Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
SUALLER - CEVABLAR

"Abdest" kelimesi için sonuçlar gösterilmektedir
Sual:
İstinşakta burna üç kere su veriliyor. Üç kere de sümkürmek mi lazım?

Cevap;
Evet. (Halebî-i Sagîr)

Sual:
Abdest alırken ayakları üç defa yıkamak sünnettir. Bunun için, üç defa musluğu kapatıp tekrar açmalı veya üç defa ayağı çekip tekrar musluğun altına mı sokmalıdır?

Cevap;
Bir kimse akar suda bulunursa üç defa dökünmek, tertip ve abdest, hiç beklemeden ve hareket etmeden hâsıl olur. Tertip birkaç sâniyede hâsıl olur. Ama durgun suda bulunursa mutlaka hareket (kıpırdama) veya yer değiştirmek lâzım gelir. (İbn Âbidîn, Guslün sünnetleri bahsinin başı) Dolayısıyla gusl veya abdest alırken üç defa yıkanması gereken uzun, uzun musluğun altında üç defa yıkanacak müddet durursa, üç defa yıkama sünneti hâsıl olur.

Sual:
Saçını kınalamış kadın abdesti nasıl alır?

Cevap;
Kadın ya gece yatarken veya hayızlı iken saçını kınalar. Aksi takdirde yıkaması gerekir. Islak elini başının içine sokup meshedebiliyorsa meshi sahihtir.

Sual:
İçinde namaz sureleri ve dualar olan namaz hocası kitabı abdestsiz tutulabilir mi?

Cevap;
Evet. İçindeki ayet-i kerimeler çok az olduğu için mushaf ve tefsir kitabı hükmünde değildir.

Sual:
Mâlikî mezhebinde abdest alırken niyeti yüzü yıkarken yapmayı bilerek bırakmak [unutmadan] câiz midir?

Cevap;
Bu mezhebde abdestte yüzü yıkarken abdest niyetini muhafaza ediyor olmak gerekir. Bu sırada niyeti bilerek bırakmak diye bir şey olamaz. Bir insan abdest alıyor ve niyeti bırakıyor. Bu nasıl olur? Hangi mezhebden olursa olsun, umumiyetle abdest alırken herkesin abdest niyeti vardır. O anda kendisine “ne yapıyorsun?” diye sorulduğunda, hemen “abdest alıyorum” derse, niyetli demektir. Ama abdeste başlayıp, sonra yüz yıkarken vazgeçse, niyeti bırakmış olur, yaptığı işler abdestten sayılmaz. Bu pek olacak iş değil.

Sual:
Elde çatlak olunca, çatlakların içinde sıvı gözüküyor. Bu renksiz su mudur?

Cevap;
Bu renksiz su değil, yaranın sıvısıdır. Renksiz su, dışarı çıkıp yayılandır.

Sual:
Fıkıh kitaplarında diyor ki: “Ağızdan çıkan necs şeyler, ezcümle kay ve katı kan, kan, safra, mi’deden gelen yemek, su, ağız dolusu olunca, abdesti bozarlar. Hepsi kaba necsdirler”. Kay nedir? Bunların abdesti bozması için tükürmek gerekir mi? Ağızdan çıkmadan bunları geri yutmak haram mıdır? Yine fıkıh kitaplarında “Ağzın içi, abdestin bozulmasında, iç organ sayılır. Orucun bozulmasında, bedenin dışı sayılır. Bunun için, dişden ve ağızdaki yaradan çıkıp ağızdan dışarı çıkmıyan kan abdesti bozmaz. Ağızdan dışarı çıkınca, tükrükden çoksa bozar” diyor. Birşeyi ısırınca, o şey üzerinde kan görürse, bozulmaz. Misvâk, kürdan üzerinde kan görünce, ağzına bulaşmadı ise, bozulmaz. Ya’nî oraya parmağını koyunca, parmağında kan görürse bozulur. Bunlardan anladığım: Ağızdaki yaradan gelen kan ağız dolu ise abdest bozulur. Ağız dolusu değil ise bozulmaz. Ancak dışarı çıkarsa bozulur. Bir şey ısırınca oradaki yahud misvaktaki kanın ağza da bulaştığı, aynaya bakınca görülmekle yahut ağızdaki kan tadından da anlaşılır mı? Mâlikî mezhebinde de ağza bulaştığının görülmesi gerekir mi?

Cevap;
Kay, kusmuk demektir. Ağız dolusu kusmak abdesti bozar. Ağız dolusu kusmak ağız külfetsiz yumulamaz hâle gelmektir. İster kasden, ister kendiliğinden olsun değişmez. Bir mecliste kusmak birkaç defa vuku bulsa, toplamına bakılır. Ağız dolusu olmayan kusmak abdesti bozmaz. İster kasden, ister kendiliğinden olsun değişmez. Yediği bir şeye bulaşması, yayılması demek değildir. Kanayan yere parmağını koyup da eline kan bulaşırsa, kan yayılmış demektir. Aynaya baktığında kanın yaranın üzerinde kalmayıp etrafa yayıldığını görmesi de abdesti bozar. Kanın tadını hissetmek yanıltıcı olabilir. Mâlikî mezhebinde kanamak abdesti zaten bozmaz.

Sual:
Abdest alırken kulak deliklerini elini sokunca oradan çıkan sarı kulak akıntısının katı hali abdeste zarar verir mi?

Cevap;
Yaranın kabuğu düşse bile abdeste zarar vermez. Kaldı ki kulaktaki sarı madde, bu dışarıdan gelip kulak çukurunda biriken kirin, rutubetle birleşmiş halidir, yara irini değildir.

Sual:
Hanefîde abdesti bozmayan uyuma hallerinde [bağdaş kurmak, teverrük gibi] Mâlikî mezhebinde de abdest bozulmaz mı?

Cevap;
Bozulmaz.

Sual:
Çıplak hayvan üzerinde giderken uyuyanın abdesti, hayvan yokuş ya da düz gidiyorsa bozmazken, iniş aşağı giderken niçin bozuyor? Buradaki mesele nedir? Hayvan çıplak olmazsa, üzerinde semer olursa ne fark var? Burada anlatılmak istenen hayvanın üzerine uzanma şekli midir?

Cevap;
Yel kaçırma tehlikesinden dolayıdır.

Sual:
Fıkıh kitaplarında şöyle diyor: "Bir veyâ iki ayağı mestden çıkınca, abdesti, o ânda bozulmaz. Abdestin bozulması şimdi ayaklara sirâyet eder. Yalnız ayaklarını yıkasa, mesh ederek almış olduğu abdesti temâmlamış olur. Mesh müddeti bitince de, yalnız ayaklarını yıkar. Fekat, her iki sûretde de, yeniden abdest almak dahâ iyi olur denildi. Çünki, muvâlât hanefîde sünnet, mâlikî mezhebinde ise farzdır." Burada mesh çıkar çıkmaz yıkamak kastedilmeyip, aradan zaman geçmesi durumunu kastederek tekrar abdest almak iyi olur mu denilmek isteniyor? Çünkü ayaktan meshi çıkardığı gibi ayaklarını yıkasa abdest sahihtir. Eğer anladığım kastediliyorsa o halde abdest ibadetini belli bir zaman diliminde yapmasak da abdest almış olacağımız anlamı çıkmıyor mu? Bir kişi ayaklar hariç bütün abdest azalarını yıkasa, aradan 1 saat geçse sonra ayaklarını yıkasa bu kişi Hanefî'de abdest almış olur mu?

Cevap;
Bir kimse bütün azalarını yıkayıp, mesela ayaklarını bir saat sonra yıkasa abdesti sahihtir. Ancak muvalat sünnetini terk etmiş olur. Şâfiî de Hanefî gibidir. Mâlikî’de ancak unutmuşsa, hatırladığı zaman hemen yıkarsa sahih olur.

Sual:
Fıkıh kitaplarında özr sahibi için şöyle diyor: "Öğleden başka dört nemâzdan birinin vakti girmeden evvel aldığı abdest ile, bu nemâzı kılamaz" Çünkü her vakit çıkışda abdest bozuluyor. Peki öğle için bu vakit ne zaman başlıyor? Yani sabah aldığı abdest herhalde güneş doğunca bozuluyordur ama öğleyi kılmak için alacağı abdesti en erken ne zaman alabiliyor, işrak vaktinde mi?

Cevap;
Güneş doğduktan sonra aldığı abdest ile, başka sebeple bozulmamışsa, öğlen namazını kılabilir.

Sual:
Mâide Suresi’nde abdesti anlatırken ayaklara mesh edin diye mi yazıyor? Bu âyet-i kerime muhkem mi, yoksa müteşâbih midir?

Cevap;
Meselenin, bu âyetin muhkem veya müteşâbih olmasıyla alâkası yoktur. Âyet-i kerimede ayaklara meshedin demiyor; ayakları yıkayın diyor. Şiîler bu âyet-i kerimedeki ercüleküm kelimesini ercüliküm diye okuyarak başa meshedildiği gibi, ayakların da meshedileceğini söylüyor. Halbuki eshab-ı kiram, Hazret-i Peygamber’in ayaklarını yıkadığını, ancak mest giydiği zaman meshettiğini ittifakla rivayet ediyor. Kıraat imamları da bu âyet-i kerimenin ercüleküm diye okunacağını, dolayısıyla ayakların yıkanacağını söylüyor. Sonra gelen bütün âlimler de böyle bildiriyor. Bir tek Şia, sahabilerin müslümanlığına inanmadıkları için bu icmayı kabul etmiyor.

Sual:
Başı mesh ederken bir kere kullanılan el ikinci defa kullanılamaz mı? Yıkayıp tekrar mı kullanılacak? Ya da hiç kullanılmayacak mıdır?

Cevap;
Başı meshedince su müstamel olur. Artık başka yer meshedilmez. Ama elde hâlâ ıslaklık varsa kulaklar da bununla meshedilebilir. Tekrar ıslatmak iyidir.

Sual:
Şadırvanı içeride olan câmilerde abdestsiz içeriye girmek mekruh olur mu?

Cevap;
İçerideki şadırvan içeride abdesti kaçanların abdest tazelemesi içindir. Câmiye abdestsiz girmek mekruhtur. Şadırvanlar umumiyetle mescidin dışındadır. Varsa, zaruretler memnuları mübah kılar.

Sual:
Evden bir yere giderken geç kalınca, yine de abdestli çıkayım diye, abdestin farzlarını yerine getiren, mekruh işlemiş olur mu?

Cevap;
Abdestin bazı sünnetlerini terk etmek mekruh olur. Müstehabı yapmak için mekruh işlenmez. Nitekim namazda abdest bozulduğu zaman, hemen gidip abdest alıp namaz tamamlanır. Burada da abdest sünnetleriyle alınır (İbn Abidin-İstihlâf bahsi).

Sual:
Fıkıh kitaplarında “İstemiyerek ağız dolusu kussa, zorlıyarak biraz kussa oruç bozulmaz” derken, “Ağız bazan bedenin dâhili sayılır. Bunun için, oruclu kimse, tükürüğünü yutarsa, orucu bozulmaz. İnsanın içindeki necâsetin mi’deden bağırsağa geçmesi gibi olur. Ağızdaki yaradan veyâ diş çekdirmeden, iğne yapılan yerden yâhud mi’deden ağza kan çıkması, abdesti ve orucu bozmaz. Bu kanı tükürünce veyâ yutunca, tükürük kandan çok ise, ya’nî sarı ise, yine bozulmazlar. Mi’deden gelen başka şeyler ağza geldiği zemân da böyle olup, abdest ve oruc bozulmaz. Ağız dolusu, ağızdan dışarı çıkarsa, ikisi de bozulur. Ağzın içi, ba’zan da, bedenin hârici gibi olur. Ağzına su alınca oruc bozulmaz” diyor. İstemiyerek ağız dolusu kusmanın orucu bozmadığı yazarken, başka yerde ağız dolusu kusmanın orucu bozduğu söyleniyor. Bundan kasıt ne olabilir?

Cevap;

İhtilaflı bir meseledir. Farklı kitaplardan alınan kavillerdir. “Ağız dolusu, ağızdan dışarı çıkarsa, ikisi de bozulur” cümlesini, “Ağız dolusu kusmak, abdesti bozduğu gibi, isteyerek kusulmuşsa orucu da bozar” şeklinde anlamalıdır.
Abdestte:
1-Ağız dolusu kusmak abdesti bozar. Ağız dolusu kusmak ağız külfetsiz yumulamaz hale gelmektir. İster kasden, ister kendiliğinden olsun değişmez.
2-Bir mecliste müteaddid de olsa, toplamına bakılır. 
3-Ağız dolusu olmayan kusmak abdesti bozmaz. İster kasden, ister kendiliğinden olsun değişmez.
Oruçta:
1-Kendiliğinden (mesela bulantı ile) ağız dolusu kusmak orucu bozmaz. Gelen kusma geri gitmek de bozmaz. Yutulursa oruçlu olduğunu hatırlıyorsa bozar.
2-Kasden (mesela parmak sokup) az bir kusuntu getirmek de orucu bozmaz. Bu kusuntu geri gitse oruç bozulmaz. Yutulsa, müftabih kavle göre oruç bozulmaz. Oruçlu olduğunu hatırlamıyorsa kasden az kusmak orucu bozmaz.
3-Kasden ağız dolusu kusmak orucu bozar. Geri dönsün, dönmesin veya yutulsun farketmez. Oruçlu olduğunu hatırlamıyorsa kasden çok kusmak orucu bozmaz.
(Ni’met-i İslâm, İbn Âbidîn.)



Sual:
Avret yerini ellemek hangi hallerde abdesti bozar?

Cevap;

Hanefî mezhebinde avret yerini ellemekle abdest bozulmaz. Abdest almak müstehaptır. Kadın parmağını veya pamuk gibi başka bir şeyi tenasül uzvuna sokarsa abdesti bozulur. Parmağının ucunu sokar da ıslaklık veya koku duyarsa bozulur.

Mâlikî mezhebinde bâliğ bir erkek kendi avuç içi veya parmaklarının ucu veya alt yahut yan tarafı ile çıplak zekerine kasden veya unutarak dokunursa lezzet alsın veya almasın abdesti bozulur. Başka yeriyle dokunsa veya arada perde varsa bozulmaz. Kasık veya testislere dokunması bozmaz. Kadın kendi tenasül uzvunu ellerse veya parmağını sokarsa lezzet alsa bile abdesti bozulmaz. Bir kimse makadına dokunsa veya parmağını soksa abdesti bozulmaz. Bâliğ bir erkeğin zekerine şehvetle dokununca dokunma hükümleri cereyan eder ve abdesti bozulur.

Şâfiî mezhebinde vücuttan ayrılmış bile olsa avuç içi veya parmakların altı ile kendisinin veya başkasının zekerine dokunmak abdesti bozar. Avuç içiyle parmakların alt kısımlarının sınırı, avuç ve parmaklar üst üste geldiğinde görünmeyen kısımlardır. Kadın kendi tenasül uzvuna dokunsa veya bir başkası kadının tenasül uzvuna dokunsa abdesti bozulur. Elin ve parmakların aralarıyla ve yan taraflarıyla dokunması bozmaz. Makadın halkasına dokunmak bozar. Dokunulan başkası ise bunun abdesti bozulmaz.

Hanbelî mezhebinde elin içi ile kendisinin veya çocuk yahut ölü bile olsa başkasının zekerine dokunmak abdesti bozar. Zeker veya fercine dokunulan başkası ise bir rivayettte bunun abdesti bozulmaz. Kasık ve testislere dokunmaz bozmaz. Kadın kendi tenasül uzvuna dokunsa veya bir başkası kadının tenasül uzvuna dokunsa abdesti bozulur. Makad deliğine dokunmak da bozar.



Sual:
Ezan okunduğunda, bir de abdest alındığında parmakları göze sürmek sünnet olduğuna göre bunları sürüş şekli ve zamanı nedir?

Cevap;
Ezan okunduğu zaman icâbet etmek sünnettir. İcabet câmiye giderek olur. Bir özür sebebiyle gidemeyecek olan ezanı hürmetle dinler ve ezan cümlelerini tekrar eder. “Eşhedü enne Muhammeder resulullah” cümlesinin birincisini işitip tekrar ettikten sonra “sallallahü aleyke ya resulallah” der; ikincisini tekrar ettikten sonra iki elinin baş parmaklarını işaret parmağı ile yumup uc uca getirir ve baş parmağının tırnaklarını öpüp gözlerinin üstüne koyar. Değdirir, fakat sürerek çekmez. “Kurret ayneyye bike ya resulallah” der. Ya Resulallah, iki gözüm seninle görsün, yani Ya Resulallah, sen gözbebeğimsin, iki gözümün nurusun demektir. İmam Ahmed bin Hanbel, İbnü’l-Cevzî, İbni Hacer, Süyûtî bunun hadîs-i şerif olduğunu bildiriyor.  “Allahümme metti’ni bi’s-sem’i ve’l-basari” (Ya rabbi, sen beni görmek ve işitmekle nimetlendir) der. Böyle yapmak sünnetle sabit olup müstehabdır. Bir hadîs-i şerîfde, “Ezân okunurken ismimi işitince, iki baş parmağını gözüne koyanı, kıyâmet günü arar, bulur ve Cennete götürürüm” buyuruldu. Hazret-i Ebû Bekr, ezan okunurken, Resûlullah aleyhisselâmın ismini işitince, iki baş parmağının tırnağını öptü. Sonra gözlerine sürdü. “Niye böyle yaptın?” buyurulunca, “Senin mübârek isminle bereketlenmek için yâ Resûlallah” dedi. “Güzel yaptın. Böyle yapan, göz ağrısı çekmez” buyuruldu.  Bir hadîs-i şerîfte, “Müezzin “Muhammeden resûlullah” deyince, bir kimse iki baş parmağını öper, sonra gözlerine sürer ve “Eşhedü enne Muhammeden abdühu ve Resûlüh, Radıytü billâhi rabben ve bil-islâmi dînen ve bi-Muhammedin sallallahü aleyhi ve selleme nebiyyen” derse, şefâ’atim ona helâl olur” buyuruldu. (Tahtâvî, Merâkı’l-Felâh Hâşiyesi) Abdest aldıktan veya yalnızca el yıkadıktan sonra da baş veya işaret parmakları ıslak bir şekilde gözlere sürerek çeker. “Allahümmahfaz ayneyye mine’l-emrâzi ve nevvirhüm┠(Allahım, iki gözümü hastalıklardan muhafaza et ve onları nurlandır) der. Hazreti Peygamber “El yıkadığınız zaman gözlerinize ikram edin” (Yani suyu ulaştırın) buyurmuştur. Böyle yapmak müstehabdır. (Şir’atü’l-İslâm)

Sual:
Kadınlara dokunmak ( mess-i nisvan ) hangi hallerde abdesti bozar? Mezheplere göre farklılık var mıdır?

Cevap;
 

Hanefî mezhebinde: Bedenin hangi tarafıyla olursa olsun, dokunan veya dokunulan çıplak da olsa abdest bozulmaz. Abdest almak müstehaptır. Ancak kişi, abdestli olur; ikisinin de ikisinin de tenasül uzuvları üst üste gelecek olursa abdestleri bozulur.

Mâlikî mezhebinde: Abdestli biri kendisinden başka birine dokunmakla abdesti bozulur. Bunun için her ikisi de bâliğ olmalıdır. Lezzet kasdıyla dokunmak veya dokununca lezzet duymak lâzımdır. Arada kalın bir örtü varsa bozulmaz. Dokunulan kadın çocuk veya yaşlı kadın ise bozulmaz. Saç ve tüylere şehvetle dokunmak abdesti bozar. Ama saçın saça değmesi ile bozulmaz. Kadın kendi veya erkeğin saçına dokunsa bozulmaz. Erkeğe de şehvetle dokunmak bozar. Mahrem akrabaya şehvetle de dokunsa bozulmaz. Ağızdan öpmekle bozulur. Zorla öpülse de lezzet duysa bozulur. Dokunulan bâliğ ise ve lezzet duyarsa onun da abdesti bozulur.

Şâfiî mezhebinde: Yabancı bir kadına dokunmak her ikisinin de abdestini bozar. Elleyen erkek yaşlı, kadın da ihtiyar ve çirkin olsa ve bunlar birbirlerine dokunmaktan lezzet duymasalar bile yine abdestleri bozulur. Arada ince bir perde varsa bozulmaz. Saç, tırnak ve dişine dokunmakla bozulmaz. Ölü ise bozulur. Mahrem ise bozulmaz.

Hanbelî mezhebinde: Arada perde olmaksızın bir kadına şehvetle dokunmak abdesti bozar. Bu kadın mahrem olsun, yabancı olsun, diri olsun, ölü olsun, küçük olsun, büyük olsun fark etmez. Eğer bir kadın bir erkeği elleyecek olursa veya ona dokunacak olursa mezkûr şartlarla abdesti bozulur. Saç, tırnak ve dişe dokunmazla bozulmaz. Kendisine bir kadın dokunsa lezzet alsa bile abdesti bozulmaz.

Sual:
Namazının vakti daraldığı zaman, abdest uzuvlarını bir kere yıkamak câiz olur mu?

Cevap;
Abdest uzuvlarını arada sırada üç değil de bir veya iki defa yıkamak mekruh değildir. Ancak böyle yapmayı âdet hâline getirirse mekruh olur. (İbni Abidin)

Sual:
Bir kimsenin namazdan önce bir yeri kanasa ve kanamanın durmasını beklese; durunca namaza başlasa, namazda ya tekrar kanadıysa diye bir şüphe gelse, namazı bitirip selam vererek baktığında kanamadığını görse, bu şüphe hâli Mâlikî veya Hanefî mezhebinde abdesti, dolayısıyla namazı bozar mı?

Cevap;
Her iki mezhebe göre de abdesti ve namazı bozulmamıştır. Hanefî mezhebinde abdest aldığını hatırlasa, fakat bozduğunda şüphe etse, abdesti var kabul edilir. Abdest bozduğunu hatırlasa, ama abdest aldığında şüphe etse, abdesti yok kabul edilir. Mâlikî mezhebinde her iki halde de abdesti yok kabul edilir. Ama abdest aldığını hatırlıyor, bozulduğunu hatırlamıyorsa, Mâlikî mezhebinde de abdesti var kabul edilir. Bir yerinin kanadığında şüphe etmesi, baktığında kanamadığını görse bile şüphe değildir. Bu husus yanlış anlaşılmaktadır. Abdestli olup olmadığını hatırlamak bakımından şüphe abdesti bozar veya bozmaz.

Sual:
Bir kadının kocasını veya başka bir erkeği düşünmekle, ya da yolda giden bir erkeği görüp beğenmesiyle Mâlikî mezhebinde abdesti ve guslü bozulur mu?

Cevap;
Düşünmekle -şehvetle olsa bile- abdest hiç bozulmaz. Kadın veya erkek, birbirini görmekle, düşünmekle, menî akınca cünüb olur. Mezi gelirse abdest bozulur.  Malikî’de de böyledir.

Sual:
Akıntısı olan bir kadın, akıntıya mâni olabilmek için önüne pamuk sokunca, pamuğun iç kısmı ıslanıp dış kısmı ıslanmayınca abdest bozulur mu? Yani abdestin bozulması için pamuğun tamamının mı ıslanması gerekir? Kullanılmasının müstehab oluşu, abdestin bozulmasına engel olduğu için?

Cevap;
Akıntısı olan kadının pamuk veya bez kullanması şart değildir. Ama akıntı gelip çamaşırı ıslanırsa veya pamuk veya bez koyup, bunu ıslak görürse abdesti bozulur. Pamuk içeri sokulur, dışarı akıntı sızmazsa abdest bozulmaz. Müstehab olması içine değil, önüne koymak hakkındadır. Böylece abdestin bozulduğunu rahatça anlayabilir. Vesveseyi önlemek için müstehab olmuştur. Pamuğun içi ıslanıp dışı ıslanmazsa abdest bozulur. Ama içeri konan pamuk ıslanır, pamuğun dış kısmı kuru ise, pamuk dışarı çıkarılmadıkça abdest bozulmaz. İçinin ıslandığını çıkınca anlar ki o zaman bozulmuş olur. Devamlı akıntı varsa, özür sahibi olur veya pamuğu önüne sokarak akıntıyı durdurarak abdest alıp namazını kılar. Akıntı devamlı ise ve önüne pamuk sokmamış ise, namaz vaktinin sonunda önüne bakar; akıntı var ise, özür sahibi olur. Bu halde abdest alıp namazını kılar. Sonraki namaz vaktinde de hiç kesilmezse her vakit için abdest alır.

Sual:
Peygamberimiz bizzat kendisi cenaze yıkamışmıdır ve bu iş tavsiye edilir mi?

Cevap;
Peygamber efendimizin ölü gaslettiğine dair bir haber bilmiyorum. Ama Resulullah aleyhissalatü vesselâm buyurdular ki: "Ölülerinizi güvendiğiniz kimseler yıkasın." Yine Resulullah aleyhissalatü vesselâm buyurdular ki:  "Kim bir ölüyü yıkar, kefenler, kefenini güzel kokulu maddelerle kokulandırır, taşır ve namazını kılar, cenazeyle ilgili olarak gördüğü (kötü alâmetleri) kimseye anlatmazsa, (bu yaptığına mükâfat olarak) günahlarından temizlenir ve annesinden doğduğu gün gibi (tertemiz) olur." Bu bakımdan ölü yıkamak farz-ı kifâyedir ve sevaplı bir iştir.
24 Aralık 2010 Cuma

Sual:
Şüphe yakîni yok etmez ne demektir? Dinî konularda ben hep vesveseliyim. Şöyle oldu mu, böyle oldu mu diye bir şüphem bitip diğeri başlıyor. Bana yardım eder misiniz?

Cevap;
Şüphe, iyi bilinen bir şeyi iptal etmez. Abdest alındı. Bozulduğunda şüphe var. Bozulmadı kabul edilir. Abdest yakîndir. Bozulması şüphedir. Vesvese şeytandandır. İnsanı günaha, dinden çıkmaya kadar götürür. Vesvese vesveseyi çeker. Abdestte, temizlikte başlar. Namazda, oruçta devam eder. Alışveriş ve helâl lokmaya kadar sürer. Küfr mü değil mi diye insanı yiyip bitirir. Evlense, karı-koca münasebeti yapamaz. Biriyle yemek yiyemez. Çocuğunu sevemez. Nihayet aklını kaçırır. İki ilacı vardır: Birincisi fıkhı iyi öğrenmektir. İkincisi vesvese gelince aksini yapmaktır. Mesela abdesti bozuldu mu diye vesvese gelince, bozulursa bozulsun deyip böylece namazı kılmalıdır. Dinimiz en basit göçebelerin bile uyabileceği basit esaslar getirmiştir. Karışık değildir. Obsesif kişilikler vesveseye yatkındır. Vesvese biraz da kendini beğenmişlikten kaynaklanır. Yani kendisinin çok titiz ve hassas olduğunu, başkalarının böyle olmadığını düşünerek tatmin olur, böylece eksiklerini kapattığını düşünür, nefsi tatmin olur. Buna rağmen takıntılar geçmiyorsa, doktora gidip obsesyon tedavisi görülebilir.
29 Aralık 2010 Çarşamba

Sual:
Fıkıh kitaplarında abdestin sünnetlerini anlatırken “Enseyi, üçer bitişik parmaklarla, bir kere mesh etmek” diye yazdıktan sonra, diyor ki: Son üçünü birlikte yapmak için, iki el ıslatılıp, iki elde de, üç bitişik ince parmak birbirine yapıştırılıp, iç tarafları, başın önünde, saçların başlangıcına konmak üzere iki el başa konur. İki elin bu üç parmağının uçları, birbirine dokunmalıdır. Baş ve şahâdet parmakları ve avuç içleri havada olup, başa dokunmaz. İki el, arkaya doğru çekilerek, üçer parmak, başı mesh eder. Eller, arkadaki saç kenarına gidince, üçer parmak, baştan ayrılıp, iki elin avuç içleri, kafanın yan tarafındaki saçlar üzerine yapışdırılıp, arkadan öne çekilerek, başın yan tarafları mesh edilir. Sonra şahâdet parmakları kulakların iç tarafına ve baş parmakların iç yüzü, kulak arkasına konup, kulaklar yukarıdan aşağı mesh edilir. Sonra, diğer üç parmakların dış yüzleri enseye konup, ensenin ortasından, iki tarafına doğru çekilerek mesh edilir. [Başı bu şekilde mesh etmek, Mâlikî mezhebinde farzdır.] Bu son cümle nazara alınacak olursa, başı başka türlü, fakat kaplama olarak meshedince, Mâlikî mezhebine göre farz yerine gelmez mi?

Cevap;
Bahsi geçen “Başı bu şekilde mesh etmek, Mâlikî mezhebinde farzdır” cümlesi, başın tamamının meshedilmesinin Mâlikî mezhebinde farz olduğunu bildiriyor. Baş her hangi bir şekilde kaplama meshedilince farz yerine gelmiş olur. Ancak anlatılan usul efdal olanı bildiriyor. Nitekim burada kulaklar ve boyun da meshehdiliyor ki Mâlikî mezhebinde boynun ve kulakların dışını meshetmek farz değil, sünnettir.

Sual:
Yılan ve kertenkele necis midir, düştüğü sıvıyı necis eder mi?

Cevap;
Domuz dışında hiçbir hayvanın kendisi necis değildir. Bunlardan bazısının dışkısı, bazısının salyası necistir. Akıcı kanı olmayan yılan ve kertenkele suda ölünce su necis olmaz. Su dışında ölüp suya düşseler yine necis olmaz.

Sual:
Alafranga tuvalette (klozette) idrar sıçratmadan ayakta bevl etmek günah mıdır?

Cevap;
Ayakta bevl etmek yolculuk veya başka bir özür olmadıkça mekruhtur. Hadîs-i şerif ile men edilmiştir.

Sual:
Abdest aldıktan sonra, bir yerin kuru kaldığı farkedilirse, Mâlikî mezhebini taklid eden birisi hemen aceleyle lavaboya gidip orayı yıkasa, bu abdestle namaz kılabili mi?

Cevap;
Mâlikî mezhebinde muvâlat, yani uzuvları peş peşe yıkamak farzdır. Ancak unutmak özürdür. Hatırlayınca hemen yıkanır. İmkân olduğu halde hatırladığı zaman yıkamazsa abdesti bâtıl olur.

Sual:
Abdestte ve gusülde 3 kere yıkamak her mezhepte sünnet midir? Mâlikî mezhebinde bu 3 sefer yıkamanın sadece ilkinde mi muvâlât farzdır? Meselâ gusülde ilk yıkayışta ovaladık, diğerlerinde ovalamadan su dökmek kâfi midir?  Eğer 3 yıkayışta da ovalasak, mekruh olur mu, ya da ovalayabilir miyiz?

Cevap;
Üç defa yıkamak her mezhebde sünnettir. Muvâlât ovalamak değil, peşpeşe yapmaktır; elbette bütün uzuvlarda lâzımdır. Ovmak (delk), hilallemek gibi bir defa olur. Suyu vücûda dökerken ovmak şart değildir. Su vücûda dökülüp yere damladıktan sonra da bu ovma yapılabilir. Yeter ki vücûda dökülen su kurumamış olsun. Ovmanın elle yapılması da şart değildir. Vücûdunun bir kısmını kolu ile veya ayaklarından birini diğerinin üstüne koyarak da ovarsa yeterli olur. Mendil, havlu ve benzeri şeylerle ovmak da kâfidir. Meselâ havlunun bir ucunu sağ eline, diğer ucunu sol eline alır ve böylece sırtını ve vücudunun diğer taraflarını ovarsa, eliyle ovmaya gücü yetse bile yine de yeterli olur. Kendi eliyle veya bir bez parçasıyla vücûdunun tümünü veya bir kısmını ovmaktan âciz olan bir kişiden ovma mükellefiyeti düşer. Böyle birinin vücûdunu başkasına ovdurması gerekmez. (Kitabü’l-Fıkh ale’l-Mezâhibi’l-Erbaa)

Sual:
Cinler tuvalette necasete bakana zarar verir mi?

Cevap;
Helâda necasete bakmak uygun değildir. Hadis-i şerifte “Cin ve şeytanlar helâda insanlara ifsad ve eziyet için beklerler. Sizden biriniz helâya girerken (Eûzü billahi mine’l-hubûsi ve’l-habâis) (ikisi de peltek se ile) desin” buyuruldu. Hubûs, habîsin çokluk hâlidir. Kötü cinler kasdedilmiştir. Habâis (habîseler) bunların dişileridir. (Şir’atü’l-İslâm)

Sual:
Abdest alana selâm verilir mi?

Cevap;
Verilmez, ama verilirse alınır.

Sual:
Abdest aldıktan sonra havluyla kurulamak şart mıdır?

Cevap;
Hanefî mezhebinde sünnettir.

Sual:
Hemoroid sebebiyle sık sık akıntı geliyor. Bu sebeple Mâlikî mezhebini taklit ediyorum. Evde hanımıma imam olabilir miyim?

Cevap;
Hanefî mezhebinde özürlü özürsüzlere imam olamaz. Mâlikî’de olabilir. Kendi mezhebinizi gözeterek dışarıda imam olmamak; evde başka çare bulunmadığı için imam olmak uygundur.

Sual:
İdrar yoluna koyulan, dışarı taşmayan pamuk kuruduktan sonra düşerse abdesti bozar mı? Mâlikî mezhebini taklit eden Hanefi, bunun farkına varmazsa bozulur mu?

Cevap;
Pamuk, kuru olarak çıkarsa, abdest bozulmaz. Islanıp da kurumuşsa bozulur. Bu da ancak kuvvetli zan ile anlaşılır. Bunu bilmek de çok zordur.

Sual:
Hanefi mezhebinde olup, bir özürle Mâlikî mezhebini taklid eden birisi, abdeste niyeti elleri yıkarken yapmanın farz olduğunu sonradan öğrense, namazlarını iade mi etmelidir?

Cevap;
Mâlikî ve Şâfiî mezheplerinde gusl ve abdestte niyet farz olduğundan, bunu unutan veya terkeden kimse, yeniden gusl veya abdest alıp, bununla kıldığı namazı iade eder. Niyeti unutmak veya terketmek umumiyetle guslde bahis mevzuu olabilir. İnsan cünüp olduğunu unutur; sabah kalktığı zaman serinlemek için veya âdeti üzere duş alır. Gusle niyet etmeyi unutur. O zaman cünüplükten kurtulmuş olmaz. Ama abdestte bu pek muhtemel değildir. Çünki abdest almak demek, zaten abdeste niyet etmek demektir. Hiç kimse abdest almak üzere kollarını paçalarını sıvayıp lavabo önüne geldiği zaman, ben abdeste niyeti unutmuştum diyemez. Onun için vesvese etmemelidir.

Sual:
Kadınlar uzun saçlı ise kaplama mesh nasıl yapılır?

Cevap;
Başlarını hafifçe eğerek saçlarını bir tarafta toplar; sonra iki eliyle saçı kavrayıp yukarıdan aşağı sığar.

Sual:
Evde helâ kıble yönündeyse ne yapmalıdır?

Cevap;
Hafifçe sağa veya sola dönülebilir. Bazı âlimlere göre evlerdeki helâlarda kıbleye dönmek mekruh değildir. Sahrada, açık yerde mekruhtur.

Sual:
Mâlikî mezhebini taklid eden kimsenin vücudundan kan, cerahat veya benzeri sıvılar çıksa, fakat etrafına yayılmasa, abdesti bozulmuş olur mu?

Cevap;
Mâlikî mezhebinde olan bir kimsenin vücudu kanasa, yayılsa bile abdesti bozulmaz. Bir özür sebebiyle Mâliki mezhebini taklid eden Hanefî’nin abdesti bozulur. Çünki kendi mezhebinden çıkmış değildir. Ama Mâlikî mezhebini, durmayan kanaması sebebiyle taklid ediyorsa, abdesti bozulmaz ve namazını öylece kılabilir.

Sual:
Akşam ve yatsı namazlarında Fâtiha'yı okumaya başlıyorum. Sonra ayakta uyuyorum. Gözümü tekrar açtığımda, Fâtiha'yı bitirip bitirmediğimi hatırlamıyorum. Ne yapmalıyım?

Cevap;
Namazda uyumak abdesti bozmaz. Uyandığında hatırladığı kadarı ile amel eder. Kaldığı yerden veya hatırladığı yerden okur.

Sual:
Mâlikî mezhebini taklit eden kimse, abdestli olduğunu sanarak namaz kılsa, daha sonra abdestini bozduğunu hatırlasa, abdestsiz namaz kıldığı için o namazı kazâ etmesi gerekir mi?

Cevap;
Vakit içinde anlarsa iade eder. Vakit çıktıktan sonra anlarsa kaza etmesi gerekmez.

Sual:
Mızraklı İlmihal’de Namazda İmamet bahsinde şöyle bir ibare var: "Lâhık, iftitah tekbirini imam ile beraber almış, fakat sonra kendisine hades vâki olduğundan, abdest alıp, tekrar imama uyana denir. Bu kimse, yine evvelce olduğu gibi kıraatsiz, rükû' ve sücûd tesbihlerini ederek namazını kılar. O kişi, eğer dünya kelâmı söylememiş ise, imamın ardında gibidir. Lâkin câmiden çıktıktan sonra, pek yakın yerden abdestini almalıdır. Zira, çok ileriye giderse, namazı fâsid olur diyen vardır". İleriden kasıt nedir?

Cevap;
Yakın yerde abdest alma imkânı varken uzağa giderse demektir.

Sual:
Sarhoş halde bir insanın abdesti geçerli olur mu? Aldığı abdestle namaz kılabilir mi?

Cevap;
Sarhoşun abdesti sahihtir. Sarhoş iken namaz kılamaz. Yürürken sallanacak kadar sarhoş olanın abdesti de bozulur.

Sual:
Helâya namaz takkesi ile girmek sünnet midir?

Cevap;
Helâya başı örtülü girmek müstehabdır.

Sual:
Okula giderken gözlerime rimel sürüyorum. Okulda abdest almama engel olur mu? Rimelimin akan yerini yıkıyorum, ama akmayan yerine su değmiyor. Abdestim olur mu?

Cevap;
Öğrendiğime göre iki çeşit rimel vardır. Bunlardan birisi geçicidir, su ile akıp gidiyor. Bu, abdeste mâni olmasa gerektir. Kalıcı rimel ise, su geçirmez. Bu, abdeste mânidir. Şu kadar ki kadınların mahremi olmayan erkeklere makyajını göstermesinin câiz olmadığı din kitaplarında yazar.

Sual:
Yatmadan önce saçlarıma yılan yağı ve yüzüme de zeytinyağı sürüyorum. Sabah kalktığımda namaz vakti dar olduğu için yıkamayı namazdan sonraya bırakmak zorunda kalıyorum. Bu hal, abdest ve dolayısıyla namazın sıhhatine bir mâni teşkil eder mi?

Cevap;
Zeytinyağı altına su geçirir, abdeste ve gusle mâni değildir. Yılan yağının ne olduğunu bilmiyorum. Leşin derisi dabağladıkdan sonra; ayrıca kemikleri, sinirleri, boynuzu, tüyü, kılı ve fildişi satılır ve kullanılır. Domuzdan başka eti yenmeyen hayvanlar besmele ile kesilince veya avlayınca derisi sözbirliği ile temiz olur. Eti de temiz olur denildi. Fakat yemesi haramdır. Deri ve etlerini satmak ve fâidelenmek câiz olur. Yılan yağı da bu bakımdan ihtiyaç için kullanılabilir. Altına su geçiriyorsa, abdest ve gusle de mâni teşkil etmez.

Sual:
Hanefî mezhebinde gusül alırken burnu yıkama esnasında genize kadar su çekilmesi gerektiği, aksi takdirde guslün sahih olmayacağı belirtiliyor. Hanefî ve diğer mezhebler bakımından suyu genize kadar çekmek gerekiyor mu?

Cevap;
Guslde ağzı yıkamak farzdır. Gargara yapmak oruçlu değil ise sünnettir. Burnu üst kemiğe kadar yıkamak farzdır. Suyu genize kadar ulaştırmak sünnettir. Gusl ve abdestte ağzın ve burnun içini yıkamak Mâlikîde farz değil, sünnettir.

Sual:
Hanefîyim ve bir özür sebebiyle Mâlikî’yi taklit ediyorum. Göğsümden çok sıklıkla sarı su geliyor. Ne zaman geldiğini bilemiyorum, daha sonra giysimde görüyorum. Bu gelen sarı su Hanefî ve Mâlikî’de abdestimi bozar mı? Başka özür hâlim için Mâlikîyi taklit ediyordum; bu gelen sarı su için de taklid etsem Mâlikî’ye göre abdestim olur mu?

Cevap;
Bu sarı su acıyla, sızıyla çıkıyorsa, abdesti bozar. Aksi takdirde bozmaz (İbni Abidin). Acıyla geliyor ve abdest almak imkânı olmuyorsa, bütün şart ve müfsidlerine uymak şartıyla Mâlikî mezhebi taklid edilebilir.

Sual:
Hanefî bir kadın akıntısı geldiği için her namaz vaktinde abdest mi tazelemesi gerekiyor?

Cevap;
Herhangi bir namaz vakti içinde, namaz vaktinin başından sonuna kadar, abdest alıp, yalnız farzı kılacak kadar bir zaman, abdestli kalamıyan kimse, özrü gördüğü andan itibaren, özür sahibi olur. Akıntı, hep mevcut olur, yani bir namaz vaktinin başından sonuna kadar, bir abdest alıp, farzı kılacak kadar durdurulamazsa, o kimse, özür sahibi olur. Bir namaz vakti girdikten, farzı kılacak kadar zaman sonra özür başlasa, vaktin sonu yaklaşıncaya kadar bekler, hiç durmadı ise, vaktin sonunda abdest alıp, o vaktin namazını kılar. Namaz vakti çıktıktan sonra, sonraki namaz vakti içinde durursa, önceki namazını iade eder. İkinci namaz vaktinin başından sonuna kadar hiç kesilmezse, özür sahibi olduğu anlaşılır ve kılmış olduğu önceki vaktin namazını iade etmez. Akıntı devamlı gelmeyeceği için, kesilince abdest alıp namaz kılar. Devamlı geliyor, özür sahibi olur. (İbni Abidin)

Sual:
Kur'an-ı kerimi tutmadan, abdestsiz olarak, meselâ bir arkadaşımızın elinde, bakarak ve sesli okumamız caiz midir?

Cevap;
Kur’an-ı kerimi abdestsiz tutmak câiz değildir; ezberden veya el sürmeden bakarak yüksek sesle okumak caizdir. Cünüp ve hayızlı ise tutmadan da, ezberden de okuyamaz.

Sual:
Abdestsiz olarak internet üzerinden Kur’an-ı Kerim okunabilir mi? Yüzünden abdestsiz olarak Kur’an-ı Kerim okunabilir mi?

Cevap;
Abdestsiz olarak yüzünden el sürmeksizin Kur'an-ı kerim okumak caizdir. Mushafa el sürmek caiz olmadığı gibi, kâğıtta veya ekranda yazılı Kur'an-ı kerime de abdestsiz el sürmek caiz değildir. Cünübün ve hayızlının yüzünden de, ezberden de okuması caiz değildir.

Sual:
Musluktan akan su ile abdest alındığında, elleri ve ayakları yıkarken, üç kere olması için, suyun önünden çekip tekrar yıkamak gerekir mi?

Cevap;
Üç kere yıkanacak müddet akar suda tutmak yetişir. Çekmeye gerek yoktur.

Sual:
Bazı durumlarda yıkamak yaraya zarar vermese bile sargıyı açmak veya yıkamak kan akmasına sebep olabiliyor. Böyle hallerde mesh caiz olur mu?

Cevap;
Bu kanama, zarar vermek demektir. Bu sebeple mesh caiz olur.

Sual:
Mâlikî ve Şâfiî mezheblerinde özürlünün abdesti aynen Hanefî’deki gibi vakit çıkmasıyla bozulur mu?

Cevap;
Şâfiî’de evet. Mâlikî’de hayır. (el-Fıkhu ale’l-Mezâhibi’l-Erbaa).

Sual:
Mâlikî mezhebinde kadınlardan, meselâ hâmilelikte veya başka sebeple önden gelen bevl, meni mezi, hayz ve nifas dışındaki akıntılar abdesti bozar mı?

Cevap;
Mâlikî mezhebinde ön ve arkadan alışılagelmiş şeylerin dışında çıkanlar (irin, kurt gibi) abdesti bozmaz.

Sual:
Eldeki veya yüzdeki bir yara kanadığında yara bandı ile kapatılıp üzerine mesh ederek hemen abdest alınabilir mi, yoksa kanın durmasını veya vaktin sonunu beklemek gerekir mi? Seferînin durumu da aynı mıdır?

Cevap;
Yaraya band veya sargı konulunca, akması durur. Meshedilip abdest alınır. Durmaz devam ederse, özür sahibi olup olmamasına göre hüküm verilir.

Sual:
Fıkıh kitaplarında "Birlikte yapılamayan şeyler otuzdört tanedir. Başında ağrı olup mesh edemeyen, abdest için; yıkanamayan da, gusl için teyemmüm edebilir denildi ise de, her ikisinin de sâkıt olacağını bildiren fetvâ daha evvel verilmiş olduğundan, bu sözle amel olunmaz" deniyor. Ne sâkıt oluyor?

Cevap;
Mesh ve gusl sâkıt olur (düşer).

Sual:
İlmihalde “Abdestte veya guslde kullanılan su (mâ-i müstamel), İmâm-ı a'zama göre kaba necâsettir. Ebû Yûsuf’a göre, hafif necâsettir. İmâm-ı Muhammed’e göre temizdir” deniyor. Başka bir yerde ise “Mâ-i müstamel, yani abdestte veya guslde kullanılan yahud kurbet olarak kullanılan su, meselâ, yemekten önce ve sonra, sünnet olduğu için el yıkamakta kullanılan su, yıkanan uzuvdan ayrılınca necis olur. Bazı âlimlere göre, başka uzva, elbiseye, yere düştükten sonra necis olur. İlk düştüğü yeri kirletmez” deniyor. Yani temiz diyen İmam-ı Muhammed’e göre de yerden sıçrayıp elbiseye değen abdest suyu necis midir?

Cevap;
Abdest ve gusülde kullanılan su mâ-i müstameldir; ama müftâbih kavle göre necis değildir. Bu su yıkandığı uzuvdan ayrılınca veya lavaboya, leğene aktıktan sonra mâ-i müstamel sayılır. Binaenaleyh yıkandığı uzuvdan ayrıldıktan sonra yere, elbiseye bulaşsa, İmam Muhammed’e göre necis olmaz. Fetvâ da böyledir.

Sual:
Başkasının abdest alırken ıslattığı bir terliği başkası giyip de ayağı ıslansa necaset bulaşmış olur mu?

Cevap;
Hayır. Uzuvdaki su ma-i müstamel değildir. Terliğe bulaşsa bile necis olmaz.

Sual:
Diş ipi kullanılırken ipte kan görülse abdest bozulur mu? Yoksa kürdan ile temizlik esnasında kürdan da görülen kan gibi mi olur?

Cevap;
Kan görür de, çıktığı yerden akıp etrafa yayılmamışsa bozmaz. Kürdanda veya ısırdığı elmada kan görmek gibidir.

Sual:
Abdesti bozan yellenme nasıl ayırd edilir?

Cevap;
Ses veya koku, ayırd edici hususiyetlerdir. İnsan bunu hisseder. Bağırsak seğirmesine itibar etmemelidir.

Sual:
Bir özür sebebiyle gusl abdesti meselesinde Mâlikî mezhebini taklid eden kimse için, namazda yellenmek ile abdest bozulur mu?

Cevap;
Namazda yellenmek her mezhebde abdesti bozar. Tekrar abdest alıp namaz tamamlanır. Mâlikî mezhebinin zayıf bir kavlinde, hasta ve ihtiyarlar namazda istemeden yellenirse veya idrar kaçırırsa, abdestleri bozulmaz. Zaruret olursa, abdesti Mâlikî mezhebine uygun olan başka mezhebdeki bir kimse, Mâlikî mezhebini taklid edebilir ve böylece abdesti bozulmaz. Namaz için bu mezhebin aradığı şartlara da uyması gerekir.

Sual:
Menî Şâfiî mezhebinde de necis midir?

Cevap;
Menî Şâfiî mezhebinde necis değil temizdir. Menînin gelmesi de guslü icab ettirse bile, abdesti bozmaz (Mizânü’l-Kübrâ-Tahâret bahsi). Abdesti başka bir sebeple bozulmadıysa, guslederken abdest alamasa da olur. Ama gusl etmeden namaz kılamaz.

Sual:
Namazda abdesti bozulan kimse, abdest alırken abdest dualarını okusa, namazına halel gelir mi?

Cevap;
Esah kavle göre abdest almağa gidip gelirken kıraat ederse, hadesle bir rükün edâ ettiği ve yürüdüğü için namaz bozulur. Tesbih böyle değildir. Abdesti bütün sünnetleriyle alacaktır. (İbni Abidin-İstihlâf bahsi)

Sual:
Namazda abdesti bozulan imam istihlâf ettiğinde (yerine birisini geçirdiğinde) eğer sehv secdesi yapması gerekiyorsa nasıl bildirir?

Cevap;
Abdesti bozulup yerine cemaatten birini geçiren imam, bir parmakla bir rek’at kaldığına, iki parmakla iki rek’at kaldığına işaret eder. Rükû’u terk ettiğine işaret ediyorsa elini dizlerine, secdeleir terk ettiğine işaret ediyorsa alnına, kırâatı terk ettiğine işaret ediyorsa elini ağzına, tilâvet secdesini terk ettiğine işaret ediyorsa alnına ve diline, secde-i sehvi terk ettiğine işaret ediyorsa göğsüne koyar. (Dürrü’l-Muhtâr)

Sual:
Sabah abdest aldım, sonra ayak tırnaklarımı kesip mest giydim. Gün boyu bir iki kere abdest yeniledim. Mest üzerine mesh ettim. Gece yatmadan önce mesti çıkardım. Baktım ayak parmağımın ucu kanamış ve kan biraz yayılmış. Ne zaman kanadığını bilmiyorum. Abdestiz namaz kılmış olur muyum? Namazlar kazaya kaldı mı?

Cevap;
Görüldüğü anda kanamış sayılır. “Bir emr-i hâdisin akreb-i evkâtına izâfeti asıldır” (mecelle 11)

Sual:
Abdest sebebiyle Mâlikî mezhebini taklid eden bir kimse, sağ ayağını ayakkabısından çıkarıp çorabını çıkardıktan sonra ayağını yıkasa sonra kurulasa ve daha sonra ayakkabısını giyip sol ayağına geçse muvâlâta uymuş olur mu?

Cevap;
Çorap giymek muvâlâta mani değildir.

Sual:
İdrarını tutamayan bir hasta, 4 rek’atlik namazda iki rek’atini ayakta kıldı. 3. rek’atte idrar sıkıştırdığı için hemen oturup rükû’ ve secdeleri ima ile yapabilir mi?

Cevap;
Eğer oturduğu zaman idrar veya yel kesilecekse oturarak kılar. Secde edemezse ima ile kılar. İdrar veya yel kaçarsa abdesti bozulur.

Sual:
Kadınlarda hayzın dışında her gün gelen beyaz renkteki akıntı Hanefî mezhebinde abdesti bozduğu için Mâlikî mezhebini taklid ediyorum. Mâlikî mezhebini taklid ettiğim için vakit çıktıktan sonra tekrar abdest almam gerekiyor mu? Yani öğle vaktinde aldığım abdest ile ikindi namazını kılabilir miyim? Tabiî ki öğle vaktinde akıntım gelmiş oluyor. Abdestimi bozan başka bir sebep de olmuyor. Bir de kadınlardaki bu akıntı Mâlikî mezhebinde de özür müdür, yoksa kan gibi abdesti bozmuyor mu? Mâlikî mezhebinde olanlar, özürlü oldukları bir halde, her vakit çıktığında bu özür sebebi ile tekrar abdest alıyorlar mı?

Cevap;
Mâlikî mezhebinde ön ve arkadan dışkı, idrar, yel gibi alışagelmiş şeyler dışında gelenler abdesti bozmaz. Hanefîde bozar. Mâlikîyi taklid eden Hanefî’nin bu hallerde abdest alması gerekir. Mâlikîler, özürlü kimsenin, vaktin girişinden önce ve sonra aldığı abdestler sahihtir demişlerdir. Hanefiye göre özürlü olamayan ve bundan dolayı her namaz vaktinde abdesti bozan şeyin gelmesini beklemesi zor olan kimseler Mâlikî mezhebini taklid ederek bu mezhebe göre özürlü olabilir.

Sual:
Anladığım kadarıyla, kadınlardaki mutad beyaz akıntı Mâlikî mezhebinde abdesti bozmuyor, Hanefî’de bozuyor, Bunun icin Mâlikî mezhebini taklid eden Hanefî bu özründen dolayı her vakit çıktığında abdest alması gerekiyor. Yani öğlen aldığı abdest ile ikindi namazını kılamaz. Eğer kılarsa namazı kabul olmaz. Anladığım doğru mudur?

Cevap;
Doğrudur. Bu akıntı namaz vaktinin ortasında gelip vakit çıkana kadar sürse, vaktin sonuna kadar bekler, abdest alır, aka aka kılar. Sonraki vakitte de böyle hiç kesilmeden gelirse, yine vaktin sonunu bekler, abdest alıp namazını kılar. Artık özürlü olur. Bundan sonra her vakit girdiğinde, abdest alıp namazını kılabilir. Sonunu beklemesi gerekmez. Kesilirse, özür biter. Ancak bu kadının Hanefî’ye göre özürlü sayılması çok zor ve her vakit abdest alması meşakkatli ise, Mâlikî mezhebini taklid edebilir. Abdest almadan namazını kılabilir. Ancak gusl, abdest ve namazda Mâlikî mezhebinin şartlarına uymalıdır.

Sual:
Kızımın yel sıkıştırma problemi var. Hemen hemen her namazda yel sıkıştırıyor. Hanefî mezhebinde ama gusl sebebiyle Mâlikî mezhebini taklid ediyor. Bazen tutamayıp namazda kaçtığı oluyormuş. Bu hal namazını ve abdestini bozar mı?

Cevap;
Gusl sebebiyle Mâlikî mezhebini taklid etse bile bozar. Ancak bu kişinin abdest alması çok zor veya alsa bile yeniden kaçıp bir namazı doğru dürüst kılamıyorsa, o zaman bu bakımdan da Mâlikî mezhebini taklid edebilir. Gerçi Mâlikî mezhebinde de yel abdesti bozar. Ama eğer elinde olmadan kaçırıyorsa, özürlü sayılacağını söyleyen zayıf bir kavil vardır. Bu kavle göre, istenmeden yel kaçırma, namazda bile olsa, abdesti bozmaz. Tedavi olmak lazımdır. Yemeklerde kimyon yemelidir.

Sual:
Mesbuk, abdestinin bozulacağına kanaat getirirse, imamın selâmını veya yanılma secdesini yapmasını beklemeden imamdan önce [teşehhüd miktarı oturduktan sonra] kalkabilir mi? Bu sebep mesbukun imamın selâmından önce kalkması için özür olur mu?

Cevap;
İmam teşehhüd mikdarı oturduktan sonra mesbukun ayağa kalkması caiz ise de, mekruhtur. Bekleyip selamdan sonra kalkmalıdır. Abdesti bozulursa, gidip abdest alır ve namazını tamamlar.

Sual:
Mezi gelirse ne yapmak lâzımdır? Şortu yıkayıp abdest alınsa namaz sahih olur mu?

Cevap;
Mezi, şehvetlenildiği zaman erkekten gelen şeffaf, kokusuz ve yapışkan bir sıvıdır. Abdesti bozar. Mikdarı dirhemden (avuç içi kadardan) çok ise, donu yıkayıp namazı kılmak caiz olur. Ancak umumiyetle birkaç damladır ve mikdarı bu kadara varmaz.

Sual:
Münferid veya cemaatle namaz kılan bir kimsenin Namaz içinde abdesti bozulup gidip abdest aldıktan sonra namazını tamamlamasının caiz olmasında bazı şartlar var mıdır?

Cevap;
Evet.
1—Hades, semâvî olmak (mesela birisi vursa ve kan çıksa olmaz).
2—Musallînin bedeninden zuhur etmek.
3—Guslü, mucip olmamak.
4—Vukuu nâdir olmamak.
5—Musallî, hades hâliyle, bir rükün edâ etmiş olmamak.
6—Yürüme hâlinde, rüknü eda etmiş olmamak.
7—Salâta münâfî (namaza aykırı) iş yapmamak.
8—Lâbüd (gerekli) olmayan işi yapmış olmamak.
9—Hades vukuundan sonra, özürsüz gecikmemek.
10—Sebk-ı hadesten sonra, musallînin, geçmiş hadesi zâhir olmamak (önceki bir abdest bozukluğu ortaya çıkmamak).
11— Musalli, sahib-i tertip ise, üzerinden geçmiş namaz olduğunu hatırlamamak.
12—Muktedî namazını, başka yerde tamamlamamak.
13—İmam, imamlığa elverişli olmayanı yerine geçirmemek. (Nimet-i İslâm)

Sual:
Bayılma, gibi nadiren vukubulan bir şey ile abdest bozulacak olsa, abdesti alıp üzerine tamamlamak caiz olur mu?

Cevap;
Olmaz.

Sual:
Kasten abdest bozma ile elinde olmayan bir sebeple abdestin bozulmasının bu meseledeki hükmü nedir?

Cevap;
Bina, ihtiyarsız hadeste (sebk-i hades) olur. Kasden abdest bozmada (hades-i amd) binaya manidir. Abdest alıp namazı tekrar kılması lazımdır.

Sual:
Kıyamda Kur'an-ı Kerim okumakta iken abdesti bozulan kimse abdestini tazeleyip gelince nereden başlayacaktır?

Cevap;
Kaldığı yerden devam edecek.

Sual:
Rükû veya secde veya tehıyyatta bozulursa abdestini tazeleyip gelince nereden başlayacaktır?

Cevap;
Kaldığı yerden devam edecek. Rükü, sücud ve tehiyyatı yeniden yapacak.

Sual:
Elinde olmayan bir sebeple abdesti bozulduğu zaman, kasten abdestini bozmak, yemek, içmek ve konuşmak, avret yerini açmak gibi namaza zıt bir şeyi yani bunlardan birini yapan kimse, abdestini alarak namazının üzerini tamamlayabilir mi?

Cevap;
Kasıtsız abdesti bozulan kimse, yeme-içme, konuşma gibi namazı bozacak bir iş yaparsa bina edemez. Ama su kaynağına yürümek, kovayı kuyuya sarkıtmak, musluğu açmak gibi işler namazı binaya (kaldığı yerden tamamlamaya) zarar vermez.

Sual:
Bir kimsenin elinde olmayan bir sebeple abdestinin bozulmasından sonra, herhangi bir özrü yok iken eğlenip de abdest almayı geciktirmesi, velev ki namazı ve abdesti bozan bir şey yapmasın, abdestin bozulmasından sonra, özürsüz bir gecikme yapmak o kimseyi bu hükümden faydalanamayacak hale getirir mi?

Cevap;
Getirir.

Sual:
Abdesti bozulan bir kimse, abdestini yenilemek için herhangi bir özür de yokken kendine yakın yerdeki suyu bırakıp da az daha uzaktaki bir yere gidip abdest alsa bu hükümden faydalanamayacak hale getirir mi? Yani bunun gibi zaruri olmayan bir işi yapmış olmak bu hükümden istifadeye engel midir?

Cevap;
Evet.

Sual:
Abdest bozulmasından sonra, namaz kılanın daha önce abdestinin bozulmuş olduğu ortaya çıksa. Mesela, abdesti bozulan bu kimsenin ayağındaki mestin müddetinin dolmuş olduğu anlaşılmış olsa, veya kanama,akıntı olduğunu hatırlasa abdestini alıp da namazının geri kalanını tamamlayabilir mi?

Cevap;
Bina edemez. İstinaf (yeniden kılması) lazımdır.

Sual:
Abdesti bozan sebep, guslü gerektiren bir şey olmuş olsa o arada namazı bozacak bir iş yapmasa hemen gusül yapıp da namazın geri kalanını tamamlayabilir mi?

Cevap;
Guslü gerektiren hades, binaya manidir.

Sual:
Bir meselede kafam çok karıştı. Kitaplar da hastanın abdesti babında “Yıkaması farz olan dört abdest uzvundan ikisi sağlam ise, abdest alıp, yaralı yerleri mesh eder. Mesh zarar verirse, sargı üzerine mesh eder. Abdest uzuvlarının yarıdan çoğu yaralı ise teyemmüm eder” buyuruluyor. Kitaplarda bildirilen iki namazı cem etme bahsinde bildirilen başka bir kavil daha var. O kavilde de “Hanbelî mezhebinde hatta Mâlikî mezhebinde hastalıkta mukimken de cem caizdir” ve “Hanbelî mezhebinde abdest ve teyemmüm için zorluk varsa iki namazı cem caiz olur” buyuruluyor. Hanefî mezhebinde olan bir kimse abdest alma ile alâkalı sıkıntısı yukarıda bildirilen ilk kavil de gideriliyorsa yine de cem etmesi caiz olur mu? Abdest uzuvlarının ikisi sağlam olup abdest alıp sağlam uzuvları yıkamak ve yaralı yerleri mesh etmek yerine bunları yapmayıp hastalıkta cem caiz diye cem edebilir mi? Abdest uzuvlarının yarıdan çoğu yaralı ise teyemmüm eder buyuruluyor. Teyemmüm etmeyip, hastalıkta cem caizdir diyen Hanbelî veya Mâlikî mezhebine uyarak cem edebilir mi? Bu mevzuda bana yardımcı olabilir misiniz?

Cevap;
Kişi kendi mezhebinde sahih veya zayıf kavillerde bir çıkış yolu olmadığı zaman başka mezhebi taklid edebilir.

Sual:
Kadınların burna hızma, göze renkli lens veya dişe renkli taş takmaları, ziynete girer mi? Gusle mani olur mu? Hanımların sünnet niyetiyle, dışarıya çıkarken sürme sürmeleri uygun mudur?

Cevap;
Yabancı erkeklere göstermelerine din kaideleri izin vermemektedir. Sürme de böyledir. Bunlar altına su geçiriyorsa gusle mâni değildir.

Sual:
Şirketimizde bir oda mescit olarak ayrılmıştır. Dinî kitaplar ve namaz kılınacak yerler vardır. Bina ve işyerlerinde namaz kılmak için ayrılan oda mescit hükmünde midir?

Cevap;
Sadece namaz kılınıyorsa mescid hükmündedir. Mecburiyet olmadıkça abdestsiz girmemelidir.

Sual:
Sürekli gaz (yellenme) problemi olan kimse, nasıl abdest alır; özürlü sayılır mı?

Cevap;
Bir namaz vakti hep gelirse özürlü olur. Vaktin onuna doğru abdest alıp namazını kılar. Sonra devam ederse, her vakit girince abdest alıp namazını öylece kılar.

Sual:
Sadece iki eli veya sadece iki ayağı olan bir kimse sağlam olan uzuvlarıyla abdest alsa veya buna kadir olduğu halde bu iş meşakkatli olsa ve teyemmüm yapsa her iki halde de aldığı abdest sahih olur mu?

Cevap;
Abdest uzuvlarının hepsinin yarıdan fazlası veya dört abdest uzvundan ikisi sağlam ise, abdest alır. Değilse teyemmüm eder. Hastanın ve ihtiyarın halsizlik sebebiyle abdest alamaması, teyemmüm için özür olur.

Sual:
Kitaplarda hafif sesle okuyanı bir iki kişinin işitmesi mekruh olmaz. Sesli okumak çok kişinin işitmesi denilmektedir. Peki, namazda kahkaha ile gülsek birkaç kişi işitse namazımız bozulur mu?

Cevap;
Kahkaha, muayyen bir cemaatin işitebileceği gülmek demektir. Namazı ve abdesti bozar. Orada birkaç kişi olsa da, kimse olmasa da kahkaha namazı ve abdesti bozar.

Sual:
İdrar yaptıktan sonra, tenasül uzvunu suyla yıkamak gerekir mi? Yıkamadan çıkarsa, mahzuru var mıdır?

Cevap;
Tenasül uzvunun ucunda idrar bulaşığı yoksa, yıkamak gerekmez. Varsa ve az ise, yıkamamak mekruhtur, namaza mâni değildir. Dirhem mikdarından fazla yayılmışsa, yıkamak gerekir. Doğrusu her zaman yıkamalıdır. Zira soğuk su, idrarın kesilmesine yardımcı olur.

Sual:
İdrar yaptıktan sonra beklemek herkes için şart mıdır? Beklemeden hemen abdest alınabilir mi?

Cevap;
İdrarın kesildiğine kanaat getirilmişse, beklemeden abdest alınır. Gençler için umumiyetle böyledir.

Sual:
Şâfiî mezhebinde abdest alırken tırnak arasındaki kirleri de gidermek gerekiyor. Bazen araya çorap söküğü, küçük kirler de girebiliyor. Abdest almadan tırnakları kontrol edip varsa temizleyip öyle mi almak gerekir? Yoksa bu büyük kirler için mi gereklidir?

Cevap;
Tırnak altlarındaki pislikler, parmağın tırnak hizasındaki deriye suyun ulaşmasına engel oluyorsa bu pislikleri gidermek vâcib olur. Ancak çamurlu işlerde çalışan işçiler, bu pisliklerin az olup parmak ucunu kaplamayacak kadar olması hâlinde muaf tutulmaktadırlar.

Sual:
Bir adam, teyemmümün, bileğe kadar yapılacağını, vitrin de bir rek'at olarak kılınacağını bilse (ve bir müddet de öyle, yapsa); sonra da teyemmümün dirseğe kadar yapılacağını, vitrin de üç rek'at olarak kılınacağını öğrense, bu şekilde, önce kılmış olduğu namazları iade eder mi?

Cevap;
Etmez. Fakat bu kimse bunu bilgisizliğinden ve hiç bir kimseye sorup öğrenmeden yapar, sonra da sorduğunda kendisine vitrin üç rek'at kılınması emredilirse, bu halde, önce kılmış bulunduğu vitirleri kazâ eder.(Fetava-yı Hindiye, Kaza namazları babı)

Sual:
Hanefî mezhebinde olanların abdestte başının dörtte birini mesh etmeleri farzdır. Başın dörde biri ne demektir?

Cevap;
Âdeten saç biten yerlerin toplamının dörtte biridir.

Sual:
Hanefi mezhebinde abdest uzuvlarını sıra ile yıkamak, ovmak ve peş peşe yıkamak sünnettir. Sünnetin terki ise mekruhtur. Buradaki kerahet tahrimî midir?

Cevap;
Sünneti bir defa terk mekruh değildir. Terki âdet hâline getirmek mekruhtur. Tertip, delk ve muvâlâtın Hanefî’de müstehab olduğu, zira mezheplerin hilaftan çıkmak sayıldığı da bazı kitaplarda rivayet edilmektedir. Bu takdirde terki hiç mekruh değildir.

Sual:
Fıkıh kitaplarında Mâlikî mezhebinde kadınlara dokunma hâlinde arada kalın bir örtü varsa abdesti bozulmaz diyor. Kalın örtü ne demektir?

Cevap;
Teninin hararetini, sıcaklığını hissettirmeyen kalınlıkta demektir. Kalın bir şey üzerinden dokunup şehvet hâsıl olursa, kasıtlı yapılmışsa günah ise de, abdesti hiç bozmaz.

Sual:
Bir internet sitesinde “Bir kimse ikindi namazını geciktirip akşama 20 dakika kala kılarken namazda kahkaha ile gülse, mekruh vakitte olduğu için abdesti bozulmuş olmaz, ama namazı bozulmuş olur. Mekruh vakit olmasaydı abdesti de bozulmuş olurdu (Hindiyye)" diyor. Yani namaz kılması mekruh olan vakitlerin birinde kahkaha ile gülmek abdesti değil de, sadece namazı mı bozuyor?

Cevap;

Hindiyye’de diyor ki: Mekruh olan vakitlerin hâricinde, namazda kahkaha ile gülen kimse, hemen namazı bırakır ve yeniden abdest alır ve kılmakta olduğu namazı da yeniden kılar. Zahirü'r-Rivâye’de: «Şayet o namazı o halde tamamlamış olsa, başlamış olmasından dolayı borçtan kurtulmuş olur.» denilmiştir. Fethü'l-Kadîr'de de böyledir. Fakat bu kimse isâet etmiş (mekruh işlemiş) olur. Ancak abdesti ve namazı yenilemek lâzım gelmez. Şerhu Tahâvî’de de böyledir. Nimet-i İslâm’da diyor ki, mekruh vakitte kılınan namaz bâtıl olduğundan, bu namazdaki kahkaha abdesti bozmaz. Bu bakımdan Hindiyye’de kasdedilen mekruh vakit, namazı bâtıl eden vakit olsa gerektir. Zira aksini hiç bir fıkıh kitabı yazmıyor. Hüküm umumidir. İkindi namazını akşama 20 dakikka kala kılarken kahkaha ile gülse, abdest ve namaz bozulur.



Sual:
Mâlikî mezhebinde uyku abdesti bozar mı?

Cevap;
Uyku, ağır ise, kısa sürsün uzun sürsün, kişi uzanmış olsun oturmuş olsun, secde hâlinde olsun ayakta dursun, abdesti bozar. Uyku hafif ise, kısa da sürse uzun da sürse abdesti bozmaz. Uyumakta olan kişi etrafındaki sesleri işitmezse, oturağı üzerine oturup dizlerini yan yana getirerek iki eliyle dizlerini tutar da ellerinin çözüldüğünün farkına varmazsa, elindeki bir şeyin yere düştüğünün farkına varmazsa, ağzından salyasının aktığını hissetmezse ağır uykuda demektir. (el-Fıkhu ale’l-Mezâhibi’l-Erbaa)

Sual:
Kulağa damlatılan ilaç, yağ kulaktan dışarı çıkınca abdest bozulur mu?

Cevap;
Kulağa damlatılan yağ, kulaktan veya burundan dışarı çıkınca bozmaz. Ağızdan çıkarsa bozar.

Sual:
Gözyaşının abdesti bozması için bir rahatsızlık, bir hastalık ve bir ağrı sebebiyle gelmesi lâzımdır. Göze takılan lensler gözde çok kaldığında sulanma ve yanma yapabiliyor. Bu da beraberinde ağrıyı getiriyor. Bu halde abdest bozulur mu?

Cevap;
Buradaki ağrı, hastalık demektir. Çiçek gibi hastalıklarda göz sulanır. Abdesti bozar. Dışarıdan gelen bir müdahale ile (soğan, vurma, lens gibi) yaşarma abdesti bozmaz.

Sual:
Abdest alacağım kovadaki suyun içerisine süt, ayran, meyve suyu, çay, kahve, kola dökülse bununla abdest alınır mı?

Cevap;
Su küçük havuz (veya daha küçük bir su) ve düşen şey de temiz ise, bu sıvının üç sıfatı da suya benzemiyorsa, karışımın iki sıfatı bozulursa, abdest alınmaz. Biri değişirse, alınır. Sirkeli su böyledir. Bir veya iki sıfatı suya benziyorsa, karışımda, suyun benzemeyen bir sıfatı değişince, abdest alınmaz. Sütlü su böyledir. Çünki, kokusuz olmaları benziyor. Kavun suyu karışan su da böyledir. Çünki, renksiz ve kokusuz olmaları benziyor. Üç sıfatı da suya benziyorsa, karışan sıvı mikdarı sudan çok veya eşit ise, abdest alınmaz. Abdestte, gusülde kullanılmış suyun karışması böyledir. Küçük havuza ve daha küçük şeylere az necâset düşerse, üç sıfatı değişmese de, necis olur. İnsan içemez ve temizlikte kullanılmaz.

Sual:
İhtiyaç zamanında yolda bulduğum pet şişedeki su ile abdest almam câiz olur mu?

Cevap;
Yolda rastlanan bir suyun temiz olduğu iyi bilinir veya temiz olduğu çok zan edilirse, bununla abdest alınır. Hatta, su az ise, buna necâset karıştığı iyi bilinmedikçe, bununla abdest alınır ve gusl edilir.

Sual:
Din kitaplarında “Suyun rengi, kokusu ve tadı değişmedikçe su temizdir” buyuruluyor. Bu, necâset karıştığı zaman mıdır? Yani suya mesela sirke, meşrubat, kola, süt, ayran, sabun v.s gibi necis olmayan bir şey düşse, üç sıfatı [rengi, kokusu, tadı] değişse de bu su ile abdest alınabilir mi?

Cevap;
Su küçük havuz ve düşen şey de temiz ise, bu sıvının üç sıfatı da suya benzemiyorsa, karışımın iki sıfatı bozulursa, abdest alınmaz. Biri değişirse, alınır. Sirkeli su böyledir. Bir veya iki sıfatı suya benziyorsa, karışımda, suyun benzemeyen bir sıfatı değişince, abdest alınmaz. Sütlü su böyledir. Çünki, kokusuz olmaları benziyor. Kavun suyu karışan su da böyledir. Çünki, renksiz ve kokusuz olmaları benziyor. Üç sıfatı da suya benziyorsa, karışan sıvı mikdarı sudan çok veya eşit ise, abdest alınmaz. Abdestte, gusülde kullanılmış suyun karışması böyledir. Küçük havuza ve daha küçükşeylere az necâset düşerse, üç sıfatı değişmese de, necis olur. İnsan içmez ve temizlikte kullanılmaz.

Sual:
Hanefî mezhebinde 23 metrekare olan büyük havuza ve Şâfiî mezhebinde 220 kg olan havuza necis bir şey düşmüş ise böyle sudan abdest ve gusül alınabilir mi? Velev ki su durgun olsun?

Cevap;
Necaset görülmeyen, yani suyun üç vasfından birinin değiştiği hissedilmeyen kısmından alınır.

Sual:
Hanımlar abdest almadan ne kadar evvel misvak niyeti ile sakız çiğnemelidir ki sünnet sevabı hâsıl olsun?

Cevap;
Misvak Hanefide abdestten önce kullanılır. Namazın sünneti değildir. Bu bakımdan sakız kadın için her zaman kullanılır. Maksat ağız temiz olsun. Sevab için çiğnerken misvaka niyet edecektir.

Sual:
İdrar kaçırma sebebiyle özürlü bir Hanefî, helâya gidip def-i hacet etse, abdesti bozulur mu?

Cevap;
Tutulamayan idrar özür olur. Kendi isteği ile idrar kaçırır veya idrar yaparsa abdest bozulur.

Sual:
Hanefî mezhebinde idrarını tutamadığı için özür sahibi olan kimsenin bir yeri kanasa abdesti bozulur mu? Kendisinde çeşitli özürler bulunan bir kimse, abdest almadan önce her birine niyet etse abdesti bozulur mu?

Cevap;
Bozulur. Özür başlamadan özre niyet olmaz.

Sual:
Cemaatle namaz kılarken elinde olmayan bir sebeple abdesti bozulunca, abdestini yeniledikten sonra namaz kıldığı yere dönüp imama uyması gerekir. Eğer namaz kıldığı yere dönmeyerek başka yerde imama uyarsa namazı fâsid oluyor. Yani namaza nerede başladı ise orada mı tekrar imama uymalıdır? Yoksa sonraki gelişinde bir iki saf önde arkada olması namazını ifsâd mı eder?

Cevap;
Burada kasdedilen, kadın safı gibi iktidaya mani bir engelin bulunmasıdır. Yoksa abdest aldığı yer caminin içinde ise, buradan imama uyabilir. Arada kadın safı, nehir, yol gibi iktidaya bir mâni varsa, en arka safa durup namazı tamamlar. Namaz bitmişse, herhangi bir köşede tek başına tamamlar.

Sual:
Abdest alırken sırayı [tertibi] karıştıran bir Şâfiî, hatırlayınca unuttuğu uzvu yıkayıp kaldığı yerden devam mı eder?

Cevap;
Şâfiî mezhebinde abdest uzuvlarını peş peşe yıkamak (tertip) farzdır. Tertibi karıştırınca abdest bâtıl olduğundan, istinaf (yeniden almak) lâzımdır.

Sual:
Yara iyileşmeden evvel sargı, yara bandı kendiliğinden düşüp tekrar bağlanırsa veya değiştirilirse abdest bozulmuş olur mu?

Cevap;
Olmaz.

Sual:
Yara iyi olduktan sonra, sargıyı çıkartmak şart mıdır?

Cevap;
Hanefî mezhebinde bir yara iyi olduktan sonra, üzerindeki ilaca, merheme, sargıya mesh etmek caiz olmaz, bunları çıkarıp altını yıkamak lazımdır. Diğer üç mezhepte gerekmez. Eğer bunları kaldırmakta zorluk varsa, diğer üç mezhepten birisi taklid edilebilir.

Sual:
Fıkıh kitaplarında “Necis boya ile boyanan kumaş ve beden üç kere yıkanınca temiz olur. Su renksiz akıncaya kadar yıkamak daha iyidir” buyuruluyor. Üzerine boya bulaşmış elbise ile namaz kılınır mı?

Cevap;
İkisi aynı mesele değildir. Birincisinde necaset mevzuu var. İkincisinde boya tene işlemediği için abdest sahih olmamaktadır. Boya yapan, tiner ile abdest uzuvlarından boyaları çıkaracaktır.

Sual:
Tecdid-i iman duası yaptıktan sonra, abdesti bozulmuş olur mu?

Cevap;
Küfre düşenin abdesti bozulmaz ise de imana gelince tekrar alması iyi olur. Tecdid-i iman, âdet olarak (ihtiyaten) yapılıyorsa, buna da gerek yoktur.

Sual:
Şâfiî mezhebinde tuvalette elimizde olmayarak idrar sıçrıyor veya elimize bulaşıp, oradan da elbisemize değebiliyor. Tuvalette giydiğimiz terlikle abdest alıyoruz. Nasıl hareket etmek gerekir?

Cevap;
İğne ucu kadar idrar damlaları elbisede ve bedende affedilmiştir. İdrar ele bulaşıp da elbiseye veya bedene bulaşırsa, yıkamak gerekir. Şafiiler, zann-ı galib ile necaset bulaştığından dolayı, ya helada kullanılan terliği abdestten evvel veya abdestte ayaklarını yıkayıp koymadann hemen evvel yıkar, ya da abdestte temiz bir terliğe basar. Abdest alınan yerde görülen veya bilinen bir necaset varsa, bu necasete ıslak ayakla basınca, ayağa bulaşır. Necaset ıslak ise, kuru ayağa da bulaşır.

Sual:
Özürlü bir kimse, güneş doğduktan sonra abdest alsa, onun abdesti öğle vakti çıkıncaya kadar devam eder mi?

Cevap;
Evet.

Sual:
Yeni evliyim, eşim aklıma gelince şehvetleniyorum ve jel kıvamında bir sıvı geliyor. Bununla namaz kılınabilir mi?

Cevap;
Şehvetlenildiği zaman gelen bu sıvıya mezi denir. Şeffaf ve kokusuzdur. Abdesti bozar, ama guslü gerektirmez. Necistir, fakat hiçbir zaman namaza mâni olacak mikdarda (bir dirhem) gelmez.

Sual:
Sivrisinek veya diğer uçan haşerat soktuğu zaman kan çıksa ve bu kan etrafa yayılsa veya yayılmayıp toplu iğnenin ucu kadar çıkıp çıktığı yerde kalsa abdest bozulur mu?

Cevap;
Birincide bozulur, ikincide bozulmaz.

Sual:
Balgamla birlikte gelen iltihap abdesti bozar mı?

Cevap;
Kanlı ise, kan da balgama gâlip ise bozulur.

Sual:
Kulaktaki akıntı ağrılı veya ağrısız olarak akarsa abdesti, bozar mı?

Cevap;
Ağrı ile gelirse bozar.

Sual:
Kulağım çok ağrıyordu. Beyaz bir peçete ile kulağımı temizlerken peçeteye sarı sıvı bir akıntının bulaştığını fark ettim. Abdestim bozulmuş oldu mu?

Cevap;
Pamuk veya peçete ile abdesti bozan şey emilirse, abdest bozulur.

Sual:
Antidepresan ilaç içip başı dönen ve sallanan kimselerin abdesti bozulur mu?

Cevap;
Kasden veya kasıtsız sarhoş olan, sallanarak yürüyorsa abdesti bozulur.

Sual:
Yüzde siyah noktalar sıkıldığı zaman içinden çıkan kuru iltihap, yağ bezesi gibi şeyler abdesti bozar mı?

Cevap;
Kan gibidir. Etrafa yayılırsa bozar.

Sual:
Ekzama yarasından çıkan su abdesti bozar mı?

Cevap;
Vücuddan ağrı ile çıkan su abdesti bozar. Ancak İbni Abidin’in bildirdiğine göre mayasıl, parmak arası pişik, kabarcık, uyuz, çiçek hastalığı suyu ve yakı konulan yerden çıkan sular abdesti bozmaz diyen âlimler vardır. Zaruret hâlinde buna göre amel olunabilir. Ekzama da böyledir.

Sual:
Kulaktan ağrı olmaksızın irin veya sarı su çıkmış olsa abdest bozulur mu?

Cevap;
Bunlar ağrısız gelse de bozar. Su, ağrısız gelirse bozmaz.

Sual:
Bir fıkıh kitabında “Bir kimsenin başından, kulak ve burnun temizleme yerlerine kan inse, abdesti bozulur” buyuruluyor. Kulak ve burnun temizleme yerleri neresidir?

Cevap;
Temizlenmesi sünnet veya farz olan kısım demektir. Kulak kepçesinin içi, burun deliklerinin de görünür kısmıdır.

Sual:
Bir fıkıh kitabında “Bir kimsenin başından, kulak ve burnun temizleme yerlerine kan inse, abdesti bozulur” buyuruluyor. Kulak ve burnun temizleme yerleri neresidir?

Cevap;
Temizlenmesi sünnet veya farz olan kısım demektir. Kulak kepçesinin içi, burun deliklerinin de görünür kısmıdır.

Sual:
Gözü kanayan veya kanlanan bir kimsenin abdesti bozulur mu?

Cevap;
Gözden kan gelirse abdest bozulur.

Sual:
Su içmiş olan bir kimse, o suyu olduğu gibi ağız dolusu kussa abdesti bozulur mu?

Cevap;
Ağız dolusu kusma abdesti bozduğu gibi, mideden gelen su, safra, yemek de ağız dolusu olunca abdesti bozar.

Sual:
Namazda uyuyup gülenin abdest ve namazı bozulur mu?

Cevap;

Namazda dahk (sesle gülmek) namazı, kahkaha ile gülmek hem namazı, hem de abdesti bozar. Kahkaha ile gülen çocuk veya uyuyan kimsenin abdesti bozulmaz. Yalnız namazları bozulur. Bununla fetva verilir. Kahkaha ile gülmekten abdestin bozulması ceza olduğu için çocuk ile uyuyana verilmemiştir. Çünkü cezaya ehil değillerdir. Ama kahkahanın konuşma olduğunu ulema sarahaten beyan etmişlerdir. Binaenaleyh namazları fâsid olur. (İbni Abidin)



Sual:
İma ile namaz kılan kimse, rükû ve secde yapmadığından, kahkaha ile gülse abdesti ve namazı bozulur mu?

Cevap;
Rükû ve secdesi olan namazlarda kahkaha ile gülmek hem namazı hem de abdesti bozar. İma ile namazda hükmen rükû ve secde vardır. Rükû ve secdesi olmayan namaz, cenaze namazıdır.

Sual:
Gusl abdesti ile namaz kılan bir kimse, namazda kahkaha ile gülse, gusl abdesti de bozulmamış olacağından namazı da bozulmaz denilebilir mi?

Cevap;
Gusl ile namaz kılan, gülerse, abdesti bozulur, guslü bozulmaz. Abdest alması gerekir.

Sual:
Vaktin namazını kıldıktan sonra abdest alıp almadığından şüphe eden kimse ne yapar?

Cevap;
O vaktin namazı tamamdır. Sonraki namaz için, abdest aldığından emin, bozduğundan emin değilse bir şey gerekmez. Abdestini bozduğunu hatırlayıp, yeniden abdest aldığında şüphesi varsa, abdest alır. Mâlikî mezhebinde de o vaktin namazı tamamdır. Abdest alıp almadığında şüphe eder ve bir tarafa karar veremezse, yeniden abdest alır.

Sual:
Namaz kıldıktan sonra abdestinin bozulup bozulmadığı hususunda şüpheye düşen kimse, abdestsiz olmuş olsa bile abdestli sayılır mı?

Cevap;
Abdestsiz olduğuna karar verirse, namazı iade eder. Karar veremezse, etmez. Vakit çıktıktan sonra anlamışsa kaza gerekmez. O vakit için abdest alır.

Sual:
Fıkıh kitaplarındaki “Abdestli bir kimse abdestli olup olmadığını bilemese namaz kılsa kabul olmaz; ama abdestli olduğunu hatırlarsa namazı kabul olur” ifadesi ile “Abdestsiz olduğunu sanarak namaz kılan sonra abdestinin olduğunu hatırlarsa namazını tekrar kılar” ifadesindeki fark nedir ki birinin namazı kabul olurken diğeri tekrar kılmak durumunda kalıyor?

Cevap;
Birincide şüphe var, ikincide abdestsiz olduğunu kati biliyor.

Sual:
Secdede iken yüzü koyun alnı üzerine yatan kimsenin namazı ve abdesti bozulur mu?

Cevap;
Sünnete uygun şekilde (karnını uyluklarından ayırmak, kollarını iki taraftan açarak) secde ederken uyumak abdesti bozmaz. Secde halinde uyku ihtilâflıdır. Çünki Peygamber aleyhisselam, “Ayakta, rükû’da veya secde halinde uyuyanın abdesti bozulmaz” buyurmuştur. Namaz dışında da secde şeklinde olmak şartı ile sahih kavle göre yine bozulmaz. (İbni Abidin)

Sual:
Namazda uykunun abdesti bozup bozmaması bakımından uykunun galebesi ile kasden uyumak arasında bir fark var mıdır?

Cevap;
Hayır.

Sual:
Herhangi bir özürle, meselâ idrar kaçırdığı için Mâlikî mezhebini taklid eden Hanefî, başka hususlarda, meselâ eli kanadığı zaman “Benim abdestim Mâlikî’ye göre bozulmamıştır” veya elbisesine necâset bulaştığı zaman “Mâlikî’de necâset namaza mâni değil” deyip böylece namaz kılabilir mi?

Cevap;
Mezheb taklidi ihtiyaç olunca yapılır. İhtiyaç olmadan, mecbur kalmadan sırf kolaylık için mezheb taklidi yapmak uygun değildir. Taklid ederken de o mezhebin şart ve müfsidlerine uyulur. İdrarını tutamama sebebiyle Mâlikî’yi taklid eden Hanefî, kendi mezhebinden çıkmadığı için, meselâ kan gelirse, tekrar abdest alır. Necâsetin namaza mâni olmaması Mâlikî’de de zayıf bir kavildir. Yeniden abdest alması veya necâseti temizlemesi çok zor veya imkânsız ise, bu sebep ile de taklid eder ve abdest almadan veya necâseti temizlemen kılabilir. Zorluk olmadan taklid ederse, şart ve müfsidlerine uyduğu takdirde telfik olmaz ise de, kendi mezhebini hakkı olmadan hafife aldığı ve hatalı olduğuna itikad ettiği ictihadı tatbik ettiği için mekruh işlemiş olur.

Sual:
Abdest aldıktan sonra tekrar abdest almak câiz midir?

Cevap;
Sünnet vechiyle gusle başlarken önce namaz abdesti alınır. Sonra bütün beden yıkanır. Gusl tamam olunca, tekrar abdest almak tenzihen mekruhtur. Zira abdest müstakil bir ibâdet değildir, tekrarında israftır. Gusl ederken abdesti bozulursa, bir daha abdest alınır. Abdest bozulmadan, başka bir yerde almak veya namaz, secde-i tilâvet ve mushafa dokunmak gibi şer'en abdesti gerektiren bir amel eda edildikten sonra tekrar abdest almak câizdir; hatta mendubdur. Ulem⠓Abdest üzerine abdest, nur üzerine nurdur” hadîs-i şerîfinde kasdın, abdest ile bir ibâdet yaptıktan sonra, bozulmadan yeniden abdest almak olduğunu söyler. (İbni Abidin-Abdestin sünnetleri)

Sual:
Sünnet ile farz arasında konuşulmaması kaidesine binaen, bu arada abdesti bozulan, abdest alırken abdest dualarını okuyabilir mi?

Cevap;
Abdesti bütün sünnetleriyle alır. (İbni Abidin-İstihlâf bahsi)

Sual:
Namazda abdesti bozulan ne yapar?

Cevap;
Namazda abdesti bozulan, derhal en yakın yerden ve namaza muhalif hareket yapmadan abdest alıp kaldığı yerden devam eder. Eksik kalanları tamamlar. Tekbir almasına gerek yoktur. İmama uymuş ise, buna lâhık denir. Aynı şekilde abdest alıp tekrar gelip imama uyar, imam selâm verince kalkıp eksik bıraktıklarını kıraatsiz olarak tamamlar. Kıraat etse de zararı yoktur. Rükû’ ve secde tesbihlerini söyler. Abdest alıp gelinceye kadar yolda kıraat etmez; ama tesbih ve abdest duaları söyleyebilir. Bu kişi imam ise, ardından birini çeker veya birisi imamın çekmesini beklemeden imam olur. İmam da gidip abdestini alır ve sonra gelip cemaate uyarak namazını tamamlar. Cemaat namazını bitirmişse, tek başına tamamlar. Yeniden kılsa da olur. İmam kimseyi bırakmaz, yerine de birisi geçmezse, Ulu Câmi gibi yerlerde imam hemen abdestini alıp tekrar imamete geçip namazı kıldırmaya devam eder, cemaat bu sırada imamı bekler. Eğer imam yerine birisini bırakmadan veya birisi imamın yerine geçmeden imam câmiden çıkarsa, cemaatin namazı bozulur. İmam veya cemaat yahud münferid olup abdesti böyle bozulan, yolda dünya kelâmı söylerse, abdestten başka işle meşgul olursa, yakın yerde abdest alma imkânı varken uzağa giderse, namazı bozulur.

Sual:
Sev’eteyn ve avret-i galîza neresidir?

Cevap;
Sev'eteyn, iki çirkin yer demektir, ferc ile makad halkasını ifade eder. Mübaşeret-i fahişe, yani kadın ile erkeğin veya aynı cinsten iki kişinin sev’eteynlerini birbirine yapıştırması ile her iki tarafın da abdesti bozulur. Erkekte avret-i galiza, dübür (makad) ve etrafındaki budlar ile zeker, husye ve etrafıdır. Kadında baş, boyun, kollar ve dizden aşağısı dışında kalan bedendir. Avret-i galizanın açılması, avret-i hafifenin açılmasından daha günahtır. (İbni Abidin-Setri avret bahsi) Mâlikî mezhebinde kasden değil de, yanlışlıkla veya unutarak avret-i hafifesi açık olarak kılınan namaz sahihtir. (Mezâhib-i Erbaa)

Sual:
Diş dolgusu veya diş kaplamasının gusl abdesti bakımından hükmü nedir?

Cevap;

Hanefî ve Hanbelî mezhebinde gusl abdestinde ağzın içini yıkamak farz ise de, Mâlikî ve Şâfiî mezhebinde farz değildir. Bir kimsenin bir ameli, bir ibâdeti dört mezhebden birine göre sahih ise, tamamdır, bir şey lâzım gelmez. Hele bu iki mezhepten birini taklit ederse hiç mesele kalmaz. Gusl abdesti alıp, namaz kılan birine, ağzında diş dolgusu veya kaplaması olduğu için gusl abdestinin ve namazlarının sahih olmayacağını söylemek yerine, kurtuluş yolu bildirmek gerekir. Kaplama ve dolgusu olan Hanefîler böylece, “Ümmetimin müctehidleri arasındaki ayrılık, rahmet-i ilahiyyedir” hadîs-i şerifindeki rahmete kavuşurlar inşallah. İbâdet yapmakta veya haramdan sakınmakta harac (zorluk) olunca, harac bulunmayan başka bir mezhebi taklid etmek usul-i fıkh kâidesidir.

Bazı âlimler diş dolgusu ve kaplamayı sıhhati muhafaza çerçevesinde câiz görür; ama dişe yapışıp altına su geçmeyen hamurun gusle mâni olduğu istikametindeki Hanefî kavline kıyasen, bu kişinin guslünün Hanefî mezhebine göre câiz olmayacağından, Mâlikî veya Şâfiî mezhebini taklid etmesi gerektiğini söyler. Nitekim bir talebesi Abdülhakîm Arvâsî’ye gelip “Ben bugün Bayezid Câmii’nde bir vâiz dinledim. Ağzında kaplama dişi olanların guslü sahih olmaz. Binaenaleyh cünüplükten kurtulmazlar” dediğini nakletmiş. Abdülhakîm Efendi ise, “Doğru söylemiş, ama noksan söylemiş. Eğer Şâfiî mezhebini taklid ederse cünüplükten kurtulur” buyurmuş. Abdülhakîm Efendi’nin talebelerinden Hüseyn Hilmi Işık Efendi de hocasının bu fetvâsını nakleder. Deriye yapışan mumun ve ağza yapışan hamurun altına su geçirmediği için gusle mâni olduğu hükmüne dayandırarak müdafaa eder. Diş dolgusu ve kaplaması son zamanlarda ortaya çıkmış bir meseledir. Osmanlı ulemâsından Bolvadinli müderris Yunuszâde Vehbi Efendi gibi zâtlar da bu yolda fetvâ vermiştir. Ömer Nasuhi Bilmen’in de son günlerinde bu fetvâyı benimsediğini, ama mugâlata mevzuu yapılmamasını istediğini kendisinden bizzat nakleden bazı zâtlardan işittim.

Başka bazıları ise cebîre ve örgülü saça kıyasen diş dolgusunun gusle mâni olmadığını söylemiştir. Diyânet de buna itibar etmiştir. Sizin de işaret ettiğiniz üzere Said Nursî, 1932 senesinde kendisine sorulan bir sual üzerine “Bu bir ictihadî mesele olduğu ve ben de müctehid olmadığım halde..” diyerek başladığı cevabda, diş dolgusunu yaranın sargısına benzetip, umumî belvâ olarak görüyor ve kendi mezhebi olan Şâfiî ictihadına uygun olarak cevaz veriyor. Mamafih Said Nursî Efendi’nin son zamanlarında kendisini ziyarete gelen bazı talebelerine [yanlış hatırlamıyorsam Hulusi Yahyagil’e], diş kaplatmanın Hanefîler için zor olacağını söylediğini; bunu işitenlerin kaplama dişlerini söktürdüklerini talebesinden hemşehrim merhum Hamza Emek'ten bizzat dinledim.

Osmanlılar zamanında önceleri diş kaplamasının gusle mâni olduğuna dair fetvânın câri olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim Tek Parti devrinde Maarif Vekâleti tarafından çıkartılan "Osmanlı İmparatorluğundan Türkiye Cumhuriyetine - Nasıldı Nasıl Oldu?" adlı kitapta, Osmanlı Müslümanları, diş dolgusunun Hanefî mezhebinde gusle mâni olduğuna inandıkları için alaya alınır. İttihat ve Terakki devrinde, modernistlerin neşr vasıtası hükmündeki Sebilürreşâd mecmuasında yazı yazan İzmirli İsmail Hakkı tarafından mesele mugâlata mevzuu hâline getirilmiş; sonra da bir cevaz fetvâsı elde edilmiştir. Bu fetvâ, şeyhülislâmlıkta fetvâ müsevvidi Ali Murtedâ tarafından Mecmua-i Cedîde adlı fetvâ mecmuasının yeni baskısında neşredilmiştir. Sonradan diş dolgu ve kaplamasının gusle mâni olmadığını söyleyenler de, hep bu fetvâ denilen söze dayanmışlardır. Fetvânın altına da önce Hasen Hayrullah, sonra Hasen Fehmi Efendilerin ismi yazılmıştır. Halbuki bu iki isim, Mecmua-i Cedide’nin ilk baskısı sırasında şeyhülislâm idiler. O baskıda ise bu fetvâ yoktur. İkinci baskısı yapılırken eklenmiştir. Bu zamanda da şeyhülislâmlık makamında -masonlukla da itham edilmiş olan- Musa Kâzım Efendi oturmakta idi. Öyleyse burada da bir ilmî sahtekârlık mevzubahistir. Zira Muallim Cevdet, şeyhülislâmlığın, diş dolgusunun gusle mâni olduğu fetvâsından bahsediyor. (1920 tarihli bu makale, Mektep ve Medrese adlı kitapta vardır.) Demek ki şeyhülislâmlığın, evvelâ diş dolgusunun gusle mâni olduğuna fetvâ verdiği; İttihatçılar zamanında, bu fetvânın değiştirildiği anlaşılmaktadır

Şurası bir hakikattir ki, Hanefî mezhebi ihtiyat üzerine kuruludur. İki kavil ile karşılaşınca, ahzü bi’l-ehvat (ihtiyatlı olanı almak) mezhebin kaidesidir. Meselâ İmam Ebu Hanife, seferîlik için bildirilen muhtelif mesafelerden en uzun olanına itibar etmiştir. Zira üç günlük seferde namaz kısaltıldığı için uzun olanı almayı ihtiyatlı görmüştür. Mehrin asgari mikdarında, hırsızlık haddinde cezanın infazı için malın taşıması gereken kıymette de ihtiyatlı olanı esas almıştır. Diş dolgusu ve kaplaması hususunda adem-i cevaz fetvası verilirse, bu fetvâ doğru olmasa bile, mükellefin kaybedeceği bir şey olmadığı gibi, mezheblerin hilafından çıktığı için müstehab sevabı alır. Ama eğer adem-i cevâz fetvâsı doğru ise, mükellefin guslü, binaenaleyh namazı sahih olmamak tehlikesi vardır.



Sual:
Bevlederken ve taharetlenirken kıbleye dönmek câiz midir?

Cevap;
Kazâ-yı hâcet yaparken (küçük veya büyük abdest bozarken) kıbleye dönmek tahrimen mekruhtur. Taharetlenirken dönmek mekruh değildir. Edebi terketmektir. Zira avret yeri açık iken kıbleye dönerek gusletmek de edebi terk etmek demektir. (İbni Abidin-İstincâ Faslı).

Sual:
Evdeki helâlarda da kıbleye dönmek mekruh mudur?

Cevap;
Bu hususta iki görüş vardır. Açık yerde, sahrada kıbleye karşı bevletmek mekruhtur. Eğer kıbleyle arada bir mânia, mesela duvar olsa bile mekruhtur. Bu halde mekruh olmaz diyen âlimler de vardır.

Sual:
Abdest almaya başlarken ne söylemek lâzımdır?

Cevap;
Abdest almaya başlarken besmele söylemek sünnettir, mendubdur.

Sual:
Abdest alırken dudakların yıkanması gerekir mi?

Cevap;
Dudaklar âdet üzere yumulduğu zaman görülmez kalan yerlerde suyu ulaştırmak lâzım gelmez. Çünki dudağın yumulan yeri ağza ve açık kalan yeri yüze tâbidir. Bununla beraber abdest alan kimse ağzını âdetten fazla yummamalıdır. Zira dudakların üzerinde az da olsa yıkanmadık yer kalırsa abdest olmaz. Çünkü yüzün her tarafını yıkamak lâzımdır. Bu kuru kalan parça ise yüzdendir. (Halebî, Nimet-i İslâm)

Sual:
Abdest ve gusülde lüzûmundan fazla su kullanmak isrâftır. Sekiz rıtl [3,5 kg] su ile sünnete uygun gusl edilebilir. Resûlullah aleyhisselâm bir müd [iki rıtl, 875 gr.] su ile abdest alır, bir s⒠[4,2 kg] su ile gusl ederdi. Şu halde bu mikdardan fazla su kullanmak isrâf olur mu?

Cevap;
Bu mikdarlar abdest ve guslde sünnet olan mikdarı ve alt limitleri bildiriyor. Bu mikdardan az kullanılırsa, abdest ve gusl tam olmaz. Bundan fazla kullanmak eğer ihtiyaç için ise mekruh olmaz. Nitekim Nimet-i İslâm’da der ki: Abdest ve gerekse gusl için dinimizin bildirmiş olduğu bir mikdar su yok ise de, herkesin kendi bünyesine göre lâzım olan sudan fazla su sarfetmesi ve her uzvunu üç defadan fazla yıkamak mekruhtur.

Sual:
Topuz yapılan saçın yalnızca topuz kısmına mesh caiz olur mu?

Cevap;
Bir kimse başına bağladığı peliğinin kenarına meshetse câiz olmadığına göre, topuzun altına meshedilecektir. (İbni Abidin)

Sual:
Abdest alırken kollardan artan yaşlık ile başın meshedilmemesi lazım geldiğini bilmeyen bir kimsenin bu şekilde aldığı abdest kerahatsiz sahih olur mu?

Cevap;
Abdestin sünnetlerini öğrenmek sünnettir. Bilmemek dârülharbde özür ise de yapmamak değil, öğrenmemek kabahattir.

Sual:
Hanefî mezhebinde abdest için kullanılan misvak namaz için de kâfi gelir mi?

Cevap;
Hadis-i şerifte “Misvak ile kılınan namaz, misvaksiz kılınan namazdan 70 kat efdaldir buyuruldu. Misvak kullanmanın mahalli, Hanefî mezhebinde abdestten önce, Şâfiî mezhebinde her namazdan öncedir. Misvak kullanmak, Hanefî mezhebinde abdestin, Şâfiî mezhebinde namazın sünnetidir.

Sual:
Abdest âzâlarını üçden fazla yıkamak mekruh mudur?

Cevap;
Bu hususta ihtilâf vardır. Bazı âlimlere göre böyle yapmak mutlak olarak mekruhtur. Bazı âlimlere göre üçten fazla yıkamanın sünnet olduğuna inanarak yaparsa mekruhtur. Bazı âlimlere göre âdet hâline getirmeden kalbi kanaat getirsin diye üçten fazla yıkamak mekruh değildir. Hatta sünnet olduğuna inanarak bir defa yıkamak mekruh olduğu gibi, böyle inanmayarak üç defa yıkamayı devamlı terk eden de mekruh işlemiş olur.

Sual:
Abdest alırken kulaklar baştan artan su ile mi yoksa yeni su ile mi meshedilir?

Cevap;
İhtilâflıdır. Başı mesh ettiği su ile kulaklara mesh etmek sünnettir, yani sünnet yerine gelir. Elleri yeniden ıslatıp meshetmek evlâdır, daha iyidir. Böylece İmam Mâlik ve Şâfiî’nin de hilafından çıkılmış olur. (İbni Abidin)

Sual:
Abdest alırken başta besmele unutulsa, bazı uzuvlar yıkandıktan sonra hatırlansa ve söylense, sünnet sevabı hâsıl olur mu?

Cevap;
İnşallah olur.

Sual:
Bir kimse, bir defada avucuna almış olduğu suyu mazmaza esnasında üç defada kullanırsa caiz olur mu?

Cevap;
Avucundaki sudan her aldığında, bu su ağzın içini ıslatıyorsa ve bu suyu avucuna geri boşaltmıyorsa, her biri bir yıkama sayılır ve sünnet yerine gelir.

Sual:
Abdest alırken bir uzvu ilk yıkamada bazı yerler kuru kalmış olsa, ikinci yıkamada bunlardan bir kısmı giderilse, fakat yine bir kısım kuru yer kalmış bulunsa; üçüncü yıkamada ise her yer ıslanmış olsa, âzâlar üç defa yıkanmış olur mu?

Cevap;
Hayır, her yıkama tam olmalıdır. Bir kimse abdest uzvunu birinci defa yıkarken kuru yer bıraksa, ikinci defa yıkarken o yerin bir kısmına su işlese, üçüncüde tamamen yıkansa, her uzvu üçer defa yıkamış sayılmaz. (İbni Abidin)

Sual:
Hanefî mezhebinde abdestte başın tamamını meshetmeyi devamlı olarak özürsüz terketmek câiz olur mu?

Cevap;
Hanefî mezhebinde abdest alırken başın dörtte birini meshetmek farzdır. Tamamını meshetmek ise sünnettir. Mâlikî mezhebinde başın tamamını meshetmek farzdır. Hanefî mezhebinde ise sünnettir. Bu sünneti devamlı özürsüz tekretmek mekruh olur. (İbni Abidin)

Sual:
Abdest âzâlarından çift olanların solunu, sağından önce yıkamak câiz midir?

Cevap;
Abdest alırken çift abdest âzâlarından önce sağdakini yıkamak müstehabdır. Şakakları ve burun içini yıkarken, kulaklara ve mestlere mesh ederken müstehab değildir. (İbni Abidin)

Sual:
Abdest alan kimse yüzünü nasıl yıkar?

Cevap;
Bitişik avuçlarına suyu alıp, alnının üzerinden yüzüne bırakacaktır. Zira abdestte yüzünü yıkarken suyu yüzüne çarpmamak edebdendir. (İbni Abidin)

Sual:
Bir kimse sümkürdüğü zaman, burnundan nohut tanesinden az veya çok pıhtılaşmış kan parçası çıksa, abdest bozulur mu?

Cevap;
Bir kimse burnu sümkürür de, bir kan parçası düşerse abdesti bozulmaz. Pıhtılaşmış kan koyulaşıp donduğu için kan olmaktan çıkmıştır. (İbni Abidin)

Sual:
Yüzü, kolları, ayakları yıkarken, farz olan yerlerden biraz fazlasını yıkamak, abdestin edeblerindendir. Burada kasdedilen nedir?

Cevap;
Burada abdestte çizilen sınırın üzerine biraz ziyade etmek veya yıkanması farz olan yerlerden başka yerleri de yıkamak, farzlardan başka sünnetleri yerine getirmek yahud bir defa yıkanmakla farz yerine gelecek uzuvları iki veya üç defa yıkamak kasdedilmektedir. (İbni Abidin)

Sual:
Avret yerini açmak namaza aykırı bir iş olduğundan, namazda abdesti bozulan kimsenin, abdest almadan evvel istincâ etmesi, binâya (namazı tamamlamaya) mâni midir?

Cevap;
İstincâ sebebiyle avret yerini açmanın binâya mâni olup olmaması ihtilaflı olmakla beraber, fetvâ olmadığı istikametindedir. Kadın abdest alırken kollarını açsa, binâya mâni değildir. (İbni Abidin)

Sual:
Avret mahalli yere yerleşmiş vaziyette iken uyuyan kimse, bir şeye dayanmış olsa ve dayandığı şeyin çekilip alınması hâlinde düşecek bulunsa abdest bozulduğuna göre, bu şey duvar veya direk ise yine de abdest bozulur mu?

Cevap;
Dayandığı şeyin alınması demek, alındığı farzedilirse düşecek olması hâli demektir. Direk veya duvara dayalı uyuyan kimse de, bu duvar veya direğin alındığı farzedilirse düşecek ise, abdest bozulur.

Sual:
Hatibin hutbe okurken taharet üzere bulunmasının hükmü nedir?

Cevap;
Cünüb iken bile hutbe okumak sahih, ama mekruhtur. (İbni Abidin)

Sual:
Abdest aldıktan sonra başını traş ettiren kimsenin yeniden başını mesh etmesi gerekir mi?

Cevap;
Meshedilen baştır, saç değildir. Saç kestirmek abdesti bozmaz. Nitekim tırnak kesen de yeniden abdest almaz.

Sual:
Gözler, yüz üzerindeki birer uzuv olduğu halde abdestte neden gözlerin içi yıkanmıyor?

Cevap;
Meşakkat olduğu için.

Sual:
Bir anne, abdestli iken evlâdını emzirse abdesti niçin bozulmuyor?

Cevap;
Abdesti, abdestli kimseden çıkan her pislik bozar. Ter, gözyaşı, süt gelmesi abdesti bozmaz.

Sual:
Abdeste burun deliklerinin birinin veya ikisinin tıkalı olması, burna su çekmeye mâni olur mu?

Cevap;
Çekebildiği kadar çeker ve sümkürür.

Sual:
Göz kapaklarındaki çapak abdeste mâni midir?

Cevap;
Çapağı gidermek lâzımdır. (İbni Abidin)

Sual:
Başkalarının görme ihtimali varsa, kadının ince başörtüsü üzerine meshetmesi caiz olur mu?

Cevap;
Altına su geçiyorsa olur.

Sual:
Kaçak su ile alınan abdest, caiz olur mu?

Cevap;
Başkasından gasb edilmiş su ile abdest almak mekruhtur.

Sual:
Abdest alırken bir avuç su ile hem ağza hem buruna su vermek caiz olur mu?

Cevap;
Hayır.

Sual:
Hanefî mezhebinde üç parmak [işaret, orta ve yüzük parmakları] ile başa mesh etmekle farz yerine gelmiş olur mu?

Cevap;
Bir parmak ile bile dörtte biri meshederse olur. Üç parmak ile ufkî (yatay) olarak koyup çekmezse olur; şakulî (dikey) ise olmaz.

Sual:
İdrarını yaptıktan hemen sonra abdest alınabilir mi?

Cevap;
Alınabilir. Ancak idrarın iyice kesildiğine kanaat getirmiş olmalıdır. Aksi takdirde sonradan bir damla bile gelirse, abdest bozulur.

Sual:
Başından veya ensesinden kalan yaşlıkla mest üzerine mesh eden kimsenin abdesti sahih midir?

Cevap;
Bir uzvu yıkadıktan sonra, elde kalan yaşlıkla, mest üzerine mesh edilir. Başı veya enseyi meshden kalan yaşlıkla mesh edilmez. Çünki başı meshedenin elindeki yaşlık müstamel olur. Yıkayanın ise elinde kalan değil, akıp giden su müstameldir. (İbni Abidin)

Sual:
İspirto necis midir?

Cevap;
Alkollü içkilerden hamr, yani şarab, üzüm suyunun pişmemişidir. Bu üzüm suyu kabarır, katılaşır ve köpük tutarsa hamr olur. İmameyn’e ve üç mezhebe göre köpük atması şart değildir. Hamr, necâset-i galîza, yani kaba necâsettir. Hamr dışındaki alkollü içkiler içilmesi haram olmakla beraber, bunlardan tıla’ denileni necâset-i galîza, yani kaba necâsettir. Seker ve naki denilen alkollü içkiler için hafif veya galiz necâset oldukları hakkında iki rivâyet vardır. Şarab dışındaki alkollü içkiler hakkında da galîz ve hafif necâset olmak üzere iki rivâyet vardır. Nehr ve Halebî’de hafîf, Kuhistanî’de galîz olmasına meyledilmiştir. Demek ki şarabdan başka alkollü içkiler hakkında umumiyetle tercih edilen, necâset-i galîza, yani kaba necâset olmasıdır.
İspirto, alkollü içkilere hususiyetini veren etil alkoldür. Bunu içmek de haramdır. Nimet-i İslâm’da ispirto ve rakının necâset-i galîza olduğu yazıyor. Gerçekten ispirto ve rakı eğer hamrdan (şarrabdan) imbiklenme yoluyla elde edilmişse ittifakla necâset-i galîzadır. Aksi takdirde, yani hamr dışındaki içkilerden veya şeker kamışı, patates gibi bitkilerden, hatta sentetik olarak elde edilmişse, galîz veya hafife olmak hususunda yukarıdaki iki rivâyet câridir.
İspirto, eğer kolonya, cilde sürülen ilaç, vernik gibi sıvılarda bulunuyorsa, bunlar bir kavle göre hafif necâsettir; bir kavle göre temiz şeyle karıştırıldığı ve ihtiyaç için kullanıldığı için temizdir.

Sual:
Bel ameliyatı sebebiyle ayaklarını yıkayamayan hasta, abdest aldıracak kimse bulunsa bile teyemmüm edebilir mi?

Cevap;
Tabibin tavsiyesi veya kendi tecrübesi ile hasta olacağını veya hastalığının, ağrısının artacağını anlayan hasta, su bulunsa bile teyemmüm eder. Halebî’de, mesh bahsi sonunda diyor ki, (Bir veyâ iki elinde çatlak, ekzama veya başka yara olup, bunları ıslatmak zarar verirse, bu kimse abdest alamaz. Bu sebepten abdest alamayan kimseye, hatır ile veya para ile başkasının abdest aldırması, İmam-ı A’zama göre müstehabdır. Başkasından yardım istemeden teyemmüm edip kılarsa, namazı kabul olur. Yardımcı veya para bulamazsa, teyemmüm etmesi, İmâmeyn’e göre de câiz olur. İbni Abidin teyemmüm bahsinde diyor ki: Hasta kendine abdest aldıracak kimse bulamazsa teyemmüm eder. Şayet bulursa velev ecr-i misli ile olsun -bu ücreti verebildiği takdirde zâhir mezhebe göre teyemmüm edemez.... Abdest aldıracak kimse hakkında el-Bahr'da hulâsatan şöyle denilmiştir: «Kölesi, çocuğu ve çırağı gibi kendisine itaat mecbur biri bulunursa bilittifak teyemmüm edemez. Başkasını bulursa ve bulduğu kimse yardım istediği zaman edecek gibilerdense velev karısı olsun, zâhir mezhebe göre yine bilittifak teyemmüm edemez. Bazıları (Halebî kasdediliyor): (İmam A'zam'ın kavline göre teyemmüm eder, İmameyn'in kavline göre edemez. Nasıl ki kıbleye karşı duramayan veya pis yatağından başka tarafa dönemeyen bir hasta kendini döndürecek birini bulursa İmam A'zam'la İmameyn orasında aynı hilâf mevcuttur. Çünkü İmam A'zam'a göre bir mükellef başkasının kudreti ile kâdir sayılamaz) demişlerdir.» Yardımcıdan kasıt kölesi, ücretli hizmetkârı veya istendiği zaman yardım eden zevcesi, arkadaşı gibi kimselerdir. Zevce veya arkadaşın yardım etmesi ihtiyarî, köle ve hizmetkârın mecburîdir. Bu yazılanlardan anlaşılan, abdest aldıracak kimsesi bulunan müslüman teyemmüm edemez. Âlimlerin meylettiği görüş budur. Ama teyemmüm ederse de İmamı Azam'a göre caiz olur.

Sual:
Câmiye abdestsiz girmek uygun olmadığına göre, Bursa Ulu Câmii gibi bazı câmilerin içinde şadırvan bulunmasının sebebi nedir?

Cevap;
İçeride abdesti bozulanların hemen burada alıp namazı binâ etmesi (namaza devam edebilmesi) için yapılmıştır.

Sual:
Abdest sırasında yüz yıkanırken gözler kapatılabilir mi?

Cevap;
Abdestte gözlerin içini yıkamak lâzım değildir.

Sual:
Çenenin sakallı olduğu zaman yıkanması farz değildir; sakalsız ise farzdır, sözü doğru mudur?

Cevap;
Abdestte çenenin altını yıkamak farz değildir. Üstünü, sakal seyrek ise, yıkamak farzdır; sık ise hilallenir.

Sual:
Mâlikî mezhebine göre guslederken ön avret yerine el dokunarak abdest bozulursa, gusle yeniden mi başlamak gerekir?

Cevap;
Abdest yeniden alınır, gusl değil.

Sual:
Babası tarafından zorla câmiye götürülen ve abdestsiz olarak namaz kılan bir genç, ne yapar?

Cevap;
Abdest namazın şartıdır. Bilerek veya hakaret ya da alay kadıyla abdestsiz namaz kılmak küfrdür. Böyle olmazsa kasıt varsa, günahtır. Tevbe ve kazâ gerekir. Kasıt yoksa, unutarak veya hata ile kılmışsa bir şey lâzım gelmez.

Sual:
Namaz abdesti alan bir kadının saçını yabancı bir erkek görürse, abdest bozulur mu?

Cevap;
Avret yerinin açılması veya bunu yabancı birinin görmesi hiç bir zaman abdesti bozmaz

Sual:
Bir kimsenin eline hamur bulaşsa ve bu hamur da kurusa, o kimse de bu durumda abdest almış olsa, durumu ne olur?

Cevap;
Hamurun gusle ve abdeste mâni olup olmadığı hususu ihtilaflıdır. Dürrü’l-Muhtar, mâni olduğunu; Nehr, affedildiğini söylüyor. Münye’de ise mâni olduğu kavli tercih edilmiştir. Çünki hamurda bir kayganlık ve sertlik vardır ki, suyun işlemesine mâni olur. (İbni Abidin)

Sual:
İnşaatçının elindeki çamur, fırıncının elindeki hamur, bahçıvanın elindeki kir abdeste mâni midir?

Cevap;
Boyacının elindeki boya affedilmiştir. Zira izâlesi zordur. İnşaatçı veya fırıncı bu çamur veya hamuru sıyırmakta zorluk çekmez. Bunlar için bir kolaylık bildirilmemiş. (İbni Abidin)

Sual:
Abdest almakta olan bir kimse, yüzü ile birlikte başını da yıkamış olsa, baş meshedilmiş sayılır mı?

Cevap;
Yüzden veya koldan artan su ile başa meshedilmez. Ayrı su almak gerekir. Ama almayıp akan suda yüzünü başıyla beraber yıkamışsa, sünnete muhalif olmakla beraber abdest sahih olur.(İbni Abidin)

Sual:
Abdeste başlamadan evvel besmele yerine "Lâ ilahe illallah" veya "Elhamdü lillah" veyahud da "Eşhedü en lâ ilahe illallah" demiş olsa, sünnet yerine gelir mi?

Cevap;
Bir kimse abdeste başlarken besmele yerine tekbîr veya tehlîl getirse yahut hamdetse sünneti aslî itibariyle yerine getirmiş olur. Efdal olan "Bismillâhil-âzim ve'l-hamdülillâhi ale'l-islâm" veya “Bismillahi ve’l-hamdülillahi” demektir. (İbni Abidin)

Sual:
Abdeste başlamadan önce besmele sünnetinin yerine gelmesi için eûzü ile beraber mi söylemek gerekir?

Cevap;
Besmele ile sünnet yerine gelir. Ulemâdan bazıları eûzü besmeleyi tam olarak çekmenin efdal (faziletli) olduğunu söylemişlerdir. (İbni Abidin)

Sual:
Eli kesilen bir kişi, elinin geri kalan kısmını yıkamakla mükellef midir?

Cevap;
Kesik yeri yıkar.

Sual:
Bir kimse, altının veya boynunun üzerine düşen saçlarını meshederse, başını meshetmiş sayılır mı?

Cevap;
Sarkan saçları meshetmek, başı mesh yerine geçmez.

Sual:

Bir kişi başını meshettikten sonra saçını kestirecek olursa meshi yenilemesi gerekir mi?



Cevap;

Hayır.



Sual:
Bir kimse, kulaklarının önünü yüzünü yıkarken, arkasını da başı ile beraber meshetse caiz olur mu?

Cevap;
Sünnete muhaliftir. Kulakların meshi baştan sonradır.

Sual:
Abdest alırken ağzına aldığı suyu dışarı atmayıp içerse mazmaza sünnetini yerine getirmiş olur mu?

Cevap;
Abdest için ağzına aldığı suyu içmek, mazmaza yerine geçer.

Sual:
Mazmaza yapan bir kimse ağzını çalkalamadan suyu alıp geri boşaltsa sünnet yerine gelir mi?

Cevap;
Mazmaza, ağza alınan suyun ağzın içinde çalkalanması, böylece ağzın çeperlerinin ıslanması demektir.

Sual:
Bir kimse herhangi bir ihtiyaçtan dolayı veya soğuk olduğu için veyahut da suyun azlığı sebebi ile abdest âzâlarını birer defa yıkamakla yetinse, mekruh işlemiş olur mu?

Cevap;
Hayır. Abdest âzâlarını üç defa yıkamak sünnettir. Devamlı terki mekruhtur. Özürle terki hiç mekruh olmaz.

Sual:
Kulak yumuşağı ile favoriler arasında kalan beyaz kısım ve favoriler abdest alırken yüzle beraber yıkanır mı; başla beraber mesh mi edilir?

Cevap;
Kulak memesi hizasındaki kemiğin altı yüz, üstü başa tabidir. Bu hizadaki deri ve saçlar, Hanefî mezhebinde yüz, Mâlikî mezhebinde başa tâbidir. Altı, yüzü yıkarken yıkanır. Üstü, başa meshederken meshedilir. Hizası yüz yıkanırken yıkanır. Mâlikî mezhebinde tertip farz değildir. Abdestte Mâlikî mezhebini taklid eden bir Hanefî kendi mezhebine uyar.

Sual:
Mâlikî mezhebinde bilmeyerek veya unutarak muvâlâtı terk eden kimsenin abdesti sahih olur mu?

Cevap;
Mâlikî mezhebinde muvâlât, yani abdest uzuvlarını mutedil iklim ve mevsimde önceki uzvun kuruyacağı kadar bir zaman geçmeden (mütevâliyen) yıkamak farzdır. Hanefî’de sünnettir. Muvâlâtı bilerek veya unutarak terk eden kimsenin abdesti Mâlikî mezhebinde sahih olmaz. İade gerekir. Ancak abdest uzuvlarından birini yıkamadığını sonradan hatırlasa, imkân içinde hemen orasını yıkarsa muvâlâta uymuş olur. Aksi takdirde abdesti bâtıl olur.

Sual:
Bir hadis-i şerifte "Allahü teâlânın ismini zikretmeyen kimsenin abdesti olmaz" buyuruldu. Bu hadis-i şerif nasıl izah edilmiştir?

Cevap;
Abdest sahih olur; ama kemâli olmaz, sevabı az olur.

Sual:
Abdestte boynu, gırtlağı mesh etmek lâzım mıdır?

Cevap;
Enseyi, boynu meshetmek sünnettir. Boğazı, gırtlağı meshetmek bid’attir. (Nimet-i İslâm)

Sual:
Abdest uzuvlarını yıkamaya başlarken,  önce ön kısımlarından mı başlanır?

Cevap;
El, ayak, baş gibi uzuvların ön kısımlarından yıkamaya veya meshtmeye başlamak müstehabdır. Zira âyet-i kerimede ön taraf önce zikredilmiştir.

Sual:
Abdest alan, önce ellerini, sonra yüzünü, daha sonra sadece bileklerinden dirseklerine kadar yıkasa câiz olur mu?

Cevap;
Evet. Zira elleri abdeste başlarken yıkamıştır.

Sual:
Abdestte kulak hangi parmakla yıkanır?

Cevap;
Kulağı yıkamak değil, meshetmek müstehabdır. Elin başparmağı kulağın dışını, şahadet parmağı ise içini yıkamakta kullanılır. Serçe parmak ise hafifçe oyuğa sokulur.

Sual:
Televizyonda konuşan birisi başın dörtte birinin meshedileceğine dair hadis yoktur. Tamamı meshedilmelidir dedi. Bu doğru mudur? Abdest alırken, başın dörtte birini meshetmeyi inkâr eden bir kimse küfre düşer mi?

Cevap;
Buhârî ve Müslim’de rivayet edilen Mugîre bin Şu’be hadîsinde Hazret-i Peygamber, sarığın altından başın önünü meshetmiştir. Âyet-i kerimede başınızı meshedin sözü, el kadar yerin meshedileceği mânâsını vermektedir. Ebu Davud ve Müsnedü İmamı Ahmed’de Abdullah bin Zeyd’den rivayet edilen hadis-i şerifte ise Hazret-i Peygamber başının tamamını meshetmiştir. İhtilaflı bir meseleyi inkâr küfr olmaz. Abdestte başın meshini inkâr küfr olur.

Sual:
Namazda kahkaha, abdesti ve namazı bozduğu gibi, teyemmümü de bozar mı?

Cevap;
Bozar. (Fetava-yı Hindiyye)

Sual:
Abdest aldıktan sonra kılınan sübha namazını, abdest aldıktan 3-4 saat sonra kılsa, arada başka namaz da kılmış olmasa, subha namazı sevabına kavuşabilir mi?

Cevap;
Abdest uzuvları kuruyacak kadar zaman geçmişse, subha namazı sevabı alamaz.

Sual:
Abdestte önce sol, sonra sağ kulağı meshetmekle sünnet sevabı hâsıl olur mu?

Cevap;
Kulakları meshetmek sünnet, önce sağ, sonra sol kulağı meshetmek ayrı bir sünnettir.

Sual:
Namazda abdesti secdede bozulan kişi namazdan çıkmak için selâm verir mi? Abdesti tekrar aldıktan sonra kaldığı yerden namaza iftitah tekbiriyle mi başlar?

Cevap;
Selâm vermez. Abdesti bozulan, namazdan çıkmış olmaz. Gidip hemen abdest alır, namazını kaldığı yerden tamamlar. Tekbir de almaz.

Sual:
Ayak parmaklarını sol elin küçük parmağı ile alt taraflarından hilâllemek sünnettir. Sol ayak sol el ile alt tarafından nasıl hilâllenir?

Cevap;
Sol elin serçe parmağı ile baş parmak halka yapılırcasına serçe parmak alttan baş parmak üstten hilallenir. Bunu yapamayan diğer parmakları ile de yapabilir. Ayak parmakların birbirine sürtmek de hilallemek yerine geçer.

Sual:
Ey Oğul ilmihalinde geçen bir hadis-i şerif var: “Abdest almak istediğiniz vakit, abdest bozduğunuz yerde abdest almayınız! Çünki abdest suyunun herbir damlasına bir yıllık nâfile namaz sevâbı verilir”. Abdest bozulan yerde abdest almamakla her bir damlasına bir yıllık nafile namaz sevabı verilmesinin alâkasını anlamadım?

Cevap;
Helâda abdest alınırsa, idrar ve necaset bulaşır. Bu da abdestin sevabını giderir.

Sual:
Abdest alırken, musluğu hep açık tutmak israf olur mu?

Cevap;
Hayır. Mahallinde kullanılmaktadır.

Sual:
Deri altına enjektörle verilen ilâç, dışarı çıkınca abdest bozulur mu?

Cevap;
Evet.

Sual:
Ayağım topuk kemiğinden kesik olduğu için protez kullanıyorum. Protezi giyip çıkarmam zordur. Protezin üzerinden mesh etmek için bu özür olur mu?

Cevap;
Evet. Cebire (sargı) hükmündedir.

Sual:
Bardak yıkanan lavaboda abdest almak câiz midir?

Cevap;
Evet. Abdestte kullanılan su temizdir.

Sual:
Hem abdest almaya hem de gusletmeye yetecek kadar su bulan bir kimse, teyemmüm edebilir mi?

Cevap;
Gusl için teyemmüm eder. Su ile abdest alır.

Sual:
Balgamın içinde, balgamın az bir kısmını işgal eden kırmızı kanlı kısımlar abdesti bozar mı?

Cevap;
Tükrük, sümük ve balgamda çokluğa itibar edilir. Kan ekseriyette ise, abdest alınır. Değilse alınmaz. Tükrük kandan sararmış ise, bozmaz. Kızarmış ise, bozar. Balgamdaki kan mideden gelen kan olabilir. Bu ise pıhtı ise ağız dolusu olmadıkça zaten bozmaz. Ağızdan bulaşmış olabilir. Bu da sıvı olsa bile balgamdan az ise bozmaz. Balgam şiddetiyle çıkmış, kendiliğinden akmamış sayılır. (İbni Abidin)

Sual:
Bazen hizmet veren kişiye verdiği hizmetin ücretini verirken, hizmet veren kişinin istediğini çok bularak şu kadar yeter deyip ücret ödemenin mahzuru var mıdır?

Cevap;
İcare (hizmet) akdinde, fiyat konuşulmuşsa veya örfen belli ise (dolmuş, ayakkabı boyacısı gibi) bu fiyatı vermek lazımdır. Konuşulmamışsa, ne hizmet edenin, ne de hizmet alanın sözüne bakılır; hizmet eden ecr-i misle, yani piyasada o işin emsal ücretine hak kazanır.

Sual:
Tedavi imkânı olup da tedavi olmayanın abdest ve guslde özürlü olması câiz midir?

Cevap;
Evet.

Sual:
Abdestte gözdeki çapakları da temizlemek farz mıdır?

Cevap;
Göz kenarlarındakileri temizleyip altına suyu ulaştırmak lâzımdır. Gözün içindekileri temizlemek şart değildir. Zira abdest ve guslde gözün içini yıkamak farz değildir.

Sual:
Abdest dualarını hamamda okumak mekruh olduğu için, hamama duşakabin konsa, lavaboda alınan abdest için dua okumak caiz olur mu?

Cevap;
Bugünki hamamlarda, hatta helâlarda pis su birikmeyip gittiği için ortada necaset yoktur. Ortada necâset yok ise, abdest dualarını ve her duayı okumak caiz olur.

Sual:
Nezleden veya grip sebebiyle gözler yaşarırsa, abdest bozulur mu?

Cevap;
Hayır. Hastalık sebebiyle gelen yaştan kasıt, münhasıran göz hastalığıdır.

Sual:
İlmihallerde ağrısız akan su abdesti bozmaz buyuruluyor. Ağrılı su ne mânâya gelir?

Cevap;
Ağrılı su, çiçek hastalığı veya göz hastalığından gelen sudur. Nezle, alerji vs gibi haller sebebiyle gözden gelen yaş ağrısız sudur. (Nimet-i İslâm)

Sual:
Su dolu kovanın içine necaset düşse ne yapmak gerekir?

Cevap;
Bu necaset, suyun üç sıfatından (renk, koku, tat) birini değiştirmese bile, o su necis olur. İçilmez, temizlikte kullanılmaz. Bu kovaya müstamel su (abdest veya guslde kullanılmış su) karışırsa, necis olmaz. Zira müstamel su, necis değildir. Ancak içindeki su kadar karışırsa, mukayyed su olur. Bununla abdest ve gusl alınamaz. İçindeki müstamel su kadar taşırılırsa, kovada kalan su ile abdest ve gusl alınır.

Sual:
Abdest veya guslederse hasta olmaktan korkan kimsenin de teyemmüm etmesi câiz olur mu?

Cevap;
Su bulamayandan başka, hastanın ve çok yaşlının teyemmüm etmesi câizdir. Sağlam kimsenin, abdest alırsa, hasta olacağından korkmasının teyemmüm için özür olup olmaması hususunda iki kavil vardır. Bir kısım âlime göre câiz olmaz. Oruç tutunca, hasta olacağından korkarsa, orucu kazâya bırakması câiz olur diyen âlimler, hasta olmaktan korkanın teyemmüm etmesi câiz olur dediler. Zarar vermek, kendinin çok zannetmesi veya müslüman, âdil ve mütehassıs bir tabibin haber vermesi ile anlaşılır. Âdil bulunmazsa, fıskı zâhir (açık) olmayan Müslüman tabibin sözü de kabul edilir. Müslüman tabib yoksa, kendi kanaatine göre hareket eder. (Tahtâvî-Merâkı’l-Felâh hâşiyesi).

Sual:
Cünüb kimsenin, abdest alacak kadar suyu varsa nasıl hareket eder?

Cevap;
Abdest ve gusl için bir teyemmüm eder. Böylece cünüblük ve abdestsizlikten kurtulur. Teyemmümden sonra, abdesti bozulursa, abdestsizlikten kurtulmak için, o su ile sonra abdest alır.

Sual:
Bir kimse suyu acı, tuzlu, sodalı bir gölde yahud kar sularını eritip abdest ve gusül alabilir mi?

Cevap;
Evet. Bunlar, deniz suyu gibi mutlak sudur. Abdest ve gusle elverişlidir.

Sual:
Fıkıh kitaplarında “Abdestsizin mescide girerken teyemmüm etmesi müstehabdır” buyruluyor. Su varken teyemmüm caiz olmayacağına göre buradan ne anlamalıdır?

Cevap;
İçeride eşyası kalmış olabilir. Su içeride olabilir. Burada su ile abdest alma imkanı yoktur. Teyemmüm ederek câmiye girer. Etmeden girmesi de mahzurlu değildir.

Sual:
Fıkıh kitaplarında abdestin sünnetleri anlatılırken “Misvak bulunmazsa fırça da kullanılabilir. Bu da yoksa, sağ elin baş parmağını sağ yandaki dişler üzerine, ikinci küçük parmağını sol yandaki dişler üzerine üç kere sürerek temizlemelidir” diyor. İkinci küçük parmak hangi parmak?

Cevap;
İkinci küçük parmak, serçe parmağın yanındaki yüzük takılan parmaktır.

Sual:
Kulak memesi ve kulak yumuşağı farklı mı?

Cevap;

Kulak yumuşağı, kulaktan sarkan kadınların küpe taktığı yumuşak kısımdır. Kulak memesi ise kulağın tam ortasında, yanak ile kulak arasındaki kıkırdaksı tümsektir.



Sual:
Bir ilmihalde “Baştan gelen sıvı kanı kusunca, tükrükten az ise abdesti bozmaz” diyor. Baştan kan gelmesi ne demektir?

Cevap;
İlmihallerde bu bahsin mehazı olan Halebî'de “insan başı” mânâsına kullanılmıştır. Nitekim Baştan inen manasına “nezele mine'r-re's” denilmiştir. Ağızdaki gelen kan, iki yerden gelmiş olabilir. Mideden ve baştan. Mideden gelen kay, katı kan, safra, yemek, su ağız dolusu olunca abdesti bozar. Dişten ve ağızdaki yaradan çıkıp ağızdan dışarı çıkmayan kan abdesti bozmaz. Ağızdan dışarı çıkınca, tükrükten çoksa bozar. Mideden, ciğerden gelen kan sıvı ise, Şeyhayna (Ebu Hanife ve Ebu Yusuf’a) göre, az olsa dahi abdesti bozar.

Sual:
Sebilden abdest alınabilir mi?

Cevap;
Sebil vakfedilmiş, gelen geçen içsin, abdest alsın diye konulmuş su veya çıkarılmış kuyu yahud çeşmedir. İçmek için konulan sebilden abdest alınamaz.

Sual:
Sakalı jiletle kazımak ile makine ile almak arasında fark var mıdır?

Cevap;
İkisinin de hükmü aynıdır. Şu kadar ki, Mâlikî mezhebinde bir kavle göre sakal veya vücuddan bir kılın kazınması, abdesti bozar.

Sual:
Namazdan sonra imam herhangi bir yerinin kanadığını fark etse, cemaat de dağılmış olsa, nasıl hareket eder?

Cevap;
Gördüğü anda kanamış sayılır.

Sual:
Şâfiî mezhebinde abdestte tertib farz olduğundan, mestler abdestten hemen sonra ve sıra ile mi giyilir?

Cevap;
İlk giyişte mestlerin tertib ile alakası yoktur. Abdest alınır; çıplak ayakla veya çorapla gezilir. Abdest bozulmadan mest giyilir. İsterse solu önce giyer. Ama sağı önce giymek müstehabdır. Sonra abdesti bozulunca, yeni abdest alırken bunlara meshedebilir.

Sual:
Abdest aldıktan sona ellerdeki su kalıntısını silkelemek câiz midir?

Cevap;
Hazret-i Peygamber, bir rivayette şeytan yelpazesidir buyurarak men etmiştir. Bir rivayette ise kendisi bizzat silkelemiştir. İhtiyaç varsa silkelemek mahzurlu olmaz. Yoksa silkelememeli, havluya silmelidir.

Sual:
Mushaf, bir kese, çanta, torba, sandık içinde ise veya mendile, kâğıda sarılı ise abdestsiz olarak dokunmak ve taşımak câiz olur mu?

Cevap;
Mushafa abdestsiz dokunmak câiz değildir. Bu takdirde kendisine dokunulmuş olmamaktadır. Câizdir.

Sual:

Bülûğ çağına gelmemiş çocuk, öğrenmek maksadıyla abdestsiz olarak mushafa dokunabilir mi?



Cevap;
Bulûğa ermemiş çocukların, külfet olmaması için, abdestsiz mushafı tutması câiz görülmüştür.

Sual:
Kulağın arka tarafında kulakla saçların bitme noktasında kalan saçsız deriyi abdestte yıkamak lâzım mıdır?

Cevap;
Bu kısım başa tâbidir. Mesh etmek müstehabdır.

Sual:
Abdest alırken çene altındaki deri yıkanır mı?

Cevap;
Hayır. Ancak Şâfi’î mezhebinde yüzden sayıldığı için yıkanır. Hanefîler için hilaftan çıkmak için yıkamak müstehab olur.

Sual:
Abdest alırken eller nasıl tahlil edilir?

Cevap;
Bir elin ayası, diğerinin dış tarafından gelecek şekilde sol elin parmakları, sağ elin parmakları arasından geçirilir. Sonra sağ elin parmakları, sol elin parmakları arasından geçirilir. Buna tahlil (hilalleme) denir. Bir defa yapmak müstehabdır.

Sual:
Hemoroid problemi olan bir kimse namazı nasıl kılar?

Cevap;
Kan bir namaz vakti devamlı akıyorsa, Hanefî’de özür sahibi olunur. Bunun için ilk geldiğinde vaktin sonuna kadar beklenir; kan kesilmezse o halde abdest alınıp namaz kılınır. Sonra bir namaz vakti içinde devamlı gelmişse, artık namaz vaktinin başında çamaşırınızı temizleyip abdest alınır. Devamlı gelmiyorsa, çamaşır temizlenir; kan kesildiği zaman abdest alınıp namaz kılınır. Bu zor geliyorsa, Mâlikî mezhebi taklid edilir. Bu mezhebde kan abdesti bozmaz. Ancak bu sebeple Mâlikî’yi taklid eden kimse, gusl, abdest ve namazın şart ve müfsidlerinde Mâlikî’ye uyar.

Sual:
İbadetlere niyet ederken, içinden bir niyet cümlesi geçirmek şart mıdır? Mesela, gusl etmek için hamama giren bir kimse, içinden hiç cümle geçirmeden, gusl etmeye başlasa olur mu?

Cevap;
Niyet cümlesi diye bir şey yoktur. Lisan, harf, kelime, cümle, insanın düşüncesinin, niyetinin, kararının dışa vurulmuş hâlidir. Kalbden ne yapacağını bilip, karar vermek niyet demektir. O anda birisi ne yapıyorsun diye sorsa, düşünmeden bu kararını söyleyebiliyorsa, niyet etmiş demektir. Evet, sahihtir. Hanefî mezhebinde ihrama girmek dışında hiçbir ibadette dil ile niyet sünnet değildir. Hatta sadece dil ile niyet için bid’at diyen âlimler vardır. Şâfiî mezhebinde ihrama kıyasen, abdest ve guslde niyeti dil ile söylemek sünnettir.

Sual:
Cenazeyi yıkarken dökülen suların, yıkayanın üzerine sıçramasında mahsur var mıdır?

Cevap;
Müstameldir, kaçınmalıdır. Bunun için ölü yıkayanlar önlük giymektedir.

Sual:
Güneş enerjisi ile gusl ve abdest caiz midir?

Cevap;
Güneşte ısınmış su ile abdest almak mekruhtur. Ancak bu açıkta kalmış ve güneşte ısınmış ise böyledir. Güneş enerjisi ile ısınmış su, abdest ve guslde kullanılabilir.

Sual:
Banyo yaparken konuşmak câiz midir?

Cevap;
Evet. Helâda def-i hâcet ederken konuşmak mekruhtur. Abdest alırken konuşmak ise edebe aykırıdır.

Sual:
Halebî’de, mesh bahsi sonunda diyor ki, “Bir veya iki elinde çatlak, ekzama veya başka yara olup, bunları ıslatmak zarar verirse, bu kimse abdest alamaz. Bu sebepten abdest alamayan kimseye, hatır ile veya para ile başkasının abdest aldırması, İmâm-ı A'zama göre müstehabdır.” Islatmak zarar verdiğine göre başkası abdest aldırsa bile yine ıslanmış olmayacak mı?

Cevap;
Bu hüküm ilk sebepler içindir; başkasının abdest aldırması için değildir. Islatmak zarar veriyorsa, başkası olsa bile abdest alması gerekmez.

Sual:
Fıkıh kitaplarında şu ifade geçiyor: “Abdest alırken Mâlikî mezhebinde kulakların içi ve dışı yeni ıslatılmış parmak ile mesh edilir. Baş, kulaklar veya enseden birini, her defasında eli ayrı ayrı ıslatarak, birden fazla mesh etmemelidir. Her defasında ıslatmadan tekrarlanabilir.” Bu iki cümle birbirine ters gibi görünüyor. Her defasında eli ıslatmak lâzım mıdır, değil midir?

Cevap;
Her uzvu meshederken el ayrı ıslatılır, bir uzvu birden fazla meshedecekse tekrar ıslatmaz. Zira bu ikinci defa meshetmek olur. Halbuki sünnet olan bir defa meshetmektir. Hanefî mezhebinde ise, baş, ense ve kulaklar bir defa ıslatılan el ile meshedilir, el her biri için ayrıca ıslatılmaz.

Sual:
Fıkıh kitaplarında şöyle bir ifade geçiyor: “Özür sahibi olan, namaz vakti çıkınca abdesti bozulmuş olur. Öğleden başka dört namazdan birinin vakti girmeden evvel aldığı abdest ile bu namazı kılamaz. Çünki öğle namazının vakti başlarken, bir namazın vakti çıkmıyor.” Abdestin bozulması için bir namaz vaktinin çıkması lâzım olduğuna göre, sabah vakti çıktıktan sonra aldığı abdest ile öğle kılınabilirken, sabah namazı için aldığı abdest ile öğle namazı kılınamaz mı?

Cevap;
Sabah için aldığı abdest, öğle vakti girene kadar devam eder. Sabah, güneş doğduktan sonra aldığı abdestin hükmü, öğlenden sonra da devam eder.

Sual:
Fıkıh kitaplarında şöyle bir ifade geçiyor: “Abdestte kolundan, ayağından bir kısmı kesik olan kimse, kalan yerin yüzeyini yıkar.” Nereden kesildiği ehemmiyet arzeder mi?

Cevap;
Kesilen yer abdest mahalli içinde ise, üstü yıkanır veya meshedilir. Bir kimsenin elleri dirseklerinden, ayakları da topuklarından kesilmiş olsa o kimseye namaz borç değildir.

Sual:
Nasıl istibrâ yapmak daha doğrudur?

Cevap;
İdrar kesilince, zeker süt sağılır gibi birkaç defa sağılır; sallanır; hafifçe öksürülür; vücud sol tarafa meyledilir. Zekerin ucu soğuk suyla yıkanır. İdrarın kesildiğine kanaat getirince kalkılır. Biraz yürüdükten sonra abdest alınır.

Sual:
Gasb edilen su ile abdest almanın hükmü nedir? Bu su ile abdeste başlarken besmele çekilir mi?

Cevap;
Abdest alınır, sahihtir; besmele de çekilir. Ama bu suyu kullanmak haramdır.

Sual:
Guslü Hanefî’ye göre sahih olan, ama Mâlikî’ye göre olmayan kimse, abdest mevzuunda Mâlikî’yi taklid edecekse, tekrar gusl alması lâzım mıdır?

Cevap;
Evet. Gusl ile abdest birbirini tamamlar. Gusl ve abdest, namazın şartıdır.

Sual:
Çeşmelerden bazen bulanık su geliyor. Bunun sebebini bilmediğimiz için abdest caiz mi?

Cevap;
Necaset olduğu bilinmedikçe su temizdir, abdest alınır.

Sual:
Sinüzit sebebiyle zarar verdiği için başımın tamamını değil de, birkaç kılını meshetsem olur mu?

Cevap;
Evet. Hastalık özürdür. Gerekirse mesh sâkıt olur. Şâfiî mezhebi taklit edilirse, iyi olur. Bu mezhebde başın birkaç kılının ıslatılması mesh için kâfidir.

Sual:
Oruçlu abdest alırken, suyu genzine kaçırsa, oruç bozulur mu?

Cevap;
Hata ile oruç bozulursa, kazâ gerekir. Oruçlunun, abdestte mübalağa yapmaması lazımdır.

Sual:
Abdest aldıktan sonra uzuvlardaki yaşlığın silindiği mendil üzerinde iken namaz kılmak câiz midir?

Cevap;
Abdestte kullanılan su (mâ-i müsta’mel), İmam-ı A’zam’a göre kaba, Ebu Yusuf’a göre hafif necasettir. İmam Muhammed’e göre temizdir. Fetva da böyledir. Uzuvların silindiği bez, İmam-ı A’zam’a göre de necis olmaz. Zira vücudu yıkadıktan sonra kendiliğinden ayrılan su kaba necasettir.

Sual:
Derinin bir parçası, bedenden ayrılırsa abdest bozulur mu?

Cevap;
Bozulmaz, altını yıkamak da gerekmez. (İbni Abidin)

Sual:
Müslüman olmayan birisi şurası veya şu su temizdir dese, bununla abdest almak, orada namaz kılmak caiz olur mu?

Cevap;
Müslüman olmayanların diyânâtta sözü hüccet olmamakla beraber, bu söz zan hâsıl eder. Kendisi taharri eder (araştırır), bu sözü de nazara alarak bir karar verir.

Sual:
Gusl abdestinde Mâlikî mezhebini taklit eden bir Hanefî hanım, her abdest alışta saçlarındaki bütün tokaları (tel toka, saç lastiği vs) çıkarıp bu şekilde mi meshedecektir?

Cevap;
Mâlikî’de başın tamamını meshetmek farzdır. Başın üzerinde buna engel toka ve bant varsa çıkarılır. Saç örülmüş ve gevşek ise üzerinden mesh kâfidir. Saç, toplu ise, açılması gerekir.

Sual:
Tefsir abdestsiz okunur mu?

Cevap;
Evet, ama tefsiri abdestsiz tutmak mekruhtur. Zira içinde Arabî harflerle âyet-i kerimeler ekseriyettedir. Latin harfleri ile yazılmış ve içinde Arabî harflerle âyet-i kerimeler bulunmayan meal ve tefsirler, abdestsiz okunabilir ise de, abdestli olmak efdaldir.

Sual:
Diş fırçası misvak yerine geçer mi?

Cevap;
Diş temizlemek sünnet; misvak ise müstehabdır. Fırça ile sünnet yerine gelir; müstehab eksik kalır. Tıpkı namazda takke ve sarık gibidir.

Sual:
Yemekten sonra ağız yıkanırken, ağızın dışını yıkayıp, iç kısmına alınan su müsta'mel midir? Yutulsa câiz midir? Böylece sünnet sevabı hâsıl olur mu?

Cevap;
Abdest ve guslde kullanılan, yahud kurbet olarak, meselâ yemekten önce veya sonra sünnet niyetiyle ellerini yıkamakta kullanlan su müsta’mel olur. Nitekim cünüp bir kimsenin, ağzını yıkamadan su içmesi hâlinde, bu su ağzını yıkamış olduğundan müsta’mel su olur. Bunu içmek veya bununla hamur yoğurmak tenzihen mekruhtur. Bazı âlimler, başka uzva, yere, elbiseye düştükten sonra müsta’mel olur dedi. Bu bakımdan sünnet niyetiyle ağzı yıkadıktan sonra, bu suyu yutmamalı; tükürmelidir. (İbni Abidin, Nimet-i İslâm)

Sual:
Bir kimse gözünü ovalasa bu sebeple gözü acıyıp yaş aksa abdesti bozulur mu?

Cevap;
Hayır, gözyaşı hastalıkla (çiçek, alerji gibi) gelirse abdesti bozar.

Sual:
Sürme abdest suyunu geçirir mi?

Cevap;
Evet.

Sual:
Asker, abdest alacağı zaman botlarını çıkarmak ve giymekte zorlanacak olsa, bunların üzerine mesh edebilir mi?

Cevap;
Abdestli giyilmişse üzerine mesh edilir ve bu botlarla namaz kılınır.

Sual:
Balgam çıkarmak abdesti bozar mı?

Cevap;
Bozmaz. Tükürük gibidir. Çıkartmak abdesti; yutmak orucu bozmaz.

Sual:
Mâlikî mezhebinde semavî özürle, yani elde olmayarak gelen kan, idrar gibi şeyler abdesti bozar mı?

Cevap;
Mâlikî mezhebinde, vücudun normal mahreçlerinden (çıkış yerlerinden), yani ön ve arkadan gelen idrar, gâita, yel, meni, mezi, vedi, istihaza kanı abdesti bozar; kan, irin, taş, solucan vs bozmaz. Deriden çıkan kan, irin gibi şeyler ile lezzetsiz kendiliğinden çıkan meni abdesti bozmaz. Abdesti bozan idrar, yel gibi şeyler, bir namaz vaktinin yarısından fazla elde olmayarak gelirse, o kişi özürlü olur ve abdesti bozulmaz. Eğer namaz vaktinin yarısından azda geliyorsa özürlü olmaz. Mâlikî’nin meşhur kavli budur. Bu halde özürlü olmak için bazı şartlar vardır: Bu da istihaza kanı dışındaki abdesti bozan hâlin ne zaman kesileceğinin bilinemez ve tedavi edilemez olmasıdır. Meselâ her zaman belli bir vakitte kesiliyorsa veya tedavisi mümkün ise özür olmaz, abdesti bozar. Özürlü kişi aldığı abdest ile vakit çıksa bile, o özürden başka bir özürle abdesti bozuluncaya kadar namaz kılabilir.
Bir de Mâlikî mezhebinde meşhur olmayan zayıf kavil vardır. Buna göre, abdesti bozan bir şey, elde olmayarak bir defa bile gelse, o kişi özürlü olur ve abdesti bozulmaz. Arada geliyorsa, abdest almak müstehab olur. Bu kavil, hasta ve yaşlılar için veya bunların vaziyetindekiler için bir kurtuluş yoludur. Hanefîler de, böyle bir musibete uğrarsa, Mâlikî mezhebini taklit eder. Gusl, abdest yahud namazda Mâlikî mezhebini taklit eden bir Hanefî, vücudundan her ne sebeple olursa olsun, yani semavi olsun, ihtiyarî olsun, kan geldiği zaman, Mâlikî’de abdest bozulmadığı halde, kendi mezhebinden çıkmış sayılmadığı için, abdest alacaktır. Yel, gâita, idrar kaçıran da böyledir. Yel, idrar, gâita kaçıran kimse de, Hanefî mezhebine göre özürlü olamıyorsa, zaruret varsa, Mâlikî’yi taklit edebilir.

Sual:
Baş parmağımdaki yara sebebiyle sargı üzerine mesh ederek abdest alıyorum. Sargıyı çıkardığımda abdestim bozulur mu?

Cevap;
Yara iyileşmeden evvel sargı, yara bandı kendiliğinden düşüp tekrar bağlanırsa veya değiştirilirse abdest bozulmuş olmaz. Mesh ettikten sonra, bunlar, yara iyi olup da düşerlerse, altlarını yıkamak lâzım olur.

Sual:
Hanımlar, seyahat esnasında su bulsalar, ancak abdest alacak tenha bir yer bulamasalar, zarureten abdest azalarını açabilirler mi?

Cevap;
Açmazlar. İmkân varsa, teyemmüm ederek kılar ve sonra ihtiyaten kazâ ederler. Teyemmüm de edemezlerse, bilahare kazâ ederler. İki namazı cem etmeleri de caiz ve belki muvafıktır.

Sual:
Tırnak mantarı için doktorun yazdığı ilaç, altına su geçirmiyor. Bu ilacı devamlı kullanmak caiz olur mu?

Cevap;
Caizdir. Zaruretler memnuları mübah kılar. Üstü yıkanır.

Sual:
Arapça kitap, tecvid ve eliba kitapları abdestsiz tutulabilir ve okunabilir mi?

Cevap;
Kur’an-ı kerim ve ekserisi ayetlerden teşekkül eden tefsir kitapları dışında her çeşit kitabı abdestsiz tutmak caizdir.

Sual:
Oruçlu iken abdest alındığında, az miktarda buruna su veriyoruz. Abdest bittikten beş on dakika sonra burunda kalan su damlalarının genize doğru kendiliğinden gittiğini hissediyorum. Oruç bozulur mu?

Cevap;
Hayır.

Sual:
Ayak tırnakları arasında çoraptan kaynaklanan kirler oluyor. Bunlar gusl ve abdeste mani midir?

Cevap;
Olmaz, zira altına su geçer. Tabii tırnak kiri bile gusle ve abdeste mâni değildir.

Sual:
Bir kişi havuza dalıp çıksa, saçına eli ile mesh edip hemen namaza geçse caiz midir?

Cevap;
Câizdir. Havuz temizdir; abdest ve gusle elverişlidir. Klor, buna mâni değildir. Hanefî’de abdest ve guslde niyet şart olmadığından, suya dalmak da mesh yerine geçtiğinden hiç bir niyeti olmadan suya dalıp çıksa, abdest ve guslü tamdır.

Sual:
Elinde zamk eseri kalan kimsenin abdesti olur mu?

Cevap;
Çıkarabildiği kadarı çıkarır. Kalanı özür olur.

Sual:
Bir özür sebebiyle gusl ve abdestte Mâlikî veya Şâfiî mezhebini taklid eden Hanefî’nin bir yeri kanasa, Mâlikî veya Şâfiî’de bozmadığı için abdest almadan namaz kılsa günah işlemiş olur mu?

Cevap;
Kendi mezhebinden çıkmadığı için, kanayınca abdest alması gerekir. Almasa da Mâlikî veya Şâfiî’ye göre namazı sahihtir.

Sual:
Hanefî bir hanım hangi şartlarda akıntıdan dolayı Mâlikî mezhebini taklit eder?

Cevap;
Akıntı arada bir gelse, devamlı olmasa bile, abdest almak mümkün değilse, Mâlikî mezhebindeki bir kavli taklit ederek özürlü sayılabilir. Bu kavle göre, abdesti bozan şey namaz vakti içinde bir defa da olsa o kişi özürlü sayılır. Başka bir sebeple bozulmadıkça o abdestle namaz kılabilir.

Sual:
Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevî’nin Ehli Sünnet İtikadı adıyla neşredilen kitabında (sayfa 87) şöyle diyor: “İmama hades vaki olması, cemaate de hades vaki olması gibidir”. Şerhinde de: “İmamın abdestinin bozulması cemaatin de namazının bozulması demektir.” Halbuki ilmihal kitaplarında, imamın abdesti bozulduğu takdirde yerine başka biri geçer ve namaza devam edilir yazıyor. Malumat verebilir misiniz?

Cevap;
İmamın abdesti bozulur; yerine birini bırakmadan câmiden çıkar veya cemaatten birisi yerine geçmezse, cemaatin namazı bozulur, demektir.

Sual:
Abdest alırken kollarını yıkamayı unutan ne yapar?

Cevap;
Hatırlamışsa, vakit içinde ise kaza edilir. Vakit çıkmışsa kaza gerekmez.

Sual:
Katır ve merkeplerin içtiği sularla abdest alınır mı?

Cevap;
Temiz su yok iken, eşek, katır artığı ile abdest alınır ve sonra teyemmüm edilir.

Sual:
Bir kova suya çay karıştırdınız. Suyun rengi, tadı, kokusu değişti. Bu suyla abdest alınır mı?

Cevap;
Karışan şey, sudan fazla ise, su mukayyed olur. Bir ilmihalde sular bahsini okuyunuz.

Sual:
Abdestte her uzuvdan su akıtma şartı var mıdır?

Cevap;
Her uzvun tamamı ıslanmalı, bir iki damla damlamalıdır.

Sual:
Sakalı seyrek olan kimse abdestte ne yapar?

Cevap;
Seyrek sakalın altı yıkanır. Sarkan kısmı meshetmek sünnettir.

Sual:
Guslederken abdesti bozan bir şey hâsıl olsa, mesela idrar veya mezi aksa, ne lazım gelir?

Cevap;
Gusle devam edilir. Yeniden namaz abdesti alınır.

Sual:
Bir kitapta hem Kur’an-ı kerim metni, hem de tefsir olsa, abdestsiz tutulabilir mi?

Cevap;
Abdestsiz tutulamaz.

Sual:
İnsülin iğnesi yaptıktan sonra iğne yerinden bir damla insülin sıvısı kansız olarak geri çıksa, abdest bozulur mu?

Cevap;
Hayır. Nitekim kulağa damlatılan yağ kulaktan geri çıksa abdest bozulmaz.

Sual:
İlmihalde “Küçük havuza, mâyi [sıvı] hâlinde bir temiz cisim karışınca, bu sıvının üç sıfatı da suya benzemiyorsa, karışımın iki sıfatı bozulursa, mukayyed su olur.” Buna göre Aşırı sıvı klor yüklenmiş çeşme suyu ile abdest ve gusl nasıl caiz olur?  Zira suyun üç sıfatı da değişiyor.

Cevap;
O küçük havuz içindir. Klor, çok büyük miktardaki suya katılıyor. Renginde de bir değişiklik yok. O beyazlık suyun köpürmesinden kaynaklanıyor. Su durulunca şeffaflaşıyor.

Sual:
Şâfiî mezhebine mensup hâmile bir kadın, abdest sonrasi akıntı problemi yaşasa, bir namaz vakti kadar sürmese, ancak her defasında tekrar tekrar abdest almak kendisi için sıkıntı olsa, ne yapması gerekir?

Cevap;
Fercine pamuk koyar. Ondan sonra akıntı devam etse bile, her vakit girdiğinde abdest alır. Bu abdestle dilediği kadar ibadet eder.

Sual:
Ayet-i kerimeleri  ve hadis-i şerifleri İslam harfleri ile veya Latin harfleri ile abdestsiz olarak yazmak, okumak ve tutmak caiz midir?

Cevap;
Kur’an-ı kerimi (mushafı), âyet-i kerimelere abdestsiz tutmak caiz değildir; yazmak böyle değildir. Bir kitabın mushaf hükmünde olması için, içindekilerin çoğunun âyet-i kerime olması icab eder. Sadece mushafa, Amme cüzüne ve tefsir kitaplarına abdestsiz dokunulmaz. Bunun dışında içinde âyet-i kerime yazılı olsa bile her çeşit kitabı abdestsiz tutmak caizdir. Sadece İslam harflerle yazılmış âyet-i kerimelere abdestsiz dokunmak da uygun değildir.