice dört mezhebden birine uymuyorsa, telfiktir ve batıldır. Uyuyorsa, zaruret varsa kerahatsiz, zaruret yoksa kerahatle sahihtir. “Mesâil-i müctehedün fiyhâda imâmülmüslimîn hazerâtı hangi kaville amel edilmesini emrederse o kavil ile amel olunur”. Yani müctehidler arasında ihtilaf edilmiş meselelerde, hükümdarın tercihi ile amel olunur. Bu bir kaidedir. Ancak bu, hususî hayata tesir edemez. Mahkemeler ve hükümet icraatları için bahis mevzuudur. Ve keyfî olmamalıdır; bir mecburiyetin eseri olmalıdır. Teb’a üzerine tasarruf maslahata menuttur. Yani halk üzerinde umumî menfaat gözetilerek tasarruf edilir. İnsanlar aile hukuku gibi hususi hayata dair işlere fazla karışılmasından hoşlanmaz. Neticede bu bir evliliktir. Bir şartı bir mezhebe, diğer bir şartı başka bir mezhebe göre tanzim edilirse, insanlar acaba zina mı ediyorum diye bile düşünebilir. Bu bakımdan Hukuk-ı Aile Kararnamesi şer’î hükümlere aykırı değildir. Ancak cemiyet böyle bir kanunu kabule hazır değildir. Nitekim Mecelle bile, Hanefî mezhebindeki zayıf kavillerden bazılarını ihtiva ettiği için tenkit edilmiştir. Eski ilim adamları ciddi, oturaklı ve muhafazakâr idi. Olur olmaz sebeplerle değişikliğe, gevşekliğe müsaade etmezdi. Kanun, bunu nazara almamıştır. Sosyoloji bilmemek alâmetidir.

Sual:
İki kız kardeş ile aynı anda evli olan bir gayri müslim, müslüman olup birini seçince, diğerinden olan çocukların hükmü nedir?

Cevap;
İslâmiyet gelmeden veya Müslüman olmadan önce yapılanlardan kişi mesul tutulmaz. Bunlar o adamın meşru çocuğudur. Müslüman kabul edilirler. Fâsid nikâhta bile çocuğun nesebi babadan sâbittir.

Sual:
Erkek ile erkek, kadın ile kadın arasında hürmet-i musahere olur mu? 

Cevap;
Olmaz. Bir adam bir adamla cinsî münasebette bulunsa bile, o adamın kızını alabilir. Bu fiil kadınlar arasında da olsa hürmet-i musahere icabetmez. (İbni Abidin)

Sual:
Kızımıza Ecrin koymak istiyoruz. Dinen uygun mudur? Manası nedir?

Cevap;
Ecrin isminin bir manası yoktur. Kur'an-ı kerimde geçmekle beraber, tek başına bir mana ifade etmez. Hadis-i şerifte "Çocuklarınıza güzel isim koyunuz!" buyurulmuştur. Peygamberler ve İslam tarihinden bu kadar mübarek zatın ismi varken, çocuğa böyle manasız bir isim vermek, doğru değildir.

Sual:
Bir müslüman kız, Almanya’da bir Hıristiyan ile veya başka dinden yahud ateist biriyle evlenip ayrılsa, bu kadının dinen hükmü nedir?

Cevap;
Müslüman erkeğin, Ehl-i Kitab (Yahudi ve Hıristiyan) bir kadınla evlenmesi mekruh olmakla beraber sahihtir. Müslüman bir kızın veya kadının, Ehl-i Kitab bile olsa, Müslüman olmayan bir erkekle evlenmesi câiz değildir. Hatta bu husus âyet-i kerime ile sâbit olduğundan, bu kız/kadın evlenmeye niyet edip karar verdiği anda mürted olur, İslâmiyetten çıkar. Sonra pişman olup tövbe ederse, imanını tazeleyebilir, ama o erkekle evli kalamaz. Bu erkek nikâhtan evvel Müslüman olursa, mesele yoktur. Evlendikten sonra Müslüman olursa, kadının yine tövbe edip imanını tazelemesi gerekir. Bu kadın dârülharbde yaşıyor ve bu hükmü bilmiyorsa, imanı gitmez. Ama nikâhı aslâ sahih olmaz. Zinâ günahına girmese bile, Müslüman olduğu halde bu hükümleri öğrenmediği için bunu öğrenmediği için günahkâr sayılır. Çünki dârülharbde farz ve haramları bilmemek özürdür.

Sual:
İki kişi arasında hürmet-i musahere teşkil edecek bir hal cereyan etse, bu iki kişinin çocukları birbiri ile evlenebilir mi?

Cevap;
Zina eden şahsın usûl ve fürûuna zina ettiği kadının usûl ve fürûu helâldir. Aralarında hürmet-i musahere olan iki kişinin çocukları veya anne-babası birbiriyle evlenebilir. (İbni Abidin)

Sual:
İmam Rabbanî hazretlerinin Mektubat kitabında sıkça, "Bazı zamanlar çoluk çocuğumuzun da bize düşman olacağı veya olduğu" ve "Evin, eşin ve çocukların idaresini Allahü teâlâ''ya bırakınız" deniyor. Ancak bunun ne şekilde yapılacağı tam olarak bildirilmiyor. Burada esas tema tevekkül müdür?

Cevap;

Sâlikin meşguliyeti Allahü teâlânın rızasını kazanmak olmalıdır. Bu sebeple evdeki işler gibi basit dünya işlerini bu işin meraklısına tevdi etmelidir. Büyüklerimizden de böyle gördük. Mesela ev badana olacak; rengini hanımlar seçer. Çoluk çocuğun düşman olması, onların dünyalık istekleri o kadar artar ki veya onları hak yolda bulundurmak o kadar zorlaşır ki, sâlikin/müslümanın kendi işine/ibâdetine vakti ve gücü kalmaz, hatta seyr ü sülükünü terk bile edebilir demektir. Kendisini geçim için gereğinden fazla zorlamamalı, hırsa kapılmamalı, çoluk çocuğum ne olur diye düşünmemelidir. Âyet-i kerimede mealen “Kim Allah’ın dinine yardım ederse; Allah da ona yardım eder ve ayaklarını sıkı tutar” buyuruluyor.



Sual:
Rabbimizden gelenlerin başımızın üstünde yeri vardır. Ama mesela eşi içki içen, sürekli eşini döven bir adama karşı o kadının tavrı ne olmalıdır? Mücadele mi, sabır mı?

Cevap;
Mücadele edebiliyorsa eder. Edemiyorsa sabr eder. “Kötü bir şeyi düzeltemezseniz, sabredin. Allah düzeltir” hadis-i şeriftir.

Sual:
Erkek karısını bir sinir anı ile üç talâk ile boşasa, kadın boş olur mu?

Cevap;
Boş olur. Ancak erkek ne söylediğini bilmez halde ise, yani boşadığını hatırlamıyorsa, boşamış sayılmaz. İki kişi talakı işitip söylerse, talâk olur.

Sual:
19 yaşındaki erkek kardeşim, ergenlik başlarında 12 yaşındayken annemizle yan yana televizyon seyredenken kazara hürmet-i musahere olduğunu söyledi. Bunu anne babamıza asla söyleyemeyiz. Anne babamız, fıkıh bilgileri az, ama inançlı ve onurlu insanlardır. Söylemesek bir mesuliyet doğar mı? Alo Fetva hattını aradım. “Şâfiî ile amel edin. Kaldı ki anne ve baba ile kesinlikle hürmeti müsahere olmaz” dediler. Ama aralarındaki nikâh Şâfiî’ye göre değil.

Cevap;
12 yaşında bir çocuğun annesinin çıplak tenine şehvet ile dokunduğuna inanmak çok zordur. Bir kere hürmet-i musahere, bir kadının çıplak tenine şehvet ile dokunmakla olur. Bu da âletinin dokunduktan sonra sertleşmesi ile anlaşılır. Hürmet-i musahere, hele anne ile, kolay kolay hâsıl olacak bir şey değildir. Vesvese veya mevzuyu iyi bilmemekle alakalı olabilir.

Üçüncü bir şahsın şehvetle dokundum demesiyle, eşlerin ayrılması gerekmez. Kadının bunu tasdik etmesi ve erkeğin de kabul etmesi gerekir. Ama o anda eğer aleti kalkık halde kadına sarılmış ise, veya ağzından öpüyorsa, yahud kadının göğsünü sıkıyorsa, o zaman şehvetli olduğu anlaşılır ve kocanın itirazına mahal kalmaz. Üçüncü şahıs hakikaten şehvet ile dokunmuş olsa bile, bunu ikrar etmesi de gerekmez. Böylece eşlerin ayrılmasına hacet kalmaz. Yoksa üvey annesine kızan her oğul, gidip sarılır, sonra da babasına bu kadını boşa, hürmet-i musahere oldu der.

Oğlun, (babanın karısına) dokunma nedeniyle lezzet duyduğunu haber vermesi halinde, baba, onun doğru söylediğini kuvvetle zannetmelidir. Aksi takdirde hürmet-i musahere hâsıl olmaz.

Mülkü (yani evlilik gibi bir hukukî statüyü) giderecek haberin ya tarafların (karı veya kocanın) ikrarı, yahud iki kişinin şahitliği ile gelmesi gerekir.

Hürmet-i musaherenin şehvetli dokunuşla da oluşu Hanefî mezheplerinde sabittir. Maliki, Şafii ve Hanbeli mezheplerinde başka yollarla sabit olur. Âyet veya hadis olmaması ölçü değildir. İmam Ebu Hanife bir hadis görmüş, ama bu hadis bugüne intikal etmemiş olabilir.

Sual:
Çocuk olmaması için tedbir almak, doğum kontrolü yapmak câiz midir?

Cevap;
Fetâvâ-yı Hindiyye’de “Zamanın Fesâdı (Kötülüğü) Korkusu Sebebiyle Dışarıya Azil” adında bir başlık altında diyor ki: Bir adam, "Bu zamanda, kötü bir çocuk olur!" diye, karısının izni olmaksızın azil yapsa, yani menisini eşinin fercine dökmese, el-Asl’daki açık cevaba göre, buna ruhsat yoktur. "Zamanın kötülüğünden dolayı, müsâade vardır." diyenler de olmuştur. Erkek karısını, azilden men edebilir. “Kölenin Nikâhı” bahsinde de diyor ki: Hür bir kadının rızâsı veya evli bir cariyenin efendisinin rızâsı ile azl mekruh değildir. Efendinin kendi câriyesine, câriyenin rızâsı olmasa bile, azl yapması mekruh olmaz.

Reddü’l-Muhtâr’da da diyor ki: Bir kimse câriyesinden onun izni olmaksızın azl yapabilir. Bunda kerahet yoktur. Hanefî mezhebinin esas kavli kadının izni yoksa azlin mübah olmadığı yolundadır. Ancak sonra gelen ulemâ, zaman bozukluğu sebebiyle “bizim zamanımızda mübahtır” demişlerdir. Hür kadının doğuracağı çocukta kötülük zuhur edeceğinden korkulursa, kadının rızası olmaksızın azl yapılabilir. Peki kadın kocasının rızası olmadan rahmin ağzının tıkamak, hap yutmak gibi tedbirler alabilir mi? Ulemâ bu hususta kadından izin almadan yapılan azle kıyasen bunun da kocasının izni olmadan yapılması haram olmak gerekir, diyor. Bu görüş, mezhebin aslına göredir. İbni Abidin, zamanın bozukluğu sebebiyle, iki tarafın da doğum kontrolü yapmasının caiz olduğunu söylemektedir.

İmam Gazâlî, İhyâ’da bu mesele için uzunca bir bahis açmış ve hülâsa olarak şöyle söylemiştir: Azl yapmamak, cimânın edeblerindendir. Azl (meniyi dışarı akıtmak) hakkında âlimler dört farklı görüştedir: 1) Mutlak ve her halde azl mübahtır. 2) Mutlaka haramdır. 3) Eğer kadının da rızasıyla olursa helâldir; kadının rızası yoksa helâl değildir. Bunlar sanki azli değil de, kadına eziyeti yasaklamaktadır. 4) Câriyede azl mübahtır; hür kadında değildir. Bize göre en doğru fetvâ, azlin mübah olmasıdır.

Azl yapmak mekruhtur diyenler, ne kasdetmektedir? Kerâhiyet üç mânâya gelir: 1) Tahrîmen kerâhiyet; 2) Tenzîhen kerâhiyet; 3) Faziletin terki mânâsına gelen kerâhiyet. Bu bakımdan azli mekruh görenler, üçüncü mânâyı kasdederler. Nitekim “câmide boş oturup zikr veya namazla meşgul olmamak mekruhtur” veya “Mekke'de oturup her sene haccetmemek mekruhtur” sözü bunu ifade eder. Bu kerâhetten maksat, evlâ ve faziletliyi terketmek demektir. Azl meselesinde de mekruh diyenlerin kasdı budur. Çünki çocuk sahibi olmak evliliğin faziletlerindendir. Evlenip de çocuk sahibi olmamak bu çerçevede değerlendirilebilir.

Bizim (İmam Gazâlî’nin) azle tahrimen veya tenzihen mekruh demememizin sebebi şundan dolayıdır: Yasağın (nehyin) isbatı ancak nass veya nass ile bildirilen başka bir şeyin üzerine kıyas etmekle mümkündür. Oysa azlin mekruh olması için herhangi bir nass olmadığı gibi, kerâheti hakkında kıyas edebileceğimiz bir asıl da mevcut değildir. Aksine burada azlin mübah olduğuna dair kıyas yapılacak bir asıl vardır. O da evlenmeyi esasından terketmek veya evlendikten sonra cimâı terketmek veya cinsî münasebette bulunduğu halde meniyi akıtmayı terketmektir. Bunların herhangi birini terketmek, en faziletli olanı terketmek demektir. Herhangi bir yasağı işlemek değildir. Bunlarla azl arasında hiçbir fark yoktur. Zira çocuk, ancak meninin rahme düşmesiyle oluşur. Dolayısıyla meniyi rahme akıtmamak, çocuk düşürmek demek değildir.

Şöyle bir sual sorulursa: “Azl mübah olsa bile, insanı buna sevkeden sebeplerden dolayı mekruh olmak ihtimâli vardır. çünki insanı azl yapmaya sevkeden sebep ya meşru, ya da bozuk bir niyettir. Bu boçzuk niyette, şirk izlerine rastlanır”. Buna şöyle cevap verilebilir: İnsanı azle sevkeden niyetler beş tanedir: 1) Câriyeler hususundaki niyettir. Câriye çocuk doğurursa, ümmü veled olup azâda hak kazanır. Efendi böyle bir statü doğmasın diye azl yapar. Bu azl, şer’an memnu değildir. 2) Kadının gençlik ve güzelliğini korumak için azl yapmak da yasaklanmış değildir. 3) Çocuklarının çokluğu sebebiyle sıkıntının artmasından, geçim zorluğundan ve gayr-ı meşrû yerlere başvurmaktan kaçınmak niyetidir. Böyle bir niyetle yapılan azl de yasak değildir. Zira zorluk ve çalışmanın azlığı, dinin yardımcısıdır. Gerçi asıl kemâl, Allah'a tevekkül etmektir. Nitekim Allahü teâlâ şöyle buyurmuştur: Yerde yürüyen ne kadar canlı varsa, hepsinin rızkı sadece Allah'a aittir. (Hud. 6) Şüphe yoktur ki, azl yapmakta kemâlin zirvesinden düşüş olduğu gibi, en faziletli olanı terk etmek de vardır. Fakat görünüşte tevekküle aykırı olan, malı koruyup biriktirmek, tevekküle zıt olmakla beraber yasak bir şeydir diyemeyiz. 4) Kız çocuğunun ar getireceği düşüncesiyle yapılan azldir. Bu, bozuk bir niyettir. Bu niyetle yapılan azlde mesuliyet vardır. 5) Temizliğe aşırı derecede düşkün olan bazı kadınlarda olduğu gibi, çocuk doğurmaktan, hayız ve nifastan kaçındığı için çocuk istememektir. Bu Hâricî mezhebine mensup kadınların âdetidir. Bu niyet de bozuktur.

“Çocukların nafakasından korkarak evlenmeyi terkeden bizden değildir” hadîs-i şerifi ileri sürülerek, azl de evlenmeyi terketmek gibidir denirse, Resûlullah'ın “Bizden değildir” sözü, “Sünnetimiz üzere bize uymuş değildir” demektir. Zira sünnetin en faziletlisi evlenip çocuk edinmektir. Hazret-i Peygamber'in “Azl, çocuğu diri diri gömmektir” hadîs-i şerifi ileri sürülecek olursa, bunun gibi, azlin mübah olduğuna işaret eden birçok sahih hadîs de vardır. Bu hadîs, bozuk niyetle yapılan azl hakkında olsa gerektir. İbn Abbas, azl ile doğumu önlenen, küçükken öldürülen yavru gibidir kıyasına giderek “Azl, çocuğu öldürmenin bir şeklidir” deyince, Hazret-i Ali bu kıyasın zayıf bir kıyas olduğunu söyleyerek itiraz etmiş ve “Ancak meni (âyet-i kerimede geçtiği üzere) yedi tür değişimden geçtikten sonra zâyi edilirse, öldürülen çocuk hükmüne geçer” buyurmuştur (Mü'minûn: 12-14).

Buhârî ve Müslim'de ittifakla Câbir'den rivâyet edilen hadîs-i şerifte şöyle buyurulmaktadır: “Bizler Resûlullah aleyhisselâm zamanında azl yapıyorduk”. Yani, “Biz azil yapıyorduk, bizim böyle yaptığımız Hazret-i Peygamber'in kulağına gittiği halde, bizi bu hareketimizden menetmedi”.

Yine Buhârî ve Müslim'de Câbir'den şu rivâyet vardır: Adamın biri Hazret-i Peygamber'e gelerek şöyle dedi: “Benim bir câriyem var. Hurmalıkta bizim hizmetimizi görür ve su getirir. Ben ise arada sırada onunla buluşurum. Fakat gebe kalmasını istemiyorum”. Hazret-i Peygamber şöyle buyurdu: “İstersen azl yap! Fakat muhakkak ki, Allah tarafından takdir edilmiş ne ise olur”. Bundan uzun zaman sonra adamcağız çıkageldi ve dedi ki: “Ey Allah'ın resûlü! Bizim câriye gebe kaldı”. Bunun üzerine Resûlullah aleyhisselâm “Ben kendisi için takdir edilen olacaktır dedim ya” buyurdu.

Netice itibariyle: Çocuk olmaması için önceden tedbir almak, meselâ prezervatif kullanmak câizdir. İmam Gazâlî’nin saydığı sebeplerle, meselâ dinî terbiye verememek korkusu ile doğum kontrolü yapmak iki tarafın da tek taraflı iradesiyle câiz olur. Gezip tozmak, hayatını yaşamak, fakir düşmek, çocuk sevmemek gibi sebepler özür değildir. Doğum kontrol metodlarından hepsi câiz olmakla beraber, kendisini kısırlaştırmak, tüplerini bağlatmak câiz değildir.

Sual:
Cinsî bir problemim var. xxy denilen genetik bir sendrom sahibiyim. Doktora gitmeye utanıyorum. Evlenirsem karşı taraf mutlu olur mu, bilemiyorum. Ne yapmamı tavsiye edersiniz?

Cevap;
İnsan böyle mühim bir mevzuda kendisi karar veremez. Bu işlerde utanmak olmaz. Diyelim ki gerçekten bu sendrom vardır. Eğer seksüel arzusu ve iktidarı varsa evlenmemesi için bir sebep yoktur. Ancak bu kişiler çoğu zaman sperma sahibi olmadığı ve kısır olduğu için karşı tarafa bunu söylemek icab eder. Eğer evlenemezse sabredip dua etmelidir. Allah hayırlı bir kapı açar.

Sual:
Eşimle münakaşa ettik, evden gitti. Daha sonra telefonda konuşurken bana “Beni istiyor musun?” diye sordu. Ben de “Şöyle şöyle olursan istiyorum” dedim. Daha sonra barıştık. Acaba bu sözle talâk olmuş mudur?

Cevap;
Münakaşa ederken boşamaya delâlet eden bir sözü söylerse veya boşanma için kullanılmayan bir sözü boşama niyetiyle söylerse talâk olur. Telefonda kullanılan bu söz ile talâk olmaz.

Sual:
Eşimle münakaşa ettik. Beni çok sinirlendirdi. Ben de “Git bu evden, bitsin bu iş!” dedim. O da eşyalarını topladı. “Gidiyorum, bitti bu iş, boşanıyoruz” dedi. Bunu bir kaç defa söyledi. Ayrıca kardeşime “Boşanalım da herkes kendi yoluna baksın” demiş. Bu bir talâk mıdır?

Cevap;
“Boşanıyoruz, bitti bu iş” sözünü geçmişi kasdederek ve boşama niyetiyle söylemiş ise bir boşama olur. “Böyle giderse boşanırız” veya “İleride boşanmak niyetindeyim” mânâsına söylemişse talâk olmaz. Bu niyetle söylemişse ve tekrar etmişse bile önceki talâkı haber vermek veya teyid etmek sayılır ve tek talâktır. Eşiyle, hatta kimseyle tartışmamalıdır. Münakaşa şeytandandır. Haklı olduğu halde münakaşayı terk etmek hadis-i şerifle emrolunmuştur.

Sual:
Dinî nikâhım altında bulunan ve resmî kaydı yapma hazırlığında bulunduğumuz hanımım çekip gitti. Kendisinden haber alamıyorum. Sonradan bir başkasıyla evlenme hazırlığı içinde olduğunu öğrendim. Ne yapmam gerekir?

Cevap;
Kadını boşamak istiyorsanız, birisini vekil yapar veya bir mektup yazarak talâkını verirsiniz. Mehr ödemek istemiyorsanız, haber gönderip muhâlaa yaparsınız. Yani mehr karşılığında talâkını verirsiniz. Boşamak istemiyorsanız, aynı vasıtalarla nikâhın devam ettiğini iki tarafa da bildirirsiniz. Dinî nikâhı, resmî kayıttan evvel yapmamalıdır.

Sual:
Eşimle münakaşa ettik. O sinirle talâkını vermek istedim ve bir kişinin şâhitliğinde sakin sakin konuştuk, ama seni boşadım demedim. “O istiyorsa tamamdır” dedim. O da “Evet” dedi. Şu halde biz boşanmış sayılır mıyız?

Cevap;
Bir bâin talâk olduğu anlaşılıyor. Boşanmada şâhide gerek yoktur. Tekrar nikâh kıymak suretiyle bir araya gelinebilir. Bu arada bir talâk hakkı düşmüş, iki talâk hakkı kalmıştır.

Sual:
Erkeklerin câriyesi olduğu gibi, kadınların da kölesi olabilir miydi?

Cevap;
Olabilir, ancak erkeğin câriyesiyle yaptığı gibi nikâh kıymadan karı-koca hayatı yaşayamazlar. Kadın, kölesini azatlayarak evlenebilir.

Sual:
Kadının ıddet zamanı olduğu gibi, erkeğin de var mıdır?

Cevap;
Bazı hallerde erkek de evlenmeden bir müddet beklemek mecburiyetindedir. Dört kadınla evli olan bir erkek bunlardan birisini boşadığı zaman, başka bir kadınla evlenmek için boşadığı kadın ıddetini bitirinceye kadar bekler. Karısını boşayıp baldızı veya karısının yeğeni yahud halası veya teyzesi ile evlenmek isteyen erkek de karısı ıddeti bitirene kadar bekler.

Sual:
Teyp veya hoparlör ile okunan ezan ve kıldırılan namaz câiz olmadığına göre, telefonla yapılan akidlerin de sahih olmaması veya teypten müzik dinlemenin mahzuru olmaması gerekmez mi?

Cevap;
Verilen misallerin hiç biri diğerine benzememektedir. Her câmide ezanın müezzinin kendi sesiyle okunması şarttır. Merkezî ezan, sahih olmaz. İmama uymanın sahih olması için de imam ile aynı mekânda bulunmak şarttır. İmam bir odada bulunup, cemaat bu odayla bağlantısı olmayan başka bir odada olsa, arada hoparlör veya televizyon irtibatı olsa, bu odada imama uyanların namazı sahih olmaz. Çünki ezan ve namaz gibi ibâdetlerde vâsıta kullanmak câiz değildir. Akdin sıhhati için, birbirine uygun iradenin ortaya konulması kâfidir. İsbat şartı ayrıdır. Binaenaleyh telefonla akid yapmak, vekâlet vermek, zevcesini boşamak câizdir.
Telefonda, radyoda ve hoparlörde bir söyleyen adamın sesi; bir de elektrikle mıknatısın hâsıl ettiği metalik ses vardır. Yekdiğerine çok benzeyen bu iki ses, ayırd edilmese bile birbirinin aynı değildir. Birisi asıldır, ikincisi bunun benzeridir. Sinemada ve televizyonda hareket eden şekiller gibidir. Hiç kimse bu şekiller, kendilerini meydana getiren asıl kimselerin aynıdır diyemez. Akidlerde, boşanmakta, zekât vermekte yazışmak ve vekil tayin etmek, yani vâsıta kullanmak câiz olduğu malumdur. Telefon ve hoparlör de mektup gibi vasıta olduğu için caiz olmaktadır. Ezanda ve nemazda ise kendinin okuması şarttır. Onun için zekât vekâleti ve boşanma ile ezan ve nemaz bu bakımdan ayrılmaktadır.
Teyp, çalgı âletinin çıkardığı sesi kaydedip neşredince, çalgı âletini kendisi olmaktadır. Musikide esas olan, ahenkli ses çıkışıdır. Çalgı âleti zaman ve mekâna göre değişebilir.

Sual:
Eşimle tartıştık. Gidip olanları ailesine anlatmış. Ailesi de boşan oğlum demiş. O da bu söze bakarak “Boşansak mı? Zaten niye evliyiz?” gibi sözler kullanmış. Annesi “Boşanın” deyince, İyi olur” demiş. Ben de “Git o zaman bu evden” dedim. O da “Sabret, bir kaç gün sonra giderim” dedi. Sonra “Sen niye gitmiyorsun annenin evine?” dedi. Daha sonra barıştık. “Bu sözleri boşanma mânâsında mı söyledin?” diye sordum. “Bilmiyorum, hatırlamıyorum” dedi. Bu sözlerle talâk olur mu?

Cevap;
Talâk (Boşama), bu iş için kullanılan sarih (açık) sözlerin niyetil veya niyetsiz söylenmesiyle; veya bu iş için de başka iş için de kullanılan kinâye (kapalı) sözlerin boşama niyetiyle söylenmesiyle meydana gelir. Bu sözün de mâzi sigasıyla (geçmiş zaman kipiyle) söylenmesi lazımdır.
Anlattığınız hâdise buna uymuyor. Binaenaleyh talâk olmamıştır.

Sual:
Erkeğin başka şehirde yaşayan ve kendi nafakası bulunan hanımına, rızası ile para göndermemesi farzı terk etmek olur mu?

Cevap;
Kadın muhtaç ise göndermesi farzdır. Kadın zengin bile olsa, taleb eder ise göndermesi farz olur.

Sual:
Evli bir kimse “Biz evli değiliz” derse, bu talâk olur mu?

Cevap;
Boşama niyeti ile söylenmiş ise, bir bâin talâk olur. Nitekim bir kimse zevcesine «Bu benim zevcem değildir» dediğinde niyetsiz boş olmadığı gibi. (İbni Abidin)

Sual:
Muteber kitaplarda ticaret için deniz ve hava yolculukları gibi tehlikeli işlere dalmamalıdır deniyor. Aynı şehre hem kara hem hava yoluyla gidilebiliyorsa, kara yolunu mu tercih etmek lâzımdır?

Cevap;
Böyle yapmak takvadır. Bu zaman için çok müşkildir.

Sual:
Kayınvâlide ve damadı arasında hürmet-i musahere olursa, sadece damadla kızın nikâhı mı gider, kayınvâlide ile kocasının nikâhı da bozulur mu?

Cevap;
Damad ile zevcesinin nikâhı gider.

Sual:
Farklı anne ve babadan olan üvey kardeşler mahrem olur mu? Yani bir adamın ilk hanımından bir kızı ve sonra evlendiği kadının da ilk kocasından bir oğlu olsa, bu kız ile oğlan evlenebilir mi?

Cevap;
Nâmahremdirler, evlenebilirler. Aralarında hiçbir akrabalık bağı yoktur.

Sual:
İslâmiyete göre kadın ve erkek eşit midir?

Cevap;
İkisi de meyve olduğu halde, elma ile armut nasıl eşitlik bakımından birbiriyle mukayese edilemezse, insan oldukları halde erkek ve kadın da birbiriyle bu bakımdan mukayese edilemez. Kur’an-ı kerimde Allahü teâlânın bazı kullarını diğerlerinden üstün yarattığı ifade edilmektedir. Bu üstünlük çok çeşitli bakımlardan olabilir. Bazı hususlarda erkek kadından üstündür; bazı hususlarda ise tam aksidir. Erkek ile kadın rabbine kul olma bakımından eşittir. Kur’an-ı kerimde insanların üstünlüğünün takva, dine hizmet ve ilim ile olduğu açıkça beyan edilmektedir. Şu halde, takva sahibi, cihad eden veya ilim sahibi bir kadın, böyle olmayan erkekten elbette üstündür. Şu kadar ki ailede erkeğin hâkim olduğu da yine âyet-i kerime ile sabittir. Zira her müessesenin bir âmiri olur. İslâmiyet burada âmirliği erkeğe vermiştir. Erkeğin hâkimiyetinde yaşamak istemeyen kadın, evlenmez.

Sual:
Boşanan kadının geçimi için kocasından nafaka talep etmesi caiz midir? Koca bunu reddederse, bunu dâvâ ile almak câiz midir?

Cevap;
Nafaka, evli iken ve boşandıktan sonra beklenmesi gereken iddet zamanı için bahis mevzuudur. Boşandıktan sonra kadın erkekten nafaka taleb edemez. Hakkı olmayan bir şeyi kanun müsaade etse dahi dâvâ ile istemek caiz değildir. Ancak koca, evliliği sırasında kadına nafaka vermemişse, kadının mallarını, parasını borç alıp kullanmışsa, mehrini ödememişse, bu takdirde bunları dâvâ ile veya başka şekilde taleb etmek câizdir.

Sual:
Boşanma sırasında ev eşyalarının anlaşma ile ya da dâvâ ile paylaşılması câiz midir?

Cevap;
Boşanma sırasında, ev eşyalarından herkes kendisine ait olanı alır. Ortak alınmış eşyalar ise taksim edilir. Anlaşarak taksimi de mümkündür.

Sual:
Boşanma sırasında, edinilen malların eşler arasında eşit paylaşımını öngören kanuna göre, kadın kocasına ait olan evin yarısını taleb edebilir mi?

Cevap;
Boşanma sırasında, kadının kocasından ödenmemiş nafaka, iddet nafakası, ödenmemiş mehr ve çeyizinden başka bir taleb hakkı şer’î hukuka göre mevcut değildir. İslâm hukukunda mal ayrılığı rejimi vardır. Edinilmiş mallara ortaklık rejimi şer’î hukuka aykırı olduğundan, kadının kocasına ait mallardan hisse talebi câiz değildir.

Sual:
Hıristiyan bir kadınla evlenirken de dinî nikâh yapılır mı?

Cevap;
Taraflardan birisi Müslüman olunca, tabiî ki dinî nikâh gerekir.

Sual:
Almanya’da Hıristiyan bir kadınla evlenirken, Ehl-i kitap olduğunu anlamak için sual sormam lâzım mıdır? Bu kadının günahlarından mesul olur muyum?

Cevap;
Gayrımüslim kadın ile evlenmek tahrimen mekruhtur, yani günahtır. Ama yapılan nikâh sahihtir. Hıristiyan ise ehl-i kitab demektir. Ateist ise tabiatıyla Hıristiyan da, Ehl-i kitab da değildir. Gayrımüslimler farz ve günahlardan mesul değildir. Sadece iman etmekle mükelleftir. Böyle bir kadının fiillerinden koca mesul olmaz.

Sual:
İslâm hukukunda efendinin bütün câriyeleri üzerinde istifraş hakkı var mıdır?

Cevap;
Bir erkek mülkiyetinde bulunan bütün cariyelerle istifraş hakkına sahiptir. Padişah da böyledir. Saraydaki bir câriye, padişahın mülkü değilse, o halde elbette istifraş hakkı yoktur. Ama padişahın yanına başı açık çıkabilir. Bununla beraber padişahlar, vâlide sultan tarafından seçilip hususî yetiştirilen câriyeler dışında bu haklarını kullanmamışlar; bu câriyeler sarayın kiler, mutfak, çamaşırhane, revir gibi muhtelif yerlerinde kendilerine verilen hizmetlerle meşgul olmuşlardır.

Sual:
Bir kadın bebeğini hem emziriyor, hem de yemek yediriyor. Aynı kaşıkla bir başka çocuğa da yemek veriyor. Bu ikisi sütkardeş olur mu?

Cevap;
Bebeğin ağzına kadının sütünü damlatmak veya kaşıkla vermekle sütkardeşlik olur.

Sual:
Hazret-i Meryem, dünyadaki kadınların en üstünü müdür? Onu böyle yapan hususiyetler nelerdir?

Cevap;
Âli İmrân sûresi 42. âyet-i kerimesinde meâlen buyuruluyor ki: Melekler şöyle demişti: “Ey Meryem! Allah seni seçip temizledi. Seni bütün dünya kadınlarından üstün tuttu”. Kasâs sûresinin başındaki âyet-i kerimelerde ise Musâ aleyhisselâmın annesi ve Firavun’un hanımı övülmektedir. Ulemâ der ki: Kan bakımından yakın olduğu için, Hazret-i Fâtıma, Hazret-i Hadîce ile Hazret-i Âişe’den dahâ üstündür. Fakat bir bakımdan üstünlük, her bakımdan üstün olmasını göstermez. Bu üçünden en üstün hangisi olduğunu, âlimlerimiz başka başka söylemiştir. Hadîs-i şerîflerden anlaşıldığına göre, üçü de ve Hazret-i Meryem ve fir’avunun hâtunu Hazret-i Âsiye, dünya kadınlarının en üstünüdürler. Hadîs-i şerîfte, “Fâtıma, Cennet hâtunlarının üstünüdür. Hasen ve Hüseyn de, Cennet gençlerinin yüksekleridir” buyuruluyor ki, bu, bir bakımdan üstünlüktür (İtikadnâme). Nitekim Taberânî, Hâkim ve Müsned’de geçen hadîs-i şerîfte “Cennet kadınlarının en efdali. Hüveylid kızı Hazret-i Hadîce, Fatımatü binti’n-Nebiy, İmran kızı Meryem ve Firavun'un halilesi ve Müzahim kızı Âsiye'dir” buyurulmaktadır. Taberânî ve Bezzâr’daki hadîs-i şerifte ise, “Hadîce, devrindeki kadınların en hayırlısıdır. Meryem, devrindeki kadınların en hayırlısıdır. Fâtıma, devrindeki kadınların en hayırlısıdır” buyurulmaktadır. Yine bir başka rivayette: "Meryem'den sonra cennet kadınlarının efendisi Fâtıma ile Hadice'dir." Buyuruldu.
Kurtubî tefsirin’de hülâsaten deniyor ki: Allahü teâlânın Meryem’i seçip temizlemesi hususunda, Mücâhid ve Hasan küfrden temizlenmeyi anlamış; Zeccâc ise hayz, nifas ve benzeri hallerden temizlenmeyi ve Hazret-i İsa’yı doğurmak üzere seçildiğini bildirmiştir. Âlemlerin kadınların üstün tutmayı ise Hasan, İbni Cüreyc gibi müfessirler çağdaşı olan kadınlardan üstün tuttuğu mânâsını vermiş; Zeccâc gibi bazıları ise Sûr'a üfürüleceği ana kadar bütün kadınlardan üstün olduğunu söylemiştir. Kurtubî “Sahih olan da budur” diyor.
Bir hadîs-i şerifte (Müslim) "Erkeklerden pek çok kimse kemale ermiştir. Fakat kadınlardan İmrân kızı Meryem ile Firavun'un karısı Âsiye'den başkası kemale ermemiştir. Ve şüphesiz Âişe'nin kadınlara olan üstünlüğü, tiridin diğer yemeklere olan üstünlüğü gibidir." Buyuruldu. Ulemâ der ki: Kemâl en ileri noktaya varmak ve noksansız olmak demektir. Herşeyin kemali kendisine göredir. Mutlak kemâl ise yalnızca yüce Allah'a aittir. Şüphesiz ki insan türünün en mükemmel olanları peygamberlerdir. Ondan sonra ise sıddîklar-dan, şehidlerden ve sâlihlerden müteşekkil Allah'ın evliyası gelir.
Kur'ân-ı Kerîm'in ve hadis-i şeriflerin zâhir ifadesi Hazret-i Meryem'in, Hazret-i Havva'dan Kıyametin kopuşuna kadar görülecek son kadına kadar bütün dünya kadınlarının hepsinden faziletli olmasını gerektirmektedir. Çünkü melekler kendisine Allahü teâlâdan mükellefiyet, haber vermek ve müjdelemek gibi şeyler ihtivâ eden vahyi -diğer peygamberlere bildirdikleri gibi- bildirmişlerdir. Meryem’in bu sebeple peygamber olduğunu söyleyen âlimler de vardır. Ama umumun görüşü böyle olmadığıdır. Ondan sonra ise fazilette, Hazret-i Fatıma, sonra Hazret-i Hadice ve sonra da Hazret-i Âsiye gelir. Nitekim İbni Abbas’ın rivâyetine göre: Resûlullah aleyhisselâm’ın şu sözü meseledeki müşkililği kaldırmaktadır: "Dünya kadınlarının efendisi Meryem, sonra Fâtıma, sonra Hadice, sonra da Âsiye'dir."
Allahü teâlâ Hazret-i Meryem'e hiçbir kadına vermediği şeyleri bilhassa vermiştir. Bunlar Ruhü'l-Kuds'ün onunla konuşması, ona görünmesi, gömleğinin yakasına üflemesi ve üflemek için ona yakınlaşmasıdır. Bunlar, hiçbir kadına verilmiş değildir. Ayrıca Hazret-i Meryem, Rabbinin kelimelerini tasdik etmiş ve çocuk doğacağı müjdesi kendisine verilince Hazret-i Zekeriyya'nın alâmet istemesi gibi ayrıca bir alâmet istememiştir. İşte bundan dolayı Allahü teâlâ indirdiği Kitab-ı Hakîminde ona “Sıddîka”, yani çokça tasdik eden, Rabbinin sözlerini doğrulayan kadın adını vererek şöyle buyurmuştur: "Ve onun annesi sıddîka bir kadındı." (Mâide suresi, 75). Bir başka yerde de Allahü teâlâ şöyle buyurmaktadır: "Ve o Rabbinin kelimelerini ve kitaplarını tas­dik etmişti. O kânitlerden, yani Allah'ın emirlerine itaat edenlerden idi" (Tahrim suresi, 12).
Hazret-i Meryem, daha dünyaya gelmeden hayırlı bir işe, Mescid-i Aksâ’ya hizmete adanmıştı. Kendisine ruh üflenip, babasız çocuğa hâmile kalınca, kavmi tarafından aşağılandı. Bu yolda çok sıkıntılar çekti. Oğluna yapılan eziyetler bir anne için kaldırılacak yük değildir. Oğlunun yükselmesinden sonra da sıkıntılar içinde yaşamıştır. Bütün bunlar ve Mesîh’in annesi olma şerefi, Hazret-i Meryem’i kadınların en üstünü yapan hususiyetlerdir.

Sual:
Bir erkek zevcesine kendisini boşama hakkı verse, kadın da bu hakkı kullansa, bu talâk ric’î mi, bâin mi olur? Erkek boşama hakkını kaybeder mi?

Cevap;

“Kendisini boşa!” gibi sarih (açık) sözlerle bu hak verilmişse, kadın da “Boşadım” derse, bir ric’î (dönülebilir) talâk olur. Bir boşama hakkı düşer. Erkek iddet içinde zevcesine dönebilir. Eğer talâk ve boşama kelimesi hiç zikredilmeksizin “Emrin elindedir” veya “Kendini tercih et!” yahud “Muhayyersin” gibi kinâye (örtülü) sözlerle bu hak verilmişse, kadın da “Kendimi tercih ettim” veya “Kendimi boşadım” yahud “Kendimi ihtiyar ettim” demişse, bir bâin (ayırıcı) talâk olur. Bir talâk hakkı düşer. Eşlerin tekrar bir araya gelmeleri için yeni bir nikâh gerekir. Eğer “Her ne zaman dilersen kendini boşa” diyerek bu hak verilmişse veya evlenirken “Her ne zaman dilersem kendimi boşamak şartıyla evlendim” demişse, ayrı meclislerde olmak şartıyla kendisini üç defa boşayabilir. Kadına boşama hakkının verilmesi, erkeğin boşama hakkını ortadan kaldırmaz. Ancak kadının kullandığı her boşama, erkeğin üç hakkından birini düşürmüş olur. Kadına bu hak evlenirken veya evlendikten sonra tanınabilir. Erkek, bu hakkı tanıdıktan sonra vazgeçemez. (İbni Abidin, Talâk bahsi)



Sual:
Nikâh kıyarken hutbe okumak ve dua etmek şart mıdır?

Cevap;

Nikâhın şartı taraflar veya velî yahud vekilleri; iki tarafın evlenmek hususunda birbirine uygun irade beyanları ve bunun iki şahid huzurunda ve aynı mecliste yapılmış olmasıdır. Mehr konuşmak bile nikâhın şartı değildir. Konuşulmasa da nikâh sahih olur, kadın da emsallerinin aldığı mehre hak kazanır. Nikâhtan evvel istiğfar ve hutbe ile sonunda dua ise nikâhın şartı değil, müstehabıdır. Hazret-i Peygamber, nikâh kıymadan evvel hutbe okumuş, yani Allah’a hamd ve Resulüne salavat söylemiş; nikâhtan sonra da evlenenler hakkında dua etmiştir. Zaten İslâm geleneğinde konuşmaya ve yazmaya başlamadan evvel kısa bir hutbe söylemek vardır. Nikâhta tatlı veya şerbet ikramı da müstehabdır. Nikâhtan evvel okunacak hutbe Ebu Dâvud’un Abdullah bin Mes’ud’dan rivâyetine göre şöyledir:
Elhamdü lillahillezî nahmeduhu ve neste’înuhu ve nestağfiruhu ve neûzü billahi min şürûri enfüsinâ ve min seyyiâti a’malinâ. Men yehdillahü felâ mudılle leh ve men yudlil felâ hâdiye leh. Neşhedü en lâ ilâhe illallahü vahdehu lâ şerîke leh ve neşhedü enne seyyidenâ ve senedenâ ve mevlânâ Muhammeden abduhu ve resuluh. Yâ eyyühennâsü ittekû rabbekümüllezî halakaküm min mefsin vâhidetin ve halaka ezvcehâ ve besse minhümâ ricâlen kesîren ve nisâen. Vettukallahe tüsâilûne bihi ve’l-erhâm. İnnallahe kâne aleyküm rakîbâ. Eûzü billahi mineşşeytânirracîm. Ve enkihu’l-eyâmâ minküm vessâlihîne min ibâdiküm ve imâiküm, in yekûnu fukarâe yuğnihimullahü min fadlih vallahü vâsiün alîm. Sadakallahül’azîm. Ve kâle Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem, en-nikâhü sünnetî femen ragibe an sünnetî feleyse minnî. Sadaka Resûlullah. Emmâ ba’d...
Şu hutbe de okunabilir: Elhamdü lillahillezî zevvecel ervâha bil eşbâh ve ehallennikâha ve harremessifâh. Vessalâtü vesselâmü alâ resûlinâ Muhammedinillezî beyyene-l-harâme ve-l-mubâh ve alâ Âlihi ve Eshâbi-hillezîne hüm ehlüssalâhi velfelâh. Eûzü billahi mineşşeytânirracîm. Ve enkihu’l-eyâmâ minküm vessâlihîne min ibâdiküm ve imâiküm, in yekûnu fukarâe yuğnihimullahü min fadlih vallahü vâsiün alîm. Sadakallahül’azîm. Ve kâle Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem, en-nikâhü sünnetî femen ragibe an sünnetî feleyse minnî. Sadaka Resûlullah. Emmâ ba’d...
Nikâhı kıyacak kimse, hutbeden sonra kızın kendisine veya velî veya vekiline dönerek şöyle der: Bismillâhi ve alâ sünnet-i resûlillah. Allahü teâlânın emr-i şerîfi ile ve Peygamberimiz hazret-i Muhammeden-il Mustafâ efendimizin sünnet-i seniyyesi ile ve amelde mezhebimizin imâmı, imâm-ı a’zam Ebû Hanîfe hazretlerinin ictihâdı ile ve hâzır olan müslümanların şahâdetleri ile, ...... lira mehr-i müeccel ve aranızda ma’lûm olan mehr-i mu’accel ile, tâlibin olan felan oğlu felancaya zevceliğe vardın mı? [veli veya vekil ise, velîsi veya vekîli olduğun felan kızı felancayı tâlibi olan felan oğlu felancaya velâyetin veya vekâletin hasebi ile zevceliğe verdin mi?]” diye sorulur. Sonra erkeğe veya zevcin velî yahud vekîline dönüp, yine “Bismillâhi ve alâ…” dan itibaren okur. Sonra “Sen dahî felan kızı felancayı ...... lira mehr-i müeccel ve aranızda ma’lûm olan mehr-i mu’accel ile zevceliğe aldın mı? [velî veya vekîl ise, velîsi veya vekîli olduğun felan oğlu fellancaya velâyetin veya vekâletin hasebi ile aldın mı?] der. Her ikisine üçer kere sorar ve cevap alır. Her birinde “Ben dahî akd-i nikâh eyledim. Allahü teâlâ meymûn ve müteyemmen eylesin!” der. Sonra hepsi ellerini kaldırıp nikâhı kıyan veya içlerinden birisi şu duayı okur:
Allahümmec’al hâzel akde meymûnen mubâreken vec’al beyne-hümâ ülfeten ve mehabbeten ve karârâ ve lâ tec’al beyne-hümâ nefreten ve fitneten ve firârâ. Allahümme ellif beynehümâ kemâ ellefte beyne Âdem aleyhisselâm ve Havvâ. Ve kemâ ellefte beyne Muhammedin sallallahü aleyhi ve sellem ve Hadîcete’l-Kübrâ ve Âişete ümmeyi’l mü’minîne radıyallahü anhümâ. Ve beyne Alîyyin ve Fâtımate’z-Zehrâ radıyallahü anhümâ. Allahümme a’ti le-hümâ evlâden sâlihan ve ömren tavîlen ve rızkan vâsi’an. Rabbenâ heb lenâ min ezvâcinâ ve zürriyyâtinâ kurrete a’yünin vec’alnâ lil müttekîne imâmâ. Rabbenâ âtinâ fiddünyâ haseneten ve fil âhıreti haseneten ve kına azabennâr. Sübhâne rabbike... [Ey Allah’ım! Bu akdi uğurlu ve mübarek eyle! Aralarında ülfet (uyum), muhabbet ve karar ihsan eyle; nefret, fitne ve firar eyleme! İkisinin arasını âdem aleyhisselâm ile Havva vâlidemizin; Muhammed aleyhisselâm ile müminlerin anneleri Hadice ve Ayşe radıyallahü anhümâ ve Hazret-i Ali ile Fâtıma radıyallahü anhümâ arasındaki gibi ülfet ile birleştir. Onlara sâlih çocuklar, uzun ömür ve geniş rızık ver! Ey Rabbîmiz! Bize gözümüzün ışığı olacak eşler ve zürriyetler ihsan eyle! Bizi müttekîlere önder yap! Ey abbimiz! Bize dünyada ve ahrette iyilik ver. Bizi cehennem azabından koru!] Nikâh duasının Arapçasını bilmeyen Türkçe de dua edebilir.
İki nikâh bir arada kıyılmışsa ve her ikisi için müşterek dua edilecekse şöyle denir:
Allahümmec’al hâzeyne’l akdeyni meymûnen mubâreken vec’al beyne-hümâ ülfeten ve mehabbeten ve karârâ ve lâ tec’al beyne-hümâ nefreten ve fitneten ve firârâ. Allahümme ellif beynehümâ kemâ ellefte beyne Âdem aleyhisseslâm ve Havvâ. Ve kemâ ellefte beyne Muhammedin sallallahü aleyhi ve sellem ve Hadîcete’l-kübrâ ve Âişete ümmeyi’l mü’minîne radıyallahü anhümâ. Ve beyne Alîyyin ve Fâtımate’z-Zehrâ radıyallahü anhümâ. Allahümme a’ti le-hümâ evlâden sâlihan ve ömren tavîlen ve rızkan vâsi’an. Rabbenâ heb lenâ min ezvâcinâ ve zürriyyâtinâ kurrete a’yünin vec’alnâ lil müttekîne imâmâ. Rabbenâ âtinâ fiddünyâ haseneten ve fil âhıreti haseneten ve kına azabennâr. Sübhâne rabbike... [meymûnen yerine meymenuteyn de caizdir. beynehümâ yerine ellif beyne küllin minhümâ yahud ellif beyne küllin minettarafeyn de denilebilir.]
Üç ve daha çok nikâh için müşterek dua edilecekse şöyle denir:
Allahümmec’al hâzihil ukûde meymûnen mubâreken vec’al beyne-hümâ ülfeten ve mehabbeten ve karârâ ve lâ tec’al beyne-hümâ nefreten ve fitneten ve firârâ. Allahümme ellif beynehümâ kemâ ellefte beyne Âdem aleyhisselâm ve Havvâ. Ve kemâ ellefte beyne Muhammedin sallallahü aleyhi ve sellem ve Hadîcete’l-Kübrâ ve Âişete ümmeyi’l mü’minîne radıyallahü anhümâ. Ve beyne Alîyyin ve Fâtımate’z-Zehrâ radıyallahü anhümâ. Allahümme a’ti le-hümâ evlâden sâlihan ve ömren tavîlen ve rızkan vâsi’an. Rabbenâ heb lenâ min ezvâcinâ ve zürriyyâtinâ kurrete a’yünin vec’alnâ lil müttekîne imâmâ. Rabbenâ âtinâ fiddünyâ haseneten ve fil âhıreti haseneten ve kına azabennâr. Sübhâne rabbike...



Sual:
Arkadaşlarla hülle meselesi hakkında konuşuyorduk. Birimiz "Hülle meselesi de nerden çıktı? Yoksa bir sıkıntın mı var" diye takıldı. Diğeri de "Ya ne demezsin! Hanıma 3 defa boş ol dedim. Şimdi çıkış yolu arıyorum" diye şaka yaptı. Sonra da telaşlandı. Hanımına böyle bir şey söylemediğini söyledi. Bunun hükmü nedir?

Cevap;
Bu talâğı yalandan hikâyedir. Yani olmamış bir şeyi olmuş gibi anlatmaktır. Talâk olmaz ise de bu mevzuda şaka yapmamalıdır.

Sual:
İslâmî bir sistemde, talâk ile alâkalı kararı kadı mı, yoksa müftü mü verir? Bunlara talâkı işiten şâhidler müracaat etse ne olur?

Cevap;
Kadın mahkemeye giderse kadı karar verir, erkek uymak zorundadır. Müftüye danışsa, müftü talak olmuş dese, erkek kabul etmese evlilik devam eder. Müftü fetvası zorlayıcı olmadığı gibi, müftü vaziyetin doğruluğunu araştırmaz, anlatılana bakar. Kadın mahkemeye gider, talâkı ispatlarsa kadı kararı verir, erkeğin niyetine değil, sözüne bakar. Kadıya ancak kadın müracaat edebilir.

Sual:
Bir kimsenin evlendiği yer vatan-ı aslî olmaktadır. Burada evlenmekten kasıt, nikâh akdi midir, zifaf mıdır?

Cevap;

Ne akid, ne zifaftır. Kişinin zevcesiyle beraber yaşadığı yerdir. Bir başka deyişle ikametgâhıdır. Fıkıh kitaplarında evlendiği yerdir ibaresindeki “evlenmek” kelimesi için “tezevvüc” veya “teehhül” deniyor. Nikâh veya zifaf kullanılmıyor. Bu iki kelime “evli bulunmak”, “zevcesi olmak” ma’nâsına gelir. Nikâh mektup, vekil veya haberci ile kıyılabilir. Bu takdirde taraflardan biri bir şehirde, diğeri başka şehirde olabilir. Ayrıca her evlilik zifafla neticelenmeyebilir. Eşlerden biri veya ikisi küçüktür; yahud çok yaşlıdır; veya başka sebeplerle eşler zifafa girmeyebilir. Bu takdirde evlilik yok mu sayılacaktır? Burası erkeğin vatan-ı aslîsi olmayacak mıdır? Veya eşler balayında zifafa girip, sonra evlerine gelseler, vatan-ı aslî birkaç gün kaldıkları, belki bir daha hiç gitmeyecekleri bir şehir mi olacaktır?
Mevkufat’ta diyor ki: “Malum olsun ki vatan üçdür: Evvelkisi vatan-ı aslîdir. İkincisi vatan-ı ikamettir. Üçüncüsü vatan-ı seferdir. Vatan-ı aslî insanın doğduğu yahud onda teehhül eylediği mekândır. Ve vatan-ı ikamet, onda en az on beş gün ikamete niyet eylediği mekândır. Şu şartla ki orası onun mevlidi (doğduğu yer) ve onda onun zevcesi olmaya. Vatan- süknâ, onda on beş günden az ikamet eylediği mekândır. Şu şartla ki orası onun mevlidi (doğduğu yer) ve onda onun zevcesi olmaya.” Demek ki bir yerde zevcesi olmak, vatan-ı aslî için kâfidir. Dürer’de de diyor ki: Vatan-ı aslî meskendir. Mesken, sâkin olunan, oturulan yerdir. İbni Abidin’de de diyor ki: İki yerde zevcesi olan, o şehirlerin herbirine gidince, o yer, vatan-ı aslî olur. Zevcesini bir yerde yerleştirip, sonra kendisi başka yere yerleşse, ikisi de vatan-ı aslîsi olur. Görülüyor ki, bir şehirde zevcesi olmak veya bir şehre zevcesini yerleştirmek vatan-ı aslî için yetiyor. Zifaf veya nikâh kıyıldığı yerden bahis yoktur. Memurun ailesi ile birlikte yerleştiği yer vatan-ı aslîsi olur. Bekâr olan memurun niyeti ile vatan-ı asli değişmez.
Zifaf, mehr-i muacceli verilmemiş bir kadının kocasıyla sefere çıktığı zaman, seferîlik hususunda kocasına tâbi olup olmaması meselesinde mühimdir. Nitekim Fetâvâ-i Hindiyye’de diyor ki: Yolculukta, kocası ile beraber olan bir kadın, niyeti ile mukim olmaz. Kendisine, mehr-i muaccele ödenmiş ise kocasına tabi olur. Mehr-i muacceli verilmemiş kadın, zifafa girmiş ise kocasına tâbidir.



Sual:
Çocuğa Cemre ismini koymak dinen mahzurlu mudur?

Cevap;
Çocuklara güzel isimler koymak dinin emridir. Cemre ateş yumağı demektir. Bu sebeple cehennemi hatırlatan Cemre, Ateş, Suzan, Nârân, Nirân gibi isimleri çocuğa koymak uygun değildir.

Sual:
Bir kimse, zevcesine bir tek kelime söylemeden el hareketiyle veya mimikle boşayabilir mi?

Cevap;
Talâk ancak söz ile veya yazı ile olur. Sağır ve dilsizin işaret-i mahudesiyle (bilinen işaretiyle) de talâk gerçekleşir.

Sual:
Bir kadın evlenirken Müslüman olduğu halde, sonra dinden çıkan bir adamla evli kalabilir mi?

Cevap;
Müslüman bir kadının, Ehl-i Kitab (Yahudi ve Hristiyan) bile olsa Müslüman olmayan bir erkekle evlenmesi câiz değildir. âyet-i kerime ile sabit olduğu için, evlenmeye karar verdiği anda imanını kaybedeceği fıkıh kitaplarında mevcuttur. Bir müslüman kadının kocası mürted olursa, yani dinden dönse, nikâhları bozulur. Derhal ayrılmaları lâzımdır. Beraber yaşamaları zina hükmündedir. Kadın, eğer mürted olduğu halde, bu erkeği kocası olduğuna ve kendisine helâl olduğuna itikad ediyorsa, kadın da mürted sayılır. Ancak insanların her sözüne veya işine hemen irtidad hükmünü vermek doğru değildir. İtidalli olmak gerekir.

Sual:
22 yaşında bir genç kız, babasının rızası olmadan evlenebilir mi?

Cevap;
Hanefî mezhebinde İmam Ebu Hanife ve Ebu Yusuf'a göre bâliğa (bülûğa ermiş) bir kız dinen, diyâneten, soy, meslek ve mal bakımından dengi olan bir Müslüman erkek ile ve mehr-i mislden aşağı olmamak kaydıyla velisinin izni olmaksızın evlenebilir. Velinin izni ile evlenmek sünnettir. Hanefîlerden İmam Muhammed’e göre velinin izni olmadan evlenemez. Diğer üç mezhebe göre nikâhta kızın velisinin bulunması ve akdi yapması da şarttır.

Sual:
Boşanan kadının beklemesi gereken zaman ne kadardır?

Cevap;
Kadın hâmile değilse, 3 defa hayız görüp temizleninceye kadar bekler. Hâmile ise iddeti (bekleme müddeti) doğuma kadardır. Hayz görmüyorsa üç ay bekler. Koca ölmüş kadın da hâmile değilse 4 ay 10 gün bekledikten sonra başkası ile evlenebilir.

Sual:
Koca karısına hakkım sana haram olsun derse, kadın kocasının getirdiği yemeği yemesi, verdiği parayı kullanması haram mı olur?

Cevap;
Bu söz mecazdır. Yemesi caizdir, zira nafaka kadının evlilikten doğan hakkıdır. Koca bunu haram edemez.

Sual:
Çocuğa Melek ismini koymak caiz midir?

Cevap;
Çocuğa “Melek” ismini koymak caizdir. Melek gibi temiz ve günahsız olsun temennisi vardır. Ancak çocuğa meleklerin isimlerini vermek doğru değildir. Zira hadis-i şerifte buyuruldu ki: “Peygamberlerin isimleriyle çocuklarınızı isimlendiriniz; meleklerin isimleriyle isimlendirmeyiniz”.

Sual:
Bir kadın yabancı bir bebeği evlat edinirse ve onu emzirirse, kocasına ve kendine mahrem olur mu?

Cevap;
İki buçuk yaşını doldurana kadar bir defa bile emzirse, mahremi olur. Çocuk kız ise, adamın; erkek ise kadının kız kardeşi emzirirse, yine mahrem olur. Aksi takdirde çocuk büyüdüğü zaman, kız ise adama, erkek ise kadına nâmehremdir. Evlâtlık, mahremiyet ve evlenme engeli doğurmaz. Bir başkasının çocuğunu kendi çocuğu ilan etmek câiz değildir. Ancak anne-babasını inkâr etmeden bakıp büyütmek câiz, hatta sevaplıdır.

Sual:
İman etmeyenlerle iman etmiş kadınların evlenmesi caiz olmadığına göre, iman etmemiş olan Ebu Tâlib'in Müslüman olan zevcesi Fâtıma binti Esed ile evli kalışını nasıl anlamak gerekir?

Cevap;
Şeriatin hükümleri tedricen gelmektedir. Bu evlilik o hükmün gelişinden evvel olup bitmiş idi. Ebu Tâlib'in öldükten sonra diriltilip iman ettiğine dair bir haber-i vâhid de vardır.

Sual:
Bazı ilaçlar insanların karakterlerini çok değiştiriyor. Akılları gitmiyor ama karakterleri değişiyor. Mesela bir anda ters bir fikre yönelebiliyor. Bu kişilerin dinen mesuliyetleri nedir?

Cevap;
İstemeyerek sarhoş olan kimse günahkâr olmadığı gibi, ehliyeti de yoktur. İşlediği suçtan ceza almaz. Nikâhı, talâkı, yemini ve hiçbir akdi muteber olmaz. Ancak verdiği bedenî veya maddî zararı öder.

Sual:
Bir kadının bir erkeğe şaka yollu “Ben sana vardım”, erkeğin de “Ben seni aldım” demesi nikâh sayılır mı?

Cevap;
İki de şâhit varsa, nikâh olur. Hadis-i şerifte “Nikâh, talâk ve köle azadının ciddisi de ciddidir; şakası da ciddidir” buyuruldu.

Sual:
Bir babanın evlâdına bakması kaç yaşına kadar vâciptir?

Cevap;
Erkekse bulûğa, kızsa evlenene, sakat ise ölene kadar bakar; yani nafakasını verir.

Sual:
Zamanımızda bir genç kızın mehr-i misli ne kadardır?

Cevap;
Emsal mehr demektir. Beldeye, aileye ve kızın sosyal vaziyetine göre değişir. Her halde 5 gram altından aşağı olamaz.

Sual:
Üç erkek kardeş olsa, bunların en büyüğü bir kadını emse, en küçük erkek kardeş bu kadının kızı ile evlenebilir mi?

Cevap;
Süt akrabalığı emen çocuk içindir. Çocuğun akrabaları işin içine girmez. Birinci erkek, kızın süt kardeşidir. Diğer erkekler değildir. Nikâh caizdir.

Sual:
Bir erkek, bir kadına "Benimle evlenir misin?" diye bir mektup gönderse, kadın da “Evet, kabul ettim” diye cevap gönderse nikâh olur mu?

Cevap;
Erkek, kızın cevabını iki şahid huzurunda okuduğu zaman, “Aldım, kabul ettim, nikâhladım” gibi bir kabul beyanında bulunmuşsa, nikâh olur.

Sual:
Erkek veya kadın mürted olursa nikâh bozulur mu?

Cevap;
Erkek mürted olursa, nikâh bozulur. Tekrar tevbe ederse, yeniden nikâh gerekir. Şâfiî’de ise, iddet içinde tevbe ederse, nikâh gerekmeden zevcesine dönebilir. Kadın mürted olursa mezhebin esas prensibine göre nikâh bozulur ise de, sonra gelen mezheb ulemâsı, nikâhın bozulmayacağı, kadının tevbeye zorlanacağı, tevbesi hâlinde zevciyet münasebetinin devam edeceği istikametinde fetvâ vermiştir. İrtidad sebebiyle nikâhın feshinde, talâk sayısı azalmaz.

Sual:
Zevc ve zevce (karı-koca) küsseler, altı ay veya bir sene konuşmasalar, ayrı odalarda yatsalar, nikâha zararı var mıdır?

Cevap;
Hayır. Erkeğin, zevcesine, dört ay veya daha çok zaman veya zaman söylemeyerek, "Sana yaklaşmayacağım" diye yemin etmesine îlâ denir. Dört ay içinde zevcesine yaklaşıp yemin kefareti verir. Aksi halde, bir talâk-ı bâin ile boşanmış olurlar.

Sual:
Fıkıh kitaplarında geçen “Kadın, mehr-i muaccelini almadan kendisini kocasından men edebilir." sözü boşanma mânâsına mı geliyor?

Cevap;
Hayır. Yani kadın, mehr-i muaccelini almadan, kocasının ikametgâhına gitmeyebilir. Gitmişse, kocasının yatağına gelmeyebilir.

Sual:
Fıkıh kitaplarında, “Öldüğünü işitip veya boşadığını bildiren mektubunu alıp başkasıyla evlendikten sonra birinci zevci gelirse ikinci nikâhı bâtıl olur.” diyor. Mektupla talâk zaten sahih değil midir? Sahihse nasıl ikinci nikâh bâtıl oluyor?

Cevap;
Kasdedilen, kocanın talâk verdiğini mektupla bildirmesi değildir. Koca, zevcesini boşadığını bir mektupla yazsa ve zevcesine gönderse, kadın bunu okursa, talâk olur. Bu misalde kocanın öldüğünü veya boşadığını başka birisi mektupla bildiriyor.

Sual:
Önceden mehr konuşulmamış bir nikâhtan sonra, erkek nişan için gönderdiğim şeyler mehr idi derse, bunlar da mehr-i mislden az ise kadın geri kalanı isteyebilir mi?

Cevap;
Mehr konuşulmamışsa, kadın mehr-i misle hak kazanır. Bu ise kadının sosyal bakımdan emsali olan kadınların aldığı mehrdir.

Sual:
Ahret kardeşi, ahret annesi, tarikat kardeşi nasıl oluyor?

Cevap;
İki kişi anlaşıp birbirlerini âhiret kardeşi yapıyor. Her namazda birbirlerine dua ediyorlar. Kardeşin kardeş üzerindeki haklarını yerine getirmeye çalışıyorlar. Ta ki ahirette birbirlerine faydaları olsun. Halk âdetidir; dinî bir şey değildir.

Sual:
Fıkıh kitaplarında diyor ki: “Zevci ölen kadın mehr-i muaccel’in bir kısmını almadığını söylerse bunu mirastan alır; mehr-i muaccel’in hepsini almadığını söylerse bir şey verilmez.” Neden?

Cevap;
Âdet olarak kadın mehr-i muaccelden hiç almadan evlenmez, kocasının evine gitmez. Bu sebeple mehr-i muaccelden hiç almadığı iddiasında bir şüphe vardır. Ama birazını almışsa, gerisini almayı ümid ettiği düşünülür. Bu sebeple gerisi isteyebilir. Kadın, mehr-i muaccelini hiç almadığını delil ile ispatlarsa, mesele değişir. Bunu alabilir.

Sual:
Fıkıh kitaplarında diyor ki: “Bir adam, bir kimseyi (filan kızı, bana şu kadar altın mehr ile iste) diyerek vekil etse, vekil daha çok mehr söyleyerek istese ve böylece nikâh yapılsa fazlasını vermek lazım gelmez.” Yani kadın nikahı bozamaz mı? O zaman kandırmak olmaz mı?

Cevap;
Kadın nikâhı bozamaz. Zira vekilin sözü değil, asilin niyeti ve sözü muteberdir. Böyle nikâh kıyan, riskini de göze almış demektir. Şu kadar ki, asil, vekili şu kadar mehrle nikâhlamak üzere vekil ettiğini ispatladığı takdirde böyledir. Aksi takdirde kadın, vekil vasıtasıyla kıyılan nikâhtaki mehri isteyebilir.

Sual:
Fıkıh kitaplarında diyor ki: “Başka nikâhlısı olmadığını söyleyerek nikâhlanan kimsenin, başka zevcesi olduğu anlaşılırsa nikâh bozulmaz.” Kadın vaziyeti bilse belki nikâh yapmayacaktır. Böyle söylemek hile olmaz mı?

Cevap;
Yalan söylemek, kandırmak câiz değildir. Ama bu şekilde bir nikâh yapılırsa, sahihtir. Kadının sonradan bozma hakkı yoktur. Nitekim evlenmeden evvel karşı tarafı araştırmak lâzımdır. Bu, mala dair bir yalan olmadığı için, sonradan akdi bozma hakkı yoktur.

Sual:
Fıkıh kitaplarında diyor ki: “Üç mezhebde kadın, velileri razı olunca, küfvün gayrısı ile evlenebilir. Hanbelî’de ise evlenemez. Şâfi’îde ve Mâlikî’de bir veli, kadını arzusu ile, küfvünün gayrısına veremez. Hanefîde verebilir.” Bu ifadelerde tenakuz (çelişki) yok mu?

Cevap;
Son cümlede kadının birden fazla velilerinden birisi kastediliyor. Yani aynı derecede birkaç veli varsa, hepsinin bu hususta ittifakı lâzımdır. Hanefî mezhebinde büluğa ermiş kızın nikâhında velinin bulunması veya rızası aranmaz, ama kadın küfvü (dengi) olmayan biri ile evlenirse, veli bu nikâhı bozabilir. Veli de, kızı küfvü olan veya olmayan birine, kızın rızasıyla verebilir. İmam Muhammed’e göre velînin nikâhta bulunması şart değil ise de, izin vermiş olması nikâhın sıhhati için şarttır. Diğer üç mezhebde nikâhı velinin yapması zaten şarttır. Mâlikî ve Şâfiî mezhebinde, veli kızı rızâsıyla küfvü olmayan birine verirse câizdir. Ancak velîler birden fazla ise, bunlardan birinin kızı rızasıyla küfvü olmayan birine vermesi câiz değildir. Zira diğerleri karşı çıkabilir. Hanbelî’de hiç câiz değildir. (el-Mizânü’l-Kübrâ)

Sual:
Fıkıh kitaplarında diyor ki: “Kızımı filana tezvic ettim (nikâhladım) dese, o da işitince nikâhı kabul ettim dese, bütün âlimlere göre sahih olmaz. Ebu Yusuf’a göre sahih olur.” diyor. Sahih olmamasının sebebi nedir?

Cevap;
Kızın haberi ve rızası yoktur. Üstelik sonradan bu kimse inkâr edebilir; yalan söyleyebilir. İmam Ebu Yusuf ise fuzulînin (vekâletsiz iş görenin) nikâhı olarak kabul etmiş ve sahih görmüştür. (el-Mizânü’l-Kübrâ)

Sual:
Fıkıh kitaplarında diyor ki: “Kadında ayıp hâsıl olursa Hanbelî ve Şâfiî’nin bir kavlinde erkek nikâhı fesh edebilir. Mâlikî’de ve Şâfiî’nin diğer kavlinde fesh edemez.” Erkek zaten talâkla boşayabildiği halde, neden fesih oluyor?

Cevap;
Erkek, bu hallerde kabahati olmadığı için, mehr ödemekten kurtulmak için talâk yerine, bu iki kavilde nikâhı feshettirebilmektedir.

Sual:
Üzerinde yorgan ve benzeri örtü olmadan cima yapmak caiz midir?

Cevap;
Câizdir. Ancak edebe aykırıdır.

Sual:
Kadın ve erkek Hanefî mezhebinde olup, nikâhları Şâfii mezhebine göre kıyılsa, talâkla alâkalı hükümlerde hangi mezhebe uyarlar?

Cevap;
Nikâh hangi mezhebe göre kıyılmış ise, şartları ve hükümleri de ona göre tayin edilir.

Sual:
Bir kimsenin fakir anne ve babası kendisiyle beraber oturuyorsa, üst-baş ve ilaçlarını da bu oğlu alıyorsa, nafaka mükellefiyeti düşer mi?

Cevap;
Anne-babasını veya nafaka ödemek mecburiyetinde olduğu akrabasını evine alıp yediren giydiren kimse nafaka borcunu ödemiş olur.

Sual:
Bir kimsenin anne ve babası, diğer çocuğuyla beraber oturuyorsa, bu kimse nafaka olarak anne ve babasına para yollasa, bu paradan anne ve babasıyla beraber oturan kardeşi ve ailesi de faydalansa nafaka borcu üzerinden kalkar mı?

Cevap;
Evet. Geri kalanını kardeşi ve ailesine ihsan etmiş olur.

Sual:
Erkek çocuğuna Furkan ismi koymak uygun mudur?

Cevap;
Furkan, (hakkı batıldan) ayırd etmek manasına gelir. Mana olarak güzeldir. Ama çocuk ismi olarak âdet olmamıştır. Caizdir.

Sual:
Bir kadın nikâh kıyabilir mi?

Cevap;
Buna gerek yoktur. Zira kadın ve erkek iki şâhid huzurunda akdi yapar, yani icab ve kabulde bulunursa nikâh tamamdır.

Sual:
Eşimle çok şiddetli bir kavga esnasında onu korkutmak maksadıyla “Bıraktım, bıraktım, bıraktım” sözünü kullandım. Sonra da “Artık mutlu musun, evli değiliz” dedim. Boşanmak niyeti aklımdan geçmiyordu. O anki öfkeyle söyledim. Boşanmış sayılır mıyız?

Cevap;
“Bıraktım” ve “Terkettim” sözleri kinâyedir. Bununla beraber boşama mânâsında kullanılması müteâref (gelenek) olduğundan, niyet aranmaksızın bâin talâk olur. (Nimet-i İslâm) Diğer iki söz, ayrı birer talâk değilse, birincinin teyidi bakımından söylenmişse, talâk sayılmaz. Tek talâk sayılır. Bu kimse zevcesiyle yeniden nikâh yapmadan bir araya gelemez.

Sual:
Fıkıh kitaplarında “Zina olunmuş kadını başkasının, istibrâ etmeden nikâh ve vaty etmesi câiz olur.” diyor. İstibrâ ile alâkası nedir?

Cevap;
İstibrâ, beri kılmak, temizlemek demektir. Abdest bozarken, idrarın kesilmesine kadar beklemek istibrâdır. Bir cariye ile evlendiği zaman, hâmile olup olmadığını anlamak üzere âdet görene kadar bekleyip kendisine yaklaşmamak da istibrâdır. Zinâ edilmiş kadın böyle değildir. Zira zinâ meşru bir yakınlık hâsıl etmez.

Sual:
Babanın olduğu hallerde velâyet ve vesâyet onun elindeyken, babanın yokluğunda ikisinin ayrılmasının sebebi nedir?

Cevap;
Veli, bir kimsenin aile hukukuna dair işlerinde söz sahibi olan temsilcidir. Vasi ise mallarında söz sahibi olan temsilcidir. Veli, çocuk ile aynı dinden, akıllı ve bâliğ olmalıdır. Vasi için bunlar yetmez. Reşid, emin ve malî mevzularda ehil olması da lâzımdır. Küçük çocuğun velisi ve vasisi aynı kişidir. O da babadır. Baba, bir başkasını vasi tayin edebilir. Baba ve vasisi yok ise, veli ve vasi dededir. Dede birini vasi tayin edebilir. Tayin etmemişse, mahkeme bir vasi tayin eder. Baba ve dedesi olmayan çocuğun vasisi, baba veya dedenin yahud mahkemenin tayin ettiği vasidir. Ancak veli, baba tarafından en yakın erkek akrabasıdır. Mesela babası ve onun tayin ettiği vasi olmayan çocuğun dedesi varsa, hem veli hem vasi dededir. Ama dede de yoksa, amca varsa, amca velidir; vasi ise mahkemenin tayin ettiği kimsedir. Eğer elverişli ise mahkeme amcayı da vasi tayin edebilir. Anne veli olmaz. Ama baba veya dede yahud mahkeme anneyi vasi tayin edilebilir. Nitekim Osmanlılarda umumiyetle böyledir. Önceki misalde veli amca iken, vasi anne olabilir. Velâyet şahsa ve ailevî münasebetlere, vesayet ise mala bağlıdır. Velinin salahiyeti sadece aile hukukuna ve çocuğun terbiyesine dair az bir takım işe inhisar eder. Vasi ise, daha geniş bir sahada, çocuğun mal varlığında salahiyet sahibidir. Baba ve dedede her ikisinde de çocuğun menfaati bakımından gerekli dikkat ve ihtimamın bulunduğu farzediliyor. Baba ve dede yoksa, velâyetin, aileden birine geçmesinde beis görülmüyor. Ama vesayet ancak maldan anlayan emin birine geçiyor. Çocuğun korunması maksadına matuf bir tatbikattır.

Sual:
Eşler arasında on sene gibi uzun müddetli küslükler veya ayrılıklar yaşansa, nikâha bir zarar gelir mi?

Cevap;
Hayır. Ancak erkek, dört ay veya daha fazla bir zaman için zevcesine yaklaşmayacağına yemin etse, yani îlâ yapsa, bu zaman içinde de yaklaşıp yemin kefareti vermez ise, müddetin bitiminde nikâh bozulur, talâk vâki olur.

Sual:
Bir insan câhillik devrinde, yani İslâmiyetten haberi olmadığı, talâkın şartlarını bilmediği vakitlerde, zevcesine bilmeden talâk vermişse, bunun hükmü nedir?

Cevap;
Bu devirde eğer zaten Müslüman değilse, şer’î prensiplerle muhatab değildir. Müslüman olunca, önceki nikâhı devam eder. Eğer Müslüman ama şer’î mevzuları bilmekte câhil ise, câhillik burada özür değildir. Bir ameli yapan müslümanın bunun hükümlerini, en azından şartlarını bilmesi farzdır. Bilmiyorsa, bilme imkânı da yoksa, bu özür olur.

Sual:
Adı, anne adı ve doğum tarihine göre ebced hesabıyla insanların karakteri, su-toprak-hava veya ateş olmak üzere tesbit ediliyor. Muhyiddin Arabî’ye varan bir ilim olduğu söyleniyor. Ben de yaptırdım. Ben su, nişanlım ise ateşmiş. Bu evliliğin sıkıntılı olacağı söylendi. Nasıl hareket etmek gerekir?

Cevap;
Ebced hesabı, Arab alfabesinde harflerin rakam değeri bulunduğu faraziyesine dayanan bir sanattır. Daha ziyade hâdiselere tarih düşürmek için edebiyatta kullanılır. İnsanların karakteri, olmuş veya olacak hiçbir hâdise buna bağlanamaz. Eski hükemâ (Yunan filozofları) insanlardaki hormon ifrazatını nazara alarak, demevi, lenfavî, safravî ve sevdavî olmak üzere dört karakter türü tesbit etmiştir. Bunun tayini de doğum gününe ve isme göre değil, fizikî hususiyetler nazara alınarak olur. Bugünki ilim, bu tasnife ehemmiyet vermemektedir. Binaenaleyh aklen ve dinen ciddiye alınacak bir husus değildir. İnsanların burcu, doğum tarihi değil; genetik hususiyetleri, doğup büyüdüğü çevre, karakterinde çok daha tesirlidir.

Sual:
Fâsık veya bid’at ehlinin nikâhını kıymak veya bu nikâhta şâhid olarak bulunmak câiz midir?

Cevap;
Gayrımüslim olduğu iyi bilinmedikçe nikâh kıydıran herkesin nikâhını kıymak veya şâhid olarak bulunmak câiz, hatta başkası yoksa vecibedir. Günah ve bid’at insanı dinden çıkarmaz; müslümanın Müslüman üzerindeki haklarını ortadan kaldırmaz.

Sual:
Fıkıh kitaplarında geçen “Evli bir kadının irtidadı sebebiyle nikâh fesh olur, fakat talâk sayısı azalmaz” sözünün mânâsı nedir?

Cevap;
Talâkta kocanın üç hakkı vardır. Her talâk verdiği zaman, üç talâk hakkından birini kullanmış olur. Ama nikâh fesholunmuşsa, talâk sayılmadığı için, bu hakların hiç biri düşmez. Nikâh fesholsa, kadın tekrar imana gelse, nikâh tazelense, üç talâk hakkına zarar vermez. Üçü de aynen kalır. Yani üç defa boşanabilir.

Sual:
Gayrımüslim süt anne olabilir mi?

Cevap;
Evet. Aynı şekilde evlenme mânisi ve mahremiyet doğar.

Sual:
Müslüman bir kadın Hristiyan veya Yahudi olsa, ehl-i kitap olduğu için evlilik devam eder mi?

Cevap;
Mürted ile nikâh bozulur. İster ateist olsun, ister başka bir semavî dine girsin, farketmez. Bazı âlimlere göre kadın mürted olursa, dârülislâmda tövbe edip tekrar Müslüman olmaya zorlanacağı için evlilik devam eder. Ama kocası bununla beraber olamaz.

Sual:
Yabancı kadınların isimlerini zikretmenin dinen mahzuru var mıdır?

Cevap;
Böyle bir yasak mevzubahis değildir. Ancak Osmanlı terbiyesinde bir erkek için, kendisine yabancı kadınları isimleri ile anmamak bir nezâket ve terbiye eseridir. Arnavutluk isyanının sebeplerinden birisi de, nüfus sayımında memurların köylü Arnavutlara kadınlarının isimlerini sormalarıydı. Berika’da lisan âfetleri bahsinde der ki, Edeb, yabancı hanımların ismini kinâye ile zikretmeyi gerektirir. Nitekim Kur’an-ı kerimde Meryem’den başka hiçbir kadın ismiyle zikredilmemiştir. Hatta bazen o bile zikredilmemiştir. “O kadın ki iffetini muhafaza etti” meâlindeki âyet-i kerimede kadın, Hazret-i Meryem’den kinâyedir.

Sual:
Osmanlılar neden çocuklarına Muaviye ismini vermemiştir?

Cevap;
İsim âdete tabidir. Muaviye söylenişi zordur. Şit, Hud, Şuayb, Elyasa gibi çok peygamberin ve çok sahabilerin de ismi Türkler arasında âdet olmamıştır. Ama Türkler Muaviye yerine, onun künyesi olan Ebu Yezid veya kolay söylenişiyle Bayezid ismini çok koymuştur. Arablar zaten künyeyi daha çok kullanır. Muaviye ismine fazla rastlanmamasından, Türklerin Şia’ya meyilli olduğu gibi bir mânâ çıkarmak doğru değildir.

Sual:
Kocasından haksız yere şiddet gören kadının boşanması nasıl olur?

Cevap;
Hanefî ve Şâfiî mezhebinde, kocasından şiddet gören kadın bunu mahkeme veya polise intikal ettirerek, ceza alması yoluna gider.  Buna ilâveten Mâlikî ve Hanbelî mezhebinde kocası kendisine kötü muamele yapan kadın, mahkemede iki şahidle bunu ispatlayarrak, kendisini boşayabilir. Bir bâin talâk olur.

Sual:
Süt kardeş, kişinin öz kardeşi gibi mahrem midir?

Cevap;
Evet. Bununla evlenmek câiz değildir. Ancak nafaka ve miras mevzubahis olmaz. Ayrıca süt kardeşler genç ise, fitneye yol açmamak için dikkatli olunması gerektiği; mahrem yerlerini birbirine göstermekten, başbaşa kalmaktan ve beraber yolculuk yapmaktan sakınılması gerektiği bütün bunların genç süt kardeşler için tenzihen mekruh olduğu fıkıh kitaplarında yazar.

Sual:
Zevcesi ile münakaşa ederken “Seni bıraktım” sözü söylense boşanma olur mu?

Cevap;
Talâkta kinâye lafızları, üç çeşittir: 1-Kalk, çık, git gibi, talâka ihtimali olan lafızlardır. Bunlardan “kalk, git, aramızdaki niza bertaraf olsun” mânâsı da kast edilmiş olabilir. 2-Hem talâka, hem de kötülemeye ihtimali olan lafızlardır. “Sen bâinsin (ayrısın)” tabiri, hem evlilikten ayrısın, hem de hayırdan ayrısın mânâsına gelebilir. 3-İddet bekle gibi yalnız talâka ihtimali olan lafızlardır. Bunların kullanılması da üç halde olur: 1-Rıza halinde, kocanın niyeti muteberdir. 2-Gazap halinde, ilki iki çeşit kinaye lafzı niyete muhtaçtır; üçüncüsü değildir. 3-Talâk müzâkeresi hâlinde, yani iki taraf boşanmak hususunda konuşuyorsa, ilk çeşit kinâye lafızlarda niyet aranır. Sonraki ikisinde aranmaz. Bunların hepsi kazâendir. Yani mahkemeye (kadıya) müracaat hâlinde mevzubahis olur. Aksi takdirde sarih lafızda niyet aranmaz; kinâye lafızda aranır. Kinâye lafızla talâk, her zaman niyete muhtaçtır. Mahkeme, talâk müzâkeresi sırasında söylenen kinâî lafızları talâk sayar. Ama diyâneten, yani kul ile Allah arasında, bu niyetle söylenmemişse talâk olmaz. Mâlikî mezhebinde, “Sen bâinesin” gibi açık kinâyelerde niyet aranmaz; “Çık, git!” gibi gizli kinâyelerde, niyet aranır. Kinâyelerde, tek söylese bile, üç talâk kabul edilir.

Sual:
Bir erkek zevcesini boşadığını bir kâğıda veya mektuba yazsa boşanmış olur mu?

Cevap;
Bir adam tahta, sayfa, duvar gibi bir şeyin üzerine okunaklı bir şekilde zevcesini boşadığını yazarsa, zevcesini boşamaya niyet ettiği takdirde talâk gerçekleşir. Niyet etmese de gerçekleşeceğini söyleyenler de vardır. Talâk cümlesi isimsiz, adressiz olursa, yani zevcesine izafe edilmemişse, niyet etmişse talâk gerçekleşir. Su veya hava üzerine yazarsa, mutlak surette (niyet etse bile) talâk vâki olmaz. Mektup ve hitap suretiyle yazarsa, meselâ "Ey filâne! Bu mektubum sana geldiği vakit sen boşsun" derse, mektup ulaştığında kadın boş olur. Yahud "Ey filâne! Bu mektubumu okuduğun vakit sen boşsun" derse okuduğu zaman talâk olur, okumadıkça olmaz. Ancak hiç böyle bir şarta bağlamadan bir kâğıda veya tahta ya da duvara, okunalı bir şekilde “Ey fülâne! Seni boşadım” yazarsa, göndermese de talâk olur. Bunlar kazâendir. Ancak okunaklı ve adresli mektupta, erkek, “Ben bununla yazımı denemek istedim” derse, kazâen dinlenmez; ama diyâneten muteberdir, yani talâk gerçekleşmez. Erkek mektubu bir başkasına yazdırsa, talâkı ikrar olur. Bir kimse talâkı yalandan veya şakadan ikrar ederse, kazâen talâk vâki’, diyâneten vâki’ değildir. Bunu sonra kendi imzalayıp gönderse, talâk olur. (İbni Abidin)

Sual:
“Zina edenler, ancak zina edenlerle veya müşriklerle evlenebilir” mealinde bir âyet-i kerime vardır. Bunu nasıl anlamalıdır?

Cevap;
Nur suresinin bu 3. âyet-i kerimesinin hükmü, aynı surenin "İçinizden bekârları evlendirin" mealindeki 32. âyet-i kerimesi ile mensuhdur, nesh edilmiştir. Said bin Müseyyeb böyle buyurdu. Ulemanın ekserisi de bu görüştedir. İbni Ömer, Salim, Câbir bin Zeyd, Atâ, Tâvus, Ebu Hanife, Mâlik ve Şâfiî’nin kavli de budur. Zina büyük günah ise de, işleyen müslüman ise dinden çıkarmaz. Müslüman bir kimsenin müşrik ile evlenmesi câiz değildir. Kâfir ve zinâ edenler için muvakkat bir düzenlemedir. Ebû Dâvûd ve Tirmizî'nin rivayetine göre Amr bin Şuayb babasından, o dedesinden rivayet ettiğine göre, Mersed bin Ebi Mersed Mekke'deki esirleri Medine'ye getirip, kurtarırdı. Mekke'de "Anak" diye adlandırılan bir fâhişe vardı, bu da onun dostu idi. Mersed dedi ki: Peygamber aleyhisselâma gelip dedim ki: Ya Resulallah! Anak'ı nikâhlayayım mı? Bir müddet sustu, bana cevap vermedi. Bunun üzerine: "Zinâ eden kadını da ancak zinâ eden veya müşrik olan bir erkek nikâhlayabilir" mealindeki âyet-i kerime nâzil oldu. Beni çağırdı ve bana bu âyeti okuduktan sonra: "Onu nikâhlama" dedi. Bu hüküm o kadına hastır, çünkü o kadın kâfir idi. Zina eden müslüman bir kadının nikâh akdi feshedilmez. Bazı âlimlere göre ise, bu hüküm, kendilerine zinâ haddi tatbik edilmiş erkek ve kadın içindir. Böylece zinâ haddi vurulmuş bir erkeğin, zinâ haddi vurulmuş bir kadından başkasıyla evlenmesi câiz değildir. Hasan Basrî, Zeccâc ve Nehaî bu görüştedir. Nitekim Ebû Davud'un Sünen'inde Ebu Hureyre’den şu rivayet vardır: Resûlullah aleyhisselâm buyurdu ki; "Zinâ edip had vurulmuş bir erkek, ancak kendisi gibi olanı nikâhlayabilir." Şâfiî mezhebinin müteahhirr âlimlerinden bazısı bu görüştedir. Hatta âyeti kerimenin müşriklerle evlenme kısmının nesholunduğunu, zinâkâr ile evlenme kısmının hükmünün bâki olduğunu söylerler. Mâlikî âlimi İbnu'l-Arabî der ki: Nikâh lafzı ile ya İbni Abbas'ın dediği gibi, cinsî temas kastedilmiştir; yahud da nikâh akdi. Eğer cinsî temas kasdedilmiş ise bunun mânâsı, zinâ ancak zaniye bir kadın ile yapılır. Yani erkek de, kadın da, her iki taraf da zinâkârdır. Buna göre âyetin takdiri de şöyle olur: Zinâkâr bir kadın ile temas kurmak, ancak zinâ eden bir erkeğin yahut müşrik bir erkeğin işidir. Şayet nikâh lafzı ile akid kasdedilmiş ise, âyet-i kerimenin manası şöyledir: Zinâ etmiş bir kadın ile evlenip de, hâmile olup olmadığını anlamadan onunla gerdeğe giren bir kimse, zinâ eden kişi gibidir. Ancak bu hususta ulemanın ihtilâfı dolayısıyla ona had vurulmaz. Veya zinâ eden kadını, ancak onun zinâsına razı olan bir erkek nikâhlayabilir, demektir.

Sual:
Kardeşimin nikâhını zamanında 1 erkek 1 kadın şâhid ile kıydılar. Bu nikâh sahih midir?

Cevap;
Nikâhı kıyan hoca da şâhid sayılır. O zaman sahihtir.

Sual:
Akika kurbanı en son ne zamana kadar kesilir?

Cevap;
Çocuk için şükür olarak kesilen akika kurbanı, ölene kadar kesilebilir. Hatta kişi, kendi kesilmemişse, kendisi de kesebilir.

Sual:
Müslüman olmayan ana babaya hürmet etmek, ellerini öpmek küfre sebep olur mu?

Cevap;
Hayır. Müslüman olmayan bir kimseye, dini için hürmet etmek böyledir. İslâmiyet, din düşmanı olmayan gayr-ı Müslimlere iyilik etmeyi yasaklamaz.

Sual:
Nişanlı iken dinî nikâh yapılmış olsa, mehir de belirlenmemiş olsa, daha sonra nikâh bozulsa, mehre hak kazanılır mı?

Cevap;
Zifaf ve halvet olmamış, yani kız ile erkek zifaf olacak şekilde başbaşa kalmamışsa, kıza örfe uygun bir hediye verilir. Bu ise bir kat elbisedir.

Sual:
Nişanlım ile dinî nikâh yaptıktan bir müddet sonra yurt dışına çıktım. Bu zaman zarfında nişanlımdan hiç haber alamadım. Dönüşte nişanlımın başka bir erkek ile evlendiğini ve çocuğu olduğunu öğrendim. Bunun üzerine kendisini gereken sözleri kullanarak boşadım. Ancak bunu bilmesi gerekiyormuş. Kendisine ulaşamıyorum. Boşadığımı nasıl haber vermeliyim?

Cevap;
Talâkı kadına işittirmek lâzım değildir. Bir kadının, nikâhlı olduğu halde başka bir erkek ile nikâhlanması câiz değildir. Bu ikinci nikâh sahih olmadığı gibi, bile bile yapılırsa, imana da zarar verebilir. Boşadığını kadına muvafık biriyle işittirip, ikinci kocası ile tekrar nikâh kıymasını temine yardımcı olmalıdır. Ayrıca kadını boşayınca, eğer zifaf veya halvet olmamışsa, yarım mehr ödemek gerekir. Bu sebeple mehr karşılığı boşanmak mümkündür, buna muhâlaa denir; ancak artık geçmiştir.

Sual:
İslâmiyette beşik kertmesi var mıdır?

Cevap;
Erkek veya kız çocuk bulûğa erdikten sonra kendi serbest iradesiyle evlenebilir. Erkek veya kız çocuk, bulûğa gelmeden, velisi tarafından nikâhlanabilir. Bulûğa erdiği zaman, erkek veya kız bu nikâhı reddedebilir. Buna bulûğ muhayyerliği denir. Veli eğer baba veya dede ise, erkek bulûğa erince, bu nikâhı bozar; kız ise eğer dengi ise ve mehr-i mislden yukarıya nikâhlanmışsa bozamaz. Beşik kertmesi, daha ziyade bir vaaddir, söz vermedir. Nişanlanma gibidir. Şer’î bir borç doğurmaz.

Sual:
İki Şâfiî’nin nikâhında, nikâhın şartları Şâfiî mezhebine göre değil de, Hanefî mezhebine uygun ise, talâk hususunda da Hanefî’ye mi uyulacaktır?

Cevap;
Hanefî mezhebinin hükümleri câridir. Zira Şâfiî mezhebine göre nikâh yoktur.

Sual:
Hiç bir müslümanın yaşamadığı bir yerde bulunan mü'min erkek ve kadın nikâhlanabilirler mi?

Cevap;
Zaruret sebebiyle, gayrımüslim şâhid huzurunda evlenirler.

Sual:
Kitâbiyye (Ehl-i kitab kadın) ile evlenirken şâhidlerin müslüman olması şart mıdır?

Cevap;
Hanefî mezhebinde evlenen kadın zimmî ise, şâhidler de zimmî olabilir.

Sual:
Bir kimsenin kayın validesine bakması farz mıdır?

Cevap;
Hayır. Kocası yoksa, oğlu ve kızı bakar. Kadın fakir değilse, kendi servetinden bakımı karşılanır. Kadın da, oğlu, kızı da fakirse, annelerini yanlarına alıp beraberce geçinirler. Bunlar da yoksa, bakma mükellefiyeti en yakın akrabaya düşer. Bu da yoksa beytülmal (devlet hazinesi) bakar.

Sual:
Hazret-i Âdem ve Havva’nın çocukları kendi aralarında evlenerek mi çoğalmışlardır?

Cevap;
Evet. Peygamberlerin bildirdiği iman aynıdır. Ama her peygamberin şeriatı, yani emir ve yasakları farklı olabilir. Muhammed aleyhisselâmın şeriatında kardeşlerin evlenmesi haramdır. Ama Âdem aleyhisselâmın şeriatında haram değildi. Orada da her çocuk kendi ikiziyle değil, diğer ikizin kardeşi ile evlenebiliyordu. Bu da şer’î bir hükümdür.

Sual:
Çocuğa Sudenaz ismini koymak uygun mudur?

Cevap;
Sudenaz, mânâsız bir isimdir. Çocuğa mânâsı güzel isim koymak lâzımdır.

Sual:
Amerika’da tahsil yapan bir gencin, hem harama düşmemek, hem de İngilizceyi iyi öğrenmek için gayrımüslim bir kızla evlenmesi câiz midir?

Cevap;
Hristiyan bir kadınla evlenmek tahrimen mekruhtur. Din kaynakları, haramdan fayda değil, zarar geldiğini söylüyor.

Sual:
Bir kişinin abisi anneannesini emse, bu kişi dayısının kızı ile evlenebilir mi?

Cevap;
Emen kişinin çocukları, anneannenin bütün torunlarının süt dayısı veya amcası olur, evlenemez. Ama kendisi emmeyip ağabeyi emen, dayısı veya teyzesi kızı ile evlenebilir.

Sual:
Cima için uygun olmadığı bildirilen vakitlerde şehvet çok galebe çalar ise cima yapmak caiz olur mu?


Cevap;
Şartlar müsait olduğu her zaman cima caizdir. Bu gibi sebeplerle tehir etmemelidir. Bunlar tavsiye mahiyetindedir. Zaman bozuktur.

Sual:
Bir kadının erkeğin arkasından gitmesi dinî bir hüküm müdür?

Cevap;
Erkeğin önden yürümesi kadını muhtemel tehlikelerden korumak için âdet olmuştur. Edebdendir.

Sual:
Müslüman olan bir kadın, gayrımüslim erkekle evli kalabilir mi?

Cevap;
Kalamaz; hemen ayrılması lazımdır. Ama bir zaruret varsa, günah işlemeden bir arada olabilir. Yani resmen evli kalabilir. Ama birbirlerine helal olduğuna itikat etmemek kaydıyla. Helâl olduğunu itikat ederse imanı gider. Böyle itikat etmezse, haram olduğunu bilirse ve zaruret olmadan evli kalmaya devam ederse günahkâr olur.

Sual:
Kayınvalidesiyle oturmak istemeyen gelin, evi terk edebilir mi?

Cevap;
Kadın, kayınvâlidesi ile aynı evde oturmak istememesi hakkıdır. Kendisine ayrı bir helâsı olan kilitli bir oda verilmişse, oturabilir. Ancak bu sebeple evi terkedemez.

Sual:
Müslüman kadın (evli veya bekâr), kölesiyle cinsî münasebete girebilir mi?

Cevap;
Hayır, zinâ olur. Nikâhlanması gerekir.

Sual:
Aralarında nikâh bulunmayan bir erkek ile bir kadın, halvet olsalar, yani baş başa kalsalar, bunlar arasında hürmet-i musahere doğar mı? Yani mesela bu kadının annesi ile bu erkek evlenebilir mi?

Cevap;
Halvet, hürmet-i musahereyi icab ettirmez.

Sual:
Damadın alkollü olduğu bir vaziyette nikâh kıyılır mı?

Cevap;
Ne söylediğini biliyorsa kıyılır. Sarhoşun nikâh ve talâkı sahihtir.

Sual:
Çocuğun parası ile annesi ileride çocuğa ait olmak üzere takı alıp takabilir mi?

Cevap;
Sadece sikke veya külçe altın alabilir. Zira takının işçilik sebebiyle değeri düşebilir. Para olarak muhafaza da edemez. Zira paranın kıymeti düşer. Veli veya vasi, çocuğun parasını altın olarak muhafaza etmek mecburiyetindedir. Anne, çocuğunun parasını, sonradan altın üzerinden ödemek üzere harcayabilir.

Sual:
Şâfiî mezhebindeki biri, küfre düştüğü zaman, tövbe ve tecdid-i iman ederse, karı-koca olarak yaşamaya devam edebilir mi?

Cevap;
Küfre düşünce nikâh bozulur. Tekrar nikâh gerekir. Hanefî’de erkek önceden “her ne zaman nikâhımız bozulursa seni tekrar kendime nikâhlamak üzere” kadından vekâlet almışsa, tecdid-i nikâh ile nikâh geri gelir. Ama Şâfiî’de bu yetmez; kızın velisi ile yeniden nikâh gerekir.

Sual:
Zıhar yapan bir kimse, oruç tutmayıp para ile kefaret verebilir mi?

Cevap;
Zıhar yapan (yani hanımının mahrem yerini annesi veya kızkardeşi gibi mahrem bir akrabasının mahrem yerine benzeten) kimsenin 2 ay ardarda oruç tutması lâzımdır. Bunu yapamıyorsa, oruç kefaretinde olduğu gibi 60 fakiri sabahlı akşamlı doyurması veya giydirmesi gerekir. Aksi takdirde hanımına yaklaşamaz.

Sual:
Nikâh akdi sırasında kadın erkeğe "Benden başkasını nikâhlamayacaksın" veya "Başkasını nikâhlarsan beni boşayacaksın" diye şart ileri sürebilir mi?

Cevap;
Sürebilir; ama lağv şarttır. Yani erkek buna uymak zorunda değildir. Ama “Benden başkası ile evlenirsen, ben boş düşmek şartıyla nikâhlandım” derse, erkek bir başkasıyla nikâhlandığı an, ilk hanım boş düşer.

Sual:
Erkek nikâh akdi sırasında boşama hakkından vazgeçebilir mi?

Cevap;
Hayır. Doğmamış haktan feragat mümkün değildir.

Sual:
Nikâh esnasında sadece mehr denmiş ise ne kadarı muaccel olur?

Cevap;
Konuşulmuşsa, konuşulduğu kadardır. Mehr-i müeccel konuşulmuşsa, hepsi böyledir. Mehr konuşulup ne kadarı muaccel, ne kadarı müeccel kesilmemişse, âdete bakılır. Bugün için evlenirken kadınlara takılan set, ziynet vs. muaccel olur.

Sual:
Erkek, nikâhtan sonra zevcesine bir mikdar altın vermiş; fakat “bu senin mehr-i muaccelindir” dememiş ve bu niyet ile de vermemiş olsa, daha sonra bu verdiklerim mehr-i muacceldi şeklinde niyet edip kıza bunu söylese caiz olur mu?

Cevap;
Sonradan niyet olmaz. Mehr-i muaccele tek taraflı niyet de olmaz, kızın rızası lâzımdır. Ama bunları mehr niyetiyle vermişse, mehr olur. Âdete bakar.

Sual:
Çocuklara göbek adı takmak doğru mudur?

Cevap;
Âdettir. Dinî bir husus değildir.

Sual:
Bir kimse hangi koşullarda hangi akrabalarına nafaka vermek mecburiyetindedir?

Cevap;
Zevcesine her halde nafaka verir. Usul ve füruya (anne-baba, dede-nine, çocuk ve torunlaar) fakir iseler nafaka verir. Amca, hala, dayı, teyze, kardeş, yeğen gibi nikâh düşmeyen akrabaya fakir ve çalışamayacak vaziyette iseler, yani sakat, kadın veya çocuk iseler nafaka vermek akrabalık derecesine göre vâcibdir.

Sual:
Kızgınlık hâliyle zevcesine üç defa ''boş ol'' diyen kişi ne yapmalıdır?

Cevap;
Derhal ayrılmaları gerekir.

Sual:
Bir kadın, kendi kazancından, eşinin rızası olmasa dahi ailesine yardım edebilir mi?

Cevap;
Evet. Kadının kendi mülküdür, dilediğini yapabilir.

Sual:
Düğünden evvel, nişanlı kız ile oğlanın daha rahat davranabilmek için dinî nikâh yaptırmaları uygun mudur?

Cevap;
Hiç uygun değildir. Nikâh düğün günü yapılmalıdır.

Sual:
Sebepsiz talâk, yani kadını sebepsiz yere boşamak hukuken hüküm ifade eder mi?

Cevap;
Şer’en muteberdir; fakat sebepsiz boşamak mekruhtur.

Sual:
Belediye kaydı, şer’î nikâh yerine geçmez mi? Nitekim sözde aslolan olan mana değil midir?

Cevap;
Şer’î hukukta nikâh için gerekli olan sözler (icap ve kabulün) mazi (geçmiş zaman) sigasıyla söylenmesi gerekir. Nikâh, zinânın zıddıdır. Akid için söylenen sözde en ufak bir şüphe olmamalıdır. Bu sebeple eskiler tedbiren, bu işleri bilen bir kişinin imamın nikâh kıymasını tercih etmişlerdir. Üstelik belediye kaydı, dinî nikâhı muteber saymayan bir sistemin unsurudur. “Belediyenin bana verdiği yetkiye dayanarak” sözü bile bunu göstermektedir. Şer’î hukukta evlenmesi caiz olmayan kimseler, belediye kaydı ile evlenebilmekte; akdin sıhhati için aranan şartlar, burada aranmamakta; vekâlet ve velâyet yoluyla akid yapma imkânı ise hiç bulunmamaktadır. Bu sebeple, kanuna riayet mecburiyeti sebebiyle belediye kaydı yaptırdıktan sonra, dinî nikâh yapılır. Buna engel yoktur. Bunları bilmediği için, belediye kaydı ile iktifa edip, dinî nikâh kıydırmamış olan kimse mazurdur. Zira dârülharbde bilmemek özürdür; öğrenmemek kabahattir.

Sual:
Câmide nikâh ve düğün yapmak câiz midir?

Cevap;
Şir’atü’l-İslâmda izah edildiği gibi, hadîs-i şerifte, “Nikâhı mescidde yaparak ve def çalarak ilân ediniz” buyuruluyor. Zira mescidler, insanların toplandığı yerlerdir. Böylece evlenenler töhmetten kurtulur. Şerh-i Mesâbih’ten alarak diyor ki: Bu hususta düşünmeli, zararı gerektiren bir şey yapmamalıdır. Zaman içinde düğün cemiyeti âdetleri değiştiği için, nikâhın ve düğünün mescidlerde yapılması terkedilmiştir. Osmanlılar mahzurlarını düşünerek böyle yapmamışlardır. Nikâhı düğün günü kız evinde bir cemaat huzurunda yapmak ve nikâhta oğlan ve kız yerine veli veya vekillerinin bulunması âdet olmuştur. Kızın gelinliği ve süsüyle yabancılara görünmesi, hele hayızlı ve gayrı mesture kadınların, çocukların câmiye girmesi, câmide kadın-erkek bir arada oturulması câiz olmadığından, nikâh cemiyetinin mescidlerde yapılması da uygun değildir. Nikâhı mescidlerde yapınız hadîs-i şerifi, nikâhın mescidde olmasının sünnet olduğunu değil, câiz olduğunu bildiriyor. Burada maksat, nikâhın ilanıdır. Nitekim hadis-i şerifte “Nikâhı mescidde yapınız ve def çalınız” buyurulmaktadır. Mescidde ise def çalmanın uygun olmadığı ortadadır. Asr-ı Saadet’te mescid bütün sosyal işlerin görüldüğü bir merkez gibiydi. Fakat sahabiler, mescidin edebini gözetirlerdi. Hazret-i Ömer’den itibaren mescidler yalnızca ibadetlerin yapıldığı yerler hâline gelmiş, hatta halife, cemaatle namaza hanımların gelmesini yasaklamış ve “Resulullah aleyhisselâm, şimdiki hâli görseydi, benim yaptığımı yapardı” buyurmuştur. Zamanın değişmesiyle, âdete bağlı hükümler de değişir. Şu halde, câmi âdâbına uygun bir şekilde giyinmiş bir hanımın nikâhı için mescide gelmesi caiz ise de; zamanımızda moda olmaya başladığı gibi, nikâh için kadın-erkek karışık mescidde toplanmak, ziynetli kıyafetlerle imamın önünde diz çökmek, mescidleri düğün meclisi, hatta avlusunu kokteyl mekânı olarak kullanmak, sünnete uygun olmak şöyle dursun, câiz değildir.

Sual:
Hanımına ve kız çocuğuna bakmayan birine karşı açtığımız boşanma davasında, mahkeme anne ve kıza muayyen bir mikdar nafaka takdir etti. Nafakayı takibe koyarken, faiz, harç ve vekâlet ücreti de eklendi. Bu ilave mikdarı almak caiz midir?

Cevap;
Boşanmış kadın kocasından nafaka alamaz. Böyle olduğu iyi bilinen bir talebe vekil olmak da caiz değildir. Ancak ödenmemiş mehr, ödenmemiş nafaka ve koca tarafından el konulmuş çeyiz gibi mallar için, mahkemeye başvurup, nafaka nâmına tazminat alınabilir. Bu mikdardan fazlasını alamaz. Gecikme zammı burada fâiz değildir. Masraflar ve vekâlet ücreti de davalıya aittir.

Sual:
Bir kimse küfre düşürücü bir iş yapsa veya söz söylese, nikâhı düşer mi?

Cevap;
Evet. Hanımından “Her ne zaman nikâhımız bozulursa, seni tekrar nikâhlamak üzere beni vekil et!” deyip, o da ederse, kadın olmasa bile, iki şâhid huzurunda nikâh tazeleyebilir. Câmilerde yatsı namazından sonra iman ve nikâh tazeleme duasının topluca okunması, bu sebeple Osmanlılardan kalma bir gelenektir. Böylece işitenler şahid olur.

Sual:
Küfre düştüğü için zevcesi ile nikâh tazeleyen kimse, bir daha mehr verir mi?

Cevap;
Her yeni nikâh mehri icab ettirir.

Sual:
İslâm hukukuna göre bir çift ayrıldığında çocuk kime kalır? Âyet-i kerimede geçen ''mevlûdun lehu'', çocuğun babaya kalacağına delil midir?

Cevap;
O âyet-i kerime, nesep ve nafakanın delilidir. Eşler ayrıldığında, oğlan 7, kız 9 yaşına kadar başkasıyla evlenmemiş ve müslüman ise, annesinin yanında kalır. Hanefîlerin delili çocuğun kendi işini görecek hale geldiği 7 yaş ve Hazret-i Ebu Bekr’in, Âsım bin Ömer'in çocuğunu bu yaşa kadar annesinde tutmasını delil alır. Şâfiilerde ise bülûğ esastır ve Hazret-i Peygamber’in böyle bir çocuğu anne veya babasını seçmekte muhayyer bırakmasını delil almıştır.

Sual:
Yabancı bir kadın için, iki şâhid yanında bu benim eşimdir dese, onlar da tamam dese, kızın bunu sözlü olarak tasdik etmesi şart mıdır?

Cevap;
Nikâh, icab ve kabul demektir. Kız, sözlü olarak kabul etmelidir. İki irade beyanının da mâzi (geçmiş zaman) sigalı olması şarttır. “Bu benim eşimdir” demek, bir şeyi yalandan beyandır. Nikâh olmaz.

Sual:
Ehl-i kitab (Yahudi ve Hristiyan) kadınlarla evlenmenin helâl olduğu âyet-i kerimede geçiyor. Fakat fıkıh kitaplarında bunun tahrimen mekruh olduğu söyleniyor. Allah’ın helâl dediğine nasıl haram denebilir?

Cevap;
Ehl-i kitab ile evlenmek, helâl değil, câizdir. Câiz, haram olmayan, sahih olan demektir. Câiz olan bir şey, mekruh olabilir. Ehl-i kitab ile yapılan evlilik sahihtir. Bu kişi zina etmiş olmaz. Ama böyle bir evlilik, dârülislâmda tenzihen, dârülharbde tahrimen mekruhtur. Nitekim bâin talâk da muteberdir; ama mekruhtur.

Sual:
Reşit, âkıl ve bâliğ, birbirini seven ve evlenmek isteyen iki talebe genç, aileleri izin vermezler düşüncesiyle, haramdan ve zinâdan korunmak için ailelerine haber vermeden belediye kaydı ya da dinî nikâh kıydırmaları câiz olur mu?

Cevap;
Üç mezhebde ve Hanefî’de İmam Muhammed'e göre, bâliğa kız, velisi izni olmadan evlenemez. Nikâh gibi ulvî ve mühim bir müesseseyi dört mezhebe uygun yapmalıdır. Ailelerden gizli yapılan işlerden de sonradan ictimaî problemler doğması çok muhtemeldir.

Sual:
Kayınvalide ve kayınpeder hakkı, ana-baba hakkı gibi midir?

Cevap;
Şer’an değil, ama diyâneten öyledir. Miras, nafaka ve muharremat bakımından değildir.

Sual:
Erkek;  evlenmek niyetinde olduğu kadının saçını, evlenmeden önce görebilir mi?

Cevap;
Annesi veya kızkardeşi görüp bildirebilir.

Sual:
Gayri meşru ilişkiden dünyaya gelen çocuk, babasına vâris (mirasçı) olabilir mi?

Cevap;
Olamaz. Annesine olabilir. Babası, zina mahsulü olduğunu zikretmeksizin çocuğun nesebini tanırsa, yani bu çocuk bendendir derse, babaya da vâris olabilir.

Sual:
Süt çocuğu olması için kaç yaşına kadar emzirmek icab eder?

Cevap;
Süt akrabalığının doğması için, çocuğun iki yaşını doldurmadan evvel süt emmesi icab eder. İmam Ebu Hanife, 2,5 sene ictihadında bulunmuş ise de, muhtar olan iki senelik müddettir. Dört mezhebde de böyledir. İki yaşından sonra emen çocuk, süt çocuk olmaz. Zâhiriyye mezhebi, süt akrabalığı için müddet tayin etmemiştir. Çocuğun yaşı, kamerî ayın birinci gününde doğarsa, 24 ay; başka gün doğarsa, 2x354 gün olarak hesaplanır. (el-Mîzânü’l-Kübrâ)

Sual:
Mehr yalnız maddî bir menfaat mi olur? Zevcinden mehr olarak Nur suresini ezberlemesini istemesi mehr yerine geçer mi?

Cevap;
Karşılığında para alınabilen her menfaat mehr olur. Meselâ Kur’an-ı kerim öğretmek şartı, mehr yerine geçer. Ancak bu meseledeki mehr talebi, mehr sayılmaz. Nikâh sahihtir; kız, mehr-i misl isteyebilir.

Sual:
Beş vakit namazını kılan, orucunu tutan, zekât veren, Ehl-i sünnet büyüklerini seven bir beyim var. Evlenirken bu hususiyetlerinden dolayı kabul ettim. Ancak daha sonra öğrendim ki bir takım kötü alışkanlıkları ve kötü arkadaşları var. Konsere gitmek, kısa şortla denize girmek, içki-kadın bulunan masada yemek yemek ve benzeri şeyler. Bunları yapmasının günah olduğunu söylüyorum. Kendisi de biliyor. Ama yine de sürekli olmasa da yapıyor. Çok mutsuzum. Bana dinî hususta engel olmuyor. Böyle birine itaat ve hürmet etmem lâzım mıdır? Ayrılmalı mıyım?

Cevap;
Bunlar büyük günahlar değildir. Günahsız kimse de yoktur. Küçük günahlar, sâlih amellerle veya tevbe ile silinir. Sabretmek, dua etmek lâzımdır. Saydığınız hususiyetler bu zamanda az meziyet değildir. İnsan kendisine bakmalı, hareketlerinde falso varsa düzeltmelidir. Şu halde ailesi ve sevdiklerindeki sevmediği işler de düzelir. Koca, günahkâr olsa, büyük günahlar işlese, zina etse, kumar oynasa, şarap içse, yine zevcesinin meşru dairede itaat etmesi ve hürmetkâr davranması lâzımdır. Kadın, kocasının amellerinden mes’ul değildir. Ayrılmak çare değildir. Daha iyisini bulmak da kolay değildir.

Sual:
Görücü usulüyle severek beğendiğim hanımımda bazı problemler var. Mali vaziyetimiz iyi olduğu halde, kocasına güzel giyinmek ve süslenmekten kaçınıyor. Ev işlerinde gevşek davranıyor. Nasihat ettiğim halde, peki diyor; ama değişen bir şey yok. Üzerine fazla geldiğimi söylüyor. Şer’an nasıl hareket etmem münasiptir?

Cevap;
Evlilik bir şans işidir. Bazı şeyler kadının elinde olmayabilir. Şimdiki kadınlar arasında böylesi çoktur. Çocuğun varlığı, ayrılmanın mahzurlarını arttırır. Daha iyisini bulmak da şüphelidir. Kadınların ev işi yapması dini mecburiyettir. Ama erkeğin parası varsa, hizmetçi tutarak bu mahzuru bertaraf edebilir. Erkek, önce kendisine bakıp, halini düzeltmeli; sonra başkalarından bir şey beklemelidir. Dua etmek ve insanlardan dua istemek de faydalıdır. Kur’an-ı kerimde mealen kadınlarda hoşlanmadığınız haller görürseniz sabredin, Allah hayıra çıkarır buyuruluyor. Eğer herşeye rağmen, eliyle, diliyle kocasına eziyet eden, huysuz, namusunu korumayan, çocuklarıyla alâkadar olmayan, dinini kayırmayan serkeş bir kadınla evli kalmak, yılanla beraber olmak gibidir. O zaman ayrılmak da evlenmek kadar meşrudur.

Sual:
Iddet bekleyen kadın, bir başka erkek ile evlense ve hâmile kalsa, bu çocuğun nesebi kimden sâbit olur?

Cevap;
Böyle bir evlilik fâsiddir. Eşlerin derhal ayrılmaları lâzım olur. Eğer kadın bu ikinci adamdan hamile kalmışsa, çocuk, talâktan [ölüm ıddetinde vefattan] itibaren 2 sene içinde doğurmuşsa, bu çocuğun nesebi, ilk kocasından sâbit olur. İki seneden sonra ve ikinci nikâhtan itibaren 6 ay içinde doğurmuşsa, ikinci kocadan sâbit olur. Talâk veya ölümden itibaren iki sene geçtikten sonra ve ikinci nikâhtan itibaren de altı ay içinde doğurmuş ise, iki adamdan da sâbit olmaz. Dı’ve, yani bu ikisinden biri neseb iddiasında bulunursa, o zaman çocuğun nesebi bu kişiden sabit olabilir. Bir nikâh, şahid bulunmamak gibi bir başka fesad sebebi ile fâsid olsaydı, o zaman neseb bu kişiden sabit olurdu.

Sual:
Dinen ve kanunen boşanan, baba evinde yaşayan bir hanımın 3 yaşında kız çocuğu vardır. Bu hanım evlense, yeni kocası çocuğun bakımını ve terbiyesini üstlenmeye razı ise, çocuk annede kalmaya devamı edebilir mi? İlk koca, çocuğa dinî terbiye verecek vaziyette değilse, cevap değişir mi?

Cevap;
Oğlan 7, kız 9 yaşına gelince babasına verilir. Anne, başkası ile evlenirse, baba çocuğunu, her zaman alabilir. Böyle bir hakkı vardır. Anne ile anlaşıp hiç almayabilir; ama nafakası babasına aittir. İlk kocanın, dinî terbiye veremeyeceği kati ise, güzelce tatlılıkla anlaşıp, çocuğu yanına alabilir veya salih dedesi ve ninesi ile bırakabilir. Çoğu erkek çocuğu başından atmak ister. Zaten küçük çocuğa bakamaz. Ama koca ısrar ederse, çocuğunu alabilir ve kadın elde tutamaz. Anne evlenirse, baba annede kalmasını istemezse, çocuk teyzeye, anneanneye, halaya, babanneye vs verilir. Nafakası yine babada kalır. Erkekte 7, kızda 9 yaşına kadar böyledir. Sonra yanına alabilir. Almazsa, nerede kalırsa kalsın, çocuğun nafakasını yine baba verir.

Sual:
Tirmüzî'de bir hadis-i şerifte "Ümmetim şu on beş kötü hasleti işlediği zaman çeşitli belalara maruz kalır" buyuruluyor. Bunlardan birisi de "Erkek karısının sözünden çıkmaz" şeklindedir. Bunu nasıl anlamak gerekir?

Cevap;
Bazı kadınlar, hislerine kapılarak, şeriata aykırı taleplerde bulunur, koca da buna muvafakat eder. Yahud karısının mübah taleplerini karşılayabilmek için meşru yollar yetmeyince, erkek günah işler, demektir.

Sual:
Süt anneliğin teşekkülü için süt emziren kadının dini mühim midir?

Cevap;
Değildir. Bu kadın süt anne ve doğurduğu ya da emzirdiği çocuklar süt kardeş olur.

Sual:
İrtidad, süt hısımlığını keser mi?

Cevap;
Kesmez. Süt akrabalığı devam eder.

Sual:
Bir kimse evlense, çocukları ve torunları olsa, sonra birisi çıkıp, ben sizi emzirmiştim dese, ne lâzım gelir?

Cevap;
Bunların ayrılmaları gerekmez. Zira fıkıhta mülkü giderecek haberin iki erkek veya bir erkek iki kadın şâhid tarafından verilmesi lâzımdır. Ancak başka bir kadının ben sizi emzirmiştim sözü üzerine nikâh yapmak caiz olmaz.

Sual:
İbni Şeybe’den rivayette, Hazret-i Ömer'in, Hazret-i Ali'nin kızı Ümmü Gülsüm ile evlenmek istediği, Hazret-i Ali'nin kızını Hazret-i Ömer’e gönderdiği, Hazret-i Ömer'in kızın eteğini kaldırıp topuğuna baktığı yazılıyor. Bunu nasıl anlamak gerekir?

Cevap;
Hazret-i Ömer, kızı nikâhladı. Ama kız gençti. Nikâhtan sonra zifafa mütehammil olup olmadığını anlamak için baktı. İlmi temeli olmayanların, hadis-i şerifleri okuması ve anlamaya çalışması doğru değildir. Fıkıh kitaplarına tâbi olmak gerekir.

Sual:
Huzursuz bir evliliğimiz var. Zevcim, ailemle görüşmüyor; benim de görüşmemi istemiyor. Dinen bunu engelleyebilir mi? Görüşürsem nikâhıma zarar gelir mi?

Cevap;
Bir erkek, zevcesinin anne ve baba gibi mahrem akrabasıyla görüşmesini men edemez. Men etse bile kadın görüşürse, nikâha zarar gelmez. Ancak talâkı, görüşmesine bağlamış ise, yani annen veya babanla görüşürsen, boş ol demişse, kadın da görüşürse, nikâh bozulur. Bir erkek [veya kadın] büyük günah işlemiyorsa ve çocuk varsa, diğer eşin tahammül etmesi, suyuna gitmesi iyi olur. Kur’an-ı kerimde, problemli evlilikler için sabır tavsiye edilir; sabır ve dua edilirse, bu şerden Allah’ın hayır çıkaracağı va’dedilir. Yani inşallah bu iş taraf-ı ilahîden düzeltilir.

Sual:
Müslüman bir erkekle gayrimüslim olan bir kadının nikâh akdi nasıl yapılır?

Cevap;
İki Müslümanın nikâhı gibidir. Ancak şâhidlerin kitabî olması câizdir. Müslüman bir erkeğin ehli kitap kadınla evlenmesi sahih ise de tahrimen, yani harama yakın mekruhtur.

Sual:
Evlenirken mehir konuşulmasa, sonra tekrar nikâh kıyılsa ve bu sefer 4 bilezik mehr konuşulmuş. Kadına mehr-i misl mi, yoksa bu 4 bilezik mi verilir?

Cevap;
Mehr konuşulmamışsa bile, nikâh sahihtir. Kadına mehr-i misl (emsali kadınların aldığı kadar mehr) verilir. Mehr konuşulmamışsa, sonradan da kararlaştırılabilir. Konuşulmuş ise, sonradan bu mikdar anlaşarak arttırılabilir veya azaltılabilir. 4 bilezik vermesi gerekir.

Sual:
Hazret-i Ali’nin hutbede cemaate hitaben mahdumu Hazret-i Hasen’e kızlarını vermemelerini söylemesinin sebebi nedir?

Cevap;
Hazret-i Hasen çok güzeldi. Herkes kızını ona vermek için yarışırdı. O da kendisine uzanan eli geri çevirmez, evlenip, yenileriyle evlenebilmek için öncekileri boşardı. Bir kızı alıp sebepsiz boşamak câiz ise de, hoş birşey olmadığı için Hazret-i Ali onları ikaz ediyor. Onlar da o öyle yüksek bir zâttır ki, bizim kızımızı alsın da, isterse boşasın dediler ve evlendirmeye devam ettiler. Zira Hazret-i Peygamber ile akraba olmak büyük bir şereftir.

Sual:
Küçük kızımızı sosyalleşmesi için verdiğimiz yuvada müzik öğretmelerinin mahzuru var mıdır?

Cevap;
Çalgısız çocuk şarkılarının mahzuru olmaz. Ama küçük çocuklar için en ideal yer aile ve annesinin yanıdır.

Sual:
Bir kişi karısına ve çocuklarına "Bundan sonra hayatınızda yokum" dese bu söz talâk getirir mi?

Cevap;
Niyete bakar. Boşama niyetiyle söylemişse, bâin talâk olur.

Sual:
İzdivaçta en uygun usul nedir? Evlilik görüşmeleri, düğün, nikâh vs nasıl olmalıdır?

Cevap;
Mehmed Oruç beyin Aile kitabını tavsiye ederim.

Sual:
Sevdiğim kız benden 7 yaş büyüktür. Ailem büyük olduğunu bilse, kabul etmez. Yaşıtız desem günah olur mu?

Cevap;
Yalancının mumu yatsıya kadar yanar. Ya sonra? 

Sual:
Evlenmeden evvel, babanın "kızınızı oğlumuza istiyoruz" demesi; kız tarafının da bunu kabul ettiği ve buna birkaç kişinin şahid olduğu vâkidir. Bu nikâh sayılmaz mı?

Cevap;
Hayır, evlenme vaadidir. Buna nişan (hıtbe) denir. Hazret-i Peygamber devrinde de böyle idi.

Sual:
Hanımla münakaşa ederken boşama niyeti olmaksızın "çocuğunu da al, annenin evine git!" dedim. Talâk oldu mu?

Cevap;
Hayır. Böyle kinâye sözlerde yapılan talâka bâin talâk denir. Bâin talâkta boşama niyeti aranır.

Sual:
Bir kimse tedavi maksatlı uzaktan akrabası olan doğum yapmış bir kadının sütünü içebilir mi?

Cevap;
İbni Âbidin tedavi maksadıyle caiz oluğunu söylüyor. Kan nakli de bunun gibidir.

Sual:
Zevceme talâk bahsini anlatırken “mesela ben sana boş ol dersem nikâh gider” dedim. Bir arkadaş bu sözle nikâhımızın bozulduğunu söyledi. Doğru mudur?

Cevap;
Talâkı hikâye etmek veya tarif etmek ile talâk olmaz. 

Sual:
Rumeli Türklerinde 7 kuşağa kadar akraba evliliğinin yapılmaması geleneği vardır. Bunun dinî bir temeli var mıdır?

Cevap;
Yedi kuşak akrabanın birbiriyle evlenmemesi, bir Moğol geleneğidir. Klan içinden evlenme tabusu gereğidir. Moğol tesirindeki Kazak gibi Türk topluluklarında ve Kafkasyalılarda bu âdet vardır. Müslüman olduktan sonra, akrabalığın 7 kuşağa kadar vardığı kabilelerde, kimin kimle süt akrabası olduğunu tesbit zor olduğu için, bu gelenek devam ettirilmiştir kanaatindeyim. Zira tesbitlerime göre, bunlarda sadece baba akrabasında bu âdet vardır. Dayı ve teyze çocukları için tatbik edilmemektedir.

Sual:
Günümüzde pek çok insan farkında olarak veya olmayarak küfre sebep olan sözler söylüyorlar. Bu kişiler sonradan tövbe etseler dahi eğer evliyseler nikâhlarını tazelemesi mi gerekir? Çocuğun nesebi ne olur?

Cevap;
İrtidad nikâhı bozar. Tecdid-i nikâh gerekir. Bunda sayı mevzubahis değildir. Önceden zevcesinden “her ne vakit nikâhımız bozulursa, seni kendime nikâh etmek üzere beni vekil et” diyerek vekâlet alan birisi, zaman zaman şahitler yanında iman ve nikâh tazelerse yetişir. Nikâh bozulmuş, ama eşler farkında değilse, şüphe-i nikâh sebebiyle doğan çocuğun nesebi sâbit olur. Ama böyle bir sözle hemen irtidada ve nikâhın bozulduğuna hüküm verilmez.

Sual:
Hâfızasını kaybeden adamın veya kadının nikâhı ne olur?

Cevap;
Devam eder. Kadın, mahkemeden tefrik (ayrılma) isteyebilir.

Sual:
Bir kadın, bebeğini 2 yıldan az emzirdiğinde, çocuğun hakkına mı girmiş olur?

Cevap;
Hayır. Maksat, çocuğu beslemektir.

Sual:
Bekâr bir kimse, kendisiyle oturan ve nafakasını karşıladığı bekâr kardeşine zekât verebilir mi?

Cevap;
Fakirse bakmakla mükelleftir. Zekât da verebilir. Hatta akrabaya (anne-baba, dede-nine, evlâd, torun ve zevceye değil) nafakasını verirken, zekâta da niyet ederse, zekâtı da verilmiş olur.

Sual:
Annem ve babam, 25 yaşındaki kardeşimin üvey olduğunu kendisinden saklamış. Ben de yeni öğrendim. Bunu ona söylemem gerekir mi?

Cevap;
Çocuğun nesebini saklamak, onu başka birine bağlamak, babası şudur veya annesi budur demek haramdır. Mesuliyet yapanlara aittir. Siz mesul değilsiniz. Söylemek zorunda değilsiniz.  Ama bilmeye elbette hakkı vardır.

Sual:
Kendisine büyü yapılmış biri hanımını bu büyüden dolayı boşasa geçerli olur mu?

Cevap;
Mecnun hükmündedir. Talâk vâki olmaz.

Sual:
25 yaşında Şâfiî mezhebine bir kızım. Önümde evlenmemiş iki ablam olduğu için ailem istediğim kişiyle evlenmeme izin vermiyor. Onların izni olmadan evlenmem caiz mi?

Cevap;
Şâfiî'de velisiz nikâh olmaz. Veli baba, dede, kardeş, kardeş oğlu, amca, amca oğlu vs olur. Velinin sâlih (namaz kılan, büyük günah işlemeyen biri) olması da lâzımdır. Veli, kızın dengi ile ve kızın emsallerinin mehrinden aşağı olmamak üzere evlenmesini engelleyemez. İzin vermezse, sonraki veli nikâhı yapabilir. O da yapmazsa, kız birini veli tayin eder veya Hanefî’yi takliden velisiz evlenebilir.

Sual:
İslâm Ahlâkı adlı kitapta “Çocukları müslüman öğretmenlerin bulunduğu okula göndermek lâzımdır” diye okudum. Çocuğu yurt dışına tahsile veya lisan öğrenmeye göndermek câiz olur mu?

Cevap;
Dinini öğrenmişse olur. Öbürü, azimet; bu, fetvâdır.

Sual:
Evli kadının servetinin tasarruf hakkı kocasına mı aittir?

Cevap;
Hayır. İslâmiyette mal ayrılığı esastır. Zevc, fakir bile olsa, zevcesinin servetine el süremez. Evin ve çocukların nafakası zevcin mükellefiyetindedir.

Sual:
Bebeğin kulağına ezan sadece yedinci gün mü okunur? Kimin okuması gerekir?

Cevap;
Yeni doğmuş çocuğun kulağına ezan ve ikamet okumak müstehabdır. Bunu yedinci gün okumak ayrı bir müstehabdır. Velisinin (babası gibi) okuması efdaldir. Çocuğun ismini koymak, kulağına ezan ve ikamet okumak velîsinin, yani babasının hakkı ve vazifesidir.

Sual:
Nikâh yapıp halvet ve zifaf olmadan erkek bir talâk verse, sonra erkek ıddet içinde geri dönebilir mi?

Cevap;
Halvet ve zifaf olmamışsa, bu, bâin talâk olur. Kadın ıddet beklemez. Dolayısıyla erkek tek taraflı olarak geri dönemez. Yeniden nikâh gerekir. Talâk hakkının biri gider.

Sual:
Nikâh yapıp halvet ve zifaf olmadan erkek bir talâk verse, sonra bir ve sonra da bir talâk verse, tekrar nikâh yapabilirler mi?

Cevap;
Bir bağ gitmiştir. Bir daha boşarsa, böyle bir talâkta ıddet olmadığı için ikinci ve üçüncü bir talak sayılmaz. Tekrar yeni bir nikâhla evlenebilirler. Hulle gerekmez. Hulle, zifaf olmuş nikâhın bir defada veya peşpeşe yahud biri başta diğerleri ıddet içinde üç talâkla bitirilmesi hâlinde mevzu bahis olur.

Sual:
Bid’at fırkalarının muhalefeti icma’yı bozar mı? Mesela Caferilerin caiz kabul ettiği mut’a nikâhına helâl diyen dinden çıkar mı?

Cevap;
İcma’dan icma’ya fark vardır. Mut’a nikâhı haramdır; ama kendince bir delile istinaden helal kabul etmek küfr değildir. Zira delili açık değildir.

Sual:
İleride resmî kayıt da yapılmak üzere, haramdan kaçınmak maksadıyla, ailelerin haberi olmadan reşit iki insanın dinî nikâh yapması uygun mudur?

Cevap;
Uygun değildir. Kızın velisinin izni lâzımdır

Sual:
Bir baba tefecilikten kazandığı parayla çocuğuna ev alsa, çocuk da ilk etapta bu kazanca ortak olsa, ancak sonradan pişman olup bıraksa, çocuğun o evde oturması caiz midir?

Cevap;
Fâiz alıp vermek, hele tefecilik yapmak, İslâmiyette büyük günahlardandır. Bu kimse, bir başkasına hediye verse, ikram etse bunun haramdan olduğu iyi bilinmiyorsa alana caiz olur. Böyle kişiyle muamele de böyledir. Zira, helâl para ile haram para birbirinden ayrılmayacak şekilde karışıksa bunu almak caizdir. Hepsi faiz ise dârülharbde İmam Ebu Hanife ve Muhammed’e göre caizdir.

Sual:
Nisa suresi 34.âyetin bir kısmında kadınlarınızı hafifçe dövebilirsiniz diyor. Bunu nasıl anlamak gerekir?

Cevap;
Nüşûz eden ahlaksız kadına nasihat edilir. Dinlemezse darılınır. Anlamazsa iş mahkemeye düşmesin ve aile sırları fâş olmasın diye edeplendirmek için hafifçe dövmek caizdir. İslâmiyette suç işleyen herkes gerekirse dövülür. Erkek de dövülür, ama bunu mahkeme yapar.

Sual:
İki hanımı olan bir kimse, 1. hanımı ile tüp bebek için lâzım gelen işleri yapıp, embriyoyu 2. hanımına naklettirebilir mi?

Cevap;
Hayır. Caiz değildir. Yapsa bile, çocuğun annesi onu doğuran kadındır.

Sual:
Bir erkeğin kendinden yaşça büyük bir hanımla evlenmesi sünnet midir?

Cevap;
Sünnet değildir. Hazret-i Peygamber, böyle bir evlilik yapmış ise de, diğer evlilikleri kendisinden yaşça küçük hanımlarladır. Evlilikte, erkeğin yaşça kadından büyük bulunmasının daha iyi olduğunu söyleyen hadis-i şerifler vardır.

Sual:
İslâm hukukuna göre, çocuğuna eziyet eden, döven anne veya babanın cezası nedir?

Cevap;
Burada kadı, varsa kanunnâme mucibince, yoksa kendi takdirine göre ceza verir. 

Sual:
İki çocuğu olan bir kimse, çocuklarından birine ev alması için biraz para verse, diğerine vermese  bunun hükmü nedir?

Cevap;
Herkes malını dilediğine verir. Bunu kimse bozamaz. Ancak çocukları arasında haksız yere ayrım yapmak mekruhtur.

Sual:
Bir çocuk, annesiyle resmî kayıt yapmayan, ama kendisini çocuğu olarak kabullenip nüfusuna alan babası vefat ettiğinde mirasçısı olur mu?

Cevap;
Arada dinî nikah yoksa, gayrı meşru çocuk mirasçı olmaz. Varsa olur. Resmi kaydın burada hükmü yoktur. Dinî nikâh olmasa, fakat baba çocuğun nesebini kendi çocuğu olarak ikrar etse, mirasçı olur.

Sual:
Nur suresinin 6. Âyetinin meâlinde ‘zevcesine zina iftirası atıp kendisinden başka şâhidi olmayan kimse, 4 kere yemin ederse, şâhidliği kabul edilir’ diyor. Zina iftirası çok büyük bir günah olmasına rağmen nasıl yemin ile şâhidlik kabul ediliyor?

Cevap;
Zina iftirası değil, zevcesinin zina yaptığını bilen, ama dört şâhid ile ispatlayamayan koca için, nesebin reddi için getirilmiş liân müessesesi anlatılıyor. Bu da mahkeme huzurunda olur. Tercüme hatalarına dikkat. Meâllerden din öğrenilmeyeceği buradan da anlaşılmaktadır.

Sual:
Hanımımla münakaşa ederken, "Bu mevzu hakkında beni bir daha üzersen, seni boşarım" dedim. Bunu iki defa da tekrarladım. Nikâhımıza halel gelmiş midir?

Cevap;
Talâk olmaz. Zira vaaddir. Ancak münakaşa etmemeli; hele böyle sözler hiç söylememelidir.

Sual:
İbrahim aleyhisselâmın annesi mümin zevcinin (Taruh) vefatından sonra neden puta tapınan biriyle (Azer) evliydi?

Cevap;
Her devrin hükmü ayrıdır. Annesinin kiminle evlendiğinden İbrahim aleyhisselama ne?

Sual:
“Cima esnasında ferce bakmayın, körlüğe sebep olur” meâlinde bir hadis-i şerif zikrediliyor. Eğer sahih ise körlükten maksat nedir?

Cevap;
Şir'atü’l-İslâm’da ‘cima hâlinde’ diyor. Berika’da diyor ki: “Zayıf bir rivayettir. Uydurma olduğunu söyleyenler olduğu gibi, İbni Ömer gibi hilâfının makbul olduğunu söyleyenler de vardır”.

Sual:
Büyük bir çocuğu evlatlık alan kimse, bunu emzirerek süt akrabalığı kurabilir mi?

Cevap;
Dört mezhebde de 2,5 yaşından sonra süt akrabalığı doğmaz. İbni Hazm’ın böyle bir fetvası var ise de, mensuh bir hadis-i şerife dayanır. Üstelik buluğa ermiş ise, kadının göğsünü görmesi caiz olmaz. Zira doya doya 5 defa emmesi lâzımdır. İbni Hazm’ın pekçok fetvaları icmâya aykırıdır ve kabul edilemez. Zâhirî mezhebi muteber ise de, bu fetvâ, Zâhirî mezhebinin fetvalarından da sayılmaz.

Sual:
Bir kimse halvet ve zifaf olmadan zevcesini aynı anda 3 talâk ile boşasa, tekrar geri alabilir mi?

Cevap;
Bu üç talâkı bir defada söylerse, yani ‘Seni üç talaka boşadım’ derse, geri alamaz. Peşpeşe söylerse, yani boşadım, boşadım, boşadım derse, evet. Zira birinci söz ile boşama tahakkuk eder. Diğer ikisi muteber olmaz. Iddet beklemek de şart olmadığından bâin talâk doğar. Tekrar nikâhlanabilirler. Ama bir talâk hakkı gitmiş sayılır.

Sual:
Çocuğa hediye edilen bir şey, mesela elbise, kullanmıyorsa başkasına hediye edilir mi?

Cevap;
Çocuğun malı ise hayır. Ancak velisi piyasa fiyatına satın alıp başkasına hediye edebilir.

Sual:
Çocuğun parasını velisi kullanabilir mi?

Cevap;
Fakirse evet. Zenginse kullanır, ama sonra ödemek şartıyla.

Sual:
İslâm hukukunda buluğa ermeden evlenenler buluğa kadar nerede oturur?

Cevap;
Beraber veya herkes kendi evinde.

Sual:
Bir adam ecnebi tâbiyetli ikinci hanımının sınır dışı edilmemesi için ilk hanımından resmî olarak boşanıyor. Ancak dinen boşamadığını, bu boşamanın ise formaliteden ibaret olduğunu söylüyor. Bu halde evlilik devam eder mi?

Cevap;
Gerek bu sebeple ve gerek başka malî menfaatler sebebiyle zevcesinden resmî olarak boşanma çeşitli olur. Erkek, şer’en boşanmaya delâlet eden bir söz söylemeyip, mahkemeye dâvâ açarsa, hâkim de boşanma kararı verirse, bir ric’î talâk olur. Erkek, hâkimi vekil etmiş demektir. Dilerse iddet içinde önceki nikâha ric’at eder, döner. Bir talâk hakkı gider. Davayı kadın açmış ve erkek kabule dair bir beyanda bulunmaksızın hâkim boşanma kararı vermiş ise, şer’en boşanma tahakkuk etmez. Erkek ve kadın boşanma anlaşmasını imzalayarak anlaşmalı boşanmış iseler, bir ric’î talâk olur.

Sual:
Nişanlısıyla dinî nikâh yapıp, zifaf olmadan münakaşa ederek üç defa boş ol dese, ne lâzım gelir?

Cevap;
Zifaf olmamışsa ve talâk sözleri peş peşe söylenmişse, birinci söz ile talâk olur; ikinci ve üçüncü sözler muteber olmaz. Zira birinci talâk ile evlilik bağı çözülür. Zifaf olmadığı için iddet yoktur. Bir bâin talâk olur. Diğerleri zevcesi olmayan adına söylenmiş sözler sayılır. Dolayısıyla tekrar nikâh kıyabilmeleri için hulleye lüzum yoktur. Zifaf olmuşsa, her biri muteberdir ve hulle yapmadan, yani kadın bir başka erkekle evlenip zifaf olup evlilik sona erip iddetini bitirmedikçe, önceki kocasıyla tekrar evlenemez. Ancak zifaf olmadığı halde bir defada üç talâk vermişse, mesela ‘Benden üç defa boş ol!’ demişse, hülle olmadan tekrar evlenemezler.

Sual:
Suriyeli mültecilerden evlatlık alanlar, yaşı büyük olsa bile Zâhirî mezhebine uyarak bunu emzirse, mahremiyet doğacağını söyleyen hocalar vardır. Bu kaville amel edilebilir mi?

Cevap;
Bu kavil Zâhiriyye’nin değil, İbni Hâzm’ın fetvasıdır. Mensuh bir hadîse istinad etmektedir. Ehl-i sünnet uleması, kavilleri icmâ’ya aykırı olan İbni Hazm ile asla amel edilmesini câiz görmemiştir. İbni Hâzm, Davud Zâhirî’nin yolunda değildir. Ehl-i sünnet âlimi değildir. Zâhiriyye’nin kavilleri ile amel etmek bile ihtilaflıdır. Üstelik bu kavilde doya doya beş kere kadının göğsünden emme vardır. Yaşı büyük birisinin kadının göğsünü görmesi bile caiz değildir. Mahremiyet teşekkül etsin diye haram işlenebilir mi? Çok yanlış bir fetvadır.

Sual:
Evlenirken mehr hiç konuşulmasa, sonra kadın mehrini hiç almadan kocasına hediye veya helal edebilir mi?

Cevap;
Evet.

Sual:
Kocasını aldatan kadını boşayan koca mehri verir mi?

Cevap;
Verir. Zina mehr alacağını düşürmez.

Sual:
Çocuğa Yavuz ismini koymak uygun mudur?

Cevap;
Yavuz diye isim koymak müslümanlar arasında adet olmamıştır. Manası da tek başına pek hoş değildir. Bu sebeple Sultan I. Selim için de Yavuz sıfatını tek başına kullanmak hoş değildir. Yavuz Sultan Selim denirse, yavuz sıfatı hiç değilse sultana raci olur ve edebe riayet cihetinden münasip düşer.

Sual:
Nikâhın sıhhati, için, erkeğin önceki zevcesinin haberi olması veya izin vermesi şart mıdır?

Cevap;
Hayır.

Sual:
Bir kadın evlenirken, boşanma hakkı almasa ve evliliği esnasında eşi ihtiyaçlarını görmese bu kadın boşanabilir mi?

Cevap;
Koca iktidarsız ise, şer’î hâkim bir sene mühlet verir; düzelmezse aralarını ayırır. Akıl hastalığı ve benzeri hastalıklar da böyledir. Nafaka vermemek boşanma sebebi değildir. Koca nafakaya zorlanır. Diğer üç mezhepte nafakadan acz varsa, zevcenin talebi üzerine kadı aralarını ayırır. Kötü muamele ve mefkudluk (kaybolma) hâli de böyledir.

Sual:
Ahzab suresi 50.ayet-i kerimesini nasıl almak gerekir?

Cevap;
Ayet açıktır. Rivayete göre, Hazret-i Peygamber, amcazadesi Ümmü Hâni ile evlenmek istemiş; o da hicret edenlerden olmadığı için özür beyan etmişti. Bu arada bir hanım (Meymune veya Zeyneb) mehir istemeksizin Hazret-i Peygamber ile evlenmek istemiş; âyet bunun üzerine nâzil olmuştur. Bu gibi bir evlilik ise peygambere hastır, müminlere değil.

Sual:
Bir kimse, boşandığı kadının sonraki evliliğinden olan kızı ile evlenebilir mi?

Cevap;
Hayır. Hürmet-i musahare teşekkül etmiştir.

Sual:
Evlenirken mehr olarak hac veya umre tayin edilmesi caiz midir?

Cevap;
Mehr olarak para veya mal yahud karşılığı kolayca tayin edilebilecek bir menfaat tesbit edilir. Hac veya umre, mehr olarak tayin edilemez. Edilmiş ise mehr-i misl gerekir.

Sual:
Günümüzde bir kadının mehrinin en azı ne kadar olur?

Cevap;
Hanefî mezhebinde mehr, 5 gr altın mikdarından aşağı olamaz.

Sual:
Nişanlanıp, nikâh da kıyılsa, ancak düğün daha olmasa, kızın ailesi, takı ve damadın tayini hususunda problem çıkarsa ve kıza istemiyorsan çekinme, vazgeç dese, caiz midir?

Cevap;
Nikâhtan sonra evin reisi erkektir; kızın ailesi karışamaz. Ancak erkek, kızı, nikâhlandığı şehrin dışına götürmesi fukaha arasında ihtilaflıdır. Ancak bu da kadına boşanma hakkı vermez.

Sual:
Zihnen ve bedenen kusurlu nesillerin yetişmemesi için, hükümetin evlenecek çiftlerden sağlık şartı araması ve gerekirse engellemesi caiz midir?

Cevap;
Maslahat için hükümet bazı mübahları yasaklayabilir; ama bu çok zayıf ihtimaldir. Evlenmek insanın tabii hak ve hürriyetlerindendir. Ancak evlenirse, zevcesine zulm edeceği kati olan kimsenin veya nafaka veremeyecek vaziyette kimsenin evlenmesini men edebilir.

Sual:
Bir erkeğin, zevcesinin evde mini etek giymesini istemesi caiz midir?

Cevap;
Kadın, kocasının yanında tesettüre mecbur değildir. Yabancı kadınların ve mahremi olan baba, kardeş gibi erkeklerin yanında dizlerinin üzerinde etek giymesi, ayağında uzun kalın çorap olsa bile caiz değildir.

Sual:
Aile huzurunda sözlenen kimselerin,  düğüne yakın bir tarihte nikâ kıyacakları için, nikâhsız telefondan mesajlaşmaları caiz midir?

Cevap;
Zaruret için ve zaruret mikdarı olabilir.

Sual:
Müslüman bir hanımın, kendinden yaşça küçük bir erkekle evlenmesine hükmü nedir?

Cevap;
Caiz olmakla beraber, bir erkeğin evleneceği kadında yukarı olması gereken şartlardan birisi de yaşıdır. Hanımlar çabuk çökerler; çocuk yapma yaşı da çabuk geçer. Bu da huzursuzluk doğurabilir. Evlilik sıkıntıya girebilir. Ama yaşça küçük erkekle evlenip, çok mutlu olan kadınlar da vardır.

Sual:
Zevcesine veya kızına cennet gözlüm, hurim, meleğim gibi sözler söylemek caiz midir?

Cevap;
Evet. Mecazdır.

Sual:
Çocuk terbiyesiyle alâkalı bir kitap tavsiye eder misiniz?

Cevap;
Şir’atü’l-İslâm kitabı münasiptir.

Sual:
Evli kadınların kocasının soyismini taşımaması mahzurlu mudur?

Cevap;
Soyadının dinle hiç alakası yoktur. Ailede geçimsizlik hoş değildir.

Sual:
Bir gencin annesi tesettüre riayet etmiyorsa gencin mesuliyeti nedir?

Cevap;
Bir kere tatlılıkla söyler. Dinlemezse dua eder.

Sual:
Şirinlik muskası yaptırmak caiz midir?

Cevap;
İbni Âbidin’de diyor ki, “Bir kadının, kocasına kendisini sevdirmek için istiâze âyetleri ile beraber bazı başka işaretlerle şirinlik muskası yaptırması caiz değildir. Bu, bir çeşit sihrdir”

Sual:
Bir kadın kocasından boşansa, 3 ay iddet beklese, 3 aydan sonra tekrar evlense, ikinci evliliğinin ilk 6 ayında bir çocuk dünyaya getirse, bu çocuğun nesebi kime bağlanır?

Cevap;
6 aydan sonra dünyaya gelmişse, yeni kocaya bağlanır. İddet içinde hayız görmüş olması lazım. Görmediyse, iddet olmamıştır. Zira kadının iddeti, boşandıktan sonra, üç defa hayız görüp temizlenmesidir. Böyle olunca zaten hamile değil demektir. Çünki hayız, hamile olmadığının alametidir.

Sual:
Evimizde sofra adabı nasıl olmalıdır?

Cevap;
Evvela küçükler el yıkar; sonra büyükler el yıkar. Evvela büyükler oturur; sonra küçükler oturur. Evvela büyükler başlar; sonra küçükler başlar. Büyükler kalkmadan küçükler kalkmaz. İcab ederse müsaade ister. Yemekten sonra evvela büyükler el yıkar; sonra küçükler. Sofrada güzel mevzulardan konuşmak caizdir. Hiç konuşmamak Mecusi âdetidir. İğrenç şeylerden, hastalıklardan, üzücü şeylerden konuşmak doğru değildir. Mevzuyu büyükler açar. Suali büyükler sorar. İcab ederse müsaade alarak küçükler de konuşur. Sorulan suale cevap verirler. Sofrada başı örtülü olmak müstehabdır. Şir’atü’l-İslam kitabına bakınız.

Sual:
1 yıl önce benden 2 yaş küçük kardeşimi kaybettim. Eşi ve 3 çocuğu kaldı. Ölen kardeşimin hanımını nikâhlamam hususunda ailem baskı yapıyor. Ne dersiniz?

Cevap;
Dinen mahzuru yok. Sosyal olarak da lüzumlu ve faydalı olabilir. Çocuklarla meşgul olabilmeniz için eve girip çıkmanız gerekir. Yenge, kayınbiraderine namahremdir; beraber oturması, halvet olması caiz değildir. Böylece hem hanım, yeniden bir hayat kurmuş olur; hem de çocuklar yabancı bir üvey baba yerine, amcalarının himayesinde büyürler.

Sual:
Kocam, benim ikazlarıma rağmen, müstehcen film seyrediyor; yabancı hanımlarla görüşüp mesajlaşıyor. Bu beni çok üzdü. Kadınlık haysiyetim zedelendi. Bu sebeple ayrılmak isityorum. Ne yapmalıyım?

Cevap;
Kocanızın hali, bir müslümana yakışan bir yaşantı değildir.  Şimdi pek çok kimse bu hallerden muzdariptir. Ancak bir kadın kocasının halinden mesul değildir Onun işlediği günahları bir kere ikaz eder; ondan sonra susar. Günah işlemek boşanma sebebi değildir. Dua ve sabır ile başı kötü şeyler zamana bırakılırsa, Allah, şerleri hayra tebdil eder. Küçük günahlar, arkasında yapılan bir iyilik ile affolunur. Büyük günahlar tövbe ile affolunur. Gençlikte bazı hatalar olabilir. Kalem gibi insan bulamazsınız. Erkekler, öğretmen gibi kadınlardan hoşlanmaz; kadın, kocasını öğretmenlik yapmaya kalkışırsa, kocası inatlaşır. Namaz kılan itikadı düzgün bir koca bu zamanda bulunmaz nimettir. En kötü koca, dindar bir hanım için bu zamanda kocasızlıktan daha iyidir.

Sual:
Yolculuktan dönen kişinin ailesine geceleyin haber vermeden gelmesinin mekruh olduğunu beyan eden hadis-i şerifin hikmeti nedir?

Cevap;
Görmek istemediği şeyleri görebilir. Gündüz gelirse, hanımı kendisi için taranır, süslenir. Bir de gece habersiz geliş, ekseriya ev halkını korkutabilir. (Şir’atü’l-İslâm)