Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
SUALLER - CEVABLAR

"Adak-Yemin" kelimesi için sonuçlar gösterilmektedir
Sual:
Kurban adayan kimse, kurban bayramından sonra o kurbanı kesse, ne lâzım gelir?

Cevap;
Kurbanın etiyle diri bir kurban arasındaki farkı fakirlere tasadduk eder. Zenginse tamamını fakirlere tasadduk etse iyi olur. (İbn Âbidîn.)

Sual:
Bir koyun kesmeyi adayan, bir sığırın yedide birine hissedar olabilir mi?

Cevap;
Olamaz. Ama bir inek veya bir deve yahud bir keçi kesebilir. Yedi koyun adayan, bir inek kesebilir. Bir inek adayan, yedi koyun kesebilir. (İbn Âbidîn.)

Sual:
Bir kimse bir şey adadığını hatırlıyor; ama ne adadığını hatırlamıyor. Ne yapması lazım?

Cevap;
Bir kimse “Nezrim olsun” dese, neyi adadığını söylemese ve niyyet etmese, yemîn keffâreti vermesi lâzım olur.

Sual:
Kurban bayramı süresince seferi olan biri kestiği kurbandan vacib sevabı alabilmek için kurbanı nezr etse, o kurban vâcib olmuş olur mu?

Cevap;
Buna gerek yoktur. Kurbanı sefere çıkmadan kesebilir. Nezr olan şeyin vâcib olmasıyla, kurbanın vâcib olması aynı şey değildir. Nezrin vücubu, kesilmesi mutlaka lâzım olan demektir. Sevaplarının aynı olduğu söylenemez. Vacibi yaparken ne mekruhlar, hatta ne haramlar işleniyor. Belki de kesmemek hayırlıdır. Kaç sevaptan girme günaha demişler.

Sual:
Bir akrabam oğlum askerden gelirse bir kurban keseceğim demiş. Kurban kesmeyip parasını fakirlere verebilir mi?

Cevap;
Nezrde nezrettiğini değil de kıymetini vermek câiz ise de köle âzâdı ve kurbanda âzât ve kan akıtma esas olduğundan yapamaz. (İbn Âbidîn, Zekât bahsi.)

Sual:
Arefe günü cumartesiye gelirse bu gün oruç tutmak uygun olur mu?

Cevap;
Arefe günü, yani Kurban bayramından bir önceki gün oruç tutmak mendubdur, çok sevabdır. Ancak cumartesiye denk gelirse yalnız bu gün oruç tutmak mekruhtur. Tahrimen veya tenzihen mekruh oluşunda ihtilaf vardır. Aşure, Berat gibi mübarek günler de cumartesiye denk gelirse böyledir. Bunda Yahudilere benzemek olduğu için men edilmiştir. Nitekim onlar yalnızca bu güne çok tazim eder, diğer günlere ehemmiyet vermezler. Hazret-i Peygamber “Allahü tealanın üzerinize farz kıldığı oruçtan başkasını cumartesi günü tutmayınız! Üzüm dalından veya ağaç kabuğundan başka bir şey bulamasanız da, bunları çiğneyin de, oruçlu olmayınız!” buyurmuştur.  Muharrem’in 10. Aşure günü de tek başına oruç tutulmaz. Bir gün öncesi veya sonrası ile beraber tutulur. Bunun hakkında da hadis-i şerif vardır. Nevruz ve Mehrican’da oruç tutmak da mekruhtur. Şu kadar ki, Savm-ı Davud gibi bir gün tutup bir gün tutmuyorsa, adak veya kaza tutuyorsa, bir gün öncesini de tutmuşsa, o halde cumartesiye veya Nevruz, Mehrican gibi günlere denk gelen günlerde de oruç tutulabilir. Çünki bu, yalnız o günü tazim etmek değildir, benzeme mevzubahis olmaz. Zilhicce’nin başından itibaren oruç tutulmuşsa veya tevriye günü de tutulmuşsa, şu halde cumartesiye denk gelen arefe de tutulabilir. Bu halde oruç, cumartesine mahsus olmaz. Mekruh olmaz.
Cumartesi ve pazar günlerini beraberce tutmak mekruh olmaz. Çünki Ehl-i kitap bu iki güne birden tazim etmezler. Yalnız Pazar günü oruç tutmak hakkında açık bir hüküm olmamakla beraber, İbni Abidin’in ifadelerinden anlaşılan, yalnız bu gün oruç tutmanın da uygun olmadığıdır.
Yalnız Cuma günü oruç tutmak bazı âlimlere göre mendub, bazılarına göre tenzihen mekruhtur. Mekruh diyenler, oruç ibadetinin farz kılınmadığı yalnız bir güne tahsis edilmesine işaret etmişler, burada Ehl-i kitabın belli bir günü tazim etmesine benzerlik olduğunu söylemişlerdir. Cuma müminlerin bayramıdır. Allah o güne mahsus bir ibadet tayin etmiştir. Bunun dışında bir ibadeti o güne mahsus kılmak uygun olmaz. İmam Ebu Hanife ve Muhammed’e göre bu gün oruç tutmakta beis yoktur. İmam Ebu Yusuf’a göre Cuma günü oruç tutmayı men eden hadis-i şerif vardır. Hadis-i şerifte, “Diğer geceler arasında yalnız Cuma gecesini ihya etmek için ayırmayınız! Cuma gününü de oruç tutmakta diğer günlerden ayrı tutmayınız! Ancak birinizin âdeti olan oruç o güne rastlarsa, mahzuru olmaz” buyurulmuştur. Mesela sevdiği kimse gelirse oruç tutacağını adayan kimsenin sevdiği kimse Cuma günü gelirse, bir gün öncesini veya sonrasını tutmuşsa, kaza tutuyorsa o gün oruç tutması mahzurlu olmaz. (İbni Abidin, Oruç bahsi; Şir’atü’l-İslâm, Orucun faziletleri)


Sual:
Bir ilmihalde yemin keffâretinin nasıl verileceği anlatılırken; "On fakire bir kere veya bir fakire on gün, her gün bir kere yarım sâ’ buğday veya un veya ekmek yahud bu değerde [kumaş, havlu, mendil, çorab, et, pirinç, çamaşır, terlik, ilâç veyâ din, fen, ahlâk kitabı gibi] başka mal, altın, gümüş para temlik, yani vermek de olur" yazıyor. Yarım sa' buğdayın fiyatı yaklaşık 2,5 lira olduğu için meselâ tanesi 1 liradan 10 tane namaz hocası kitabı dağıtsak, yemin keffâreti sahih olur mu? Yani esas olan kitabı bizim aldığımız değer midir, yoksa etiket fiyatı mıdır?

Cevap;
Ne odur; ne budur; piyasadaki satış kıymetidir. Yani o malı piyasada satmaya kalksa ne kadar ederse odur. Kur’an-ı kerimde yemin keffâreti evdekilerin yediğinin ortalaması olarak tarif ediliyor. Bir günlüğü, bir adamın evindeki günlük mutfak masrafının şahıs sayısına bölünmesinden hâsıl olan meblağdan aşağı olmamalıdır. Bu sebeple çok yemin etmemelidir. Müslüman yemin etmez; edince de tutar. Yeminini tutması bir zarara veya günaha yol açacaksa, keffaret verir. Müslümanlar arasında yemin keffaretinin bu kadar yaygın olması doğrusu şaşılacak bir şeydir.

Sual:
İlmihalde "Zengin veya fakir, mevcut koyununu veya kurban niyeti ile satın almadıkları koyunu kurban kesmek niyet etseler, kesmeleri vâcib olmaz, keserlerse, nâfile olur" diyor. Bu ne mânâya geliyor? Yani zenginin kendi sürüsünden kestiği hayvan, kurban olmuyor mu?

Cevap;
Zengin veya fakir, kendi sürüsünden bir hayvanı kurban etmeye niyet etse; sonra vazgeçse, bu kurbanı kesmesi vâcib olmaz. Başka bir hayvanı kurban edebilir. Ama eğer kurban niyeti ile satın alsaydı, bir kavle göre bunu kesmesi vâcib olurdu. Başka hayvanı keserlerse, vâcib düşer; bunu da keserlerse, nâfile olur; mutlaka kesmeleri gerekmez.

Sual:
Bir kişinin 1000 lirası olsa, şu iş olursa bir fakire 1000 lira vereceğim diye nezretse, henüz vadesi gelmemiş borcu da olsa, nezri borcundan önce mi yerine getirecektir?

Cevap;
Bu nezr sahih değildir. Zira mutlak 1000 liraya mâlik değildir. nezrin adağın) sahih olması için, o anda bunu yapabilecek mâlî kudrete sahip bulunması gerekir.

Sual:
Bir ilmihalde şu ifade geçiyor: "Malından bir mikdarını sadaka vermeyi adayan kimse, bu sadakayı zekât malından verir. Ticaret malı yoksa, altın veya gümüşten geçerli olanı verir. Başka mallardan veremez. Mikdar bildirmedi ise, her cins zekât malından mâlik olduklarının hepsini verir. Kâğıd ve her metal para, zekât malı değildirler. Altın ve gümüşten para olarak geçerli olanın karşılığı olarak kullanılan senedlerdir. Bunların yerine, kıymetleri kadar, altın, gümüş verilir. Evini veya belli bir malını sadaka etmeyi adayan kimse, bunu veyâ kıymeti kadar altın, gümüş sadaka verir." Bu ifadeye göre bir kimse, her ay kazandığımın onda birini fakirlere vermeye niyet etse, bunu altın ve gümüş olarak mı vermesi gerekir? Sadaka olarak adamak ile vermeye niyet etmek ya da vermeye karar vermek aynı şey midir? Aynı yerde şu ifade de geçiyor: "Bir kişinin bir malı iki kişiye hibe etmesi câiz olmaz; ama bir malın iki fakire sadaka verilmesi câizdir. Fakire hibe edince sadaka olur." Bu cümlelerde iki farklı izahat var. Birisinde iki kişiye hediye edilmez, ama öbüründe hibe edilir diyor. Farkı izah eder misiniz?

Cevap;
Kasdedilen bütün bir maldır. Bir çuval buğday, bir kese altın, bir deste banknot iki veya üç kişiye hediye edilemez. Taksim olunup hediye edilebilir. Ama bir evi, iki kişiye hediye etmek mümkündür. Sadaka kâğıt paradan da verilebilir. Allah rızası için sadaka vermeyi adayan, zekât malından verir. Bu da altın veya gümüştür. Niyet etmek adak değildir. Adak olması için ağzından söz olarak çıkması lâzımdır.

Sual:
Eskiden çalışırken her ay kazandıklarımın kırkta birini fakirlere vermeye niyet etmiştim. Kazandıklarımın kırkta birini hesaplayıp dağıtıyordum. Fakirlere verirken de kazandıklarımın bir kısmını vermeye niyet etmiştim diyordum. “Adadım” dediğimi hatırlamıyorum. Ama kesin emin değilim. Bunları kâğıt para olarak vermiştim. Şimdi çalışmıyorum. Geçmişte vermiş olduğum bu kâğıt paraları tekrar altın veya gümüş olarak mı vermem gerekir?

Cevap;
Niyet etmekle adak olmaz. “Allah rızası için vereceğim” demek lâzımdır. Bir kimse adayıp adamadığını hatırlamıyorsa bir şey gerekmez. Adadığını hatırlıyor, ama ne adadığını hatırlamıyorsa yemin keffareti verir.

Sual:
Birisi şu soruyu bilene cebimden ne kadar çıkarsa vereceğim dese bilenin alması caiz midir? (Mikdar mechul olduğu için) Böyle söylemek adağa girer mi? Eğer adağa giriyorsa alan kişi de zenginse bu parayı ne yapacak?

Cevap;
Bu adak değildir. Va’ddir. Va’d bir sebebe bağlanınca borç olur. Mikdar görünüşte mechul olmakla beraber, bellidir.

Sual:
Bir yazı okumuştum, Osmanlılar zamanında kazâ namazı olmayanlar, mescide girince hemen kalben "4 rek’at namaz kılmak nezrim olsun" diye niyet edermiş. Vâcib sevabı almak için, hem sünnete, hem de vâcibe niyyet edip bu vâcibi kılarmış. Borcum var, o yüzden sadaka veremiyorum. Ama bazen küçük meblağlar sadaka vermek icab ediyor. Böyle zamanlarda, ecdadımızın yaptığı gibi yapsak, meselâ "Filancaya 5 lira vermek nezrim olsun" diye kalben niyet etsek câiz olur mu?

Cevap;
Nâfile ibadeti önceden adayarak vâcib sevabı almak hususunda ulema ihtilaf etmiştir. Câiz olur diyen de vardır, olmaz diyen de vardır. Ancak adak yapmak dinde makbul tutulmamıştır (İbni Abidin).

Sual:
Yemin bozulmadan da yemin keffareti verilebilir mi? Bir kimse “Ben bu kızla evlenirsem nikâhım boş olsun” veya “Bu kızla evlenirsem ve ailemle iyi geçinmezse yemin ederim boşarım” derse, kefaret verip bu kızla evlenebilir mi?

Cevap;
Yemin bozulmadan keffaret verilmez. Birinci halde, evlendiği zaman bir talâkla boş olur. İmam Muhammed ve İmam Şâfiî’ye göre olmaz. Buna talâk-ı devr denir. İkinci halde evlendikten sonra ailesiyle iyi geçinmezse, isterse zevcesini boşar; boşamak istemezse, keffaret verir.

Sual:
Oruç ve yemin kefareti talebe yurduna iftar vererek ödenebilir mi?

Cevap;
Oruç fidyesi ve kefareti, bir fakiri altmış gün sabahlı akşamlı veya altmış fakiri bir defa sabahlı akşamlı doyurmakla olur. Yemin kefareti ise on fakiri sabahlı akşamlı doyurmak veya bunun karşılığını o fakire temlik etmekle, vermekle olur. Bir fakire toptan on günlük verilse bir günlük sayılır. Oruç kefareti böyledir; ama oruç fidyesi böyle değildir. O bir fakire toptan verilebilir.
Talebe yurtlarında verilen yemek, talebenin parasıyla aldığı yemektir. Dolayısıyla her talebenin yurda ödediği paranın içinde zaten o üç öğün yemek bedeli vardır. Yurtta yemek ücrete dâhil değil ise, bunu ödememiş fakir bir talebeye veya yurtta kalmayan bir fakire iki öğün yedirilirse olabilir. Yemeği yiyenin fakir olması şarttır. Her fakirin iki öğün yemesi şarttır. Talebe yurdunda bu şartlar temin ediliyorsa verilebilir.

Sual:
“Anam avradım olsun” diye bir tabir kullanıyorlar. Zıhar sayılır mı?

Cevap;
Böyle söylemek mahzurlu olmakla beraber, zıhar değildir. Yemin maksadıyla söylenirse veya o beldede böyle yemin etmek âdet ise yemin sayılır.

Sual:
Birine bir işin yapılması veya yapılmaması için and veren kimse, yemin etmiş olur mu?

Cevap;
Bir işin yapılmasına veya yapılmamasına devam edilmemesi için and veren, yemin etmiş olmaz. Bir işe başlamak için and verirse, yemin olur. Öteki yapmazsa, and verenin kefâret vermesi lâzım olur. Vallahi, Yemin ediyorum, Ant veriyorum, Allah aşkına şunu iç, Allah aşkına şuraya git, derse, yemin olur. İçmezse veya gitmezse kefaret verir. Şuraya gitme, şunu içme der de giderse veya içerse böyledir. Su içmekte olan birine Allah aşkına iç veya içme dese yemin olmaz. Yürüyen birine vallahi yürümeyeceksin veya yürüyeceksin dese yemin olmaz.

Sual:
Bir kimse bir işi yapacağına veya yapmayacağına dair yemin etse, ama sadece yemin ederim dese, vallahi kelimesini kullanmasa, yine yemin olur mu?

Cevap;
Yemin, sadece vallahi gibi kelimelerle kurulmaz. Yemin ederim, and içerim, ahdim olsun, kasem ederim gibi sözlerle de yemin olur. Bozulursa keffaret gerekir.

Sual:
Bir kimse yalan söylememeye yemin ederse, sonra da câiz olan bir yalan söylerse, meselâ bir kimseyi zâlimin şerrinden kurtarmak veya iki müslümanı barıştırmak için yalan söylerse, yemini bozulur mu?

Cevap;
Yemin bozulur. Keffâret vermek gerekir. Yalnızca yalan söylediği ve yemini bozduğu için günaha girmez.

Sual:
Bir kimse birden fazla yemin etse, hepsi için ayrı ayrı mı kefaret verecektir tek bir keffaret hepsi için kâfi gelir mi?

Cevap;
Her yemin için ayrı keffaret gerekir. İbni Abidin’de diyor ki: “Bir kimse, iki yemin keffareti için, on fakire bir sa' buğday yedirse (yemin keffareti asgari yarım sa'dır) İmam Ebu Hanife ve Ebu Yusuf'a göre bir keffarete sayılır. İmam Muhammed'e göre ikisine de kâfidir.” Bu hususî ibareden muhtelif yeminler için bir keffaretin yeteceği neticesi çıkar mı, bunu söylemek kolay değildir. Mezhebde fetva kime göre verilmiş ise onunla amel edilir. Fetva bilinmiyorsa, İmam Ebu Hanife kavli ile amel edilir.

Sual:
Bir kimse bir günah için Allah’a tevbe ederim dese, sonra yeniden aynı günahı işlese, yeminini bozmuş olur mu?

Cevap;
Bu söz yemin sayılmaz. Ayrıca yemin etmiş olmadıkça, yani “Bu günahı bir daha işlememeye yemin ederim” dememiş ise, kefaret gerekmez.

Sual:
Eşine, “Sen bana bir ay anam gibisin” diyen bir kimse nasıl hareket eder?

Cevap;
Bu zıhar değildir. Hiçbir hüküm doğurmaz. Ancak yemin de etmişse, îlâ sayılır. Yemin kefareti gerekir.

Sual:
Bir hoca, yemini veya talâkı anlatırken, misal verse, yemin etmiş veya talâk vermiş sayılır mı?

Cevap;
Hayır. Her ikisinde de kasıt lazımdır. Yemin veya talâkı, bir başkasına hikâye etmek, yemin veya talâk demek değildir. Şaka ile söylense bile yemin ve talâk olur, zira şakada kasıt vardır. Ama neticeyi istememektedirler. Bu, şaka ile yapılan yemin ve talâkın sıhhatine tesir etmez.

Sual:
Bir kimse bilgisine istinaden “Şu ev Amr’ındır” diye yemin etse, fakat o evin Zeyd’e ait olduğu ortaya çıksa, yemin kefareti gerekir mi?

Cevap;
Yemin-i lağv’dır. Yani boş yere yemindir. Geçmiş bir şey için zan ile yanlış yemin etmektir. Bunda, günah da, keffâret de yoktur.

Sual:
Bir kimse fakir olup, gücünün üzerinde bir adakta bulunsa, yerine getirmeye mecbur mudur?

Cevap;
Nezr edilen, adak yapılan sadakanın mülkünden çok olmaması lâzımdır. Bu ise, adak yaptığı sırada verebileceği bir mikdardır. Meselâ bir koyun kesmeği adasa, koyun kesecek kadar parası yoksa, adak sahih olmaz. Çünki kan bölünemez. Ama 100 lira sadaka vermeyi adasa, ama 50 lirası olsa, adak yalnızca bu 50 liradan sahih olur, 100 lira vermesi gerekmez. Zira mal bölünebilir.

Sual:
Yemin kefareti için on fakire verilecek elbisenin asgarisi nedir?

Cevap;
Yeminini bozan kimse, ya on fakiri sabahlı akşamlı veya bir fakiri on gün sabahlı akşamlı doyurur yahud erkek veya kadın on fakire bütün bedeni örtecek kadar bir kat elbise verir. Bu elbisenin asgarisi orta halli insanlara elverişli, üç aydan ziyade dayanacak ve bedenin ekserisini örtecek birer kat elbisedir. Bu da hem namazın sahih olacağı, hem de örfen çıplak sayılmayacak şekildedir. Buna göre kollu ve paçalı fanila ve don asgari olarak kâfidir. Kadın ise, baş örtüsü, uzun entari ve çorap da verilir. Bunun fakiri bir günlük doyurma mikdarından aşağı olmaması da lâzımdır. (İbni Abidin)

Sual:
Kişi, adağının yerine para verebilir mi?

Cevap;
Hayvan kesmeyi adamışsa hayır. Bunun dışındaki adaklarda, bedeli verilebilir.

Sual:
Bir kimse başka bir kişi hakkında adak ya da yemin niyeti olmadan, bir gün işe erken gelse veya işinde hata yapmasa dişimi kıracağım dese, ve o dediği olsa dişini kırması gerekir mi? Ya da yapması gereken bir şey var mıdır?

Cevap;
Bir şey gerekmez. Ancak yemin etmişse, o işi yapınca, dişini kırmaz; ama yemin keffareti verir.

Sual:
Gençliğimde eşim ile evlenirsem iki büyük baş hayvan kurban edeceğim demiştim ancak şu anda maddi gücüm el vermiyor. Ne yapabilirim?

Cevap;
Bir kimse bir şey adadığı zaman, bunu yerine getirmeye mâlî gücü müsait değil ise, adağı sahih değildir; bir şey gerekmez. Ama müsait ise, bu adağı sahihtir ve mutlaka yerine getirmesi gerekir. Bekleyin, Allah mal ihsan edince kesersiniz. Türkistan gibi yerlerde ucuza kesilebilmektedir. Bu işi yürüten vakıflara vekâlet vererek kestirebilirsiniz.

Sual:
Adanan adak yerine para verilebilir mi?

Cevap;
Hayvan ise verilemez. Hayvan kesme ve köle azadı dışındaki adaklarda, bedeli verilebilir.

Sual:
Dinen fakirim; ama yemin kefaretini yemek yedirmek suretiyle yapacak kadar da vaziyetim var. Böyle bir halde oruç tutmak suretiyle yemin kefaretini ödemem uygun olur mu?

Cevap;
Yemin kefâreti için, bir köle âzâd eder. Yahud zekât alması câiz olan on fakîre, bütün bedeni örtecek kadar bir kat çamaşır verir veya aç olan on fakiri bir gün iki def’a doyurur. Veya ev halkının günlük ortalama yediği kadar ve sadaka-i fıtr mikdarından az olmamak kaydıyla para veya yiyecek verir. Bir fakiri on gün doyurmak veya on günlük yiyecek veya parasını toptan vermek de olur. Bu üçünden birini yapamayan fakir, üç gün ardarda oruç tutar. Bu oruçlara, gece niyet edilir. Şu halde, yemin kefâreti için zekât veya fıtra nisabına sahip olmak lâzım değildir. Kefâreti verebilecek vaziyette olmak kâfidir. Bu imkân varken, oruç olmaz.

Sual:
Dört ay sana yaklaşmayacağım diye yemin ederek îlâ yapan kimse, yemininde dursa, yani dört ay zevcesine yaklaşmasa ne lâzım gelir?

Cevap;
Dört ay dolunca bir bâin talâk olur. Erkek, zevcesini yeni bir talâk ile alabilir. Eğer hiç zaman söylemese veya ebediyyen yaklaşmayacağım dese, dört ay sonra nikâh bâin talâk ile bozulur. Erkek yeni bir nikâhla zevcesini alabilir. Îlâ da geri döner. Yani dört ay boyunca hiç yaklaşmasa, nikâh bozulur. Nikâhın bozulmaması için çare, bu kişinin zevcesine yaklaşıp, yemin keffareti vermesidir. Diyâneten erkeğe lâzım olan da budur. Dört aydan az zaman söyleyerek yemin etse, zevcesine bu zaman içinde yaklaşsa veya yaklaşmasa, bir şey lâzım gelmez.

Sual:
Yeni emekli olan birisi, ilk aylığını yetimler yurduna vereceğim dese, illa buraya mı vermesi gerekir?

Cevap;
Usulüne uygun adak yapmışsa, herhangi fakir yetime verebilir. Oraya vermesi gerekmez.

Sual:
Bir ilmihalde, “Nezri, yapmak istemediği bir şarta bağlarsa, meselâ, falancanın çantasını çalarsam, bir ay oruç nezrim olsun derse, çalmadan oruç tutar veya yemin keffâreti verir’ denilmektedir. Bunun sebebi nedir? Şart olmadığı halde neden oruç tutuluyor?

Cevap;
Çalmak haram olduğu için böyledir. Bu, bir yemin sayılır. Yemin, şeriata muhalif ise yapılmaz ve keffaret verilir.

Sual:
Büyükbaş hayvan keseceğim diye adak eden, kurbanda bir sığırın bir hissesine girse, caiz olur mu?

Cevap;
Büyükbaş hayvan demişse, giremez; büyükbaş hayvan kesecektir.

Sual:
“İmtihanı kazanırsam bir yıl oruç tutacağım” dese ve imtihanı da kazansa, bu adağın sahih olduğunu, yani yapması gerektiğini bilmeyen biri, yemin kefareti verip orucu tutmasa olur mu?

Cevap;
Olmaz. Oruç tutması haram olan günler dışında bir yıl oruç tutması ve bunlara her geceden niyetlenmesi icap eder. Hindiyye’de diyor ki: “Bir kimse muayyen bir sene oruç tutmayı adasa, bunu peşpeşe tutar. Sonra Ramazan ve bayram günleri için 35 gün de ayrıca tutar. Çünki örfen bu peşpeşe bir yıl demektir. Fakat bu senenin hangi sene olduğunu tayin etmese, ayları ile tutarak seneyi tamamlar ve otuz beş günlük orucu sonra tutar”.

Sual:
Bir kimse bir şeye yemin ettiğinde şüpheye düşse nasıl haraket etmesi gerekir? 

Cevap;
Şek ile yakin zail olmaz. Yemin ettiğini biliyor da şüphe ediyorsa, yemin etmiş demektir. Yemin edip etmediğine şüphe ediyorsa, etmemiş demektir.

Sual:
Sabah namazina her kalkamadığım gün için oruç tutacağım diye yemin etmiştim. Tutmam gereken o kadar çok oruç var ki... Artarak devam ediyor. Bu yeminden kurtulma imkânı yok mudur?

Cevap;
Namaza kalkamazsam, şu kadar oruç tutacağım demişse, istemediği bir şeye adak bağladığı için, isterse oruç tutar, isterse yemin keffareti verir.

Sual:
Yemin keffâreti için alınan malı verirken, "bunu sana yemin keffâretim için veriyorum"demek şart mıdır?

Cevap;
Söylemek gerekmez. Ama karşıdakinin fakir, yani zekât almaya ehil olması lâzımdır

Sual:
Yemin keffâretinin ard arda verilmesi lâzım mıdır?

Cevap;
Ardarda vermek gerekmez.

Sual:
Yemin keffâreti için alınan yiyeceği ya da malı, karşı taraf kullanmasa veya başkasına hediye etse, olur mu?

Cevap;
Keffârete zararı yoktur. Zekâtta da fakir kendisine verilen zekâtı dilerse başkasına hediye edebilir.

Sual:
Bir kişi arkdaşının otobüs kartı ile geziyor. Bunu öğrenen kart sahibi “sana bir daha vallahi biletimi vermeyeceğim” diye yemin ediyor. Ancak sonra bilet sahibi kartı vermiyor da, kendisi o arkadaşı için kartı okutturuyor. Yemini bozulmuş olur mu?

Cevap;
Yeminde örfe bakılır. Okutturmak, örfen vermek demektir. Yemin bozulur.

Sual:
Bir kadın adak kurbanı kestirse, kocasına yedirebilir mi? 

Cevap;
Adak etini kestiren yiyemez; ev halkı ile usul ve füruuna da yediremez.

Sual:
Bir kimse falanca işim olursa kurban keseyim diye dili ile söylemese, ancak kalbinden kast etse, adak sayılır mı?

Cevap;
Talâkta veya kıraatte olduğu gibi adakta da lisan ile en azından kendisi işitecek kadar söylemek gerekir. Zira “nezr, dilin amelidir” (İbni Abidin)

Sual:
Bebeğim iyileşirse koyun keseceğim diye adak yapan, bunu akikaya çevirebilir mi?

Cevap;
Hayır. Birincisi vâcibdir; diğeri müstehâbdır.

Sual:
Sigara içmeyeceğim diye yemin edip içen tevbe yapıp kefaret verdikten sonra içmesi yeni bir kefaret gerektirir mi? Her sigara yeni bir kefaret mi, yoksa kefaret verdiği için artık içebilir mi?

Cevap;
Bir defa içince yemin bozulur.

Sual:
‘O kişi bir daha ben yaşadığım müddetçe bu evden içeri vallahi de billahi de tallahi de giremez’ dese ne lazım gelir?

Cevap;
Girerse, yemin edenin 3 tane yemin keffareti vermesi gerekir.

Sual:
Annesinin sene-i devriyesi için mevlid okutup yemek dağıtmak isteyen kimse, bu dağıtılan yemekte adağını kullanılabilir mi?

Cevap;
Adak etini zenginler yiyemez. Bu sebeple yiyenlerin hepsi fakirse olabilir. Değilse, zenginlerin yediği kadarının bedelini fakirlere vermek gerekir.

Sual:
Yemin kefaretini yurtdışına göndermek caiz midir? 

Cevap;
Caizdir.

Sual:
‘Felan kimse benim evime gelirse bir koyun keseyim’ dese adak olur mu?

Cevap;
Nezir (adak) niyetiyle söylemiş ise veya böyle niyeti olmayıp ‘Allah rızası için’ veya ‘nezrim olsun, adağım olsun’ demişse adak olur.

Sual:
Yemin keffaretini bir günlük ortalama yiyecek miktarına göre değil de, iki kilo una göre hesaplasak sahih olur mu?

Cevap;
Olur. Bu, asgari mikdardır. Sünnete aykırı olur.

Sual:
Kâğıt para ile yemin keffareti verilir mi?

Cevap;
Evet.

Sual:
Yemin kefaretinin tamamı için bir fakire toptan 50 lira versek; parayı alan kişi de bu paradan 10 gün boyunca hergün sabah akşam yemek yemeyip, mesela gitse kendine elbise alsa, keffaret sahih olur mu?

Cevap;
Fakirin o parayla ne yaptığı mühim değildir. Ama bir fakire 10 günlük keffaret bir günde verilirse, birgünlük verilmiş olur. Aynı fakire 10 gün boyunca veya ayrı ayrı 10 fakire bir günde verilmelidir.

Sual:
Tutamadığım çok fazla adak orucum var. Bunları yemin keffaretiyle pratik olarak nasıl ödeyebilirim?

Cevap;
Adak yemin keffaretiyle kurtulmaz. Tutulması lazımdır.

Sual:
Bir talebe kendisine koyduğu mesela günlük 150 sual çözme hedefini gerçekleştirmediği takdirde adak yapsa, dinen bir mahzuru olur mu?

Cevap;
Hayır, olmaz.

Sual:
Kurban adağı için vereceğimiz vekâleti, adak diyerek mi, kurban diyerek mi vermek lazım gelir? Fark eder mi?

Cevap;
Adak diye verilir. Söylerken şaşırsa bile, müvekkilin kasıt ve niyeti mühimdir.

Sual:
Bir kimse "Vallahi falanca ile konuşmayacağım" diye yemin etse, ancak mail yollasa, mektup gönderse ya da başkası vasıtasıyla mesaj iletse yemini bozulmuş olur mu?

Cevap;
Hayır. Hanefî mezhebinde, yeminde kullanılan kelimelerin örfen ne manaya geldiği mühimdir. Bu sayılanlar örfen konuşmak sayılmaz.

Sual:
Memurluğa girişte, dine aykırı hususlar üzerine yemin ettirilse, caiz midir?

Cevap;
Böyle bir usul yoktur. Ama bu gibi yeminler, zaten dinen lağv olan yeminlerdir.